Ana Sayfa Blog Sayfa 4907

Mumia Ebu Cemal idamdan kurtuldu

0

ABD’de, savcıların idamda ısrar etmeyeceklerini açıklamasından sonra, eski Kara Panterler üyesi Mumia Ebu Cemal‘in ömür boyu hapse çarptırılma ihtimali belirdi.

Şu an 58 yaşında olan Ebu Cemal Philedelphia’da, 1981 yılında beyaz polis memuru Daniel Faulkner’ı öldürmekten suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptırılmıştı.

Savcı Seth Williams’ın, polis memurunun dul eşinin onayıyla idam cezasında ısrar etmeme kararı aldığı belirtildi.

Ebu Cemal’e verilen idam cezası bir dizi temyiz girişiminde onanmıştı. Ancak Federal Temyiz Mahkemesi, jüri üyelerine verilen bazı talimatların yanlış yorumlanmış olabileceği gerekçesiyle, cezanın saptanacağı yeni bir duruşma yapılmasına karar verdi.

Geçen Ekim ayında ABD Yüksek Mahkemesi de davaya müdahil olmayı reddedince, idam cezasında ısrar etmek, ya da ömür boyu hapis cezası isteme kararı savcılara kaldı.

Dava, Ebu Cemal’in Amerikan adalet sisteminde siyahlara karşı önyargının bulunduğunu düşünen dünya çapında pek çok kişinin ilgisin çekiyor.

Ünlü aktörler Mike Farrel ve Tim Robbins, diğer bazı ünlülerle birlikte New York Times gazetesine ilan vererek Ebu Cemal’in yeniden yargılanmasını talep etmişti.

Rap grubu Beastie Boys da geliri Ebu Cemal’in savunma masraflarında kullanılan bir konser düzenlemişti.

(BBC)

Türk-İş kongresi protestolarla başladı

Türk-İş 21. Olağan Genel Kurulu Ankara’da tartışmalı ve gergin başladı. Genel Kurul’da hükümet ve Türk-İş yönetimi protesto edildi.

Türk-İş’in 21. Olağan Genel Kurulu’nda ilk gün oturumu yapılan konuşmalar ve yaşanan tartışmaların ardından sona erdi.

Büyük Anadolu Oteli’nde başlayan Türk-İş 21. Olağan Genel Kurulun bugün yapılan oturumuna Türk-İş’te değişim isteyen Sendikal Güç Birliği delegeleri damga vurdu.

Yaklaşık 600 bin üyesi olan 35 sendikanın bağlı olduğu Türk-İş’in 21. Olağan Genel Kurulu, 362 delegenin katılımıyla Büyük Anadolu Hotel’de başladı. Bugün açılış ve protokol konuşmalarının yapılacağı Genel Kurul’da, genel başkan, yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kurulu için seçimler pazar günü gerçekleştirilecek. Genel Kurul’a Türk-İş yönetimi ve alt sendikaların genel başkanlarının yanı sıra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, KKTC Başbakanı İhsan Küçük, KESK Genel Başkanı Lami Özgen ile çok sayıda milletvekili katıldı. Açılış konuşmasını yapan Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, kıdem tazminatıyla ilgili olarak, “Kıdem tazminatındaki kırmızı çizgilerimiz bizim kazanılmış haklarımızdır” diyerek, kıdem tazminatına dokunulmasına izin verilemeyeceğini söyledi. “Kıdem tazminatına dokunulması halinde Türk-İş’te grev yolu açılacaktır” diyen Kumlu, İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili olarak ‘İşsizlik Sigortası Fonu işçilerindir” dedi. Kumlu ayrıca, fona erişim kolaylığı ve miktar kolaylığı yapılarak uygulama süresinin uzatılması gerektiğini belirtti. Kumlu’nun ardından ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuştu.

KILIÇDAROĞLU’NDAN TÜRK-İŞ’E ELEŞTİRİ

Özelleştirme konusuna değinen Kılıçdaroğlu, dünyanın her yerinde özelleştirme yapıldığını fakat insanı yok sayan bir özelleştirmenin başka yerde olmadığını belirtti. “Aç adamın karnı doyar mı, karnı doymayan bir adama özgürlüğü nasıl anlatacaksınız?” diyen Kılıçdaroğlu, “Siz işçisiniz, gücünüzü salonlarda kullanmayın. Siz gücünüzü buralarda kullanırsanız, yarın gazetelere haber bile olamazsınız” diye konuştu. Anayasal güvencesi olmayan bir sendikacılık olduğuna vurgu yapan Kılıçdaroğlu, anayasada sendikal özgürlük olmasına rağmen, sendikaya üye olan bir yurttaşın işten atıldığını ifade etti. “Taşeron 21. yüzyılın kölelik rejimidir, bunu asla unutmayın” diyen Kılıçdaroğlu, kendisinin taşeron olarak çalışan hem akraba hem arkadaşları olduğunu ve 8 saat değil 18 saate kadar çalıştıklarını söyledi. “Türk-İş’e bir sözüm var. Taşeron işçilerin haklarına sendikalı işçiler sahip çıkacaktır. Eğer Türk-İş, sendikalı işçiler haklarına sahip çıkmazsa, taşeron işçilere de sahip çıkmazlar” diyen Kılıçdaroğlu, taşeron işçilerin sokağa çıktığı zaman aldığı asgari ücretin ellerinden alındığını kaydetti.”Ben Türk-İş Genel Kurulu’nda Tekel İşçileri’nin haklarının alındığını ve teslim edildiğini duymak isterdim” diyen Kılıçdaroğlu, “Onlar yolsuzluk mu yaptı, onlar devleti mi dolandırdı, onlar aldıkları paralarla gemi mi aldılar?” diye sordu.

BOZDAĞ PROTESTO EDİLDİ

Kılıçdaroğlu’nun ardından konuşması için kürsüye gelen Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın konuşması sırasında delegeler ellerindeki “Dokunan yanar” dövizlerini açarken, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek” sloganları ile Bozdağ’ı yuhalamaya başladı. Bozdağ ise protestolara rağmen konuşmasını sürdürdü.  Bozdağ’ın konuşmasının ardından salonda kısa süreli arbede yaşandı.

Bekir Bozdağ’ın ardından Genel Kurul’a hitaben konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Toplu Sözleşme ile ilgili çalışmayı tamamladıklarını ve Bakanlar Kurulu’na göndereceklerini belirtti. “İntibak Yasası’nı da tamamladık. Bunu da bu hafta Bakanlar Kurulu’na gönderiyoruz” diyen Çelik taşeronluk konusuna da değinerek şöyle konuştu: Çelik, “Taşeronluğu sanki biz getirmişiz gibi tepki gösteriyorlar” dedi. Çelik, taşeronluk ile ilgili olarak ayrıca, “Taşeron olarak alt grup işverenlerin haklarına ben değil, biz karar vereceğiz” diye konuştu.

Çelik’in konuşmasında bütün sendikalara eşit olduklarını söylemesi üzerine ise yeniden protesto sesleri yükseldi. Salonda bulunan işçiler, “Memur-Sen” diye bağırdı. Kısa süreli protestonun ardından konuşmasına devam eden Çelik, kıdem tazminatını kaldırmak gibi bir niyetlerinin olmadığını ifade etti. Çelik’in ardından konuşan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural ise, Çelik’in konuşmasına hitaben, “Bakan Arınç’ın konuşmaları ortadadır. Sarı sendikacılığın nasıl olduğunu yaşamsal kıldınız” dedi.

Konuşmaların ardından Genel Kurul’un ilk gün oturumu sona ererken, yarın 2. gün oturumu ile Genel Kurul’a devam edilecek.

DEĞİŞİM İSTEYENLERİN SLOGANLARI

Sabah erken saatlerden itibaren delegeler arasında slogan savaşının başladığı salonda, Sendikal Güç Birliği delegelerinin “Türk-İş’te değişim olacak başka yolu yok”, “Suskun Türk-İş istemiyoruz”, “Katil ABD Ortadoğu’dan defol” gibi sloganlarına karşı, mevcut yönetimin yanında yer alan delegeler “Türk-İş nerede biz oradayız” sloganlarını attı. Genel Başkan Mustafa Kumlu’ya karşı 10 sendikanın oluşturduğu Sendikal Güç Birliği, ortak aday olarak Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ı destekliyor. Güç Birliği Platformu üyeleri arasında Tekel direnişinin örgütleyicisi Tek Gıda İş Genel Başkanı Mustafa Türkel ile Petrol-İş, Basın-İş, Belediye-İş, Deri-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Tezkop-İş, TÜMTİS ve Türkiye Gazeteciler Sendikası da bulunuyor. Öte yandan mevcut başkan olan Mustafa Kumul da yeniden aday olacak.

(EmekDunyasi.Net, DİHA)

Vicdani Ret imza kampanyası başladı

Geçtiğimiz günlerde ilk imzalıyıcıları ile kamuoyuna duyurulan “vicdani ret temel bir insan hakkıdır” imza kampanyası internet üzerinden de başladı.

Kampanyanın çağrısı ve adresi şu şekilde:

VİCDANİ RET BİR HAKTIR!

Savaşın ve savaş hazırlıklarının dolayısıyla zorunlu askerliğin vicdani kanaat ve gerekçeler ile reddedilmesi olan vicdani ret, Türkiye’nin imzalayarak taraf olduğu Birleşmiş Milletler “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ile “Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi”nin 18. Maddeleri; “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”nin 9. Maddesi ve Anayasa’nın 24. ve 25. Maddelerinde güvence altına alınan “düşünce, inanç ve vicdan özgürlüğünün” meşru bir kullanımıdır.

Bu nedenle vicdani reddin Anayasal bir hak olarak tanınmasını ve bu hakkın kullanımını mümkün kılacak, cezalandırıcı ve ayrımcı olmayan, vicdanları zorlamayan bir yasal düzenlemenin en kısa zamanda yapılmasını istiyoruz.

Kampanyaya katılmak için: http://vicdaniretinsanhakkidir.org/

Yeni Zelanda Yeşilleri’nin seçim başarısı

Geçtiğimiz hafta sonu yapılan seçimlerde oyların %10.6 sını almayı başaran Yeşiller  (Green Party of Aotearoa New Zealand ) ülkenin 3. büyük partisi oldu. Parlamentoda 13 sandalyeyi garantileyen Yeni Zelanda Yeşillerinin bir milletvekili daha kazanma şansı bulunuyor.

Yeni Zelanda parlamentosuna ilk kez 1996’da temsilci göndermeyi başaran Yeni Zelanda Yeşllerinin en büyük seçim başarısı bu seçimlerde elde ettikleri %10.6 oy oranı Yeni Zelanda’da seçimlerde muhafazakar Ulusal Parti ( National Party) kazanırken ikinci sıradaki sosyal demokrat  çizgideki İşçi Partisi’nin( Labour) oyları  önemli ölçüde düştü ve İşçi Partisi 9 sandalye yitirdi.

Seçim sonuçları önümüzdeki üç yıl boyunca Parlamentoda çevre korumaya daha duyarlı, adil bir toplumun inşası için daha kararlı  Yeşillerin mevcudiyetiyle herkes için temiz yeşil ekonomi taleplerinin daha yükek sesle dile getirilmesi anlamı taşıyor.

Yeni Zelanda Yeşilleri yeşil düşüncenin siyaset sahnesine ilk çıktığı ülke olarak zengin bir geçmişe sahip

(Yeşil Gazete)

Boğaziçi işgali büyüyor!

Uluslararası kahvehane zinciri Starbucks’ın Boğaziçi Üniversitesi’nde açılan şubesinde başlayan “işgal” eylemleri 3. gününe girerken güçlenerek büyüyor

Yaptıkları açıklamalarda ABD’deki “Occupy” (işgal) hareketine de sık sık gönderme yapan hareket, “üniversiteler büyük sermayenin ve uluslararası şirketlerin hizmetine açılarak bir pazar haline geldi, biz öğrencileri umursayan, ne istediğimizi soran yok” diyor.

Yapılan işgal eylemini “şenlik” olarak niteleyen öğrenciler, mekanda ve üniversite kampüsündeki zamanlarını yiyeceklerini ve sohbetlerini paylaşarak, müzik yaparak ve kitap okuyarak geçiriyor.

Starbucks’ı işgal eden gruplar, salı akşamı 19.00’da yaptıkları açıklamayla “Tutuklu Öğrenciler”le dayanışmalarını da açıkladılar. “Burada işgal eyleminde olduğumuz için Taksim’deki eyleme gelemiyoruz, ama gönüllerimiz sizlerle” diyerek şarkılar söyleyen öğrencilerin yaptıkları video çekimlerine şu adresten güncel olarak ulaşılabilir.

Sansür Evrim Teorisi’nden sonrasını kapsıyor

Güvenli İnternet” kapsamında ‘Evrim Teorisi‘ni anlatan siteye Çocuk Profili altında yasak gelirken, bu teoriye karşı olan siteye ise erişim sağlanabiliyor.

“Güvenli İnternet” döneminin başlamasıyla birlikte kullanıcılar artık Aile veya Çocuk Profili arasında seçim yapabiliyor ve filtreye kendi isteğiyle tabi tutulabiliyor.

Ancak bu profillerin devreye girmesiyle birlikte hangi web sitelerinin bu profillerde yasaklandığıyla ilgili net bir bilgi yok. Çocuk ve Aile Profil Kriterleri Çalışma Kurulu’nun kararıyla belirlenen yasaklı siteler ‘guvenlinet.org’ adresinden de kontrol edilebiliyor. Kullanıcıların oyları da sitelerin yasaklanmasında etkili oluyor.

Akademisyen ve aynı zamanda blogger olan A. Murat Eren ise, Twitter hesabında ilginç bir yasağı takipçileriyle paylaştı. Evrim Teorisi’ini ziyaretçileriyle paylaşan “evrimianlamak.org” sitesi Çocuk Profili altında yasaklı görünürken, bu teoriye karşı duran “evrimaldatmacasi.com” ise filtereye takılmış değil ve bu profil altında görüntülenebiliyor.

(Ajanslar)

“TRT Radyo 3’ü geri istiyoruz”

TRT Radyo 3‘ün yayınının giderek daraltılması ve daha sonra da frekanslarının “Radyo Haber” kanalına tahsis edilmesi, yıllardır Radyo 3 dinleyenlerin protesto kampanyasıyla karşılandı. Kampanyanın açıklaması şu şekilde:

“TRT Radyo 3 klasik müzik ve caz müziği ağırlıklı olarak 30 yıldan fazla süredir yayın yapan harika bir radyo kanalı. TRT Radyo 3′ün yayın alanını yıllar içinde giderek azalttı, Radyo 3 frekansları “Radyo Haber” kanalına tahsis edildi. Üç büyük il ve turistik sahil kesimi haricinde yayının tekrar başlamayacağı TRT tarafından açıklandı.. Anadolu’dan, adım adım sökülüp yok edilen TRT Radyo 3′ü geri istiyoruz. Radyo 3′ün yaşatılmasını, RadyoHaber’e tahsis edilen frekansların geri verilmesini istiyoruz. Siz de destek verin ki Türkiye’nin bir kültür rengi eksilmesin.. Radyo 3 solmasın, yaşatılsın..”

http://radyo3solmasin.wordpress.com/

(Etkinlik: 24 Aralık’ta, portatif – pilli radyolarımızla İstanbul Radyosu önünde buluşup saat 11.00 -11.30 arasında hep birlikte RADYOLARIMIZDAN Radyo 3 dinleyeceğiz. Radyonu Al Radyoevine Gel http://www.facebook.com/event.php?eid=318594358157113)

http://imza.la/trt-radyo-3-u-geri-istiyoruz

Mahmut Alınak’ın tutuklanmadan önceki mektubu

KCK‘ya yönelik operasyonda gözaltına alınan ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan, aralarında eski milletvekili Mahmut Alınak’ın da bulunduğu 6’sı avukat 8 kişi hakkında savcılığın itirazı üzerine yakalama kararı çıkartıldı. Mahmut Alınak ile avukat Mehmet Ayata gözaltına alındı.

Mahmut Alınak’ın tutuklanmadan önce çevresine gönderdiği mektubu aynen yayınlıyoruz:

 

HOŞÇA KALIN

SİZ BU YAZIYI OKUDUĞUNUZDA BEN TUTUKLANMIŞ OLACAĞIM

BİR KORKU İMPARATORLUĞU KURMAK İSTEYEN TAYYİP ERDOĞAN DİKTATÖRLÜĞÜ, AYETULLAH HUMEYNİ, RUS ÇARI KORKUNÇ İVAN VE TARİHTEKİ BENZER DİKTATÖRLÜKLERİN GÜNÜMÜZE UYARLANMIŞ ŞEKLİDİR

Pervasızca hüküm süren Tayyip Erdoğan diktatörlüğü artık tarihteki diktatörlükleri aratmaz hale geldi. Türk, Kürt… tüm siyasi muhalifleri, basını, köşe yazarlarını, kitle örgütlerini ve hak arayan herkesi ağır bir baskı altına alan bu diktatörlük tipik bir Somozo, Ayetullah Humeyni, İdi Amin, Belkçika kralı 2. Leopald, Pol Pot ve Korkunç İvan diktatörlüğüdür. Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile başlatılan yargı operasyonu İsa’nın çağa uydurulmuş çarmıha gerilişidir. Kerbela cinayetinin bir versiyonudur. Tek farkı demokrasi ve hukukla maskelenmiş olmasıdır.

Etnik kökeni ne olursa olsun diktatörlüğe hizmet etmeyen herkes hedeftir. Gerici cemaate mensupsanız devletin tüm imkânları ayaklarınızın dibine serilir. Değilseniz düşman muamelesi görürsünüz. Göz önünde olan şu gerçeği kafamıza iyice sokmamız gerekir: Faturayı sadece muhalif Kürtler değil, bir şekilde Türkler ve öteki halklar da ödüyor. Haklarını aradıklarında coplanarak ve biber gazı sıkılarak, ekonomik sıkıntılarla boğuşarak, yoksullukla cebelleşerek, hastane kapılarında sürünerek, işsizlik cehenneminde yanarak, şovenizmle zehirlenerek, eğitim ve kitle iletişim araçları ile bilinçleri çöle çevrilerek ödüyorlar. Türk insanı nasıl acımasız bir saldırı altında olduğunu görmedikçe, esenliğe ve özgürlüğe kavuşamaz. Çıktığımız bir yolculukta yaralı koltuk komşumuz acılar içinde kıvranırken -şayet ruh sağlığımızı yitirmemişsek- nasıl şen şakrak mutlu bir yolculuk yapmamız düşünülemezse, dünyanın neresinde olursa olsun bir halk ya da bir ülke cendere altındaysa insanlığın mutlu olması mümkün değildir.  Bu apaçık gerçek karşısında tüm insanlık, tüm dünya asırlardır süren Kürt dramına karşı çıkmalıdır. Gerçek mutluluğun anahtarı burada saklıdır. Bunu sadece insani nedenlerle değil, en başta kendi esenliği için yapmalıdır. İyi düşünüldüğünde görüleceği gibi, mazlum Kürt’ün özgürlüğü ve mutluluğu tüm insanlığın, herkesin özgürlüğü ve mutluluğudur. Yaratılmak istenen korku imparatorluğu sadece Kürtleri değil onurlu kalmak isteyen herkesi boyunduruk altına almayı amaçlamaktadır.

Başka bir şey daha: Halkın dini inançlarını dizginsizce sömüren bu diktatörlük, sanıldığının aksine PKK ile sürdürdüğü savaşın bitmesini istemiyor. Çünkü bu savaşı demokratik hak arama özgürlüğünü askıya almak, ezmek ve halkı boyunduruk altında tutmak için bir fırsat olarak kullanıyor. Bu nedenle çatışmalarda hayatlarını kaybeden askerler için söyledikleri tüm sözleri yalan ve sahtedir. Televizyon kameralarının önünde yüzlerine takındıkları üzgün ifadeler ise ustaca resmedilmiş birer maskeden ibarettir. Savaşın bitmesini istemedikleri içindir ki, akan kanın durması ve gençlerin ölmemesi için girişilen her çabayı düşmanca karşılamaktadırlar. Benim bu yönlü gayretlerime karşı kurdukları komplo buna açık bir örnektir. Gençler Ölmesin Ocaklar Sönmesin Girişimi (GEOS) adına İmralı’ ya giderek akan kanın durması için sivil bir açılıma katkıda bulunmak istemiştim. Peki, onlar ne yaptı? Önümü kesmek için –zerre kadar da olsa hiçbir bilgi veya belgeye dayanmadan- beni KURYELİKLE suçladılar! Gel gelelim şimdi ortaya çıktı ki Tayyip Erdoğan’ın kuryeleri Kandil’e gitmiş! Ne var ki siz bu satırları okuduğunuzda ben kuryelik suçlamasıyla tutuklanmış olacağım! Bu küçük örnek bile nasıl karanlık bir oyun kurduklarını gün gibi ortaya koymaktadır.

“Avukatların Öcalan’dan aldıkları talimatları Kandil’e bildirmesi üzerine PKK silahlı baskınlar yaptı, muhtelif yerlerde yüzlerce asker hayatını kaybetti” deniyor. Bu komik iddia doğru ise, demek oluyor ki devlet suç ortaklığı yapmış! Çünkü 12 yıldan beri tüm avukat- Öcalan görüşmeleri devletin gözetimi ve denetimi altında gerçekleşiyor. Görüşmelerin her saniyesi ses ve görüntü cihazları ile kayıt altına alınıyor. Avukatların Öcalan’dan talimat aldığı ve bunları Kandil’e bildirdiği iddiası doğru ise – ki değildir -devlet neden tedbir almadı, neden engellemedi, neden sağır kesildi, neden 12 yıl tuzak kurup pusuda bekledi? Neden göz göre göre onca askerin ölümüne göz yumdu? Hangi karanlık emeller için o gençleri gözden çıkardı? Neden anne ve babaların dünyalarını karartı? Neden binlerce ocağın sönmesine seyirci kaldı?

Tezgâhladıkları bu kanlı siyasetin üstü Seyit Rıza’nın torununu Başbakanlıkta ağırlamakla örtülemez. Bu karanlık siyaset yabancısı olmadığımız kırbaç ve şekerleme siyasetidir. Tayyip Erdoğan bu aldatmacanın hep böyle süreceğini sanıyorsa aldanıyor. Şu yaşlı dünya şimdi yerlerinde yeller esen nice diktatörlükler gördü, geçirdi. Ona şunu hiç unutmamasını tavsiye ediyorum: Kendisi bugün Dersim için nasıl özür diliyorsa, yarın başkaları da şimdi yapılanlar için özür dileyecek. Ve onun tarihteki yeri Korkunç İvan’la Humeyni’nin yanı olacak.

Dostlar; dünya dönüyor, hayat sürüyor. Bu karanlık günler elbette geçecek. Yarınlarda aynalara kendimizden utanarak değil gülümseyerek bakabilmeliyiz. Gün namuslu, cesur seslerin günüdür. Bu ölümlü dünyada çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakabileceğimiz en şerefli miras zaman okyanusunda cesaretle çınlayacak gür seslerimiz olacak. Hoşça kalın. Sevgilerimle

Mahmut ALINAK

Ankara’da permakültür seminerleri

Permakültür Platformu, 17-18 Aralık tarihlerinde Ankara’da permakültür seminerleri düzenliyor. ODTÜ Kimya Bölümü Seminer Salonu’nda gerçekleşecek seminerlerin içeriği ise şöyle:

Permakültüre giriş çalışması, sürdürülebilir insan yerleşimleri tasarımıyla uğraşan Permakültür anlayışının temel konularını tanıtmaya yöneliktir.

Çalışmada Permakültürün ilkeleri, felsefesi ve etiği; Permakültür tasarımı; “örüntü” (pattern) kavrayışı; sürdürülebilir tarım ve beslenme; su yönetimi; enerji kullanımı; barınma; şehir bahçeciliği ve kentsel permakültür; alternatif ekonomiler ve dayanışma biçimleri vakit yettiğince irdeleyeceğiz. Bütün bu konu başlıklarında, gerek kişisel düzeyde gerek toplumsal düzeyde etik, sürdürülebilir ve yıkıcı olmayıp canlılığı artıran alternatif uygulamalar örneklendireceğiz.

Davetiye ve katılım formu için: http://permakulturplatformu.org/?p=2185

Açlık Sınırı 992, Yoksulluk Sınırı 3136 lira

DİSK-AR tarafından Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi’nin desteği ile yapılan araştırmada kasım ayında açlık sınırı 992 lira, yoksulluk sınırı 3136 lira olarak belirlendi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), Kasım ayı için açlık ve yoksulluk sınırlarını açıkladı.

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı biçimde alması gereken kalori miktarı üzerinden hesaplanan beslenme kalıbı dikkate alınarak hazırlanan araştırmanın sonuçlarına göre, dört kişilik bir aile için açlık sınırı 992, yoksulluk sınırı ise 3136 lira olarak açıklandı.

Dört kişilik bir ailede sağlıklı beslenmek ve insanca yaşayabilmek için gerekli olan 3136 liralık harcama şöyle bölünmüş:

* Gıda, İçecek vs: 992 lira

* Giyim ve ayakkabı: 196 lira

* Kira, su, elektrik vb: 887 lira

* Mobilya, ev bakımı: 180 lira

* Sağlık: 70 lira

* Ulaştırma: 306 lira

* Haberleşme:  135 lira

* Eğlence ve kültür hizmetleri: 69 lira

* Eğitim: 61 lira

* Lokanta, yemek, otel vb: 130 lira

* Çeşitli mal ve hizmetler: 111 lira

DİSK-AR tarafından Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyabetik bölümünün hazırladığı “Türkiye’ye özgü beslenme kalıbı”nın, farklı kaynaklardan değerlendirilerek yenilenmesi sonucunda elde edilen veriler dikkate alınarak yapılan araştırmada esas alınan kalori miktarları şöyle:

4-6 yaşındaki çocuk için 1963 kalori

15-18 yaşındaki çocuk için 3244 kalori

Yetişkin erkek için 2953 kalori

Yetişkin kadın için 2658 kalori

Asgari ücretin bir ailenin beslenmek için yapması gereken harcamanın üçte ikisini, insanca yaşamak için yapması gereken harcamanın ise beşte birini karşıladığının ifade edildiği araştırmada, asgari ücretin insan onuruna yaraşır, yoksulluğu giderici bir araç olarak nasıl kullanılabileceğinin tartışılması gerektiğinin altı çizildi. (EKN)

* Araştırmanın tamamı için tıklayın