Ana Sayfa Blog Sayfa 4998

Sel 7 can aldı, 3 kişi de kayıp

Antalya, Manisa, Denizli ve Balıkesir‘de 7 kişi sel sularına kapılarak hayatını kaybetti. Antalya’da kayıp 3 kişiyi arama çalışmaları devam ediyor.

Antalya’da dün etkili olan şiddetli rüzgâr ve yağış, hayatı olumsuz etkiledi. Serik İlçesi’ne bağlı Gebiz Beldesi’nin Haskızılören Köyü’nde meydana gelen selde 6 kişi kayboldu. Kayıplar için arama kurtarma ekipleri bölgeye sevk edildi.

Antalya Valiliği arama çalışmaları neticesinde 3 kişinin cesetlerine ulaşıldığını açıkladı. Gebiz bölgesinde Hasan Bulut ile Fatma Kutlu’nun cesetleri ile Hacıosmanlı köyü Ermedin mevkisinde kimliği henüz tespit edilemeyen 80 yaşlarında bir erkek cesedine ulaşıldığı belirtildi.

Köyde, sağlık ocağı, muhtarlık binası, köy kahvesi yıkıldı. Bahçe duvarı yıkılan ilköğretim okulunu da su bastı.

anisa’nın Gördes ilçesinde hortumda 4 ev yıkıldı, 15 ev zarar gördü. Göçük altında kalan 70 yaşındaki Mehmet Çay ile 1 yaşındaki torunu Mehmet Umut hayatını kaybetti, 2 kişi de yaralandı.

Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Güğü köyünde hortumun devirdiği ağaç 68 yaşındaki Alime Atak Kalın’ın ölümüne sebep oldu. Hondular köyünde de evlerin çatısı uçtu, 10 kişi yaralandı.

Denizli’nin Çameli ilçesine bağlı Karabayır köyünde yaşayan 60 yaşındaki Sıdıka Gümüş sele kapıldı ve can verdi.

Ahırını sel sularının doldurduğunu gören Sıdıka Gümüş, 4 ineğini kurtarmak için ahıra girdi. Bu sırada sel suları ahırı doldurdu. 4 çocuk annesi Gümüş, sel sularına kapılıp can verirken, 4 ineği de telef oldu. Köyde bazı evler de sel sularından etkilenerek hasar gördü.

(Ajanslar)

Şikago Maratonu’nu bitirdi, koştu hastaneye, çocuğunu dünyaya getirdi

0

Şikago Maratonu’na, 39 haftalık hamile olmasına rağmen katılan Amber Miller, 42 kilometrelik yarışı tamamladıktan sonra hastanenin yolunu tuttu ve ikinci çocuğunu dünyaya getirdi.

Yarışın ardından dinlenme fırsatı bulamayan ve gerçekhayattaki maratonuna hastane yolunda devam eden 27 yaşındaki Miller, doğumdan sonra yaptığı açıklamada, yarışa bitirme amacıyla katılmadığını ancak kendisini bir anda finiş çizgisinde, daha sonra da hastanede bulduğunu söyledi.

Miller ile bebeğinin sağlık durumlarının iyi olduğu belirtildi.

Eski başbakana 7 yıl hapis

Eski Ukrayna başbakanı Yuliya Timoşenko‘nun yargılandığı davada karar belli oldu. Rusya’yla 2009 yılında yapılan 10 yıllık doğalgaz anlaşmalarında yetkisini aştığı gerekçeşiyle Timoşenko 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapis cezasının yanısıra mahkeme Timoşenko’nun kamu gaz şirketi Naftogaz’a yaklaşık 350 milyon lira karşılığı para cezası ödemesine de hükmetti. Timoşenko ayrıca 3 yıl da kamu hizmeti yüklenme hakkına sahip olmayacak.

Mahkemede kararın okunması sırasında Yulia Timoşenko ayağa kalkarak basın ve kameralara dönük konuşmaya başladı. Eski başbakan “bu kararla ülke 1937’ye, Stalin dönemine dönmüştür. Bütün Ukrayna halkını, ülkesini, özgürlüğünü ve demokrasisini korumaya çağırıyorum dedi.

Timoşenko bu kararı önce temyize ardından gerekirse de uluslararası yargıya taşımaya hazırlanıyor.

(en)

Behzat Ç.’ye polisin tepkisi ‘iyi değil’

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde gala gösterimi yapılan “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm“ün Yönetmeni Serdar Akar, oyuncularla birlikte izlediği filmini çok beğendiğini söyledi.
Antalya Kültür Merkezi Aspendos Salonu’ndaki gösterimden sonra şiddetli yağış altında bahçeye kurulan söyleşi çadırına geçen ekip, yoğun sevgi gösterisiyle karşılandı.
Yönetmen Akar, festivalde bir dönem jüri üyesi, bir dönem ödül için yarışan filmlerden birinin yönetmeni olarak Antalya’da bulunduğuna değinerek, bunların hiçbirinin önemi olmadığını, en önemli şeyin Antalya’da olmak olduğunu söyledi.

Film yapmanın kusuru ve kabahati olmadığını belirten Akar, söyleşiye katılanların kendilerine eleştirel mahiyette sorular da sorabileceklerini işaret ederek, “Yine bir sürü şey soracaksınız. (Şu niye oldu, bu niye oldu…). Ben bu gece güzel bir film izledim. O kadar” dedi. Filmde Türkiye’de Emniyet Teşkilatı’ndaki çarpık yapılaşmalara değindikleri kaydeden Akar ve filmin başrol oyuncusu Erdal Beşikçioğlu’na, “İçten veya dıştan tepkiler nasıl?” sorusu yöneltildi. Akar, “İyi değil” yanıtını birkaç kez tekrarladı. Beşikçioğlu ise, “Cevabı verdi usta” demekle yetindi. Akar bir başka soru üzerine ise, televizyonda dizisi oynayan bir film çekmenin avantajlı olduğunu kaydetti. Akar, “Karakterin altyapısı bir sene önceden hazırdı. Bu filmin böyle bir şansı var” dedi.

Yönetmen Akar, bir gazetecinin filme 18 yaş sınırı getirildiğini iddia edince, heyecanla tepki verdi. Akar, küfrün bol kullanıldığı film ile ilgili olarak söyleşiye katılanlara, “Ben 13 yaş istiyorum. Haksız mıyım? Bir tuhaflık gördünüz mü? Ahlaka mugayir bir şey gördünüz mü?” diye sordu. Akar’ın bu sorusu, gülüşmelerle karşılandı.

Filmden istediğini alamadığını söyleyen bir seyirciyle, “Ben de alamadım. Ah neler çekiyorum” diye şakalaşan Akar, filmi kendisinin ve oyuncuların büyük beğeniyle izlediğini tekrarladı.

Filmin yönetmeni Akar, başrol oyuncusu Beşikçioğlu ve senarist Emrah Serbes’in bir canlı yayına katılmak için ayrılmasından sonra seyirciler filmin diğer oyuncularına soru yöneltmeye başladı.

Bir kadın seyircinin, “Behzat Ç’de kadın karakterler çok naif. Daha zeki, dirayetli kadın karakteri olamaz mı? Hemen Behzat Ç’ye aşık oluyorlar” sorusu gülüşmelerle karşılanırken, bu sözlere alınmış gibi davranan Behzat Ç’nin sevgilisi Savcı Esra karakterini canlandıran Canan Ergüder, “Çok affedersiniz ama benim karakterim çok dirayetli” diye cevap verdi.

Dizide rolü olmayan, ancak Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’de oynayan Tardu Flordun ve Hakan Boyav’a kemikleşmiş bir kadronun arasında kendilerini nasıl hissettikleri de soruldu. Flordun, aynı dizide oynamasalar bile birbirlerini yıllardır tanıdıklarını, Beşikçioğlu ile konservatuvardan arkadaş olduklarını söyledi. Hakan Boyav ise, kısa bir anısını anlattı. Boyav, Behzat Ç. oyuncularına şaka yapmak için bir gün yüzünü Ankaragücü atkısı ile gizleyip seti bastığını belirterek, “Herkes (Hakan gelmiş) dedi. Biz birbirimizi böylesine tanıyoruz” diye konuştu.

(Cnnturk)

‘Amerikan Baharı’na 20 gözaltı daha

0

Geçtiğimiz ay New York’un finans merkezi Wall Street’te kapitalizm ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe karşı başlayan protesto gösterileri artarak devam ediyor.

Dün de Chicago’da aralarında öğretmen ve dini liderlerin de bulunduğu 3 bin kadar Amerikalı yürüyüş yaptı. Polisin 20’den fazla göstericiyi gözaltına aldığı belirtiliyor.

(en)

Kılıçdaroğlu: Deniz Feneri köstebeği Atalay

CHP Lideri, Deniz Feneri‘yle ilgili polis baskını öncesi AKP‘den bir köstebeğin haber verdiği iddialarına açıklık getirdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri davasında AKP’den bir kişinin ‘köstebeklik’ yaptığı iddialarına açıklık getirdi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri baskınlarından önce Kırıkkale Belediye Başkanını İçişleri Bakanı’nın koruma müdürünün aradığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, baskını haber veren koruma müdürünün emri bakandan aldığını öne sürdü ve “Köstebek Beşir Atalay’dır” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasına 2008 yılında verdiği soru önergesini okuyarak başladı.

Köstebeğin dosyası dediği bir klasörü kürsüden gösteren Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Üç yıl geçmiş, soru önergesine yanıt yok.

14 Ekim 2009’da İçişleri Bakanlığı kaleminden koruma müdürü Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz arıyor. Görüşme 134 saniye sürüyor. Kırıkkale Belediye Başkanı Mustafa Çelik’i arıyor. 144 saniye sürüyor. ‘Üstadım’ diye hitap ediyor. Sabit telefon istiyor. Sabit telefondan 22.22’de arıyor, 113 saniye konuşuyorlar. Mustafa Çelik arama kararını İsmail Karahan’a bildiriyor.

İçişleri Bakanı’nın korumu müdürü gecenin o saatinde saniyelerin, dakikalarını verdiğim telefon görüşmelerini yapıyor. Bu yapı demokrasiye yakışmıyor. Bu tüyü bitmemiş yetimin cüzdanına tüy dikmek demektir. Köstebek Beşir Atalay’dır.”

Herkesi görev çağırdığını belirten CHP Lideri, “İnsanda biraz utanma, ahlak olur. Bu sorgulanmalıdır. İçişleri Bakanı’yken 34 sayfalık dosyanın gereğini neden yapmadın? Bir karanlık dosyayı açıkladık. Gücümüzü halkımızdan, kendi inancımız, kendi değer yargılarımızdan alıyoruz.

Bir İçişleri Bakanı arama yapılacağını kimden öğrendi? Her halde emniyetten öğrendi” diye konuştu.

Dünya’da bahar, Türkiye’de sonbahar

Her geçen gün, Dünya sokaklarında yükselen seslere, bir yeni ülke, bir kaç sokağı ile katılıyor. Her ne kadar Arap Baharı’nın en popüler çıkışı olan Mısır’da, bahar, kışa dönmüş ve isyan bir devrimle değil bir askeri darbeyle sonuçlanmışsa da, mevsim dönüyor ve bahar tüm Dünya sokaklarını kuşatıyor. “Libya Baharı’nın” olgunlaştırdığı petrol meyvelerini yemek için birbirini ezen Batılı ülkeler, kendi ülkelerinin sokakları tarafından sarsılıyor.

Geleceği konusunda kaygılanan insanlar, bilindik “sokağa çıkma” kalıplarını yırtıp atarak, sokağa çıkıyorlar ve taleplerini dile getiriyorlar. O bilindik kalıpların, geleneklerin temsilcileri ise, bu ortada olanı ya izlemekle yetiniyor ya da utangaç utangaç katılıyorlar. Eski talepler, dönüştürülüyor, genişletiliyor ve sokaklarda savunuluyor. Dünya’da durum böyle.

Gelelim Türkiye’ye. 8 Ekim’de Ankara’da büyük bir miting oldu. Aslında üzücü bir şekilde, Ankara için gerçekten büyük bir miting gerçekleşti denilebilir. 1 Mayıs bir şehirde rutine binmiş en kitlesel miting ise, bu ondan da daha kalabalıktı denilebilir. Nedeni basit aslında. Tüm Türkiye’den katılım olan, merkezi bir miting oldu. Böyle bakıldığında sorun yok. Fakat işin aslı öyle değil. Ortaya çıkan manzara Dünya’nın tamamen tersi görüntüler barındırıyor çünkü.

Mitinge giderken kafamda bir yandan miting ile ilgili ne yazılabilir, ne yapılabilir düşüncesi vardı. Sonuçta Türkiye’nin en büyük ve etkili meslek odaları ve sendikaları tarafından düzenlenen bir miting olacaktı. Açıkçası kafamda şöyle bir fotoğraf ve başlık oluşmuştu. Güzel, etkili ve çok kalabalık bir miting (70 milyonluk bir ülkeyi bırakın, 5 milyonluk bir şehirde 30-40 bin kişilik bir mitingi aslında zayıftır), yeni taleplerin, Dünya’nın rüzgarını da arkasına almış şekilde yeni ve evrensel sunuşları olacaktı. Sonuçta öyle bir ortam olacaktı ki kafamdaki başlık şöyle şekillendi: Ankara’ya bahar geldi!

Fakat ne yazık ki karşılaştığım görüntüler sonucunda söyleyebileceklerim bunun tam tersi… Ankara (ve Türkiye) kışa doğru hızla yol alıyor. Mayıs değil, Kasım yaşanıyor. 8 Ekim 2011’den aklımda kalan görüntüler sonucunda yaptığım analiz, Türkiye’de muhalif kesimlerin halktan daha da koptukları ve kopma yolunda da hızla ilerledikleri. Bu ne yazık ki, ileriye doğru bir kopuş da değil. Bugün Dünya’nın herhangi bir kentinde yapılan, herhangi bir protestoda, hem halk için bir söz söylediğini iddia edip, hem de doğrudan o söz ile halkın bu kadar dışlandığı bir başka örnek bulamazsınız. İçine kapanık, çoğunlukla sadece kendi için konuşan, kendi için konuşmadığında da söyleyiş tarzıyla asla kendini kabul ettiremeyecek olan bir yapıyla karşı karşıyayız. Ne yazık ki; bu durum giderek de güçleniyor. Türkiye’de muhalif kesim bir beş yıl öncesine göre, bir on yıl öncesine göre daha fazla “kendi çalıp, kendi oynuyor” ve çaldıkları da kendisi dışında herkesin kulağını tırmalıyor. Amaç eğer, en kabul edilmez görüntüyü verip, en radikal çıkış ile safları ayırıp, sağlamlaştırmaksa, evet bu yapılıyor.

Tüm Dünya evrensel bir düzleme kayarken, İtalya’daki insan da %99 için, ABD’de sokakta olan insan da %99 için mücadele ederken, Türkiye’de muhalefet gitgide ya kendine yönelik ya da etnik hedeflere kendisini kitliyor ve evrensellikten kopuyor. Bu aynı zamanda tek tipleşmeyi de beraberinde getiriyor. Tüm bu karışım da halka ulaşma önünde en büyük engeli oluşturuyor. Denklem basit aslında. Dünya %99 için sokaklara çıkıyor, Türkiye ise %90’ı baştan uzaklaştırarak, öteleyerek sokağa çıkıyor.

Sonuç olarak; Nasıl ki Dünya sokaklarında yaşananlar, Wall Street’teki 700 kişi insanlığa ve bizlere umut veriyorsa; Ankara’daki 30-40 bin kişi de tam tersine umutları kırıyor. Çünkü gitgide azalıyor ve gitgide olumsuzluğa daha sahip çıkıyor, gitgide heyecanını yitiriyor Türkiye’de muhalif kesim. Azaldıkça, en kolay çoğalma yöntemlerine kayıyor ama o kolay çoğalma yöntemleri bu sefer topluluğu “bütünden” kopartıyor. Türkiye’nin milliyetçi ikliminden şikayet edip, Türkiye’yi milliyetçi iklimden çıkarmaya çalışmak, “çivi çiviyi söker” mantığıyla gerçekleşmiyor. Çünkü aynı mantıkla ilerleseler de bir milliyetçi iklim, ilk olarak başka milliyetçi iklimi kendisinden uzaklaştırıyor. Bu da aslında muhalif kesim olarak nitelendirdiğimiz kesimlerin neden halktan giderek koptuğunu gayet güzel açıklıyor.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Yeni Zelanda açıklarında bir günde 300 tondan fazla petrol sızdı

Yeni Zelanda tarihinin denizdeki en büyük çevre felaketini yaşıyor. Ülkenin açıklarında karaya oturan Rena adlı gemiden dün 30 ton sızmışken bugün sızıntının 350 tonu bulduğu bildirildi.

Gemi tankerlerindeki tahribin artması ve beklenen sert rüzgarların etkisini göstermesi sızıntıyı daha da arttıran nedenler. Rüzgar nedeniyle mürettebat gemiden ayrılırken, geminin tamamen batması ihtimali korkutuyor.

Çevre bakanı Nick Smith, ülkenin kuzeydoğusundaki Tauranga kenti plajlarında büyük miktarlarda petrol atığı vurmasını beklediklerini belirtti. Vatandaşlardan temizlik çalışmalarına yardımcı olmaları ancak gerekli koruma önlemleri almadan kendi başlarına çalışmalara girişmemeleri istendi.

Hükümet petrol temizleme çalışmalarının milyonlarca Dolar’ı bulacağını kaydetti.

(en)

Big Ben Kulesi eğiliyor mu?

Londra’da yüzyılı aşkındır parlamento binasıyla bitişik halde gök yüzüne bakan Big Ben Kulesi giderek eğiliyor mu?

İngiltere’de uzmanların hazırladığı bir rapora göre kulenin kuzey batıya doğru hafif şekilde kaydığı tespit edildi.

Kulenin yer altındaki metro ve araba parkı gibi çalışmalar nedeniyle zeminde meydana gelen kaymalar sonucu eğildiği belirtiliyor.

Her yıl kuleyi ziyaret eden milyonlarca ziyaretçi eğriliği farketmediklerini söylüyor. Kulenin bakımını üstlenen Michael McCain ise kulenin eğildiğine inanmadığını söyleyerek, BigBen’in ilk inşa edildiğinde eğik inşa edilmiş olabileceği görüşünde.

“Bu eski bir hikaye. Bence saat kulesi yapıldığın eğri yapılmış olabilir. Victoria döneminde çok usta mimarlar vardı ama onlar bile demekki yüzde yüz doğru inşa edemediler bunu. Her zaman küçük bir eğrilik olur. 2003 yılında yapılan bir incelemede bu eğriliğin çok az arttığını ortaya koydu o kadar.”

96 metre uzunluğundaki saat kulesinin, 2009 yılında 150. yaşı kutlanmıştı.

(Euronews)

TT Arena’nın çatısı uçtu

0

İstanbul ve çevresini etkileyen kötü hava koşulları ve şiddetli rüzgar sonucu Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’nın çatısı koptu. Bugün oynanacak Türkiye – Azerbaycan maçını etkileyip etkilemeyeceği konusunda henüz bir açıklama yapılmadı.

Türkiye ile Azerbaycan arasında oynanacak AvrupaŞampiyonası Eleme grubu maçına da ev sahipliği yapacak olan Türk Telekom Arena’nın, montajı bir yıl önce tamamlanan çatısının 8 metrelik parçası şiddetli rüzgar yüzünden koptu. Kopan parçanın, stadın kuzey yönünde olduğu için bir tehlike yaratmadığı ve hava koşullarının düzelmesi ile birlikte yerine yeniden montajının yapılacağı öğrenildi.

Konuyla ilgili henüz Galatasaray Kulübü resmi bir açıklama yapmazken, yarın oynanacak mücadelenin durumuyla ilgili de Türkiye Futbol Federasyonu bir açıklama yapmadı.