Ana Sayfa Blog Sayfa 4952

İyi bayramlar

Bayram kartımız, Aydan Çelik’ten…

Sezilerle dans eden bir topluluk: Dadans

Bu hafta ülkenin dört bir yanını (yani hem coğrafi anlamda, hem de “farklı konular” demek istercesine) sarmış hüzün ve dertlerden sıyrılalım istedik. Dedik ki, varoluşsal acının da, coşkunun da, hüznün ve pişmanlığın da doğrudan paylaşılmasının en eski sanatlarından biri olan dansla ilgilenen bir grup genç kadını konuk edelim köşemize.Dadans birbirini uzun yıllardır tanıyan Dila Yumurtacı, Melek Nur Dudu, Hazal Kızıltoprak, Burcu Brodo tarafından kurulduktan sonra aralarına katılan Elif Yalçın, Deniz Uztürk ve Merve Uzunosman’dan müteşekkil bir topluluk.

Aşağıda kendileriyle yaptığımız röportajı bulacaksınz. Linklerde internette bulunabilen videoları ve kısa filmleri de var. İyi okumalar!

Dadans nedir, onla başlayalım. Bir dans topluluğu mudur misal?

Dila: Dadans bir topluluktur, sadece bir dans topluluğu değildir, ancak en çok ilgilendiği şey danstır. Eğer iki ana
dalda toplarsak bunlar dans ve sinema. Sadece modern dans topluluğudur demek yanlış olur, çünkü modern,
çağdaş dans, bale, tiyatro, dans tiyatrosu ve resim de içerir.

Hazal: Performe edilebilen her şeyin topluluğu oluyor aslında.

 

Nasıl kuruldu Dadans? Bir de grubu kurmak yerine var olan dans gruplarına da yönelebilirdiniz, neden ayrı, sıfırdan bi’ şeyler başlattınız?

Dila: Aslında bu topluluğun kurulması 15 yıllık bale hayatımıza dayanıyor. Hep bir şeyler yapmak, yaratmak vardı içimde ve en yakınımdakiler bu insanlardı. Çünkü insanın kafasının uyuştuğu insanları bulması zor bir şey. Üniversite döneminde bunu yaratmak için daha uygun bir ortam kuruldu, yeni insanlar geldi, onlarla da aynı uyumu yakaladık. Ve sonra bu bir şekilde en yakın arkadaşlarınla geçirdiğin zamanı somut bir şeylere dönüştürmek oldu. Bu başka bir gruba dahil olmak şeklinde de olabilirdi ama başka bir yere, insanlara uyum sağlamak daha zordur ve öyle bir durumda bu kadar samimi bir ortamda her şey bu kadar kendiliğinden gelişemezdi herhalde.

Burcu: Bir kere her şeyden önce birlikte çalıştığımız insanların vücut yapılarından, nasıl dans ettiklerine, neleri daha rahat yapabildiklerine kadar her şeylerini bildiğimiz için bu, başka bir gruba dahil olmaktan çok daha kolay ve samimi. Bu daha da verimli kılıyor tüm çalışmaları ve projelerin gidişatını.

Melek: Biz çok uzun zamandır birbirimizin hayallerini, sevdiği film tarzlarını, olaylara bakış açılarımızı vs bildiğimiz ve bunu bilmekten keyif aldığımız için bu hayallerin devamlılığını ve gerçekleşmesini sağlamak çok daha güzel.

Burcu: Ayrıca açıkçası birbirimize nazımız da geçiyor :)

Dila: Bu iyi bir şey değil ama bence (Gülüşmeler)

Burcu: Ama sonuçta istemediğimiz bir şeyi sıkılmadan çok daha rahat söyleyebiliyoruz birbirimize.

Dila: Evet haklısın iletişim daha sağlam oluyor çünkü hiyerarşi yok.

Merve: Birbirini 15 yıldır baleden tanıyan bu dört kişinin arkadaşlığına (Hazal, Dila, Melek, Burcu) sonradan katılan biri olarak (Bu arada bir not: Dadans’ın iki üyesi daha var -Elif ve Deniz- onlar  Dadans’a sonradan katılmışlar ve şu anda erasmus programıyla ecnebi bir takım memlekettelermiş) ilginç bir şekilde herkesle kafalarımız uyuştu. Neden başka bir topluluğa girmek istemedik… Çünkü bence kendi işlerimizi üretmek daha cazip geldi bize. Onların yolunda ilerleyip kendi isteklerimizin birkaçından ödün vermek yerine hep beraber isteklerimizi ortak bir şekilde gerçekleştirebiliyoruz.

Hazal: Bunların yanında Türkiye’deki dans topluluklarının çok kapalı bir kafa yapısı var genel olarak baktığımzda. Eğitimli, yani modern dans lisans eğitimi almayan ve konservatuarlı olmayan herhangi birinin bir topluluğa girme ihtimali çok düşük.

Dila: Bunun için bale eğitimi yetmiyor çünkü.

Hazal: Biz de o topluluklarla aynı standartları yürütebileceğimiz işler yapmaya çalışarak kendi topluğumuzu kurmaya çalışıyoruz.

Burcu: Hem zaten başka bir topluluğa dahil olacak kadar bile dans topluluğu yok ki.

 

Bugüne kadar neler yaptınız Dadans olarak?

Melek: Dadans’ın ilk işi, 2008’de Dila Yumurtacı koreografisi, Julio Cortazar’ın ‘El Çizgisi’ adlı hikayesinden uyarlama olan Satır-Sonu. Ardından insanların eklenmesiyle ve hikayenin bu yönde deforme edilmesiyle 2010’da Satır-Sonu Duble’yi sergiledik. Bu arada 2009’da yönetmenliğini Dila Yumurtacı ve Barış Konbal’ın yaptığı dansla sinemayı birleştirmeye çalıştığımız, sinema alanındaki ik deneyimimiz olan Small Talk adlı kısa filmi çektik. Small Talk; DanceCamera Film Festivali, Galatasaray Üniversitesi Sinepark Kısa Film yarışması, Akbank Kısa Film Festivali, Anadolu Üniversitesi Uluslararası Eskişehir Film Festivali, Uluslararası Altın Portakal Film Festivali ve
Uluslararası Berlin Film Festivali’nde finalde yarıştı. Bunun yanında post-prodüksiyonu henüz tamamlanmamış olan Dila Yumurtacı’nın Paris’te çektiği ‘La fille qui s’ennuie’ (Sıkılan kız) adlı kısa filmimiz de var. Bu kısa filmle aynı zamanda Fransa’da prodüksiyonda çalışan ve Dadans’ın da yapım sorumluluğunu üstlenen Gülden Güldaş’la da tanışmış olduk.

Burcu: Bir de 2011’de sergilenen Hazal Kızıltoprak ve Melek Nur Dudu koreografisi olan, günümüz estetik anlayışının sorgulanmaya çalışıldığı ‘Sinameki’ adlı dans- performans var. Son olarak öfkenin dışa vurulması ve dikenlerini içinde tutmasından esinlenilerek yapılmış bir video art çalışması olan Kirpi’den söz edebiliriz.

 

Şu sinema konusunu sorayım hemen. Bahsettiğiniz kısa filmler festivallerde falan yarışmış, ben de izledim internette de, baya’ da kaliteli çalışmalar. Sinema yönüne kayma konusunda bi’düşünceniz mi var?

Dila:
Dediğim gibi sinemaya da açığız. Çünkü zaten toplulukta sinema öğrencileri var ve o kişiler de sinema alanında işlerini yapmaya devam ediyorlar. Biz yakın zamanda ve gelecekte dadans olarak bu filmlerin yapımlarını üstlenmeyi ve her geçen gün daha kaliteli filmler yaratmayı istiyor ve planlıyoruz.

 

Sanatı ve yaptığınızı Türkiye’de nasıl konumlandırıyorsunuz peki? Örneğin toplumsal ve politik yaşananlarla bir bağınız, bunu bir yansıtmanız var mı? Atıyorum, gösterilerde bi’ sekans da olsa kadına şiddeti işlemek, LGBT’ye ayrımcılığı kınamak, ya da ne bileyim “şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı atmak gibi huylarınız var mı?

Hazal: Dadans yaptığı tüm işleri evrensel olarak düşünüyor, o yüzden ben bu soruya cevap olarak hayır derim.

Dila: Ben sanatı politik ya da toplumsal bir görüş doğrultusunda düşünebilirim ama yaptığım ve yarattığım işlerde nedense ikisini karıştırmayı hiç istemedim şimdiye kadar. Belki ileride olur.

Merve: Aslında herhangi bir şeye karşı olmak gibi bir durumumuz yok ama zaten bizim kuruluş amacımız da zaten olmayanı denemeye çalışmak olduğu için bunu bilinçli olarak herhangi bir konuda uygulamıyoruz herhangi bir görüş çerçevesinde.

Burcu: Ben zaten herhangi bir koreografiyle politik ya da toplumsal bir duruş aktarılabileceğini düşünmüyorum.

Hazal: Tabi ki dadansın da sorguladığı şeyler var ama bunu bir mesaj vermek amaçlı yapmak çok da doğru değil.

Burcu: Evet, insanların gözüne sokmak çok saçma.

Merve: Biz yenilikçi olmaya çalışıyoruz ve yeni olanı yapmaya çalışıyoruz daima ve bu konuda Türkiye’de çok fazla benzerimiz olduğunu düşünmüyorum.

Dila: Doğru, çünkü iki tane ekol var Türkiye’de. Biri dansı neredeyse tamamen reddederek, minimalist bir yaklaşm sergileyen bir ekol ya da daha çok baleyi esas alan, onu kaybetmek istemeyen, sahne üzerinde teknik üzerinden ilerleyenler var. Ama bu ikisini birleştirmeye çalışan, tiyatroyu da kullanan pek fazla topluluk yok. Hep bu ekollerden birine bağlı kalmak bekleniyor ama dada da bunları reddetmesiyle bizim genel bakış açımızı veriyor.

 

Nasıl çalışıyorsunuz genelde? Önce fikir geliyor da, sonra mı uyguluyorsunuz? Tabi bunun doğaçlamaya nasıl baktığınızla da ilgisi vardır sanıyorum… Bir de oldukça başarılı, ilginç koreografileriniz var. Literatürü ya da dünyada yapılanlaraı araştırıp da mı buluyorsunuz bunları yoksa daha deneysel ve önsezilerle mi takılıyorsunuz?

Burcu: Önce teknik ders yapıyoruz, daha çok kondisyon üzerine. Daha sonra bir fikir ortaya çıktığında daha yaratıcı dersler eşliğinde koreografik çalışmalar yapıyoruz.

Melek: Sonra zaten gösteri zamanı yaklaştıkça bu iki tür çalışma da neredeyse haftada her gün gerçekleşiyor.

Dila: Aslında çalışmalarda tüm kavramları kullanmaya çalışıyoruz. Literatür konusundaki eksikliklerimizi de bu seneki okumalar ve kritiklerle kapatmaya çalışıyoruz. Günceli de takip ediyoruz, festivalleri, başka toplulukların işlerini…

Melek: Aramızdan biri bir proje yapacağı zaman mutlaka ki aktüel olanı da takip ediyor, çünkü o ona bi şekilde fikir veriyor, ama bu o haliyle kalmıyor; bunu o kişi yaratıcılığıyla şekillendiriyor ve belki çok farklı bir şey ortaya çıkarıyor.

Burcu: Yoktan var etmek zaten çok zordur. İnsan illa ki yaşadığı şeylerden etkilenir.

Dila: Ama mesela ‘Kirpi’nin çıkış noktası tamamen duyularımızdı, herhangi bir olaydan etkilenmedik diyebiliriz. Hazal’a “yat yere, soyun” dedim, aklıma bir an bir fikir geldi ve sırtını ortadan ikiye ayırdım kalemle.

Hazal: Bu biraz erotik oldu, bunu yazma istersen :)

Dila: Ya da benim kafama çiçekler soktuğum yeri açıkla deseniz açıklayamam.

Hazal: Bunlar dadansın sezilerle hareket ettiğinin bi göstergesi bence. Aslında gerçekten denediğimiz için ‘deneysellik’ ortaya çıkıyor. Türkiye’de bu biraz farklı anlaşılıyor çünkü.

Burcu: Eğer bir şeyin herhangi bir anlam kaygısı yoksa yoktur, yani izleyici ne anlıyorsa odur. Bunu ‘devinim’ vs gibi soyut ve bol virgüllü cümlelerle anlatmak oldukça saçma.

 

Gelecekte yapacaklarınızı da sorup bitireyim madem. Nedir planlarınız bu sene için?

Dila: Aralıkta Melek ve Hazal’la yapacağımız ‘Tek yaşanır mı?’ adlı bir koreografimiz var. 3 farklı kadın ruh halini
aktarmaya çalışacağız. Çok fazla ayrıntı vermeyelim şimdilik :) Bunun yanında ikinci dönem daha önce başladığımız ama yarım kalmış olan Klimt tablolarıyla ilgli bir koreografi olacak. Sinema alanında dubstep hakkında bir belgesel ve yine birkaç video yapmayı düşünüyoruz.

Melek: Planlar bunlar da, hiç planlanmamışlar da vardır mutlaka hayatın bir köşesinde bekleyen bizleri :)

 

Peki, o halde adet olduğu üzere “Yeşil Gazete’ye zaman ayırarak bu güzel söyleşiyi yaptığınız için çok teşekkür ederiz” gibi bir cümleyle bitirelim. Yolunuz açık olsun, rüzgar arkanızdan essin.

 

Röportaj: Durukan Dudu – Yeşil Gazete

Ertem Eğilmez filmleri pırıl pırıl olacak

Çöpçüler Kralı, Neşeli Günler, Tosun Paşa, Kibar Feyzo ve Salako gibi onlarca Ertem Eğilmez filmi restore ediliyor.

Vipsaş Stüdyoları’nda restorasyonuna başlanan Çöpçüler Kralı, Neşeli Günler, Tosun Paşa, Kibar Feyzo ve Salako yıl sonuna kadar elden geçirilip HD ve Blue Ray formatlarında hazır hale getirilecek ve TV’lerde bundan böyle HD formatında izlenebilecek.

Onlarca kez gösterilmesine karşın hâlâ kanalların cankurtaranı olan Ertem Eğilmez filmleri restore edilerek “sinemanın kültür mirası” olduğu gerçeğine dayanarak gelecek kuşaklara aktarılıyor.

Hababam Sınıfı serisi, Süt Kardeşler, Mavi Boncuk, Salak Milyoner, Şaban Oğlu Şaban gibi baş yapıtlarında olduğu bu listedeki 49 filmin restorasyonun 2 yıl içinde tamamlanması bekleniyor.

Karbondioksit salımında rekor düzeyde artış

ABD Enerji Bakanlığı, küresel karbondioksit salımının şimdiye kadarki en yüksek seviyesine ulaştığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı Karbondioksit Bilgi ve Analiz Merkezi yetkilileri, 2010 yılında dünyanın havaya bir önceki yıla oranla yüzde 6’lık bir artışla 512 milyon ton daha fazla karbondioksit saldığını belirtti.

Karbon salımdaki artışın yarısından fazlasından Çin, ABD ve Hindistan’ın sorumlu olduğu kaydedildi.

Küresel ekonomik krizin etkilerinin azalmasıyla birlikte insanların daha fazla seyahat etmeye başladığını ve üretimin yeniden artışa geçtiğini belirten yetkililer, bunun fosil yakıtlarının daha fazla tüketilmesi anlamına geldiğini vurguladı.

Karbon salımının artmasının en önemli nedenlerinden biri de Hindistan ve Çin’de devam eden kömür kullanımı ve Amerikan yaşam tarzının karbon obur olması.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 2007 yılında yayımladığı raporunda karbondioksit kirliliğinin küresel ısınma oranını belirleyeceğini açıklamış ve hava sıcaklığının, yüzyılın sonuna doğru ise ortalama 7,5 derece artacağı uyarısında bulunmuştu.

Bu arada Kyoto Protokolü’nü imzalayan sanayileşmiş ülkelerin karbondioksit salınımını azaldığı tespit edildi. 1990 yılında sera etkisi yaratan gazların yüzde 60’ından sorumlu olan sanayileşmiş ülkelerde bu oran, 2010 yılında yüzde 50’nin altına düştü.

(Ajanslar)

Kardeş Türküler Grammy adayı

Kardeş TürkülerÇocuk (H)aklı‘ albümüyle 54. Grammy Müzik Ödülleri’nde ‘En İyi World Music’ dalında aday oldu.

Kardeş Türküler ve Arto Tunçboyacıyan’ın Nisan 2011´de Kalan Müzik etiketiyle çıkardığı Çocuk (H)Aklı albümü 54. Grammy Müzik Ödülleri için ‘Yılın En İyi World Music’ albümü adayları arasında yer aldı.

Müzik dünyasının önemli ödülleri arasında yer alan Grammy ödülleri her yıl birçok farklı kategorilerdeki müzik çalışmalarına veriliyor.

Kardeş Türküler ve Arto Tunçboyacıyan’ın aday olduğu kategoride Addis Acoustic Project, Azam Ali, Amina Alaoui, Marta Gomez, Le Trio Joubran ve Yasmin Levy‘nin albümleri de adaylar arasında.

Euroleague: Yeni başlayanlar için İtalyanca

0

Euroleague’de üçüncü hafta bugün oynanacak bir maç dışında tamamlandı. İnan Özdemir, temsilcilerimiz açısından zorlu geçen haftayı değerlendirdi.

Tarihte yeri olan ünlü sözlerin İtalyanlarla pek arası yok. Gündüz Vassaf’ın sık sık hatırlattığı “Dünyanın en ince kitapları İtalyan savaş kahramanları üzerinedir” deyişi vardır mesela. Yine Avrupa coğrafyasını yakından ilgilendiren bir başka vecizede “İtalyanlar yapar, Fransızlar süsler” denilmiştir. Yıllardır en az Fransa Bisiklet Turu kadar önemli yollardan geçen İtalya Bisiklet Turu’nun asla rakibi kadar göz alıcı olamamasına açıklık getirir bir anlamda.

Bu hafta temsilcilerimiz açısından “İtalyan Filmleri Festivali” gibiydi. Galatasaray Medical Park, deplasmanda Montepaschi Siena ile karşı karşıya geldi. Anadolu Efes, Emporio Armani Milano’yla mücadele etti. Seriyi bozan, evinde SLUC Nancy’i ağırlayan Fenerbahçe Ülker oldu. Onlar da “İtalya-Fransa” dengesinden havuza dahil oldu.

“Biz sakin olacağız”
Galatasaray için D Grubu’nda bazı hedef maçlar var. Asseco Prokom bunlardan biriydi, kazanıldı. Unics Kazan bunlardan biriydi, kaybedildi. Montepaschi Siena ise asla bu tip bir rakip değil. Kaan Kural’ın nefis ifade ettiği şekilde: “Aslan’ın olmak istediği her şeyin Siena’da yapılmışı var.“

Simone Pianigiani yönetimindeki Toscana temsilcisi “sistem” sözcüğünün Euroleague yayın haklarını dört senedir elinde tutuyor. Disiplin en büyük hasletleri, detaya verdikleri önem fark yarattıkları nokta, oyunculardan bağımsız ilerleyen saha içi istikrarları göz alıcı. Şu an için veli toplantılarının en sinir bozan öğrencisi konumundalar: “X yapıyor da sen niye yapamıyorsun?” Oktay Mahmuti ile doğru bir yapılanmaya giren Aslan bazı şeylerin zamanla oturduğunun farkında olmalı; sadece biraz daha fazla sabır, biraz daha az Ünal Özüak’la.

Kanarya’nın iki yüzü
Kimse Nancy karşısında Fenerbahçe Ülker’in bir gecede sorunlarını halletmesini, yaralarını sarmasını, geçen senenin başında yakaladığı o havaya dönmesini beklemiyordu. İlk yarı herkesi şaşırtan bir Kanarya vardı; hızlı oynayan, saldırgan olan, tüm silahlarını devreye sokan. İkinci yarı rüzgar tam anlamıyla tersine döndü: Basit top kayıpları, panikleyen oyuncular, “Beyler biraz savunmaya gelin” halet-i ruhiyesi. Yine kazandılar ama “İstikrar bizim işimiz” mesajı vermedikleri çok açık.

İlk çeyreğin ortasından itibaren ipleri eline alan Emir Preldzic, haftanın kazanan ve kazandıran ismiydi. 4 sayı, 12 asist göz kamaştırıcı. Lâkin işler sıkıştığında “At Fink’e” mentalitesine dönmek uzun vadede takıma zarar verebilir. Roko Ukic bir türlü direksiyona geçemiyor. Curtis Jerrels’ın şu haliyle kimse direksiyona geçmesini istemiyor. Sonunda kendini bulmuşa benzeyen Bojan Bogdanovic’in herkese örnek olması Fener’in yeniden ayağa kalkmasında kilit.

Bunu, bunu alın dışarı!
Rakibi ciddiye almamak geçen hafta Anadolu Efes’e pahalıya patlamıştı. Spirou Charleroi karşısında alınan yenilgi lacivert-beyazlılar için erken uyarı sistemi görevi görmüştü ki Milano karşısında aşırı ciddiyet işe yaradı. İlk yarı Efes’in sert savunması sadece 21 sayıya izin verdi. İtalyan ekibinin geri dönüşündeki tek neden, temsilcimizin bir an önce maçı koparmak adına yaptığı aceleci hücumlardı. “Vujacic bey, ne yapıyorsunuz?” sorusu hemen akıllara düşüyor bu noktada.

Girizgâhı İtalya ve kahramanlık hikâyeleriyle yapmıştık. Milano deplasmanı aksi yönde pek de kanıt sunmadı. Sadece son bölümde takımını maça döndüren Danilo Gallinari’nin “ucuz kahramanlık” çabaları vardı. Geldiği günden beri bir türlü ritm bulamayan Stanko Barac’ı tutmayı çalışırken parçalı bulutlu biyografisine yeni bir sayfa daha ekledi NBA patentli yıldız.

Haftanın maçı
Caja Laboral–Olympiakos: Büyük takımları diğerlerinden ayıran en önemli şey maç sonu oynamasını bilmek. Eğer elinizde Spanoulis gibi bir isim varsa, son dakikalara başabaş girmek dert değil. Yunan skorer, sekiz saniye kala attığı üçlükle maça dengeyi getirirerek bunu bir kez daha gösterdi. Uzatmalara gitmesi muhtemel olan maç Ivkovic’in öğrencilerine gruptaki üst üste ikinci galibiyetini getirebilirdi. Fakat unutulan bir isim vardı: Pablo Prigioni. 2003-2009 arasında formasını terlettiği Bask ekibine bu yıl geri dönen Arjantinli sihrini de cebinde getirdi, Caja Laboral üçüncü galibiyetine ulaştı.

Haftanın beşi
Jordan Farmar: UCLA çocuğu Farmar belki de tüm profesyonel kariyerinin en önemli performansını ortaya koydu Real Madrid karşısında. 11’de 9 şut isabetiyle 27 sayı. Ona sarı çok yakışıyor.
Rimas Kaukenas: Galatasaray’a karşı baştan sona oyuna hükmeden Siena’nın önemli kozuydu. Oyunun her yönünde Simone Pianigiani’nin ona biçtiği görev tanımı içinde parladı.
Emir Preldzic: Fenerbahçe’ye Nancy karşısında adeta can verdi, kan verdi. Sıfır bencillik, maestro ciddiyeti, 28 dakikada 12 asist.
Andrei Kirilenko: CSKA Moskova her periyotta en az dokuz sayı fark etti KK Zagreb’e. Rus yıldızın istatistiklerinden çok bahsetmeye gerek yok. Dünya için büyük, onun için küçük rakamlar.
Erazem Lorbek: Yoluna kayıpsız devam eden Barcelona, haftaya Siena deplasmanında olacak. Bu zorlu maç öncesi “ara sıcaklar” muamelesi gören Unics Kazan’a karşı fişi Lorbek çekti; 24 sayı, 5 ribauntla. Maç sonrası “Boyalı alanda dominasyon keyfi” yazabilirdi twitter hesabından.

(Eurosport)

Angry Birds 500 milyonu aştı

Mobil oyun denince ilk akla gelen oyunlardan olan Angry Birds‘ün yaratıcısı Rovio, oyunun tüm platformlarda 500 milyon indirmeyi geride bıraktığını açıkladı.

500 milyondan fazla kez indirilerek bir rekora imza atan Angry Birds, toplamda 266 milyar seviye oynandı ve yine toplamda oyun günlük olarak 300 milyon dakika oynanmaya ulaştı.

Angry Birds, 79 ülkede en popüler oyun unvanın da sahibi…

İlk olarak 10 Aralık 2009′da iOS için yayınlanan Angry Birds aradan geçen zaman içinde Android, Symbian, Windows Phone, WebOS, OS X, Windows, Google Plus gibi platformlar için de sunuldu.

Oyunun son sürümü ise Cadılar Bayramı’na özel olarak geçtiğimiz ayın sonunda yayınlanan Angry Birds Halloween’di.

Thorpe geri döndü!

0

Beş kez Olimpiyat şampiyonu Avustralyalı yüzücü Ian Thorpe, spora dönüşünden sonraki ilk yarışında yedinci oldu.

Singapur’daki Dünya Kupası’na katılan 29 yaşındaki yüzücü beş yıl önce yüzmeyi bıraktığını açıklamıştı. Döndükten sonra ilk kez 100 metre karışık yarışına katılan Thorpe 56.33’lük derecesiyle 7. oldu. Yarışı ise 19 yaşındaki Güney Afrikalı, Chad Le Los 53.06’lık derecesiyle kazandı. Avustralyalı rekortmen, cumartesi günü 100 metre kelebek yarışına katılacak.

Yarış sonrasında açıklamalarda bulunan Thorpe, “İnsanlar benim iyi yüzdüğümü görmek istiyor. ama bunun biraz hızlı gelimesini bekliyorlar. Ben de böyle olmasını istiyorum. Uzun zamandır yüzmüyorum. Bir yıl önce neredeysem şu anda da oradayım. Finalde yarıştım ve mutluyum. biraz zaman geçtikten sonra daha iyi olacağım” dedi.

Yüzmeye bir diğer geri dönüş yapan efsane isimlerden Libby Tickett ise Singapur’da 100 metre ve 50 metre kelebek finallerine kalmayı başardı. Ancak 100 metrede sonuncu oldu. “Bu yarışlarda kaçıncı olduğum önemli değil” diyen Avustralyalı sözlerini şöyle tamamladı:

“Her yarışta daha iyi oluyorum. Hepsinden ders çıkarıyorum. Finallere kaldığım için mutluyum. benim için çok pozitif yarışlar oldu.”

Düşünce Özgürlüğü Bülteni’nin yeni sayısı yayımlandı

Düşünce Suçuna Karşı Girişim tarafından haftalık olarak yayımlanan Düşünce Özgürlüğü Bülteni’nin 4 Kasım sayısında özetle aşağıdaki konular yer alıyor. Raporun tamamına erişmek için tıklayınız.

KCK operasyonlarına tepki yağıyor

Aralarında Yaşar Kemal’in de bulunduğu 700 aydın, gözaltında veya tutuklu bulunan sivil siyasetçilerin, akademisyenlerin ve gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yaptı. Dünyanın dört yanında devlet makamlarına fakslar çekildi; Türkiye Büyükelçilikleri’ne heyetler halinde protesto ziyaretleri düzenlendi. “petitions.com” adlı internet sitesi üzerinden Türkiye’deki Keyfi Gözaltıları Durdurun! (Stop ArbitraryDetentions in Turkey!) başlığını taşıyan bir imza kampanyası başlatıldı. Uluslararası PEN(Yazarlar Birliği), IFEX (Uluslararası İfade Özgürlüğü Platformu), RSF (Sınır Tanımayan Gazeteciler) ve HRW (İnsan Hakları İzleme Örgütü) de gözaltılara tepki gösteren kurumlar arasında. Büşra Ersanlı’nın BDP Siyaset Akademisi’nde ders verdiği için tutuklanmasına karşı kalabalık bir akademisyen grubu “Ben de siyaset akademisinde ders vereceğim” diyerek bir kampanya başlattı.

Gazeteci Ömer Şahin

Meclis tutanağını haberleştiren gazeteciye hapis

2005 yılında, 19 Mayıs Üniversitesi’yle ilgili iddiaları araştırmak üzere TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Rektör Bernay ile üniversiteye gıda satışı yapan firma sahibi, olayı haberleştiren Radikal Gazetesi Ankara Haber Müdürü Ömer Şahin ile iddia sahibi Nermin Günsan’a dava açtı. Samsun 2.Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteci Ömer Şahin’in “basın yoluyla hakaret” suçu işlediğine hükmetti.

Gazetecilik faaliyetine “örgüte yardım” davası

17 Nisan’da, DİHA Haber Ajansı Batman Temsilcisi Erdoğan Altan, Diyarbakır Temsilcisi Kadri Kaya ve Batman Postası yazarı Mehmet Karabaş’ın aralarında bulunduğu sekiz kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlardan yedisine “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması 2 Kasım’da Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Gönüllü Muhabir Dilek Yağlı

Evrensel muhabirine darp ve tehdit

Evrensel gazetesinin haberine göre, gazetenin gönüllü muhabirliğini yapan Dilek Yağlı polis tarafından darp edildi ve izlediği eylemi haberleştirmesi engellendi. Habere göre Yağlı, eyleme yapılan polis müdahalesini görüntülerken, Beyazıt Emniyet Amirinin kendisini hedef gösterdiğini belirtti. Yağlı, bunun üzerine sivil polislerin kendisini saçlarından tutup sürüklediklerini, bir dükkana sokarak diz altı ve karın bölgelerine vurup ayaklarıyla bacaklarını ezdiklerini ifade etti.

Davacı Serdar Gökçe sanık oldu

Metin Serdar Gökçe, 16 Mayıs akşamı aile içi şiddet sebebiyle gözaltına alındı. 5 polis tarafından dövülen ve ayağı iki yerinden kırılan Gökçe, hastaneye kaldırıldı. Ayağı alçıya alınan Gökçe hastanede bir ay yattı, 40 gün iş göremez raporu aldı. Gökçe, savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Savcıyı eleştiren avukata ‘terör’ davası

Tutuklanan Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’e bir tutuklu mektup göndermişti. Avukat Turgut Kazan da mektubu mahkemeye sunarak mektuptaki iddialarla ilgili gerekli araştırmanın yapılmasını istedi. 2 ay boyunca hiçbir işlem yapılmaması üzerine Kazan duruşma sırasında bu tutumu eleştirdi. Bu eleştirisi sebebiyle Kazan hakkında, Erzurum Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Derneğin su faturası örgüt üyeliğine delil

Ankara Üniversitesi öğrencileri Söylemez ve Alkan, 13 Mart 2011’de Ankara Sıhhiye Meydanı’nda yapılan “Nitelikli Sağlık Hizmeti İçin Çok Ses Tek Yürek” mitinginde Sıhhiye Köprüsü’ne, 13 Mart 1982’de idam edilen üç işçinin isimlerinin yer aldığı bir pankart asmışlardı. Pankart sebebiyle iki gence 25 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

Geçen haftanın ifade özgürlüğü duruşmaları

Kapatılan Demokratik Toplum Partisi’nin yöneticisi ve üyesi olan, aralarında Orhan Miroğlu, Leyla Zana, Tuncer Bakırhan, Sedat Yurttaş’ın bulunduğu 34 kişi hakkında, partitinin kapanmasına konu olan eylemler sebebiyle açılan dava Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma, yakalama emirlerinin infaz edilmesi ve Leyla Zana’nın milletvekilliğinin TBMM’ye sorulması için 8 Şubat 2012’ye ertelendi.

Düşünce Suçuna Karşı Girişim ile ilgili ayrıntılı bilgiye ulaşmak için tıklayınız.

(Yeşil Gazete)

80 dakikada bir ABD askeri intihar ediyor

Irak ve Afganistan‘da görev yaptıktan sonra ülkelerine dönen ABD askerleriyle ilgili yayınlanan rapor korkunç bir gerçeği ortaya koydu. Her 80 dakikada bir Irak ve Afganistan gazisi ABD’li bir asker ya intihar ediyor ya da intihar teşebbüsünde bulunuyor.

Yeni Amerika Güvenlik Merkezi’nin yayınladığı intihar raporuna göre, sadece 2009 yılında Irak ve Afganistan savaşında görev yapmış bin 868 askerin intihar teşebbüsünde bulunduğunu açıkladı.

Raporda, savaştan yeni dönmüş askerlerin bunalıma sürüklenerek intihar noktasına gelmesinde ABD’de yaşanan ekonomik krizinde etkili olduğu belirtildi.

İntihar raporunu kaleme alan Margaret C. Harrell ve Nancy Berglass, “Amerika gazileri ve görev yapan askerlerinin intihar etmesini önlemeye karşı verdiği savaşı kaybetti” şeklinde açıklama yaptı. Harrell, “Irak ve Afganistan’da daha çok asker eve döndükçe intihar sayısında da artış gözleniyor” dedi.

Raporda, yakın arkadaşlarını kaybeden askerlerin, ABD’ye döndükten sonra bir de işsizlikle boğuşmak zorunda kaldıkları ve boşluğa düşerek intihar noktasına geldikleri belirtildi.

(NTV)