Ana Sayfa Blog Sayfa 4934

3 yeni film vizyonda

Altın Koza‘da ‘En İyi Film’ ödülünü kazanan ‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi‘, ünlü serinin son filmi ‘Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1‘ ve gerilim sahneleriyle dikkat çeken ‘Oyunun Sonu‘ gösterime girdi.

Sinemaseverler, bu hafta, dram, aşk, aksiyon ve gerilim sahnelerinin bulunduğu biri yerli 3 yeni filmle buluşacak.

CELAL TAN VE AİLESİNİN AŞIRI ACIKLI HİKAYESİ
Türkiye sinemasında ‘yapacağı işler merakla beklenen yönetmenler’ arasında başı çeken isimlerden Onur Ünlü, ”Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi”nde klişeleri ters yüz eden etkileyici üslubunu sürdürüyor. Onur Ünlü daha önceki filmlerinde etrafında dolandığı ‘aile’ kavramını bu defa hikayesinin merkezine alıyor.

Tanınmış anayasa profesörü Celal Tan, çevresi ve ailesi tarafından sevilen, örnek gösterilen önemli simadır. Eşini kaybetmesinin ardından hayatını kurtardığı genç öğrencisiyle evlenmiştir. Ailesi Celal Tan”ın 65. doğum gününü kutlamak için kendisine sürpriz bir doğum günü partisi düzenler, fakat kutlama öncesi yaşananlar tüm ailenin hayatını sonsuza dek değiştirecektir…

”Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi”, 18. Altın Koza Film Festivali’nde, ”En İyi Film”, ”En İyi Senaryo” ve ”Jüri Özel Oyunculuk Toplu Performans” ödüllerini kazandı.

ALACAKARANLIK EFSANESİ: ŞAFAK VAKTİ BÖLÜM 1
Bill Condon’un yönettiği ve Kristen Stewart, Robert Pattinson, Taylor Lautner ile Billy Burke’un oynadığı ”Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1 (The Twilight Saga: Breaking Dawn Part 1)” filmi, aşk, aksiyon ve dram sahneleriyle sinemaseverlerin ilgisini çekecek.

Alacakaranlık, Tutulma ve Yeniay filmlerinin ardından serinin son filmi ”Şafak Vakti”, 2 bölüm halinde izleyiciyle buluşturulacak. Serinin son filminin ilk bölümünde, Bella, Edward ve tüm sevdikleri, gösterişli bir düğün, geçirilen romantik balayı ve çalkantılı bir hal alan bebeğin doğumunun getirdiği zincirleme sonuçlarla yüzleşmek durumunda kalır. Tüm bunlar, Jacob Black için de beklenmedik ve şok edici bir gelişme olur.

OYUNUN SONU
J. C. Chandor’un yönettiği ve Kevin Spacey, Paul Bettany, Jeremy Irons ile Zachary Quinto’nun oynadığı ”Oyunun Sonu (Margin Call)” filmi, gerilim sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmde, bir yatırım kuruluşundaki kilit oyuncuların etrafında geçen 24 saatlik süreç konu alınıyor. Filmde, Peter Sullivan, şirketlerinin batma riski altında olduğunu kanıtlayacak bir bilgiyi su yüzüne çıkarır. Bu bilgiyi kullanarak, şirketi batmaktan kurtarmak ve hatta yükselişe geçmesini sağlamak mümkündür, fakat bu göründüğü kadar kolay olmaz.

 

Yüzlerce kişi gözaltında

New York‘ta sabah saatlerinde düzenlenen gösterilerde çıkan arbedede yaklaşık üç yüz kişinin tutuklandığı bildirildi.

Wall Street eylemlerinin ikinci ayını tamamlaması nedeniyle Amerika’nın birçok noktasından düzenlenen gösterilerde yüzlerce kişi gözaltına alındı.

New York’ta borsa civarında sabah saatlerinde düzenlenen yürüyüş sırasında çıkan arbedede yaklaşık üç yüz kişinin tutuklandığı bildirildi.

New York’taki yürüyüş başladığında polis çevredeki sokakları kapattı ve protestocular New York’un finans merkezi yakınlarındaki kavşaklarda birikti.

Çıkan arbedede onlarca kişi gözaltına alınırken, polisin bazı göstericileri sürüklediği gözlendi. Beş polis memurunun ise yaralandığı belirtildi.

Günün ilerleyen saatlerinde sendikaların da katılımıyla sayıları artan binlerce New Yorklu gösterici Brooklyn Köprüsünü geçti.

Birçok kentte eylem vardı
New York’daki Zuccotti Parkı’nda kurulan kampın polis tarafından tahliye edilmesi ardından bugün Amerika’nın çeşitli kentlerinde protesto gösterileri düzenlendi.

Los Angeles’teki Wall Street’i İşgal yürüyüşüne yaklaşık beş yüz kişi katılırken yaklaşık 25 kişi gözaltına alındı.

Dallas’taki işgal kampı polis tarafından dağıtıldı, yaklaşık 20 gösterici tutuklandı.

Portland şehrinde ise şehir merkezindeki bir bankayı işgal etmeye çalışan eylemciler gözaltına alındı.

Chicago’daki eylemde şehrin köprüsü trafiğe kapatılırken, benzer bir eylem de Seattle’da gerçekleşti, University Köprüsü eylemcilerce işgal edildi.

Boston, Miami, Detroit, Denver, Colorado ve başkent Washington’da da eylemler düzenlendi.

Bugünkü eylemlere katılımın boyutları, ABD ve dünya çapında dayanışma gösterilerine ve eylemlere esin kaynağı olan harekette canlılık olup olmadığını gösterecek olması sebebiyle hayati olarak değerlendiriliyordu.

(BBC)

‘Cemo’ dava delili oldu

Sahnede oldukları yıllar boyunca polis baskınları, gözaltılar, tutukluluklara muhatap kalan Grup Yorum‘un 22 yıllık şarkısı Cemo, dava delili oldu. Grup Yorum üyeleri 1989’da çıkardıkları albümlerinde yer alan Cemo şarkısı nedeniyle “örgütü üyesi” olmakla suçlandı.

Bianet’in haberine göre, Grup Yorum’un 1989’da çıkardığı “Gün Gelir/Cemo” albümündeki Cemo isimli şarkı, “terör örgütü faaliyetleri çerçevesinde suç işlemeye alelen teşvik etmekle” suçlanarak iddianameye girdi. Grup Yorum da iddianamede, “örgüte üye kazandırmaya çalışmakla” suçlandı.

Grup Yorum şarkıyı, Taksim meydanındaki 1 Mayıs mitinginde de söylemişti

İstanbul Okmeydanı’ndaki İdil Kültür Merkezi, Haklar ve Özgürlükler Derneği ile Gençlik Dernekleri Federasyonu, Gazi Mahallesi, Nurtepe ve Sarıgazi’ye 10 Mayıs’ta yapılan baskınlarda Grup Yorum üyeleri Ali Aracı, Caner Bozkurt ve Ali Papur’un da aralarında bulunduğu 46 kişi gözaltına alınmıştı.

Operasyon sırasında Haklar ve Özgürlükler Derneği’nde olan Ferhat Gerçek ve İrfan Yılmaz, engelli olmalarına rağmen dayak ve kötü muameleye maruz kalmış, Grup Yorum üyeleri de darp edilmişti.

Delil: Kırmızı fular

Baskınlarda bulunan müzik CD’leri, kitaplar, pankartlar, dergiler, indirimli İETT kartları ve bir adet kırmızı fular delil gösterilerek 29 kişiye Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 2. ve 5. maddeleri uyarınca, “Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP/C) üyesi olmak” suçundan dava açıldı.

Altı kişinin tutuklu yargılandığı 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı İsmail Göktürk’çe hazırlanan iddianamesinde, Grup Yorum hakkında şu ifadeler yer aldı:

“Grup Yorum, 5 Eylül 2009 tarihindeki Harbiye konserinde söylediği Cemo türküsünde yer alan ‘Cemo ovaya inende, alnında yıldızlı bere elinde mavzeriyle çıkıp Dersim dağlarında türkü söylemek var ya’ gibi terör örgütünün faaliyetleri çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik eden, işlenmiş olan suçları ve suçluları öven nitelikte sözleri olan şarkılar besteler ve grup örgüt üyelerinden oluşur.”

“Tutuklu yakınlarına yardım ediyorlar”

Ayrıca, Avukat Behiç Aşçı’nın başkanlığını yaptığı Tutuklu Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği’nin (TAYAD) “tutuklu yakınlarını görüş günlerinde cezaevine götürmek, Türkiye genelinde tutuklulara destek vermek, duruşmalara katılmak, basın açıklaması düzenlemek ve 1 Mayıs mitingine katılmak” gibi faaliyetleri de iddianameye konu oldu.

TAYAD üyesi tutuklu ve hükümlü yakınlarının duruşmalara katılması da “mahkeme heyetine baskı kurma amaçlı” olarak nitelendi.

12 Ekim’de “Parasız eğitim” pankartı açtığı için gözaltına alındıktan sonra polislerce “Amcan gibi seni de kaybederiz” diyerek tehdit edildiğini söyleyen üniversite öğrencisi Eser Morsümbül de yargılananalar arasında. Eser’in amcası Hüseyin Morsümbül, 12 Eylül darbesinin ardından gözaltına alınmış, kendisinden bir daha haber alınamamıştı.

Cemo’nun 1.300.000’den fazla dinlenen konser kaydı: http://www.youtube.com/watch?v=2B-HiUl8B5A

Helen Caldicott ve Joel Kovel İstanbul’da

Joel KOvel ve Helen Caldicott

TMMOB tarafından düzenlenen 8. Enerji Sempozyumu devam ediyor. Yarın sempozyumun ABD’den gelen çok önemli iki konuğu olacak: Nükleer karşıtı aktivist ve yazar Helen Caldicott ve ekosoyalist Joel Kovel.

Her iki konuşmacı da sempozyumun son günü olan Cumartesi sabahı konuşacak. Helen Caldicott, 9:30’da başlayacak olan Dünyada ve Türkiye’de Nükleer Enerji başlıklı oturumda söz alacak. Joel Kovel ise 12:15’de başlayacak olan “Ekosoyalist Hareket” başlıklı özel oturumda bir konferans verecek.

ABD’de nükleer karşıtı hareketin en önemli isimlerinden biri olan Dr. Helen Caldicott 1938’de Avustralya’da doğdu. ABD’de çocuk doktorluğu yapan Caldicott, 1979’da yaşanan Three Miles Island kazasından sonra klinik çalışmalarını bırakıp tamamen nükleer karşıtı hareketle ilgilenmeye başladı. “Nükleer Enerji Cevap Değil” başlıklı kitabı 2006’da çıkan Caldicott halen nükleer karşıtı aktivist olarak eylemlere ve konuşmalara katılmaya devam ediyor.

Psikiyatr hekim olan Joel Kovel ise 1936 doğumlu. Psikiyatri, antropoloji, siyaset bilimi ve iletişim gibi alanlarda dersler veren Kovel’in psikanaliz, psikiyatri, siyaset ve ekoloji üzerine yazı ve kitapları var. 2000’de ABD Başkanlığı için Yeşil Parti aday adayı olan Kovel’in Doğanın Düşmanı, Tarih ve Tin ve Arzu Çağı adlı kitapları Türkçe olarak da yayınlandı. Michale Löwy ile birlikte Ekosoyalist Manifesto‘nun yazarlarından olan Joel Kovel ile 2004’te Üç Ekoloji dergisinde yapılan söyleşi buradan okunabilir.

8. Enerji Sempozyumu’nun programını burada bulabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)


Deprem çadırında yangın: 2 çoçuk öldü

Van’da depremden sonra yaşanan skandallar kervanına yanarak hayatını kaybeden iki çocuğun başına gelenler de eklendi. Van’da bir çadırda çıkan yangında 2 çocuk öldü, 2’si çocuk 3 kişi de yaralandı.

Valilik Kriz Merkezi’nden alınan bilgiye göre, merkeze bağlı Karpuzalan Mahallesi’ndeki bir çadırda sabaha karşı henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangında 2 çocuk öldü, baba ve 2 çocuğu da yaralandı.

Bahar (8) ve İsmail Tolukan (4) kardeşlerin hayatını kaybettiği yangında yaralanan baba Mehmet Tolukan (35) ile kızı Elif (7) tedavi altına alındı.

Yaralılardan Mikail Tolukan (11) ise ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi.

(Ajanslar)

ManU’nun 5 yaşındaki transferi

0

Premier Lig‘in devlerinden Manchester United, üç yaşında görüp beğendiği Charlie Jackson‘ı beş yaşında transfer ederek Manchester City‘yi atlatmayı başardı.

‘Yeni Dünya Düzeni’nde – Seçil Türkkan

Türkiye’de insanların kendisinden farklı olanla birlikte yaşayamamak, dolayısıyla karşısındakinden kendisi gibi davranmasını beklemek, eğer olmazsa onu asimile etmek ya da ötekileştirmeye çalışmak gibi bir düşünce biçimi var.

Bu durumun örneklerini çoğu zaman ya bizzat yaşayarak ya da etrafımızdan gözlemleyerek izleyebiliyoruz. Toplumsal ilişkiler yaklaşık bu durumdayken, meselenin günümüzdeki pek önemli güç olan medyaya yansıma biçimi de farklı olamıyor. Nefret söyleminden nefret suçuna evrilen yol da bu algı üzerinden kendisine alan buluyor.

Nefret söylemi en genel manada “benim gibi olmayan bizden değildir” mantığına dayanıyor ve kullandığımız kelimelerle zihnimizin derinlerinde olanları açığa çıkartıyoruz. Bilinçaltına yerleşmiş ideoloji biçimi durduğu yerde kalmayıp kullandığımız kelimelerle kendisini ortaya çıkarıyor.

İşte Açık Radyo’da ‘Balık Gözü’ programında salı günleri aslında kelimeler üzerine konuşup, medyanın kullandığı ve ‘kendi’ kitlelerine aktardığı düşünce biçimini deşiyoruz.

Nefret söyleminin özellikle ‘yeni’ diye adlandırdığımız medya düzeninden sonraki yayılım ve gelişim hızı dikkat çekiyor. Artık sahiden neredeyse 7’den 70’e herkes bu düzenin içerisinde kendine yer buluyor ve düşündüklerini en basit düzeyde de olsa çevresindekilere aktarabiliyor. Bu durum iyiyi ve kötü olanı bünyesinde barındırıyor. Bir yanda sosyal medya üzerinden örgütlenen ‘Arap Baharı’ ve bizlerinde uzakta olmamıza rağmen olanları yakından izleyebilmemize olanak veren twitter, diğer taraftan herhangi bir konuda nefret içeren bir paylaşıma da rastlamamıza imkan sağlıyor. İnsanların genelde sorgulamadan karşısındakinin fikrine katıldığı ve bir minik köy haline gelmiş dünyada bu yayılım çoğu zaman bir retweet’e bakıyor.

Sosyal medya insan ilişkilerinin gelişim biçimini de değiştiriyor. Öneden bir insanı tanımak için zaman gerekirken şimdi bu durum sosyal medya üzerinden arkadaş olmayı gerektiriyor. İnsan ilişkilerinde zaman kavramı ise artık başka bir düzleme oturuyor. Zaman ya çok hızlanıyor ya da aksine tıkanıyor. Zaman kıvrılıyor.

Geriye üzerine konuşmak, anlamaya çalışmak, bilgisayar başında daha çok vakit geçirmek, bir ekran ve tuşlara bakarak tüm dünyayı anlayabileceğin üzerine teoriler geliştirmek, dijital aktivist olmak belki düşündüğün herşeyi bir blogda paylaşmak gibi durumlar kalıyor.

Bu çağda sanırım bilgisayar kullanan herkes bir ortak paydada buluşuyor ve konuşuyor. İşte şimdi gerçekten herkesin konuşabildiği bir dünyadayız. Bu durum elbet ‘demokratikleşmeye’ yol açacak ama öncesinde sahiden hepimizin söylediklerinin nereye gittiğinin bilincinde olması gerekiyor.

‘Yepyeni Medya Düzeni’ dediğimiz bana şimdilerde ‘Yeni Dünya Düzeni’ gibi de geliyor. Üstelik bu kez daha demokratik. Hepimiz bir bilgisayar ve internet vasıtasıyla bu düzene bir tuğla koyuyoruz, içini doldurmakta yine bizlere kalıyor.

Balık Gözü’nde, salı günleri aşağı yukarı bunları konuşuyoruz. Eğer istersen seni de bekleriz.

 

Seçil Türkkan

twitter.com/#!/secilturkkan

 

ABD Pasifik’te yeni silahlar deniyor

0

Pentagon, ABD Ordusu‘nun, Pasifik üzerinde sesten 5 kat hızlı gidebilen yeni bir silahı test ettiğini açıkladı.

Pentagon sözcüsü Yarbay Melinda Morgan, Kauai’deki Pasifik Füze Menzil Tesisi’nden atılan Gelişmiş Hipersonik Silah’ın, 3 bin 700 kilometre uzaklıktaki Kwajalein atoluna yarım saatten kısa bir süre içinde ulaştığını söyledi.

Sesten en az beş kat hızlı giden Gelişmiş Hipersonik Silahın, atmosfer içinde uzun mesafelere gitmek için tasarlandığı kaydedildi.

Yıl başında ABD Kongresi Araştırma Servisi’nin raporunda, Gelişmiş Hipersonik Silah’ın, ABD ordusunun, dünyanın herhangi bir yerindeki hedefleri bir saat kadar kısa bir sürede vurmasını sağlayacak küresel saldırı silahları geliştirme programının parçası olduğu ifade edilmişti.

(Ajanslar)

Ankara’da ekoloji tartışmaları başlıyor

Ekoloji Kolektifi Ankara’da tartışma atölyeleri başlatıyor.

Ayda iki kez yapılacak atölyelerin ilki bugün “GDO Savaşları ve Özgürlükler Çağında Bilimin İktidarı, İktidarın Bilimi” başlığıyla yapılıyor. Atölyenin moderasyonunu Nazlı Ayhan ve Fevzi Özlüer yapıyor. 24 Kasım’da yapılacak ikinci atölye ise Özgül Yahyaoğlu ve Cenk Yiğiter’in moderasyonuyla yapılıyor ve “Kadınlar, Doğa ve Yoksullar, Şiddete Karşı Direnme Biçimleri Üzerine Düşünmek” başlığını taşıyor.

Ekoloji Kolektifi Derneği’nin İnkılap Sokak 26/4 Kızılay adresindeki yerinde yapılacak olan atölyelerde katılım fiziki koşullar nedeniyle 20 kişiyle sınırlanmış durumda.

Ayrıntılı bilgi için derneğin web sitesine başvurulabilir.

(Yeşil Gazete)

Akit yazdı, Bakan kanıt gösterdi

En son BDP’nin hakkında gensoru verdiği İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, BDP PM üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın tutuklanmasını ilginç gerekçelerle savunarak, ‘profesör hanımefendinin 80 öncesi gençlik yıllarına bakın. Akrabalarının kim olduğunu, eniştesinin tutuklu olduğunu göreceksiniz’ dedi.

Geçen hafta “Kürt sorunu diyorlar. Sorun, sorun nedir yani? Ben arıyorum, sorunu bulamıyorum” sözleriyle gündeme gelen Şahin, önceki gece Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Büşra Ersanlı’nın çocukluk yıllarına kadar uzandı. Konuşmasında Şahin şunları söyledi:

“Bir profesör tutuklanır mı? Bir kadın tutuklanır mı?’ Ben cevap veriyorum; kadın olduğu için tutuklanmıyor, profesör olduğu için tutuklanmıyor, 15-20 bin tane profesör var, bir tanesi tutuklanabilir; kaymakam tutuklanabilir, öğretmen tutuklanabilir. ‘Dersimiz siyaset, konumuz ayaklanma’ eğitimini yapıyorsa birisi, yapmaya devam ediyorsa, Büşra Ersanlı profesör hanımefendinin 80 öncesi gençlik yıllarına bir yolculuk yapmanızı tavsiye ederim. Hangi suçtan, hangi komünizan faaliyetten mahkum olduğunu, cezaevinde yattığını, akrabalarının kim olduğunu, eniştesinin bu ülkede bir başka faaliyetten tutuklu olduğunu, bir başka sevdanın yolcusu olduğunu araştırırsanız görürsünüz. İsim vermek istemiyorum. Bu yapı Türkiye’de gerçekten önemli ve ciddi bir yapıdır. Bu yapı bir kandırmaca, bir zorba yapıdır, bir zulüm yapısıdır. Daha önce bu bölgede feodal bir yapı vardı; ağalar vardı, şeyhler vardı. Onların yerini, onların rolünü bir başka feodal yapı kaptı, komünizan bir feodal yapı kaptı. Bir esaret zinciri, bir de saadet zinciri var orada.”

Şahin, konuşması sırasında BDP’lilerin itirazları üzerine Kürtçe ‘Edi bese’ kelimesini kullandı. Ancak Bakan Şahin’in Kürtçe ifadesi tutanaklarda (…x) olarak geçti