Ana Sayfa Blog Sayfa 5000

BDP’nin uzlaşma komisyonu üyeleri belli oldu

BDP yeni Anayasa için oluşturulacak Hazırlık Komisyonu için Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Diyarbakır Milletvekili Altan Tan‘ı görevlendirdi.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yeni Anayasa çalışmaları için oluşturulacak Hazırlık Komisyonu’na Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerden üç kişinin isminin 10 Ekim akşamına kadar bildirmesini istemişti. BDP sürenin bitimine kısa bir süre kala Hazırlık Komisyonuna vereceği isimleri belirledi. Buna göre Ata, Önder ve Tan’ın isimleri TBMM Başkanlığına sunuldu.

(ajanslar)

BEDAŞ önüne direniş çadırı kuruldu

0

Enerji-Sen üyesi BEDAŞ işçileri, işten çıkarılan 123 işçinin işe geri alınması talebiyle BEDAŞ Genel Müdürlüğü önüne direniş çadırı kurdu.

Enerji-Sen, işten çıkarılan 123 BEDAŞ işçisinin işe geri alınması talebiyle BEDAŞ Genel Müdürlüğü önüne çadır kurdu.

Taksim Meydanı’nda toplanan Enerji- Sen üyeleri BEDAŞ Genel Müdürülüğü önüne yürüdü. Yürüyüş sırasında, “Direne direni direnişle zafere”, “Zafer direnen işçilerin olacak”, “Taşeron işçisiyiz örgütlüyüz güçlüyüz”, “Enerji işçisi köle değildir” şeklinde sloganlar atıldı.

BEDAŞ Genel Müdürülüğü önüne ulaşan işçileri polis barikatı karşıladı. Bir süre sloganlarla bekleyen ve oturma eylemi yapan işçiler, hiç bir koşulda çadır kurma eyleminden vazgeçmeyeceklerini ifade etti. Kask ve gaz maskelerini takarak saldırı hazırlığı yapan polis, işçilerin kararlılığı üzerine vazgeçti. Enerji-Sen üyeleri, atılan işçiler geri alınana kadar Genel Müdürlük önünde olacaklarını vurguladılar.

Burada açıklama yapan Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal, BEDAŞ’ın sendikalı olan işçileri işe geri almak istemediğini hatırlattı.

Çalışma Bakanlığı’nın işçilerin değil asıl işveren olan BEDAŞ’ın işçileri olduğu yönündeki tespit ve kararını hatırlatan Kartal şöyle devam etti: “Bu devletin Çalışma Bakanlığı bize “siz haklısınız, bugüne kadar BEDAŞ’ta taşeronda çalıştıranların hepsi yasadışı biçimde çalıştırılmıştır”diyor. BEDAŞ ise yasa tanımaz bir şekilde Bakanlığın kararını uygulamıyor. Biz yasa dışı hiçbir iş yapmadık. Evimize ekmek götürmek içni emek üretiyoruz ve ürettiğimiz bu emeğimizin karşılığını almak istiyoruz. Onuda ödemek için yalan söylüyorlar. Devlet nasıl ki yasalarına uymayanlara gerekli yaptırımı uyguluyorsa bizde devletten işçiler için var olan yasaları uygulamasını istiyoruz.”

Enerji-Sen üyeleri BEDAŞ önüne kurdukları çadırı her sabah 08.00’da açıp 17.00’da kapatacaklarını açıkladılar.

Yeni bir KHK: Doktora mecburi hizmet senedi

KHK taslağındaki hükümler doktoru zorlayacak. Uzmanlık eğitimini yapan hekimler senet imzalayacak. Mecburi hizmetini yerine getirmeyen asistan, devlete tazminat ödeyecek.

Tam gün şokunu yaşayan doktorları üzecek yeni kararname de yolda. Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) taslağındaki dikkat çekici iki yeni düzenleme, hekim dünyasında çok tartışılacak. Akşam’dan  Dilek Gedik’in haberine göre mezun olduktan hemen sonra 300 ila 600 gün arasında değişen sürelerde mecburi hizmetlerini yapan ve ancak o zaman diplomalarını alabilen hekimler, aynı zamanda uzman hekim olduktan sonra da mecburi hizmet yapmak zorundalar. Mecburi hizmetini tamamlamayan hekimlerin mesleklerini icra etmelerine ne devlet kadrolarında ne de özel sektörde izin veriliyor. Türkiye’de, mezun olmasına karşın; diplomasını mecburi hizmetini tamamlamadan alamayan tek meslek grubu olan hekimler şimdi bir zorunlulukla daha karşı karşıya. Yeni kararname taslağında ‘uzmanlık eğitimi yaptırılmasını’ düzenleyen maddede bir de senet imzalama zorunluluğu getirildi.

SENET İMZALATILACAK

4 yıllık uzmanlık eğitimini yapan doktorlardan, Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Yüklenme Senedi ile Muteber İmzalı Müteselsil Kefalet Senedi’ alınacak. Böylece doktorun mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeden görevinden ayrılması, müstafi sayılması, görevine son verilmesi veya devlet memurluğundan çıkarılması halinde, o güne kadar kendisine bakanlıkça yapılan tüm ödemeler faiziyle birlikte tahsil edilecek. Mecburi hizmetini yapmayan hekim, sadece mesleğinden olmayacak bir de üzerine senet ödeyecek.

YETERSİZ DOKTORA EĞİTİM

Bir başka düzenleme de Sağlık Meslekleri Kurulu ile ilgili. Kurul, mesleğinde yetersizliği tespit edilenlerle dikkatsiz ve özensiz davranışla ölüme veya fonksiyon kaybına neden olanların, mesleki yeterlilik eğitimine tutulmasına karar verebilecek. Sınavda başarısız olanlar meslek icrasından men edilecek.

Özgür Üniversite derslere başlıyor

Özgür Üniversite, Fikret Başkaya‘nın Ankara’da vereceği “Kapitalizmin krizi, uygarlık krizi veya perspektifi değiştirmek” konulu seminerle bu yıl da kapılarını açıyor.

Özgür Üniversite Ankara’nın güz dönemi programı, 15 Ekim Cumartesi günü saat 15:00’te Firkat Başkaya’nın, “Kapitalizmin krizi, uygarlık krizi veya perspektifi değiştirmek” konulu dersiyle başlıyor. Özgür Üniversite İstanbul’un dersleri de 24 Ekim Pazartesi günü başlayacak.

Ankara derslerinde pazartesi günleri Eren Kırmızıaltın koordinatörlüğünde, “Türkiye ekonomisi: Yapısal kriz” seminerleri verilecek. Mustafa Öziş, “Marksist Kriz Teorileri”, Benan Eres “Kapitalizmin Krizleri”, Muammer Kaynak “Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi”, Yiğit Karahanoğulları “Türkiye Ekonomisinde Yapısal Sorunlar”, Ferda Dönmez “Ekonomi Politikaları ve Kriz” ve Eren Kırmızıaltın “1980 Sonrası Türkiye Ekonomisi-IMF-Dünya Bankası” derslerini verecek.

Salı akşamları da Mete K. Kaynar, Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihi üzerine seminerler verecek. Çarşamba günleri de Sibel Kibar, Selma Aydın Bayram, Okan Akkın, Aysun Aydın, Işıl Aksoy Çeşmeli ve Özlem Ünlü felsefe dersleri verecek.

“Kültür tartışmaları” başlıklı Perşembe günü seminerinde de kültür ve sınır, Frankfurt Okulu, kültür ve medya, işçi sınıfı kültürü, yeni toplumsal hareketler, maduniyet çalışmaları ile küreselleşme ve kültür konuları tartışılacak.

Cuma günleri, Fikret Başkaya ile Temel Demirer, “Kapitalizmi ve devrimi anlamak” başlıklı seminerler verecek.

“Kürt sorunu nereden nereye?”

İstanbul programlarında ise açılış, 22 Ekim Cumartesi günü saat 15:00’te Fikret Başkaya’nın vereceği  “Neden Yeni Paradigma?” ile yapılacak.

Demir Küçükaydın’ın pazartesi günleri “Güncel gelişmeler ve Marksizm” dersini verecek. Salı günleri de Sungur Savran ile Ahmet Tonak’ın “Kapital okuma semineri” devam edecek. Çarşamba günleri de Kurtar Tanyılmaz’ın “Politik iktisat ve eleştirisi” yine kaldığı yerden devam edecek.

Y. Doğan Çetinkaya, Perşembe günleri “Toplumsal hareketler: Tarhi, teori ve devrim” başlıklı seminerinde “toplumsal hareketlerin tarih boyunca ne şekillerde ortaya çıktığını” anlatacak. Faik Gür de Cumartesi günleri “İstanbul’u gezerken” dersinde, yedi ayrı geziyle İstanbul’u tanıtacak.

“Kürt sorunu nereden nereye?” başlıklı seminerde de İsmail Beşikçi, Faik Bulut, Sinan Çiftyürek, Erdoğan Aydın ve Şiar Rişvanoğlu ders verecek.

Ali Şimşek de Ocak ayında başlayacak seminerler dizisinde, “Bir filmin nasıl okunduğunu” örneklerle inceleyecek.

* Ankara programının detayları için tıklayınız.

* İstanbul programının detayları için tıklayınız.

[Son Dakika] PKK Tunceli’de 4 ayrı noktaya saldırdı

PKK, Tunceli‘nin Çemişgezek ilçesi‘nde İlçe Emniyet Müdürlüğü, polis lojmanları, İlçe Kaymakamlığı ve Jandarma Komutanlıklarına silahlı saldırı düzenlendi.

Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde PKK’lılar, İlçe Emniyet Amirliği, İlçe Jandarma Komutanlığı, Askerlik şubesi, kamu kurum ve kuruluşlarını uzun namlulu silahlarla yaylım ateşine tuttu.

Tunceli’ye 130 kilometre mesafede bulunan Çemişgezek ilçesine bugün akşam saat 21.20 sıralarında 4 ayrı noktadan sızan ve sayıları konusunda bilgi alınamayan PKK’lılar, ilçe emniyet müdürlüğü, ilçe jandarma komutanlığı, askerlik şubesi ile kamu kurum ve kuruluş binalarını uzun namlulu silahlar ve rokatatarlarla yaylım ateşine tuttu. Güvenlik güçlerininde anında karşılık vermesiyle başlayan ve saatlerce devam eden çatışmalarda ölen yada yaralanan olup olmadığıyla ilgili henüz bir bilgiye ulaşılamadı. İlçe merkezinden yoğun silah ve bomba sesleri geldiği bildirildi.

Kaniuk’un ardından 150 İsrailli ‘dinsizim’ dedi

0

İsrailli yazar Yoram Kaniuk‘un, mahkeme kararıyla din hanesini “dinsiz” olarak değiştirmesinden sonra, İsrail’de Kaniuk’un izini takip edenlerin sayısı hızla artıyor.

150 İsrailli, kimliklerindeki din hanesine “dinsiz” yazılması için İçişleri Bakanlığına verilmek üzere hazırlanan dilekçeyi imzaladı.  “Be Free İsrael-İsrail Özgür Ol” hareketi lideri Mickey Gitzin, “Yakında bu sayı binlerle ifade edilecek” dedi.

150 dolayındaki İsrailli, Tel Aviv’in kısa bir süre öncesine kadar sosyal protestoların simgesi olan çadırlarıyla gündeme gelen ünlü Rothschild Caddesi’ndeki “Halk Evi-Beit Ha’am” olarak adlandırılan terk edilmiş binada toplanarak, İçişleri Bakanlığına gönderilmek üzere hazırlanan dilekçeleri imzaladı. Binanın damında dilekçeler imzalanırken, bir alt katında ise artık “dinsiz” bir Yahudi olan yazar Yoram Kaniuk, katılımcılara hitap etti.

Tel Aviv Bölge Mahkemesi, kısa süre önce Kaniuk’un kimlik kartındaki din hanesinin “dinsiz” olarak değiştirilmesi yolundaki başvurusunu kabul etmişti.

81 yaşındaki Kaniuk, konuşmasında “Yahudiliğin kombinasyonu ve demokrasi birlikte gidemez” dedi.

Kaniuk, Tanrı’ya inanmadığını belirterek, bugün Yahudiliğin karşısındaki en büyük düşmanların “hahamlık ve dini kurumlar” olduğunu savundu.

Herkesin tek tek İçişleri Bakanlığına din hanelerinin değiştirilmesi için başvurmasını isteyen ve bu takdirde, bakanlığın da başvuruları geri çevirmesinin zor olacağını anlatan İsrailli yazar, şimdi kendisini dini olarak değil, sadece ulusal kimlik bakımından Yahudi olarak gördüğünü söyledi.

Kaniuk, Bakanlığa yaptığı başvurunun reddedilmesinin ardından geçen Mayıs ayında dava açmıştı.

Mahkemenin kararını “tarihi” olarak nitelendiren Kaniuk, mahkemenin, bu kararla herkesin bu ülkede vicdanına göre yaşayabileceğine onay verdiğini, bunun insanın kendi tanım ve kimliğine kendisinin karar vermesi anlamına geldiğini ifade etti ve “Bu, dinini değil, ama Yahudi ulusunu seçebilirim demektir. Bu beni çok heyecanlandırıyor” diye konuştu.

Toplantıyı organize eden “Be Free İsrael-İsrail Özgür Ol” hareketinin yöneticisi Mickey Gitzin (30), AA muhabirine, İsrail’de insanların onlarca yıldır din konumunun ayrılması için mücadele verdiğini, Kaniuk’un hareketinin ise bu konuda bir çığır açtığını ifade etti.

“Dinin, herkesin kişisel meselesi olduğunu” söyleyen Gitzin, “Ben bir Yahudiyim. Yahudi olarak doğdum. Bu benim ulusal kimliğim. Ama kimse dinimin ne olacağını bana empoze etmemeli” dedi.

Gitzin, “Biz buradaki devrimin bir parçasıyız. Bu kadar kısa sürede yüzlerce kişinin koşup gelmesi, İsrail’de devlet ile din arasındaki kabul edilemez bağın gına getirdiğini gösteriyor” diye konuştu. İsrail Özgür Ol Hareketi, dinden bağımsızlığı savunuyor.

AVNERY VE HOROWİTZ DE DESTEK VERDİ, ANCAK BAŞVURUYA İMZA ATMADILAR

İsrailli barış eylemcilerinden yazar Uri Avnery ile İsrail parlamentosunun (Knesset) Meretz partisi üyelerinden Nitzan Horowitz de din hanesinin değiştirilmesi hareketine destek verdi. Ancak her iki ismin de toplantıya gelmesine rağmen, İçişleri Bakanlığına yapılacak başvuruya imza atmadıkları öğrenildi.

Tel Avivli şair Oded Carmeli de bu hareketin, “duvarda açılan ilk gediği” oluşturduğunu söyledi. Carmeli, dinin şiddet getirdiğini de savundu.

Ayrı ayrı hazırlanan dilekçelere ilk imzayı atan isimlerden Tel Avivli 69 yaşındaki Yişai Polçek, laik bir kişi olduğunu belirterek, “En büyük hayalim, din ile devleti ayırmak” dedi. Polçek, “Dindar insanlara saygım var, ama her şeyin dinle ilintilendirilmesi her alanda ciddi sorunlar doğuruyor. Dinle bağlantılı her şey devlet için büyük bir felakettir” dedi.

Dilekçeyi imzalayanlardan Guş Şalom hareketi sözcüsü Adam Keller, kimliklere “dinsiz” yazılmasının, günlük hayatta bir şey değiştirmese bile kişisel özgürlük duygusu açısından önemli olduğunu kaydetti. Bağımsız bir ülke olarak İsrail’de bu tür dayatmaların demokratik olmadığını söyleyen Keller, halihazırda İsrailli Yahudilerin ülkedeki başka Yahudilerle ancak Ortodoks Hahamlık kurumunun himayesi altında evlendiklerini, başka dinden birisiyle evlenmek için insanların Kıbrıs’a gitmek durumunda kaldıklarını anlattı.

Geçen yıl çıkarılan bir yasa, resmi nikahlara da izin vererek, bunların tüm sonuçlarıyla evlilik sayılacağını hükme bağlamasına karşın, izin ancak her iki tarafın dinsiz olduklarını kayda bağlamış olduğu çok sınırlı özel durumlar için geçerli oluyor.

Keller ise İsrail’de kimin Yahudi olduğuna ve bunun evlilik, boşanma ve definle ilgili sonuçları konusunda karar vermenin Ortodoks Hahamlığın tekelinde olmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

(Ajanslar)

Yeşiller Partisi: Biyogüvenlik Yasası yeniden yazılsın!

Yeşiller Partisi Tarım Çalışma Grubu, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO) karşı bir mesaj yayınladı. “Sadece GDO değil, laboratuvara girmiş ve genetik mühendisliği müdahalesine uğramış; bu bağlamda ışınlanmış, genetiği değiştirilmiş veya hibritleştirilmiş tüm tohumlara ve bu tohumlardan üretilen mahsullere ve bu mahsullerden türetilen gıda ve gıda katkı maddelerine karşıyız.” denilen açıklamanın tam metni şu şekilde:

Türkiye’ de 2010 yılı Mart ayında, halkın tüm itirazlarına rağmen genetiği değiştirilmiş gıdaların nasıl ithal edileceğini belirleyen 5977 nolu bir biyogüvenlik kanunu yayınlandı.

Bu kanun, konu ile ilgili toplumun sesi olan bizlerin GDO’ lu gıdaların her şekilde ülke içerisine sokulmaması gerektiğini defalarca belirtmemize rağmen kabul edilerek uygulamaya geçti.

Elbette ki bu kanun, Recep Tayyip Erdoğan’ ın dilinden düşürmediği “tüyü bitmemiş yetim” in değil, doğayı ve insanların geleceğini para uğruna yok sayan yem sektörünün haklarını savunacak şekilde çıkarıldı.

Toplumun ağzına bir parmak bal çalmak için de GDO’ lu tohumların üretimi yasaklandı ve güya halkın da ithal edilecek genetiği  değiştirilmiş gıda ve yemler ile ilgili görüş bildirmesi öngörüldü.

Kanun kabul ediliğinden beri onlarca GDO’ lu ürün ithal edildi. Şimdi de güya Biyogüvenlik Kurulu, GDO’lu 10 mısır çeşidinin daha yem amaçlı kullanılmak üzere ithal edilmesiyle ilgili olarak hazırlanan bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarını halkın görüşüne açtı.

Bu amaçla görüşlerin bildirilmesi için adres gösterilen http://www.tbbdm.gov.tr web sitesi genel olarak çalışmıyor. Çalışsa da kurul bildirilen görüşleri GDO’ lu ürün ithalini onaylamamak yönünde değil, bir şekilde onaylamak yönünde yorumlamayı başarıyor.

Tekrar belirtmek isteriz ki canlıların genetiği üzerinde insan eliyle bilinçsizce yapılan bu yapay değişiklikler; canlı sağlıgı, biyolojik çeşitlilik, ekolojik dengenin bozulması, ekonomik bağımlılık, canlıların yaşam hakkının elinden alınması ve canlılar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması açısından önemli tehdit, risk ve tehlikeler taşımaktadır.

Biz Yeşiller Partisi olarak sadece GDO değil, laboratuvara girmiş ve genetik mühendisliği müdahalesine uğramış; bu bağlamda ışınlanmış, genetiği değiştirilmiş veya hibritleştirilmiş tüm tohumlara ve bu tohumlardan üretilen mahsullere ve bu mahsullerden türetilen gıda ve gıda katkı maddelerine karşıyız. Bizler klasik yöntemlerle ıslah edilmiş veya edilmemiş tohumlar kullanarak üretim yapan tarımsal üreticinin desteklenmesini savunuyor ve tohumumuzun laboratuvara girmesine karşı çıkıyoruz. Yeşiller Tarım Çalışma Grubu olarak bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri ve yurttaşların katılımıyla gelişmeleri yakından takip edip, Biyogüvenlik Yasası’nın toplum ve çevre sağlığının gözetecek şekilde yeniden yazılmasını savunmaya ve ithal edilen GDO’ lu ürünlere muhalefet etmeye devam edeceğiz.

Yeşiller Partisi Tarım Çalışma Grubu adına

Hakan Ozan Erzincanlı

Mermer ocağı bir süre durduruldu

Burdur‘un Bucak İlçesine bağlı Çamlık Beldesi’nde mahalle sınırları içinde mermer ocağı açılmasına tepki gösteren bir grup, oturma eylemi yaparak çalışmaları durdurdu.

Mahallelerindeki mermer ocağı nedeniyle suların azalacağını iddia eden Hacıbağ Mahallesi sakinleri, mermer ocağının çalışma alanına girerek iş makinelerinin geçtiği yollara taşlarla barikat kurdu. İş makinelerinin çalışmasını engelleyen mahalle sakinleri, oturma eylemi yaparak bir süreliğine çalışmaları durdurdu.

Hacıbağ Mahalle Muhtarı İsmail Çakmak, gazetecilere yaptığı açıklamada, mahallenin suyunun Dikmen Tepe mevkisinden geldiğini belirterek, mermer ocağının faaliyete geçmesiyle birlikte suların kesilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını iddia etti. Çakmak, mermer ocağı ruhsatının iptal edilene kadar eylemlerini sürdüreceklerini söyledi.

Jandarmanın güvenlik önlemi aldığı eylem, olaysız sona erdi.

 

İstanbul’un Lüfer Bayramı

İstanbul Lüfer Bayramlarının ilki 15 Ekim cumartesi günü gerçekleşiyor. İstanbul Lüfer’e Hasret Kalmasın kampanyasını bir adım daha ileriye taşımayı hedefleyen Slow Food Fikir Sahibi Damaklar grubu bundan sonra gelenekselleşmesini umdukları bir Bayram kutlamasına hazırlanıyor.

Lüfer Bayramı kapsamında düzenlenecek çok sayıda etkinlikten özellikle iki tanesi yoğun ilgi göreceğe benziyor. Çocuklarla “lüferin resmi”ni çizmeyi amaçlayan  “Anne bak! Lüfer Çizdim!” etkinliği 05-15 yaş grubuna yönelik olmakla beraber her yaştan katılımcıya açık bir resim atölyesi.

İstanbulluların şimdiden merakla bekledikleri asıl etkinlik ise İstanbul’un En Baba Lüferi” olta avı yarışması. Yarışma amatör ve profesyonel tüm balıkçılara açık Yarışmanın birincisine “fish finder” (balık bulucu) armağan ediliyor, ayrıca  ilk 10’a giren amatör ve profesyonel olta avcılarını da çeşitli süprizler bekliyor. Kuşkusuz yarışmada sadece olta ile avlanan ve 24 cm ve üstündeki lüferler değerlendirilecek. Tutulan balıklar  Cumartesi günü 11 30’dan itibaren Fındıklı parkındaki şenlikte jüri önüne çıkacak.

Hafta sonunda başlayan yağmurların lüferlerin gelişip serpilmesine yardım edeceğine dikkat çeken tecrübeli balıkçılar Cumartesi günü jüridekilerin işinin çok zor olacağını belirtiyorlar.

İstanbul kültürü, tarihi ve onu bereketli kılan tüm kaynakları ile ortak mirasımızdır diyen Slow Food yöneticileri “ İstanbul’un Lüfer Bayramı, lüferle kısıtlı bir bayram olmasın, uskumruyu, fıstık çamlarını, erguvanları, memba sularını, çeşmeleri.. İstanbul’u alsın beraberine; bu bayram İstanbul’a sahip çıkanların gururu olsun, bu gurur da ortak mirasımızın bereketine teminat olsun” diyorlar.

İstanbul Lüfer Bayramı 19 Ekim Çarşamba günü saat 1930’da Beyoğlu Yeşilev’de yapılacak bir toplantıda sıcağı sıcağına ele alınacak. Slow Food Fikir sahibi Damaklar grubu yöneticisi Defne Koryürek’in konuşmacı olarak katılacağı toplantı “İstanbul’un değerenlerine sahip çıkmak” başlığıyla düzenlenecek toplantıların da ilki olacak.

İstanbul Lüfer Bayramı etkinlikleri programı: http://www.fikirsahibidamaklar.org/lufer/

Yeşil Gazete

10 çeşit GDO’lu mısır için son 24 saat!

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Türkiye pazarındaki yerini hızla almaya başladı. Daha önce genetik yapısıyla oynanmış 3 soya ve 3 mısır çeşidinin ardından iki gün sonra (12 Ekim 2011) 10 mısır çeşidinin de ithalatı “yeterli itiraz olmaması durumunda” yasal hale gelecek.

Dünyada genetiği değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı üzerinde yarattığı olumsuzluklar hâlâ tartışılmaya devam ederken Türkiye, GDO’lu ürünler ithal etmeye devam ediyor.

Daha önce Biyogüvenlik Kanunu çerçevesinde kurulan Biyogüvenlik Kurulu’nun izniyle 2010 yılında soya ithalatına izin verilerek, 2011 yılının ocak ayından itibaren GDO’lu 3 soya türü Türkiye’ye girmeye başladı.

İtiraz için son tarih 12 Ekim

Biyogüvenlik Kurulu, tarafından genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin yem amaçlı ithalatına itiraz süresi 12 Ekim 2011 tarihinde saat 17.00’de son buluyor. İthalatın engellenmesi için gereken 50 bin imzanın toplanmaması durumunda, GDO’lu ürünlerin ithalatı yasal hale gelecek.

Biyogüvenlik Kurulu Raporu ne diyor?

Biyogüvenlik Değişim Kurulu’na sunulmak üzere değerlendirme komitesi tarafından hazırlanan raporda, GDO’lu ürünlerin halk sağlığı açından ne gibi etkileri olduğu açıklandı.

Halk sağlığını yakından ilgilendiren gıdanın bol, ucuz, kaliteli ve sağlıklı olmasına dikkat çekilen raporda, yapılan çalışmalarda GDO’lu bitkilerin insan sağlığına olumsuz etkilerinin olabileceği vurgulandı. Mısırın genetiğinin değiştirilmesiyle oluşan yeni DNA’nın insan bağırsağında sindirilmeyip, hücrelerde değişim yarattığı belirtildi.

Raporda, hayvanlar için yem olarak ithal edilecek mısırın kanserojen etkisinin yanı sıra, böbrek ve karaciğerde yaratacağı tahribatın da insanlar için risk oluşturduğu yer aldı.

GDO’lu ürünlerde etiket zorunluluğu

Geçtiğimiz sene genetiği değiştirilmiş ürünlerin “bebek maması” ve “küçük çocuk” besinlerinde kullanımı yasaklanmış, GDO’lu ürünlere “etiketleme” zorunluluğu getirilmişti. Biyogüvenlik Değişim Kurulu da hazırladığı raporda, genetiği değiştirilmiş ürünlerin etiketlerde belirtilmesi gerektiğini de önemle vurguladı.

Türkiye’de mısır üretim ve tüketimi

Türkiye’de mısır üretimi arpa ve buğdaydan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; 2010 yılında toplam 600 bin hektarda yapılan üretimde yaklaşık 3 milyon 500 bin ton mısır üretimi gerçekleşti. Buna karşılık; Türkiye 2010 yılında toplan 5 milyon 150 bin ton mısır tüketimi yaptı. Kişi başı mısır tüketimi azalsa da endüstriyel alanda ve hayvan yemi olarak kullanımı artıyor.

Mısır üretimi, tüketime yetişemediği için Türkiye mısır ithalatı da yapıyor. Türkiye, GDO’ya izin veren ABD başta olmak üzere Arjantin, Macaristan, Ukrayna, Romanya, Fransa ve Bulgaristan’dan mısır ithalatı gerçekleştiriyor.

Greenpeace’ten GDO’ya ‘hayır’ kampanyası

Dünyanın her yerinde çevreci kampanyalarla sesini duyuran Greenpeace, Türkiye’de ithalatına izin verilecek GDO’lu ürünlere karşı kampanya başlattı.

Greenpeace’ten yapılan açıklamada; “Bir süre önce Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin ithal edilmesiyle ilgili risk raporlarını sitesinde yayınladı. 12 Ekim saat 17’ye kadar kamuoyundan yeterli sayıda karşıt görüş gelmezse, GDO’lu ürünler artık yasal hale gelebilir.  GDO’lu ürünler, insanlar, hayvanlar ve doğa üzerinde yapılan tehlikeli bir deney. Hem kendimizin ve hem de gelecek nesillerin üzerinde bu deneyin yapılmasına izin vermemeliyiz!” denildi.

Greenpeace, “Sağlığın için son 48 saat” linkinden hedeflenen 50 bin imza için kampanya yürütüyor. Yaklaşık 17 bin imza toplanan kampanya Biyogüvenlik Kurumu’nun belirlediği 12 Ekim tarihine kadar devam edecek.

GDO nedir?

Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “Genetiği değiştirilmiş organizma” (GDO) deniyor.

GDO üzerinde çalışama yapan biliminsanları, genetiği değiştirilmiş ürün kullanımının insanlar, hayvanlar ve doğa üzerinde yapılan tehlikeli bir deney olarak görüyor. Yapılan araştırmalar soya, mısır ve pamuk gibi birçok ürünün genetik kodlarıyla oynandığında ortaya çıkacak sonuçlar henüz kesin ve net olmadığını ortaya çıkardı.

GDO’lu tarım yapılan arazide daha sonra doğal ürün yetiştirilemediği gibi, GDO kullanılan tarım alanının çevresindeki arazilerde yetişen ürünlerde de genetiği değiştirilmiş ürünlerin yetiştiği de ortaya çıktı.

Türkiye’deki durum

2010 yılı Mart ayı içinde Biyogüvenlik Yasası Meclis tarafından kabul edildi. Mart ayında yasa kabul edilmesine karşın, 26 Eylül 2010’da ancak yürürlüğe girdi. Biyogüvenlik Yasası ile GDO içeren gıdalarda bu oran binde dokuzun üzerindeyse etiketlenme şartı konulmuştu.

Şu anda Türkiye’de GDO’lu tarımsal üretim yapılması yasak. Ancak, bir süre önce Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin daha yem amaçlı kullanılmak üzere ithal edilmesiyle ilgili olarak hazırlanan bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarını sitesinde yayınlayarak halkın görüşüne açtı.

Bu raporlara ilişkin kamuoyu görüşünü aldıktan sonra nihai kararı Resmi Gazete’de yayımlayarak ithalat izni vermesi bekleniyor. Böylece daha önce ithalatına izin verilen genetiği değiştirilmiş 3 soya çeşidi, kamuoyu görüşü alınan 3 mısır çeşidi olmak üzere toplamda 16 çeşit GDO’ lu ürüne ithalat izni çıkmış olacak. 12 Ekim 2011, saat 17.00’ye kadar kamuoyundan yeterli sayıda karşıt görüş toplanmazsa GDO’lu ürünlerin kullanımı yasal hale gelecek.

(t24)