Ana Sayfa Blog Sayfa 5003

Antalya’da okullar tatil…

Antalya’da şiddetli rüzgar ve fırtına nedeniyle yarın merkez ve 19 ilçedeki ilk ve ortaöğretim okulları tatil edildi.

Antalya Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre, Antalya’da şiddetli fırtına ve yağış nedeniyle merkez ve 19 ilçedeki tüm ilk ve orta öğretim okullarının 10 Ekim Pazartesi günü tatil edildiği belirtildi.

[Son Dakika] Mısır’da Hıristiyanlar ayaklandı: En az 19 ölü

Mısır’ın başkenti Kahire’de, Asvan kentinde ruhsatsız bir kilisenin valilik tarafından yıkılmasını protesto için sokaklara çıkan yaklaşık 4 bin Kıpti Hristiyan, güvenlik güçleri ile çatışıyor.

Halen devam eden çatışmalarda, ilk belirlemelere göre 19 kişi öldü 150’den fazla kişi de yaralandı. Mısır medyası, olayların kontrolden çıktığını ve askerin göstericiler üzerindeki kontrolünü kaybettiğini ileri sürüyor.

Mısır televizyonuna saldırıldığı kaydedilirken, bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildiğini açıklayan Sağlık Bakanlığı yetkilileri, ölü sayısının artmasından endişe ettiklerini belirttiler.

Mısır İçişleri Bakanlığı’nın gösterileri bastırması için bölgeye gönderdiği polislerin, olayların yaşandığı Abdulmenem Riyad Meydanı’na giremeden geri döndükleri, ayrıca, Mısır ordusunun çatışmaların yaşandığı alanı zaman zaman helikopterle denetlediği de kaydedildi.

Gösterilerin 80 milyonluk Mısır nüfusunun %10’unu oluşturan Kıpti Hristiyanların, askeri yönetimin Hıristiyanlara yönelik saldırıları gerçekleştirenlere fazla müsamaha göstermesinden rahatsız olmasıyla ilgili olduğu söyleniyor.

Bu arada olayların Hristiyan-Müslüman çatışmasına dönüşmemesi ve şiddetin durdurulması için El Ezher Şeyhi Ahmet El Tayyib ve Mısır Kıpti Patriği Baba 3. Şenuda telefonda görüştü.

Mısır televizyonunun haberine göre, El Ezher ve Kıpti Kilisesi çatışmalara son vermek üzere bir açıklama yapacaklar. Kilise ve El Ezher’in göstericilere çağrıda bulunması bekleniyor. (NTVMSNBC, Al Jazeera)

Başka bir medya mümkün mü?

Bir süredir önümüze Yeni Medya Düzeni ( YMD) diye bir oyuncak attılar. Bu oyuncağı sevip benimsememiz, marifetlerine hayran olmamız, bu müthiş oyuncağın ne mene bir şey olduğunu,  hayatımıza getireceği yeni olanakları tartışmamız isteniyor. Bu amaçla bir de konferans düzenliyorlar. Görkemli salonlarda, dünyanın dört bir yanından star konuşmacılar çağırıp, en müthiş teknik aletlerle donanmış showlar yapıyorlar. Zaten bu konferansı düzenleyenler için hayatın kendisi daha fazla para kazanma olanakları sağlayan bir showdan ibaret. Kucaklar dolusu paralar sayıp rahat koltuklarına kurulan izleyiciler de nasıl daha fazla paralar kazanabileceklerinin hayaliyle showu izlemeye başlıyorlar.

Bazen bir arada iken, yani bir kalıp olarak bir anlamı olduğunu düşündüğünüz kelimeleri bir birinden ayırıp üzerinde yeniden düşündüğünüzde ne kadar büyük bir aldatmacayı gizlediklerini görebiliyorsunuz. Yeni Medya Düzeni‘ni oluşturan kelimeler üzerinde de ayrı ayrı düşünüp neden bir araya getirildiklerini sorguladığınızda ilginç sonuçlara varabiliyorsunuz.

YMD kalıbını oluşturan kelimelerin olumlu görüneni “Düzen”. Düzen bir anlamıyla hepimizin içinde bir arzu olarak hissetmemiz beklenen bir durumu ifade eder. Hepimizin düzenli bir işi olmalıdır, bu düzenli bir hayat sürmemiz için şarttır. Düzenli bir gelire sahip olmalı, böylece sağlık kontrollerimiz düzenli olarak yaptırmalı, dişlerimizi düzenli olarak fırçalamalı, düzenli olarak alış veriş yapmalı, tatile çıkmalı ve hatta düzenli bir aşk ilişkisi sürmeliyiz. Yani düzen iyidir, velhasıl, Yeni Medya Düzeni de iyidir.

Kalıptaki en tehlikesiz sözcük medya. Medya sözcüğü de son yıllarda hayatımıza çokça girdi. Medyanın yazılısı var, görüntülüsü var, seslisi var ve hatta son zamanlarda hepimizi tutku derecesinde esir alan sosyali bile var. Medyalar sayesinde yaşadığımız anlıyoruz, haberlerden mahrum kalmıyoruz. Dünyada ne olup bittiğini, ülkemizde ne gelişmeler olduğunu, hangi iç ve dış düşmanların tehdidi altında olduğumuzu öğrenmiş oluyoruz. Medya sayesinde seviniyoruz, kızıyoruz, üzülüyoruz ve üstelik sosyal medya sayesinde beğenebiliyoruz ve paylaşabiliyoruz. Sonuç olarak medya da iyi bir şeydir, Yeni Medya Düzeni daha da iyi bir şeydir.

Yeni olan her şeyin insanları heyecanlandırdığı doğrudur. Burada can alıcı sorumuzu sorabiliriz: YMD ne kadar yeni? Yani eskiden olmayıp da şimdi olan nedir, ne değişmiştir, ne değişmektedir? Neyi kaldırıp attık ve yerine neyi ikame ediyoruz? Telgraf yerine telekslerin bir iletişim devrimi olarak karşılandığı günler çok eski bir geçmişte değil. Teleksler gibi faks cihazları da sessizce çekildiler teknoloji tarihindeki yerlerine. Sabit telefonlar yerine mobil telefonların, görüntü aktarma sistemlerinin, internetin, daha hızlı internetin kullanıma girmesi gerçekten neyi değiştirdi? Eğer Yeni Medya Düzeni dediğimiz şey sadece bu değişikliklerden ibaret olsaydı Yeni Medya Düzeni de iyidir deyip bu mevzuu kapatabilirdik.

Oysa şimdi radikal bir değişimin eşiğinden geçmekte olduğumuzu hepimiz değişik derecelerde idrak ediyoruz. Türkçede “eski hamam, eski tas”  diye bilinen deyim eski olmayı kötülemez. Tersine bu deyimde eski olanın rahatlatıcı alışılmışlığı sevimli görülür. Bugün “hamam”ın mı, “tas”ın mı, yoksa her ikisinin de mi eskimiş olduğunu tartışıyoruz. Eskilerin “eski köye yeni adet” dedikleri ve yeni olanı gereksiz ve tehditkâr buldukları bir başka deyim vardır. Bu deyimde de insanlara eski köye yeni adet getirmemeleri uyarısı yapılır. Halbuki, birileri “icat” çıkarmış, eski medya köyüne yeni adetler gelmiştir. Bu durumdan kaçamayız. Yine eskilerin  “eski ağza yeni taam” diye ifade ettikleri bir durum vardır. Özellikle turfanda meyve için kullanıldığı söylenir. Bugün medyanın içinde bulunduğu durumu en iyi bu deyim izah ediyor galiba. Bizim Yeni Medya Düzencileri de çağın getirdiği yeni teknolojileri kullanarak eski düzenlerini nasıl sürdürebileceklerinin, nasıl daha çok para kazanabileceklerinin, iktidarlarını nasıl daha sağlamlaştırabileceklerinin hesabını yapıyorlar YMD konferanslarında.

Şimdi başka bir medyanın mümkün olduğunu konuşmanın zamanı. Onlar Yeni Medya Düzeni konferanslarında eski düzeni, eskimiş bir medya düzenini yeni enstrümanlarla parlatıp, cilalayıp önümüze tek seçenek gibi sunma hayalleriyle yaşarken biz de katılımcı, anti otoriter, anti hiyerarşik bir medya nasıl kurulur sorusuna cevap arıyor olacağız.*

Mahmut Boynudelik

* Yeşil Gazete Alternatif  Medya Şenliği 16 Ekim Pazar günü İstanbul Beyoğlu Yeşilev’de ve arkasındaki Açıkhava otoparkında yapılıyor. Hepiniz davetlisiniz.

Çin Açık, Radwanska’nın

0

Çin Açık Tenis Turnuvası’nda kadınlar finalinde Alman Andrea Petkoviç’i 2-1 yenen Polonyalı Agnieszka Radwanska şampiyon oldu.

Pekin’de yapılan sert zemin turnuvasının kadınlar finalinde, dünya sıralamasında 12. durumda bulunan Radwanska sıralamada 11. olan Petkoviç ile karşılaştı.

Karşılaşmanın ilk setini 7-5 kazanan Radwanska 2. seti 6-0 kaybetti. Radwanska final setini 6-4 kazanarak maçtan 2-1 galip ayrıldı

Şikago Maratonu’nda parkur rekoru

0
Moses Mosop

Bugün koşulan Şikago Maratonu’nu Kenyalı Moses Mosop parkur rekoru kırarak kazandı.

Bu yıl 34.sü düzenlenen maratonda 2:05:37’lik dereceye imza atan Kenyalı’yı Wesley Korir ve Bernard Kipyego takip etti. Mosop Nisan ayında koşulan Boston Maratonu’nu vatandaşı Geoffrey Mutai’ye dört saniye ile geçilmişti.

Kadınlarda ise Rus Liliya Shobukhova üst üste üçüncü kez zafere ulaştı.

Arabasız pazar Milano’da

Kentte 10 saat boyunca motorlu araç kullanımı yasaklandı.

Kentte bulunan yaklaşık 120 bin araç bugün 08.00 ile 18.00 saatleri arasında trafiğe çıkamayacak. Yasak nedeniyle kentte toplu taşıma için ek seferler kondu.

İlk olarak 2007 yılında deneme amaçlı başlatılan uygulama, hava kirliliği seviyesinin arka arkaya 12 gün boyunca yasal sınırları aştığında devreye giriyor. Yasak en son Şubat ayında uygulanmıştı.

Uydu görüntülerine göre, Milano Avrupa’da hava kirliliğinin en fazla olduğu kentlerden biri.

Rüya – Onat Çetin

Dünya yasta. Medya, Steve Jobs’un dünyamızı ne kadar da değiştirdiğini, onsuz bir dünyada yaşıyor olsaydık nelerden mahrum kalacağımızı, bizzat tasarlayıp patentini aldığı ürünlerin nasıl da estetik olduğunu, yoksunluk içinde kurduğu Apple’dan ayrılmak zorunda kalışını, sonrasında Pixar’ı satın alıp Disney’in en büyük hissedarı olmayı başardığını, nihayet kaldığı yerden Apple’ı batmaktan kurtarıp en yukarılara taşıdığını, yalnızca bir dolarlık CEO maaşının Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiğini anlatıyor da anlatıyor. Yetmiyor, ticari rakipleri, siyasetçiler, sanatçılar, herkes ne kadar üzgün olduğunu, kaybın telafi edilemez olduğunu bildirme yarışınagirmiş gibi bir Steve Jobs çılgınlığıdır gidiyor.

Gidecek de. Göçmen bir babanın evlatlık vermek zorunda kaldığı, liseden sonra üniversiteyi terk eden, şirketini külüstür Volkswagen minibüsünü satarak bir garajda kurup teknoloji standardını belirleyen bir noktaya taşıyan Steve Jobs, Amerikan Rüyası’dır çünkü. Ve o rüyanın kahramanı, ölümüyle bile ölmekteki rüyaya can vermektedir.

Üç kişiden birinin yoksullukla boğuştuğu, 25 milyon işsiz ve 50 milyon sağlık sigortasından yoksun insanın yaşam mücadelesi verdiği Amerikan Rüyası’nın hala bir umut olarak görülebilmesi için daha fazla başarı öyküsüne ihtiyaç var. Wall Street’i işgale yeltenen kalabalıkların %1’in %99’a tahakkümünü idrak etmeye başladıkları tam da şu sıralar, daha da çok ihtiyacı var üstelik. Trajik olan şu ki, konut kredisi borçları nedeniyle evlerinden atılan, sıradan bir üniversite eğitimi alabilmek ve sonrasında da en iyi olasılıkla asgari ücretle çalışabilmek için bankalara on binlerce dolar borçlanan ve hatta organlarını ya da vücutlarını satarak günü kurtarmaya çalışan bu borç neslinin kalkışması da Irak İşgali gibi televizyonlarda izlenip geçilecek bir seyirlik olmaya mahkûm.

Çünkü İşeylere sahip olabilme arzusunu yenemeyen bir neslin “Amerikan Rüyası dünyadan çalındı” mottosuyla Wall Street’i işgal ederek bir devrim yapmasını beklemek en hafif deyimiyle naiflik olurdu. İşgal, Steve Jobs’un aynı anda hem Wall Street’in ağababalarının hem de onu işgale niyetlenenlerin ilahı olmaya devam ettiği sürece, eyleme katılanlar arasından rüyayı gerçekleştirecek şanslı birilerinin gelecekte rüya peşinde koşan yeni nesillere anlatacağı bir anı olmaktan öteye gidemeyecek. Tıpkı Steve Jobs’un Hindistan’a gidip LSD’yi deneyimleyerek Budist olarak geri dönüşünü ne kadar da onlardan biri olduğunu anlatarak göstermesi gibi.

Estetik, deha, başarı gibi cilaları bir kenara bırakın. İşini çok ama çok iyi yapan Steve Jobs’un işinin, insanı kendisine köle eden arzu nesneleri yapıp pazarlamak olduğunu akılda tutun. Rüyadan uyanın.

 

 

Onat Çetin

Yemen lideri Salih görevini bırakıyor

0

Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih, 33 yıllık iktidarını önümüzdeki günlerde bırakacağını söyledi.

Devlet televizyonuna konuşan Salih, görevi ne zaman bırakacağı konusunda ilk kez bu kadar yakın bir zaman dile getirdi.

Yemen’de iktidarı aleyhine 9 aydır devam eden gösterilerle ilgili konuşan Salih, ”Beni destekleyenlerden azimle yollarına devam etmelerini ve her türlü zorlukla mücadele etmelerini istiyorum” dedi.

Salih, ”Yemen’i yönetebilecek, asker ya da sivil, dürüst insanlar var” diye konuştu.

Muhalefet ve iktidar partisi temsilcileri iktidarın el değiştirmesi için bir formül ararken, Salih daha önce 3 kez Körfez ülkelerinin arabuluculuğunda imzalanacak bir anlaşmadan vazgeçmişti.

Batma tehdidi altındaki ada-devletleri hukuki sorunlar da bekliyor

Deniz suyu seviyesi normalde milimetre düzeyinde yükseliyor, ama bu yükselme santimetrelere ulaşabilir. Bu durum da yakın zamanda birçok ada-devletin sonunu getirebilir.

Columbia Üniversitesi’nde düzenlenen Tehdit Altındaki Uluslar Konferansı’nda, küresel ısınma ve deniz seviyesi yükselmesinin olası hukuki sonuçları tartışıldı. Vatandaşlık, diplomatik statü, maden hakları ve diğer ayrıcalıklar gibi konuların tartışılması kolaydı, ama Avustralya’daki Yeni Güney Galler Üniversitesi hukuk profesörü Rosemary Rayfuse’a göre daha zor konular bir sonraki bölümde tartışıldı:

“Devletlerin kurulmasıyla ilgili belli kurallar var, ama bir anda – tabiri caizse – haritadan silinen devletlerle ilgili hiçbir düzenleme yok”

Bir ada-devlet okyanusun sularına gömülürse, Birleşmiş Milletler üyeliği devam eder mi? Vatandaşlarının sorumluluğunu kim üstlenir? Pasaportları hala geçerli olur mu? Eskiden bu ülkenin sorumluluk alanında olan madencilik ve balıkçılık haklarını kim üstlenir?

Uluslararası hukuk şu anda bu soruların yanıtına sahip değil.

Marshall Adaları’nın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Phillip Muller, bu sorulara yanıt aramadan önce iklim değişikliği ve deniz seviyesinin yükselmesi sorunlarına daha fazla ağırlık verilmesi gerektiği görüşünde:

“Sonuçta bu sorulara yanıt buluruz, bulmayız, ama asıl sorunlar hala devam ediyor olacak.”

Asıl sorunlar devam ediyor. Bunların kaynağıysa Amerika, Çin gibi dünyanın en çok karbon ve sera gazı salımı yapan ülkeleri. İklim uzmanları küresel ısınmaya bu gazların yol açtığını savunuyor. Columbia Üniversitesi Dünya Enstitüsü uzmanlarından Mary-Elena Carr, halen yılda birkaç milimetre olan deniz seviyesi yükselmesinin 2100 yılına gelindiğinde ciddi bir hızla artacağına dikkati çekiyor:

“2100 yılına gelindiğinde deniz suyu bir metre yükselmiş olacak. Bundan kaçış yok. Daha fazla olur mu? Elbette. Ama 10 metre olmaz.”

Uzmana göre küresel ısınmanın nedeni, atmosferin üst düzeyinde sıkışan sera gazları. Artan ısı, kutuplardaki buzları eritip denize karşımasını sağlıyor. Yükselen deniz, birçok ada-devleti sular altında bırakıyor.

California Üniversitesi öğretim üyelerinden Jenny Grote Stoutenburg, iklim değişikliğinin gerçek sorumlularını hukuki açıdan ortaya çıkarmanın zor olduğunu söylüyor:

“Yok olacak devletlerin varlıklarının tanınmasıyla ilgili hukuki sorun çözülmese de, diğer devletler atmosferi cömertçe ziyan ettiklerinin vicdani sorumluluğunu üstlenip bu ada-devletleri uluslararası adalet ve dayanışma açısından tanımaya devam etmeli.”

Yeşilburun Adaları BM Büyükelçisi Antonio Lima büyük devletlerin, tehdit altındaki küçük adalara yardım etmemesi durumunda bu devletlerin de kendilerini aynı sona mahkum edeceklerini söylüyor:

“Bizler dünyanın gözcüsüyüz, gelişen, küçük ada-devletleriz. Bugün bize olan yarın herkese olacak.”

Uzmanlar da aynı görüşte. Çünkü ada-devletleri tehdit eden deniz seviyesi yükselmesi, büyük ülkelerin kıyı kentlerini de aynı şekilde tehdit edecek.

Columbia Üniversitesi’ndeki konferansta hukuki sorulara yanıt bulunmadı. Ama bu adaları batmaktan kurtarmak için önlem alınması konusunda vicdani sorumluluk alınmasının önemi vurgulandı. Büyükelçi Lima’nın da vurguladığı gibi medeniyet herkesi kendi kaderine terk etmek değil, dayanışma demek. Ama bu kaderden kaçmak için de süre her geçen gün daralıyor.

(Voa)

“Milletvekiliysen milletvekilisin ben de devletim”

Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşememesini protesto etmek amacıyla Bursa’nın Gemlik İlçesi‘nde yarın yapılacak yürüyüşe katılmak için Diyarbakır’dan yola çıkan konvoy, polisin sert müdahalesi ile karşılaştı.

Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşememesini protesto etmek amacıyla Bursa’nın Gemlik ilçesinde yarın yapılacak yürüyüşe katılmak için Diyarbakır’dan yola çıkan konvoy polis tarafından durduruldu.

Polisin konvoydakilere sert müdahale ettiği görülürken, BDP Milletvekili Gülten Kışanak’ın üzerine TOMA aracı sürüldü. Kışanak, göstericilerin yardımı ile ezilmekten kurtulurken, bir polis, BDP Milletvekili İdris Baluken’in gözlüğünü kırdı.

Baluken ile tartışmaya giren polis müdürünün milletvekiline “ben devletim” diye bağırması dikkat çekti.

Eylem sırasında bir polis müdürü ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken arasında geçen diyalog ise “Türkiye polis devletine dönüyor” iddialarını doğrular nitelikte. Diyalogda polisin, Baluken’e “Milletvekiliysen milletvekilisin ben de devletim” diye bağırdığı görülüyor.

Milletvekili Baluken, yanından geçen polise kırık gözlüğünü uzatarak “Bunu siz kırdınız” diye tepki gösterdiği sırada, oraya gelen bir polis amiri milletvekili Baluken’in konuştuğu sivil polis memuruna “Gel buraya, gel. Kardeşim gelsene sen buraya, ne muhatap oluyorsun ya, senin muhatabın değil onlar” deyince, İdris Baluken de “Sen kendini ne sanıyorsun, sen kimsin” diyerek polis amirine tepki gösterdi. Karşılıklı ’Sen kimsin’ tartışması sırasında milletvekili Baluken’in “Ben Milletvekiliyim, halkın vekiliyim” sözlerine polisin amirinin “Milletvekiliysen milletvekilisin, ben de devletim, elini çek, yürü” diye bağırarak cevap verdiği görüldü.

Gazetecilere bir açıklama yapan Baluken “Türkiye’deki ileri demokrasinin geldiği aşamayı görüyorsunuz arkadaşlar. Milyonları temsil eden halkın vekiline karşı tam bir polis terörü estiriliyor. Halkın iradesi hiçe sayılırken, sokakta da polislere “vekillere saldırın” talimatı verilmiş durumda” ifadelerini kullandı. Kırılan gözlüğünü de gösteren Baluken “en demokratik tepkilere karşı verilen tepkinin resmidir bu” dedi.

(soL)