Ana Sayfa Blog Sayfa 5057

Ankara’da “İklim için harekete geç”

24 Eylül’de tüm dünyada gerçekleşecek olan “350 hareketi” Ankara’da da gerçekleşecek.

350 Ankara üyeleri amaçlarını ve yapacaklarını şöyle anlatıyorlar:

Bu eylemin çok da basit bir sebebi var; bilim dünyası ve yaşadığımız aşırı iklim olayları. Sanayileşme öncesi milyonda parçacık (ppm) olarak 280olan karbondiksit yoğunluğunu bugün 393 ppm’e çıkardık. Bu bile yaklaşık bir derecelik ısınma demek. Ancak, böylegiderse daha fazla ısınmadan çok, iklimin geri dönülmez noktaya ulaşması ilekarşı karşıya kalacağız. Yani aşırı iklim olaylarının olağan olduğu birgelecek(sizlik) bizi bekliyor olacak.

Türkiye’nin 25 bin km duble yol yapma planları, bütün kömürü çıkartıp yakma hedefi, bütün dereleri yok etme plan ve uygulamaları ile şansımız çok azalıyor. Toplu taşımanın azaldığı, bisiklet yollarının resmi belgelerde hala“özendirilmesi” düşünüldüğü, kaldırımların yola sığamayan araçlara kaldığı birdönemde artık gezegenin bu araba deryalarını kaldıracak yeri kalmadı.

Türkiye hala “yeterince kirletmeme” gibi bir gerekçe ile bir sera gazı azaltım hedefi vermedi. Bunun sonucu ise çok net, sera gazı salımlarımızı 1990 yılına göre 2009’da ikiye katladık! Açıkçası bu geleceğimizi tehdit eden bir suçun kılıfı olamaz.

Bizler zaten daha modern, daha sağlıklı, daha ekonomik olduğu için toplu taşımayı, yayalaştırılmış bir ulaşım önceliğini ve bisiklet yollarını istiyoruz. Dağ başlarının yıkılıp duble yol yapıldığı, şehir içi ulaşımın otoyola çevrildiği bu süreçte, ulaşım kaynaklı sera gazı salımlarımız ise %80artmış durumda. 11 Milyar doları İzmir-İstanbul otoyoluna, 6 milyar doları 3.Köprüye ayrılması durumunda hiçbir şansımız kalmayacak. Toplu taşıma, yaya yolları ve bisiklet yolları için paradan çokaklın, politik tercihin önemli olduğu da çok ortada.

24 Eylül’de, dünyanın pek çok kenti ile birlikte sokaklarda olacağız.İklim için harekete geç derken, aslında harekete geçmesi, gezegeni harekete geçirmesi gereken milyonları, yani bizleri kastediyoruz. Sizlerin de 24 Eylül’de harekete geçmesi, çevrenizi örgütlemeniz ve etkinliğimize destek vermeniz çok değerli.

24 Eylül’de saat 11’de Tren garında bisikletlerle buluşacağız. Bizleri sokak sanatçıları, bisiklet orkestramız karşılayacak. Bisikletin günlük bir ulaşım aracı olduğunu göstermek için hepimiz renk renk, çeşit çeşit günlü kkıyafetlerimizi giyeceğiz. Kent merkezlerinde dolaşarak saat 11’de Güvenpark’da buluşacak, yaya, engelli, bisikletli dostlarımızla hep beraber açıklamamızı yapacağız. Açıklamada, iklim değişikliğinden dolayı hiçbir suçu olmayıp onlarca iklim dostu proje yapan Etiyopyalı ve kentlerinde 300km’den fazla bisiket yolu olan ve dünyanın en iyi toplu taşıma ağına sahip Bogota’yı anlatan Kolombiyali konuklarımız olacak.

Buluşma yerleri: Bisikletlilerle, Ankara Tren Garı, Saat 11:00 /  Yayalarla, Güvenpark, saat 12:30

Çankaya’da polis zabıta şiddet işbirliği

0

İsmail Beşikçi ve Türkiye’de İfade Özgürlüğü” adıyla 17 Eylül Cumartesi günü gerçekleştirilecek sempozyumun afişini asan iki kişiye 20 kişilik zabıta ekibi Yüksel Caddesi’nde saldırdı, her iki kişi de hastaneye kaldırıldı. Saldırı akşam saatlerinde protesto edildi.

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi tarafından 17 Eylül’de Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilecek “İsmail Beşikçi ve Türkiye’de İfade Özgürlüğü” etkinliğinin afişi asan iki kişiye dün (14 Eylül) şiddetli bir zabıta saldırısı yaşandı.

Konur Sokak ve Yüksel Caddesi’nde bulunan çok sayıda işporta tezgahının kaldırılması amacıyla bir süredir bölgede bulunan Çankaya Belediyesi’ne bağlı zabıta ekipleri, “İsmail Beşikçi ve Türkiye’de İfade Özgürlüğü” adlı etkinliğin afişini yine Mülkiyeliler Birliği duvarına asan biri Kaldıraç, biri Alınteri üyesi iki gence yaptıklarının izinsiz olduğunu söyledi. Gençlerin zabıta ekiplerine tepki göstermesi üzerine yaşanan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü.

Yaklaşık 20 zabıta, iki genci Mülkiyeliler Birliği binasının içine sokup demir sopa ve İsrail copu denilen alet ile dakikalarca dövdü. Mülkiyeliler Birliği çalışanlarının müdahalesi ile zabıtanın elinden alınan iki genç, derhal hastaneye kaldırıldı. Gençlerden birinin ağır yaralı olduğu ve halen hastanede tedavi altında olduğu öğrenildi.

Yüksel Caddesi’nde devrimcilere yapılan saldırı akşam saatlerinde yapılan basın açıklaması ile protesto edildi. Mülkiyeliler Birliği önünde yapılan açıklamaya yaklaşık 200 kişi katılırken açıklamayı Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi adına Mahmut Konuk yaptı. Konuk olay sonrasında Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, belediye meclis üyeleri ve zabıta amirinin kendilerinden özür dilediğine, yaşananların belediye ilgisi olmadığını söylediklerine dikkat çekti.

Zabıtaların elinde demir sopaların ve İsrail copu denilen aletlerin bulunmasının belediye yönetimi tarafından aydınlatılması gerektiğini belirten Konuk, ”Görgü tanıklarının söylediğine göre afişlerin asılmasının ardından saldırıyı gerçekleştiren zabıtalar Terörle Mücadele Şubesi polisleri ile konuşmuşlar. Beş dakika sonra da bu saldırı gerçekleşmiş. Acaba zabıta gömleği giyen insanlar belediyeden ekmek yiyip Terörle Mücadele Şubesi’nin polislerinden mi talimat alıyorlar?” dedi.

Konuk’un ardından söz alan Temel Demirer, saldırıya uğrayan gençlerin kanının olduğu afişleri göstererek konuşmasına başladı. ‘70’li ve ‘80’li yıllarda Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın da bildiği “Halka kalkan eller kırılır” sözünü hatırlatan Demirer, zabıtaların ellerinin halka kalktığını ifade etti. Demirer ”Bülent Tanık ne yapar bilemem ama bugün dökülen kan devrimcilerin kanıdır. Devrimcilerin kanı üç beş çapulcuya akıttırılmayacak kadar değerlidir. Ayağınızı denk alın” sözleriyle yaşananlara tepki gösterdi.

Konuşmaların ardından çok sayıda gönüllü Kızılay’a afişleme yaptılar ve etkinliği duyurdular.

Öte yandan Çankaya Belediyesi’nden yapılan açıklamada zabıtaların açığa alındığı ve idari soruşturma başlatıldığı belirtildi.

(sendika.org)

Yalova VOPAK’a karşı sokakta

Yalova için El Ele Platformu, dünyadaki en büyük dökme sıvı depolama tesisleri sağlayıcısı olan Hollanda merkezli VOPAK‘a karşı, 17 Eylül’de miting yapacak.

Yalova halkı, insanlara ve çevreye zararlı kimyasal madde depolarına karşı 17 Eylül Cumartesi günü sokaklarda olacak.

Yalova için El Ele Platformu, mitinge ilişkin yaptığı açıklamada, Yalova Taşköprü’de kurulmak istenen VOPAK ve insanlara zararlı fabrika ve tesislerin insan hayatını tehdit ettiği belirtildi.

Yalova ve Marmara’nın deprem beklenen bir bölge olduğuna dikkat çekilen açıklamada, diğer tehlikelere de dikkat çekildi: “Kimyasal madde depolarının ve tesislerin bacalarından havaya karışacak maddeler ile zehir soluyacağız. Suyumuza ve toprağımıza karışacak kısmı ile tüketilen her ürün vücüdumuza zararlı kimyasallar bırakacaktır. Anneler ölü bebekler doğuracaklar, doğan bebekler engelli olacak, yetişkin insanların metabolizması bozulacak ve hastalıklara sebep olacaktır. Denizde balıkçılık yok olacak, çiçekçilik seracılık yok olacak, köy tarımı yok olacaktır.”

“Oylarımızla seçtiğimiz kişilerin, zengin şirketlerin daha çok para kazanmaları için hayatımızı yok etmelerini ve kaderimizi değiştirmelerini istemiyoruz” diyen Yalova için El Ele Platformu, Vopak Kimyasal madde depolarının yapılmasına izin veren siyasetçilerin, çocukların ölümlerinden ve engelli olmalarından sorumlu olacağı belirtildi.

Açıklamada, “Yalova halkı olarak yaşadığımız deprem felaketinde yetkili kolluk kuvvetlerinin ‘Kimyasal sızıntı var hemen dağlara kaçın’ anonsunu duyduğumuzda enkaz altındaki yakınlarımızı bırakarak kaçmaya zorlandığımızı unutmadık. O tarihte bir fabrikanın 1 kimyasal deposunda oluşan sızıntıdan dolayı yaşanan kaos ve sorunları unutup şimdi 150 adet çok büyük kimyasal madde deposuna izin verenler insanların katlini istemektedirler” denildi.

Yalovalılar, miting için 17 Eylül günü saat 12.00’da Yalova Deprem Anıtı önünde buluşarak Cumhuriyet Meydanı’na yürüyecek. Ardından Taşköprü’deki tesislere gidecek.

(etna)

Şahin: “Kongre, Kürt sorununun çözümü için ortak mücadele zemini olmalı”

(Not: Teknik bir nedenle aynı video iki kez görünmektedir. Bu teknik sorun nedeniyle özür dileriz. YG)

Etkin Haber Ajansı (ETHA) Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin‘le Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun Kongre girişimine dönüşme çalışmaları üzerine bir röportaj yaptı. Ümit Şahin, Yeşiller Partisi’nin Kongre çalışmalarıyla ilgili düşüncelerini anlattığı röportajda Kongre’nin öncelikli olarak Kürt sorununun barışçı ve şiddetsiz çözümü için bir ortak mücadele zemini olması gerektiğini söyleyerek Kongre içinden çıkacak bir partinin seçim ittifakı partisi şeklinde olması gerektiğini, birleşik parti fikrine ise sıcak bakmadıklarını belirtti.

ETHA’da yayınlanan Ümit Şahin röportajını yukarıda izleyebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Son Dakika: Mehmet Ağar’a 5 yıl hapis

Susurluk Davasında silahlı çete kurmaktan yargılanan Mehmet Ağar’a 5 yıl hapis cezası verildi.

Susurluk Davası kapsamında “cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak”tan yargılanan Mehmet Ağar hakkında 5 yıl hapis cezası verildi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 aydan 1 yıla kadar hapsi istenen Mehmet Ağar hakkında karar verildi.  Susurluk davasında suçlananlar arasında yargılanmayan tek kişi Ağar olmuştu.  Ağar, dönemin Emniyet Genel Müdürü’ydü ve daha sonra milletvekili seçilerek bakanlık da yaptı.

Ağar, tekrar milletvekili seçilmeyince dosyası Danıştay’da görülmüş ve yargılanmasına karar verilmişti.

Danıştay 1. Dairesi Mehmet Ağar’ın yargılanmasına karar verdiği suçlamalar şöyleydi:

1993-1996 yılları arasında, “cürüm işlemek için silahlı teşekkül meydana getirmek, gıyabi tutuklu sanık Abdullah Çatlı’nın saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere haber vermemek ve gizlenmesine yardım etmek; yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e silah taşıma izin belgesi vermek suretiyle görevi kötüye kullanmak; yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesini sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmak.

Savaşma görüş! – Ahmet Hakan

EY PKK yetkilileriyle Oslo’da yaptıkları görüşmenin kaseti ortalığa dökülen yetkililer!

Sakın utanmayın!
Sakın geri adım atmayın!
Sakın “eyvah, yakalandık” demeyin!
Sakın paniklemeyin!
Sakın “Vay, teröristlerle pazarlık ha” türü çıkışmalara aldırış etmeyin!

Sizler Oslo denilen yerde…
Kanı kanla temizlemek için…
Ölümleri ölümlere eklemek için…
Daha fazla gözyaşı için…
Dağları mesken tutanların sayısını artırmak için…
Çözümsüzlüğü kalıcı kılmak için…
O görüşmeyi yapmadınız.

Noktasına, virgülüne kadar dinlediğimiz o kasette söylediklerinizden çıkan sonuç şudur:
Sizler kanın durması için çırpınmışsınız.
Sizler dağdakilerin dağdan indirilmesi için çaba sarf etmişsiniz.
Sizler kalıcı bir barış için dil dökmüşsünüz.
Sizler hiçbir şey eskisi gibi olmasın diye gayret etmişsiniz.
Sizler analar ağlamasın diye konuşmuşsunuz.
Ve hepsinden önemlisi…
Bu kadar kritik bir süreçte, bu kadar kritik bir görüşmeyi yaparken…
“Kirli bir pazarlık” bağlamına girecek, böyle bir algı yaratacak tek bir kelime bile etmemişsiniz.

Ey PKK yetkilileriyle Oslo’da yaptıkları görüşmenin kaseti ortalığa dökülen yetkililer!
Unutmayın ki:
Bir insan ancak “Daha fazla kan aksın” diye çaba sarf ederken yakalanırsa utançtan yerin dibine girer.
“Kan dursun” diye çaba sarf edenlere ise ancak bunun şerefini ve onurunu bir madalya gibi göğüste taşımak düşer.

Bir nükleer musibet de Fransa’dan – Şahin Alpay

Hem barışçı (yani elektrik üretmek için) hem de savaşçı (yani atom bombası yapmak için) nükleer enerjiye en agresif, en iştahlı bir şekilde yatırım yapan ülkelerin başında Fransa geliyor. 1950’lerden itibaren kurulan nükleer santraller, elektrik enerjisinin dörtte üçünü sağlıyor. Avrupa Birliği ülkelerindeki toplam 143 santralden 58’i Fransa’da bulunuyor.

Japonya’da geçen mart ayında yaşanan deprem ve tsunami felaketi, ardından Fukuşima nükleer santralinde meydana gelen patlamadan sonra Almanya ve İsviçre, nükleer santrallerini kapatma ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaya karar verdiler; İtalya, referandum yaparak nükleer enerji programından nihai olarak vazgeçti. Buna karşılık Fransa, nükleer enerji programını geliştirmekte ısrarlı. Başkan Nicolas Sarkozy (tıpkı bizim enerji bakanı gibi) her fırsatta nükleer enerjinin “güvenli” olduğunu, bundan vazgeçmenin “söz konusu olmadığını” söylüyor. Geçen mayıs, nükleer enerjiye 1 milyar Euro yatırım yapılacağını da söyledi. Yüzde 80’i hükümete ait olan nükleer reaktör üreticisi EDF şirketi (çok güvenli oldukları iddiasıyla) Fukuşima sayesinde dünyada Fransız yapımı reaktörlere olan talebin artmasını bekliyor.

İşte bu Fransa’da geçen pazartesi günü, uzun zamandır beklenen oldu: Ülkede bugüne kadar basına yansıyan nükleer kazaların en büyük çaplısı yaşandı. Ülkenin güneydoğusundaki, nükleer atıkların yeniden işlendiği Marcoule tesisinde bir patlama meydana geldi. 1955’te hizmete giren ve sürekli modernize edilen tesisteki patlamada bir çalışan öldü; biri ağır dört çalışan da yaralandı. EDF sözcüleri hemen yaşananın bir “nükleer değil, endüstriyel kaza” olduğunu söylediler. İçişleri bakanlığı sözcüleri, tesisin içinde veya dışında radyoaktif sızıntı bulunmadığını, dolayısıyla çevrenin boşaltılmasının söz konusu olmadığını belirtmekte gecikmediler. Ölüm ve yaralanmalara radyoaktivite değil patlama neden olmuştu. Yakınlardaki nükleer atık depolama alanında çıkan yangın hemen kontrol altına alınmıştı… Endişe edecek bir şey yoktu… Şimdiye kadar herhangi bir radyoaktif sızıntı tesbit edilmiş değildi. Ama Çevre Bakanı, kazanın “muhtemel radyolojik etkisinin ne olduğu konusunda bir değerlendirme” yapılacağını söylüyordu…

Enerji konularında uzmanlaşan bir meslektaşımın deyişiyle, nükleer bir tesiste patlama olup da, bunun sonucunda çevreye şu veya bu ölçüde radyasyon yayılmadığını öne sürmek ancak, bir uçağın içinde bomba patlamasına rağmen düşmediğini iddia etmek kadar inandırıcı olabilir. Mercoule nükleer tesisinde gerçekte ne olduğu, patlamaya neyin sebep olduğu ve çıkan yangında çevreye ne ölçüde radyasyon yayıldığının, bunun çevredeki insanların sağlığı için ne anlama gelebileceğinin ortaya çıkması zaman alacak. Zira dünyanın her yerinde olduğu gibi Fransa’da da nükleer enerji programları kalın bir gizlilik perdesiyle çevrili.

Nitekim Fukuşima reaktörlerindeki erimenin hâlâ kontrol altına alınamadığı Japonya’da, nükleer felaketin sonuçları hâlâ tam olarak kestirilemiyor. Resmi makamlar ve santrali işleten şirket olan TEPCO hâlâ daha kamuoyunu yeterince aydınlatabilmiş değil. Santral çevresindeki radyoaktif kirlenmeye uğramış olan geniş arazilerin uzun süre yeniden yerleşime kapalı kalacağı, uzun vadede kanserden ölümlerin yayılacağı kesin.

Nükleer enerjinin en korkulu yönlerinden biri, nükleer sanayide meydana gelen küçük çaplı kazaların ve sızıntıların, ihmallerin örtbas edilmesi. Nükleer enerji programının şeffaflıktan özellikle uzak olduğu Fransa’da Mercoule’de meydana gelen patlama ve sonuçlarının nükleer enerjinin geleceği bakımından ne anlama geleceği açıklık kazanmış değil. Batı basınında yer alan haber ve yorumlardan okurlarıma aktaracaklarım bunlar. Olaydan Türkiye için alınacak ders ise çok açık: Bir musibet bin nasihate bedeldir! Musibetler gittikçe çoğalıyor… Hükümet, halkın üçte ikisinin karşı olduğu nükleer enerji belasını başımıza sarmaktan vazgeçmelidir.

BDP Meclis kararını tutuklu vekillerle alacak

BDP Meclis’e dönüş konusunda karar vermeden önce tutuklu milletvekilleriyle de görüşme kararı aldı. Adalet Bakanlığı izin verirse, BDP’li Selahattin Demirtaş ile Gültan Kışanak cezaevinde bulunan tutuklu BDP’li milletvekilleri ile görüşerek onların da Meclis’e dönüşle ilgili değerlendirmelerini alacak.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, “Blok bir bütündür bu nedenle yurt dışında ve cezaevinde tutuklu bulunan milletvekili arkadaşlarımızla konunun bire bir görüşülmesi gerek. Tutuklu da olsalar onları sürece katıp görüşlerini alacağız” dedi.

BDP Milletvekilleri dün Diyarbakır’da yaptıkları grup toplantısında 1 Ekim’de açılacak Meclis öncesi nasıl bir tavır alacaklarını masaya yatırdı. Toplantıyla ilgili ANKA’nın sorularını yanıtlayan BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan şunları söyledi:

“İç toplantıydı. Görüşmeler, konuşmalar yapıldı. Ancak tutuklu milletvekili arkadaşlarımız var. Onların görüşlerini de almak lazım. Blok bir bütündür. Bu nedenle yurt dışında ve cezaevindeki tutuklu vekil arkadaşlarımızla konunun bire bir görüşülmesi gerekiyor. Tutuklu da olsalar cezaevindeki milletvekillerini grup içi çalışmalara mümkün olduğunca katmaya çalışacağız. Bunlar tamamlandıktan sonra haftaya kamuoyuna Eşbaşkanlık net bir açıklama yapacak. Bunları beklemek gerek.”

Wolf’un mezarı için Van’a gidiyorlar

TSK tarafından silahsızken işkence edilerek öldürüldüğü iddia edilen PKK’li Alman Andrea Wolf ve arkadaşlarının bulunduğu Van’daki toplu mezarın açılması için Wolf’un arkadaşlarının da olduğu bir heyet Van’a gidiyor.

Bianet’ten Nilay Vardar‘ın haberine göre Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından silahsızken işkence edilerek öldürüldüğü iddia edilen PKK’li Alman Andrea Wolf ve arkadaşlarının bulunduğu Van’daki toplu mezarın açılması ve sorumlularının yargılanması için 14-25 Eylül arasında İsviçre, Almanya ve El Salvador’dan gelen 31 kişilik bir heyet Van’a gidiyor.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde bir araya gelen avukat Eren Keskin, Andrea’nın Arkadaşları grubundan Michael Backmun, Almanya Sol Parti (Die Linke) parlamenteri Andrej Hunko, Wolf ve Arkadaşlarının Ölümünün Araştırılması Komisyonu’ndan (IUK) Oskar Schmid konuyla ilgili basın açıklaması yaptı.

Ekim 1998’de PKK ve TSK arasında çıkan çatışmada Kürt Kadın ordusu Yajk üyesi Alman sosyolog Andrea Wolf ve arkadaşları esir alındı. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, silahsız olan Wolf ve en az iki arkadaşı işkence edilerek öldürüldü ve cesetleri parçalandı.

Haziran 2011’de 40 PKK’linin olduğu iddia edilen Van Çatak ilçesindeki toplu mezarda İnsan Hakları Derneği bir inceleme yapmıştı; aileler mezarın açılmasını talep etmişti.

Wolf’un annesi Lilo Wolf tarafından, kızının silahsız olduğu halde infaz edilmesi ve mezarının bulunmamasıyla ilgili  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı davada, Türkiye AİHS’in 2. maddesini ihlal etmekten Haziran 2010’da  mahkum edilmişti.

bianet’in “Wolf, neden gerilla olmak istemişti?” sorusunu Michael Backmund şöyle yanıt verdi.

“Wolf, 80’li yıllardan beri savaş karşıtı ve feminist bir kadındı. 1992’de Latin Amerika’daki kadın özgürlük mücadelelerini tanıdı. Kadınların kendi başlarına sürdürdükleri silahlı mücadeleleriyle ilgileniyordu. Bu yüzden Kürt kadın mücadelesine katıldı ama daha sonra ülkesine dönmek istiyordu.”

“Öldürülmeleri uluslararası savaş hukukuna aykırı”

Basın açıklamasında konuşan Backmund, Wolf öldürüldükten sonra 13 yıl önce Wolf ve diğer arkadaşlarının mezarlarını almak ve ölümlerinden sorumlu olanların yargılanması için bir komisyon kurduklarını söyledi.

“Wolf’un annesiyle birlikte o dönem öldürülen herkesin nasıl öldürüldüğünün aydınlatılması için çalışmalara başladık. Silahsız insanların işkence edilerek öldürülmesi uluslararası savaş hukukuna aykırıdır. Biz mezarın açılmasını ardından öldürülenlerin işkence tespiti için adli tıpta incelenmesini, TSK’nın da yargılanmasını istiyoruz.”

“Amacımız öç almak değil”

Oskar Schmid, amaçlarının öç almak değil, savaş suçlarını önlemek olduğunu söyledi.

“13 yıldır konuyla ilgili tüm belgelerini topladık ancak şikayetlerimizi Türk hükümeti kabul etmedi. Amacımız öç almak değil, kamuoyu yaratarak şu anda hala sürmekte olan savaşta savaş suçu yapılmasını önlemek”

“Konuyu Avrupa Parlamentosu’na taşıyacağım”

Andrej Hunko, Türkiye düşmanı olmadıklarını aksine Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) girmesini onayladığını söyledi.

“Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde AB’ye yakınlaşması için buradayım. Kürt sorunun çözümü için bu gibi olayların aydınlatılması gerek, kaybolanların bulunması adına konuyu Avrupa Parlamentosu’nda da gündeme getireceğim.”

Kürecikliler füze kalkanına karşı!

ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu‘nun imzaladığı mutabakat metniyle birlikte NATO’nun Türkiye’de kuracağı füze kalkanı sisteminin yerinin, Malatya‘nın Akçadağ ilçesi Kürecik Bucağı olması kesinleşti. Ancak “Biz bu sistemin buraya kurulmasını istemiyoruz” diyen bölge halkı tedirgin.

Toplam 7 köyün bağlı olduğu Kürecik Bucağı’nda bulunan eski ABD Radar Üssü’nün yerine kurulması planlanan füze savunma sistemi şimdiden köylüleri tedirgin etmeye başladı.

Askeri tesislerin bulunduğu Kepez Köyü Muhtarı Kemal Köroğlu, haberi televizyonlardan duyduklarını belirterek, köylülerin sistemin Kürecik’e kurulmasından dolayı çok tedirgin olduklarını söyledi.

Muhtar Köroğlu, daha önceden de ABD’nin radarının bölgede bulunduğunu belirterek, “Bu sistem bildiğim kadarıyla insan sağlığını tehdit eden bir sistem. Daha önce bu radarların zararlarını gördük. Köylerde radarlardan dolayı tahmin ettiğimiz birçok kanserli hastaya rastlanıldı. Şu an büyük tepki var köy sakinlerinden” diye konuştu.

Bu sistemin Türkiye’ye kurulmasıyla Ortadoğu’da ve bazı ülkelerle ilişkilerin bozulabileceğini söyleyen Kemal Köroğlu, şunları söyledi:

“Biz bu sistemin buraya kurulmasını istemiyoruz. Protokol imzalandığını televizyondan öğrendik. Burayı tercih etmelerinin sebebi tahminimizce, daha önceden burada ABD radarlarının olmasıdır. Sistemin kurulacağı yer bölgeye hakim bir tepe. Son 1 yıldır buraya gelen-giden yok. Daha önceden havacı askerleri gidiyordu. Eskiden radarlar buradayken köylerde kanser vakaları görüldü. Birçok kişi kanserden hayatını kaybetti ve bu ölümleri buradaki radarlara bağlıyorduk.

Bu füze sisteminin buraya ne gibi zararları olur köylüler gerçekten tedirgin. ‘Neden Kürecik?’ diye soruyoruz. Buradaki köylülerin kafasını kurcalayan büyük bir soru bu.”Kürecik Bucak merkezinde oturanlar, füze kalkanlarının kurulmasından oldukça rahatsız. Kürecik’te oturanlar, sistemin kurulacağı yerin yerleşim birimlerine çok yakın olduğunu belirterek, tepenin etrafında 7 köyün bulunduğunu ve sisteme en uzak köyün ise 3 kilometre uzaklıkta olduğunu söyledi.

Bazı köylüler ise, Türkiye’nin politikasını yanlış bulduklarını anlatırken, “Bu füze kalkanı, başlı başına bir tehdittir. Bu ABD ve İsrail’in korunma sistemidir” diyerek füze kalkanlarının Kürecik Bucağı’nda kurulmak istenmesine tepki gösterdi.

(Ajanslar)