Ana Sayfa Blog Sayfa 5010

Ferhat ve Berna için sokaklar doldu!

Roman açılımında ‘parasız eğitim pankartı’ açtıkları için 18 aydır cezaevinde bulunan Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz‘a destek veren yüzlerce kişi adliyenin önündeydi.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma öncesinde tutuklu sanıklar Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz’a destek için CHP’li milletvekilleri Gürsel Tekin, Süleyman Çelebi, Mahmut Tanal, Alaattin Yüksel ve Hülya Güven adliyeye geldi.

Adliye önünde öğrenci grubuyla birlikte eylem yapan vekiller basın açıklaması yaptı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, iki öğrenci için adliyeye geldiklerini söyledi. Tekin, “Ama bu sorun sadece Ferhat ve Berna’nın sorunu değil. Şu anda 500 yakın öğrenci tutuklu. Gerekçe olarak iktidar gibi düşünmedikleri için, 500 tane öğrenci farklı düşüncelerinden dolayı gözaltında tutulmaktadır. Daha dün Afrika semalarında Orta Doğu’ya, başka ülkelere demokrasi dersi veriyor sayın Başbakan. Şu pankarta tahammül edemeyen bir başbakanın demokrasiden bahsetme hakkı olmamalı diye düşünüyorum. Eğer siz sadece bu pankart değil başka gerekçelere bağlayacaksanız o zaman ben içişleri bakanı ve sayın Başbakana çağrıda bulunmak istiyorum. O pankartı açmamış olsalardı o kardeşlerimiz acaba herhangi bir örgütle bağlanmış olacaklar mıydı?” dedi.

18 aydır lüzumsuz gerekçelerle iki kişinin tutuklu bulunmasını şiddetle protesto ettiklerini ifade eden Tekin, “Parlamentoda sonuna kadar takipçisi olacağız. Sadece Ferhat ve Berna’nın değil tututklu tüm öğrencilerin savunucusu olarak kendimize görev adledeceğiz. İktidar kendisi gibi düşünmeyen herkesi potansiyel suçlu gibi göstermeye devam etse de biz mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğiz.” diye konuştu.

Tutuklu sanık Berna Yılmaz’ın babası Yusuf Yılmaz da “Bu çocukların böyle ezilmesine, bizim emeklerimizin çiğnenmesine karşı çıkıyoruz.” ifadelerini kullandı. Emeklerinin çiğnenmemesini isteyen Yılmaz, “4 yıl bu çocuklara dişimizden tırnağımızdan artırdıklarımızla okuttuk. Okuldan atıldılar. Bize de yazık günah değil mi? Çok üzgünüm.” dedi. Kızının cezaevindeki durumunu kendilerine aktarmadığını söyleyen Yılmaz, “Bizim üzülmemizi istemiyor. Ailece bayramda gördük. Biz Kıbrıs’ta yaşıyoruz. ‘Baba ben bir suç işlemedim, benimle gurur duyabilirsin, üzülme benim için’ dedi. Üzülmemek elde değil. Ümidim tahliye edilirler” şeklinde konuştu.

(Ajanslar)

Yeşiller Partisi “İnsanca Yaşam, Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye” mitingine katılıyor

8 Ekim’de Ankara’da KESK, DİSK, TMMOB ve TTB‘nin öncülüğünde düzenlenecek olan “İnsanca Yaşam, Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye”  mitingine Yeşiller Partisi de katılıyor.

Parti’den yapılan açıklama şu şekilde:

Yeşiller Partisi olarak, Ekim Cumartesi günü Ankara’da yapılacak olan “İNSANCA YAŞAM İÇİN EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE!”  mitingini destekliyoruz.
Mitinge ve sonrasında kurulacak olan SOKAK MECLİSİ’ne katılım için tüm Yeşiller’i saat 10.00’da Tren Garı’nda Yeşiller Partisi pankartı arkasına bekliyoruz.
Birinci toplanma noktası: Yeşil Ev 09.30
İkinci toplanma noktası: Tren Garı önü 10.00

Yeşiller Partisi Çankaya İlçe Örgütü (Yeşil Ev)
Ataç Sokak No: 23/8
Kızılay/Ankara

Anayasa çalışmalarını erkekler yapacak

Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi, yeni Anayasa üzerinde çalışmak üzere kurulan “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”na gönderecekleri üyeleri belirlediler.

Farklı görüşleri olsa da, bu belirlenen dokuz kişinin ortak özelliği erkek olmaları. Bu da demektir ki, olası bir yeni Anayasa da, daha öncekiler gibi erkeklerin elinden çıkacak ve içerisinde erkeklerin koyduğu kadar “eşitlik” olacak.

Partilerin gönderdikleri üyeler şu isimlerden oluşuyor:

AKP, Mehmet Ali Şahin, Ahmet İyimaya ve Mustafa Şentop ile yer alacak.

CHP’nin üyeleri ise Süheyl Batum, Rıza Türmen ve Atilla Kart oldu.

MHP, komisyonda Faruk Bal, Tunca Toskay ve Oktay Öztürk ile temsil edilecek.

Barış ve Demokrasi Partisi ise komisyona vereceği isimleri henüz belirlemiş değil.

12 öğretmenden 11’i serbest

PKK, Elazığ’ın Arıcak İlçesi Yoğunbilek Köyü İlköğretim Okulu’nda  kaçırdığı dört ve Diyarbakır Lice’de kaçırdığı üç öğretmeni  dün gece (5 Ekim) serbest bıraktı.

Elazığ’da kaçırılıp bırakılan öğretmenlerin  isimleri şöyle: Gökhan Yıldız, Abdullah Karan, İrfan Sarıkaya ve İsmail Yüce.

Lice’nin Birlik ve Doğanay Köyü’nden kaçırıp bırakılan öğretmenlerin isimleri ise şöyle:  Ümit Eşer, Tubay Yalçın ve Merdal Aksoy.

PKK’nin kaçırdığı 12 öğretmenden 11’i serbest 22 Eylül’de Diyarbakır’ın Lice İlçesi Baharlı Köyü’nde asker öğretmen olarak görev yapan Mehmet Gözbaşı’dan ise hala haber yok.

PKK’nin elinde temmuz ayından itibaren şu anda serbest bırakılmayı astsubay Abdullah Söpçeler, uzman çavuş Zihni Koç, Kemal Ekinci, Kenan Erenoğlu isimli kaymakam adayı, minibüs sürücüsü Erhan İnan, bir şöfor daha, bir korucu, bir öğretmen toplam yedi  kişi var.

(Bianet)

‘Evren’den o cüppeyi geri alın’

İzmirli avukatlar, İÜ Hukuk Fakültesi‘nin Kenan Evren‘e 1982’de verdiği fahri doktor ünvanının alınması için dava açtı.

12 Eylül askeri darbesinin bir numaralı ismi dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’e, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından verilen ‘Fahri Hukuk Profesörlüğü ve Hukuk Doktorluğu’ unvanının geri alınması için dava açıldı. İzmir Barosu avukatları, İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurarak, başta darbe mağdurları olmak üzere tüm Türkiye Cumhuriyet vatandaşlarından özür dilenerek bu unvanın derhal geri alınmasını talep etti.

İzmir Barosu avukatlarından Senih Özay, Murat Alpaslan ve Baha Coşkun, üniversite senatosuna, 6 Haziran 2011 tarihinde Evren’e verilen unvanın geri alınması için başvuruda bulundu. Üniversite yasal süre olan 60 gün içinde bu talebe yanıt vermeyince avukatlar bu kez konuyu yargıya taşıdı.

İstanbul İdare Mahkemesi’nde açılan davanın dilekçesinde, başta darbe mağdurları olmak üzere tüm TC vatandaşlarından özür dilenmesi ve kararın yürütmesinin durdurulması istendi. Avukat Alpaslan, Evren’in hukuka üstün hizmet etmek bir kenara, hukuku ayaklar altına aldığını ifade ederek şunları söyledi: “Unvanın bir kere gerekçesi sakat.

Senatoya başvurduk, onlar unvanı almadı biz de hukuk yoluyla bunu deniyoruz. Bu konuda açılan ilk dava. Daha önce bu unvanın geri alınması ile ilgili fakültenin öğrencileri de başvuruda bulundu. Ancak hiç dava açılmamıştı. Ayrıca unvan Kenan Evren’e veriliyor. Aslında gerçek ismin Ahmet Kenan Evren olması gerekiyor. Acelece alınmış bir karar olduğunu gösteriyor.”

Konuyla ilgili Radikal’e bir açıklama yapan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz ise, Kenan Evren’e verilen unvanını geri alınması konusunun zaten gündemlerinde olduğunu ancak dava açıldığından haberi olmadığını ifade etti. Gemelmaz, “Geçen hafta ben de bir mütalaa yazıp verdim. Kısa zamanda karar verilecek” dedi.

Üniversite senatosunun 2 Aralık 1982’de aldığı karar şöyle: “Haiz olduğu ahlaki faziletler ve meziyetler yanında vatana hizmet ve yurtta ilmin yayılmasında büyük hizmetler ifasıyla temayüz etmiş olan Cumhurbaşkanı Sayın Kenan Evren’e ilmi kıymet ve meziyetlerinin tescili için ‘fahri profesörlük’ payesinin tevcihine karar verilmiştir.”

Kocakulak İtalya’ya da geliyor

0

İtalya‘da gündeme gelen “mahremiyeti koruma amaçlı” bir yasa tasarısı, baş bakan Berlusconi’nin muhalifleri tarafından eleştirildi.

Tepki çeken yasa tasarısı, polis tarafından yapılan telefon dinlemelerinin medya kuruluşları tarafından yayımlanmasını güçleştiriyor.

Tasarının yasalaşması halinde, yayınladığı içerik sakıncalı ya da taraflı bulunan internet siteleri, söz konusu içeriği 48 saat içinde sayfalarından kaldırmak durumunda kalacaklar.

Tasarıyı, Berlusconi iktidarının muhalefeti susturmak için yeni bir hamlesi olarak değerlendirilen eylemciler, Roma’daki parlamento binasının önünde gösteri düzenlediler.

Ağızlarına fermuar yerleştiren göstericiler, yasayla amaçlananın “ağızlarının kapatılması” olduğuna dikkat çektiler.

Wikipedia’nın İtalya sayfası tasarıyı protesto amacıyla, yayınlamış olduğu gizli belgeleri geçici olarak “gizleyeceğini” duyurdu ve sayfadan kaldırdı.

Mahremiyeti koruma mı, muhalefeti susturma mı?

Milletvekilleri tarafından görüşülmeye başlanan yasa tasarısı internet sitelerinin, herhangi bir şahsın şikâyeti halinde içeriklerini yayından kaldırmalarını, mahkeme kararı olmaksızın zorunlu kılıyor.

Geçen ay, başbakan Berlusconi’nin bir polis araştırması sırasında kaydedilen telefon görüşmeleri İtalyan medyası tarafından yayınlanmış ve konuşmaların içeriği bir hayli tepki çekmişti.

Berlusconi, yaklaşık bir yıldır gündemde olan yasa tasarısını “mahremiyetin korunması” amacıyla savunuyor.

İtalyan başbakanı 2008’deki zaferi sonrasında ülkedeki özel hayatı koruma yasalarını sıkılaştırma yönünde birçok girişimde bulunmuştu.

(BBC)

‘500 öğrenci tutuklu’

Çağdaş Hukukçular Derneği’nin raporuna göre İstanbul’da 89, Türkiye genelinde ise 500’e yakın öğrenci tutuklu bulunuyor ve eğitim hakları engelleniyor.

Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre;

Hak arama mücadelesi veren İstanbul’da 89, Türkiye genelinde ise 500’e yakın öğrencinin tutuklu bulunduğu belirlendi. Mahkemelerin, öğrencilerin tutukluluk hallerini uzatmaya yönelik verdiği kararların mantık sınırlarını zorladığı belirtildi.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi tarafından cezaevinde tutuklu bulunan öğrencilere yönelik hazırlanan rapor dün İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın Konferans Salonu’nda düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. ÇHD İstanbul Şube Sekreteri avukat Güçlü Sevimli, İstanbul genelinde yaptıkları çalışmada, 89 öğrencinin tutuklu olduğunu, bu sayının yurt genelinde 500’ü bulduğunu kaydetti. Türkiye’de son yıllarda hukukun siyaset kurumu tarafından şekillendirildiğini ve yargı eliyle muhalif olanların baskı altında tutulduğunu anlatan Güçlü Sevimli, “Öğrencilerin parasız eğitim, harç ücretleri, halk için eğitim gibi talepleri de ifade özgürlüğü kapsamı içerisindedir. Ancak siyaset kurumunun yargı eliyle oluşturduğu baskı ile öğrencilerde bu kapsamın içinden alınmış terörle mücadele yasasını düzenleyen TCK 220 ve 314. madde ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 7/2. maddesi kapsamına sokulmuştur” dedi. Temel hak ve isteklerini arayan öğrencilerin, açtıkları pankart ve dövizlerle sloganlardan dolayı özel yetkili mahkemelerce yargılandığını vurgulayan Sevimli, özetle şunları kaydetti:

“2911 sayılı toplantı ve gösteri yasasına göre hak arama mücadelesi veren öğrenciler hakkında devlet açısından sonuç alınamadığı için TCK’nin örgüt suçunu düzenleyen maddelerine atıfta bulunuluyor. Özel yetkili mahkemelerin meşruluğu ve buna bağlı yargılama usulü tartışılırken üniversite öğrencilerinin hak istemlerinin bu mahkemelerde yargılanması ve öğrencilerin uzun tutukluluk halleri nedeniyle okulları ile ilişkilerinin kesilmesine neden oluyor. Mahkemelerin tutukluluk hallerinin uzatmaya yönelik verdiği kararlar ise mantık sınırlarını zorlamakta.”

Tüzer- Yılmaz örneği

Mevcut yargılamalar içerisinde bugün İstanbul 10. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 12.00’de görülecek Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz örneğinin çok çarpıcı olduğu vurgulanan ÇHD raporunda, “Bugün gelinen süreçte hemen herkesin bu iki gencin neden hâlâ tutuklu olarak yargılandıklarını anlayamadığı noktada, Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz’ın tutukluğu 18 ayı geride bırakmıştır. Yasadışı örgüt üyeliğinden yargılanmaları devam eden Tüzer ve Yılmaz 14 Mart 2010 tarihinde İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu’nda düzenlenen ‘Roman Açılımı Çalıştayı’nda Başbakan Erdoğan konuşma yaptığı sırada ‘Parasız eğitim istiyoruz alacağız’ yazılı pankart açınca gözaltına alınmışlar ve sonrasında da tutuklanmışlardı. İki öğrencinin yalnızca parasız eğitim talebini dile getirmesi nedeniyle yasadışı örgüt üyeliğinden yargılanmaları birçok kesim gazeteci ve yazarın gündemine girmişti” değerlendirmesine yer verildi.

Wall Street en büyük gösteriye sahne oldu

Küresel ekonomik krizden Wall Street’i sorumlu tutan binlerce gösterici, sendika temsilcilerinin de katılımıyla New York’ta yürüyüş düzenledi. Yaklaşık beş bin kişinin yer aldığı eylem, son üç haftadır devam eden gösterilerin en büyüğü oldu.

Bu eylemde öğretmenler, belediye çalışanları, iletişim çalışanları, hemşireler ve ulaştırma çalışanlarını temsil eden sendika üyeleri de yer aldı.

Manhattan’da düzenlenen gösteride protestoculara hitap eden sendika liderleri, savunulan fikirlerin arkasında olduklarını söyledi.

Bölgede pek çok okul ve üniversitenin öğrencileri de sınıflarından çıkarak eylemcilere destek verdi.

Protestocuların adaletsizlik ve eşitsizliğe karşı sloganlar attığı eylemler olaysız tamamlandı.

Boston, Chicago, Los Angeles ve San Francisco başta olmak üzere pek çok kentte de daha küçük çaplı olsa da dayanışma eylemleri düzenlendi.

Geçen hafta sonu düzenlenen eylemlerde Brooklyn Köprüsü’nde yüzlerce eylemci gözaltına alınmıştı.

Wall Street İşgalcileri (Occupy Wall Street) adı altında örgütlenen göstericiler, üç haftadır ABD’nin finans dünyasının kalbinde eylemlerini sürdürüyor.

17 Eylül’den bu yana yüzlerce eylemci, Wall Street yakınındaki Zuccotti Parkı’nda kamp kurdu.

Çok sayıda Demokrat Kongre üyesi eylemcilere “sempati duyduklarını” açıkladı. Ancak Cumhuriyetçilerin başkan aday adayları arasında sayılan bazı siyasetçiler, protestoları yerden yere vuruyor.

İşadamı ve sağcı siyasetçi Herman Cain, eylemcileri “kıskançlık” diye niteleyip, göstericilerin yaptıklarının “Amerikan değerlerine aykırı” olduğunu savundu.

(BBC)

MB’den dolara müdahale

Merkez Bankası‘ndan dolara bir müdahale daha geldi. Dün 1.3 milyar dolarlık satış ihalesi açan ve döviz cinsi karşılıkları indiren MB, bugün aynı rakamla bir ihaleye daha çıktı.

Haberin ardından İstanbul serbest piyasada dolar, salı günü kapanışta kırdığı 1,9010 liralık rekora göre yüzde 3,21 oranında değer yitirerek 1,8400 liraya geriledi.

Dün yüzde 1,73 oranında gerileyerek 1,8730 liradan kapanan dolar bugüne de düşüşle başladı.

Sabah açılışta 1,8720 liradan alınan dolar, özellikle Merkez Bankası’nın 1 milyar 350 milyon dolarlık döviz satım ihalesi aştığına ilişkin duyurusundan sonra hızla 1,8500 liranın altına geldi.

Bir süre sonra 1,8400 liranın altını da sarkan dolar bu seviyede pek kalıcı olamadı.

Serbest piyasada, doların yanında diğer döviz türlerinde de düşüşler sürüyor.

Bankalararası piyasada dolar kotasyonlarıda saat 11.45 itibariyle alışta en düşük 1,8320 lira, en yüksek 1,8400 lira, satışta en düşük 1,8420 lira, en yüksek 1,8460 lira seviyesinde işlem görüyor.

(Ajanslar)

Bu hafta 4 yeni film vizyona girecek

Sinemaseverler, bu hafta korku, gerilim, macera ve komedi içerikli 4 yeni filmle buluşacak.

Şangay:

Mikael Hafström‘ün yönettiği ve John Cusack, Li Gong, Chow Yun-Fat ile David Morse‘un oynadığı “Şangay (Shanghai)” filmi, gerilim ve dram sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmde, Paul Soames, Pearl Harbor baskınından 4 ay sonra Japonya’nın kontrolünde olan Şangay’a gelir. Kaybolan arkadaşının öldüğünü öğrenen Soames, bu ölümün arkasındaki sırları araştırırken, hem aşık olacak, hem de kendi hükümetinin sakladığı gizli gerçeklerin olduğunu keşfedecek.

Çelik Yumruklar:

Shawn Levy‘nin yönettiği ve Hugh Jackman, Evangeline Lilly, Dakota Goyo ile Anthony Mackie‘nin oynadığı “Çelik Yumruklar (Real Steel)” filmi, macera sahneleriyle sinemaseverlerin ilgisini çekecek.

Filmde Hugh Jackman, 2,5 metre boyunda 900 kilogramlık robotların ringlere çıkmasıyla unvan kazanma şansını kaybeden dövüşçü Charlie’yi canlandırıyor. Artık küçük çaplı bir organizatör olan Charlie, bir yer altı boks ringi için hurda metalden kalitesiz robotlar yaparak geçimini sağlar.

Çılgın, Aptal, Aşk:

Glenn Ficarra ile John Requa‘nın yönettiği ve Steve Carell, Ryan Gosling, Julianne Moore ile Emma Stone‘nin oynadığı “Çılgın, Aptal, Aşk (Crazy, Stupid, Love)” filmi, komedi sahneleriyle izleyicilerle buluşacak.

Filmin konusu şöyle:
“40’lı yaşlarında tutucu bir adam olan Cal Weaver’ın rüya gibi hayatı vardır. İyi bir işe, güzel bir eve, harika çocuklara sahiptir ve lise aşkıyla evlidir. Fakat eşi Emily’nin kendisini aldattığını ve boşanmak istediğini öğrendiğinde mükemmel hayatı hızla tepetaklak olur. Cal’in eşini unutması ve yeniden hayatını yaşamaya başlaması gerekmektedir.”

Katilin Yüzü:

Julien Magnat‘nın yönettiği ve Milla Jovovich, Julian McMahon ile Marianne Faithfull‘un oynadığı “Katilin Yüzü (Faces In The Crowd)” filmi, korku ve gerilim sahneleriyle sinemaseverlerin karşısına çıkacak.

Filmde Anna Marchant, bir seri katilin saldırısından canlı kurtulduktan sonra beyin fonksiyonlarının algıyla ilgili bölümlerinde yaşanan hasar sonucu ortaya çıkan “yüz körlüğü” hastalığına yakalanır. İnsanların yüzlerini tanıyamayan, hatta kendi yüzünü bile aynada ayırt edemeyen Marchant, bu durumla başa çıkmaya çalışsa da yitirdiği her görüntüde katil ona bir adım daha yaklaşır.