Ana Sayfa Blog Sayfa 4911

“Türkiye’de su krizini derinleştiren politikalar” paneli

10 Aralık 2011 Cumartesi günü, İstanbul’da Taksim Hill Otel’de su ve su krizi üzerine bir panel düzenlenecek. Panelin duyurusu şu şekilde:

Su Hakkı Kampanyası, dünyada ve Türkiye’de suyun özelleştirilmesinin, ticarileştirilmesinin tarihsel gelişimini, yarattığı sosyal, ekonomik, ekolojik, kültürel sorunları ve bu sorunların çözülmesine yönelik yine dünyada ve Türkiye’de alternatif arayışlarını ele alan bir araştırma kitabı hazırladı. Kitabı, “YENİ BİR SU POLİTİKASINA DOĞRU -Türkiye’de Su Yönetimi, Alternatifler ve Öneriler-” adıyla yayınlıyoruz.

Suyu en temel insan hakları arasında ve kamusal varlık olarak görmemek, kamusal hizmet alanı dışına çıkarmak, yönetimini ticarileştirmek, su kaynaklarını özelleştirmek; artan su faturalarına, su kaynaklarının borularla, şişelerle taşınmasına, tüm nehirlerin üzerine baraj ve HES’ler inşa edilmesine yol açarken; su krizinin ve suya erişimde var olan adaletsizliğin daha da şiddetlenmesine neden olmaktadır.

Bütün bu olumsuzluklar karşısında, Amazon Ormanı’nın içlerinde dünya üzerindeki üçüncü büyük Belo Monte barajının yapımını durduran, Erzurum, Loç, Senoz, Yuvarlakçay, Ordu’da yeni HES’lerin yapılmasına direnen, Yusufeli, Ilısu, Yortan ve Munzur barajlarının ekolojik, kültürel, sosyal yıkımlarına dikkat çeken, dünya çapında binlerce topluluk sadece günlük yaşamlarını devam ettirebilmek için, temiz su ve sağlıklı yaşam koşulları için, suyun bir insan hakkı olarak tanınması, suyun tüm canlılar ve gelecek kuşaklar adına korunması için, su kaynaklarını hükümetlerin ve şirketlerin talanına karşı korumanın mücadelesini vermekteler.

10 Aralık Cumartesi günü “YENİ BİR SU POLİTİKASINA DOĞRU -Türkiye’de Su Yönetimi, Alternatifler ve Öneriler-” kitabının yazarı Dr. Akgün İlhan, Doç. Dr. Ali Kerem Saysel, Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nden Ercan Ayboğa’nın katılımıyla “Türkiye’de su krizini derinleştiren politikalar” başlığı altında su sorununu ve alternatif çözüm önerilerini ele alacağız.

Panelde sizleri de aramızda görmekten büyük memnuniyet duyacağız.

“TÜRKİYE’DE SU KRİZİNİ DERİNLEŞTİREN POLİTİKALAR” PANELİ

Dr. Akgün İlhan (Barcelona Otonom Unv. ICTA)
Doç. Dr. Ali Kerem Saysel (Boğaziçi Unv. Çevre Bilimleri Enstitüsü)
Ercan Ayboğa (Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi)
Moderatör: Nuran Yüce (Su Hakkı Kampanyası)

Tarih: 10 Aralık 2011, Cumartesi, Saat: 14.00
Yer: Taksim Hill Otel-Sıraselviler Cad.No:5, Taksim/İSTANBUL

İrtibat Tel: +90 212 292 34 39 E-posta: [email protected]

Vicdani retçi Halil Savda gözaltına alındı

Halil Savda

Vicdani retçi Halil Savda bugün Af Örgütü’nin davetlisi olarak Fransa’ya giderken Atatürk havalimanında gözaltına alındı. Halil Savda’nın hakkındaki mahkumiyet kararı dolayısıyla gözaltına alındığı ve Bakırköy adliyesine götürüldüğü bildirildi.

Türk Ceza Kanunu’nun 318. Maddesi uyarınca ‘halkı askerlikten soğutma’ suçlamasıyla mahkûm edilen vicdani retçi ve insan hakları savunucusu Halil Savda, 100 gün hapis cezası ile karşı karşıya bulunuyordu. Af Örgütü’nün verdiği bilgiye göre Savda’nın cezası 30 Kasım 2010 tarihinde Yargıtay tarafından onaylanmıştı.

Af Örgütü, geçtiğimiz günlerde Halil Savda için bir acil eylem kampanyası açmıştı. Kampanyayla ilgili bilgileri ve katılmak için gerekli bağlantıyı BURADA bulabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Belçika’da 540 gün sonra hükümet

0

Belçika‘da, birbuçuk yıl süren rekor siyasi çıkmazın ardından, Kral 2. Albert yeni hükümeti atadı.

Bugün yemin edip göreve başlaması beklenen kabinede başbakanlık görevini ülkenin Fransızca konuşan kesiminden gelen Sosyalist Elio Di Rupo yapacak.

Belçika, son hükümetin Nisan 2010’da istifa etmesinden bu yana, geçici bir hükümet tarafından yönetiliyordu.

Sorun, Felemenkçe ve Fransızca konuşan toplumlar arasındaki derin ayrılık ve gerçek anlamda ulusal partiler olmamasından kaynaklanıyordu.

Koalisyon müzakerelerine, Felemenklerin merkezi hükümetten daha fazla yetki devri talepleri damgasına vurmuştu.

Hükümetin kurulamaması, ülkenin bölüneceği kaygılarını arttırmıştı.

Ancak geçen hafta altı parti, Elio Di Rupo başkanlığında bir hükümet kurulması konusunda uzlaştı.

60 yaşındaki Di Rupo, 1974’ten bu yana işbaşına gelen ilk Sosyalist ve 30 yıldan bu yana başbakanlık yapacak ilk Fransızca konuşan Belçikalı olacak.

Belçika, hükümetsiz geçen 540 günle bu alanda dünya rekorunu kırdı.

Belçikalı siyasetçiler, piyasalar ve kredi derecelendirme kuruluşlarının yapısal reformlar yapabilecek ve kamu borcunu azaltabilecek bir hükümet kurma baskısı altındaydı.

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors Belçika’nın kredi notunu kırmıştı.

(BBC)

Sivas Davası 13 Mart’a ertelendi

Sivas davasının altı firari sanığının zamanaşımından faydalanıp faydalanmayacağını belirleyecek olan Sivas davası duruşmasından erteleme kararı çıktı. Avukat Sarıhan, zamanaşımıyla ilgili yasal düzenleme yapılabileceği için umutlu.

İkisi saldırgan olmak üzere 37 kişinin hayatını kaybettiği Sivas katliamı davasından dosyaları ayrılan altı firari sanığın gıyaben yargılandığı davanın bugün görülen duruşmasında mahkeme heyeti duruşmanın 13 Mart 2012’ye ertelenmesine karar verdi.

Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel‘in, firari sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu hakkındaki davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesini istediği duruşmada mahkeme heyeti teknik problemlerin giderilmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı 13 Mart tarihine erteledi.

Müşteki avukatlardan Şenal Sarıhan, bianet’e yaptığı açıklamada, davanın sanıklarından Cafer Erçakmak‘ın DNA testlerinin sonuçlarının netleşmesi ile ölen bir diğer sanık Yılmaz Bağ‘ın ölümüyle ilgili savcılık mütalaasındaki yanlışların düzeltilmesi için duruşmanın ileri tarihe ertelendiğini söyledi.

Erteleme kararını sevindirici bulduğunu söyleyen Sarıhan, 13 Mart 2012 tarihine kadar zamanaşımı ile ilgili yasal bir düzenleme yapılabileceğini umduğunu söyledi.

(Bianet)

Türkiye Dünya’yı yok ediyor! Haberimiz var mı?

Hemen yanıt vereyim bu soruya: Hayır haberimiz yok! Bu haberleri vermesi gerekenler için böyle bir sorun yok çünkü.

Utanmamız gereken olaylar yaşanıyor. Şu anda Güney Afrika’nın Durban kentinde utanmamız gereken olaylar yaşandı yaşanıyor. Medya olaya gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapamış şekilde yaklaştığı için, kamuoyu da çok farkında değil Durban’da ne olduğunun ve  Durban’ın öneminin. Kısaca söylemek gerekirse, şu anda Durban’da Dünya’nın, insanıyla, bitkisiyle, hayvanıyla, okyanusuyla, dağıyla, en büyük sorunu olan küresel iklim değişikliği konuşuluyor. Neden en büyük sorun? Çünkü ister yerel, ister küresel diğer bütün sorunların çözülmesi için yaşamamız lazım. Bu kadar basit. Diğer tüm sorunlar için mücadele etmek için de su içmemiz, sokağa çıkınca ölüm tehlikesi geçirmememiz gerek. Ya da beslenmemiz…

Yaşamamız lazım fakat yaşarken rahat uyumamız için de Dünya’da insanların da yaşaması lazım. Dünya’nın bir ucunda insanların yaşamları, bizim kullandığımız kömür yüzünden de tehlikeye giriyorsa, olmaz! İnsanlıktan utanmamamız için de bizim dışımızda canını almaya çalıştığımız canlıların da doğal ortamlarında yaşamaları lazım. Türler, biz trafikte 4×4’lere bindiğimiz için Dünya üzerinden siliniyorsa olmaz. Son gördüğüm örnekte olduğu gibi, hem Dünya’nın kaynaklarını yüzyıllardır emeceksiniz, tüketim zinciri içerisinde ortaya çıkardığınız iklim değişikliği ile türleri tehdit edeceksiniz. Sonra da, pandaları ülkenizde insanlar eğlensin diye binlerce kilometre öteden getirip hayvanat bahçelerine kapatacaksınız. Yok hayır, yaşamaktan kastım da bu değil.

İşte Durban’da şu anda gerçekleşen BM İklim Değişikliği Müzakereleri’nde neredeyse tüm “saygın” devletler oturmuşlar ve Dünya’nın sonunu getirmeye uğraşıyorlar. Yani sanılmasın ki, iklim değişikliği ile nasıl mücadele edeceklerinin müzakeresini yapıyorlar. Yaptıkları, mücadelenin dozunu nasıl azaltabiliriz, hatta mücadele ediyormuş gibi görünerek aslında nasıl mücadele etmeyiz!

İşte orada ışıklar Türkiye’yi gösteriyor. Mücadele ediyormuş gibi görünerek, aslında mücadele etmeme konusunda örnek verilebilecek bir duruş sergiliyor Türkiye. Yani, Türkiye Dünya’yı yok etmeye uğraşıyor ama haberimiz yok!

Aslında olay müzakere edilmeyecek kadar net. Birleşmiş Milletler gibi ortalamayı arayan bir kuruluş bile diyor ki, tüm ülkeler 1990 yılına göre, karbon salımlarını 2020 yılında %30, 2050 yılında da %80 oranında indirmeli. İndirmezse, geçmiş olsun. Yani bunun müzakere edilecek bir kısmı yok. 1990 seviyesi ortada. Dünya oturacak, adaletli bir şekilde (Herkesin indirim yapması beklenemez. Bazı ülkeler de arttıracaktır, fakat arttırırken Batı’nın izlediği kirli gelişme çizgisini izlemeden gerçekleştirecekler bunu) 1990 seviyesinin önce %30, sonra da %80 altına nasıl düşürürüz onu konuşacak. Konuşuyorlar mı? Tabii ki hayır.

2012’de bitecek olan ve bu alanda en ileri konumlanmayı sağlamış olan Kyoto Protokolü’nde bile 1990 seviyesine göre %5 indirimi binbir düzenbazlık sonucunda kabul edebilmişler çünkü.

Peki Türkiye? Rakamlar yine çok açık. Türkiye, 1990 seviyesine göre Dünya’nın %5 indirim sağlamaya çalıştığı ama gerçekte çok daha fazla indirim gereken sürede ne yapmış? %96’lık bir artış! İnanılır gibi değil. 1990 yılında 187.029 Gg CO2 salan Türkiye, yıl 2008 olduğunda bu rakamı 366.502’ye çıkarmış. Eğer Kyoto Protokolü’nde ülkelere getirilen ve benim yukarıda düzenbazlık olarak nitelendirdiğim kolaylıkları eklersek, düşmesi gereken oran daha da artıyor ve %101.1’lik bir artışla karşılaşıyoruz. Rakamlar daha olumlu olsun diye yapılan düzenlemeler Türkiye’nin rakamını arttırıyor! Bu dönemde, Fransa %6.1 (düzenbazlık sonrası rakam: %12.6), Almanya %22.2 (dsr: %18.4) ve İngiltere %18.5 (dsr: %19) oranında salımlarını azaltmış. Arttıranlar yok mu? Tabii ki var ama Türkiye’den sonra en çok arttıran ülke bile (Bu ülke İzlanda ki, ton hesabında olarak Türkiye’nin yanında komik kalıyor) %42 oranında arttırmış. Yani gelişmekte olan ülke sıfatıyla ya da Dünya’nın ekonomik gidişatıyla anlaşılamayacak bir durum bu.

Peki bu rakamlarla utanılacak bir durumda olan Türkiye, 2020 için ne hedeflediğini açıkladı Durban’da? Mevcut artış durumundan %20 azaltma. Yani çok açık bir şekilde, 130.920 Gg CO2 salımını hedeflemesi gereken Türkiye (bu rakam 2008’e göre %70’e varan bir indirim demek) hedef olarak kafa karıştırıcı ama yok etme kapasitesi olarak hiç de kafa karıştırmayıcı bir hedef açıklamış durumda. Üstelik iklim değişikliğinin en acı sonuçlarını yaşayacak coğrafyalardan birisi Türkiye.

Sonuç olarak, Türkiye Dünya’ya örnek oluyor diyebiliriz. Mücadele ediyormuş gibi görünerek, aslında nasıl mücadele etmeyizin örneğini veriyor. Günün fosil ülkesi seçiliyor, salım arttırma rakamlarında en yakınında olan ülkeyi katlıyor ve küresel iklim değişikliği ile mücadelede utanılacak bir performans sergiliyor. Bizim de payımızla tabii ki! O zaman başlıktaki soruyu biraz değiştirerek sona da yazmak gerek: Türkiye olarak el birliğiyle Dünya’yı yok ediyoruz. Haberimiz var mı?

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

İstanbul’da Devrimci Karargah operasyonu

Eski emniyet müdürü Hanefi Avcı‘nın da tutuklandığı Devrimci Karargah örgütüne yönelik operasyonda aralarında Aydınlık Gazetesi‘nin sahibi Mehmet Sabuncu‘nun da bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince kentin çeşitli semtlerindeki birçok adrese Devrimci Karargah örgütüne yönelik operasyon düzenlendi.

Operasyonda ”örgüt üyesi oldukları, yardım ve yataklık ettikleri” iddialarıyla 13 kişi gözaltına alındı.

Polis, bu kişilerin üzerlerinde ve bulundukları adreslerde çok sayıda örgütsel doküman ile dijital malzemeler ele geçirdi.

Bu arada, Aydınlık gazetesinin sahibi ve Genel Müdürü Mehmet Sabuncu’nun Ataşehir’deki evinde de arama yapılıyor. Aramanın Ergenekon terör örgütüne yardım iddiasıyla yapıldığı sanılıyor.

Mehmet Sabuncu’nun yanı sıra bir emekli savcı ve bir emekli askerin de gözaltında olduğu belirtildi.

Endonezya nükleer deneme yasağını onayladı

0

Endonezya, nükleer denemelerin yasaklanmasını öngören küresel anlaşmayı onayladı.

Endonezya parlamentosunun, 1996’da varılan, Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması‘nı bugün onayladığı bildirildi.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için nükleer tesisi ya da araştırma reaktörleri bulunduğu belirlenen 44 ülkenin tamamının onayı geriyor.

Anlaşma ABD, Çin, Mısır, Hindistan, İsrail, Kuzey Kore, İran, Hindistan ve Pakistan tarafından hala onaylanmadı.

Endonezyalı milletvekili Mahfuz Sıddık, anlaşmayı onaylamayan ülkelere, özellikle ABD ve İsrail’e çağrıda bulunarak, anlaşmayı onaylamalarını istedi.

Endonezya 3 nükleer araştırma reaktörüne sahip.

(Cnnturk)

İklim değişikliğini inkar eden “Kirli Düzine”

İklim Müzakereleri Durban’da devam ediyor.  Resmi görüşmeler zorlu ve sıkıntılı geçmesine rağmen Dünya halen Durban’dan umudunu kesmiş değil. Bir yandan resmi müzakereler de devam ederken, diğer taraftan Dünya’nın dört bir yanından gelen aktivistler ve sivil toplum temsilcileri, başarılı, bağlayıcı ve adil bir anlaşma için mücadelelerine devam ediyor.

Dün, Yeşil Gazete’den de haberi yapılan bir eylem vardı.  Sivil toplum temsilcileri Sürdürülebilir Kalkınma için Dünya İş Konseyi toplantısını bastı. Petrol gibi kirleten, yüksek emisyon yayan şirketlerin iklim zirvesindeki lobi faaliyetlerini protesto eden sivil toplum kuruluşlarından Greenpeace, iklim zirvesini baltalamaya çalışan en önemli ve büyük, uluslararası şirketlerin ve kurumların listesini yayınladı. Greenpeace’in yaptığı araştımaya göre “Kirli Düzine” listesi şöyle:

Şirketler

1. Royal Dutch Shell

2. Shell Kanada

Shell şirketleri, dünyada “iklim değişikliğini red eden araştırmacıları ve araştırmaları en çok destekleyen şirketlerin başında geliyor.

3. Arcelor Mittal

Dünyanın en büyük demir çelik şirketlerinin başında elen Arcelor Mittal, ABD’nin iklim değişikliği ile mücadele etmesini engellemeye çalışan ABD Senatosu üyelerini ve adaylarının en önemli fon kaynaklarından biri.

4. Exxonmobile

ExxonMobile, AB’nin 2020’ye %30 Emisyon Azaltma hedefleri vermesine engel olmaya çalışıyor, ve iklim değişikliği bilimsel gerçekliğini inkarı için kaynak yaratıyor.

5. KOCH

Kanada’nın iklim değişikliği ile mücadele etmesini baltalıyor. Yenilenebilir enerji çalışmalarını baltalıyor.

6.BASF

BASF  “iklim değişikliğini ret eden araştırmacıları ve araştırmaları en çok destekleyen şirketlerin başında geliyor.

Kurumlar:

7. Uluslararası Ticaret Odası

8. Sürdürülebilir Kalkınma için Dünya İş Konseyi

9. Kanada Petrol Üreticileri Birliği

10. BusinessEurope

11. ABD Ticaret Odası

12. ABD Petrol Enstitüsü

(Yeşil Gazete)

SPD yönetiminde ilk Türkiye kökenli

0

Almanya‘da Sosyal Demokrat Parti (SPD), Berlin’deki kongresinde yeni yönetimini seçerek hedefini iktidar olarak belirledi. Kongrede Türkiye kökenli politikacı Aydan Özoğuz da genel başkan yardımcıiığına seçildi.

Almanya’da ana muhalefeti oluşturan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Berlin’deki kongresinde hem yeni programını hem de yeni parti yönetimini belirledi. Ancak partinin zirvesinde değişiklik olmadı.

Sigmar Gabriel parti delegelerinin yüzde 91,6’sının oyuyla genel başkanlık görevine yeniden seçildi. Gabriel, 2 yıl önceki kongrede yüzde 94,2 oranında oy alarak genel başkan olmuştu.

Sosyal Demokrat Parti’nin beş genel başkan yardımcısından biri olarak da delegelerden aldığı yüzde 86,8’lik oyla Türkiye kökenli milletvekili Aydan Özoğuz seçildi.

Hamburg milletvekili Özoğuz’un yanı sıra diğer dört genel başkan yardımcıları Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hannelore Kraft, Hamburg Belediye Başkanı Olaf Scholz, Mecklenburg Vorpommern Eyaleti Sosyal İşler Bakanı Manuela Schwesig ve Berlin’e hükümet eden Belediye Başkanı Klaus Wowereit oldu.

Parti yönetimindeki ilk göçmen

Özoğuz, Sosyal Demokrat Parti’nin yönetimine seçilen ilk göçmen kökenli politikacı. Parti içinde geçerli yeni göçmen kotası çerçevesinde yönetim kurullarının yüzde 15’inin de göçmenlerden oluşması gerekiyor.

Parti kongresinde yaptığı konuşmada “Belki beni, biraz da göç ülkesi Almanya’yı temsil ettiğim için seçiyorsunuz” diyen Özoğuz, göçmen kotası sayesinde bu göreve seçildiği imajına kendine güvenen bir tavırla karşı koyuyor.

Kökenini hiçbir zaman inkar etmediğini ifade eden Özoğuz, “Ben Alman’ım, ama doğduğumdan itibaren değil” dedi. Almanca’nın ilk dili olduğunu, ancak anadili olmadığını belirten Özoğuz, Almanya’daki aşırı sağ sorununa da değindi.

1967 yılında Hamburg’da doğan Özoğuz, 90’lı yıllardaki Solingen ve Mölln facialarının kendisinde derin izler bıraktığını belirterek, “Çocuklara acil durumda evi yangın merdivenlerinden nasıl terk edebileceklerini öğretirdik. Bugün göçmen kökenlilere yönelik Neonazi cinayetleri eski yaraları deşiyor” diye konuştu. Özoğuz, Almanya’nın gerçek bir göç toplumu haline gelmesini istediğini de sözlerine ekledi.

Hedef iktidar

Kongrede iktidar hedefiyle yeni programını da belirleyen Sosyal Demokrat Parti, 2013’ün sonbaharında yapılacak seçimlere iddialı girmek istiyor.

Yeşiller’le yapacakları bir koalisyonla iktidara aday olduklarını belirten SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, “148 yaşındaki bir parti bir kez daha koalisyonun küçük ortağı olamaz” diyerek büyük koalisyon seçeneğini devredışı bıraktıklarına işaret etti.

Gabriel, “İnsanların yaşam koşullarını iyileştirmek istediğimiz için iki yıl içinde yeniden iktidara gelmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

© Deutsche Welle Türkçe

Kuraklık Tuna Nehri’nde gemi seferlerini durdurdu

Su seviyesinin rekor düzeyde düşmesi nedeniyle Tuna Nehri’nde gemi seferleri durdu.

Romanya sınırının büyük bir bölümünü oluşturan Tuna Nehri’nde su seviyesinin rekor düzeyde düşünce Bulgaristan kısmında tüm gemi ulaşımı durdu.

Tuna’nın Bulgaristan tarafında Silistre ile Somovit Limanları arasında su seviyesinin en az 15 yerde minimuma indiği belirlendi.

Tuna Nehri’ndeki mevcut su seviyesinin en son 1941’deki kuraklık sırasında tespit edildiği belirtiliyor.

Lom kentindeki limana son üç gündür tek bir geminin bile yanaşmadığı öğrenildi.

Bu durumda en büyük zararı, gemi nakliyat firmalarının gördüğü bildirildi.

(t24)