Ana Sayfa Blog Sayfa 4913

“Halkı dinleyin, kirletenleri değil!”

Bu sabah, 350 Hareketi, Greenpeace, Güney Afrika Atık Toplayıcılar Derneği, Kanada Gençlik Delegasyonu, BM İklim Değişikliği Müzakerelerinin yapıldığı Durban, Güney Afrika’da, iklim değişikliğinin arkasındaki şirketleri protesto etti.  Sürdürülebilir Kalkınma için Dünya İş Konseyinin yaptığı toplantıya giden, aktivistler, büyük şirketlerin iklim değişikliği ile mücadeleyi baltaladığına dikkat çekti.

Aktivistler, devlet temsilcilerini, halkı dinlemeye ve kirletenlerin lobisini yapmayı bırakmaya davet etti.

Eylemde, katılımcıların “Amandla! Awethu!” diye bağırmaları dikkat çekti. “Amandla! Awethu!” güney Afrika dilinde “Güç Halka” demek.

Greenpeace, Durban’taki müzakereler öncesinde, şirketlerin İklim Zirvesini baltalamak ve etkin bir anlaşmanın çıkmasını engellemek için gizliden gizliye lobi yaptıklarını gözler önüne seren bir rapor hazırlamıştı. Özellikle petrol ekonomisinden büyük karlar elde eden büyük şirketler karlarının azalmaması için iklim değişikliği gerçekliğini ret ediyor.

Yeşil Gazete

Çanakkale’de çevrecilerin günü


Dün Çanakkale’de çevreciler, ekolojistler ve Yeşiller iki ayrı toplantıda buluşarak kentin meselelerini ve çözüm önerilerini tartıştılar.
Çanakkale Çevre Platformunun düzenlediği ilk toplantıda özellikle Çanakkale’de altın madencilerinin faaliyetleri hakkında bilgi verildi. Biga yarımadasının büyük bir tehdit altında olduğunu belirten konuşmacılar altıncılara karşı ortak ve kararlı bir mücadelenin önemine işaret ettiler. Ege Çevre Platformundan Ertuğrul Barka çevre sorunlarını poiltikadan ayrı düşünmenin imkansızlığına değindi. Jeoloji müh. Tahir Öngür ise Kazdağları ve tüm Biga yarımadasının bütünleşik bir ekosisteme sahip olduğunu belirterek burada yürütülecek altncılık faaliyeterinin sadece Kazdağlarındaki son derece zengin doğal yaşamı tahrip etmekle kalmayacağını, Çanakkale’nin başta su kaynakları olmak üzere yaşam alanlarını yok edeceğini vurguladı ve ayrıca sosyal etkilerinin de yıkıcı olacağı konusunda uyardı.
Günün ikinci toplantısı Çanakkale’nin simge mekanlarından Yalıhan’da yapıldı. Troya Çevre Derneği ve Yeşiller işbirliğiyle düzenlenen toplantıda Çanakkale’deki termik enerji santrallerinin ve madencilik faaliyetlerinin alternatifi olarak Yeşil Ekonomi anlayışı tartışıldı.
Yeşiller Partisi eşsözcüsü Ümit Şahin büyüme / kalkınma politikalarının aldatıcı yönüne dikkat çekerek doğayla uyumlu küçük, yerel ve sürdürülebilir bir ekonominin bölge insanının yaşam kalitesinin artmasını sağlayabileceğini belirtti. Çevreyi hiçe sayan büyük sanayi yatırımlarının, enerji santrallerinin ve madenciliğin istihdam için tek seçenek olarak sunulmasını  Yeşillerin kabul etmeyeceğini ve yeşil ekonomi  ile temiz, adil ve sürdürülebilir bir model önerdiklerini söyledi.
Şahin’in konuşmasının ardından yerel ölçekte yapılabilecek iyi örnekler masaya yatırıldı. Prof. Türker Savaş endüstriyel tarım uygulamalarının ve hayvancılığın doğayı tahrip ettiğini, üreticileri tohum, yem ve ilaç üretici şirketlere bağımlı kıldığını ve uzun vadede üreticiye kazanç sağlamaktan uzak olduğunu savundu. Tarım ve hayvancılığın ayrı düşünülemeyeceğini, ancak bir arada düşünüldüğünde ekolojik döngünün tamamlanacağını belirtti. Eski Gülpınar Belediye başkanı Ünal Karagöz konuşmasında yerel yönetimlerle üreticilerin işbirliği yapması halinde organik tarım yoluyla gelirlerini nasıl artırdığını bir model olarak ortaya koydu. Organik tarım yaparak gelirlerini artıran zeytincilerin bölgelerinde termik santral yatırımı planlayan şirketleri püskürttüklerini hatırlattı. Prof. Rıdvan Yurtseven Türkiye’de ve dünyada Citta slow ( Yavaş şehir) uygulamalrından örnekler vererek Cittaslow seçilen Gökçeadanın başka bir tarım ve turizm merkezi olabileceğini müjdeledi.
Her iki toplantıda da yoğun bir katılım gözlenirken Çanakkale’lilerin çevre ve ülke sorunları ile yakından ilgili oldukları bir kez daha ortaya çıktı.
Yeşil Gazete

Şike cezası da maç gibi satılsın!- Umur Talu

Şike madem ki bedel karşılığıdır. Cezası da bedelli olsun. Nasıl parasıyla kulüp, maç, oyuncu, hakem, başarı, iddaa rantı vesair satın alıyorlar; özgürlüklerini ve itibarlarını da öyle satın alsınlar! Maça yatılsın… Ama hapis yatılmasın. Dört partinin mutabakatı bloklar arasında hiç boşluk bırakmıyor. Demek ki, Türkiye’nin siyasi eğilimleri özgürlüklerde ve haklarda birleşemese de, piyasanın ve sporun kirinde tam saha lekeli pres yapabiliyorlar. Öyleyse bu ülke asla bölünmez! Şike, eskiden maç kazanmaya, küme düşmemeye veya şampiyon olmaya dairdi. Artık piyasanın, spekülasyonun, rantın “örgütlü suç” olarak asli parçası. Dolayısıyla, örgütlü suçu hafifletmek için şeyini yırtanların artık örgütlü suçlar üstüne diyecek çok lafı kalmaz. Onurları, hakları, kimlikleri, kişilikleri, özgürlükleri için ses vereni dahi kolayca “örgütlü suç” kapsamına sokabilen siyaset ve adalet tıyneti; örgütlü soygunlar karşısında nasıl da bir adım ileri, iki adım geri. Burada bin defa yazmışımdır: Güçlüler, varlıklılar, etkili şahıslar; ne kadar didişirlerse didişsinler, nihayetinde mutabakat yolu bulurlar. Birbirlerine verdikleri her zararın, bir gün kendilerine de dönebileceğini er ya da geç hesaplarlar. Bu ülkenin en titrek kanunları, güçlüleri de kapsama alanına aldığında zımparalananlardır. Güçlüler güçlü ses verir. Kalabalıkların sesi kısılır. Güçlü, takımı kurup oynatan veya oynatmayandır. Güçsüz, sadece seyreden ve güçlünün oyununa tezahüratla eşlik edendir! Güçlülerin ortak korkusu, güçsüz kitlelerin bir araya geldiğinde verdiği korkudur. Kitlesel uyanma, itiraz, biat etmeme ihtimalidir. En sıkı kanunlar onlar içindir. O yüzden, düzenin neticesi önceden bellidir; favorisi, plasesi, sürprizi ayarlanmıştır. Temeli de su basman seviyesi de zaten şaibelidir, şikelidir. Tabelada bile, önce zeki (uyanık) ve çevik (kıvrak) olmak gelir… Ahlak, hepsinden sonra. Ahlak ile ahmak arasında sadece bir harf oynar piyasada! Güçlünün dilinde, aynı enayi şiirin kafiyesidir!

 

Umur Talu – Haberturk

Elemtere fiş kem gözlere şiş – Ahmet Örs

Bu haftaki yazımı okumaya başlayanların, büyük olasılıkla sihir, büyü gibi
doğaüstü yöntemlere kafamı taktığımı düşünüp, yazının sonuna varmadan başka
sayfalara geçebileceklerini önceden hissettiğim için baştan söyleyeyim; ben de
bir zamanlar biyodinamik adı verilen yöntemin yandaşları için böyle düşünmüştüm.
Ama bugün fikrimi değiştirdim.. Tarım sektöründe biyodinamik denen doğal yönteme gönül veren, Avusturyalı Rudolf Steiner’in (1861-1925) ortaya attığı tarım
sisteminin taraftarları doğal gübreyi bile tuhaf bir uygulamayla kullanıyorlar.
İsterseniz Steiner’in günümüzdeki en önemli havarilerinden, eski banker,
1980’lerden beri Steiner’in yöntemine göre şarap yapan, Fransız, Nicolas Joly’i
örnek alalım. Joly, Chenin Blanc adlı vasat şaraplar yapılabilen üzüm çeşidinden
Coulee de Serrant markası altında bir şarap üretiyor. Yüksek kalitesi, damaktaki
dengesi bir yana, şişesi açıldıktan birkaç gün sonra bile şarabı aynı nefasette
içebiliyorsunuz. Joly’nin şarapları özellikle Amerika’da yüksek fiyatlara alıcı
buluyor. Joly, ‘doğanın çözülme dönemi’, sonbaharda, inek boynuzlarının kıkırdak
kısımlarını temizlettikten sonra, içlerini inek pisliği ile doldurtuyor.
Boynuzlar bağın uygun bir yerine gömülüyor ve ilkbahara kadar orada bırakılıyor.
Baharda topraktan çıkarılan boynuzların önce ‘dinamikleştirilmeleri’ gerekiyor.
Dinamikleştirme işlemi için boynuzun içerdiği malum madde, yuvarlak bir kap
içindeki ılık suya karıştırılıyor; önce saat yönünde, daha sonra ters yönde.
Üstelik bunun saat tam 15’te yapılması gerekiyor. Çünkü bir saat sonra
dinamikleşme etkisi zayıflamaya başlıyor. Sulu gübre, toprağa akşamüstü, geç
vakit dökülüyor. Yani ‘toprak, güneşin etkisinin kayboluşunu en güçlü biçimde
hissettiği zamanda’. Joly, bir hektar alana sadece bir boynuz dolusu gübrenin
yeterli olduğunu söylüyor. İnek boynuzu şov değil. Steiner yanlıları tarımı bir
organizma ve kendine özgü bir karaktere sahip kişilik olarak görüyorlar. Bu
nedenle de biyolojikdinamik koşullarda hazırlanmamış tarım ilaç ve gübrelerini
reddediyorlar. Biyodinamiğin bir de sertifikası var; buna Demeter deniyor.
Türkiye’de biyodinamik tarımın ne ölçüde yapıldığını araştırdım, Rapunzel adlı
bir firmanın web sitesinde Türkiye’de 365 hektarlık bir alanda Demeter
sertifikalı fındık, kayısı, incir ve sultaniye üzüm yetiştirildiğini okudum.

sabah erken saatlerde
“Bunlar daha başka neler  yapıyor?” derseniz, örneğin tarımda kesinlikle kimyasal madde kullanmıyorlar.
Böcekleri öldürmek yerine, onları kültür bitkilerinden uzaklaştıracak ‘yem
bitkiler’ dikiyorlar. Hastalıkları olabildiğince ilaç yerine bitki çaylarıyla
tedavi ediyorlar. Bazı işlemler sabahın çok erken saatlerinde, güneşin ilk
ışıkları görüldüğünde uygulanıyor. Asmalar strese girmesin diye bağa traktör
sokmayıp, toprağı atla sürüyorlar. Ayın çeşitli evrelerinde belli işleri yapmak
gibi kurallar ise büsbütün davul tozu, minare gölgesi kadar uçuk. Bugün
özellikle şarapçılık dünyasında biyodinamik metotlarla çalışan birçok bağcı var.
Bazı çok ünlü firmaların da sessizce denemeler yaptıklarını duyuyorum.

Özellikle doğanın insanoğlu tarafından vahşice tahrip edildiği, tarımın büyük ölçüde dev firmaların laboratuarlarından yönetildiği günümüzde, binlerce yılın bilgeliğini
koruyup sürdürenlere gülüp geçmek ne haddime, onlara saygı duyuyorum.

Ahmet Örs – Sabah

Türkiye günün fosili

Durban’da iklim değişikliği müzakerelerinde sivil toplum örğütleri ve aktivistler de mücadeleye devam ediyor. Bu gruplardan biri olan CAN (İklim Eylem Ağı) ise her gün müzakereleri baltalayan bir ülkeyi günün fosili seçiyorlar.

03 Aralık gününde İklim Eylem Ağı günün fosili olarak Türkiye’yi seçti. 1990 yılından beri emisyonlarını yüzde 98 oranında artıran Türkiye, her hangi bir emisyon azaltma planı yapmadan teknoloji ve finans desteği istediğinden dolayı Günün Fosili olarak tüm Dünya’ya ilan edildi.

Ödülün gerekçe metninde, kömür madenleri ve yeni otobanlar yapmak için kaynaklarını ayıran Türkiye’nin bu ödülü çoktan hakkettiği belirtiliyor.

Aynı zamanda Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler içindeki en kötü örneklerden biri olduğunu belirten İklim Eylem Ağı, Türk hükümetinin ekonomik büyümeye gelince istatistiklerden bahsetmeyi sevdiğini ancak durum sera gazı emisyonlarına gelince kendini türk halısının altına saklamayı tercih ettiğinin altını çizdi.

Türkiye’nin yüzsüzlüğünün kabul edilemeyeceğini belirten CAN, rüzgarı ile jeotermalı ile güneşi ile, enerji verimlilik potansiyeli ile önemli adımlar atabilecek bir ülkenin iklim politikalarında bu kadar geri planda durmasını eleştiriyor.

Günün fosili ödülleri Birleşmiş Milletler Taraflar Konferanslarında her gün akşam üstü ilan ediliyor. Ödül http://climatenetwork.org/fossil-of-the-day/ adresinden takip edilebilir.

Yeşil Gazete

 

RSF’den internet sansürü’ne tepki

RSF tarafından yapılan açıklamada “güvenli internet” uygulaması eleştirilerek, neyin zararlı olduğuna devlet değil, ailelerin hür iradesinin karar vermesi gerektiği ifade edildi.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) “güvenli internet” uygulamasıyla ilgili bir açıklama yaptı.

Filtreleme yoluyla önlem geliştirilmesiyle uluslararası sözleşmelerin ihlal edileceği konusunda uyarıda bulunulan RSF açıklamasında şu ifadelere yer verili:

* BTK, tercihi internet kullanıcılarına bırakarak sansür yapmaktan kurtulduğuna inandırmak istiyor. Filtreme uygulamasıyla internet bağlantısının daha güvenli hale geldiğini ileri sürmek bir yalandır.

* Bu yöntemle belirli sitelere erişim kapalı kalır ancak kullanıcının internet erişimi daha güvenli hale gelmez.

* İnternet kullanıcılarını, özellikle de çocuk ve gençleri, pornografiye karşı korumayı amaçlamak övgüye değerdir. Ancak filtreleme çözümü buna uyumlu olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de yakın zamanda bildirdiği üzere ifade özgürlüğünü de tehdit ediyor.

“Neyin zararlı olduğuna devlet değil aileler karar versin”

“Amaç sadece pornografik karakterli içerikleri filtrelemekse o zaman, örneğin Kürt ayrılıkçı hareketine ilişkin terimler neden sansür edilecek anahtar sözcüklerin oluşturduğu kara listede yer alıyor?” diye soran RSF, gizli sansür politikasını kınadığını belirterek Türkiye’nin internet sansürünü daha da ağırlaştıran bu düzenlemeyi terk etmesi gerektiğini söyledi ve ekledi:

“Telekomünikasyonu denetleyen birimleri internet sansüründe yarışmaya son vermeye çağırıyoruz. İnternete özgürce erişim herkes için güvence altına alınmalı; neyin zararlı olup olmadığı devletin değil ailelerin özgür tercihine bırakılmalıdır.”

“Richard Dawkins yasak, Adnan Oktar serbest”

RSF’ye açıklama yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yaman Akdeniz, internetin yavaş yavaş otoritenin kontrolü altına girdiğini söyledi ve filtrelemenin tercihe bağlı olmasının, ifade özgürlüğü ve demokrasi açısından sorunlardan arınıldığı anlamına gelmediğini ifade etti.

Yaman Akdeniz, filtrelemede çocuk profilini tercih eden kullanıcıların evrim teorisinin savunucusu Richard Dawkins‘in sitesine erişemediğini ama Adnan Oktar‘ın sitesine girebildiklerini söyledi.

Türkiye, RSF’nin 11 Mart 2011’de yayımladığı “İnternet Düşmanları” raporunda “Gözlem altındaki ülkeler” arasında yer alıyor.

(Bianet)

Şike iddianamesi bugün teslim ediliyor

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’nce yürütülen futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında 31’u tutuklu 93 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı.

Soruşturmayı yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Berk, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Fenerbahçeli yöneticiler İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu ile Beşiktaş Jimnastik Kulübü yöneticisi Serdal Adalı ve teknik direktörü Tayfur Havutçu‘nun da aralarında bulunduğu 31’i tutuklu 93 şüpheliye ilişkin iddianameyi tamamladı.

400 sayfayı geçen iddianamede, Olgun Peker‘in “bir numaralı şüpheli” olduğu belirtildi.

İddianamede, tutuklu şüpheliler Aziz Yıldırım ve Olgun Peker’in, “örgüt liderliği ve şike” suçlarından yargılanmaları talep edildi. Yıldırım ve Peker’in, iki ayrı örgüt kurarak şike suçunu işledikleri öne sürüldü.

Bu arada, iddianamede, Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ‘ın da şike suçu kapsamında yargılanmasının istendiği kaydedildi.

Yarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fikret Seçen’e sunulacak iddianamede, şüphelilerin, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un değişikliğe uğramamış hali kapsamında cezalandırılmalarının talep edildiği belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fikret Seçen’in, bugün iddianameye ilişkin bir açıklama yapması bekleniyor.

Öte yandan, iddianamede, Galatasaray Spor Kulübü ile ilgili herhangi bir iddianın yer almadığı öğrenildi.

(Ajanslar)

Hayata Dönüş’te süpriz tanıklar

Mahkeme heyeti, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Çitici, Bayrampaşa Cezaevinden sorumlu Savcı Ünalan ve “Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği” kitabının yazarı emekli Jandarma Binbaşı Bingöl’ün tanık olarak dinlenilmesine karar verdi.

Bayrampaşa Cezaevi‘ndeki “Hayata Dönüş Operasyonu” sırasında görev sınırlarını aşarak 12 kişinin ölümüne sebep oldukları, 29 kişiyi öldürmeye teşebbüs ettikleri öne sürülen dönemin 39 jandarma görevlisinin yargılanmasına devam edildi.

Mahkeme heyeti, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici, Bayrampaşa Cezaevinden sorumlu savcı Fikret Ünalan ve “Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği” kitabının yazarı Emekli Jandarma Binbaşı Zeki Bingöl’ün tanık olarak dinlenmesine karar verdi.

Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tanıklar eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman ve eski Türk Tabipler Birliği Başkanı Metin Bakkalcı ile müşteki Emin Gökdurna, Türker Kazak, operasyonda hayatını kaybeden Mehmet Murat Ördekçi’nin kardeşi Mehmet ve annesi Fatma Ördekçi ile taraf avukatları katıldı. 39 tutuksuz sanık ise duruşmaya gelmedi.

Mahkemede tanık olarak dinlenilen eski İstanbul Baro Başkanı Yücel
Sayman, o dönemde, askerlerin cezaevlerinde düzenli tatbikat yaptıklarını ifade ederek, şöyle dedi:

“Bize de içeridekilerin zorla çıkartılıp nakledilecekleri söyleniyordu. Bir gün önce dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk beni aradı ve son bir görüşme yapmamı söyledi. 18 Aralık sabahı 08.00’de cezaevine gittim. Saat 20.00’ye kadar aralıksız görüştüm. Anlaşma olanağı vardı. Bir mutabakat gündeme geldi, ama diğer komisyon üyelerinin de orada olması gerekiyordu. Adalet Bakanı ‘Çok geç’ dedi. Sabaha karşı da operasyon yapıldı. Operasyon olmasaydı o gün ölüm oruçları sona erebilirdi.”

Tanık eski Türk Tabipler Birliği Başkanı Metin Bakkalcı da ölüm oruçlarını görüşmeyle sonlandırma imkanının bulunduğunu savunarak, “Operasyondan sonra, dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan bir yıldır maketler üzerinde hazırlık yaptıklarını söyledi” dedi.

Bakkalcı, cezaevinde durum tespiti için tüm imkanlar tahrip edilse de 19 Ocak 2000 tarihli Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığının raporu ve 14 Şubat 2000 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, öldürücü dozda kimyasal silah kullanıldığının ve silah atışlarının idari bölümden koğuşlara doğru yapıldığının tespit edildiğini belirtti.

Operasyon sırasında C-11 koğuşunda hükümlü olarak bulunan Türker Kazak da tanık olarak yaşadıklarını anlattı. Çatılar delindikten sonra yukarıdan toz bir madde atıldığını anlatan Türker Kazak, “Toz atıp üzerine su sıktılar. İkisi birleşince insanlar lime lime yanıyordu. Arkadaşlarım tanınmayacak duruma geldiler. Deri yanıyor, ama kıyafetler yanmıyordu” dedi.

Hayata Dönüş davasındaki mağdur avukatları, operasyon esnasında çekilen video kayıtları ve fotoğrafların bulunduğunu ve ısrarla ilgili makamlar tarafından mahkemeye gönderilmediğini ileri sürerek, kayıtları göndermeyen kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmasını, yaralılar ve maktullerin giysileri üzerinde yapılan Adli Tıp raporlarının getirilmesini, “Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği” adlı kitabın yazarı Zeki Bingöl, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici ve dönemin Bayrampaşa Cezaevinden sorumlu savcısı Fikret Ünalan’ın tanık olarak dinlenilmesini talep etti.

Mahkeme heyeti de Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici, Bayrampaşa Cezaevinden sorumlu Savcı Fikret Ünalan ve “Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği” kitabının yazarı Emekli Jandarma Binbaşı, Zeki Bingöl’ün tanık olarak dinlenmesine ve mağdurlarla tanıkların yüzleşmesine karar verdi. Duruşma daha sonra ileri bir tarihe erteledi.

(Ajanslar)

Yolsuzluğa en az rastlanan ülke Yeni Zelanda

Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün 2011 yolsuzluk raporunda Türkiye 62. sırada.

Rapora göre, dünyada rüşvet ve yolsuzluğun en az olduğu ülke Yeni Zelanda. 10 üzerinden 9,5 not alan bu ülkeyi Danimarka, Finlandiya, İsveç, Singapur ve Norveç izliyor.

Amerika’nın 7,1 notla 24’ncü sırada olduğu listede, Türkiye 4,2 notla 62’nci sırada.

Komşu ülkelerin not ve listedeki yerleri ise şöyle:
Kıbrıs 6,3 notla 30’uncu, Gürcistan 4,1 notla 64’üncü, (Türkiye’nin bir altında) Yunanistan 3,4 notla 80’inci,  Bulgaristan 3,3 notla 86’ıncı, (AB ülkeleri arasında listenin en sonunda) İran 2,7 notla 120’inci, Ermenistan 2,6 notla 129’uncu, Azerbaycan  2,4 notla 143’üncü ve Irak 1,8 notla 175’inci  sırada bulunuyor.

Rüşvet ve yolsuzluk konusunda Türkiye’den çok daha yüksek not alan ülkeler arasında Botswana, Ruanda ve Namibya gibi Afrika ülkeleri de var.

Dünya çapında yolsuzlukla mücadeleyi amaçlayan örgütün son yıllardaki yolsuzluk raporlarında Türkiye’nin yeri 55 ile 63’üncü basamaklar arasında oynuyor.

182 ülkenin değerlendirildiği rapor Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü işbirliğiyle hazırlanıyor.

İlki 1995 yılında yayınlanan rüşvet ve yolsuz raporu somut verilerden çok kamu sektöründeki yolsuzluk algılamalarına dayanıyor. Örgütün raporları hükümetler ve iş çevreleri tarafından daha çok yabancı ülkelerdeki yatırım ortamının incelenmesinde kullanılıyor.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan gibi Orta Asya ülkeleriyle Kuzey Kore ve Afganistan listenin sonlarında yer alıyor. Listenin 182’inci basamağını Kuzey Kore ile paylaşan Somali’nin notu 1.

Hırvatistan’da sol blok iktidar yolunda

0

Hırvatistan 4 Aralık’ta seçime gidiyor. Kamuoyu yoklamaları iktidardaki Hırvat Demokratik Birliği’nin bu kez seçimi kaybedeceğini gösteriyor. Kısa bir dönem hariç bu parti ülkenin bağımsızlığına kavuştuğu 1991’de beri iktidarı korumayı başardı.

Liderliğini Zoran Milanoviç‘in yürüttüğü ana muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti’nin (SDP) çevresinde toplanan ve 4 partiden oluşan koalisyonun bu kez iktidara gelme olasılığı çok yüksek. Solcu parti liderlerinin bir seçim bloku oluşturmak üzere ilk kez toplantı yaptıkları lokale izafeten bu topluluğa ‘‘Kukuruku koalisyonu’‘ adı veriliyor.

Hırvatistan’da giderek yaygınlık kazanan yolsuzluk suçlamaları ve hüküm süren işsizliğin merkez solun iktidara gelmesinde belirleyici olacağı düşünülüyor.

Hırvatistan’ın kurucusu sayılan Franjo Trujman’ın partisi büyük olasılıkla muhalefete geçecek. Krizin de etkisiyle Başbakan Jadranka Kosos’un yolsuzlukla mücadele planı, partisinin popüleritesini korumasına yetmedi.

Krizden etkilenen Zagrepli bir bayan seçmen “En önemli sorun işsizlik. O da bu kampanyalarla çözüleceğe benzemiyor. Bence seçimlerden sonra fiyatlar daha da yükselecek. Bu da bizim gibi küçük insanlar için hiç iyi olmayacak.” sözleriyle esen olumsuz rüzgarı ekrana yansıttı.

4 milyon 504 bin kayıtlı seçmenin 151 milletvekilini seçmek için oy kulanacağı seçimler öncesi siyasi partilerin kampanyaları bu olumsuz ortamda fazla ilgi çekmedi.

(en)