Ana Sayfa Blog Sayfa 4851

Wall Street İşgalcileri’nden Beyaz Saray’a sis bombası

Beyaz Saray civarında düzenlenen protesto gösterisi sırasında bahçeye atılan, sis bombası olduğu tahmin edilen bir cisim sebebiyle Beyaz Saray’a erişimin geçici olarak durdurulduğu bildirildi.

Dün akşam saatlerinde Washington’da toplanan 1,500 kadar gösterici, Eylül ayında New York’ta başlayan “Wall Street’i İşgal” hareketinin uzantısı olarak “Kongre’yi İşgal” çağrısı yaptılar.

Göstericiler Kongre üyeleriyle görüşmek talebiyle, Beyaz Saray ve Yüksek Mahkeme yakınlarından kortejle birlikte yürürken, Beyaz Saray bahçesine sis bombası olduğu anlaşılan bir cisim atıldı.

AP haber ajansı sis bombasının atıldığı sırada Obama çiftinin Beyaz Saray’da bulunmadığını, Michele Obama’nın 48. yaş günü kutlaması amacıyla dışarıda olduklarını belirtti.

Olay sırasında gözaltına alınan olmazken, Beyaz Saray’ın güvenlik görevlileri kalabalığı dağıttı.

Bombanın atıldığı sırada Beyaz Saray’da buluna gazeteci ve muhabirler bir süreliğine bulundukları yerden ayrılmamaları konusunda uyarıldıklarını belirttiler.

Bu arada eylemcilerin Kongre üyeleriyle görüşme talepleri, polis tarafından geri çevrildi.

Washington’da gün boyunca süren eylemler sırasında ise dört kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

Eylül ayında New York’ta başlayan kapitalizm karşıtı “Wall Street’i İşgal” eylemleri, Amerika’nın çeşitli şehirlerinde farklı şekilde ve boyutlarda düzenlenmeye devam ediyor.

Washington’daki “Kongre’yi İşgal” eyleminin de bu kapsamda düzenlendiği bildirildi.

(BBC)

Fındık üreticisi hariç herkes kazanıyor

Fındık-Sen‘in 2011 raporu her yıl olduğu gibi fiyat ayarlamalarının, müdahale satışlarının ve aracıların hakim olduğu fındık piyasasında üretici hariç herkesin kazandığını ortaya koyuyor.

Bianet’ten Haluk Kalafat’ın haberine göre;

Fındık Üreticileri Sendikası (Fındık-Sen) 2011 Fındık Raporu’nu açıkladı. Fındığın “yok yılı” olan 2011’de üretici lehine bir gelişmenin olmadığının altının çizildiği raporda iklim değişimleri nedeniyle rekoltenin düşmesi, üreticilerin masraflarının artmasına karşın gelirlerinin artmaması ve ihracatçıların spekülasyonlarına izin verilmesi gibi önemli sorunlara dikkat çekildi.

2011 yılı fındık üreticisi için Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü (TMO) 16 Ocak’ta stoklarındaki fındığın bir kısmını piyasaya süreceği haberiyle son bulmuştu.

Bu haber duyulur duyulmaz 2012’nin ilk günlerinde fındık fiyatları düşme eğilimine girdi.

TMO bu alımda ürün arzında sürekliliğin sağlanması ve piyasa istikrarının korunmasını amaçladığını açıkladı. Piyasada arzın artması sonucunda fındığın kilo başına fiyatı  60-70  Krş düştü.

Yılı 7.70 TL’den kapatan fındık fiyatları, dün serbest piyasada 7.00-7.10  TL’den işlem gördü. Fındığın hızlı düşüşü piyasalarda şok etkisi yaratırken, 16 Ocak’tan itibaren satışa çıkarılması beklenen TMO’nun elinde bulunan fındığın piyasayı tepetaklak etmesi alıcı ve satıcıları tedirgin etti.

TMO’nun fındık piyasasına müdahalesi konusunda görüşüne başvurduğumuz Fındık-Sen Başkanı Kutsi Yaşar, fındığın bol olup olmamasının üretici açısından fark yaratmadığını, her şart altında üreticinin asla kazanamadığını söylüyor.

“Fındığın bol olduğu dönemlerde fındık fiyatlarındaki sert düşüşler için serbest piyasanın koşulları bahane gösterilir. Ama aynı kişiler her nedense az olduğu dönemlerde fındık fiyatlarındaki artışı dizginlemek için yapılan müdahaleleri de serbest piyasanın gereği olarak savunurlar.”

Kutsi Yaşar bu durumu şöyle özetliyor: “Her iki şekilde bu piyasa aracılar için hep serbesttir üreticiler içinde hep müdahale edilendir.”

O fındıktan yağ olur

Önceki yıllarda fındık piyasasına  hükümetler Fiskobirlik eliyle müdahale ediyordu.Şimdi de TMO stoklarındaki  90-100 bin ton fındıkla bu rolü üstleniyor.

Kutsi Yaşar TMO’nun Ağustos ayı ortalarında 2011 ürünü daha pazara inmemişken stoklarındaki 70 bin ton fındığı piyasaya sürdüğünü anlatıyor: “Bu müdahale satışıdır, amaç fiyatları sezon başlarken baskı altında tutmak.”

TMO’nun dün satışına başladığı fındığın elinde kalan 2008 yılı rekoltesi olduğunu, aslında bu fındıkların yağ fabrikaları için ayrılması gerektiğini söylüyor Yaşar.

Fındık-Sen her yıl hazırladığı Fındık Raporu’nu da yayınladı. 2011’i TMO’nun müdahale satışıyla kapatan fındık piyasasının sorunları ve çözüm önerileri şöyle sıralandı.

* Fındık bahçeleri 60-80 yıllık. Yani ekonomik ömürleri tamamlamış durumda. Dolayısıyla fındık bahçelerinin yeniden tesis edilmeli.

* Fındık üreticilerinin mesleki örgütü olan ziraat odaları doğrudan gelir desteği aracılığıyla zoraki aidat topluyor. Bu uygulamadan vazgeçilmeli.

* Bölge de son yıllarda Orman İşletme Müdürlüklerinin Kadastro mahkemelerine açmış olduğu davalarda 50-80 yıllık fındık bahçelerinin mülkiyet ve kullanımı sorun yaratmaya başladı. Yeniden orman açmalarına izin vermeyen ancak fındık üreticilerini de mağdur etmeyen bir üçüncü yol mutlaka bulunmalı.

Fiyatlandırmaya ilişkin sorunlar

* Aracıları ortadan kaldıracak, üretici-tüketici zincirini doğrudan oluşturacak yapılara ihtiyaç var.

* Fındık üreticisi lehine Lisanslı Depoculuk uygulamasına bir türlü geçilmiyor. Gelecek yıllarda fındığın  bol olması durumunda fiyatlarda düşmelerde kaçınılmaz olacak, alivreciler * istedikleri gibi ön satışlar yapabilecekler.

* Üreticileri korumak ve kollamak amacıyla kurulan Tarım Satış Kooperatifleri  tasfiye edilmiş, Fiskobirlik işlevsizleştirilerek tabela örgütüne dönüştürülmüştü.

* Dünya fındık üretiminin yüzde 73’nü karşılayan fındıkta dış satım sorunu fazla üretimden değil artan üretime paralel olarak dış satımın ve iç tüketimin artırılamamasından kaynaklanıyor. İç tüketimde toplam üretimin yüzde 10’unu geçmiyor. Çin, Hindistan ve Japonya gibi büyük pazarlar daha yeni keşfedildi. Dünyada hiç fındık tüketmeyen bakir bölgeler bulunuyor.

* Türkiye fındık dış satımını işlemeden yapıyor. Fındık üretmeyen Almanya’nın fındığı işleyerek mamul halde satarak dünya pazarında üçüncü olması hayli ilginçtir.

* Fındık üreticisinin pazarlama gücünü artıracak olan ekonomik örgütleri olan kooperatiflerdir. Kooperatiflerin üreticilerin söz sahibi olacağı demokratik yapılanmalara ihtiyacı var.

* Alivreci tüccar: Bir ürünün fiyatı belli olmadan alıcı ile bir fiyat üzerinden anlaşıp kaparo alarak satış yapan aracılara verilen isim.

Cervantes Enstitüsü’nden “Arjantin Günleri”

Cervantes Enstitüsü, Arjantin’in Ankara Büyükelçiliği ile birlikte 23 Ocak-29 Şubat tarihleri arasında “Arjantin Günleri” başlıklı bir dizi etkinlik düzenleyecek.

Yapılan açıklamaya göre “Arjantin Günleri”, Arjantinli yazar Andres Neuman’ın vereceği “Şehir Yapısı olarak Tango” başlıklı konferans ile başlayacak ve “Sinema ve Futbol” başlıklı sinema günleriyle devam edecek.

Andres Neuman’ın konferansı, Garanti Bankası, Barcelo Eresin Topkapı ve BBVA’nın desteğiyle 23 Ocak pazartesi günü saat 19.30’da Cervantes Enstitüsünde gerçekleşecek.

Neuman konferansta, Buenos Aires’in bir şehir olarak gelişimini Amerika’da benzerine zor rastlanan müzik ve edebi alandaki etkisini, müzik ve bazı tango şarkı sözleri aracılığıyla katılımcılarla paylaşacak.

“Arjantin Günleri” kapsamında 4-29 Şubat tarihleri arasında da ülkenin dünya çapında en çok tanındığı özelliklerinden futbolun konu edildiği “Arjantin: Sinema ve Futbol” başlığı altında sinema günleri düzenlenecek.

Pera Film, İstanbul Cervantes Enstitüsü, Ankara Arjantin Büyükelçiliği ve INCAA  and Arjantin Film Kurulu işbirliği ile hazırlanan, BBVA ve Garanti Bankası’nın destek verdiği film programı, futbol kültürünü perdeye taşımayı, futbol ve sinema hayranlarını bir araya getirmeyi amaçlıyor.

Program, birbirinden ilginç 4 belgesel ve bir kurmaca olmak üzere toplam 5 film içeriyor.

Program kapsamında 4 Şubat’ta, “Maradona’yı sevmek”, 5 Şubat’ta “Arjantin ve Futbol Fabrikası”, 15 Şubat’ta “San Diego’ya Giden Yol”, 17 Şubat’ta “Maradona’yı Sevmek”, 18 Şubat’ta “78 Dünya Kupası, Paralel Bir Hikaye”, 19 Şubat’ta “Arjantin Futbol Kulübü” ve “Arjantin ve Futbol Fabrikası”, 26 Şubat’ta “78 Dünya Kupası, Paralel Bir Hikaye” ve “Arjantin Futbol Kulübü”, 29 Şubat’ta “San Diego’ya Giden Yol” adlı filmler izlenebilecek.

Devlet Tiyatroları’ndan 4 yeni oyun

Devlet Tiyatroları İzmir, Trabzon, Diyarbakır ve Ankara‘da 4 yeni oyunu sanatseverlerle buluşturacak.

Devlet Tiyatroları’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Melek Ökte Sahnesi’nde Sam Bobrick’in yazdığı, Ekin Tuncay Turan’ın Türkçe’ye çevirdiği, Metin Oyman’ın yönettiği ”Halktan Biri” adlı oyunu yarın ilk kez sahneleyecek.

Trabzon Devlet Tiyatrosu ise Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde Dario Fo’nun yazdığı, Füsun Demirel’in dilimize çevirdiği, Mehmet Atay’ın yönettiği ”Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” adlı oyuna yarın prömiyer yapacak.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu 22 Ocak Pazar günü Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Merkezi Orhan Asena Sahnesi’nde Pierre Patelin’in yazdığı, Fügen Sipahi’nin Türkçe’ye çevirdiği, M. Orkun Gülşen’in yönettiği ”Kurnaz Avukat” adlı çocuk oyununa prömiyer yapacak.

Ankara Devlet Tiyatrosu Altındağ Tiyatrosu’nda Musahipzade Celal’in yazdığı, Münir Canar’ın yönettiği ”Kafes Arkasında” adlı oyunu 31 Ocak’ta sanatseverlerle buluşturacak.

(Ajanslar)

Hopa iddianamesinde taş silah sayıldı

Başbakan Erdoğan’ın Hopa mitingi sonrasında yaşanan olaylara ilişkin tutuklanan 4 sanığa yeni bir dava açıldı. İddianamede, sanıklarca kullanılan taş ‘silah’ olarak değerlendirildi.

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Artvin’in Hopa ilçesindeki mitingi öncesi ve sonrasında yaşanan olaylara ilişkin tutuklanan 4 sanığa, 2 yıldan 12 yıla kadar hapis talebiyle yeni bir dava açıldı.

Hopa Cumhuriyet Savcısı Nihat Hırka’nın hazırladığı iddianamede, 12 Haziran 2011 tarihindeki seçim sürecinde AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Hopa mitinginin yapılacağı gün ÖDP, ESP ve Halkevleri üyelerinin, hükümeti protesto için, halkı toplanmaya çağırması üzerine miting alanı karşısındaki Cumhuriyet Meydanı’nda yaklaşık 400 kişinin toplandığı belirtildi.

Protestoculardan bazılarının meydandaki bir inşaata pankart asmak istediği ifade edilen iddianamede, AKP’lileri ‘tahrik edici özelliği bulunan’ pankarta müdahale etmek için inşaata yönelen polislere, protestocularca kalas, demir çubuk ve tuğlalarla saldırıldığı öne sürüldü.

Daha sonra inşaattaki protestocular ile Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kişilerin bir araya gelerek, yapılmak istenen müdahale sebebiyle Hopa İlçe Emniyet Müdürü ile tartıştığı, ardından İlçe Emniyet Müdürünün gruba megafonla, ”yaptıkları eylemin kanunsuz olduğu için dağılmaları” ve ”yaşlı, hasta, çocuk ve kalp ile astım hastalarının uzaklaşması” yönünde 2 kez anons yaparak uyarılarda bulunduğu iddia edildi.

Bu anonslar sonrası İlçe Emniyet Müdürü ile konuşan protestoculardan Ali Aksu’nun megafonla eylemci gruba yönelik olarak ”Biraz önce Hopa Emniyet Müdürü çok talihsiz açıklama yaptı. Hopalılara ‘meydandan ayrılın’ dedi. Biz Hopalıyız, Hopa Meydanı’ndan asla ayrılmayacağız” şeklinde konuştuğu belirtilen iddianamede, polisin ‘dağılın’ ihtarı sonrasında Cumhuriyet Meydanı’nda kalan grubun basın açıklaması yaparak halay çektiği anlatıldı.

İddianamede, kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşüne dönüşen bu olaylarda kullanılan taşın silah olarak değerlendirilmesi ve bu nedenle sanıkların cezasında TCK’nın 265/4. maddesi uyarınca yarı oranında artırıma gidilmesi gerektiğini savunan Cumhuriyet Savcısı Nihat Hırka, şu ifadeleri kullandı:

”TCK’nın 265/4. maddesinde suçun ‘silahla’ işlenmesi, eylemin icrasını kolaylaştırması, faile cesaret vermesi ve mağduru olumsuz etkilemesi bakımından artırım nedeni sayılmıştır. TCK’da ‘saldırı ve savunma amacıyla yapılmamış olsa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler’ silah olarak kabul edilmiştir. Buna göre bu konudaki yerleşmiş içtihatlar da dikkate alındığında şüphelilerce kullanılan ‘taşın’ faile verdiği avantaj nedeniyle silah olarak kabul edilmesi ve TCK 265/4. maddesinin uygulanması gereklidir”

Savcı Hırka, bu nedenlerle olaya ilişkin tutuklanan Erhan Köse, İbrahim Aksu, Yunus Aksu ve Ender Yalçın’ın, yasa dışı gösteriye katılıp güvenlik güçlerine taş atarak direndiği, TOMA aracı ve diğer araçlara zarar verdikleri ve bazılarının yüzlerini bezle gizlemeye çalıştıklarını anlattığı iddianamede, 4 sanığın ”Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etme”, ”görevli memura mukavemet etme” ve ”kamu malına zarar verme” suçlarından ayrı ayrı 2 yıldan 12 yıla kadar hapsini talep etti.

Sanıkların yargılanmasına önümüzdeki günlerde Hopa Asliye Ceza Mahkemesinde başlanacak.

(Ajanslar)

“Kömür çözüm değil”

Kimya Mühendisleri Odası Aliağa’da yapılmak istenen termik santrallerin yalnızca Aliağa için değil, İzmir ve Kuzey Ege kıyıları, hatta bölgenin tamamında büyük bir çevresel felaket yaratacağı uyarısında bulundu.

EGEÇEP, İMECE Derneği, EDP ve TEMA Vakfı temsilcilerinin de destek verdiği açıklamada, Şube Başkanı İrfan İnan, bütün dünyanın temiz ve tükenmez enerji kaynakları peşinde olduğu bir süreçte Türkiye’nin var olan en sorunlu enerji kaynağı olan kömüre yöneldiğine dikkat çekti.

Çoğu Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de olmak üzere 46 yeni kömürlü termik santralin kurulmak istendiğini belirten İnan, Aliağa bölgesinde 19 yıl önce yapılmak istenen termik santralin halkın kararlı mücadelesi ve yargı kararı ile durdurulduğunu hatırlatarak, “O yargı kararlarındaki gerekçeler hâlâ geçerli.

Aliağa’da kurulması düşünülen kömürlü santraller kamu yararına açıkça aykırı olacaktır” dedi.

Devlet devletliğini…

Bazen kış ortasında bahardan kalma günler yaşanır. Güneş bulutsuz gökyüzünde arsızca gülümser, insanların hareketleri canlanır, bazı deniz kenarı kahvelerde sandalyeler dışarı çıkartılır, şaşkın badem ağaçları çiçeğe durur. Ardından bir soğuk hava dalgası gelir; fırtına, kar, buz derken ne olduğunu şaşıranlara eskiler “kış kışlığını yaptı”diye cevap verirler. Kışın henüz bitmediğini hatırlarsınız.

Devlet devletliğini yaptı: Hrant Dink davasının ardından söylenecek tek laf bence budur.  Zaten açılım politikası adıyla piyasaya sürülen umutlar KCK davaları, gazeteci tutuklamaları, öğrencilere ve çevre mücadelesi hareketlerine uygulanan şiddet nedeniyle inandırıcılığını çoktan yitirmişti. Bahar havası fazla uzun sürmemişti, kış kışlığına dönüş yapmıştı.

Hrant’ın avukatlarından Fethiye Çetin mahkeme kararının açıklanmasının ardından yaptığı açıklamada “Bu karar yerleşik bir geleneğin bozulmadığı anlamına geliyor. Nedir bu gelenek? Devletin siyasi cinayetler geleneği, devletin bir kısım vatandaşını düşmanlaştırma geleneği devam ediyor” diyerek devletin devletliğini yaptığını söyledi.

Devlet, devlet olma refleksini göstererek kendisi için kurşun sıkanlara, kurşun sıkmaya azmettirenlere, kurşun sıkanların önünü açanlara, kurşun sıkanlara arka çıkanlara sahip çıktı. Elemanlarını kaptırmadı. Bu dava vesilesi ile emniyet müdürleri, istihbarat daire başkanları, jandarma komutanları, valiler ve vali yardımcıları, içişleri ve adalet bakanları, savcılar ve yargıçlar, Ergenekon’dan olanlar ve olmayanlar bir kez daha kenetlendiler ve kolkola girerek devletin ne olduğunu bizlere bir kez daha gösterdiler. Kararlarını açıkladılar. Karar açıklandığında öfkelendik, üzüldük ama şaşırmadık.

Hrant Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi, halklarının barışması için bir şanstı. Hrant’ı ortadan kaldırarak barış düşüncesini de yok edeceklerini sandılar. Hrant’ın sokak ortasında göz göre göre öldürülmesi toplumun vicdanının henüz körelmediğni görmemizi sağladı, umutlarımızı yeşertti. Bunu sadece bizler değil, devlet de gördü; belki en çok da bundan korktu. Hrant’ın ölümünün ardından vicdanının sesine kulak vererek cenazesini Cumhuriyet tarihinin en görkemli gösterisine dönüştürenler bu işin peşini kolay kolay bırakmayacaklarını göstermişlerdi.

Hrant’ın öldürülmesi Türkiye’de taşların yerinden oynamasına neden olmuştu. Mahkeme sürecinde bütün Türkiye Hrant’ı ölüme götüren süreçte neler olup bittiğini görme fırsatını buldu. Hrant mahkemesini bir farsa çevirenleri daha yakından tanıdı.

Şimdi sıra bizlerde. Devletin kendini koruma refleksine karşı vatandaşların da var olma refleksinin olup olmadığını gösterme fırsatı şimdi elimizde. Hrant’ın öldürülmesinin 5. yılında Devlet’in verdiği karara itirazı olanlar ortalığa dökülüp bu davanın vicdanlarımızda henüz bitmediğini, mahkemelerde de bitmemesi gerektiğini göstermek zorundayız. Devlet vatandaşlarının vicdanlarını hiçe sayarak kararlar alamaz, onları aptal yerine koyamaz.

Fethiye Çetin “..arınmak, yüzleşmek cinayetlere asla diyebilmek için bu dava eşsiz bir fırsattı, ama onlar kullanmak istemediler” diyordu. Devlet bu fırsatı kullanmak istemeyebilir, ama bizler, Türkiye’nin vicdanlı vatandaşları olarak yüzleşmek, arınmak ve cinayetlere asla demek için kararlı olduğumuzu Devlet’e göstermek zorundayız.

19 Ocak’ta Taksim’den Agos’a yürüyerek Türkiye’de hala vicdan sahibi insanların yaşadığını ve davanın bitirilmesi kararını ancak kendilerinin verebileceğini haykırmalıyız.

İnternet karardı

Önümüzdeki hafta ABD’de oylanacak “Çevrimiçi Korsanlığı Önleme Yasası“na (SOPA, Stop Online Piracy Act) karşı bugün tüm dünyada internet karartma eylemleri yapılıyor.

Yurtdışından Reddit, Mozilla, Wikipedia, WordPress gibi sitelerin katılacağı eyleme Türkiye’den destek verecek web siteleri, internet karartma eylemi kararlarını “İnternet Tutulması” adresinden duyurdu.

SOPA nedir?

Çevrimiçi korsanlığa karşı geliştirilen SOPA yasası, ABD Adalet Bakanlığı ve telif hakkı sahiplerinin yasal yetkilerini genişleterek, telif hakkını ihlal eden sitelerin yanısıra, bu ihlali “kolaylaştıran” siteleri engelliyor. Bu durumda, PayPal gibi telif hakkı ihlali yapan sitelerle iş yapan sistemlere ve bu siteleri listeleyen Google gibi arama motorlarına sınırlama getirebilecek; internet servis sağlayıcılarının böyle web sitelerini engellemeleri zorunlu hale gelecek.

Yasayla birlikte Google, Yahoo, E-Bay, Youtube, Wikipedia, Facebook, Twitter ve Ekşi Sözlük gibi içeriği kullanıcılar tarafından oluşturulan sözlük siteleri gibi birçok site sansürle karşı karşıya kalacak.

Yasa önerisini yarın ingilizce sitesini kapatarak protesto edecek Wikipedia’nın yöneticilerinden Geoff Brigham, SOPA’nın online ihlalleri önlemek adına internet sansürünü mümkün kıldığını ve internette ifade özgürlüğüne ciddi bir tehdit yarattığını söylüyor.

* SOPA’yla ilgili ayrıntılı türkçe bilgi için tıklayın.

* İnternet grevinin küresel eylem sayfasına ulaşmak için tıklayın.

Son karar: Emekli vekile 6270 TL

Köşk tarafından veto edilen emekli vekillere maaş zammı düzenlemesi, yapılan değişiklikle Meclis’ten geçti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, ‘kamu vicdanını yaraladığı’ gerekçesiyle veto ettiği emekli vekillere maaş zammı düzenlemesi, Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Gül’ün veto gerekçesi dikkate alınarak yapılan değişiklikle kabul edilen düzenlemeye göre, emekli vekil maaşları Cumhurbaşkanı emekli maaşının yüzde 45’i kadar olacak. Gül’ün vetosuna uğrayan ilk düzenlemede bu oran yüzde 60’tı.

55 ret oyuna karşılık 238 oyla kabul edilen düzenlemeyle, şu an 5500 TL olan emekli vekil maaşı 6270 TL’ye çıkacak.

Costa Concordia kazasında ölü sayısı arttı

İtalya’da kurtarma ekipleri cuma gecesi kayalara çarptıktan sonra batan Costa Concordia yolcu gemisinde beş kişinin daha cesetlerine ulaştı.

Böylece son yıllarda bir yolcu gemisinin karıştığı en büyük kazada ölenlerin sayısı en az 11’e yükseldi.

Yetkililer biri kadın dört kişinin kimliklerini henüz açıklamadı. Ancak sahil koruma görevlilerinden biri bu kişilerin 50-60 yaşlarında olduğunu ve üzerilerinde can yelekleri bulunduğunu söyledi.

Cesetlerin acil durumlarda kullanılan ‘toplanma noktaları’ndan birinin yakınında bulundu.

Bu son gelişme öncesinde yetkililer, kayıp sayısının başta sanılandan yüksek olduğunu belirterek, sayıyı 29 olarak vermişti.

Bunlardan dördünün mürettebat, geriye kalanlarınsa ABD, Almanya, Fransa ve İtalya vatandaşı yolcular olduğu düşünülüyor.

Kurtarma ekipleri geminin günlerdir ulaşamadıkları bölümlerinde hala sağ kalanlar olup olmadığını araştırmak için zaman karşı yarış veriyor.

Ancak, Sahil Güvenlik’ten Marco Brusco, hala ‘bir umut ışığının’ bulunduğunu söyledi.
Patlayıcılarla geçiş açıyorlar

Ekipler, geçişe kapalı olan yerleri açıp ilerleyebilmek için kontrollü patlamalara başvuruyor.

Sahil güvenlik kuvvetleri dalgıç birimlerinin başkanı Rodolfo Raiteri, gemi içindeki koşulların ‘felaket’ olduğunu söyledi.

Raiteri AFP ajansına, “İşimiz çok zor. Koridorlar eşya dolu ve dalgıçların aralarından geçip yüzmesi çok zor” dedi.

Bini mürettebat 4200 kişi taşıyan Costa Concordia, Cuma akşamı Akdeniz turuna çıkmasından kısa süre sonra, Toskana açıklarında bir kayaya çarptıktan sonra yan yattı ve battı.

Geminin sallanmasına ve çalışmalara ara verilmesine yol açan olumsuz hava koşullarının biraz olsun düzelmesi ardından, ekipler bugün girişimlerini yoğunlaştırdı.

İtalya hükümeti, acil durum ilan edileceğini ve olası bir çevre felaketinde kullanılmak üzere ek mali kaynak sağlanacağını açıkladı.

Çevre Bakanı, gemiden bir sıvı sızıntısı olduğunu, ancak bunun yakıt olup olmadığının bilinmediğini belirtti.

Kaza sırasında yolculuğuna yeni başlamış olan gemideki yakıtın boşaltılması için bir Hollanda şirketi ile anlaşıldı.

Yakıtın pompalanmasına Perşembe ya da Cuma günü başlanması, işlemlerin iki ile dört hafta arasında sürmesi öngörülüyor.

Gemiyi işleten şirket, kazaya kaptanın ‘onaylanmadan rotadan çıkmasının’ yol açtığını öne sürdü.

Costa Crociere adlı şirket, kaptan Francesco Schettino’nun kaza sırasında karaya çok yakın seyrettiğini ve şirketin acil durum kurallarını uygulamadığını savundu.

Schettino ölüme sebebiyet verme şüphesiyle gözaltında tutuluyor, ancak kaptan suçlamaları reddediyor.

Kaptan kazaya yol açan kayalıklıların kendisinin takip ettiği su altı haritasında yer almadığını söylüyor.

Yetkililerin kazanın nedenini belirlemek için açtıkları soruşturma sürüyor.

11 yıldır şirket için çalıştığı belirtilen Kaptan Francesco Schettino da kayanın haritalarda bulunmadığını savundu.

Schettino gemiyi yolculardan önce terketmediği konusunda da ısrarlı.

Bugün yargıç önüne çıkarılan Schettino’ya sahil güvenlik ekipleri ile telsiz görüşmeleri dinletildi. Gemiden ayrılıp bir filikaya binmiş olan Schettino yetkililerin sert bir şekilde ‘gemiye dön ve güvertede kaç kişi olduğunu bildir” talimatlarına uzun süre direniyor.

Kaydın sonunda ise, döneceğini söylediği duyuluyor. Ancak sahil güvenlik ekipleri bu sözü tutmadığını söylüyorlar.

Schettino’nun gemiyi yolcuları tahliye edilmeden terkettiği kanıtlanırsa, sadece bunun için bile 12 yıl hapis isteminde bulunulabilir.

Gemi kısa sürede 20 derece yan yattığı için yolcular cankurtaran filikalarıyla tahliye edilememiş, pek çok kişi 30 metre kadar derinlikteki denize atlayıp yüzmeye çalıştı.