Ana Sayfa Blog Sayfa 4942

Metis Ajanda’nın teması Olmayan Kelimeler

Geçtiğimiz sene teması nedeniyle saldırılara maruz kalan Metis Ajanda‘nın bu yılki teması: Olmayan Kelimeler

Geçen yıl “toplumun bölünmüşlüğünün, belli ideolojik kalıplara sıkışmışlığının yarattığı suçlara karşı bir duyarlılık geliştirmek amacıyla” yayınlanan ve teması “Nefret Suçları” olarak seçilen Metis Ajanda’nın temasıyla hayli ironik bir görüntü veren olaylara neden olmuş, “Atatürk’e hakaret edildiğini” iddia eden bir grubun baskısıyla Nezih Kitapevi ajandayı raflarından kaldırmıştı.

Bu yıl tema olarak Olmayan Kelimeler’i seçen Metis Yayınları, temasını açıklarken bu olayı da anımsatıyor. Metis’in açıklaması şöyle:

”Yayımlandığı ilk yıldan beri okurlarımızın severek aldığı ajandalarımız, ne yazık ki kimi sevgisiz insanları da illet ediyor. Cadılar ajandamızda vurguladığımız gibi her yerde düşman arayışına çıkanlar, zihinleri ve yürekleri yerine tepkilerini rehber edinenler kelimelerden özellikle korkuyor. Peki, dedik biz de o zaman, mevcut kelimelerden kaçınalım, hazır çağrışımları devre dışı bırakalım, olmayan kelimelere bakalım bu sefer!

Acaba dilimizdeki hangi kelimelerin eksikliği yaşadıklarımıza da etki yapıyor? Kimi hayati duygularımız, tecrübelerimiz sırf adları konmadığı için hayatın dışında, önemsiz, tali gibi görünüyor olmasın? Dünya gezegenindeki kaderdaşlarımız bizimkilerden başka hangi kavramları/duyguları/durumları adlandırmaya ihtiyaç duyuyor? Edebiyatçılar bizim dikkatimize hangi yeni kelimeleri sunmak istiyor? Engin Geçtan, Birhan Keskin, Murathan Mungan, Ayşegül Devecioğlu, Ahmet Sipahioğlu, Süreyye Berfe, Meltem Ahıska, Saffet Murat Tura, Niyazi Zorlu, Cemal Yardımcı, Türker Armaner, Fatmagül Berktay, Murat Uyurkulak ajandaya katkıda bulunan isimler arasında…

Kelimeler hep kifayetsiz kalacak, biliyoruz. Ve tamam, olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması. Ama anlama, anlatma, anlaşılma, anlaşma ihtimalinin peşinden koşmaktan da vazgeçecek değiliz! Hayatlarımızın hep yeni kelimelerle güzelleşmesi, derinleşmesi umuduyla…”

(Ntv)

Dikmen Vadisi halkı yıkıma karşı nöbette

0

Dikmen Vadisi’ne yönelik yıkım tehtidine karşı halk, nöbete başladı. Halk kurdukları barikatlarla Belediye Başkanı Melih Gökçek’e “yaşam haklarını savunacakları” mesajını verdi

Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantısında Dikmen Vadisi için çıkan yıkım kararına karşı Vadi halkı hazırlıklarını yaptı. Yıkım tehtidine karşı barikatları kuran halk gelebilecek saldırılara karşı nöbet tutmaya başladı.

Ankara kent muhalefeti vadiyi ziyaret ederek nöbet tuttu. Vadiyi sabah saatlerinde BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ziyaret etti. Barınma Hakkı Bürosu’nda halkla görüşen Kürkçü, Dikmen halkının “barınma hakkı için mücadele”yi Türkiye’ye öğrettiğini belirtti, “Sizin bu mücedeleyi kaybetme şansınız olduğunu iki sebepten kaynaklı düşünmüyorum. Birincisi ne yaptığınızın farkındasınız. İkincisi de başkalarını mücadelenize kazanmış durumdasınız. Şimdi bir de buna sizin gibi düşünen 36 milletvekilini de ekleyin. Bu 36 kişi sizin haklarınızın nöbetçisi olacaktır” dedi.

SES Ankara Şube Başkanı İbrahim Kara, Eğitim Sen MYK Üyesi Betül Korkut, Halkevleri Örgütlenme Sekreteri Kutay Meriç, Mamak Belediyesi Meclis Üyesi Yusuf Sağlık ve yazar Temel Demirer’in katıldığı destek nöbetinde Barınma Hakkı Bürosu’ndan, kurulan barikatlardan birine yürüyüş gerçekleştirildi.

Kurdukları barikat önünde bir açıklama yapan Dikmen Vadisi Barınma Hakkı Bürosu Temsilcisi Tarık Çalışkan, kurdukları barikatların yaşam hakkının savunulması anlamına geldiğini belirtti. Açıklamanın ardından Barınma Hakkı Bürosu’na geçen halk, bekleyişini sürdürüyor.

Van’da yine deprem: 5.2

Van’da saat 00.08 sıralarında merkez üssü Mollakasım köyü olan 5,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Köyün muhtarı Sülhettin Cinkılıç, ilk deprem sonrası evlerde büyük hasar olduğu için köy halkının zaten çadırlarda kaldığını belirtti.

Cinkılıç, ”Depremi çok şiddetli hissettik. Köylü olarak hepimiz çadırlarda kalıyorduk. Depremle birlikte kendimizi dışarı attık. Köy dağınık olduğu için evlerde hasar olup olmadığını bilmiyorum. Henüz net bilgi almadım. Havalar soğuk olması sebebiyle sarsıntının ardında çadırlarımıza geri döndük” dedi.

Deprem nedeniyle ilde de panik yaşandı.

Van’da evlerinde ya da çadırlarda kalan depremzedeler 7,2 ve 5,6’lık iki depremin ardından 5,2’lik bir deprem daha yaşadılar.

Depremin ardından bulundukları mekanlardan dışarı çıkan vatandaşlar, panik halinde akrabalarının bulunduğu noktalara doğru gittiler.

Yetkililer depremin yıkıma neden olduğuna dair ellerine henüz bir bilgi ulaşmadığını belirterek, çalışmaların sürdüğünü kaydettiler.

(Ajanslar)

Van’a 20 bin konteynır gerek

Van‘dan soğuk hava koşullarına dayanamayanlar diğer kentlere göç ediyor; kalanlar için çadırlarda kışı geçirmek çok zor. Belediye Afet Merkezi, sadece merkez için 20 bin konteynıra ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Bianet’ten Nilay Vardar’ın haberine göre;

Van’daki Edremit merkezli 5,6 şiddetindeki depremden sonra havaların da soğumasıyla kentten göç başladı. Hala çadır alamayan aileler var; alsalar dahi gece eksi 12 dereceye varan soğukta çadırlar da yetersiz kalıyor.

Van Belediyesi Afet Merkezi’nden İdris Cambey, Van’dan uçak ve özel araçlar hariç günde 90 adet otobüs kalktığını, diğer şehirlere büyük bir göç yaşandığını söylüyor.

Cambey, insanların soğuk hava nedeniyle çadır koşullarında yaşamaya dayanamayıp, Van’a daha önce göç edenlerin kendi memleketlerine diğerlerinin ise başka şehirlerdeki akrabalarının yanına gittiğini söylüyor.

Bu gece eksi 15 derece olacağını öğrendiklerini söyleyen Cambay, kışlık çadır talebini belediye olarak karşılayamadıklarını, en son bir çocuğun yaşamını yitirdiğini ancak bu şartlarda bunun yaygınlaşacağından emin olduklarını söylüyor.

Konteynırlar 13 binden başlıyor, bir ayda geliyor

Cambay, kış şartlarına dayanıklı konteynır satan firmaları ile görüştüklerini belirtti.

Görüştükleri firmalardan aldıkları konteynır fiyatları şöyle: 40 metrekarelikler 13 bin TL ile 19 bin TL arası, 80 metrekarelikler ise 140 bin TL’ye kadar çıkıyor. Genel olarak firmalar bir ay ya da 50 gün sonra teslim edebileceklerini söylüyor.

Cambay, depremden önce 430 bin olan merkez nüfusunun göçle birlikte 100 bine düşeceği hesaplansa dahi, aile başı beş kişiden, sadece merkezde 20 bin konteynıra ihtiyaç olduğunu belirtti.

Ancak, belediye bütçesi ile 100 tane bile alamayacaklarını, Van’ın acilen Afet Bölgesi ilan edilmesi gerektiğini söylüyor.

Yine en mağdur yoksullar

Belediye’nin sosyoloğu Ceyhan Timur, merkezi de etkileyen ikinci depremle birlikte, Van’ın yoksulluğunun ortaya çıktığını söylüyor.

Timur, memur kesimin ve ekonomik durumu iyi olanların kendi olanaklarıyla şehri ettiğini ancak köylerde ve Van merkezin kenar mahallelerinde yaşayan yoksulların, sağlık problemlerinden psikolojik travmalara yine en çok mağdur olan kesim olduğunu belirtiyor.

İnsanların ilerisini göremedikleri için büyük bir belirsizlik yaşadığını söyleyen Timur, “Her kafadan bir ses çıkıyor; ilk depremin üzerinden üç hafta geçti ama bir kısım insan hala naylon çadırda kalıyor. Bu da insanların umutlarını tüketiyor en kötüsü de bu bilinmezlik” diyor.

ÇMO: “Su ticarileştiriliyor”

0

Çevre Mühendisleri Odası, Türkiye Su Enstitüsü’nün Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yoluyla kurulmasının altında yatan asıl amacın “Türkiye’deki suların ticarileştirilmesi” olduğuna dikkat çekti.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu yaptığı açıklamada, hükümetin KHK yoluyla kurduğu Türkiye Su Enstitüsü’nün halktan, bilim insanlarından ve bağımsız kurumlardan “adeta kaçırılarak” kurulmasının kaygı verici olduğunu belirtti.

Diğer ülkelerde oluşturulan su enstitülerinin bağımsız, bilimsel-teknik çalışmalar yapan ve bunu topluma, kurumlara sunan bir yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Çevre Mühendisleri Odası, Bakanlıklar üstü, özerk bir yapıya sahip olması gereken enstitünün “hükümet güdümlü” bir şekilde yapılandırıldığını savundu. Açıklamada, “Suyun ‘sektör’ olarak algılanması, doğanın ve suyun ticari meta olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Bu yaklaşım ile suların kamu yararı ilkesi doğrultusunda yönetilmeyeceği açıktır” denilirken, Türkiye Su Enstitüsü’nün kurulmasının altında yatan asıl amacın “Türkiye’deki suların ticarileştirilmesi” olduğu belirtildi.

(Ajanslar)

Eşref’in hedefi 77 metre

0

2012 Londra Olimpiyatları‘na hazırlanan atmalar milli takım sporcuları Tokat’ta çalışmalarını sürdürüyor. Eşref Apak‘ın antrenörü Artun Talay, “Olimpiyatlar’da Eşref’in 77 metre atması için elimizden geleni yapacağız” dedi.

İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenecek olan 2012 Londra Olimpiyatları’nda ülkemizi temsil edecek olan Eşref Apak, Kıvılcım Kaya, Ayşegül Alnıaçık ve Gökçe Çelenk kentte hazırlıklarını sürdürüyor.

Olimpiyat üçüncüsü Eşref Apak, çalışmaların çok iyi gittiğini söyleyerek, “Şu anki hedefim tekniğimi düzeltmek. Ben uzun yıllar çekici açı dışına atıyordum şimdi açı içine atıyorum. Şu anda her şey yolunda.” dedi.

Apak’ın antrenörü Artun Talay ise, “Yetkililerin göstermiş olduğu yakınlık bizleri etkiledi. Şu anda olimpiyatlara sekiz ay kaldı. Antrenmanlarımızı burada sürdürdükten sonra diğer kamplara geçeceğiz. Olimpiyatlar’da da Eşref’in 77 metre atması için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.

Çekiç atmada Avrupa ikinciliği bulunan Kıvılcım Kaya da milli takım olarak olimpiyatlara çok iyi hazırlandıkları belirtti.

(Eurosport)

Halterde gözler artık Londra 2012’de

0

Dünya Halter Şampiyonası sonrasında değerlendirmede bulunan milli takım antrenörleri, Olimpiyat kotası hedefini tutturduklarını söylediler.

Erkek Milli Takım Antrenörü Muharrem Süleymanoğlu, şampiyona öncesi takımdan çıkarılan Bünyamin Sudaş ve İzzet İnce‘nin takımın performansını olumsuz yönde etkilemediğini söyledi.

Muharrem Süleymanoğlu, müsabakaya katılan tüm takımın elinden geleni yaparak Antalya’da kazandıkları beş olimpiyat kotasını koruduklarını belirterek, ”Fransa’da kotayı altıya çıkarmayı hedefliyorduk. Ancak Semih Yağcı’nın sıfır çekmesi Ekrem Celil’in de 8-10 puan düşük alması bizi altıncı kotadan uzaklaştırdı” dedi.

Buradaki şampiyonanın aynı zamanda olimpiyat kota müsabakası olması nedeniyle sporcularda stres yarattığını ifade eden Süleymanoğlu, ”Paris’teki şampiyona olimpiyat kotası için son durak olması nedeniyle sporcularda stres yarattı. Hedefimiz öncelikle aldığımız beş olimpiyat kotasını korumaktı. Bunu başardık, şimdi sıra olimpiyatlara geldi. Olimpiyata madalyaya yakın olan sporcuları götüreceğiz. Olimpiyata beş sporcuyla gidince beş madalya alacak halimiz yok. Ancak en az iki madalya hedefliyoruz” diye konuştu.

“Çalışmalar en kısa sürede başlayacak”
Muharrem Süleymanoğlu, milli takımın dünya şampiyonası sonrasında belli bir süre dinlendikten sonra, olimpiyatlar için çalışmalara en kısa sürede başlayacaklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

”Çorum’da bu hafta sonu Gençler Türkiye Şampiyonası müsabakaları yapılacak. Orada teknik komiteyi toplayarak çalışmalara ne zaman başlamamız gerektiği yönünde karar vereceğiz. En kısa sürede olimpiyat hazırlıklarına başlayacağız.”

“Amacımıza ulaştık”
Kadın Milli Takım Antrenörü Talat Ünlü de Nurcan Taylan’ın da takımda yarışmasının kendilerini daha üst sıralara taşıyacağını söyledi.

Paris’te hedeflerinin, geçen yıl kazandıkları 4 olimpiyat kotasını korumak olduğunu vurgulayan Ünlü, şöyle dedi:

”Bizim buradaki hedefimiz Antalya’da kazandığımız 4 olimpiyat kotasını korumaktı. Onu da başardık. Olimpiyat bizim için çok önemliydi. Antalya’da yakaladığımız 4’te 4’lük kotayı fire vermeden muhafaza etmek bizim olimpiyatlardaki elimizi daha da güçlendirdi.”

Talat Ünlü, altyapıdan her sene A takıma sporcu çıkardıklarını dile getirerek, ”Son 2 yıldır altyapıdan yukarıya sporcu çıkarıyoruz. Böylece hem alt yapımızı canlı ve tetikte tutuyoruz, hem de altyapıdaki sporcularımızın her an A takıma çıkacakları yönündeki ümitlerini canlı tutuyoruz. 2009 yılında Şaziye Okur’u A takıma aldık, Avrupa Şampiyonası’nda üçüncü oldu. 2011 yılında yine Avrupa Şampiyonası takımına Ayşegül Çoban’ı aldık o da üçüncü oldu. Buraya da Neslihan Okumuş’u getirdik, o da iyi derece yaptı. Bana göre Türk halteri bu dünya şampiyonasında gerekli çıkışı ve başarıyı gösterdi” şeklinde konuştu.

(Ajanslar)

İtalya’da Monti dönemi başlıyor

0

İtalya‘da Başbakan Silvio Berlusconi‘nin istifası ardından hükümeti kurmakla görevlendirilen Mario Monti, ülkeyi borç krizinden çıkartmayı hedefleyen teknokratlar hükümeti için bugün çalışmalara başlıyor.

Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano ve siyasi liderler arasında dün yapılan görüşmelerde ekonomist ve eski Avrupa Komisyonu üyesi Mario Monti’nin ismi üzerinde uzlaşılmıştı.

İtalya’yı Avrupa’da zayıflığın değil gücün kaynağı haline getirmeye çalışacağını söyleyen Mario Monti, “İtalya’nın çocukları için onurlu ve umutlu bir gelecek” vaadinde bulundu.

Eski Başbakan Silvio Berlusconi ise televizyona çıkarak liderlik döneminin savunmasını yaptı.

Berlusconi halen İtalyan parlamentosunda en büyük gruba sahip partinin lideri. Gözlemciler Berlusconi’nin yeni kurulacak hükümete eski bakanlarının dahil edilmesi için bastıracağını belirtiyor.

Monti’nin kabinesini birkaç gün içinde oluşturması bekleniyor.

(BBC)

ABD’de Wall Street’i İşgal kamplarına müdahale

0

Farklı ABD şehirlerinde kurulmuş olan “Wall Street’i İşgal” kamplarına polis tarafından müdahalede bulunuldu.

Portland’da yaklaşık bin kadar eylemcinin bulunduğu protesto alanına giren çevik kuvvet polisleri göstericileri dağıttı.

Cumartesi günü ise Denver, Colorado, Salt Lake City ve Utah şehirlerindeki kapitalizm karşıtı eylem alanlarına müdahale edildi.

Denver’daki eylemcilerden on yedisi gözaltına alınırken, Portland’da ise on beş kişinin tutuklandığı belirtildi.

Portland’daki eylem alanının dağıtılması, belediye başkanı Sam Adams’ın “kamp etrafında suç oranının artması sebebiyle” polisi göreve çağırması ardından yaşandı.

Çevik kuvvet polisleri kampa müdahale öncesinde göstericileri uyararak “direniş gösterenlerin şiddete maruz kalabileceklerini” ilan ettiler.

Göstericiler ise “biz barışçıl eylemcileriz” ve “bütün dünya bizi izliyor” gibi sloganlar atarak polisin tavrını eleştirdiler.

Kampın boşatılması sırasında ciddi bir gerilim yaşanmadığı bildirildi.

Amerikan finans sisteminin ve ekonomik adaletsizliğe karşı ortaya çıkan Wall Street’i İşgal hareketi ikinci ayını doldurmak üzere.

New York’ta başlayan park ve meydanları işgal ederek, kapitalizm karşıtı direnişi yayma amacı taşıyan eylemler birçok Avrupa şehrinde de düzenlenmekte.

Londra’da St. Paul Katedrali önünde kurulan eylem kampı yarın birinci ayını dolduracak.

Kadınlar kadın emeğini konuştu

Sosyalist Feminist Kolektif’in düzenlediği, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu’nda yapılan iki günlük (12-13 Kasım) “Kadın emeği konferansı” bugün sona erdi. Heidi Hartmann, Jean Gardiner, Helena Hirata ve Gülnur Acar Savran’ın sunumları ve katılımcı kadınların soruları, görüşleri ile sürdürülen konferansta, kapitalist ve patriyarkal sistemde kadın emeği ve feminist politika tartışıldı.

Konferansın ilk oturumunda Heidi Hartmann “Kapitalizm ve Patriyarka” başlıklı bir sunum yaptı. Harymann, “Marksizm ve feminizmin mutsuz evliliği” çalışmasında eksik bıraktığını düşündüğünü yerlere dikkat çekti. İlk günün ikinci oturumu “Toplumsal cinsiyet, bakım emeği ve ekonomi” çalışmasının yazarı Jean Gardiner’ın “Bakım emeği” başlıklı sunumu etrafında gerçekleştirildi.

Konferans 13 Kasım’da Helena Hirata’nın “Esneklik ve ücretli kadın emeği” sunumu ile devam etti. Hirata, Fransa, Japonya ve Brezilya başta olmak üzere pek çok ülkede esnek çalıştırma biçimleri ve kadınların bu işlerdeki konumu üzerine detaylı verilerini paylaştı.

Yakın tarihten başlayarak yarı zamanlı çalışma oranlarını aktaran Hirata, Fransa’da 82’de ortaya konan verilere göre yarı zamanlı çalışma oranı yüzde 18 iken, 2010’da yüzde 30’a çıktığını söyledi. Türkiye’de son verilere göre yarı zamanlı çalışanların yüzde 13,5 olduğunu söyleyen Hirata, bu oranın Türkiye için çok yüksek olduğunu belirtti. Yarı zamanlı çalışan kişilerin çoğunun da kadın olduğuna dikkat çektiği konuşmasında Hirata, güvencesiz ve kayıt dışı çalışmanın 3 farklı göstergesini sıraladı:

Sosyal güvence/sosyal hakların olmaması, çalışma sürelerinin daha az olması ve buna bağlı olarak maaşın daha düşük olması, düşük beceri/yetkinlik seviyesi ve yine buna bağlı olarak düşük ücret, güvencesiz çalışma.

Dişil ‘kağıtsız hareket’
Hirata en fazla güvencesiz çalışan kesimlerden biri olan göçmen işçiler ile ilgili değerlendirmelerinde pek çok ülkede sokağa çıkan “kağıtsız hareket”i örnek verdi. Hirata, çalışmak için gerekli evrakları olmayan göçmen işçilerin sürdürdüğü bu hareketin içindeki kadınların eril bir kelime olan papier (kağıt) kelimesini “papiere” diyerek dişil bir kelimeye dönüştürmeye çalıştıklarını anlattı. Katılımcı kadınlardan birinin dünyada ne sebeple yarı zamanlı çalışıldığı sorusuna Hirata şöyle yanıt verdi: “Yarı zamanlı çalışma, başka göreviniz olmadığı zaman çalışma anlamına geliyor. Kadınlar evdeki görevleri nedeniyle, evdeki diğer kişiler işten döndüğünde işe gidebiliyor ve yarı zamanlı çalışmak zorunda kalıyor. Bekar kadınlar bile yarı zamanlı çalışmak zorunda kalıyor. Çünkü ağabeyleri birer bakıcı tutmuyor. Kadınların aile hayatını sürdürmesi gerekli görülüyor. Bu en azından Japonya için böyle. Ancak Fransa’da durum farklı. Orada kamu alanında çalışan kişiler yarı zamanlı çalışmayı tercih edebiliyorlar.”

Çalışmak istiyoruz ama esnek değil
Kadınların soruları ile devam eden bu oturumda, Sosyalist Feminist Kolektif’ten Hülya, Türkiye’de kadın hareketi içerisinde süren bir tartışmaya dikkat çekerek bunun diğer ülkelerdeki yanıtlarını sordu. Bazı kadınların kadınların istihdama katılması uğruna güvenceli esnekliği en azından bugün için kabul edilir olduğunu düşündüğünü ancak bu düşüncenin sorunlu olduğunu söyleyen Hülya, SFK olarak “nasıl bir istihdam?” tartışmasına yanıtlarının Çırağan’da açtıkları “Çalışmak istiyoruz ama esnek değil” pankartı olduğunu anlattı.

Konferansın kapanış oturumunun başlığı “Günümüzde feminist politika” oldu. Hartmann, Gardiner, Hirata ve Savran’ın birlikte konuşmacı olduğu bu oturum, katılımcı kadınların katkıları ile oldukça canlı geçti.

AKP’nin yeni muhafazakarlığı karşısında kadın hareketi?
Gülnur Acar Savran yaptığı konuşmada, Türkiye’de İslam öncesi gelenekler, kapitalizmin geç gelmesi, İslam ve Kemalizmin etkileri nedeniyle melez bir patriyarka olduğuna değindi. AKP’nin aileci, boşanmaların artışını yozlaşma, eşcinselliği hastalık olarak değerlendiren yeni muhafazakar politikalarını soyut eşitlik politikaları olarak nitelendiren Savran, muhafazakarlık ve neoliberalizmin birliği karşısında üretilecek feminist politika için önerilerini sundu. Günümüzde feminist politikanın hem geleneksel hem modern dinamikleri hedefine alması gerektiğini söyleyen Savran, dışarıda çalışmayan kadınların emeğini ücretli emeğe dönüştürmek için önlemler, dışarı çıkmak istediğinde sosyal haklar tanınması gerektiğini; ücretli emek için erkeklerin bakım işlerine yönelimini sağlayacak önlemlerin tartışılmasını önerdi.

Savran ayrıca, koruyucu haklardan vazgeçilmemesi gerektiğini belirttiği konuşmasında, bakım emeğinin görünür olması çabası dışında kadınların erkeklerden alacaklı olduğunu söyleyemeye devam etmeleri ve bu çabaların derinleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kültür siyasetine etki etmek gerek
Jean Gardiner aynı oturumda yaptığı sunumunda 1. dalga feministlerin güzellik yarışmalarını istemediklerini belirterek yaptıkları bir eylemle feministlerin kültür siyasetine sızmaya başladığını anlattı. Kültürün patriyarkayı korumayı amaçladığını belirten Gardiner, erkeklerin deterjan reklamlarında oynamaya başlamasının bile feministlerin kültür siyasetine olan etkilerinin göstergesi ve bir kazanımı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Gardiner ayrıca, politik eğitimin kadın hareketi için öneminden söz etti. İngiltere’deki Toplumsal cinsiyet bütçe grubu ile vergilendirme, sosyal politikalar, ekonomi ve politika verileri topladıklarını ileten Gardiner, ülke siyasetine etki etmek için Türkiye’deki kadın hareketine aynı çalışmayı yapabileceklerini tavsiye etti.

58 cent rozetlerinden 75 cent’e

“Günümüzde feminist politika” oturumunda bir diğer sunumu Heidi Hartmann yaptı. Hartmann, ABD’deki kadın hareketinin daha çok biyolojik durumlar üzerine yoğunlaştığını anlattığı konuşmasında, 50 eyalette kürtaj hakkı için sürdürülen kampanyaları aktardı. Ev içi şiddete karşı hem cumhuriyetçilerin hem demokratların çalışma yürüttüğünü ileten Hartmann kadın emeği konusunda duyarlılığın aynı şekilde olmadığını söyledi. ABD’de kadınların erkeklerin kazandığının yüzde 75’ini kazandığını söyleyen Hartmann, yakalarına taktıkları “58 cent” rozeti hatırlanırsa bugünkü “75 cent” rozetinin önemli bir ilerleme olduğununun altını çizdi. “Yavaş ilerliyoruz ama önemli kazanımlar elde ettik” diyen Hartmann, ABD’de hala CEDAW’ın imzalanmadığını da kaydetti.

Kadınların partisi
Hartmann’ın konuşmasının konferansın kalan kısmını da oldukça etkileyen bir bölümü kadınlara özgü bir siyasi parti kurulması önerisi oldu.

Helena Hirata, seks işçilerinin sorunları hakkında yaptığı değerlendirmelerin ardından tüm dünyada kadınların mücadelelerinin de küreselleşmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. Hirata, bu konuda atılan adımlardan biri olan Dünya Kadın Yürüyüşü’nü örnek verdi

Bu oturumun ardından yapılan aktif tartışmalarda “özel alanın didiklendiği tartışmalardan kaçınılmaması gerektiği, neoliberal politikalarla üretim sürecinin parçalanması ve kadınların burada aldığı pozisyonlara ilişkin büyük dönüşümlere olan ihtiyaç tartışıldı.

Patronla kadın dayanışması mı?
İMECE’den Yıldız’ın sorduğu soru ise konferansın kalan kısmındaki bazı konuşmaları yönlendirdi. Yıldız, kadın dayanışmasının, bir ev işçisi olarak kendisini ezen, kendisine kötü muamele gösteren, göçmen işçileri kötü koşullarda çalışmaya ve yaşamaya iten işveren kadınlarla nasıl mümkün olabileceğini sordu. Savran, ona verdiği yanıtta, kadın işverenle ezme-ezilme ilişkisini patriyarkanın ürettiğinin akıldan çıkarılmaması gereken bir husus olduğunu vurguladı. Savran, “Unutmamalıyız ki, orada temizlenen erkeğin kiri” dedi.

Kadınların kolektif emekleri ile gerçekleştirilen konferansta kadınlar, dünyanın çeşitli yerlerinde ortak hislerin ve düşüncelerin olduğunu bilmenin ve bunları konuşmanın kendilerini çok etkilediklerini ve umutlarını tazelemek için iyi birer deneyim yaşadıklarını söyledi.

(Sendika.Org)