Ana Sayfa Blog Sayfa 4999

Almanya’ya göçün 50. yılında “Karşıdan Bakış” film seçkisi

Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yıldönümü nedeniyle Goethe-Institut‘un düzenlediği etkinlikler çerçevesinde gerçekleşecek Der andere Blick/Karşıdan Bakış isimli film seçkisi, 11-14 Ekim tarihleri arasında Ankara’da, 17-20 Ekim tarihleri arasında İzmir’de ve 20-30 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da İstanbul Modern Sinema’da seyirciyle buluşacak. Küratörlüğünü sinema yazarı Engin Ertan’ın yaptığı seçki, göç çerçevesinde Almanya ve Türkiye arasındaki bağa ve kültürel alışverişe odaklanıyor. Bu dönem dâhilinde çekilmiş Türk ve Alman filmlerinde diğer ülkeden karakterlerin nasıl temsil edildiği seçkinin çıkış noktasını oluşturuyor. Seçki, birbirinden çok farklı türlerden örnekler ve farklı zamanlara ait hikâyeler aracılığıyla birbirimizi nasıl gördüğümüz ve algıladığımız fikrine yoğunlaşıyor.

İstanbul Modern’de yapılacak gösterimlerin programına buradan ulaşmak mümkün

Film seçkisinde yer alan filmler

Bir Türk’e Gönül Verdim
Türkiye, 1969, 89′, siyah-beyaz
Yönetmen: Halit Refiğ
Oyuncular: Ahmet Mekin, Eva Bender, Seden Kızıltunç, Bilal İnci
Türkçe

Eva ve Almanya’da çalışan İsmail beraberdiler. Bir süre sonra Türkiye’ye dönmeye karar veren İsmail, Eva ve ortak çocuklarını Almanya’da bırakır. Eva, iki yıl aradan sonra İsmail’in peşinden Türkiye’ye gider ve onu memleketi Kayseri’de aramaya başlar. Sonunda bulur da, ama İsmail başka bir kadınla evlidir. Eva yabancı bir ülkede başının çaresine bakmak zorunda kalır. İşçi olarak Almanya’ya gitme hayalleri kuran Mustafa ona yardım eder. Eva yavaş yavaş sadece Mustafa’ya aşık olduğunun değil, Türk kültürüne hayran kaldığının da farkına varacaktır.

………………………………………………

En Alttakiler
Almanya, 1986, 100’, renkli
Yönetmen: Jörg Gförer
Oyuncular: –
Türkçe dublajlı

Günter Wallraff uluslararası bir başarıya imza attığı kitabı “En Alttakiler”’de Almanya’daki yabancı düşmanlığını ele alır. Türk işçisi Ali olarak çeşitli işlere girip çıkan Wallraff, bu arada konuk işçilerin sık sık maruz kaldıkları sömürü ve düşmanlıklara da şahit olur. Kitap Wallraff’ın yaşadıklarından ibaret değil; başka göçmenlerle yapılan söyleşilere de yer verilmiş. Kitaptan çekilen belgeselde, gizli kamerayla çekilen kareler ve daha sonra yapılan söyleşiler yer alıyor. Kitap ve film Türkiye’de de çok başarılı olmuştu.

………………………………………………

İstanbul Hatırası
Almanya, 2005, 90’, renkli, 35-mm
Yönetmen: Fatih Akın
Oyuncular: Alexander Hacke, Baba Zula, Duman, Erkin Koray, Ceza, Mercan Dede
Almanca/ Türkçe, İngilizce altyazılı

Bu belgesel filmde, yönetmen Fatih Akın ve müzisyen Alexander Hacke („Einstürzende Neubauten“) İstanbul’a giderler ve giderek bütün dünyadan sanatçılar, müzisyenler, DJ’ler ve sinemacılar için bir çekim merkezi haline gelen Boğaz’ın kıyısındaki metropolün kültür ve özellikle müzik geçmişinin ve etkilerinin izini sürerler.

www.crossingthebridge.de

………………………………………………

Kebab Connection
Almanya, 2004, 91’, renkli, 35-mm
Yönetmen: Anno Saul
Oyuncular: Nora Tschirmer, Denis Moschitto, Güven Kıraç, Adnan Meral, Sibel Kekili
Almanca, İngilizce ve Türkçe altyazılı

Hamburg’un Schanzenviertel semtinde yaşayan İbo (İbrahim) tutkulu bir Bruce Lee hayranıdır ve ilk Alman Kung Fu filmini çekerek sinema tarihine geçmek gibi tutku dolu bir hedefi vardır. İbo bu hedefine, amcası Ahmet’in dönerci dükkanı için çektiği bir reklam spotuyla yaklaşır. Amcası bundan hiç hoşnut olmaz, ama spottan büyülenen sinema izleyicileri gösterimlerden sonra hemen Ahmet’in dönerci dükkanına doluşur. İbo’nun aniden gelen ününe, sevgilisi Titzi beklenmedik bir hamilelikle karşılık verir. İbo’nun babalık rolünde starlıkla alakası yoktur ve çift ayrılır.

www.kebabconnection.de

………………………………………………

Almanya Acı Vatan
Türkiye, 1979, 85’, renkli
Yönetmen: Şerif Gören
Oyuncular: Hülya Koçyiğit, Rahmi Saltuk, Suavi Eren, Mıne Tokgöz
Türkçe

Almanya’da çalışan Güldane Türkiye’de yaz tatilini geçirirken Almanya’ya gitmek isteyen Mahmut’la tanışır. Mahmut Güldane’ye onunla sahte evlilik yapması için yüklü miktarda para teklif eder. Güldane hiç düşünmeden teklifi kabul eder. Almanya’ya döndükten sonra Güldane önce Mahmut’la hiç ilgilenmez. Ancak yapışkan bir Türk’ün tacizi karşısında çaresiz kalır ve böylece Mahmut’la yakınlaşırlar. Bir halk türküsünün adı olan “Almanya Acı Vatan”, uzun süre Türkiye’den Almanya’ya göç edenlerin sloganı olmuştu.

………………………………………………

Haydut
Almanya/Fransa/İtalya/Yugoslavya, 1964, 107’, renkli
Yönetmen: Rober Siodmak
Oyuncular: Lex Barker, Marie Versini, Ralf Worter, Rik Battaglia, Dieter Borsche
Almanca, Türkçe altyazılı

Maceraperest Kara Ben Nemsi Efendi ve beceriksiz ve sakar arkadaşı Hacı Halef Ömer bir arkadaşlarının kaçırıldığını öğrendiklerinde Arnavutluk yollarına düşerler. Adamı kaçıranlar, ‘Haydut’ namıyla Balkanlar’a korku salan dehşetengiz bir caninin adamlarıdır. Gözüpek atlılar, daracık patikalarda heyecanlı bir sürek avı başlatır. ‘Haydut’, Karl May’ın Şark Çemberi dizisindeki aynı adlı romanından uyarlanmış bir film.

………………………………………………

Sahte Cennete Veda
Almanya, 1989, 96’, renkli, 35-mm
Yönetmen: Tevfik Başer
Oyuncular: Zuhal Olcay, Brigitte Janner, Ruth Ólafsdóttir
Almanca, Türkçe altyazılı

Kocası tarafından aşağılandığı, hırpalandığı ve tecavüze uğradığı için korku içinde yaşayan Elif’in işkencecisini öldürmekten başka çaresi kalmamıştır. Altı yıl hapis cezası alan Elif kadınlar hapishanesinin kaba ve şiddet dolu dünyasında ayakta kalmaya çalışır. Ancak zamanla cezaevinin küçük dünyasını, içinde büyüdüğü Türk toplumunun katı değer yargılarının ötesinde, kişisel gelişimi için korunaklı bir alana dönüştürmeyi başarır. Elif Almanca öğrenir, arkadaş edinir ve erkekler koğuşundan bir hükümlüye aşık olur. Ama mutluluğu ve daha iyi bir gelecek umudu çok uzun sürmez: Ağır hapis cezası almış bir yabancı olarak sınır dışı edileceğini öğrenir. Türkiye’de ise Elif hakkında kocasını öldürdüğü için yeni bir dava açılmıştır.

………………………………………………

Berlin in Berlin
Almanya/Türkiye, 1992/1993, 99’, renkli
Yönetmen: Sinan Çetin
Oyuncular: Hülya Avşar, Armin Block, Cem Özer, Aliye Rona
Türkçe

Thomas bir kavga sırasında yanlışlıkla Mehmet’i öldürür. Mehmet’in ailesinden özür dilemek için aileyi evinde ziyaret eder. Mehmet’in kardeşi ise intikam planları yapmaktadır, ama öte yandan Türk geleneklerine göre Thomas’ı evlerinde konuk olduğu sürece öldürmesi imkansızdır. Thomas bunu öğrendiğinde evden ayrılmamakta ısrar eder. Yönetmenliğini Sinan Çetin’in yaptığı „Berlin in Berlin“ gişede büyük başarı sağlamış bir film. Çetin filmde geleneklerle dalga geçiyor ve iki farklı kültürün ve ölüm ve yaşamın aslında ne kadar birbirine yakın durduğunu göstermeye çalışıyor.

………………………………………………

Bahtı Açık
Almanya, 2008, 87’, renkli
Yönetmen: Richard Huber
Oyuncular: Mehmet Kurtuluş, Peter Jordan, Aykut Kayacık, Burak Yiğit, Patrycia Ziolkowska
Almanca, Türkçe altyazılı

Cenk Batu aylardır görünürde ciddi bir iş adamı olan Petermann adına gizli ve riskli bir misyon üstlenmiştir. Batu tam şirketin tepesinde yer alanların arasına girmek üzereyken, vahşi bir liyakat sınavında başarısız olur ve tam da o sırada şefi Uwe kendisine yeni bir görev verir: Cenk’in küçük suçlar işleyen bir Türk rolünde hastaneye girmesi ve burada yaralı halde yatan Deniz aracılığıyla dışarıya su sızdırmayan Nezrem çetesiyle ilişki kurması gerekmektedir. Deniz ise, resmi olarak bir restoran işleten ve sebze toptancılığı yapan, ama gerçekte hırslı bir çete lideri olan Tuncay Nezrem’in yeğenidir.

………………………………………………

Polizei
Almanya/Türkiye, 1988, 96’, renkli
Yönetmen: Şerif Gören
Oyuncular: Kemal Sunal, Babett Jutte, Yalçın Güzelcem Jaya Gürel, Nilüfer Usku
Almanca/Türkçe

Berlinli sempatik çöpçü Ali Ekber Türkiyeli bir göçmendir. Tiyatro aşığı Ali’nin hayali bir gün oyuncu olmaktır. Hayalini gerçekleştirmek için bir gün şehirdeki sayısız göçmen tiyatro gruplarının birine katılan Ali, oynadığı polis rolüne kendini öylesine kaptırır ki, oyundaki kostümünü tiyatro dışında da giymeye başlar. Bu devlet memuru rolünün sokaktaki insanlara da inandırıcı gelmesi, bir dizi heyecan yaratan duruma neden olur.

………………………………………………

Doğum Günün Kutlu Olsun, Türk!
Almanya, 1992, 109’, renkli
Yönetmen: Doris Dörrie
Oyuncular: Hans Czypionka, Özay Fecht, Meret Becker, Doris Kunstmann
Almanca, Türkçe altyazılı

Almanya’da büyüyen ve Türkçe konuşamayan özel dedektif Kemal Kayankaya’nın Frankfurt’taki köhne dedektiflik ofisine yeni bir kadın müşteri gelir. Genç bir Türk olan İlter, dedektiften kaybolan kocasını aramasını ister. Yönetmen Dorris Dörrie’nin filmi Alman sinemasındaki en ilginç Alman-Türk karakterlerden birine sahiptir. Almanlar tarafından sürekli yabancı ve Türk olarak aşağılanan Kayankaya, Frankfurt’un Türk çevrelerinde ise Alman olarak kabul edilir.

………………………………………………

Ankara Ekspresi
Türkiye, 1970, 79’, renkli
Yönetmen: Muzaffer Arslan
Oyuncular: Ediz Hun, Filiz Akın, Kadir İnanir, Leyla Sayar
Türkçe

Muzaffer Arslan’ın çektiği “Ankara Ekspresi”, Esat Mahmut Karakurt’un aynı adlı romanının sinemaya ikinci uyarlaması. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’de geçen film, Alman ajanı Hilda ile Türk binbaşı Seyfi’nin aşk hikayesini anlatır ve Türk sinemasında çekilmiş nadir ajan filmlerinden biridir. Hilda karakteri sadece bir Türk erkeğine değil, Türk kültürüne de aşık olmuştur ve o yıllarda Türk sinemasında çok sık rastlanan Avrupalı kadın klişesine uygundur.

………………………………………………

Bunu Gerçekten Yapmalı mıyım?
Türkiye, 2008, 86’, renkli, 35-mm
Yönetmen: İsmail Necmi
Oyuncu: Petra Woschniak, Herold
Almanca/Türkçe

Bu belgesel, İstanbul’da yaşayan Alman Petra’nın sıra dışı hayatına eşlik ediyor. Film, Türk işçilerin Almanya’da başından geçen bilinen hikayelerin tam tersini ironik bir dille anlatıyor. Bu arada Petra’nın hayatında öylesine beklenmedik şeyler oluyor ki, insan bir belgesel değil de kurgu bir senaryo izlediğini düşünebilir. Petra’nın hayatı gizemli ve maskeli HEROLD’la yapılan uzun “oturumlar” sırasında izleyicinin gözleri önüne seriliyor ve izleyici İstanbul ve Almanya dışında, aile, dostlar, uyuşturucu ve ölüm gibi konularla ilgili de pek çok şey öğreniyor.

www.shouldireallydoit.com

………………………………………………

Acımasız
Almanya, 2006, 98’, renkli, 35-mm
Yönetmen: Detlev Buck
Oyuncular: David Kross, Erhan Emre, Jenny Elvers-Elbertzhagen, Oktay Özdemir, Kida Ramadan
Almanca, İngilizce ve Türkçe altyazılı

Michael Polischka 15. yaş gününde annesi Miriam’la birlikte Berlin’in şık semti Zehlendorf’ta kapının önüne konur, çünkü Miriam çekiciliğiyle birlikte yeni zengin sevgilisi Dr. Peter’in gözünde orada yaşama hakkını da yitirmiştir. Polischka’lar şimdi Neukölln’deki yeni hayatlarına alışmak zorundadır. Ama Miriam sadece yeni sevgilililerle meşgulken, oğlunun hayatı cehenemme dönüşür. Şiddetin yaygın olduğu Neukölln’de çetelerin kanunları hüküm sürmektedir: Erol ve kabadayı arkadaşları, zayıf olan herkese şantaj yapmaktadır.

………………………………………………

Yedek Memleket
Almanya/Türkiye, 2010, 88’, renkli
Yönetmen: Martina Priessner
Oyuncu: –
Almanca/Türkçe

Telefonda kendilerini Ralf Becker ya da Ilona Manzke olarak tanıtırlar. Hepsi kibar, sabırlı ve işinde uzmandır. Zaman zaman firmanın yerini soran müşterilere “Güneydeyiz” derler. Callcenter temsilcileri gerçekten de güneyde, İstanbul’un ortasında büyük klimalı ofislerdedirler. Lufthansa’dan Neckermann’a uzanan bir dizi Alman firması burada düşük maaşlı kalifiye işgücü bulmuştur. Bülent’in, Murat’ın, Fatoş’un ve Çiğdem’in ortak yanları Almanya’da geçirdikleri çocuklukları ve gençlikleridir. Yıllar sonra bile anne babalarının memleketine tam olarak ait hissetmezler kendilerini. Burada kendilerine bir “İkinci Almanya” yaratırlar ve geri dönüşlerinin üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçtikten sonra, tekrar Almanya’ya dönme ihtimalleri olup olmadığı belirsizdir.

www.wir-sitzen-im-sueden.org

………………………………………………

Melek Gidiyor
Almanya, 1985, 88’, renkli
Yönetmen: Jeanine Meerapfel
Oyuncu: Melek Tez
Almanca, Türkçe altyazılı

Melek Tez 1970 yılında genç bir işçi olarak Berlin’e gelir. Kendinden emin bir kadın olan Melek burada maruz kaldığı düşmanlığa, nefrete ve ırkçı söylemlere önce ironi ve mizahla yanıt verir, hatta hiç gocunmadan kendini de Almanların Türkler için kullandığı aşağılayıcı bir benzetmeyle “Kümmeltürkin” olarak tanıtır. Ama 14 yıl bu şekilde aşağıladıktan sonra savaşçı cesareti, teslimiyet ruhuna üstün gelir: Melek Tez memleketine geri döner. Belgesel, söyleşi ve canlandırma sahnelerden oluşan filmde yönetmen Jeanine Meerapfel Melek Tez’in hareketli yaşamını ve deneyimlerini aktarıyor.

………………………………………………

Yasemin
Almanya, 1988, 89’, renkli, 35-mm
Yönetmen: Hark Bohm
Oyuncu: Ayşe Romey, Uwe Bohm, Şener Şen, İlhan Emirli
Almanca, Türkçe altyazılı

Yirmi yaşındaki Jan başarılara alışık, mutlu, atak bir geçtir. Bir gün judo antrenmanı sırasında güzel ve gizemli Yasemin’i görür ve ilk bakışta bu Türk kızına aşık olur. Yasemin önce Jan’ın kendine yaklaşmasına izin vermez ve onu reddeder. Ama Jan sonunda kendinden emin kızın kalbini çalmayı başarır. Ancak kısa bir süre sonra kızın ikili bir hayat sürdüğünü anlar: Yasemin dışarıda genç özgür bir kadın gibi yaşarken, kalabalık ailesinin içinde geleneklere göre yetiştirilmiş bir Türk kızıdır. Yasemin’in Jan’la giderek yoğunlaşan ilişkisi yüzünden ailesiyle büyük sorunlar yaşamaya başlaması da uzun sürmeyecektir.

 

Bugün Fransa’da grev günü

Fransa‘da hükümetin ”kemer sıkma politikalarını” protesto eden işçiler bugün bir günlük greve gidiyor. Ülkenin beş büyük işçi konfederasyonu ortak yaptıkları açıklamada, greve destek vereceklerini duyurdu.  Grev dışında başta başkent Paris olmak üzere ülke genelinde kent ve kasabalarda 200’e yakın gösteri yürüyüşü düzenlenecek. Özellikle ulaşım sektöründe çalışanların greve katılımıyla, ülke genelinde demiryolu ve toplu taşımacılık hizmetlerinin önemli ölçüde aksaması bekleniyor. Yine elektrik ve gaz idaresi çalışanlarının da greve yoğun bir şekilde katılacağı tahmin ediliyor. Hükümet, giderek artan bütçe açığını düşürmek için vergileri artırırken, kamu personeli sayasını düşürmeyi planlıyor.

Marsel İlhan, Şanghay’a erken veda etti

0

Marsel İlhan, Şanghay Masters Tenis Turnuvasındaki ilk maçında Grigor Dmitrov’a ilk seti de 6 – 2 almış olmasına karşın 2 – 1 mağlup oldu ve turnuvaya ilk turda veda etmek zorunda kaldı.

Ancak ikinci setten itibaren üst üste servis kıran Grigor Dmitrov, 1-6 ile setlerde eşitliği sağladı.

Oldukça çekişmeli geçen son sette mental açıdan daha üstün duruma geçen Bulgar raket, 4-6 ile alınca Marsel İlhan, Shangai Masters Tenis Turnuvası’na ilk turdan veda etmiş oldu.


David Cameron: Kaçak göçmenleri ihbar edin

0

İngiltere Başbakanı David Cameron, göçmenlik yasalarının sıkılaştırılmasına ilişkin alınacak önlemleri anlattığı konuşmasında, halkın, kaçak göçmen olduğundan kuşku duyulan kişileri, güvenlik yetkililerine ve Birleşik Krallık Sınır Dairesi’ne ihbar etmesi çağrısında bulundu.

Zorla yaptırılan ya da sahte olan evliliklerle mücadele planlarını ve Birleşik Krallık’a yerleşmek isteyenler için getirilecek yeni kuralları açıklayan David Cameron, “Hep birlikte sınırlarımıza sahip çıkacağız ve kaçak göçmenleri memleketlerine geri göndereceğiz.” dedi.

Cameron, “Bugün açıklanan önlemleri alır ve göçün, yasal ve kaçak, her türlü şekline el atarsak, göç oranını, 1980-90’larda, göç sorununun ön saflarda bir siyasî konu olmadığı dönemlerdeki düzeye çekebiliriz.” dedi.

Başbakan Cameron, hükümetinin, İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da, kişiyi isteği dışında zorla evlendirmenin yasaklanması konusunu inceleyeceğini kaydetti.

İçişleri Bakanlığı bu yılın başlarında ortaya atılan bu fikri, mağdurların şikayette bulunmaya korkabileceği gerekçesiyle reddetmişti.

‘Zorla evlilik, köleliğin bir üstü’

Cameron, zorla evlendirmenin engellenmesi için, bu uygulamanın bir suç olarak kabul edilmesini amaçlıyor. İskoçya’da halen bu uygulama mevcut.

İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da 2008 yılında “Zorla Evlilikten Koruma Düzenlemesi” yürürlüğe sokulmuştu. Bu çerçevede, bir olası mağdur ya da arkadaşı veya polis, bir bireyi korumak amacıyla mahkemeden karar çıkartmak için başvurabiliyor ve mahkemenin kararını çiğnediği saptanan kişi iki yıla kadar varan hapis cezasına çarptırılabiliyor.

Başbakan Cameron ise hem bunu değiştirmek istiyor; hem de bir kişiyi evlenmeye zorlamanın ceza kanununda bir suç haline getirilmesine ilişkin önerileri yeniden incelemek istiyor.

Cameron, “Zorla evlilik, köleliğin bir kademe üstü” dedi ve birisini zorla evlendirmenin tamamiyle yanlış olduğunu belirterek, bazı kültürel kaygılar yüzünden bu konuya eğilmekten kaçınılmaması gerektiğini vurguladı.

Geçen yıl zorla evlilik uygulamalarıyla ilgilenmek üzere oluşturulan bir birime, 1700 vaka geldi. Ancak gerçek sayının çok daha yüksek olduğuna inanılıyor.

Birleşik Krallık’taki yakınlarının yanına gelip yerleşmek isteyenlerin İngilizce bilmeleri ve yeterli mali olanaklara sahip olmaları gerektiğini kaydeden Başbakan Cameron, yakınlarını getirmek isteyen kişiler için belli bir gelir tabanı saptanmasını istedi.

Cameron, Birleşik Krallık vatandaşlığını edinmek için girilen sınavlara İngiliz tarihi ve kültürüyle ilgili sorular eklenmesinin planlandığını bildirdi.

Göçmenlerin vergi mükelleflerine yük oluşturmasını ve devlet ödeneklerine bağımlı olmalarını önlemek istediğini kaydeden David Cameron, göçmenlik başvurusunda bulunan bazı kimselerden mali katkı istenmesini düşündüklerini söyledi.

(BBC)

Avukatlar Gerze’de buluştu

Sinop‘un Gerze İlçesi‘ne yapılmak istenen termik santrale karşı Gerzelilerin mücadelesi sürüyor. Çevre mücadelesi veren avukatlar Gerze’de bir araya gelerek, mücadele deneyimlerini tartıştı.

Termik santrali ilçelerine kurdurmama konusunda kararlı olan Sinop Gerzelilere avukat destek sundu.

Gerze’de bir toplantı yapan çevre ve ekoloji avukatlarının toplantısına, Gerze ve Yaykıl halkı geniş katılım gösterdi. Yaşam alanlarının savunulması konusunda faaliyet yürüten 18 avukatın katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda Yeşil Gerze Çevre Platformu (YEGEP) Avukatı Emre Baturay Altınok ilk sözü aldı.

Gerze’deki termik karşıtı mücadelesinin hukuki sürecine ilişkin bilgilendirmede bulunan Altınok, Anadolu Holding‘in Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) öncesi sondaj çalışmalarına karşı direnişin tüm Türkiye’ye örnek olduğunu söyledi. Erzurum Tortum gibi başka yerlerde de nöbet çadırlarının kurulduğunu hatırlatan Avukat Altınok, Eylül başındaki mücadelede tutuklanan Volkan Özcan’a dair hukuki sürecin devam ettiğini belirterek, halkın o gün kolluk kuvvetlerinin ölçüsüz müdahalesine karşı meşru müdafaa hakkını kullandığını kaydetti.

Zonguldak Barosu avukatlarından Yakup Okumuşoğlu ise, özellikle HES’lere karşı yürütülen mücadeleler hakkında bilgi verdi.

Fırtına Vadisi’nden bu yana Doğu Karadeniz ve çeşitli yerlerde çok dava açtıklarını söyleyen Okumuşoğlu, davaların büyük kısmının leyhlerine sonuçlandığını, bir kısmının ise devam ettiğini belirtti.

Emre Baturay Altınok, Anadolu Holding’in Eylül ayında sondaj kuyularının açıldığını raporlandırma çabasının ÇED süreci nedeniyle gerçekleştirdiğini kaydetti.

21 Aralık’ın Yaykıl’a kurulmak istenen termik santral ÇED sürecinin tamamlanması için son tarih olduğunu söyleyen Altınok, bunun ardından 3 aylık süre uzatım verilebileceğini ve sürecin tam olarak Şubat ayının sonu itibariyle tamamlanacağını ekledi.

Avukat Altınok, Şubat ayı içinde çıkabilecek olumlu ÇED raporunun direnişle karşılanması gerektiğini, bu şekilde Türkiye gündemine önemli bir mücadele deneyimi olarak işleneceğini vurguladı. Altınok, YEGEP bürolarında alınan Anadolu Grubu ürünlerini tüketmeme çağrısına uyulmasını istedi.

İzmir Barosu’ndan Ayşegül Altınbaş da Foça’da iki termik santral ve altın madenine karşı mücadele yürütüldüğünü belirterek sözlerine başladı.

Ankara Barosu’ndan Ilgın Özkaya, Yaykıl köylüsünden öğrenilenin dayanışma duygusu olduğunu belirterek, yeni bakanlıkların hükümetin yönelimi hakkında bilgi verdiğini söyledi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kapsamında kurulan Çevre Etki Değerlendirme, İzin ve Denetleme Genel Müdürlüğü’nün süreci yok sayan bir konumda olmasının birimin isminden de anlaşılabileceğini belirten Özkaya, “Mücadele etmek, mücadele eden, direnenlerle birlikte büyümek Gerze’ye, Sinop’a, tüm Türkiye&ye yakışandır” şeklinde konuştu.

Toplantı soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Termik santrale karşı 6 bin dava yolda

İzmir’in Aliağa İlçesi’ne bağlı Çakmaklı Köyü ile Foça İlçesi’nin Gencelli Mahallesi arasında yapılmak istenen iki termik santral ve Kozbeyli ile Ilıpınar köyleri arasında yeni oluşturulan cüruf alanlarını istemeyen Foçalılar, süren onca dava varken yenilerini açmaya hazırlanıyor. Kurdukları çadırda 6 bin imza toplayan Foça Çevre ve Kültür Platformu (FOÇEP) üyelerinin hedefi, imza sahiplerine ulaşarak 6 bin yeni dava açmak.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı imar planı değişikliğinin Kozbeyli ile Ilıpınar köyleri arasına cüruf dökülmesine izin vermesi üzerine askıya çıkan imar planı değişikliklerine itiraz eden FOÇEP üyeleri imza toplamak için çadır kurdu.

Aliağa Nemrut Sanayi Bölgesi’ndeki demir Çelik işletmelerinin yıllardır biriktirdiği milyonlarca ton cürufun Kozbeyli-Ilıpınar arasındaki vadilere döküleceğini söyleyen FOÇEP Dönem Sözcüsü Nermin Korkmaz, “Cürufların kaldırıldığı alanlara termik santral kurulacak, çıkacak küller de itiraz ettiğimiz bu yerde depolanacak. Bölgede yaşayan yurttaşlar olarak askıya çıkarılan plana süresi içinde itiraz ederek, binlerce imza topladık. İmzaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iletilmek üzere Foça Belediyesi’ne teslim ettik. İtirazlarımızın dikkate alınmayacağını biliyoruz hedefimiz 6 bin imza sahibine ulaşarak 6 bin dava açmak. Biz bu davayı açtığımızda herkes arkamızda ne kadar büyük bir gücün olduğunu görecek” dedi.

FOÇEP Yürütme Kurulu üyesi Bahadır Doğütürk ise yörede kullanılan suyun cüruf dökülmesine izin verilen bu alandan sağlandığını, yeraltı kaynaklarına karışacak ağır metallerin zeytin alanlarına ve tarımsal üretime ciddi zarar vereceğini dile getirerek, “Bu bölge artık bir demirci dükkanını bile kaldıramayacak durumdayken iki tane termik santral kurulmasına izin vermek bölgeyi öldürmekten başka bir şey değil. Burada oluşan kirliliğin Menemen Ovası’nı geçerek İzmir’e kadar ulaştığı yıllar önce kanıtlanmışken bu kararları vermek cinayet” diye konuştu.

Foça Belediye Başkanı CHP’li Gökhan Demirağ ise yöreye termik santral yapılmasını istemediklerini söyledi. Kirlilik yaratan tesislerin Aliağa sınırları içerisinde kalmasına rağmen bütün kirliliğini Foça başta olmak üzere Menemen ve İzmir’e bıraktığını anlatan Demirağ, “Foça, 15 özel çevre koruma bölgesinden birisi, bir turizm beldesi ve Akdeniz foklarının yavrulama, barınma alanı. Bu bölgeye bu tür izinler verilirken bütün bunların gözönünde bulundurulması gerekiyor. Yeni cüruf alanı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na itirazımızı yaptık. Termik santraller için de açtığımız davalar var, onların sonuçlarını bekliyoruz” dedi.

Termik santrallere verilen izinlere karşı açılan davaları takip eden Avukat Arif Ali Cangı ise geçen 28 Temmuz’da bölgede kurulması planlanan iki termik santrale karşı açılmış davalar için keşif yapıldığını dile getirdi. Cangı, “Keşfi yapan bilirkişiler rapor vermeleri gereken 30 günlük süre bittikten sonra ek bir 30 gün daha istemişler. O süre de 28 Eylül’de dolmuş ancak öğrendiğimize göre henüz gelen bir rapor yok. Bu arada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından imar planına yeni işlenen cüruf döküm alanı var. Yöre halkı ve Foça Belediyesi buna itiraz etti. Önümüzdeki günlerde bunun için açacağımız davaya delil olması için mahkeme aracılığı ile tespit yaptıracağız” diye konuştu.

YÖREDEKİ SON DURUM

Aliağa’da demir Çelik fabrikalarının bulunduğu bölgede EPDK tarafından Enka Enerji Üretim A.Ş.’ye ithal kömürle çalışacak 800 megawatt’lık, İzdemir Elektrik Üretim A.Ş.’ye ise yine kömüre dayalı 350 megawatt’lık, Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Edüstri A.Ş.’ye verilmiş 460 megawatt’lık enerji üretim lisansları bulunuyor. Öte yandan Işıksu Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş.’nin de, Çakmaklı Köyü Baltacıbağları Mevkii’nde 420 megawatt gücünde termik santral için EPDK’ya başvurduğu öğrenildi.

Ekonomik bunalım “Büyüklüğün Krizidir” – Paul Kingsnorth

Yıkıma doğru yaşamak ilginç bir deneyimdir. En ilginç tarafı ise kimsenin bunun bir yıkım olduğunu kabul etmek istememesidir. Yüzyılın yarısının borca dayalı büyümesinin sonuçlarını inandırıcı bir şekilde inkar etmek imkansız hale geliyor, fakat ekonomiler ve kesinlikler çökerken bile, liderlerimiz cesurca mevcut durumu koruyorlar. Hiç kimse tamirin ötesinde bentlerin çöktüğünü ilk söyleyen olmak istemiyor.

Şu anda politik bir lideri dinlemek, inancını kaybetmiş ama bunu umutsuzca kendisine bile itiraf edemeyen bir rahibin vaazını dinlemek gibi. Partideki “inançlılara” kabadayı klişeleriyle dolu konuşmalarını yaparken  Nick Clegg, David Cameron ve Ed Miliband’i izleyin. Euro Bölgesi’nde her şeyin iyi olacağını ima ederken Angela Merkel, Nicolas Sarkozy ve George Papandreou’yu dinleyin. Büyümeden bahsederken Barack Obama ya da Ben Bernanke’nin yüz ifadelerini inceleyin.

Bunun gibi zamanlarda, insanlar cevapları farklı yerlerde ararlar. Kriz zamanları kenarda köşede kalmış fikirlerinde gündeme geldiği bir açılım zamanıdır. Bir şeyler dağıldığında yeni görme yolları için bir iştah olduğu açıktır ve her zaman büyük fikirleriyle öne çıkarak bu durumu telafi etmek isteyen pek çok insan vardır.

Fakat işte burada bir düşünce: Ya büyük fikirler problemin parçasıysa? Peki ya, aslında problem büyüklüğün kendisiyse?

Dünya sahnesinde şu an görülen kriz bir büyüme krizidir. Şimdi bize söylendiği gibi kriz çok az büyüme yüzünden değil çok fazla büyümeden kaynaklanmaktadır. Bankalar o kadar büyüdü ki; onların çöküşü global ekonominin çöküşüne sebep oldu. Bunu önlemek için kamu parasının büyük miktarı onlara akıtıldı bu da Batı ülkelerinin sokaklarındaki sosyal krizlere sebep oldu. Avrupa Birliği çok ve sayılamayacak kadar büyüdü; bu sebeple de şu an kendi kendini tehdit ediyor. Şirketler o kadar büyüdü ki, kendi çıkarlarına hizmet etmesi için demokrasileri alt edip global plütokrasilerini inşa ediyorlar. İnsan ekonomisi bütün olarak o kadar büyüdü ki; gezegenin atmosferik bileşimi değiştirip, büyük imha olaylarına neden olabiliyor.

Büyüklüğün bu krizine şaşırmayan ve bunu görmek için yaşayan biri varsa o da Leopard Kohr’dur. Kohr’un daha önce duymadığınız, en önemli politik düşünür olmak için iyi bir iddiası var. Marx’ın aksine o, global bir hareket oluşturmadı ya da devrimlere ilham vermedi. Hayek’in aksine modern dünyanın ekonomik kurallarını yeniden yazmadı. Kohr mütevazi ve oldukça alçakgönüllü bir insan; fakat bu durum, onun düşüncelerinin ortaya konduğundan beri görmezden gelinmesinin nedeni değildir. Görmezden gelindiler çünkü bu düşünceler güce aç olanların egolarına dalkavukluk etmedi. Aslında, Kohr’un mesajı direkt olarak onlara karşı bir mücadeleydi. “Bir şeyin yanlış olduğu yerde, bir şeyler fazlasıyla büyüktür” fikrinde ısrar etti.

Kohr 1909 yılında Avusturya’nın küçük bir kenti olan Oberndorf’da doğdu. Küçük kentte geçen çocukluk, ardından London School of Economics’deki ekonomi ve politik teori eğitimi, savaş raportörü olduğu İspanya İç Savaşı’nda gördüğü anarşist şehir devletleri ve Nazi istilasından sonra Avusturya’dan kaçmaya zorlanması (Kohr bir Yahudiydi) onun güç ve gücün istismarına karşı büyüyen şüphesini tetikledi.

ABD’ye yerleştiği yıllarda düşüncelerini açıkladığı kitabını yazmaya başladı. 1957 yılında yayımlanan bu kitap Breakdown of Nations o zamanlar oldukça radikal olan bir durumu ortaya koydu: küçük devletler, küçük milletler ve küçük ekonomiler, büyük güçler ve süperstarlardan daha barışçıl, daha zengin ve daha yaratıcıdır. Bu iddia gerçekleştirilmesi imkansız olduğu için çok da rağbet görmüyordu. Bu zaman uzay çağının şafağıydı – insanlığın ilerlemeci, devasa olmaya özenen, teknoloji dayanaklı kaderinin güvencesinin zamanıydı. Politik düşünürler bir sonraki adımı insanlığın birleştirilmesi olacak olan bir dünya devletinin oluşturulmasının ciddiyetini konuşuyorlardı. Kohr’un var olan durumla arası ciddi bir şekilde açıktı. Sonra Kohr onu eleştirenlerin “fikirlerini onu bir şair olarak görerek fikirlerini reddettikleri” yorumunu yaptı.

Kohr, toplumların sorunlarının belirli sosyal ve ekonomik oluşumların şekillerinden değil, boyutlarından kaynaklandığını iddia etti. Sosyalizm, anarşizm, kapitalizm, demokrasi, monarşi – tüm bunlar Kohr’un “insan ölçeği” dediği ölçekte iyi işleyebilirdi – bu ölçek insanların kendi hayatlarını yönettiği sistemlerin bir parçası olarak rol oynayabildikleri bir ölçektir. Fakat bir kere ölçek modern toplumlara kadar yükseldiği zaman, bütün sistemler baskıcıdır. Sistemi ya da ideolojiyi değiştirmek baskıyı durduramaz – pek çok devrimin gösterdiği gibi- çünkü “problem şeyin büyük olması değil, büyüklüğün kendisidir”.

Tarihi de örnek vererek, Kohr herhangi bir sistemde insanların çok fazla güce sahip olduğu durumlarda onu istismar ettiğini gösterdi. Sonuç olarak, yapılacak şey, bireyin, kurumların ya da devletin elde edebilecekleri gücü sınırlamaktı. Dünyanın problemlerine çözüm daha fazla birlik değil, daha fazla ayrılıktı. Dünya, güçte ve boyutta eşit dolayısıyla herhangi bir bölümün hakimiyetini ve büyümesini engelleyebilecek küçük devletlere bölünmelidir. Küçük devletler ve küçük ekonomiler daha esnektir, ekonomik fırtınalarda daha kolay düze çıkabilir, ciddi savaş çıkabilme ihtimali daha azdır ve kendi insanlarına karşı daha sorumludur. Bunların dışında bu devletler daha yaratıcıdır. Ortaçağ ve erken Modern Avrupa’da küçük bir tur yapıldığında The Breakdown of Nations okuyucusunu katedrallerden, büyük sanat eserlerine, ve bilimsel keşiflere Batı kültürünün çok sayıdaki görkemli eserinin küçük devletlerin eseri olduğu gerçeği konusunda teşvik ederek harika bir iş yaptı.

Kohr’un görüşünün kahince gücünü anlamak için, The Breakdown of Nations’u okumak gerekir. Kohr, büyüklük sadece daha fazla büyüklüğe sebep olur çünkü “belirli sınırları aşan herhangi bir şey idare edilemez ve üstesinden gelinemez problemlere yol açar”. Bu sınırların ötesinde, daha önceden sahip olunan gücün elde tutulması için güce sahip olan şey daha fazla güç biriktirmeye zorlanır. Büyüme kanser gibi durdurulamaz hale gelebilir, ve mümkün olan bir tek son vardır: çöküş.

Şuan Kohr’un yarım yüzyıl önce bizi uyardığı noktaya geldik: bu nokta, yaşama hizmet için büyümek yerine, yaşam varoluşunun amacından saparak şimdi büyümeye hizmet etmelidir” noktasıdır. Kohr’un “büyüme krizi” bizim üstümüzdedir ve beklendiği gibi biz bununla aynı şekilde başa çıkma yolları arıyoruz: daha sıkı global devlet, geo – mühendislik entrikaları, daha fazla ekonomik büyüme. Öyle görünüyor ki “büyük”, büyüme makinesinin çalışma görevini üstüne alanlar için oldukça iyidir.

Bu bizi şaşırtmamalı. Onu eleştiren pek çok ütopyacı eleştirmenin aksine, gerçekleşmesi muhtemel olan radikal değişim için bir arzuyla asla kafasını karıştırmayan Kohr’u şaşırtmadı. Bunun yerine onun karamsarlığını dürüst bir sonuçla anlatmak gerekirse; ölen bir yıldız gibi dev global sistem kendi üzerine çökerek sonunu getirebilir ve büyümenin bütün döngüsü yeniden başlayabilir. Fakat bu gerçekleşmeden önce; “büyük güç iktidarının entelektüel buzul çağları arasında” dünya yeniden “bir kere daha küçük ve özgür” olabilir.

Guardian

 

İlk transseksüel vekil

Polonya‘da dün yapılan genel seçimlerde ilk kez bir transseksüel milletvekili seçildi.

Votka kralı işadamı Janusz Palikot‘un yeni kurduğu liberal Palikot’un Destek Hareketi partisinden meclise girmeye hak kazanan 57 yaşındaki Anna Grodzka, ülkedeki siyasi sistemden dışlanan ve ayrımcılığa maruz kalan kişilerin seslerinin duyulması için aday olmaya karar verdiğini söyledi.

Cinsiyetini geçen yıl değiştiren psikoloji mezunu Grodzka, amacının, cinsiyet değiştiren kişilerin sorunlarının anlaşılmasını sağlamak olduğunu belirtti. Katolik Polonya’da dün yapılan seçimlerden Başbakan Donald Tusk’ın iktidardaki merkez sağ Yurttaş Platformu, sandıkların açılan yüzde 93’ünün sonuçlarına göre birinci parti olarak çıkarak, oyların yüzde 39’unu almıştı. Palikot’un Destek Hareketi oyların yüzde 10’unu alırken, Grodzka’nın ülkenin güneyindeki Krakow bölgesinden 18 bin oy aldığı kaydedildi.

Giresun’da 4 HES’e durdurma

Giresun‘un Dereli İlçesi‘ndeki 4 HES Projesi’ne, Ordu İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi.

KTÜ’de yapılacak bilirkişi incelemesinin ardından HES’lerin sürüp sürmeyeceğine ilişkin karar verilecek

Giresun’un Dereli İlçesi’nde yapılması planlanan 8 hidroelektrik santral projesi ile ilgili Ordu İdare Mahkemesi’ne açılan davalar ilk sonuçlarını verdi. Mahkeme Kanat, Barça, Serhat ve Yüce HES projelerinin yürütmesini durdurdu. Bir projede de davalı idarenin savunmasına karar veren mahkeme, 3 proje hakkında ise incelemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Karara göre Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden (KTÜ) 4 kişilik bir bilişrkişi heyeti rapor hazırlayacak ve mahkemeye sunacak. Mahkeme nihai kararının raporları inceledikten sonra verecek.

Temiz suya ulaşım haktır

HES’lerin dere yataklarına, vadiye ve doğal hayata verdiği zarar durdurmak amacıyla 8 HES projesinin iptali istemiyle dava açan Dereli Aksu Vadisi’ni Koruma Platformu adına Bülent Aslan bir açıklama yaptı. HES Çalışma Grubu’nun yöre halkının mücadelesine hukuki destek vermeyi borç bildiğini söyleyen Aslan, temiz suya ulaşımın temel bir insan hakkı olduğunu vurguladı.

Aslan, İstanbul Barosu Çevre Komisyonu HES Çalışma Grubu’nun verdiği hukuki destek ile açılan davalar sonucunda Tortum’da, Loç Vadisi’nde, Gerze’de, Solaklı’da ve daha birçok vadide yürütülen mücadelenin demokratik ve meşru olduğuna dikkat çekti.

Kadınların meme ve rahim ağzı kanserine yakalanma riski artıyor

Kadınların meme ve rahim ağzı kanserine yakalanma riski tüm dünyada artıyor. Yeni bir araştırma henüz anlaşılmayan nedenler yüzünden birçok ülkede bu kanser türlerinin artmaya başladığını, artışın özellikle gelişmekte olan ülkelerde daha hızlı olduğunu ortaya koyuyor.

Jessica Denton memesinde bir kütle hissettiğinde 34 yaşında ve hamileydi. Doktorları endişelenmemesi gerektiğini söyledi: “Doktorlar kütlenin hamilelikte büyümesinin kaygı verici olmayacağını söyledi. Ancak hamileliğin beşinci ayında duruma daha fazla kayıtsız kalamadım.”

Denton’un meme kanseri riskini arttıran gene sahip olduğu ortaya çıkmış ve genç kadın hamileliğinin ikinci üç aylık döneminde kemoterapiye başlamış.

Doktor Jennifer Litton gibi kanser uzmanları bu geni taşıyan kadınların, günümüzde, aynı geni taşıyan akrabalarından 6 ila 8 yıl önce kansere yakalandıklarını söylüyor: “Taramalar mı kanseri erken yakalıyor yoksa gen tamamen kendi başına mı çalışıyor tam olarak bilmiyoruz.”

Washington Üniversitesi’nin yaptığı yeni bir araştırmaya göre son 30 yılda meme kanseri vakaları en az iki kat arttı. Bu artışı nüfus artışına bağlamak ise pek mümkün değil.

2010 yılında bir buçuk milyon kadına meme kanseri teşhisi kondu. Rahim ağzı kanseriyse meme kanseri kadar hızlı olmasa da artıyor. Yeni vakaların dörtte üçüne yoksul ülkelerde rastlanıyor.

Araştırma hayatta kalma oranının arttığını da gösteriyor. Zengin ülkelerde kadınlar taramadan geçiriliyor. İlaç tedavisi ve rahim ağzı kanserini önleyici aşıya erişim mümkün. Yoksul ülkelerdeki kadınlarsa bu hizmetlerden yoksun.

Avustralya’daki Queensland Üniversitesi’nden Doktor Alan Lopez Amerika’nın Sesi’ne şunları söyledi: “Kanser taraması ve tedavinin yetersiz olduğu yoksul ülkelerde kadınlar kanserden çok daha erken yaşta hayatını kaybediyor.”

Araştırma yeni rahim kanseri vakalarının yüzde 75’ine gelişmekte olan ülkelerde rastlandığını gösteriyor.

Doktor Lopez bunun sağlık hizmetlerindeki ilerlemeden kaynaklandığını söylüyor. Doğumda ölen kadın sayısı azalıyor. Dolayısıyla bu kanserlere yakalanan kadın sayısı artıyor. Ancak araştırma en önemli soruya yanıt vermiyor: “Özellikle bu iki kanser türü tüm dünyada genç kadınlar, yani doğurganlık çağındaki kadınlar için ciddi bir sorun.”

Kimi hükümetler yoksul kadınların kanser taraması ve tedavisine erişimini arttırmak için kolları sıvıyor. Obama yönetimi ise gelişmekte olan ülkelerde meme ve rahim ağzı kanserlerini önlemek için hazırlanacak programlara 30 milyon dolar ayrılacağını bildiriyor.

(Voa)