Ana Sayfa Blog Sayfa 4935

Avrupa’daki radyasyonun kaynağı bulundu

Avrupa semalarında son birkaç haftadır görülen ve nereden geldiği belirlenemeyen radyasyonun kaynağı belli oldu.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu‘ndan yapılan açıklamada, düşük seviyeli radyoaktif atığa Macaristan’daki bir izotop üreticisinin neden olduğunu belirtildi.

Açıklamada, “Avrupa semalarında atmosfere yayılan düşük seviyeli radyoaktif atığa, sağlık ve endüstriyel aplikasyonlar konusunda izotop dalgaları üretimi yapan Macar şirketi İzotop Enstitüsü‘nün neden olduğunu tahmin ediyoruz” denildi.

Avrupa semalarında tespit edilen Iodine-131’in çok düşük olduğu belirtilen açıklamada, “İnsan sağlığını tehdit edecek bir durum yok” denildi.

AVRUPA’YI HAFTALARCA MEŞGUL ETTİ
Avrupa’da, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya ve Avusturya’dan sonra Fransa’da da havada normalden daha yüksek oranda iyot atığı tespit edilmişti. Radyoaktif atığın nereden geldiği bir türlü tespit edilememişti.

İZOTOP NEDİR?
Aynı atom numarasına ve aynı kimyasal özelliklere (çekirdekler aynı sayıda protona sahiptirler) sahip olan fakat ağırlıkları ya da kütleleri farklı olan (çekirdekleri farklı sayıda nötron içerir) elementler. Peryodik sınıflandırmada aynı yer işgal ederler ve buna göre adlandırılırlar.

(NTV)

Evrim’e yeni bir halka daha

Güney Afrika‘da bir mağaranın içerisinde bulunan iki milyon yaşındaki iskeletin yüzü yeniden oluşturuldu.

Güney Afrika’da bir mağarada keşfedilen ve “Karabo” (Yanıt) olarak adlandırılan iki milyon yıllık 13 yaşındaki bir çocuğa ait iskelet bilim dünyasını şaşkınlığa uğratmıştı.

2008 yılında keşfedilen “Karabo”nun ellerinin insan eline benzerliği şok etkisi yaratırken, bu canlı insanla maymun arasında evrim sürecindeki kayıp halka olarak kabul ediliyor. Şimdi de John Gurche iki milyon yıl boyunca korunmuş iskeletten yola çıkarak Karabo’nun neye benzediğini ortaya çıkardı.

Witwatersrand Üniversitesi‘nde evrimsel biyoloji profesörü Lee Berger, Karabo’nun elinin daha önce bir benzerinin görülmediğini söylüyor ve ekliyor:

“Elinizin üzerine koyduğunuzda, bu el kemiklerinin bir şempanzeye ait olmadığı su götürmez. Bu el kesinlikle alet yapabilecek kapasitede. İnsanlarla ortak özellikleri daha önceki tüm keşiflerden fazla yine de çok ilkel ve bu çok heyecan verici.”

Karabo’ya ait ilk kemik parçası Profesör Berger’in dokuz yaşındaki oğlu tarafından, kazı alanına yakın bir noktada keşfedilmişti. İskeletten yola çıkılarak çizilen portre ve iskeletin yanında bulunan 30’lu yaşlarındaki bir kadına, muhtemelen Karabo’nun annesine ait kemik kalıntıları Londra’daki Doğal Tarih Müzesi’nde sergileniyor.

Japonya’da ilk kez pirinçte radyasyon bulundu

Japonya‘da, Fukuşima Nükleer Santrali‘nin Mart ayındaki depremden zarar görmesinden bu yana ilk kez pirinçte radyoaktif sezyum maddesi düzeyinin güvenlik sınırını aştığı belirlendi.

Yetkililer, pirinçten alınan örneklerin santrale 60 kilometre uzaklıktaki Fukuşima kentindeki bir çiftlikten geldiğini kaydetti.

Hükümetin, bölgeden sevkiyatları durdurmayı düşündüğü belirtildi. Japonya’da son aylarda et, mantar ve yeşil çay gibi gıda ürünlerinde radyasyon tespit edilmişti ancak ülkenin temel gıda maddesi pirinçte radyasyona rastlanmamıştı. Pirincin, marketlere pazarlanması için hazırlandığı ancak satış yapılmadığı kaydedildi.

Pirinçte radyoaktif sezyumun bulunması, rüzgar ve yağmurla ülkenin doğu kesimlerine yayılan radyasyonun izini sürmenin zorluklarına dikkat çekti.

Japonya’da 11 Mart’ta meydana gelen depremin, Fukuşima nükleer santralinde oluşturduğu hasar ülkeye büyük miktarda radyasyon yayılmasına neden olmuştu. Fukuşima’daki patlama, Çernobil santrali felaketinden bu yana en büyük nükleer felaket olarak kayıtlara geçti.

Einstein’ın beyni müzede sergilenecek

Albert Einstein‘ın beyninin bazı parçaları, Philadelphia‘da bir tıp müzesinde sergilenecek.

Lucy Rorke-Adams, Einstein’ın beyninden 46 gri madde kesitini, “Mutter Tıp Fakültesi Müzesi”ne bağışladı.

Philadelphia Çocuk Hastanesinde 42 yıl nöropatoloji uzmanı olarak çalışan 82 yaşındaki bağışçı, beyin parçalarını güvenli bir şekilde korunması için müzeye bağışladığını söyledi.

1970’lerin ortalarında, beyin örneklerini bir meslektaşından alan Rorke-Adams, Einstein’ın beyninin, onun yaşındaki bir insana kıyasla “daha genç” göründüğünü belirtti.

Rorke-Adams’a beyin kesitlerini veren kişinin de beyin örneklerini hazırlayan bir doktorun dul eşi olduğu kaydedildi.

Albert Einstein, 1955 yılında 76 yaşında ölmüştü.

20. yüzyılın en önemli fizikçisi olan Einstein’ın beyni, ölümünden sonra otopsinin yapıldığı Princeton Üniversitesi Tıp Merkezi’nde korunuyor.

Brezilya’da beyazlar artık çoğunlukta değil

0

Brezilya‘da 2010’da yapılan nüfus sayımının sonuçlarına göre ilk kez beyaz olmayanlar çoğunluğa geçti.

Sayımda 191 milyon Brezilyalıdan 91 milyonu kendilerini beyaz, 82 milyonu melez, 15 milyonu da siyah olarak tanımladı.

2000’de nüfüsun yüzde 53,7’sini oluşturan beyazların oranı yüzde 47,7’ye geriledi.

10 yılda bir yapılan sayımın sonuçları ekonomik gelişmeye bağlı olarak sosyal göstergelerde iyileşmeye işaret ederken, eşitsizlikleri de su yüzüne çıkardı.

Sayım Brezilya Coğrafya ve İstastistik Enstitüsü tarafından yapıldı.

Kuruluşun raporunda, “İlk kez bir nüfus sayımında beyaz nüfus oranının yüzde 50’nin altına düştüğü görüldü” denildi.

Kendilerini siyah olarak tanımlayanların oranı yüzde 6,2’den yüzde 7,6’ya çıkarken, melez diye tanımlayanların oranı yüzde 38,5 yüzde 43,1’e yükseldi.

Ülkedeki azınlık grupları arasındaysa 2 milyon Brezilyalı kendilerini Asyalı, 817 bin kişi ise yerli olduklarını söyledi.

Sayımda Brezilya’daki gelir eşitsizliğine de dikkat çekiliyor. Nüfüsun en zengin yüzde 10’luk kesimi toplam gelirin yüzde 44,5’ini alırken, en yoksul yüzde 10’luk kesim içinde yer alanların payı sadece yüzde 1,1.

Nüfusun yarıdan fazlası da asgari ücretten daha az para kazanıyor.

Brezilya dünyada etnik çeşitliliğin en fazla olduğu ülkelerden biri. Birçok Brezilyalı ülkelerini “farklı ırkların demokrasisi” olarak tanımlıyor.

Bununla birlikte Portekiz sömürge idaresi döneminde Afrika’dan getirilen kölelerin soyundan gelen siyah Brezilyalılar en yoksul kesimi oluşturuyor. Bu kişiler iş ve siyaset yaşamında genellikle üst noktalara çıkamıyor.

(BBC)

6.2 milyar dolarlık gemide tuvaletsiz kaldılar

0

6.2 milyar dolara mal olan “George H. W. Bush” uçak gemisinde tuvaletlerin bozulması nedeniyle gemide bulunan 5 bin kişi büyük sıkıntı yaşıyor.

ABD’nin “George H. W. Bush” uçak gemisi 333 metre uzunluğunda, 6.2 milyar dolara mal oldu ve 2009’da denize açılan bu küçük kentte yaklaşık 5000 kişi görev yapıyor.

Navitimes sitesinin gemi personeline dayanarak verdiği habere göre, geminin zaman zaman sorun çıkaran tuvalet sistemi büyük sıkıntılara neden oluyor.

Vakum sistemindeki arıza yüzünden bazen geminin bir bölümündeki tuvaletler çalışmıyor. Bu durumda personel, tuvaleti çalışan bölümlere ulaşmak zorunda kalıyor ki bu bir saate kadar sürebiliyor.

Hatta bazen, gemideki 423 tuvaletin tümü devre dışı kalıyor. İşte bu durumda personel kendi çabalarıyla çözüm üretmeye çalışıyor. Erkek personel plastik şişelerden ve duşlardan yararlanmaya çalışırken, kadın personel mümkün olduğunca yemiyor, içmiyor.

Tuvalet sorununu doğrulayan geminin kaptanı Brian Luther, herkes kurallara uyduğu sürece tuvalet sisteminin de sorunsuz çalıştığını, ancak dar kanalizasyon borularının çok çabuk tıkandığını belirtti.

Tıkanan borulardan çoraptan gömleğe çeşitli “objelerin” çıktığını anlatan kaptan, gelecekte benzer sorunların yaşanmaması için yeni sistemlerde daha geniş boruların kullanılmasını önerdi.

Ahmet Davutoğlu’na soruyorum: Son altı ayda ne oldu da bu kadar değiştiniz?- Cüneyt Ülsever

Dış İşleri Bakanı Prof.Dr. Ahmet Davutoğlu;

Henüz 6 ay evvel:

1)Libya’ya NATOmüdahalesine tamamen karşı idiniz.Başbakan’ın Kaddafi’den aldığı “insan hakları ödülü”nün iade edilmesi talebini şiddetle red ediyordunuz.

2)İran’a karşı her türlü ambargoya karşı idiniz. Hattaambargoların bir işe yaramadığını söylüyordunuz.

3)O zaman da halkına zulmeden (zaten şimdi muhalefet yıllar süren zulme baş kaldırıyor) Başer Esad’ınSuriye’si ile kan kardeşolmuştunuz.Sınırlar açılıyor, adeta “tek millet, çift devlet” sloganı ile 2 ülkenin Bakanlar Kurulu ortak toplantılar yapıyordu.

Siz ısrarla:

i)Komşular ile sıfır sorun politikasından bahsediyordunuz.

ii)ABD’ye karşı, alay ettiğiniz monşerlerin yürüttüğü “eski” tek-kutuplu politikayı şiddetle kınıyor, çok-kutuplu dünyada bağımsız dış politikadan bahsediyordunuz.

***

Daha yeni Dışişleri Bakanı olduğunuzda Cengiz Çandar sizi Türkiye’nin gelmiş-geçmiş en büyük dış işleri bakanı ilan ederken ben sizihayalperest bir akademisyen/politikacı  olarak gördüğümü, komşularla sıfır-sorun hedefinin mantık ve hatta basit matematik bilgisinden bile ekik olduğunu söylüyordum.

İran’a genişletilmiş ambargo uygulanmasına karşı BMGK’de Brezilya ile birlikte direndiğinizde ve bu uğurda ABD’ye kafa tuttuğunuzda dünyada güçlü devletlerin bazen haddini aşanları “merdiven altına çektiklerini”de yazmıştım.

***

Ahmet Davutoğlu sadece 6 ay sonra:

1)Libya’ya NATO müdahalesine alkış tuttunuz. Kaddafi’nin bir komplo sonucu öldürülmesini görmezden geldiniz.

Batı’nın Libya’nın petrolünü yeniden paylaşmasına gıkınız çıkmadı. Bu durum yüzünüze vurulduğunda da “bizim başkalarını malında gözümüz yok!” mealli cevaplar veriyorsunuz.

İyi de, Kaddafi döneminde 125 bin Türk vatandaşı Libya’da ne yapıyordu? Batı petrolden pay verdi de siz, “bizim başkalarını malında gözümüz yok”,diye cevap mı verdiniz? Biz çıkarlarımızı düşünmeden sadece “insanlık” için mi dış politika yapıyoruz?

Maksat “insanlık” ise şu söyleşiyi nasıl yorumlayalım:

“Tıpkı Britanya’nın eski kolonileri ile yaptığı gibi Türkiye de bir milletler birliğine dönüşebilir… Bana hatırlattı ki Britanya eski kolonileri ile bir ortak refah bölgesine sahip. Neden Türkiye liderliğini Balkanlardaki eski Osmanlı topraklarında, Ortadoğu’da ve Orta Asya’da yeniden inşa etmesin?”(Jackson Diehl’in Ahmet Davutoğlu ileyaptığı söyleşi,Washington Post, 5 Aralık 2010)

***

2)İran’a karşı NATO şemsiyesi adı altında ama ABD yetkililerinin açık ifadesi ile tamamen ABD denetiminde füze kalkanı yerleştirmenizi nasıl yorumlayalım?

Lütfen, Malatya’ya yerleştirilen füze kalkanlarının İran’dan İsrail’e karşı gelebilecek bir nükleer saldırıya karşı konuşlanmadığını ikide bir söyleyerek bizim zekamız ile alay etmeyin!

Kusura bakmayın ama kimse yemiyor!

Merak ediyorum, Bakanlığınız öncesi İsrail’e bu kadar açık sahip çıkan, komşusunu (İran) da bu kadar açık karşısına alan başka bir monşer Hükümeti oldu mu?

İran neden sizden bu kadar rahatsız? Neden habire sizin ne yapmaya çalıştığınızı anlamadığını söylüyorlar?

***

3)6 ay önce can kardeşiniz olan Esad neden sizden ve Erdoğan’dan “ikide bir telefon açıp Obama şöyle istiyor, Obama böyle istiyor diyorlar”, sözleri ile şikayette bulunuyor.

6 ay önce “ambargolar bir işe yaramıyor”,diyen siz şimdi neden “Suriye’ye karşı ambargo uygulanmasını” istiyorsunuz?

Esad Sunnilere zulm etmeye yeni mi başladı? Daha önceleri nerelerdeydiniz? Üstelik, ne kadar haklı olursa olsunlar fiziki şiddet kullanarak baş kaldıran muhaliflere tepki vermeyen bir Hükümet olabilir mi?

Size PKK’yı hatırlatsalar ne diyeceksiniz?

Yabancılar en ufak bir şekilde Türkiye’deki insan hakları ihlallerindendem vursa “iç işlerimize karışamazsınız” diye kıyamet koparmıyor musunuz!

Bizim başkalarının iç işlerine bu kadar açık burnumuzu sokmamızın nedeni nedir?

Suriye PKK’yı barındırıken haklı olarak kıyamet koparıyorduk.

Şimdi Suriye muhalefetini barındrımak, silahlandırmak bize yakışıyor mu?

***

Arap Birliği Suriye’nin üyeliğini askıya aldı, Suriye’yi demokrasiye davet etti. Siz de kararı alkışladınız. Komik değil mi?

Bana Arap Birliği’nin demokrasi ile yönetilen üye ülkelerini sayarmısınız?

Madem “insan hakları” ile bu kadar ilgilisiniz; Suudi Arabistan’a, Bahreyn’e v.b. Arap Birliği üyesi ülkelere insan hakları konusunda neden aba altından da olsa sopa göstermiyorsunz?

***

Dış İşleri Bakanı Prof.Dr. Ahmet Davutoğlu;

i)Daha en başından beri karşı çıktığım “komşularla sıfır sorun” tam bir safsataya dönüşmüştür.Maaşallah sorunlu olmadığımız komşu kalmadı. ABD’de konuştuğum Arap aydınları sizin ve Erdoğan’ın “güvenilmez” ve “ne yapacağı tahmin edilemez” insanlar haline geldiğinizi söylüyorlar. Tüm komşularla kavga ederek, Washington Post’tan yukarıda alıntıladığım gibi, Türkiye Balkanlara ve Ortadoğu’ya “liderliğini” nasıl kabul ettirecek?

Davutoğlu, monşerler döneminde Ortadoğu’da bu kadar aktif değildik ama bu kadar da kavgalı değildik!

***

ii)ABD’de “Türkiye neden parlayan yıldız olarak pofpoflanıyor?” diye sorguladığınızda “Clinton Davutoğlu’nu tamamen himayesi altına aldı da ondan!” mealli bir cevap alıyorsunuz.

Yazılarını dikkatle takip ettiğim Arslan Bulut (Yeni Çağ Gazetesi) çok haklı olarak Cengiz Çandar’ın bile bu durumdan rahatsız olduğunu ve ABD’den Türkiye’ye bakınca Türkiye’nin bir alt-yüklenici (sub-contaractor) olarak görüldüğünü yazdığına dikkat çekti.

Son yıllarda kalemini adeta AKP Hükümeti’nin her yaptığını doğrulamaya adayan, sizi överken yere göğe koyamayan Çandar’ı bile rahatsız ediyorsunuz!

***

Ben son 6 aydır Türkiye’nin tehlikeli bir şekilde:

i)Ortadoğu’da hasımlar kazandığını ve

ii)tamamen ABD’nin yörüngesine girdiğini görüyorum.

Ayrıca gözlemliyorum ki; Türkiye’de bazı Davutoğlu yanlısı gazeteciler bile ve dahi ABD ve Arap dünyasında bazı aydınlar artık Türkiye’yi Ortadoğu’da ABD’nin taşeronu/bayisi olarak görüyorlar.

Ne oldu size Prof.Dr.Ahmet Davutoğlu?

Yoksa, sizi gerçekten merdiven altına mı çektiler?

Dr. Cüneyt Ülsever

Odatv.com


 

 

Kuveyt’te göstericiler parlamentoyu işgal etti

0

Kuveyt’te binlerce kişiden oluşan muhalif göstericiler parlamento binasını işgal etti. Göstericilerin, gündüz saatlerinde Başbakan Şeyh Nasır el Muhammed’in istifası için eylem düzenleyen kalabalık bir gruba polisin sert müdahalesini protesto için parlamentoya girdiği bildirildi.

Parlamento’nun büyük salonuna giren gösterici grup, burada milli marşlarını okuyup Başbakan aleyhine sloganlar attıktan sonra binayı terketti. Aynı anda dışarıda Şeyh Nasır için istifa sesleri yükseldi. Gösteriye bazı muhalif milletvekilleri de destek verdi. Parlamento önündeki protesto sonrası Başbakanlık Konutu’na yürümek isteyen göstericiler, polisin coplu müdahelesiyle karşılaştı; çıkan olaylarda bazı kişilerin hafif yaralandığı belirtildi.

Kuveyt Başbakanı Nasır, bir süredir kamu fonlarını kendi yararına kullandığı ve yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle eleştirilerin odağında bulunuyor.

(en)

Vicdani Ret mi, Vicdanı Ret mi? – Gün Zileli

 

Bir noktalama işareti, bir harfin üstündeki nokta bazen anlamı nasıl da değiştirir. Eugenia Ginzburg, Magadan’da sürgündeyken orada görevli Kızıl Ordu subaylarına Rusça dersi vermekle görevlendirilir. Onlara dilin inceliklerini aktardığı şöyle bir örnek anlatır:

“Bir seferinde, eski zaman örneğine başvurmuş, Veresaev’in devrim öncesi yüksek okul anılarından bir parça seçmiştim. Parçayı kara tahtaya herhangi bir noktalama işareti koymadan yazdım. Bu, ölüm cezasına çarptırılmış bir mahkûmun dilekçesi konusunda, II. Nikolas’ın bir kararnamesiydi: “Mümkün değildir ertelenmesi idamın.” Ardından Epifanov’a sordum: ‘Bu kararnameye göre mahkûm idam edilecek mi?’ Yaramaz öğrencim mırın kırın etti, asık bir suratla karatahtaya baktı. Sonunda kesip attı:

‘II. Nikolas’ın ne budala olduğu bilinir! Onun yazdıklarını şöyle de okuyabilirsiniz, böyle de.’

‘Şimdi ne diyorsunuz?’ diye sordum, ‘ertelenmesi’ sözcüğünden sonra bir virgül koyup.

‘Hımm… Onu kurşuna dizecekler…’

‘Peki şimdi?’ dedim, eski virgülü silip, bu sefer ‘değildir’ sözcüğünden sonra yeni bir virgül koyarak.

“Cezası ertelendi’ diye bağırdı bütün sınıf hep bir ağızdan.

‘İşte görüyorsunuz, Yoldaş Epifanov, bir insanın hayatı, bir virgülün yanlış yere konmasına ya da unutulmasına bağlı.”” (E.Ginzburg, Anaforun İçinde, çev: G.Zileli, Pencere, 2000, s.429)

Hükümetin “vicdani ret” hakkını yasalaştıracağı yönünde söylentiler dolaşıyor. Hatta buna şimdiden sevinen arkadaşlar da var. Benim okuduğum ve dinlediğim haberlere göre ise durum hiç de öyle değil. Askerlik yapmak istemeyenlere 2 yıl kamu hizmetlerinde çalışma alternatifi getirilecekmiş hükümet sözcüsünün açıklamasına göre.

Bir kere, ülke vatandaşlarının devlete borçlu oldukları bir “vatani görev” yükümlülüğünü kabul etmiyorum. Bu yüzden bedelli askerlik denen şeyi de saçma bulurum. Dolayısıyla total vicdani retçiyim. Şimdi bu bedelli saçmalığına bir de mecburi kamu hizmeti eklenmiş oluyor. Doğrusu, devlet sineğin kanadından yağ çıkartmasını iyi biliyor. Vicdani nedenlerle askerlik yapmak istemeyenleri, hem de 2 yıl bedavadan kamu hizmetlerine koşacaklar. Üstelik 2 yıl oldukça caydırıcı bir süre. “Madem 1 yıl 3 ay askerlik yapmak istemiyorsun, al sana 2 yıl kamu hizmeti.” Bu bir hak mı, yoksa ceza mı? Böylece hem Avrupa’ya, “bak biz de tanıdık vicdani reddi denerek propaganda yapılacak, hem vicdani nedenlerle askere gitmek istemeyenlerin cezası 1 yıl 3 aydan 2 yıla çıkartılacak, hem de kamu hizmetlerine bedavadan işgücü kazandırılacak. Anlayacağınız bir taşla üç kuş.

Ginzburg, noktalamaların önemine işaret ederken ne kadar haklıymış. “Vicdani” sözcüğünün sondaki “i” harfinin tepesindeki noktayı kaldırın, bakalım ortaya ne çıkıyor.

Devletin ve hükümetin her zamanki tutumu.

Vicdanı ret.

Gün Zileli –  www.gunzileli.com

[email protected]

Dink cinayetinde ihmal yokmuş

Hrant Dink cinayetinde ihmali olduğu iddiasıyla yargılanan ve aralarında dönemin İstanbul Valisi Güler ve Emniyet Müdürü Cerrah’ın da bulunduğu 30 kamu görevlisine ilişkin soruşturmada, ”görev ihmali yok” kararı doğrultusunda takipsizlik verildi.

Dink cinayetinde ihmali olduğu iddia edilen 30 kamu görevlisine ilişkin yürütülen soruşturmada, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin kesinleşen ”görev ihmali yok” kararı doğrultusunda takipsizlik kararı verildiği, soruşturmanın ”yardım ve yataklık” suçlamasıyla yürütüldüğü öğrenildi.

Bir süre önce özel yetkili Cumhuriyet savcılarından Muammer Akkaş‘a devredilen ve Hrant Dink cinayetinde ihmali olduğu iddia edilen kamu görevlilerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, suçlamaların bir kısmıyla ilgili takipsizlik kararı verildiği ortaya çıktı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince, Dink cinayetinde ihmali olduğu iddia edilen, aralarında dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah‘ın da bulunduğu 30 kamu görevlisine ilişkin, ”görev ihmali” suçundan soruşturma açılabilmesi için İstanbul Valiliğinden izin istendiği ancak Valiliğin soruşturma izni vermediği belirtildi.

Bunun üzerine, Savcılığın İstanbul Bölge İdare Mahkemesine başvuruda bulunarak, İstanbul Valiliğine itiraz ettiği belirtildi.

Başvuruyu değerlendiren İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin, ”yetersiz delil nedeniyle 30 kamu görevlisinin ‘görevi ihmal’ suçundan soruşturulamayacağı kararını onadığı ve bu kararın da kesin olduğu ifade edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince, Bölge İdare Mahkemesinin verdiği bu kesin kararın ardından ”görevi ihmal” suçlamasına ilişkin soruşturmada takipsizlik verildiği, kamu görevlileri için soruşturmanın sadece ”Dink cinayetinde yardım ve yataklık” ile ”iştirak” suçlamaları yönünden yürütülmeye devam edeceği öğrenildi.

Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Çavuşoğlu’nun yürüttüğü kamu görevlilerinin ihmaline ilişkin 2010/192 numaralı soruşturma dosyası, Çavuşoğlu’ndan alınarak, bir süre önce Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesinde göreve başlayan özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’a devredilmişti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), ”Dink’in yaşam hakkının ihlal edilmesi ve cinayet önleminin alınmaması nedeniyle kamu görevlilerinin açık sorumlulukları bulunduğu” yönündeki 14 Aralık 2010 tarihli kararı, Türkiye’nin itirazda bulunmaması dolayısıyla kesinleşmiş ve Dink ailesinin avukatlarınca, cinayette ihmalleri olduğu iddiasıyla, dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın da aralarında bulunduğu 30 kamu görevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine suç duyurusunda bulunulmuştu.

AİHM kararı ve suç duyurusu gereğince, İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince 2010/192 numarasıyla, Dink cinayetinde ihmali olduğu iddia edilen kamu görevlilerine ilişkin şüpheli ismi olmaksızın başlatılan soruşturma kapsamında, cinayette ihmal iddialarıyla ilgili bilgi ve belgeler değerlendiriliyordu.

Savcı Muammer Akkaş, bir süre önce kendi isteğiyle özel yetkileri alınarak, görev yeri değiştirilen Cumhuriyet Savcısı Selim Berna Altay’ın yürüttüğü 2007/972 numaralı Hrant Dink cinayeti soruşturmasını da devralmış ve bu soruşturmayla, kamu görevlilerine yönelik soruşturmayı tek dosya haline getirmişti.

(Ajanslar)