Spor

Euroleague: Yeni başlayanlar için İtalyanca

0

Euroleague’de üçüncü hafta bugün oynanacak bir maç dışında tamamlandı. İnan Özdemir, temsilcilerimiz açısından zorlu geçen haftayı değerlendirdi.

Tarihte yeri olan ünlü sözlerin İtalyanlarla pek arası yok. Gündüz Vassaf’ın sık sık hatırlattığı “Dünyanın en ince kitapları İtalyan savaş kahramanları üzerinedir” deyişi vardır mesela. Yine Avrupa coğrafyasını yakından ilgilendiren bir başka vecizede “İtalyanlar yapar, Fransızlar süsler” denilmiştir. Yıllardır en az Fransa Bisiklet Turu kadar önemli yollardan geçen İtalya Bisiklet Turu’nun asla rakibi kadar göz alıcı olamamasına açıklık getirir bir anlamda.

Bu hafta temsilcilerimiz açısından “İtalyan Filmleri Festivali” gibiydi. Galatasaray Medical Park, deplasmanda Montepaschi Siena ile karşı karşıya geldi. Anadolu Efes, Emporio Armani Milano’yla mücadele etti. Seriyi bozan, evinde SLUC Nancy’i ağırlayan Fenerbahçe Ülker oldu. Onlar da “İtalya-Fransa” dengesinden havuza dahil oldu.

“Biz sakin olacağız”
Galatasaray için D Grubu’nda bazı hedef maçlar var. Asseco Prokom bunlardan biriydi, kazanıldı. Unics Kazan bunlardan biriydi, kaybedildi. Montepaschi Siena ise asla bu tip bir rakip değil. Kaan Kural’ın nefis ifade ettiği şekilde: “Aslan’ın olmak istediği her şeyin Siena’da yapılmışı var.“

Simone Pianigiani yönetimindeki Toscana temsilcisi “sistem” sözcüğünün Euroleague yayın haklarını dört senedir elinde tutuyor. Disiplin en büyük hasletleri, detaya verdikleri önem fark yarattıkları nokta, oyunculardan bağımsız ilerleyen saha içi istikrarları göz alıcı. Şu an için veli toplantılarının en sinir bozan öğrencisi konumundalar: “X yapıyor da sen niye yapamıyorsun?” Oktay Mahmuti ile doğru bir yapılanmaya giren Aslan bazı şeylerin zamanla oturduğunun farkında olmalı; sadece biraz daha fazla sabır, biraz daha az Ünal Özüak’la.

Kanarya’nın iki yüzü
Kimse Nancy karşısında Fenerbahçe Ülker’in bir gecede sorunlarını halletmesini, yaralarını sarmasını, geçen senenin başında yakaladığı o havaya dönmesini beklemiyordu. İlk yarı herkesi şaşırtan bir Kanarya vardı; hızlı oynayan, saldırgan olan, tüm silahlarını devreye sokan. İkinci yarı rüzgar tam anlamıyla tersine döndü: Basit top kayıpları, panikleyen oyuncular, “Beyler biraz savunmaya gelin” halet-i ruhiyesi. Yine kazandılar ama “İstikrar bizim işimiz” mesajı vermedikleri çok açık.

İlk çeyreğin ortasından itibaren ipleri eline alan Emir Preldzic, haftanın kazanan ve kazandıran ismiydi. 4 sayı, 12 asist göz kamaştırıcı. Lâkin işler sıkıştığında “At Fink’e” mentalitesine dönmek uzun vadede takıma zarar verebilir. Roko Ukic bir türlü direksiyona geçemiyor. Curtis Jerrels’ın şu haliyle kimse direksiyona geçmesini istemiyor. Sonunda kendini bulmuşa benzeyen Bojan Bogdanovic’in herkese örnek olması Fener’in yeniden ayağa kalkmasında kilit.

Bunu, bunu alın dışarı!
Rakibi ciddiye almamak geçen hafta Anadolu Efes’e pahalıya patlamıştı. Spirou Charleroi karşısında alınan yenilgi lacivert-beyazlılar için erken uyarı sistemi görevi görmüştü ki Milano karşısında aşırı ciddiyet işe yaradı. İlk yarı Efes’in sert savunması sadece 21 sayıya izin verdi. İtalyan ekibinin geri dönüşündeki tek neden, temsilcimizin bir an önce maçı koparmak adına yaptığı aceleci hücumlardı. “Vujacic bey, ne yapıyorsunuz?” sorusu hemen akıllara düşüyor bu noktada.

Girizgâhı İtalya ve kahramanlık hikâyeleriyle yapmıştık. Milano deplasmanı aksi yönde pek de kanıt sunmadı. Sadece son bölümde takımını maça döndüren Danilo Gallinari’nin “ucuz kahramanlık” çabaları vardı. Geldiği günden beri bir türlü ritm bulamayan Stanko Barac’ı tutmayı çalışırken parçalı bulutlu biyografisine yeni bir sayfa daha ekledi NBA patentli yıldız.

Haftanın maçı
Caja Laboral–Olympiakos: Büyük takımları diğerlerinden ayıran en önemli şey maç sonu oynamasını bilmek. Eğer elinizde Spanoulis gibi bir isim varsa, son dakikalara başabaş girmek dert değil. Yunan skorer, sekiz saniye kala attığı üçlükle maça dengeyi getirirerek bunu bir kez daha gösterdi. Uzatmalara gitmesi muhtemel olan maç Ivkovic’in öğrencilerine gruptaki üst üste ikinci galibiyetini getirebilirdi. Fakat unutulan bir isim vardı: Pablo Prigioni. 2003-2009 arasında formasını terlettiği Bask ekibine bu yıl geri dönen Arjantinli sihrini de cebinde getirdi, Caja Laboral üçüncü galibiyetine ulaştı.

Haftanın beşi
Jordan Farmar: UCLA çocuğu Farmar belki de tüm profesyonel kariyerinin en önemli performansını ortaya koydu Real Madrid karşısında. 11’de 9 şut isabetiyle 27 sayı. Ona sarı çok yakışıyor.
Rimas Kaukenas: Galatasaray’a karşı baştan sona oyuna hükmeden Siena’nın önemli kozuydu. Oyunun her yönünde Simone Pianigiani’nin ona biçtiği görev tanımı içinde parladı.
Emir Preldzic: Fenerbahçe’ye Nancy karşısında adeta can verdi, kan verdi. Sıfır bencillik, maestro ciddiyeti, 28 dakikada 12 asist.
Andrei Kirilenko: CSKA Moskova her periyotta en az dokuz sayı fark etti KK Zagreb’e. Rus yıldızın istatistiklerinden çok bahsetmeye gerek yok. Dünya için büyük, onun için küçük rakamlar.
Erazem Lorbek: Yoluna kayıpsız devam eden Barcelona, haftaya Siena deplasmanında olacak. Bu zorlu maç öncesi “ara sıcaklar” muamelesi gören Unics Kazan’a karşı fişi Lorbek çekti; 24 sayı, 5 ribauntla. Maç sonrası “Boyalı alanda dominasyon keyfi” yazabilirdi twitter hesabından.

(Eurosport)

Kategori: Spor

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.