Ana Sayfa Blog Sayfa 5112

5 Özel harekatçı tutuklandı

Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğinin yürüttüğü bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturma kapsamında mahkemeye sevk edilen 5 kişi tutuklandı.

Ankara’da yaşanan bazı faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturmayı yürüten savcının talimatı üzerine, polis, aralarında İstanbul’un da bulunduğu 3 ilde operasyon düzenledi.

Eski özel harekatçılar Ayhan A, Seyfettin L, Enver U, Ayhan Ö. ve Uğur Ş, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğine çıkarıldı.

Mahkeme, zanlıların tutuklanmasına karar verdi.

TRT: Ramazan nedeniyle kestik!

TRT, Tosun Paşa filminde Adile Naşit‘in yer aldığı Hamam sahnesinin kesilmesiyle ilgili “Ramazan ayında çok yoğunuz. Sadece o sahne değil 25 dakikayı kısalttık. O sadece 30 saniyelik bir sahne” açıklamasını yaptı.

Radikal Gazetesi yazarı Kaan Sezyum, dünkü köşesinde pazar günü TRT1’de yayımlanan, Kartal Tibet’in yönettiği, başrolünde Kemal Sunal ve Müjde Ar’ın rol aldıkları 1976 yapımı “Tosun Paşa” filminin makaslanarak neredeyse ‘55 dakikalık bir diziye’ dönüştürüldüğünü yazdı.  Sezyum, peştamal giymiş Tellioğulları ve Seferoğulları kadınlarının şarkı söyleyerek karşılıklı atıştığı, Adile Naşit’in tefiyle bu atışmanın başını çektiği meşhur hamam sahnesinin kesildiği iddiasına da yazısında yer verdi.  Sezyum, köşesinde sorduğu soruya cevabını da ekleyerek “Adile Naşit’in hamam sahnesini sen neden kesiyorsun, neden sansürlüyorsun ergenliğini yamuk yaşamış arkadaş? Hani başka bir ihtimal bulamıyorum” diye yazdı.

Filmin başrolündeki Müjde Ar “Çok ayıp etmişler, o sahnede bir şey yok” derken, oyunculardan Ayşen Gruda “Aferin onlara çok iyi yapmışlar” diye tepki gösterdi: “Ben kaç senedir oyuncuyum, neden böyle bir şey yaptıklarını anlamadım. Duyunca şoka girdim. Sokakta herkes ‘Sizin filmlerinizle büyüdük’ diyor. Demek ki biz bir yerde hata yaptık. Biz buna tepkimizi koyacağız. İstiyorlarsa başımızı kapatıp hamam sahnesini yeniden çekelim ama Adile abla öldü. Bu zihniyet meselesi, çok söylemek istediğim laf var ama susuyorum. Buna halkın tepki göstermesi gerek. TRT bunu hep yapıyor. Ama zaten TRT fazla seyredilmiyor. Film başka kanallarda oynadığı zaman halkımız o zaman izler.”

Gruda ayrıca “Filmlerimizi oynatıyorlar, paramızı vermiyorlar” diyerek de şikayette bulundu.  Filmin yönetmeni Kartal Tibet de “Aslına sadık kalınmalıydı. O kadar saçmalık yapılıyor ki ilgilenmiyorum bile, yalnızca bakıyorum. Siz de biliyorsunuz doğrunun ne olduğunu zaten. Saygısızlık bu yapılanlar” dedi.

TRT Basın Müşaviri Birol Uzunay “Tosun Paşa”nın sansürlendiği iddiasıyla ilgili olarak Ramazan ayında TRT’nin yoğun yayın gündemine dikkat çekti. Yayın akışı sırasının bozulmaması için filmin kısaltılması gerektiğini vurgulayan Uzunay, “Diğer programın yayına girmesi için orada 20-25 dakikalık bir sürenin kısalması gerekiyordu. Tüm filmi yayımlayıp sadece hamam sahnesini kaldırsak bu sansür olurdu. Ancak bahsedilen şey, filmin genelindeki 25 dakikalık kısaltmada 30 saniyelik bir sahne” dedi. Birol Uzunay sözlerine, “Kesilen başka sahneler de var. Yani orada sansür yok kısaltma var. Yayın planını oturtmak için yapılan bir kısaltma bu” dedi.  Uzunay kısaltmalarla ilgili yapımcılar bir anlaşma yapılıp yapılmadığı şeklindeki soruya da Uzunay, “Yayın hakkı ve bütün uygulamalar bize ait. Bu bütün kanallarda uygulanan bir yöntemdir.  Bir sonraki programın vaktinde yayınlanabilmesi için böyle kısaltmalar yapılır” dedi. (Yeşil Gazete, dipnot tv)

iPhone 5 satışa “çıktı”

Apple‘ın eylül ayı sonunda satışa çıkaracağı yeni akıllı telefonu iPhone 5‘in taklidi Çin‘de şimdiden yok satıyor.

Dünyanın en büyük e-ticaret gruplarından olan Alibaba Grup şirketi Taobao adlı eticaret platformu üzerinden satılan iPhone 5 taklidinin adı “hiPhone 5”. Sitenin en çok talep gören ürünlerinin başında gelen ‘hiPhone 5’in fiyatı 31 dolardan başlayıp, modeline göre 120 dolara kadar çıkıyor.

(Yeşil Gazete)

Tuncay Ada’ya döndü

0

Tuncay Şanlı Bolton Wanderers formasıyla adaya dönüş yapıyor.

Geçtiğimiz sezon devre arasında Premier Lig kulüplerinden Stoke City’den Bundesliga’da mücadele eden Wolfsburg’a transfer olan Tuncay Şanlı, Almanya’da yaşadığı hayal kırıklığının ardından tekrar İngiltere’ye döndü. Bolton Wanderers ile görüşmede bulunmak için Ada’ya gitmişti.

Resmi Twitter adresinden bir mesaj yayınlayan 29 yaşındaki futbolcu, “Bolton’da sağlık kontrolünden geçiyorum… Bir saat içinde tekrar Premier Lig’deyim” yazdı.

Thor Hushovd BMC’de

0

Gelecek sezon için çalışmalarını sürdüren BMC, Norveçli ünlü bisikletçi Thor Hushovd ile anlaşma sağladığını açıkladı. 33 yaşındaki Hushovd, Amerikan takımıyla 3 yıllık sözleşme imzaladı.

Cadel Evans ile Fransa Bisiklet Turu‘nda şampiyonluğa ulaşan BMC, transfer döneminde de hız kesmiyor ve kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Amerikalı ekip, daha önce de Cadel Evans ile olan anlaşmasını 2014’e kadar uzattığını açıklamıştı. George Hincapie de kontratını uzattığı ve bir sene daha BMC çatısı altında mücadele edeceğini ifade etmişti.

Bununla da yetinmeyen BMC, dün de Thor Hushovd’la anlaşma sağladığını ve geçen yıl Garmin-Cervelo formasıyla mücadele eden Norveçli bisikletçiyle 2014 yılına kadar anlaşma imzaladığını duyurdu. Genel menajer Jim Ochowicz, yaptığı açıklamada “Thor, bize özellikle Bahar Klasikleri’nde ve Büyük Turlar’da büyük katkı sağlayacak. Bu imza nedeniyle çok mutluyuz” dedi.

Hushovd, 2005 ve 2009 yılında Fransa Bisiklet Turu’nda yeşil mayoyu elde etmeyi başarmıştı. 2010 yılında Dünya Şampiyonu olan Norveçli bisikletçi, bu sene Fransa Bisiklet Turu’nda iki etap kazanmış, yedi gün de sarı mayoyu sırtında taşıyarak büyük sükse yapmıştı.

(eurosport)

Hopa’da mızrak çuvala sığmadı: “Örgüt üyeliği”ne takipsizlik

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, Hopa olayları ile ilgili olarak hakkında dava açılan 36 kişi ile ilgili “terör örgütü üyeliği” ve “terör örgüt adına faaliyet yürütmek” suçlamaları ile ilgili delil, belge ve bilgi olmadığından hareketle takipsizlik kararı verdi.

Savcılığın 28 Temmuz tarihli kararında şöyle denildi: “Şüphelilerin illegal olarak faaliyet yürüten sol terör örgütleriyle bağlantıları tespit edilememiş, 31.05.2011 tarihli olayların terör örgütlerinin eylem çağrıları üzerine gerçekleştiğine ve TMK’nın 4. maddesinde tarif edilen örgüt faaliyeti kapsamında işlendiğine dair delil, belge ve bilgiye de ulaşılamamıştır.

“Bu nedenlerle, şüphelilerin üzerine atılı terör örgütü üyesi olmak ve ayrıca terör örgütü adına veya örgüt faaliyeti kapsamında müsnet suçları işlediklerine dair kamu davası açılmasını gerektirir nitelikte ve yeterlilikte delil elde edilemediğinden, şüpheliler hakkında atılı suçtan kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına (…) karar verildi.”

31 Mayıs’taki AKP mitingi sırasında, halkın HES’ler ve çay politikaları nedeniyle Tayyip Erdoğan’ı protesto eden kitle polisin gaz bombalı saldırısına uğramış ve Metin Lokumcu saldırı sonucu kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.

Lokumcu’nun ölümü üzerine protestolar şiddetlenmiş ve Rize Pazar, Ankara, İstanbul, İzmir, Antakya başta olmak üzere pek çok ile yayılmıştı. Protestoları izleyen soruşturma, gözaltı ve tutuklama dalgası ise iki ay boyunca sürdü ve toplam 36 kişi tutuklandı.

Bizzat Tayyip Erdoğan’ın hedef göstermesi üzerine bazı savcılar Hopa ve Ankara’daki protesto eylemlerini terör eylemi kapsamına sokmak için özel çaba sarf etti. Haklarında “terör örgütü” faaliyetine ilişkin herhangi bir somut delil, belge ve bilgi bulunmayan tutuklular “Terör örgütü yararına faaliyette bulunmak” suçlamasına maruz kaldı. Ancak Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararı, AKP iktidarının zorlamasıyla yöneltilen bu suçlamanın yersizliğini ortaya koydu.

(sendika.org, Yeşil Gazete)

Anarşistlerin gözünden Londra isyanları

Medya kaynakları Londra‘da ve İngiltere genelindeki ayaklanma için “anarşi” terimini kullanırken, Kuzey Londra Dayanışma Federasyonu, başkentte faaliyet gösteren bir anarşist örgüt olarak açıklamalarda bulundu.
Açıklamada şu görüşlere yer verildi:
Son yıllarda isyanlar Londra’nın bazı bölgelerine, dükkanlara, evlere ve arabalara belirgin zararlar verdi. Soldan gelen sesler bunun hiç azalmayan yoksulluğun bir sonucu olduğunu söylüyor. Sağcılara göre ise gangsterler ve toplum düşmanı kesimler trajediden ekmek yiyor. İkisinin de haklı olduğu noktalar var. son günlerde gördüğümüz yağmalar ve isyanlar karmaşık bir olgu ve bir çok akımı içerisinde bulunduruyor.

Britanya toplumunun en alt kesimleri için uygulanan desteklerin azaltıldığını, bu insanların uçurumdan aşağı itilip, düşmekteyken de polis tarafından dövüldüğünü göz önünde bulundurunca, isyanların şu an olması bir sürpriz değil. Ancak bu durum, evlerin yakılmasını ve çalışan insanların dehşete düşürülmesini haklı kılmaz. Bunları her kim yaptıysa desteği haketmez.

Sınıfların öfkesi aynen olduğu gibidir: çirkin ve kontrol dışı. Ancak tahmin edilemez değildir. Britanya toplumsal sorunlarını onyıllardır sakladı, silahlı adamlarla vahşi bir şekilde bastırdı. Banliyölerde doğanlara, daha iyi bir yaşam sürmek ve oradan çıkmak için hiç bir şans verilmedi – polis otosunun arkasında elleri kelepçeli bir şekilde çıkmak hariç. 1980’lerde benzer sorunlar Toxteth’e neden oldu. 1990’larda Poll Tax isyanlarına yol açtı. Şimdi aynı isyanlarla karşı karşıyayız – çünkü sorunlar devam etmekle kalmadı, daha da kötüleşti.


Polis şiddeti İngiltere’nin her tarafında günlük hayatın bir parçası. Zar zor geçinmeyi sağlayan toplumsal yardım sistemleri azaltıldı ve yok edildi. Yoksul bölgelere para girişini sağlayan devlet destekli iş fırsatları artık sağlanmazken kiraların sürekli artması sonucunda, çok aza sahip olan insanların artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmadı. Hiçbir şey.

Bütün bu olan biten sırasında medyanın kendi üstlendiği rolü de küçümsememek lazım. Tottenham’daki olaylar başlamadan önce yapılan “barışçıl protesto” tartışmalarına hiç yer vermeyen medya, protestocuların polis karakolu önünde sessiz bir eylem yapması durumunda yine hiçbir şey olmamış gibi davranacaktı. Polis şiddeti ve buna karşı protesto her zaman olur. Ancak sadece karşı taraf da şiddetle cevap verdiğinde medya olan bitene yer verme ihtiyacı hisseder.

Yani yoksulluk ve şiddet içinde yaşayan insanların en sonunda savaş açması bir sürpriz değil. Aynı şekilde insanların birkaç aylık kiralarını ödemelerini sağlayacak plazma televizyonları çalarken dükkanların raflarındaki kitaplara dokunmamaları da şaşırtmıyor. Çoğu yurttaş için bu yağma, sonuçsuz iş başvurularıyla geçirecekleri önümüzdeki yıllar içerisinde görüp görebilecekleri tek servet paylaşımı olacak.


İsyancıların “kendi topluluklarına” saldırmakta oldukları hakkında çok şey söylendi. Ancak isyanlar bir “sosyal vakum”un içinde gerçekleşmez. 80’lerdeki isyanlar daha çok hedefe yoğunlaşmışlardı; yoksullara dokunmadan sınıf ve ırk baskısının sembollerine saldırıyorlardı: polis, karakol ve mağazalar. Peki 1980’lerden günümüze ne değişti? Peşpeşe gelen hükümetler işçi sınıfı dayanışması ve kimliği kavramlarını yok etmek için büyük çabalar harcadılar. Bunun sonucunda isyancıların sınıfımızın diğer üyelerine zarar vermeleri bir sürpriz olabilir mi?

Dayanışma Federasyonu işyeri mücadelesi aracılığıyla direniş üzerine temellenmiştir. Biz yağmanın bir parçası değiliz, düşünmeden konuşan sağcılar veya duygudaş olup yine de isyancıları ayıplayan solcular gibi davranamayız. Bu yüzden hayatları boyunca sahip olmaları engellenen servetleri yağmalayarak evlerine götüren tanımadığımız insanları ne kınayabiliriz, ne de onları hoş görebiliriz.

Devrimciler olarak, masum insanlara ve çalışan insanlara yapılan saldırılara göz yummamız mümkün değil. Dükkanların üst katlarındaki evlerle birlikte yakılması, insanların ulaşım araçlarına zarar verilmesi, soygunlar ve benzerleri, kendimize yapılmış bir saldırıdır. Bu yüzden hükümetin “tasarruf” planları, ev sahiplerinin kazık kiraları ve işverenlerin emeğimizi sömürmesine karşı direndiğimiz gibi bu saldırılara da aynı güçle direnmeliyiz. Bu gece, ve bu isyanlar sürdükçe, insanlar bir araya gelerek kendilerini, evlerini ve topluluklarını tehdit eden şiddete karşı kendilerini savunmalılar.

İsyancıların meşru öfkesi kolektif ve demokratik yollarla, diğer işçilere zarar vermeye değil de kapitalizme atfedilen eşitsizlik ve sömürüye yönlendirilirse çok daha güçlü olacaktır.


North London Solidarity Federation (Kuzey Londra Dayanışma Federasyonu)

(Birgün’ün çevirisinden alınmıştır)

Ay Tanrıçası Hekate bulundu

2 bin 500 yıllık Lagina Antik Kenti‘nde Ay Tanrıçası Hekate‘nin cehennem yolundaki kayık üzerinde tasvir edilmiş heykelciği bulundu.

Muğla’nın Yatağan İlçesi’ne bağlı Turgut Beldesi’nde bulunan 2 bin 500 yıllık Lagina antik kentinde bu yıl Ağustos ayında başlayan kazı çalışmaları Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tırpan başkanlığında sürdürülüyor.

Çalışmalarda, antik kentin giriş alanında rahip Menestes’in evinin bulunduğu bölgede Ay Tanrıçası Hekate’nin kayık üzerindeki heykelciliği bulundu. Elindeki meşale kırbaç, anahtar ve üç başlı köpeği Kerbelos ile cennet ve cehennemin bekçiliğini yapan Tanrıça Hekate, ölülerin ruhlarını elindeki meşale ile öteki dünyaya Cehennem kayıkçısı Cheron ile taşır. Üç Başlı Ay tanrıçası olarak da anılan Hekate’nin, denizlerin, yeryüzünün ve cehennemin hakimi olduğuna inanılıyor. Roma döneminde de Hekate, cadıların önderi olarak kabul ediliyor.

Lagina Kazı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Tırpan, bronz Hekate heykelciğin ekipte heyecan yarattığını belirtirken, 1993 yılından bu yana devam eden kazılarda ilk defa bu kadar değerli bir eserin ortaya çıkarıldığını söyledi.

Prof. Dr. Tırpan, “Rahip Menestes, antik kent giriş alanı olan Propylios’u koruduğu için Hekate’nin bronz heykelciğinin ona hediye edildiğini düşünüyoruz. Hekate 2 bin 200 yıl önce elinde meşale ile ölülerin ruhlarını öteki dünyada taşıyarak, yer gösterir. Cehennem kayıkçısı Cheron ile ölülerin ruhları cennete taşınır. Hekate’yi diğer tanrılardan ayıran bir diğer özellik ise denizlerin, yeryüzünün ve cehennemin hakimi olan bir tanrıça olmasıdır. Lagina Antik Kenti de ay tanrıçası Hekate için yapılmıştır. Çünkü Türkiye’de Lagina, ayın en iyi doğduğu yerdir. Lagina’da en iyi şekilde ortaya çıkan dolunay ayrıca Hekate’nin doğum günüdür” dedi. (Ajanslar)

İngiltere’de ligin açılışı da ertelenebilir

0

İngiltere birinci futbol ligi Premier Lig‘in bu sezonki açılışı, ülkede dördüncü gününü dolduran isyan, yağma ve kundaklama olayları sebebiyle ertelenebilir.

Lig yetkilileri tarafından yapılan açıklamada yaşanmakta olan şiddet olayları konusunda futbol klüpleri, emniyet ve yetkililerle görüşmelerin sürdüğü ve kararın perşembe günü kesinleşeceği belirtildi.

Açıklamada temas halinde olunan kulüplerin Londra kulüpleri olduğu ifade edildi.

Lig fikstürüne göre Premier Lig açılış haftasında Cumartesi günü Londra’da TottenhamEverton, FulhamAston Villa ve QPRBolton maçları oynanacak.

Dün yapılan açıklamada Londra dışında oynanacak maçların ertelenmesi gündemde değil denilmiş olsa da şiddet olaylarının dün akşam itibariyle Londra dışına taşmış olması durumu değiştirebilir.

Dün olayların yaşandığı şehirlerden West Bromwich’in kulübü West Bromwich Albion pazar akşamı Manchester United’i ağırlayacak.

Akşamki olaylara sahne olan Manchester şehrinin takımlarından Manchester City ise Pazartesi akşamı Swansea’yle evinde oynayacak.

Londra’da hafta sonundan beri devam eden olaylar sebebiyle çarşamba akşamı oynanacak İngiltere Hollanda dostluk maçı iptal edilmişti.

Ayrıca Carling Kupası’nda dün oynanacak dört karşılaşma güvenlik gerekçesiyle ertelenmişti. (BBC)

Devrimci Karargâh Davası başladı

Sosyalist siyasetçilerin yargılandığı Devrimci Karargâh davalarının birleştirilmesinden sonra ilk duruşma bugün görülecek. 20’si tutuklu 57 sanık yargılandığı dava öncesi Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi‘nde büyük güvenlik önlemleri alındı.

Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan ve Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) Sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu‘nun da aralarında bulunduğu sosyalist siyasetçiler ile işkencelerle gündeme gelen eski Emniyet Müdürü Hanifi Avcı‘nın birlikte yargılandığı 2. Devrimci Karargâh Davası’nın ana dava ile birleştirilmesinin ardından ilk duruşması bugün görülecek.

İki gün boyunca görülecek davada, birleştirme kararının ardından 20’si tutuklu 57 sanık yargılanacak. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşması öncesi polis adliyeyi ablukaya aldı. Çok sayıda çevik kuvvet polisi TOMA’larla (Toplumsal olaylara müdahale aracı) birlikte adliye çevresinde hazır bekletilirken, adliyeye tutuklu yakınları, milletvekilleri, kurum temsilcileri ve basın mensuplarının dışında kimse alınmıyor. Kimlik kontrollerinin ardından adliye girişine izin veriliyor. Dava kapsamında tutuklu bulunan sosyalist siyasetçilere destek olmak için milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel, Sebahat Tuncel ve Sezgin Tanrıkulu‘nun yanı sıra İsviçre Sol Parti Milletvekili Ann Markmargeret, İsveç Parlamenter Amileh Kakabave, Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Osman Kavala, yazar Yıldırım Türker, Akın Birdal, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin, EHP Genel Başkanı Sibel Uzun ve DİSK Genel Sekteri Tayfun Görgün‘ün de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi adliyeye geldi.

Yoğun polisiye önlemler altında ring araçlarıyla ön kapıdan adliyeye getirilen sanıklar içeri alındı. Davanın öğleden sonra başlaması bekleniyor.

(Ajanslar)