Ana Sayfa Blog Sayfa 5002

Nedim Şener’den mektup var

Odatv davasının tutuklu sanığı gazeteci Nedim Şener, davanın ek klasörlerinde yer alan telefon kayıtları üzerine yürüyen tartışmalara yanıt verdi. Şener, tutuklu olduğu Silivri 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden kaleme aldığı mektubuna, “Gazeteci meslektaşlarıma” diye başladı.

Nedim Şener’in “1,5 yıldır bekleyen telefon kayıtlarım neden Oda TV baskınından hemen önce tape edildi?” diye sorarak başladığı mektubu şöyle:

Gazeteci meslektaşlarıma,

2009 Mayıs ayından 2011 3 Martına kadar kaydedilen telefon görüşmelerimi sabırla okumalarını öneririm.

2009 yılı Ocak ayında Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabını yayınladıktan sonra ihmalleri ortaya çıkan ve aynı zamanda Ergenekon soruşturmasını yürüten polislerin Şubat ve Mart(2009) şikayetleri Nisan ayında 30 yıla varan hapis istemiyle dava açmalarının ardından 6 Mayıs 2009’da yine aynı polislere M.YILMAZ sahte ismiyle gönderilen bir e-posta ile dinlemeye alınan telefonlarım bir muhabirin nasıl köşeye sıkıştırıldığını gösteriyor. Bu konuşmaların sokağa düşmesinden kendi adıma hiç gocunmam yoktur.

Yalnızca benimle konuşanlar adına üzgünüm. Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink, AKP’li eski milletvekili Azmi Ateş, gazeteciler, MB eski Başkanı Süreyya Serdengeçti, TMSF’de dürüst çalışmalar yapan bürokratlar, Enerji Bakanlığı avukatı adına üzgünüm.

Bu konuya tekrar döneceğim ama önce gazeteci olarak bir soru sormak istiyorum:

“Benim telefonlarım 6 Mayıs 2009 tarihli bir ihbar ile 22 Mayıs 2009’dan itibaren dinlenmeye başladı. Dosyada 2009 yılı sonuna kadar kaydedilen telefon dinlenmelerinden yalnızca 1 tanesi, BBC’de belgesel çeken Julia Rook ile yaptığım görüşme deşifre edilerek yazıya döküldü. 2009 Mayıs ve Aralık döneminde yaptığım telefon konuşmalarından yalnızca 15 tanesi 2010 yılı Ocak ayında deşifre edilerek kâğıda dökülmüş.

2009 yılına ait toplam 250 telefon görüşmesi ise 2011 yani bu yılın Ocak ayında deşifre edilmiş olduğu görülüyor. Bunu her görüşme dökümünün altındaki “Bu iletişim tespit tutanağı ********* tarihinde *** saat *** sahife olarak tarafınızdan tanzimle imza altına alınmıştır.” Notundan anlayabiliyoruz.

Geliyorum şimdi o soruya; “Madem benim (tabi Ahmet Şık’ın) tutuklanmanın 14 Şubat 2011 günü Odatv’ye yapılan baskında bilgisayarda bulunan, “Hanefi”, “Nedim”, “Sabri Uzan” isimli word notlar sonucunda gerçekleşti, polis neden Ocak ayında bana ait 2009 yılı telefon görüşmelerini hem de sabahlara kadar varan çalışmayla deşifre etti? Sabahlara kadar diyorum çünkü kağıda döken polisler tarih yanında saatini de yazmışlar.

“Yoksa Odatv operasyonu için son hazırlıkları yapanlar oradaki bilgisayarlarda neler çıkacağını biliyor muydu?” gibi bir soru aklıma geliyor. Belki de yersiz bir soru…

 

2009 yılında kayıt altına alınan telefon görüşmelerimin 2011 Ocak ayında tam da Odatv baskınından önce kağıda dökülmesinin başka bir cevabı varsa elbette dinlemeye hazırım.

Neyse buna bir cevap bulunur nasıl olsa.

Şimdi gelelim görüştüğüm kişilere ve içeriklerine…

Öncelikle belirtmeliyim ki, görüşmenin yapıldığı tarihte CHP Grup Başkan vekili olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği Eyüp’te yaşanan olayla ilgili haber yapılmamıştır. Kemal Bey mağdurların iletişim bilgilerini gönderdiğini söyleyip, erkek ve kadın muhabir gönderme önerisi yaptığında benim, “hallederim” dediğim şey mağdurlarla görüşme konusudur. O görüşme de yapılmadı ve öyle bir haber yazılmadı. Bu konuda ahlak dersi vermeye kalkanlar önce yüzleri varsa aynaya baksınlar.

Ayrıca benim telefon konuşmalarında, “üstad”, “şef”, “abi”, “kardeş” gibi kelimeler kullanmam alışkanlıkla ilgilidir. Karşımdakiler ile kavga ederken bile bu tür kelimeler kullanırım, merak edenler Zekeriya Öz’e de sorabilirler. Tapeleri okuyun, gazeteci büyüklerime AKP’li Azmi Ateş’e, MİT’çi Mehmet Eymür’e, MHP’li Oktay Vural’a, Sadettin Tantan’a, bürokratlara da bu tür Hitaplarım olmuştur. Hatta Silivri’deki infaz koruma memurlarına, müdür ve müdür yardımcılarına bile bu tür hitaplarım oluyor. Alışkanlık işte.

Telefonda konuştuğum haber amaçlı görüştüğüm tek siyasetçi o tarihte CHP Grup Başkan Vekili olan Kemal Kılıçdaroğlu değildi. Nitekim telefon dinleme kayıtlarına girdiği için burada yazmamda sakınca yok.

Yolsuzluklar konusunda çok önemli çalışmalar yapmış olan AKP’li Azmi Ateş’in de adı var. Yine yolsuzluklar konusunda çalışan MHP’li Oktay Vural, adı yolsuzlukla mücadele ile anılan eski bakan Sadettin Tantan da bulunuyor.

CHP’den Atilla Kart ve MHP’den Deniz Bölükbaşı ile görüşmeler de dosyada. Tebrik için beni arayan ve dertleşme içerikli bir görüşmeyle İlhan Kesici de dosyamda. CHP’den Gürsel Tekin ve Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu ile görüşmeler kağıt altına alınarak dosyaya konmuş tıpkı eski bakan ufuk Söylemez ile yaptığım görüşme gibi.

En üzücü konulardan birisi de AKP’nin yüzünü ağartan TMSF’de görev yapan ve Ahmet Ertürk başkanlığı döneminde hortumculardan 15-20 milyar dolar tahsilat yapan bürokratların isimlerinin de dosyada yer almasıdır. Başbakan Erdoğan’ın çalışmalarıyla gurur duyduğu TMSF’cilerin Ergenekon gibi bir konuyla ilgisi olmadığı açık. Konuşmaların içeriği de soruşturmayla ilgili konular değil. Peki neden TMSF’cilerle konuşmalara yer verildi?

Öte yandan Libananco davasında Türkiye enerji Bakanlığı’nın avukatlığını yapan Aydın Coşar ile haber amaçlı görüşmelere de dosyada yer verildi.

Enerji Bakanlığı’nın kazandığı bu davada Türkiye’yi 10,5 milyar $ yükten kurtaran ve hükümetin üst düzeyi ile de yakın olan Coşar’ın benimle haber amaçlı konuşmasında ne gibi suç unsuru yer alıyor?

 

Aydın Coşar’ı hatırlayacaksınız, Başbakan’ın danışmanlarından Cüneyt Zapsu’nun ve Başbakan’ın “Kendisine kefilim” dediği Suudi işadamı Yasin El Kadı’nın da avukatıdır. Ama polis Coşar ile konuşmalarımızı da Ergenekon ile ilişkilendirmiş olmalı ki dosyaya koymuş.

MB Başkanı ve MİT’çi Eymür

Konuştuğum kişilerden Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti’nin telefon konuşması da Ergenekon dosyasına girdi. MİT’çi Mehmet Eymür ile yaptığım konuşma gibi

Gazeteciler-New YorkTimes muhabiri ve BBC

Polisin dinleme yaptığı 2009 yılı Mayıs ayı ile sonraki altı ayda gazetecilerle çok sayıda görüşme yaptım. 2009 yılına ilişkin toplam 266 konuşmanın 80 tanesi gazetecilerle. Burada en fazla konuşma “konuk” olarak katıldığım Arena programının yöneticisi Uğur Dündar ile gerçekleşmiş. Polis Dündar ile aramızda geçen toplam 36 konuşmayı dosyaya koymuş. Gazetecilerle o dönem konuşma sayısının fazla olmasının neden, yazdığım kitap nedeniyle aleyhime açılan davalarla ilgili olduğu gibi aldığım ödüller nedeniyle kutlamalar ve gündeme ilişkin konuşmalardan ibarettir. Aşağıda isimlerini vereceğim meslektaşlarımızın, meslek büyüklerimizin Ergenekon dosyasıyla ne ilgisi olabilir?

Bakın isimlere siz karar verin;

“Umur Talu, Nail Güreli, Sedat Ergin, Haluk Şahin, Ahmet Hakan Coşkun, Celal Toprak, Yalçın Bayer, Yalçın Doğan, Sabetay Varol, Nurten Ertuğ, Musa Ağacık, Sayım Çınar, Ercan Arslan, Atilla Özsever, Sevilay Yükselir, Erdal Kılıç, Hikmet Çetinkaya, Belma Akçura, Toygun Atilla, Barış Yarkadaş, Utku Çakırözer, Ali Dağlar, Yavuz Baydar, Güngör Uras, Erol Önderoğlu, Atilla Dişbudak, Cüneyt Özdemir, İrfan Bozan, Emin Çölaşan, BBC’den Julia…, New York Times’ten Şebnem Arsu.”

Gazeteciler listesindeki isimlerle birkaç kez görüşmüşüm, tüm dinleme kayıtlarına bakıldığında aynı örgüt davasından yargılanacağım ve kendisinden talimat aldığım iddia edilen Soner Yalçın ile 1 kez haber içerikli görüşmem yer alıyor. Yine Odatv’den Barış Terkoğlu’nun araması üzerine 1 kez olan görüşmenin kaydı dosyada bulunuyor.

TV’lere canlı yayın dinlenmiş

Dinleme kayıtlarında hayli ilginç tapeler var.

Televizyonlardan gelen talep üzerine özellikle Dink cinayeti konusunda canlı yayına telefonla bağlanmıştım. Bu televizyon kanalları arasında NTV,  SkyTürk, Cem TV ve Hayat TV bulunuyor. Polisler bu kanallara telefonla yaptığım açıklamaları hem de canlı yayında milyonlarca izleyicisi olan TV kanallarındaki açıklamalar suç unsuruymuş gibi dosyaya koymuş.

Bu şu demek oluyor; “Biz sizin TV’lere yaptığınız açıklamaları bile takip ediyoruz.” Herkes dikkat etsin bir asılsız e-mail bir isimsiz ihbar mektubu ardından televizyon ve radyolardaki konuşmalarınız suç delili olarak karşınıza çıkabilir.

Hrant Dink’in kardeşi ile görüşmeler

Polis ve savcılık Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink ile yaptığım telefon görüşmelerini de dosyaya koymuş. İddia olunan suç ile ilgisi olmamasına rağmen Orhan Dink ile kardeşinin öldürülmesi konusunda bilgi ve görüş, haber amaçlı görüşmeler suçmuş gibi gösterilmiş. Dinlerken de eminim amirlerinin nasıl kanlı bir cinayetin sorumluluğunu üzerinden taşıdıklarını öğrenmişlerdir.

(CnnTurk)

‘Persepolis’i gösteren TV’ye saldırı

0

Tunus‘ta peçeli kız öğrencilerin üniversiteye kaydının yapılmamasını ve özel bir televizyon kanalında ‘Persepolis‘ filminin yayımlanmasını protesto eden radikal dinci göstericiler polisle çatıştı.

Bir üniversitenin yasalar gereği peçeli bir öğrencinin kaydını yapmaması üzerine dün başlayan olaylar bugün de devam etti. Sabah saatlerinde bir üniversitenin ana kampüsü önünde toplanan yüzlerce kişilik grup, Celeb El Ahmar semtine gitti. Daha çok gençlerden oluşan grup, burada yolu keserek tekbirler eşliğinde polise taşla saldırdı.

Tunus polisi, başkent Tunus sokaklarında gösteri yapan ve taş, bıçak ve sopalar taşıyan radikal dinci grubu dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.

Göstericiler bugün ayrıca, İran asıllı yönetmen Marjane Satrapi’nin kendi hayat hikayesinden yola çıkarak yarattığı çizgi romanından uyarlanan ve İran İslam Devrimi’ni konu eden animasyon film Persepolis’i yayımlayan özel televizyon kanalı Nessma’nın binasına da saldırmak istedi.

Sopalı ve bıçaklı yaklaşık 300 kadar göstericinin Nessma kanalının binasını ateşe vermek istediği, ancak polis tarafından engellendiği bildirildi.

“Arap Baharı”nın doğum yeri olan Tunus’ta yaklaşan seçimler öncesi gerilimin arttığı belirtiliyor. 23 Ekim’de yapılacak seçimlerden ılımlı İslam’ı savunan Ennahda Partisi’nin birinci çıkması bekleniyor.

Voleybolda süper kupa Eczacıbaşı Vitra’nın

0

Teledünya Türkiye Kupası’nın sahibi Eczacıbaşı Vitra ile Aroma Bayanlar ligi şampiyonu Fenerbahçe Universal’i karşı karşıya getiren süper kupa maçında gülen taraf rakibini 3 – 1 mağlup etmeyi başaran Eczacıbaşı Vitra oldu.

Aroma Bayanlar 1. Ligi şampiyonu Fenerbahçe ile Teledünya Türkiye Kupası sahibi Eczacıbaşı VitrA, Ankara Başkent Voleybol Salonu’nda karşı karşıya geldi.

Eczacıbaşı VitrA, başından sonuna kadar üstün oynadığı karşılaşmada Fenerbahçe Universal’i 25-16, 25-23, 15-25 ve 25-19’luk setlerle 3-1 kazanarak tarihinde ilk kez Süper Kupa’yı müzesine götürdü.

Karşılaşmaya çok hızlı başlayan Eczacıbaşı Vitra, rakibine şans tanımadığı ilk seti 25-16’lık skorla çok rahat kazandı. İkinci sete iyi başlayan taraf ise Fenerbahçe Universal oldu. Farkı açmaya başlayan sarı lacivertliler, setin sonunda oyundan düşerken, geriden gelen Eczacıbaşı Vitra seti 25-23 kazanarak durumu 2-0 yaptı.

İlk 2 seti kaybetmesine rağmen oyundan düşmeyen Fenerbahçe Universal, 3. sete hızlı girdi. üst üste bulduğu sayılarla kontrolü ele geçiren sarı lacivertliler, seti 25-15 kazanarak durumu 2-1’e getirdi.

Karşılaşmanın 4. seti büyük bir çekişmeye sahne olurken, son bölümde Neslihan Darnel’in sayılarıyla oyuna ağırlığını koyan Eczacıbaşı VitrA, seti 25-19 maçı da 3-1 kazanarak tarihinde ilk kez Süper Kupa’nın sahibi oldu.

 

İşitme Engelliler Güreş Milli Takımı için devreye Dışişleri Bakanı girdi

İşitme Engelliler Avrupa Güreş Şampiyonası için Ermenistan’a girişte sınırda mahsur kalan İşitme Engelliler Güreş Milli Takımı, ülkeden çıkışta da yine aynı sorunlarla karşı karşıya kaldı. Şampiyonanın ardından karayoluyla Türkiye’ye dönmek isteyen Türk kafilesi, bu sefer de Ermenistan-Gürcistan sınırında bekletildi.

Türk kafilesinin 24 saat sınırda bekletilmesi ve çıkış izni alamaması üzerine Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşerek kendisinden duruma el koymasını rica etti. Bunun üzerine Bakan Davutoğlu, Tiflis Büyükelçiliği’ne talimat verdi. Tiflis Büyükelçiliği hemen harekete geçerek karayoluyla Tiflis’e gelmeye çalışan İşitme Engelliler Milli Takımı ile sınırda temas kurdu.

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, pazar günü resmi tatil olmasına rağmen, Türkiye’nin tepkisi üzerine yarına kadar sınırda otobüs içinde bekletilmesi planlanan milli takım kafilesine geçiş izni verdi

Pet-Shoplar’da yavru satışına sınırlama geliyor

Hayvanseverlerin sıklıkla tepki gösterdiği pet-shop’lara yeni düzenlemeler getirildi. Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeye göre, yaşı küçük, gelişimini tamamlamış hayvanlar satılamayacak.

Kadınlar Fatih Altaylı’yı protesto etti

İstanbul Feminist Kolektif, Habertürk binası önünde yaptığı basın açıklamasında “Şefika Etik‘in öldürülmesi bize sığınma evlerinden ölüme gönderilebileceğimizi, sorumluluktan uzak Bakanlık açıklamasını, bir ölü bedenden tiraj uman cinsiyetçi medyayı bir kez daha gösterdi” dedi.

Bianet’ten Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre;

İstanbul Feminist Kollektif, Habertürk’ün “Kadına Şiddette Son Nokta” başlığıyla verdiği haberi ve ardından gelen tepkilere gazetenin genel yayın müdürü Fatih Altaylı’nın verdiği cevabı protesto etmek için Habertürk binası önündeydi.

Sığınakları da istiyoruz, sığınaksız bir hayatı da“, “Erkek devlet şiddetine son”, “Medya vicdanını aklama, kadın cinayetlerine ortak olma“, “Habertürk erkekten yana, kadın cinayetlerini duyurmak palavra” pankartları taşıyan kadınlar, “Erkek vuruyor, devlet koruyor, medya sömürüyor“, “Aileyi değil, kadını koru”, “Kadınlara değil, katilleri teşhir et“, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Cinsiyetçi medya istemiyoruz“, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı.

İstanbul Feminist Kollektif adına Kadın Cinayetlerine İsyandayız Kampanyası kapsamında yapılan basın açıklamasına, adresi gizli kalmak zorunda olan sığınma evinden kocası tarafından alınarak eve götürülen ve ardından sırtından bıçaklanarak ölen Şefika Etik‘in hikayesi anlatılarak başlandı.

Şefika’nın ölümünün sorumluları

Açıklamada devlete ve kamuoyuna şu sorular soruldu:

* Nasıl oluyor da şiddet uygulayan erkek sığınmaevinin yerini bilebiliyor?

* Nasıl oluyor da sığınma evinden çıktıktan iki saat sonra canından olan Şefika’nın ölümünün sorumluluğu ” kendi isteğiyle gitti” cümlesiyle devletin/kadından sorumlu bakanlığın üstünden atılabiliyor?

* Nasıl oluyor da hergün üç kadının öldürüldüğü bilindiği halde kadınların sığınmaevinden şiddet ve ölüm yuvası evlerine geri dönmesi engellenmiyor?

* Bakan Fatma Şahin’in bu manşeti kendi sorumluluğundan söz etmeden eleştirirken, Şefika’nın ölümünden, sığınma evlerinin koşullarını iyileştirmeyen Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurulu, dolayısıyla da Şahin Sorumlu Değil mi?

“Cinsiyetçi medya, istifa et”

İstanbul Feminist Kollektif, medyaya ise şöyle seslendi:

Altaylı‘nın bu manşet/fotoğrafla ‘kadın cinayetlerini görünür kılmayı amaçladığına’ inanmamızı beklemeyin. ‘Kadına yönelik erkek şiddetini teşhir ettim” derken, kurumları ve erkekleri, yani suçluları azad ettiğini farketmiyor. Kadına şiddeti pornografikleştirdiğini görmezden geliyor.

“Kadın düşmanlığından prim ummak, katil erkekleri cesaretlendiren yayınlar gazetecilik olabilir mi?

“Altaylı’ya ve onun gibilere ‘özür dile, istifa et ve ortadan yokol’ diyoruz.

“Yıllardır söylüyoruz; medya kadına yönelik erkek şiddetini meşrulaştırmktan vazgeçsin, kadın katillerini güçlendirecek haberler yapmasın.

“Şefika Etik’in öldürülmesi bize, katillerin en yakınımızdaki erkekler olduğunu, karakola başvurmanın bizi ölümden kurtaramadığı, sığınma evlerinden ölüme gönderilebileceğimizi, sorumluluktan uzak Bakanlık açıklamasını, bir ölü bedenden tiraj uman cinsiyetçi medyayı bir kez daha gösterdi.

“Artık yeter!”

Basın açıklamasının ardından kadınlar, Habertürk binası önünden Taksim Meydanına yürüdü.

Yeni Zelanda’da çevre felaketi endişesi

Yeni Zelanda açıklarında karaya oturan akaryakıt yüklü gemi, doğal hayatı tehdit ediyor.Yaklaşık bin 700 ton akaryakıt taşıyan gemiden sızan hidrolik yağının, büyük bir çevre felaketine neden olmasından endişe ediliyor.

Liberya bandıralı 236 metre uzunluğunda, 47 bin ton ağırlığındaki Rena adlı gemi, Yeni Zelanda’nın kuzey kesiminde bulunan Tauranga limanı yakınlarındaki mercan resifine çarparak karaya oturmuştu. Geminin ikiye bölünme riski de bulunuyor.

Yetkililer, ülkenin en önemli turistik yerlerinden Plenty Körfezi’ne 20-30 ton akaryakıtın sızdığını belirtiyor.

Bölgede yaşayan kuşlar, penguenler, balinalar, yunuslar, diğer hayvan ve bitki türleri büyük tehdit altında.

Helikopterle olay yerinde havadan incelemelerde bulunan Yeni Zelanda Başbakanı John Key, sızıntıyla ilgili kapsamlı bir soruşturmanın yürütüldüğünü söyledi. Bölgedeki doğal hayata zarar veren sızıntıyı kontrol altına alma çalışmaları sürüyor.

(euronews)

Paris-Tours’da finişi ilk gören Van Avermaet

0

Yol bisikleti takviminin son bölümünün önemli yarışlarından Paris-Tours’u BMC’den Greg Van Avermaet kazandı. Belçikalı bisikletçi, bu sonuçla birlikte kariyerinin en önemli zaferine imza attı.

Sonbahar Klasikleri’nin Giro di Lombardia ile birlikte en önemli ayağı olan Paris-Tours, takım olarak rüya gibi bir yıl geçiren BMC’nin 26 yaşındaki bisikletçisi Greg Van Avermaet’ın oldu. Belçikalı sporcu, son bölüme kafa kafaya girdiği Marco Marcato’yu sprint finişinde geride bıraktı ve kariyerine altın harflerle yazılacak bir başarının sahibi oldu.

Van Avermaet, bir de etap zaferi elde ettiği 2008 İspanya Bisiklet Turu’nda sprint klasmanının lideri olmuştu. Belçikalı bisikletçi, bu yıl ise Tour de Wallonie’yi kazanma başarısı göstermişti.

26 yaşındaki sporcu yarış sonrası mikrofonlara “Çok mutluyum. Kariyerimin en önemli zaferi” açıklamalarında bulundu. Philippe Gilbert’in BMC’ye transferi sonrası özellikle Bahar ve Ardennes Klasikleri’nde geri planda kalması beklenen Van Avermaet, bu konu hakkındaki soruya ise “Evans, Hushovd ve Gilbert’le çok güçlü bir ekip olduk. Her yarışta iddialı olacağız. Heyecanlıyım” cevabını verdi.

 

Yürüyüşün engellenmesi protesto edildi

Mersin, Adana ve Mardin‘de, ”Büyük Gemlik Yürüyüşü” adı altında yapılmak istenen yürüyüşün, valilik tarafından yasaklanmasını protesto için toplanan gruplara polis müdahale etti.

Bursa’nın Gemlik ilçesinde ”Büyük Gemlik Yürüyüşü” adı altında yapılmak istenen yürüyüşün, valilik tarafından yasaklanmasını protesto için toplanan bir grup, Ova Mahallesi 2 Sokak’ta önlem alan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı polis ekiplerinin müdehalesiyle karşılaştı. Çıkan olaylarda bazı iş yerleri hasar gördü.

Öte yandan, gösterilerin yapıldığı mahalledeki birçok iş yerini kepenklerini kapattı.  Polisin önlemlerini sürdürdüğü mahallede izinsiz gösteriler aralıklarla devam ediyor.

Mersin’de de Akdeniz ilçesi Şevket Sümer ve Güneş mahallelerinin ara sokaklarında toplanan gruplara polis müdehale etti. Polise taş, molotofkokteyli ile saldıran gruba polis dağılmaları için gaz bombası kullandı.

Öte yandan, Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin düzenledikleri operasyonda kullanılmaya hazır çok sayıda molotofkokteyli ile bol miktarda benzin, şişe, gaz ve molotofkokteyli yapımında kullanılan malzeme ele geçirildi.

Operasyonlarda, kent merkezinde 2 marketi kundakladıkları iddiasıyla Ş.Ş, M.E. ve A.O. ile otomobil kundakladıkları öne sürülen A.G, C.G, C.S. ve Z.E. yakalandı.

Ayrıca, aynı operasyonlarda Bursa’nın Gemlik ilçesinde düzenlenecek yürüyüşü organize ettiği ileri sürülen BDP’li yöneticiler H.C. ile M.K. de gözaltına alındı.

Polisin dün geceden bu yana düzenlediği operasyonlarda gözaltına alınanların sayısının 15’e çıktığı kaydedildi.

Mardin’in Nusaybin ilçesinde de Şirin Bulvarı, Lozan, 27 Mayıs ve Işık Önder caddelerinde toplanan gruplar protesto için yürümek istedi. Polisin müdehalesiyle karşılaşan grup polise; taş, molotofkokteyli ve havai fişek ile saldırdı. Uyarıya rağmen dağılmayan gruba polis biber gazı ve basınçlı suyla müdahale etti.

Öte yandan; Şirin Bulvarı’ndaki Atatürk Lisesi girişindeki danışma bürosunda da yakılan lastiklerden sıçrayan alev nedeniyle yangın çıktı. Her iki okulda çıkan küçük çaplı yangınlar Nusaybin Belediyesi’ne ait itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle söndürüldü.
Gösterilerde 2’si çocuk biri kadın, 3 kişi yaralandı.

(Ajanslar)

AB’nin çevreyle ilgili ‘gör’ dediği endişeler – Pelin Cengiz

Türkiye’nin Avrupa Birliği İlerleme Raporu, son şeklini birkaç gün içinde alarak 12 ekimde resmen açıklanacak. Türkiye’nin hem siyasi hem de ekonomik reform alanlarının yıllık karnesi olma özelliği taşıyan AB İlerleme Raporu’nun taslağı geçen hafta basına sızdı. Türkiye ile AB ilişkilerinde bir yıllık değerlendirmeyi içeren İlerleme Raporları’nın hem işlevi hem de Türkiye üzerindeki etkisi artık tartışılır bir konumda. Zira, geçmiş yıllarda AB Komisyonu tarafından sızdırılan taslak raporlar, çok daha fazla yankı bulur, günlerce konuşulurdu. Raporla ilgili bu ayrıntıya dikkat çektikten sonra Türkiye’nin son dönemde en büyük farkındalıklarından birinin yaşandığı en hassas gündem maddelerinden biri olan çevre konusuna geçiyorum. Raporda, her alandaki değerlendirmelerde en sık kullanılan kelimelerden biri “endişe” olmakla birlikte konuları fazla genişletmeden sadece Çevre başlığı altındaki tespitlere değineceğim.
İlerleme Raporu’nun Çevre başlığı altında özetle, “Türkiye doğa konusunda hiçbir ilerleme kaydetmedi” deniyor. İlk dikkat çekilen konu, Nisan 2011’de değişikliğe gidilen ÇED (çevre etki değerlendirme) Yönetmeliği. Hatırlanacağı üzere, ÇED Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle doğa ve insan üzerinde önemli etkisi olacak projelerin önü açılmıştı. Yapılan değişikliğe göre, 2015’e kadar yatırımına başlanacak projelerde, ÇED aranmayacak. Sosyal ve çevresel etkileri nedeniyle kamuoyunda tartışılan konular arasında yer alan nükleer ve termik santraller, üçüncü Boğaz Köprüsü ve otoyollar gibi dev yatırımlar, 2015’e kadar ÇED aranmaksızın tamamlanabilecek. Tüm bu ÇED’den istisna bırakılan yatırımlardan, tahmin edeceğiniz üzere “endişe” duyuluyor. Bunlar ne AB müktesebatıyla uyumlu ne de bu halleriyle uygulanabilir durumda. Rapora göre, çevresel kararlarda bırakın halkla istişare etmeyi, komşu ülkelerle sınırötesi ÇED konusunda da Türkiye sınıfta kalmış. Diğer ülkeleri de ilgilendiren ÇED konusunda hiçbir ikili anlaşma henüz ortada yok.
Ulusal ve uluslararası alanda Ruslarla birlikte Akkuyu’ya yapılacak olan nükleer santral “endişe” yaratıyor. 

HES’ler endişe kaynağı
Rapora düşülen en önemli notlardan biri şüphesiz HES’lerle ilgili. Türkiye’nin kanayan yarası haline dönüşen HES’lerle ilgili ne ciddi ÇED çalışması var ne de bu yapılanlar AB direktiflerine uygun. AB üyesi ülkelerin hükümetlerinin Avrupa sınırları içinde tehlikede bulunan doğal yaşam alanlarının ve canlı türlerinin koruma altına alınması amacıyla hazırlanmış doğal çevre koruma ağı Natura 2000 listesinin hala Türkiye tarafından hazırlanmadığı dikkat çekilen diğer bir nokta. Ulusal biyoçeşitlilik eylem planı ve çerçeve yasası beklemede. HES’lerin ve enerji altyapı çalışmalarının, koruma altındaki flora ve faunada yaratacağı zarar “endişe” yaratıyor. Yeni yönetmeliklerle sulak alanların korumasının güçlendirileceğine zayıfladığı, Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme’ye uyumun olmadığı, Türkiye’deki yasaların gerekliliklerin çok gerisinde kaldığı belirtiliyor. Önemli tespitlerden biri de, farklı yetkili kurumlar arasında doğa koruma konusunda kimin hangi konudan sorumlu olduğuna ilişkin netliğin olmayışı.
Bu arada, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ikiye bölünerek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ortaya çıkmasına değinilerek, idari alanda çok sınırlı bir ilerleme kaydedildiği notu düşülmüş. Özel Çevre Koruma ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlükleri’nin kapatılarak, bunların hepsi bir müdürlük altında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın altında toplandı. Böylelikle, çevre yönetim daha merkezi bir hale geldi. Öte yandan, Ulusal Çevre Ajansı kurulmasıyla ilgili hiçbir ilerleme kaydedilmedi. Çevre koruma gereklilikleri genel çerçeve politikalara uymuyor, altyapı projelerinin uygulanmasında yeterince dikkate alınmıyor. İklim değişikliği konusunda farklı bakanlıklar arasında daha fazla birlikte çalışma ve koordinasyona ihtiyaç var. Sonuç bölümünde, Türkiye’nin doğa koruma alanında hiçbir ilerleme kaydetmediği, çevre alanındaki yatırımların arttırılması ve iklim değişikliğiyle ilgili gereksinimlerin yerine getirilmesi gerekliliği önemle vurgulanıyor.

Ekvator ve Türkiye
Geçen hafta katıldığım bir toplantıda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Latin Amerika ülkesi Ekvator’un yağmur ormanlarındaki dev petrol rezervini “doğal dengeyi bozmama ve küresel ısınmayı arttırmama” adına çıkarmamak karşılığında ülkesine 3.6 milyar dolar ödenmesine yönelik BM ile ön anlaşma yaptığından bahsetti. Ekvator, bu parayı yenilebilir enerjiye yatıracak. BM Genel Kurulu’nda bu konu gündeme geldiğinde bu çok önemli çevre projesine Türkiye olarak biz de maddi destek vermişiz. Davutoğlu, bu konuyu çok güzel özetledi: “Doğanın derinlerindeki enerjiyi çıkarmak için doğayı yıpratıyorlar. Varoluşsal alan yol edilmemeli, bu acımasız rekabet doğayı, varoluş alanının tümüyle bitirir. Bunun bir sınırı olmalı.”
Hazır, AB, çevre, doğa politikaları ve enerji yatırımlarıyla ilgili Türkiye’deki hemen her gelişmeden “endişe” duyuyor, içerde olan bitene bakıp, bunları biraz da Türkiye uygulasa nasıl olur?

Pelin Cengiz – Taraf