Ana Sayfa Blog Sayfa 5114

Az söylemişsiniz, aslında biz sosyalistler daha neler yapmıştık! – Ezgi Başaran

Devrimci Karargah davasını iyi inceleyelim ki bu ‘Dava’lar sonunda, bir sabah bir ‘Böcek’ olarak uyanmayalım…

* Karşımda oturan güleryüzlü ve tatlı kadının başına gelen felaketi anlatmak için kara mizahtan başka aleti edevatı yok. Kullanıyor, pek de başarılı. ‘İyi ki’ diyor, ‘Afili bir gecelikle değil de pijamayla yatmışım. Yoksa sabah 5’te kapımıza dayanan polisleri layıkıyla karşılayamazdım…’ Kadın Gülfer Akkaya, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) üyesi ve Devrimci Karargah davası tutuklusu Tuncay Yılmaz’ın sevgilisi.

* 21 Eylül 2010 saat 5’te polisler (TÖP) ve Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) üyeleri, Red Dergisi, Bilim ve Gelecek dergisi çalışanlarının da aralarında bulunduğu 17 kişinin evi eşzamanlı olarak bastı. Hepsi tutuklandı. Tuncay Yılmaz elleri kelepçeli vaziyette mahallelinin Önünde bekletildikten sonra götürülürken ardında bıraktığı Gülfer’e ‘Meraklanma bir-iki güne dönerim’ demişti. 11 ay oldu, Tekirdağ 1 Nolu F tip Cezaevi’nde.

* İlginç bir olay… Tuncay Yılmaz götürüldükten sonra polis 1-2 saat kadar evde kalmış. Gülfer ise yaklaşık 5 saattir talep ettiği ‘avukatını arama’ hakkını kullanmak konusunda diretiyor. Fakat telefonlara el konulduğu için bu haklı talebine karşılık bulamıyor. Sonunda telefonuna ulaştığında herkesi arayabiliyor, bir tek avukat düşmüyor. Hayret bir şey! Sonunda anlaşılıyor ki, avukatın kayıtlı numarası değişmiş. Her rakamın arasına # işareti konmuş. E düşmez tabii o numara!

* Başka ilginç olaylar silsilesi… İnsan diyor ki, doğal olarak, yeri yurdu belli olan ama bu biçimde gözaltına alınıp sonra tutuklanan bu insanlar acaba neyle suçlanıyor? Devrimci Karargah adı verilen bu Örgütle acaba nasıl bir bağlantıları var? Bu noktada sanık ifadelerine başvurmak ve sizlere oradan alıntılar yapmak isterdim ama 11 aydır tutuklu bulunan bu kişiler henüz tek kelime savunma yapamadı. O bakımdan şey… Yani zor.

* 140 sayfalık iddianameye baktığımda, Örneğin Tuncay Yılmaz’ın Devrimci Karargah üyesi olduğuna dair tek somut delilin 19 siyasi parti ve platformun Orhan Yılmazkaya’nın infazını protesto ettiği bir basın toplantısına katılması ve orada konuşması olduğunu gördüm. Ha tabii onun dışında 2 yıl süren teknik takip sonucu Yılmaz’ın TEKEL işçilerinin direnişine destek verdiği sırada Mahir Sayın’la yaptığı ‘Neredesin?’ ‘Maydonoz’da’ ‘Ha Öyle mi’ ‘He burası Devrimci Karargah gibi’ şeklindeki esprili konuşmasının şifreli kabul edilmesi gibi küçük detaylar var. Maydonoz dediği, Maydonoz Cafe’dir. Belirteyim. Devrimci Karargah lafı da solcular toplanmış manasında bir espri. Ayrıca belirteyim.

* İnsan yine mantıken soruyor, ne var 10 bin sayfalık dava dosyasında Öyleyse? Valla şöyle: Tutuklu kişilerin 1 Mayıs, nükleer santral ve HES’lere karşı yapılan mitinglere, 12 yaşında bir havan mermisiyle paramparça olan Ceylan Önkol’a, 12 Eylül askeri darbesinde idam edilen Necdet Adalı’ya ilişkin anmalara katılmış olduğunu gösteren dokümanlar.

* Tuncay Yılmaz cezaevinden yazdığı mektupta ‘yetmez ama evet’ diyor bir bakıma. Evet biz bunlara katıldık ama az söylemişsiniz, dahası var: ‘Ben sadece dosyada belirtilen bu eylem ve etkinliklere değil, gençlerin “parasız, bilimsel, anadilde eğitim” için yaptıkları agklamalara, homofobiye karşı yürüyen eşcinsellerle “Onur Haftası” yürüyüşlerine, Davutpaşa’da, Tuzla’da yaşanan iş cinayetlerine karşı yapılan mitinglere, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi olması için düzenlenen 2 Temmuz etkinliklerine, Kürt sorununun demokratik çözümü için yapılan gösterilere katıldım, feministlerin kadın kurtuluşu için düzenledikleri faaliyetleri de destekledim.’

* Hikayeyi buraya kadar anlattığım bir arkadaşım, ‘Olur mu canım, saçmalama’ dedi, ‘İddianamede başka şeyler de vardır…’ Ben sayayım başka neler var diye de saçmalayan kişi ben olmayayım: SDP’nin Devrimci Karargah örgütüyla ilişkisine kanıt olarak gösterilen dijital dokümanlar arasında SDP İstanbul il Örgütünde bulunan 1982’de Ölen devrimci Mustafa Asım Hayrullahoğlu ile ilgili video görüntüleri, Dev-Lis tarafından Denizli’de yapılan Kızıldere anmasında çekilen fotoğraflar, Deniz Gezmiş anmasında çekilen fotoğraflar, 1 Mayıs 2008 ve 1 Mayıs 1977’ye dair görüntüler. Mahir Sayın’ın Örgüt üyesi olduğunun dijital kanıtı ise 2010 yılı Şubat ayında Ankara’da TEKEL işçileri ile dayanışma amacıyla gerçekleştirilen mitingdeki görüntüleri.

* Her çarşamba sevdiği adamı görmek için binbir engel atlayan Gülfer anlatıyor: ‘Ölümü gösterip sıtmaya alıştırmak buymuş meğer. Hiçbir tutuklu yakınına haber vermeden Tuncaylan bir anda Tekirdağ Cezaevi’ne naklettiler. Silivri iyiydi, iki otobüs bileti atıp gidiyorduk. Şimdi ne badireler, ne yollar…’

* Latince bir deyim olarak Modus Operandi’den bahsetmek isterim. Bir kişinin ya da kurumun, çalışma, işlev görme alışkanlığı… Ne idüğü belirsiz ‘onurlu’ bir ihbar mektubuyla başlayan gözaltılar, sanıklardan Önce basına sızdırılan ‘dijital deliller’, medeni bir hukuk devletinde şaka olarak bile kabul görmeyecek deliller ve telefon konuşma kayıtlan ve sonsuzluğa uzanan tutukluluk süreleri Balyoz, Askeri Casusluk, KCK, Devrimci Karargah davalarının ve en son şike operasyonunun ortak noktasıdır. Yani aynı Modus Operandi. Öyleyse…

* Madem ki bu Türkiye yenisidir, Kafka’nın değil, gerçekten tüm milletin kaleminden gksın diyorum ben. Çıksın ki bu ‘Dava’lar sonunda, bir sabah bir ‘Böcek’ olarak uyanmayalım. Hep beraber, top yekûn.

* NOT 1: Devrimci Karargah’ın ikinci ve belki de ilk gerçek duruşması 11-12 Ağustos’ta görülecek. Ülkenin demokrat insanları bu dava için ‘maydonoz’da değil, Beşiktaş Adliyesi’nde buluşsun. Saat 10.00’da.

* NOT 2: Devrimci Karargah davasının detaylarına inmek isteyenlere İsmail Saymaz’ın ‘Hanefi Yoldaş’ adlı kitabını şiddetle Öneririm.

Ezgi Başaran – Radikal

Sıra Kimde İnisiyatifi dayanışmaya çağırıyor

Sıra Kimde İnisiyatifi, herkesi 11 ve 12 Ağustos tarihlerinde Beşiktaş‘ta görülecek olan Devrimci Karargah davasında, örgüt üyesi iddiasıyla tutuklananlarla dayanışmaya çağırdı.

Açıklama şu şekilde:

Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan, SDP Genel Başkan Yardımcıları Ecevit Piroğlu ve Günay Kubilay, SDP MYK üyesi Ulaş Bayraktaroğlu, SDP üyesi Özgür Cafer Kalafat, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) sözcüleri Oğuzhan Kayserilioğlu ve Tuncay Yılmaz, TÖP üyesi Semih Aydın, Bilim ve Gelecek Dergisi editörü Baha Okar, RED Dergisi yazarı Hakan Soytemiz ve sendikacı Kemal Hamzaoğlu’nun da aralarında bulunduğu 13 kişi yaklaşık bir yıldır tutuklular.

Arkadaşlarımız hiçbir ilişkilerinin olmadığı Devrimci Karargah örgüt üyeliğiyle yargılanıyorlar.13 Nisan’daki duruşmada hukusuzca  alınan birleştirme kararı nedeni ile savunma bile yapmadan tutukluluk halleri devam eden sosyalistler 11-12 Ağustos 2011 günü Beşiktaş Özel Yetkili Ağır Ceza mahkemesinde bir kez daha duruşmaya   çıkarılacaklar.

Meşru toplumsal muhalefeti etkisizleştirmeyi, yok etmeyi, tüm demokratları susturmayı hedefleyen saldırıların en büyüklerinden biri olan bu dava sırasında demokrasinin, adaletin ve özgürlüğün savunusunu yapmak, komploları boşa çıkarmak isteyen herkesi  dayanışmaya çağırıyoruz.

SIRA KİMDE İNİSİYATİFİ

TRT Tosun Paşa filminin hamam sahnelerini makasladı

Radikal gazetesinden Kaan Sezyum bugünkü yazısında TRT ile ilgili tartışma yaratacak bir yazı kaleme aldı.  Sezyum, Pazar gecesi Tosun Paşa filmini yayınlayan TRT’nin Adile Naşit’in de rol aldığı hamam sahnelerini sansürlediğini iddia etti.

 

 

İşte Kaan Sezyum’un kaleminden Adile Naşit’li hamam sahnelerinin makaslanma hikayesi.

O SAHNELERİ KESİYORSUN

Pazar gecesi TRT 1’de Tosun Paşa vardı. Belki de Türkiye’de herkesin ‘Çok iyi ve eğlenceli bir film’ olduğu konusunda hemfikir olabileceği ender işlerden. Peki Tosun Paşa’nın TRT tarafından kesile kesile adeta 55 dakikalık bir diziye dönüşmesine ne demeli? Adile Naşit’in hamam sahnesini sen neden kesiyorsun, neden sansürlüyorsun ergenliğini yamuk yaşamış arkadaş? Hani başka bir ihtimal bulamıyorum. Adile Naşit’in o haline bakıp içinde kötü duygular uyanan insan zaten kötüdür. O insanı çoktan koyduğun kanunlarla / yasaklarla / coplarla yaratmışsın da hâlâ o insanı sözde yaratmamak için palavradan bir çaba içindesin.

Kaan Sezyum’un yazısı

Makaslanan hamam sahnesi

HTC-Highroad veda ediyor

0

Bisikletin son yıllardaki en güçlü ekiplerinden HTC-Highroad, sponsor bulamadığı gerekçesiyle bisiklete veda edeceğini açıkladı. Bisikletçilerin 2012 sezonu için istedikleri takıma gideceği açıklandı.

Uluslarası Bisiklet Birliği’nin takımlar klasmanında zirvede olan HTC-Highroad’un patronu Bob Stapleton, HTC’nin sponsorluktan çekilmesinin ardından yeni sponsor aramaya başlamıştı. Stapleton, dün yaptığı açıklamada çalışmalarının sonuç vermediğini ve bisikletten çekileceklerini duyurdu.

Kadrosunda Mark Cavendish, Tony Martin, Mark Renshaw, John Degenkolb, Matthew Goss, Bernard Eisel gibi isimleri barındıran HTC-Highroad, son yılların en başarılı takımlarından biriydi. Fransa Bisiklet Turu’nda müthiş bir performans gösteren ekip, beş etap galibiyeti alan Cavendish’le yeşil mayoyu elde etmiş, yine Tony Martin’le de Grenoble’daki zamana karşı etabında zafere ulaşmıştı

Cavendish, twitter hesabından yaptığı açıklamada, “İnanılmaz geçen beş yılın ardından, takımımın devam etmeyeceğini öğrenmek kalp kırıcı” dedi. Büyük takımların kadrosuna katmak istediği yıldız sprinterin Sky’la anlaşacağı iddialar arasında.

HTC-Highroad, 2011 sezonunda erkeklerde 47, kadınlarda 46 etap galibiyetine ulaşmıştı.

Stapleton, HTC-Highroad’un kadın takımının devam etme ihtimali olduğunu da sözlerine ekledi.

İşte TRT’nin sansürlediği Mabel Matiz şarkısı!

Geçtiğimiz aylarda ilk albümünü yapan Mabel Matiz’in “Barışırsa Ruhum” başlıklı şarkısı TRT tarafından sansür edildi.

Sansür sanatçının geçen hafta TRT1 radyosunda katıldığı bir programda şarkıyı dinletmek istemesi üzerine ortaya çıktı.

Sanatçı, programın ardından “Barışırsa ruhum, TRT denetiminden geçememiş ve ben bu durumdan pek memnunum” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

İşte Mabel Matiz’in TRT sansürüne takılan şarkısı “Barışırsa Ruhum”. Şarkının sözlerini de aşağıda bulabilirsiniz.


 

Mahreminizle siz ne kadar da güzelsiniz
Kıyamam tanrınıza eğer tanrımı affederseniz
Yemleriniz kafa yapıyor ama, gördüm, geçici
Dişleriniz canıma batıyor ama, can da uçucu
Neşelerimizi köşelerinizle değiştirirken
Düşlere, masallara kirli kondomlar giydirdiniz

Politize şevkat, hümanize şiddet
Barışırsa ruhum, eşele ve mahvet
Biri yasak derdinde, kimi ahlak uğrunda
Dünyayı assan da, beni kessen de
Bu şarkı bitmez, bu müzik susmaz

(Yeşil Gazete)

HES’e direnen 10 köylü için suç duyurusu

Erzurum’un Tortum ilçesinde hidroelektrik santral (HES) kurulmasını istemeyen 10 köylü için yüklenici inşaat firması Paldet İnşaat Anonim Şirketi, “inşaata karşı vatandaşları provoke ettikleri” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Tortum’a bağlı Bağbaşı, Serdarlı ve Pahlivanlı beldeleri ile Dikmen, Uzunkavak köylerinden geçen Ödük Çayı üzerine üç ayrı HES kurulması planlanıyor.

Erzurum’un yerel internet sitesi gazeteguncel.com’un haberine göre, halk üç aydır HES’lerin yapımına karşı direniyor. Son olarak iş makinelerinin bölgeye gelmesi üzerine halk mahkeme kararı çıkmadan HES yapılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Habere göre, bir grup köylü gece saatlerinde şantiyeye baskın düzenleyerek özel güvenlik görevlilerini darp etti.

Yüklenici firma sorumlusu Erdal Turan, üç ayda üç milyon zarar ettiklerini söyleyerek, “Eğer zamanında bitiremezsek lisans sahibi firmaya günlük 500 bin TL tazminat ödemek zorunda kalacağız. Bu zararın tazmini için tespit ettiğimiz 10 kişi hakkında tazminat davası açtık” dedi.

Anonymous, Guy Fawkes günü Facebook’u çökertecek

Uluslararası ‘hack’tivis grup Anonymous, internet üzerinden yayınladıkları videoda , 5 Kasım’da Facebook’u çökerteceklerini açıkladı.

750 milyonu aşkın ziyaretçisi olan Facebook’taki kullanıcı bilgilerinin, gizlilik ayarları kullanıcı tarafından nasıl yapılmış olursa olsun hiçbir zaman silinmediğine dikkat çeken Anonymous ekibi ‘Bunu insanların iyiliği için yapıyoruz’ dedi.

İnternet üzerinden yayınladıkları videoda, grup üyeleri ” Mahremiyet ilkelerine aykırı hareket eden Facebook 5 Kasım’da çökecek. Facebook, üyeler tarafından yüklenen ve daha sonra silinmesine izin vermediği bilgi, fotoğraf ve videoları devlet kurumlarına aktarıyor, gizli istihbarat birimlerinin siteye girerek dünyada istedikleri insan ve kurum hakkında istediği bilgileri toplamasına izin veriyor” iddiasında bulundu.

Grup, özellikle gizli Amerikan diplomatik belgelerini yayımlayarak devletlerin tepkisini çeken ve bu yüzden devlet ve onunla iş yapan özel şirketlerin yoğun susturma çabalarına maruz kalan WikiLeaks’e destek vererek adını duyurmuştu. Grup, son olarak, bu hafta başında Suriye Savunma Bakanlığı’nın web sitesine bir korsan mesaj yerleştirerek, Suriye ordusunun muhaliflere yönelik kanlı operasyonlarını eleştirmiş ve ordudaki subayları ‘diktatör’ Beşar Esad’a karşı ayaklanmaya çağırmıştı.

Pek çok ülkeden binlerce demokrat hacker’ın fiziksel ortamda bir araya gelmeden oluşturdukları ‘anonim’ grubun bazı üyeleri, İngiltere Parlamentosu’nu 5 Kasım 1605‘te patlatmaya çalışan Guy Fawkes’ın hikayesinin anlatıldığı V for Vendetta çizgi romanından esinlenen maskeler kullanarak bazen kamuoyu karşısına çıkıyor. (Yeşil Gazete, Cumhuriyet)

İzmir’de Cemevi devrimi gerçekleşti

İzmir İl Genel Meclisi, il sınırları içerisinde bulunan cemevlerinin bakım onarım, elektrik, su, çöp ve atık su giderlerinin İzmir İl Özel İdaresi tarafından karşılanmasını içeren önergeyi, AK Partili üyelerin ‘red’ oyuna rağmen, CHP ve MHP’li üyelerin oylarıyla kabul etti.

İl Genel Meclisi’ne CHP’li Elvan Çelen ve arkadaşları tarafından verilen ve kent sınırları içerisinde bulunan cemevlerinin bakım onarım, inşaat, elektrik, su, çöp ve atık su giderlerinin İzmir İl Özel İdaresi tarafından karşılanmasını öngören önerge hakkında, Hukuk, Plan ve Bütçe, Kültür ve Turizm ile Sosyal Hizmetler komisyonları tarafından gelen raporlar tartışıldı. Hukuk, Plan ve Bütçe, Kültür ve Turizm komisyonları tarafından hazırlanan ortak raporda, cemevlerinin de kültür merkezi statüsünde kabul edildiğinden dileyen cemevlerinin bu tür ihtiyaçlarının özel idareden karşılanmasında bir sakınca olmadığı ifade edildi. Sosyal Hizmetler Komisyonu’nun raporunda da, cemevlerinin bu tür ihtiyaçlarının özel idare bütçesinden ödenememesi durumunda, ihtiyacı olan vakıf, dernek gibi kurumlara yardım için, valinin yetkisinde bulunan ödenekten yararlanılabileceği dile getirildi.

Komisyon raporları üzerine konuşan AK Partili Meclis Üyesi Mehmet İlkbahar, Meclis’in 2009 yılında cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi için temenni kararı aldığını hatırlatarak, “Biz Meclis olarak bir temenni kararı aldık. Ancak komisyon üyeleri sanki biz kesin bir karar almışız gibi rapor hazırlamışlar. Biz bu önergenin geri çekilmesini ve düzeltilmesini istiyoruz aksi halde ret oyu kullanacağız” dedi.

Daha sonra söz alan CHP Grup Başkan Vekili Hüseyin Mumcuoğlu, ülkenin önemli sosyal konularından birinin cemevleri konusu olduğunu dile getirerek, Bu sorun, şimdiye kadarki iktidarlar tarafından çözülmedi. 9 Yıldır iktidar olduğunu söyleyip ortalıkta dolaşan AKP bu işi bir gecede çıkartacağı kanunla çözebilir” diye konuştu.

Ak Parti Grubu adına konuşan Mahmut Öztaş ise “Tamam bu işin çözüm yeri Ankara, 9 yıldır biz çözmedik ama çabalıyoruz. Ancak 80 yıldır çözmeyenlerin dönüp kendilerine bakması lazım. Grup olarak şerh koyup ret oyu vereceğiz” dedi.

‘ MHP’DEN GAYRIMÜSLİMLER ÖRNEĞİ
MHP Grubu adına ise Ahmet İncesu konuştu. Daha önce cemevlerinin ibadethane sayılmasına ilişkin temenni kararına ret oyu verdiklerini hatırlatan İncesu şunları söyledi:

“Temenni kararına ret oyu kullanmıştık ancak madem ileri demokrasi, madem gayrımüslümlerin ibadethaneleri onarılıp ibadet etmeleri sağlanıyor. Toplumun büyükçe bir kesimini oluşturan Alevilerin de bu isteklerinin kabul edilmesi gerekiyor, onların ibadetlerini yaptıkları yerlere de bakmamız gerekiyor. Bu yüzden bu önergeye evet oyu vereceğiz.”

Oturumu yöneten Meclis 1’inci Başkan Vekili Vedat Aksoy konuşmaların ardından komisyon raporlarını oylamaya sundu. CHP ve MHP’nin kabul, AK Parti’nin ise ret oyu verdiği önerge oy çokluğu ile kabul edildi. İzmir İl Genel Meclisi’nde CHP’nin 93, Ak Parti’nin 40 ve MHP’nin 3 üyesi bulunuyor. (Ajanslar)

Tunceli’de toplu mezar açılacak

Tunceli’de 1997 yılında tank ateşiyle öldürülen kardeşi Ali Yıldız ve 15 arkadaşının mezarının açılması için 62 gündür ölüm orucu eylemi yapan Hüsnü Yıldız’a sevinçli haber bugün ulaştı. Bu sabah Malatya Özel Yetkili Savcılığı, Hüsnü Yıldız’ın avukatı Taylan Tanay’ı arayarak cuma günü toplu mezarın açılacağını haber verdi.

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberi şöyle:

Tunceli Çemişgezek’te, Nisan 1997’de ordunun tank ateşiyle öldürülen kardeşi Ali Yıldız ve 15 silahlı militanın toplu mezarlarının açılması için 62 gündür ölüm oruc eylemi yapan Hüsnü Yıldız’ın beklediği sevinçlyi haber nihayet bugün ulaştı. Malatya Özel Yetkili Savcılığı, bu sabah Yıldız’ın avukatı Taylan Tanay’ı arayarak toplu mezarın cuma günü açılacağını bildirdi. İki gün sürecek olan işlemde ilkin DNA tespitine yönelik kemikler aranacak, daha sonra ailelerin başvurması halinde cesetler tümden çıkarılıp sahiplerine teslim edilecek. Avukat Tanay, 200’e yakın toplu mezarın bulunduğunu, bu ayıba son vermek önemli bir adım atıldığı ifade etti.

Ağabey Hüsnü Yıldız: Biz toplu mezarları hatırlattık

Ali Yıldız’ın ağabeyi ve ölüm orucu eylemcisi Hüsnü Yıldız, kardeşinin cesedinin o mezarda olduğu açıklığa kavuşuncaya ve kendilerine teslim edilinceye kadar eylemi sürdüreceğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Devletin ‘Kesinlikle açmıyoruz’ noktasından buraya gelmesi çok önemlidir. Açlık grevimizin, bu konuda ısrarcı olmamızın, eylemin ölüm orucuna dönüşmesinin, halkımızın, yurtiçi ve yurtdışından bütün insanların bu olayı sahiplenmesinin, Bakan Fakta Şahin’in gözü önünde kardeşimin düşüncelerini sevdiğimden bahsetmemin bir sonucudur bu. Devletin en üst noktasından ‘Fail meçhuller ve toplu mezarlar vardır. Biz daha demokratik, daha ileri bir noktadayız’ diyorlar. Biz toplu mezarları hatırlattık. Benim kardeşim de bunlardan biriydi ve 14 yıl önce devletin bilmesine rağmen, açık kimliği bilinmesine rağmen bizlere vermemiştir. Artık toprağın altından toplu mezar tabir edilen çukurlardan insanlar fışkırmaktır. Mezarımız açılıncaya ve kardeşimin cesedi tarafımızdan alınıncaya kadar eylemime devam edeceğim.”

Tank ateşiyle öldüler
Tunceli Çemişkezek’te, aralarında Ali Yıldız’ın da olduğu, ikisi kadın 18 silahlı militan, iddiaya göre, 1997 yılında ordunun tank ateşiyle öldürülmüştü. İkisi DHKP/C üyesi, 16’sı PKK’lı olan bu militanların otopsisi 11 Nisan 1997’de jandarma karakolunun bahçesinde üstünkörü yapılmış ve ‘tanınmayacak halde oldukları’ belirtilmişti. Cesetlerden ikisi ailelerine verilirken, diğerleri törensiz bir biçimde karakol yanındaki Gözlüçayın Mevkisi’ne toprağa verilmişti.

Ölüme doğru yaklaşıyordu
Öldürülenlerden Ali Yıldız’ın ağabeyi Hüseyin bu yıl mezarın açılması için başvurdu. Malatya Özel Yetkili Savcılığı bu talebi önce kabul etti. Fakat sonra, 1997’de otopsi yapıldığını ve ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ yönünde karar verildiğini belirtip ilk kararını iptal etti. Oysa Malatya Özel Yetkili Savcılığı’nın “Yapıldı” dediği otopside, kimlikler belirsiz, cesetleri paramparça ve numaralandırılmış haldeydi. Tutanağa göre, yaşları 15 ila 30 arasında değişen cesetlerden beşinin başı yok, bir kadının gözleri ve kafatası oyulmuş, birinin yalnızca gövdesi ve bir bacağı var, tümünün kolları ve bacakları kopmuş…

Malatya Özel Yetkili Savcılığı’nın kararını ihtal etmesi üzerine, Ali Yıldız’ın ağabeyi Hüsnü Yıldız, 62 gün önce açlık grevine başlamış, daha sonra eylemini ölüm orucuna çevirmişti. Bu arada Yıldız’ın avukatı ve Çağdaş Hukkuçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay ile CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşmüşlerdi. Bakan Ergin, bir çözüm aramaya çalşıtıklarını ifade etmişti. Geçen hafta sonu Tunceli’ye giden Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Fatma Şahin de ağabey Hüsnü YIldız’ın eylem çadırını ziyaret etmişti. Bu sorunu çözeceklerini ifade eden Bakan Şahin, Adalet Bakanı Ergin’i de aramıştı.

Tüm bu girişimler sonuç verdi ve Avukat Taylan Tanay’ın yaptığı açıklamaya göre bu sabah Malatya Özel Yetkili Savcılığı’nca aranarak, toplu mezarın cuma günü açılacağı ve hazır olmaları bilgisi verildi.

İlk etapta DNA tespiti
Avukat Taylan Tanay, cuma sabah 09.00-10.00 arasında başlayacak olan işlem sırasında ilkin DNA testine yönelik olarak kemikler aranacağını, aileler başvurduğu takdirde cesetlerin tümden çıkarılacağını ifade ederek, şu bilgileri verdi:

“Biz 20 Ağustos’ta aydınlar ve hukukçular olarak kendi olanaklarımızla mezarı açmayı düşünüyorduk. Bir çalışmamız da vardı. Savcılığın açacak olması iyi bir gelişmedir. Zaten bu devlete ait bir yükümlülüktür. Bu olumlu bir adım. Biz de cuma günü hem adli hekimler hem de avukatlar ve aydınlar olarak Çemişgezek’te olacağız, bu işlemi takip edeceğiz. KESK ve DİSK’ten de heyetler olacak. Yapılacak işlem DNA testine elverişli kemiklerin aranması olacak. Çene ve diş kemikleri araştırması yapılacak. Bazı cesetlerin kafaları yok. Gömülürken bunlar bulunmamış. Başkaca kemikler varsa onlar aranacak. İşlem iki gün sürecek. Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığı’ndan bir teknisyen hazır bulunacak. Biz de Adli Tıp Uzmanları Derneği’nden uzman istedik. DNT tespitine yönelik işlemden sonra yakınları başvurursa mezarlar tümden çıkarılacak. O işlemde bir arkeolog hazır bulunacak. Tabii çok yakın bir gömü tarihi olmadığından kemiklerin tespiti için mezarın tamamını açmak gerekecektir. Türkiye’de 100’ü aşkın toplu mezar var. 2 bin insanımız yatıyor. Bu ilk adım. Umarım toplu mezarlar ayıbından kurtuluruz ve adli soruşturma da ihmal edilmez.”

Kiminin başı yok, kiminin gövdesi…
Gömü işleminden önce 11 Nisan 1997’de yapılan otopsi işlemine göre cesetlerin son hali şöyleydi:

1. CESET: Başının sol tarafının yok olduğu, sol kopulunun tamamen koptuğu görüldü.

2. CESET: Tahminen 20-25 yaşlarında sol kolunun tamamen yok olduğu, sol ayağın diz kapağından aşağısının yok olduğu…

3. CESET: Çenesinin yok olduğu, sol kolunun dirsekten itibaren almadığı, sol ayağının diz kapağından aşağısının olmadığı, sağ ayak kaval kemiğini dağılmış olduğu görüldü.

4. CESET: Başın sol kulak dahil bir kısmının yok olduğu, sol ayağın bacaktan darbeli halde dağıldığı görüldü.

5. CESET: Tahminen 19-21 yaşlarında olduğu, sol bacağın tamamen, sağ bacağın dizden, sol kolun dirsekten yok olduğu…

6. CESET: Tahminen 15-20 yaşlarında bir erkek cesedi olduğu, sol ayağın dizden itibaren yok olduğu görüldü.

7. CESET: Sağ ayağın yok olduğu, sağ kolun bilekten kopmuş, sağ bacak diz altının kırık olduğu görüldü.

8. CESET: 20-25 yaşlarında olduğu, karında şarapnel parçası isabeti neticesinde parçalanma olduğu, fakat bu parçanın çıkışının olmadığı, iki giriş deliği ve yanık bulunduğu fakat deliklerin çıkışlarının bulunmadığı…

9. CESET: Sağ bacağın diz kısmında kemik kırığı, 5×8 santimetre çapında kafa derisinin parçalanmış olduğu görüldü.

10. CESET: Başın bulunmayışı yüzünden diğer hususlar tespit edilemedi.

11. CESET: Sağ kol ve sağ bacakta kırık olduğu…

12. CESET: Bir kız cesedi olduğu, başın ve sağ kolun yok olduğu ve bağırsakların dışarı çıkmış olduğu…

13. CESET: Yalnızca baş kısmının ve bir bacağının var olduğu görüldü.

14. CESET: Sol kolun kopmuş, bel kısmının dağılmış olduğu, bacakların vücuttan ayrıldığı görüldü.

15. CESET: Yalnızca gövde kısmının bulunduğu, bir erkek cesedi olduğu görüldü.

16. CESET: Arka sırt kısmının tahrip olduğu, sağ kolun bileklerden aşağısının olmadığı görüldü.

17. CESET: Bayan cesedi olduğu, gözlerinin oyulmuş, kafatasında delik mevcut olduğu görüldü.

18. CESET: Sol bacak ve koldan ibaret olan siyah kazak, gri gömlek, ayakkabı ve siyah lastikli bir birikime ceset dendiği, otopsiyi gerektirecek bir uvzun olmayışı yüzünden dış ve iç muayene yapılamadı.

Yeni Türkiye’nin ipuçları bu müfredatta

Vatandaşlık ve Demokrasi dersi müfredatında yapılan değişiklikler, AKP’nin yarattığı Türkiye’nin ideolojik kodları açısından örnek teşkil ediyor. Kadına karşı ayrımcılık, örgütlenme hakkı müfredattan çıkıyor. ‘Empati’nin yerine ‘Toplam Kalite Yönetimi’ geliyor. İnsan Hakları Beyannamesi referans olmaktan çıkıyor.

Vatan gazetesinden Kıvanç El’in haberi şöyle:

Kadına karşı ayrımcılıkla mücadelenin artırıldığı bu günlerde Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretimde okutulan Vatandaşlık ve Demokrasi dersi müfredatında ilginç bir revizyona gitti. Eski programda atıfta bulunulan ‘BM kadına karşı her türlü ayrımcılığa karşı sözleşme’ yeni programda yer almadı.

MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı, ilköğretim 8. sınıflarda okutulan “Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi” dersi programını yeniledi. 2010 yılında Nimet Çubukçu’nun bakanlığı döneminde hazırlanan ve 14 Eylül 2010 tarihinde Bakan Çubukçu tarafından onaylanan programda, temmuz ayında yapılan toplantılarla yeni değişikliklere gidildi. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, 3 Ağustos tarihinde programda yapılan düzenlemeleri onayladı. Yürürlüğe giren yeni programa göre hazırlanacak yeni kitaplar, yeni eğitim öğretim yılında öğrencilerin önünde olacak.

Yenilenen programda dikkat çekici düzenlemeler yapıldı. Türkiye’nin kadına karşı şiddet ve ayrımcılığı bitirmek için yasal çalışmalar yaptığı, polislere kadına karşı ayrımcılık ve şiddet için eğitim verildiği dönemde yapılan düzenlemeler dikkat çekti. Eski programın “Hak ve Özgürlüklerimiz” başlıklı 3. ünitesinde yer alan ve öğrencilere aktarılması istenilen “BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi”, yeni programda yer bulamadı. Eski programda öğrencilerden sözleşmelerin maddelerinin kağıtlara yazılarak öğrencilere dağıtılması ve öğrencilerin bu hakları anlatmaları isteniyordu. Öğrenciler yeni dönemde benzeri etkinlikleri yapamayacak. Türkiye’nin de taraf olduğu söz konusu sözleşmede, kadın-erkek eşitliği, evlilikte eşit olunduğu, kadın ve erkek algısına karşın kalıplaşmış yargılardan arınılması gerektiği, kız öğrencilerin okullaşması için çalışmalar yapılması, kadın istihdamı için çalışma yapılması hükme bağlanıyor.

Yeni programda yapılan düzenlemeler özetle şöyle:

Örgütlenme hakkına makas!
Eski programda yer alan “Kişi dokunulmazlığı, özgürlüğü ve güvenliği, düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü, yaşama, örgütlenme, çalışma, sağlık, eğitim, dilekçe, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, seçme ve seçilme hakkı gibi haklar üzerinde durulur” ifadesi de düzenlendi. Bu ifade yer alan “örgütlenme”, “dilekçe”, “özel hayatın gizliliği”, “konut dokunulmazlığı” ifadeleri çıkarıldı.

Haydi Kızlar boşverin okulu!
Eski programda yer alan ve 2. ünitedeki bir konuyla işlenen “Haydi Kızlar Okula” kampanyasına ilişkin öğrencilerin bilgilendirilmesi istenilen bölüm çıkarıldı. Eski programda, “Eğitim, sağlık ve benzeri alanlarda cinsiyete dayalı ayrımcılığın önlenmesi için düzenlenecek bir kampanyada kullanılmak üzere konuşma, afiş ve broşür hazırlanır” düzenlemesi yer alıyordu.

Empati yerine Toplam Kalite Yönetimi!
4. ünitede öğrencilerin empati yapmalarını isteyen eski programın yerine yeni programda bu konu yerine Toplam Kalite Yönetimi eklendi. Eski programda, öğrencilerden, “kitle iletişim araçlarından okudukları ya da izledikleri ve insan yaşamına onuruna aykırı olduğu tartışılmaz bir olayın kahramanının kendileri olmaları durumunda neler hissedeceklerini” yazmaları isteniyordu. Yenilenen programda bu uygulama kaldırıldı.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne referans gitti!
Eski programın 1, 3 ve 4. ünitesinde ayrı ayrı atıfta bulunulan ve işlenmesi istenilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yeni programda kendisine 3. ünitede Çocuk Hakları başlığında yer bulabildi. Öğrencilere özgürlük, eşitlik, kardeşlik, adalet, sevgi, saygı, dostluk ve dayanışma kavramlarının bu bildirgeden bağımsız anlatılması istenildi.