Ana Sayfa Blog Sayfa 4912

Küresel BAK: Suriye’ye askeri müdahaleye hayır!

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu bir açıklama yayınlayarak “Türkiye’nin Suriye veya başka bir ülkeye müdahalesine kesinlikle karşı çıkılmalıdır” dedi.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu adına Kerem Kabadayı’nın yaptığı açıklamada, “Suriye’deki ve Ortadoğu’daki diktatörlükler yıkılmalı, yerlerine halkın demokratik yönetimleri kurulmalıdır, ama bu dönüşüm tümüyle o ülkelerdeki halkların kendi eserleri olmalıdır” denilirken, “özellikle Türkiye’nin Suriye veya başka bir ülkeye müdahalesine kesinlikle karşı çıkılmalıdır” çağrısı yapıldı.

Küresel BAK basın açıklamasının tümü şöyle:

“SURİYE’YE ASKERİ MÜDAHALEYE HAYIR!”

ABD ve Fransa’nın destek verdiği, başını Suudi Arabistan’ın çektiği Arap Birliği ve Türkiye, Suriye’ye müdahaleye hazırlanıyor. Buna karşılık Akdeniz’deki tek üssü Suriye’nin Lazkiye limanında olan Rusya savaş gemilerini Baltık üzerinden Suriye’ye yolluyor.

Ortadoğu’da halkları yine acı ve ızdırap dolu günler bekliyor. Emperyalistler bir kez daha Ortadoğu’da kendi planlarını hayata geçirmeye çalışıyor. Hem de halkların en doğal hakkı olan Özgürlük ve Adalet talebi ile sokağa çıkmasını istismar ederek.

Suriye’deki Esad Yönetiminin, halklarını ezen diktatörlük olması, bu konuda ikincil planda kalıyor. Çünkü yıkmaya çalıştıkları Esad ailesi yeni değil, 41 yıldır Suriye’yi diktatörlükle yönetiyor, ayrıca Suriye’deki diktatörlüğü yıkmaya soyunan Arap Birliği üyesi ülkelerin hemen tamamı diktatörlük yönetimleri.

Suriye’ye özgürlük getirmek gerektiğini söyleyen ülkeler bugün bile her türlü barışçı talebi silahla bastırmakta birbiriyle yarışıyor. Bahreyn’de barışçı gösterileri silahla ezen askerleri Suudi rejimi gönderiyor. Türkiye’de AKP iktidarı yasal Kürt muhalefetinin siyasi temsilcilerini sözde nedenlerle cezaevlerine dolduruyor.

Elbette diktatörlüğe karşı ayaklanan Suriye halkının mücadelesi onurludur ve desteklenmelidir. Arap Baharı’yla birlikte baskıcı Esad rejimine karşı ayaklanmaların başladığı Suriye’de, devlet güçleri Nisan ayından bu yana 4 binden fazla göstericiyi katletti.

Muhaliflerin bir bölümü barışçıl gösterileri sürdürmek istese de, Hama ve Humus gibi şehirlerde devletin yaptığı katliamlar nedeniyle halkın kendini her türlü araçla savunması meşru hale geldi. Esad’ın gitmesi, Suriye’de halkların Özgürlük mücadelesinin başarıya kavuşması gerekir. Ama bu başarı emperyalist bir müdahale ile sağlanamaz.

Suriye’deki muhalefetin önemli bir kesimi emperyalist müdahaleyi istemiyor. Bu müdahalenin yanı başlarındaki Irak’ta 1 milyon ölüm ve 10 yıldır süren işgal olduğunu biliyor.

Yalnızca Batılı büyük emperyalist güçler değil, Türkiye, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi bölgesel güç olma çabasındaki alt emperyalist ülkeler de Suriye’deki halkın en doğal hakkı olan özgürlük talebini gasp etmeye çalışıyor. Suudi Arabistan’ın muhaliflere maddi yardımda bulunduğu söyleniyor. Kendi ülkesindeki ayaklanmalara saldırmak üzere ordusunu kullanan Ürdün Kralı, Esad’a istifa çağrısı yapıyor. Kürt halkını ezen AKP, Esad’a “sivil öldürmeme” çağrısı yapıyor

ABD, Rusya, NATO, Arap Birliği ve AKP iktidarı ülkemizi adım adım bölgesel bir savaşa sürüklüyor. Bu savaşa engel olmamız gerekir.
Ortadoğu halklarının kardeşliği, özgürlüğü, adaleti ve barışı için, barış yanlısı tüm güçlere çağrıda bulunuyoruz;

· Suriye’ye Emperyalist, alt emperyalist vb. ülkeler tarafından yapılacak her türlü dış müdahale meşru değildir, karşı çıkılmalıdır.

· Özellikle Türkiye’nin Suriye veya başka bir ülkeye müdahalesine kesinlikle karşı çıkılmalıdır.

· Suriye’deki ve Ortadoğu’daki diktatörlükler yıkılmalı, yerlerine halkın demokratik yönetimleri kurulmalıdır, ama bu dönüşüm tümüyle o ülkelerdeki halkların kendi eserleri olmalıdır.

· Ortadoğu’daki ABD, Rusya, NATO vb. kaynaklı tüm üs ve tesisler başta İncirlik olmak üzere derhal kapatılmalıdır!

· Ortadoğu, silahsız, nükleersiz, barış içinde kardeşçe bir arada yaşadığımız bir bölge olmalıdır.

Kerem Kabadayı
Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu adına

Yorum: Sade Beşiktaş kazanmasını bildi

Sade bir Beşiktaş vardı sahada. Takımı bir adım yukarı çıkartan yıldızları yoktu Beşiktaş’ın. Fakat bu maç önemli bir sorunun da yanıtı oldu. Bence artık çok net. Eğer ki Quaresma formdaysa, Beşiktaş’ın ona ihtiyacı var. Fakat formda değilse, Quaresma yarardan çok zarar getiriyor. Tel Aviv maçında formda bir Quaresma’nın Beşiktaş’ı da aşan oyununu izledik. Quaresma’nın takımı durdurduğu maçları da ligin başından beri izledik.

Simao’suz ve Quaresma’sız Beşiktaş daha düz fakat daha çok koşup, paslaştığı için de daha akıcı oynayan bir takım haline geldi Orduspor maçında. Orduspor’un da o kadar yabana atılabilecek bir takım olmadığı ortada. Beşiktaş’ın daha iki hafta önce dört gol yediği ligde ilk defa iki gol yedi Orduspor. Galatasaray’dan kiraladıkları iki oyuncunun önünde oynayan Fatih Tekke ile de tehlikeli bir hücum hatları var.

Beşiktaş çalım atmadan, paslaşarak (Veli’nin golü öncesinde yapılan organizasyon gerçekten başarılıydı.) ve koşarak maçı kazandı. Bir “büyük” takım oyununa yakın bir oyun değildi sergilediği ama eldeki kadroyla da bu kadar olması normal. Beşiktaş kazandı. Kazandı kazanmasına ama…

İşte o ama, Süper Lig’in içinde bulunduğu garip durumun aması. İddianame kabul edildiğinde öğreneceğiz, kabul edilmeden gizlilik olduğundan dolayı iddianameyi öğrenemeyeceğiz derken iddianame bir anda ortalığa saçıldı. İddianameden sonra karar vereceğini açıklayan Federasyon’un yapacakları konuşulmaya başlandı.

Isınmaya çıkan oyuncuların yasaklı olduğu ortaya çıktı, sonra da yasaklı olmadıkları ortaya çıktı. İşin ilginci, Beşiktaş özelinde konuşmak gerekirse, Beşiktaş ile İBB arasında olduğu iddia edilen illegal olayın bir tarafı hapisteyken, diğer tarafı ise futbolu yönetiyor. Taraftarları ve gazetecileri susturmak için değişen yasalar, yöneticileri vuruyor. O yöneticiler nasıl yapıyorlarsa yeni bir yasa ortaya çıkarttırıyorlar. O yasa da veto yiyor ve durum iyice garipleşiyor.

Şimdi böyle bir ortamda Beşiktaş’ın maçı, Çarşamba oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe maçı ya da diğer maçlar… Ne önemi var ki? Doğruda ya da yanlışta bile tutarlı olamıyor futbol camiası.

Sonuç olarak, Beşiktaş kazanarak Play-Off dörtlüsüne girdi. Üstünde olan iki takımın da bu hafta birbiriyle maçı var. Tarihin en anlamlı ve en anlamsız sezonunda üst sıralara doğru çıkmaya devam edebilir yani.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Türkiye 2020’de artıştan %20 salım azaltacak

Güney Afrika’nın Durban kentinde süren BM İklim Değişikliği Müzakereleri’nde Türkiye iklim değişikliği ile mücadelede “büyük” hedefini açıkladı.

Alınan bilgiye göre Türkiye, 2020 yılına göre mevcut durumdan (artıştan) %20 sera gazı salımlarını azaltacağını açıkladı.

Türkiye, 1990 baz yılına göre 2008 yılında % 96 oranında sera gazı salımını arttırarak bu konuda birinciliğini açık ara sürdürüyor.

Vicdani ret için imza kampanyası

Türkiyeli kadın ve erkek vicdani retçiler, “öncelik toplumdaki militarizmin temizlenmesi” ilkesiyle yola çıkarak, vicdani reddin yasallaşması için kampanya başlatıyor.

Türkiyeli Vicdani Retçiler, “Vicdani ret en temel insan hakkıdır” diyerek, vicdani reddin yasal zemine kavuşturulması için imza kampanyasını da içeren bir kampanya süreci başlatıyor.

Taxim Hill Hotel’inde gerçekleşen toplantının moderatörlüğü yapan Banu Güven, vicdani reddini açıklayarak, “Türkiye’de vicdani red kapısı bir kez açıldı, artık bu konuda beraber hareket edilmeli” dedi.

Vicdani retçi Tayfun Gönül, 20 yıl önce vicdani red hakkından bahsettiğinde Mars’tan gelmiş muamelesi gördügünü ancak bugün Türkiye’nin böyle bir meselenin olduğunu kabul etmek zorunda kaldığını söyledi.

“Vicdani red olursa, o zaman profesyonel askerlik olsun söylemine karşıyım. Ben ordusuz bir dünya istiyorum.”

Vicdani retçilerin avukatı Davut Erkan, cezaevindeki vicdani retçilerin hukuki işkencenin yanında fiziki işkencelere de maruz kaldıklarını belirtti ve kendisini her gün arayan binlerce asker kaçağı olduğunu söyledi.

“15 yıldır asker kaçağı olanlar var; sosyal yaşamları yok. Evlenemiyorlar, çocuklarını okula gönderemiyorlar; hiçbir yasal işlemi gerçekleştiremiyorlar.”

Vicdani retçi Vedat Zencir, asıl önemli olanın öldürmemek olduğunu, ölmeme durumunun sonra geldiğini söyledi ve vicdani ret hakkının kişilik bütünlüğünün bir parçası olduğunu belirtti.

Vicdani retçi Mehmet Tarhan, vicdani redde alternatif getirilen “sivil alternatif hizmeti”in getirebileceği olumsuzluklara dikkat çekti.

“Devletin eline geçireceği bedava iş gücü, kamu kurumlarında hizmet alan bireyleri olumsuz etkileyebilir. Mesela Fransa’da hastanelerde bu sistem nedeniyle enfeksiyon artışı yaşandı.

“Ayrıca, bu hizmet, yüz binlerce insanın işsiz kalması anlamına da geliyor. Bunu sendikalarla birlikte iyi tartışmak gerek.”

Vicdani retçi Arif İyidoğan ise sivil hizmet sisteminde, insanların kendi mesleklerine göre toplum yararına herhangi bir kamu hizmetinde çalışmak istemesinin yadsınmaması gerektiğini söyledi.

Vicdani ret en temel insan hakkıdır

Türkiyeli Vicdani Retçiler adına okunan açıklamada, askerlik yerine sivil hizmet hakkını savunanlar, total retçiler ya da açıklama yapmamasına rağmen militarist bir aygıtın parçası olmaktan kaçan herkesin yanında oldukları ve kadın, erkek tüm vicdani retçilerin önceliğinin toplumdaki militarizmin temizlenmesi olduğu belirtildi.

Açıklamada, evrensel doğal hukuktan meşruiyetini alan, uluslararası hukukla da koruma altında bulunan vicdani redde ilişkin şu talepler dile getirildi:

* Vicdani ret hakkı herkes için ulaşılabilir ve kullanılabilir temel bir insan hakkı olarak tanınmalıdır. 1111 sayılı Askerlik Kanunu yürürlükten kaldırılmalı ve vicdani ret hakkını da kapsayacak yeni bir düzenleme yapılmalı.

* Vicdani retçilerin askeri mahkemelerde yargılanması hukuksuzdur. Retçilerin yargılandığı Askeri Ceza Kanunu 63, 66,87 ve 88. maddelerinden açılmış tüm davalar düşürülmeli. Aynı kanunun inanç ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayan 45. maddesi kaldırılmalı.

* Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “halkı askerlikten soğutma” suçunu düzenleyen 318. maddesi kaldırılmalı.

* Vicdani ret hakkını kullandığı için hapsedilen veya “sivil ölüm”e mahkum edilerek mağdur olan vicdani retçilerin zararları tazmin edilmeli.

* 16 aydır tutuklu bulunan vicdani retçi İnan Süver ve 27 Kasım’da tutuklanan vicdani retçi Muhammed Serdar Delice derhal serbest bırakılmalı.

(Bianet)

Kürt sorununa uzaydan bakış – Orhan Kemal Cengiz

 

Benim
bir zihni sinir ‘procem’ var: Kürt sorununu silahla çözmeye çalışanları ve
anadilde eğitime bile karşı çıkanları uzaya gönderelim.

 

Ahmet Altan geçenlerde Kürt sorununa ilişkin olarak geldiğimiz feci durumu çok güzel
açıkladı. Artık bir şaka bile yapamıyoruz bu konuda. Tabii şaka yapamayınca da
içinde bulunduğumuz trajikomik durumu tüm boyutlarıyla göremiyoruz. Hep ciddi,
hep çok ‘aklı başında’ konuşmak durumundayız bu hiç de aklı başında olmayan
durum için… Birkaç ay Önce Fatih Altaylı, bir ‘zihni sinir proce’ ile bu
kısırdöngüye bir çomak sokmak istedi ama gündemin sıcaklığı içinde kaynadı
gitti güzelim procesi. Altaylı, devlete bir çağrıda bulundu ve mealen şöyle
dedi: “Öcalan’a tebdili kıyafet yaptırın ve İstanbul’dan başlamak üzere
bir Türkiye turuna gkarın.” Altaylı’ya göre, 30 yıl aradan sonra değişimi,
yeni Türkiye’yi görmüş bir Öcalan’ın bambaşka bir perspektifi olacaktı.

Benim de zihni sinir bir procem var bu konuda. Ben de diyorum ki Kürt sorununu
silahla çözmeye çalışanları ve Kürtlere anadilde eğitimi bile çok görenlerin
hepsini bir kapsüle yükleyip uzaya gönderelim. Bir süre orada kalıp tefekkür
etsinler.

Benim bu konudaki ilham kaynağım, Mark Gerzon’un kaleme aldığı enfes bir kitap:
‘Global Citizens’ (Küresel Vatandaşlar). Gerzon bütün kitap boyunca, kendimizi
içine hapsettiğimiz dar kimliklere ve aidiyetlere karşı savaş açıyor. Kitabın
girişinde, Dünya’mn yörüngesine yerleştirilen ilk uzay aracında (1958) yer alan
astronotların bu ‘gezinin’ ruh dünyalarında yarattığı değişime ilişkin
anlatımları var. Uzay gemisinde seyahat eden Rus, Amerikalı, Arap, Avrupalı,
kadın, erkek, Hıristiyan, Müslüman, Musevi astronotların tamamı, uzaydan
Dünya’ya bakmanın perspektiflerini bütünüyle değiştirdiğini anlatmış.

“Dünya’yı uzaydan görünce onun narinliğini fark ediyor ve aslında kaynakların ne kadar da kıt olduğunu kavrıyorsunuz” demiş James Lovel. Valentin Lebedev, Everest’e
bakıp da onun ne kadar küçük kaldığını fark edince ürküntüye kapılmış. VVubbo
Ockels, Dünya’dan bakınca çok uzak görünen uzayın şimdi kendisine çok yakın
göründüğünü ve atmosferin dışına gkmalarının sadece sekiz dakika sürmüş
olmasının kendisini hayret içinde bıraktığını söylemiş. Muhammad Ahmad, ‘yara
izleri’ olarak nitelediği ulusal sınırların ortadan kalkmasıyla birlikte
‘dünyanın tarif edilemez bir güzellik kazandığını’ belirtmiş. Rodolfo Neri,
uzaydan bakmanın insanlığa olan aidiyet duygusunu güçlendirdiğini ve ‘kısa
hayatlarımızı başkalarıyla paylaşma ve mümkün olduğunca doya doya yaşama’
arzusuyla dolduğunu söylemiş. Yuri Glazkov’a Dünya, ‘bize sınırsız bir
müşfiktik içinde davranan’ şefkatli bir anne olarak görünmüş. Pham Tuan,
Dünya’yı sevmekle kalmadığını, ona en küçük bir zarar gelmemesini istemediğini
fark etmiş. Aleksandr Aleksandrov, yaşadığı iç aydınlanmasından bahsetmiş
şaşkınlıkla: “Bir anda hepimizin Dünya’nın çocukları olduğunu fark ettim.
Hangi ülkeden olduğunuzun hiçbir Önemi yoktu…”

Burada Mark Gerzon devreye giriyor ve bu ruhani dille konuşan insanların mühendis,
pilot ve bilim adamları olduklarını hatırlatıyor. Bu insanların bakış ağlarını
geriye dönüşsüz bir şekilde değiştiren şey ise Dünya’yı bir bütün olarak
görmek. Bu bağlamda en çarpıcı bulduğum anlatım Suudi astronot Salman al Saud’a
ait. Saud, uzay mekiğinin penceresinden nasıl baktıklarını anlatıyor: “İlk
bir iki gün hepimiz kendi ülkelerimize bakıyorduk. Üçüncü ya da dördüncü gün,
herkes ülkesinin üzerinde bulunduğu kıtaya bakmaya başladı. Beşinci gün tek
gördüğümüz şey ise Dünya’ydı.” Şimdi bu astronotların isimlerini Tayyip,
Abdullah, Murat, Osman vd. olarak değiştirin. Onları uzaya gönderdik ve geri
geldiler. Böylesi bir iç aydınlanma yaşadıktan sonra, silahlar üzerinden
böbürlenmeler, milliyetçi histeriler, insanların diline, kültürüne konulan
kısıtlamalar, hepsi ama hepsi çok anlamsız bir hale dönüşürdü gibi geliyor
bana. Altaylı ve benim zihni sinir procelerimiz, bir bakış açısı değişikliğinin
çok şeyi değiştirebileceğini ima ediyor. Türkiye turuna pkmadan veya uzaya
gitmeden de bu bakış ağlarını edinebilir miyiz, ne dersiniz?

 

 

ORHAN KEMAL CENGİZ – Radikal

 

“Himalayalar eriyor”

Himalayalar‘daki buzulların erimesiyle ilgili yeni araştırmaların, iklim değişikliğinin bu bölgedeki etkisini ve 1,3 milyar kişinin karşı karşıya kaldığı potansiyel tehdidi gözler önüne serdiği bildirildi.

Merkezi Katmandu’da olan Uluslararası Entegre Dağ Gelişimi Merkezi‘nin (ICIMOD) üç raporundaki araştırmalarda, buzulların son 30 yılda Nepal’de yüzde 21, Butan’da yüzde 22 oranlarında azaldığı ortaya kondu.

Güney Afrika’nın Durban kentindeki BM İklim Değişikliği Konferansı‘nda dün açıklanan bu araştırmaların, buzulların erimesiyle ilgili ilk resmi teyit olduğu belirtildi.

İsveç’in finanse ettiği ve ICIMOD’un üç yıl süreyle yürüttüğü bu araştırma projesinin sonunda, bilim adamları, araştırdıkları on buzulun tümünün 2002 ve 2005 arasında artan oranda erimekte olduğunu keşfettiler.

Bir diğer araştırmada ise son 10 yılda bölgeyi kaplayan kar miktarının belirgin bir şekilde azaldığı tespit edildi.

Hükümetlerarası iklim uzmanları grubu (GIEC) başkanı Rajendra Pachauri, bu raporların, dünyanın en hassas ekosistemlerindeki iklim değişikliklerini anlamak için özel coğrafi bölgelerle ilgili yeni bilgiler ve karşılaştırma noktaları sağladığını kaydetti.

(Ajanslar)

Peru’da tartışmalı maden yüzünden olağanüstü hal

Peru Cumhurbaşkanı Ollanta Humala, altın madeni projesi konusunda gergin protesto eylemlerine sahne olan kuzeydeki Cajamarca, Celendin, Hualgayoc ve Contumaza bölgelerinde olağanüstü durum ilan etti.

Humala, olağanüstü halin 60 gün boyunda yürürlükte olacağını; güvenlik güçlerinin, maden projesi karşıtı gösteri ve yürüyüşler yüzünden devre dışı kalan kamu hizmetlerini yeniden başlatacağını kaydetti.

Amerikan Newmont şirketi, geçen hafta bazı protestocuların yaralanması üzerine 4,8 milyar dolarlık dev madendeki çalışmaları durdurdu.

Altın madeni projesine karşı çıkanlar, kurulacak tesislerin yerel su kaynaklarını tahrip edeceğini belirtiyorlar.

Son dönemde altın madeni projesine karşı çıkanların protestoları giderek artmiş, bazı makineler tahrip edimiş, göstericiler polisle çatışmaya girmişti.

Altın madeniyle ilgili çıkmazdan yerel yöneticileri sorumlu tutan Cumhurbaşkanı Humala, “Anlaşmazlığı çözmek ve diyalog sağlamak için yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Yerel ve bölgesel yöneticilerin uzlaşmaz tutumu açıkça ortaya çıktı. Toplumsal barışı ve kamu hizmetlerini sağlama konusunda en temel anlaşmaya bile varılamayacağı görüldü.” dedi.

Merkezi ABD’nin Denver kentinde bulunan Newmont şirketi, Conga projesinin en büyük hissedarı. Latin Amerika’daki en büyük altın madeni olan Yanacocha’nın bir uzantısı olarak 2015 yılında üretime geçmesi planlanan Conga projesi, deniz seviyesinden 3700 km. yükseklikte kuruluyor ve madendeki rezervuarlara yüksek dağlardaki dört gölden su naklini öngörüyor.

(BBC)

Putin’in partisi %14 oy kaybetti

0

Rusya’da dün yapılan parlamento seçimlerinde Başbakan Vladimir Putin‘in Birleşik Rusya Partisi önemli oy kaybına uğradı.

Merkezi Seçim Komisyonu oyların %96’sının sayıldığını ve Birleşik Rusya’nın oyların %50’ye yakınını kazandığını bildirdi. Parti 2007 seçimlerinde %64 oy almıştı.

Böylece Birleşik Rusya seçimlerden yine birinci parti olarak çıktı ve parlamentonun alt kanadı Duma’da çoğunluğu sağlamış oldu; ancak geçen yasama dönemindeki üçte iki çoğunluğu elde edemedi.

Gözlemciler sonucu muhalefetin sindirilmesine, yaygın yolsuzluklara ve artan zengin-yoksul uçurumuna bağlıyor.

Üstelik Komünist Parti başta olmak üzere muhalefet partileri bu sonucun da şişirme olduğunu, Birleşik Rusya’yı %50’nin üzerinde gösterebilmek için yaygın usulsüzlük yapıldığını söylüyor.

Ülkede siyasi bir parti ile ilişkilendirilmeyen tek gözlemci örgüt Golos, seçimlerle ilgili 5.300 şikayet aldığını bildirdi.

Örgüt bu açıklamayı yaptıktan sonra internet sitelerinin siber saldırıya uğradığını kaydediyor.

Golos büyük ölçüde ABD ve AB tarafından finanse ediliyor.

Komünistler ikinci

Seçim Komisyonu Başkanı Vladimir Çurov, Birleşik Rusya’nın tahminen parlamentodaki 450 sandalyeden 238’ini alacağını söyledi.

Çurov’a göre ikinci sırada %19,2 oy alarak 92 milletvekili çıkaran Komünist Parti var.

Komünist Parti geçen mecliste 57 milletvekili ile temsil edilmişti.

Onu %13,2 oy ve 64 sandalye ile Adil Rusya Partisi izliyor.

Dördüncü sırada ise %11,7 oy alan ve 56 milletvekilini Duma’ya sokan aşırı milliyetçi Liberal Demokratik Parti var.

(BBC)

Greenpeace Fransa’da nükleer santral bastı

Fransa‘da Greenpeace‘e üye bir grup eylemci Paris yakınlarında bir nükleer santrali ”saldırıya açık olduğunu” göstermek amacıyla işgal etti.

Paris’in 95 km güneydoğusunda yer alan Nogent-sur-Seine nükleer santrali sabaha karşı işgal edildi.

Bir reaktörün çatısına çıkan Greenpeace eylemcileri pankart astı.

Santrali işleten Fransız elektrik şirketi Electricite de France, eylemcilerin giriş yaptığını güvenlik sisteminin derhal tespit ettiğini ve tesisteki hareketlerinin, kuvvet kullanma kararı almadan, devamlı izlendiğini söyledi.

Şirketten yapılan açıklamada 9 işgalciden 7’sinin daha sonra tutuklandığı belirtildi.

Bu tesisin yanısıra Greenpeace’in iki başka nükleer santrali de bugün eylem için hedeflediği ve pankartlar astığı bildiriliyor. Fakat eylemcilerin bu santrallere girmeyi başarıp başaramadığı açıklık kazanmadı.

Greenpeace üyelerinin Nogent-sur-Seine tesisinde açtığı pankartta ”Güvenli Nükleer Enerji Yoktur” yazılıydı.

Fransa, enerji ihtiyacının büyük bölümünü nükleer santrallerden karşılıyor.

Enerji uzmanları Fransa’nın elektrik ihtiyacının yüzde 75’inin nükleer tesislerden geldiğini söylüyor.

Önümüzdeki yıl yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, nükleer enerji tartışmasının kampanyanın önemli gündem maddelerinden biri olacağı anlaşılıyor.

Muhalefetteki Sosyalistler Fransa’nın nükleer enerjiye olan bağımlılığını daha aza indirmeyi planladıklarını söylediler.

Sarkozy hükümeti ise Sosyalistleri, Yeşiller’den oy kapmak pahasına Fransız sanayiini riske atan vaatlerde bulunmakla suçladı.

(BBC)

Antarktika’nın gizli yüzü

Antarktika kıtasının buzullar olmadan nasıl görüneceğine dair kapsamlı çalışmanın sonuçları açıklandı.

İngiltere Antarktika Araştırmaları Kurumu tarafından yapılan çalışmada kıtanın kaya tabanını üç boyutlu olarak gösteren bir model ortaya çıkarıldı.

Antarktika üzerinde 27 milyon noktadan toplanan verilere dayanılarak oluşturulan modelin adı BEDMAP 2.

Araştırma ekibinden Hamish Pritchard ortaya çıkan model sayesinde dünyanın diğer coğrafi bölgelerinde görülen dağ, vadi, ova gibi coğrafi yapıların buzlar altındaki Antarktika’da da var olduklarının bir kez daha anlaşıldığını belirtti.

Uzun yıllardır uçaklar, uydular, gemiler ve kıta üzerinde inceleme yapan bilim adamlarının topladıkları veriler üzerinden oluşturulan modele göre Antarktika’nın kaya yapısını yalnızca yüzde 1’inin deniz seviyesinin üzerinde bulunuyor.

Modelde kırmızı ve siyah olarak belirtilmiş alanlar kıtanın en yüksek noktalarını; mavi kısımlar ise kıtadaki düzlük kayaçları gösteriyor.

Araştırma sonucunda ortaya çıkan modelin Antarktika’nın küresel ısınma etkisiyle yaşadığı dönüşümü yansıtma açısından büyük önem taşıdığı belirtiliyor.

Kıtanın kıyı kesimlerini oluşturan buzulların eriyerek denize karıştıkları biliniyor, ancak BEDMAP 2 modeli sayesinde gelecekte yaşanabilecek erime evrelerine dair öngörüde bulunulabilmesi mümkün olacak.

Araştırma ekibinden Hamish Pritchard model sayesinde kıta civarındaki buzul hareketlerini tespit etmenin mümkün olacağını belirtiyor.

Pritchard, BEDMAP 2 sayesinde ortaya çıkan Antarktika’nın topografyasının gelişmiş fizik yöntemleriyle birlikte kullanılarak buzulların gelecekteki erime sürecinin modellenebileceğini söylüyor.

(BBC)