Ana Sayfa Blog Sayfa 4850

Dink’in öldürüldüğü yere ulaşıldı

Saat 13.00’te Taksim’den yürüyüşe geçen onbinler Agos’un önüne ulaştı. Hrant Dink’in öldürüldüğü 15.05 gibi tüm yürüyüş kolunun Agos’un önünde olması bekleniyor.

Öte yandan, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, 5 yıl önce katledilen Hrant Dink’in öldürüldüğü yere Ermenice ve Türkçe “Hrant Dink burada öldürüldü. 19 Ocak 2007 saat 15.05” yazılı bir kaldırım taşı döşetti.

Ümit Boyner: Dink kararı vicdanları sızlattı

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, ”Bu toprakların ve toplumun sevdalısı bir vatansever” olan Hrant Dink’in öldürülmesi davasında iki gün önce açıklanan mahkeme kararlarının duyarlı kamuoyunu şoka soktuğunu ve vicdanları sızlattığını belirterek, ”Bu davanın akışında önümüze çıkan şey en somut haliyle Türkiye’de adalete olan inancın sarsılması, hukuk anlayışımızın zaaflarıdır” dedi.

Boyner, TÜSİAD’ın 42. Olağan Genel Kurulunun açılışında yaptığı konuşmada, dünyanın ekonomik krizden geçtiği sırada genel kuruldaki konuşmasında görüşlerini yalnızca ekonomik konulara odaklamayı planladığını ancak bir vatandaş olarak da başka bir maddeler dizisinden bahsetmeden konuşmasını sonlandırmaması gerektiğine inandığını söyledi.

Bu maddelere girmediğinde ülkesini seven bir vatandaş, bir iş kadını olarak vicdanen rahat edemeyeceğini ifade eden Boyner, ”Üstelik değinmek zorunda kaldığım konuların netameli olması nedeniyle, ‘her gördüğün haksızlığı dile getirme’, ‘her aklına geleni söyleme’, ‘dikkatli ol, başını derde sokma’ uyarılarının arttığı bir ortamda bunları söylemenin daha da gerekli olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

Boyner, ”Bu toprakların ve toplumun sevdalısı bir vatansever” olarak nitelediği Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 5 yıl önce bugün katledildiğini anımsattı.

‘Hrant Dink davası, bir gazetecinin öldürülmesinden büyük anlamlar taşıyor’

Ümit Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Aradan geçen zaman zarfında örtbas etme çabaları ortaya çıkarılmasına, eldeki delillere ve bulunan bağlantılara rağmen bu cinayetin gerisindeki asıl sorumlulara erişmek mümkün olmadı. İki gün önce açıklanan mahkeme kararları ise duyarlı kamuoyunu şoka soktu, vicdanları sızlattı. Bir yandan bu kararlara doğru ilerlenirken, diğer yandan cinayetin arka plan bağlantılarını bazı görevlilerin cinayetin işlenmesindeki ya da önlenmemesindeki sorumluluklarını ortaya çıkaran bir gazeteci, deşifre ettiğini sandığı yasa dışı örgütlenmenin parçası olduğu iddiasıyla tutuklandı.”
Hrant Dink davasının, bir gazetecinin öldürülmesinden daha büyük anlamlar taşıyan, temsili bir olay olduğunu ifade eden Boyner, bu davanın seyrinin, alınan kararların Dink’in avukatlarının her aşamada gerçeğe ulaşmak için dişleriyle, tırnaklarıyla mücadele etmek zorunda bırakılmasının, davanın adil bir sonuca ulaşmasını sağlamak için getirdikleri taleplerin geri çevrilmesinin neredeyse sistematik denilebilecek özellikler taşıdığını söyledi. Boyner, şu görüşleri paylaştı:

”Bu davanın akışında önümüze çıkan şey en somut haliyle Türkiye’de adalete olan inancın sarsılması, hukuk anlayışımızın zaaflarıdır. Dink cinayetine ve onun davasının seyrine dönüp göz ucuyla bakmamış olanlar bile, kamuoyunda dikkat çeken başka birçok davada adalet mekanizmasının işleyişini sorgulamak zorunda kaldılar. Masumiyet karinesi, delillerin sağlam dayanakları bulunması, tutukluluğun istisnai bir hal sayılması konularında şikayetler çığ gibi büyüdü. Bir zamanlar ‘Olur böyle şeyler, kurunun yanında yaş da yanabilir’ diye düşünenler ateş ocağa düştüğünde, yargıda usulün önemini daha iyi kavramak zorunda kaldılar. Bu olgular ışığında hukukun üstünlüğü, yargının işleyişi ve adalet duygusunun zedelenmemesi konularında ciddi adımlar atmamız gerektiğine inanıyorum. Kıssadan hisse, çok sıradan da gelse hukukun hepimize gerekli olduğudur. Eğer Türkiye kendi büyük iddialarının altında ezilmeyecekse, o zaman önündeki belki de en önemli hedef gerçek anlamıyla bir hukuk devleti olmayı başarmaktır.”

‘Türkiye, bugünkü eğitim halleriyle orta gelir seviyesini aşamaz’

Boyner daha sonra, derneğin 40. yılı olan 2011’de gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin ekonomik krizleri atlatma konusunda en derin tecrübelerden birisine sahip olduğunu belirten Boyner, bu tecrübenin de etkisiyle ekonominin küresel krizin ilk sadmesini atlattıktan sonra, yüksek bir büyüme performansı göstererek, Türkiye’nin uluslararası sistemde yükselen profiline önemli bir katkı sağladığını ifade etti.

Şu sıralarda ekonomide gözlemledikleri uyarı sinyallerinin Başbakan Yardımcısı Babacan ve ekibinin dikkatinden kaçmadığına emin olduklarını söyleyen Boyner, ”Biliyoruz ki geçmiş başarılar, krizin yeni bir küresel ekonomi yapılanmasına doğru evrildiği sırada başarının garantisi olamıyor. Önümüzde zorlu, güç kararların verilmesini ve alınan kararların çelik gibi bir iradeyle uygulanmasını gerektiren bir dönem olduğu kanısındayız. Türkiye bugün alacağı kararlarla dünya ekonomisindeki birinci sınıf ekonomilerden birisine sahip olmakla ‘orta gelirli ülke’ tuzağına düşmek arasında tercihini ortaya koymuş olacaktır” diye konuştu.

(t24)

Evin Esen hayatını kaybetti

Son olarak Akasya Durağı dizisinde ‘Şaziment’i canlandıran oyuncu Evin Esen, kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Şeker hastası olan ve yalnız yaşayan oyuncu, dün akşam saatlerinde evinde fenalaşınca yardımına komşuları yetişti. Evin Esen önce Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Gazetelerde yer alan iddiaya göre yoğun bakımda yer olmaması nedeniyle Esen ambulansla başka hastaneye sevk edilmek istendi. Ancak 63 yaşındaki oyuncu yolda kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi. Esen’in cenazesi bugün ikindi namazının ardından Karacaahmet Şakirin Camisi’nden kaldırılacak.

Taksim’den yürüyüş başladı

Hrant Dink’in öldürülmesinin 5. yılında, vurulduğu noktaya gitmek için başlayan protesto ve anma yürüyüşü Taksim’den başladı. Taksim trafiğe kapanmış durumda. İnsanlar Şişli yönüne doğru yürüyor.

Fotoğraf: Efkan Bolaç (Twitter)

Kocaoğlu için 397 yıl hapis istemi!

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne yapılan operasyonların ardından özel yetkili savcının hazırladığı iddianame özel yetkili 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul adildi. 34 tutuklu sanığın bulunduğu dava önümüzdeki günlerde İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Birol Çengil tarafından hazırlanan iddianamede, aralarında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun da bulunduğu sanıklar, “ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma, zimmet, rüşvet, belgede sahtecilik, güveni kötüye kullanmak”la suçlanıyor.

Bu arada söz konusu iddianameye ait fotokopilerin sanık avukatlarına pazartesi günü verileceği duyuruldu.İddianamenin kabul edilmesi ile birlikte dava süreci de resmen başlarken dava dosyası üzerindeki gizlilik kararı da kaldırılmış oldu. Bugüne kadar yaşanan operasyon ve gözaltı süreçlerinde hangi şüphelilerin, hangi suçlamalar ile operasyon kapsamına dahil edildiği de ortaya çıkacak.

Kocaoğlu için 397 yıl hapis istemi

Egedesonsoz.com’un elde ettiği detaylara göre yaklaşık 400 sayfalık iddianamede Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu için karıştığı iddia edilen 33 suçla ilgili 397 yıla kadar hapis cezası talep edildiği öğrenildi.

Hızır ve Şenel de örgüt yöneticisi

CMK 250 ve 252. maddelerinden açılan davada Başkan Kocaoğlu suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, birçok ihaleye fesat karıştırma, birçok ihalede edimin ifasına fesat karıştırma, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, görevi kötüye kullanma, İmar Kanunu’na muhalefet, suçu ve suçluyu gizlemekle suçlanıyor. İddianamede ayrıca Büyükşehir Belediyesi eski Genel Sekreteri Ersu Hızır ve tutuklu Genel Sekreter Pervin Şenel Genç’in örgüt yöneticisi olarak belirtildiği ileri sürülüyor.

‘Gençlik sırrı’ bu bakteride mi gizli?

Sibirya’da donmuş toprağın altında keşfedilen, ‘Bacillius F’ adlı bakterinin farelerde yaşlanmayı yavaşlatabildiği belirlendi.

Rus biliminsanlarının kısa süre önce Sibirya’nın daimi donmuş toprağı altında keşfettiği yeni bir tür bakterinin, yaşlanmayı yavaşlatabileceği ortaya çıktı.

Rusya Bilimler Akademisinden yapılan açıklamaya göre, laboratuvarda yapılan deneylerde, “Bacillius F” adlı bakterilerin, bu organizmaların enjekte edildiği farelerin yaşlanmasını yavaşlatabildiği görüldü.

Teste tabi tutulan farelerin, kontrol grubundakilerden daha daha uzun süre yaşadıklarının belirlendiğini belirten Rusya Bilimler Akademisi yetkilileri, elde edilen sonuçları “Etkileyici” diye niteledi.

Rus bilimadamları, enjekte edilen bakterilerin, farelerin doğal savunma sisteminin güçlendirilmesini sağladığını belirterek, “İlk anda, bağışıklık ve bağışıklığın harekete geçme hızını artırıyor” dedi.

Deneylerin, teste tabi tutulan farelerin metabolizmasının yüzde 20 ila yüzde 30 hızlandığını vurgulayan Rus araştırmacılar, bakterilerin ayrıca, yaşlılığa bağlı körlüğün azaltılmasına yardımcı olabileceğinin altını çizdi.

Rus akademisi, kaç farenin teste tabi tutulduğunu belirtmezken, sonuçların güvenilir olması amacıyla deneylerin çok sayıda kobay ile yapıldığını bildirdi.

“Bacilluis F” bakterisinin sıcaklıkların çok düşük olduğu Doğu Sibirya’daki Yakutistan’da keşfedildiği ve ancak sıfırın altında 5 santigrat derece sıcaklığın altında çoğalabildiği belirtildi.

Köprü bize neleri kaybettirecek – Mehveş Evin

Üçüncü köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu’na ayrılacak kaynak, 55 milyar TL. Peki bu parayı, hem daha düşük karbonlu, hem toplu taşımayı daha rahatlatacak çözümlere ayıramaz mıyız?

 

Gündemdeki ‘çılgın’ gelişmeler, İstanbullu’nun hayatını birebir ilgilendiren meselelerin medyada yeterince tartışılmamasına sebep oluyor. Oysa Ulaştırma Bakanı’nın ‘özkaynağımız’la yapılacağını söylediği üçüncü köprü ve bağlantılı yolları şimdi tartışmazsak yarın çok geç olacak.
Üçüncü köprünün şehre vereceği zararlar -göç, yapılaşma, çevre, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik, orman kaybı- çok büyük, bu da akademik raporlarla tespit edildi. ÇED raporu dahi yok. Mahkeme bilirkişi atamadı. Muhalefetin Meclis’e verilen soru önergeleri yanıtlanmadı. Bunların hepsine daha önce değindim.
Öte yandan üçüncü köprüye ayrılacak kaynağın nasıl kullanılabileceği ve ulaşım sorununu çözmek için alternatiflerin ne olabileceği soruları da yanıtlanmalı. İki gün önce,  duble yollara şimdiye kadar ayrılan 43 milyar TL’yle ulaşımda nelerin gerçekleştirilebileceğine yer verdim.
İklim danışmanı Önder Algedik, daha çevre dostu, daha etkin ve modern bir ulaşım politikası için rakamlarla karşılaştırma yapmama yardımcı oldu. Merak edenlerin salı günkü yazıyı okumasını rica ederim.

Geleceği yok eden sistem
Bugün, “Karayolu merkezli bir ulaşım politikası bize neleri kaybettiriyor?” sorusunu soralım. Her şeyden önce, şimdiye kadar duble yollara harcanan paralarla daha konforlu ve ucuz çözümlere şimdiye kadar sahip olabilirdik!
-Yeni köprü, daha fazla otomobilin trafiğe çıkması demek. Haliyle sera gazı salımlarının daha fazla artmasına neden olacak.
-1990 yılına kıyasla, 2009’da yüzde 80 daha fazla sera gazı salıyoruz. Yani, 2050’ye kadar küresel salımların yüzde 90 oranında azaltılması gerekirken biz, tam tersini yaptık.
-Anlayacağınız, bugün toplanan vergilerle geleceğimizi yok eden bir sistemi finanse ettik. Algedik’e göre, böylesi bir tercih yerine 43 milyar TL’yi düşük karbon çözümlerine ayırmış olsak, ciddi bir ekonomi ve yeşil bir iş gücü ortaya çıkardı.

Başka bir dünya mümkün mü?
Türkiye’de sıfır karbonlu ulaşım çözümünü konuşmak size
çok mu komik geliyor? O zaman dünya ülkelerinin ne yaptığına bir bakalım!
Artık pek çok ülke, sıfır karbonlu ulaşım modellerini kuruyor ve yapıyor. Zaten bunu keyiflerinden değil, geleceklerini kurtarmak için yapıyorlar. Sadece AB ülkelerinden de bahsetmiyoruz ha!
Mesela Etiyopya, 2020’ye kadar 5 bin kilometre demiryolu yapmayı ve ağın enerji ihtiyacını da yenilenebilir enerjiden karşılama hedefini adım adım hayata geçiriyor.
Şimdiye kadar duble yollara, yani fosil yakıtlara 43 milyar TL harcadık. Eğer bugün alınan ekonomik kararlar değişmezse,
devamında 55 milyar TL’yi aşan bölünmüş yol ve otoyolları finanse etmeye devam edeceğiz.
Yani ne iklim değişikliğiyle
mücadele edebileceğiz, ne de
toplu ulaşım sorunumuzu çözebileceğiz!

BU PARAYLA NELER YAPILIR?

Peki 6 milyar doları bulan üçüncü köprü maliyetiyle neler yapılabilir? Referans olarak Kadıköy-Kartal metrosu, İzmir metrosu ve Antep hafif raylı sistemlerini alalım.
-1 km. yolun maliyetine bakınca, Kadıköy-Kartal metrosunun çok daha pahalıya mal olduğunu görüyoruz. Nedeni, metronun 40 metre yerin altından yapılması.
-Bu kadar derine kazmanın maliyeti büyük, çünkü civardaki plazalar, binalar çoğaldıkça daha derine inmek  zorundasınız. Anlayacağınız metro geciktikçe daha pahalı hale geliyor.
Tablo şöyle:

 


Mehveş Evin – Millliyet

Bizi affetme Hrant…Saruhan Oluç

Bir mahkeme heyeti, bir yargıçlar topluluğu 5 yıllık bir davayı kendince sonuçlandırdı: Hrant Dink’in öldürülmesinde bir örgüt parmağı yokmuş…

Yüzümüz kızardı. Ama utançtan mı, öfkeden mi, bilemiyoruz. Belki de her ikisinden.

Böyle bir yargı sistemine ve bunu ayakta tutanlara öfkelenmemek mümkün mü? Evrensel ve demokratik hukuk ilkelerinden zerre kadar nasibini almamış, hukuk eğitimini baskıcı, despotik ve demokrasi düşmanı rejimler altında tamamlamış olan, mesleki pratiği ve zihinsel melekeleri bu özelliklerle şekillenmiş olan bir yargı sisteminin adalet dağıtması mümkün mü hiç?

Biz çok iyi biliyoruz ve onlarca yıldır yaşıyoruz ki, aynı yargı sistemi solcular, demokratlar, aydınlar, Kürt muhalefeti söz konusu olduğunda, üç kişiyi yanyana getirip türlü çeşitli örgütleri yaratma maharetini sergiler, şapkadan örgüt çıkarır. İşte öfke yaratan da bu adaletsizliktir aslında.

Yine çok iyi biliyoruz ki, ‘bağımsız yargı olmalı’ diye konuşup duranlar, sözkonusu olan devlet güçleri veya derin devlet ilişkileri olunca, bağımsızlık fikrini hemen rafa kaldırıverirler.

İşte insan bu yargı sistemi karşısında utanç duyuyor.

Aslında 5 yıllık bu davanın özeti şu: Devlet demiş oldu ki, ben katilim ve iş yaptırdığım adamlarımı korurum…

Örgüt belli, ama mahkeme heyeti görmek istemiyor. Adalet dağıtmak üzere görev yapanlar, ‘herşeyi devlet adına yaptım’ diyen bir insanı beraat ettirip, ‘örgüt yoktur’ deyip tarihsel bir utanca imza atıyorlar.

Aslında bu utanç bizim değil; çünkü biz bu utanç yaşanmasın diye mücadele ediyoruz. Ama, insan yine de utanıyor. Onların utanmazlığına utanıyor….

İster HSYK’yı tümden değiştirin, ister Yargıtay’ı ve Danıştay’ı altüst edin, yargı sistemi içindeki kökleşmiş zihniyeti değiştirmedikçe, Ali gider Veli gelir; Ayşe gider Fatma gelir… Ama aynı çürümüşlük, aynı demokrasi düşmanı zihniyet varlığını sürdürür.

1915’de yaşananlara ‘Büyük Felaket’ diyen herkes, Hrant Dink’in öldürülmesinin de ‘Büyük Komplo’ olduğunu biliyor. Dünya alem biliyor ki, bu ‘Büyük Komplo’nun içinde kimi asker ve sivil bürokratlar var. Kimi jandarma, emniyet ve istihbarat güçleri var. Kimi valiler, yardımcıları, alt ve üst düzey bürokratlar var. Kimi siyasetçiler var, eli kanlı çete mensupları var. Şimdi de ortada kapı gibi bir yargı kararı var.

‘Büyük Komplo’ bu işte. ‘Büyük Felaketi’ yaratanların zihniyetiyle, ‘Büyük Komplo’yu kuranların zihniyeti aynıdır.

Şu çok açık ki, bu mahkeme kararı toplumun vicdanında asla kabul görmeyecek. Hiçbir akıl ve fikir sahibi, izan sahibi insan bu kararı benimsemeyecek ve bu dava böyle bitmeyecek.

Hrant’ın yargılandığı mahkemelerde ona karşı gösteri yapıp, onu linç etmeye çalışanların filmleri, fotoğrafları var. Ama mahkeme örgüt bulamıyor. Suçu işleyenlerle şu anda Silivri’de yatmakta olanlar arasında telefon kayıtları var. Mahkeme örgüt ilişkisi tespit edemiyor. İfadeler ortada, kolkola çekilmiş fotoğraflar dosyalarda. Ama mahkeme örgüt bağlantısı bulamıyor.

Peki ya siyasi irade? Yani hükümet, yani AKP… Onlar masum mu? Onlar bu ‘Büyük Komplo’nun neresinde yer alıyorlar?

Onlar da koruyup kollayan pozisyonunda duruyorlar. Fazla ileri gidilirse, devletin derin ilişkilerinin açığa çıkacağından korkuyorlar. O nedenle ‘Büyük Komplo’ya bulaşmış olan kimi asker ve sivil bürokratların yargılanmasını engelliyorlar, kimilerini de terfi ettiriyorlar.

AKP de masum değil. Verilen boş sözler hoş bir sada olarak kalacak. Ama bu leke onları da kaplayacak. Unutmayalım ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne utanç verici savunmaları verenler AKP bürokratları ve siyasetçileridir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı karşısında sus pus olan da AKP Hükümeti’dir.

Ama şimdi kendimize daha çok güveniyoruz. Çünkü gerçeği biliyoruz. Bütün dünya da günün birinde bilecek. Nasıl ki, 1915 yıllar sonra dünyanın her tarafında bilinir ve tanınır olduysa, ‘Büyük Komplo’ da ‘Büyük Felaket’ gibi ortaya çıkacak.

Yeter ki, bu ülkenin dürüst ve namuslu insanları, demokratları, aydınları, barışseverleri susmasın, durmasın, yılmasın…

Bu dava bitinceye kadar bizi affetme Hrant

Saruhan Oluç www.turnusol.biz

Tam 5 yıl oldu… Bugün 13’de Taksim’den Agos’a…

19 Ocak 2007’de Hrant Dink’i öldürdüler.
Tam 5 yıl oldu!

Bütün deliller iki-üç kişinin planlayıp işlediği bir cinayetle yetinmemize izin vermeyecek kadar açık.
İşaret edenler de, tehdit edenler de, öldür diyenler de, pusu kurup erkete bekleyenler de bu işten yakayı sıyırmak üzere.

Görülen o ki, 5 yıldır acımızla alay eden, savsaklayan ve adaletin tetikçilere verilecek cezayla sağlanacağına başından hükmetmiş bir mahkeme yaramıza merhem olmayacak. Korku ve nefret coğrafyasında büyüyen çocukların yaşamını kolaylaştırmayacak.

5 yılda önümüze konanlara bakıyoruz; alacaklıyız! Vicdanı olan herkes 5 yıldır içinde her gün gitgide büyüyen bir yumruyla yaşıyor. Unutulmasına göz yummak, arkadaşımızı bir kez daha öldürecek. Yeni cinayetlerin kapısını aralamayı bekleyen “karanlıkta yaşayanlar”ın hevesini artıracak.

Biz, hakikat anlatıcımızı anmak, bu ülkede vicdanıyla yaşayan insanların varlığını göstermek, “biz bitti demeden bu dava bitmez” demek için biraraya geliyoruz.

5 değil 95 yıl da geçse,
hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz!

HRANT İÇİN!
Saat 1’de Taksim’den Agos’a vurulduğu yere yürüyoruz!

Hrant’ın Arkadaşları
www.hranticinadaleticin.com

Soykırım’ı inkar yasası reddedildi

Fransız Senatosu Anayasa Komisyonu, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan ve Meclis’te kabul edilen yasa teklifinin Senato’nun gündeminde incelenmeye alınmamasını öngören değişiklik önergesini kabul etti.

Önergenin kabul edilmesi tasarının Senato Genel Kurulu’na gitmeyeceği anlamına gelmiyor.

Fransa meclisinde 22 Aralık’ta kabul edilen Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasa teklifi Senato Anayasa Komisyonu’nda görüşüldü.

Anayasa Komisyonu, Ermeni soykırım iddialarının inkarını cezalandırmasını öngeren yasa teklifinin senatoda kabul edilmemesi yönünde sunulan önergeyi oy çokluğuyla kabul etti. Karar 29 kabul, 9 ret ve 8 çekimser oyla alındı.

Önerge komisyonda görüşülmeden önce Kanunlar Komisyonu Başkanı Sosyalist Senatör Jean-Pierre Sueur yasa teklifi için raportör tayin edildi.

Yasa teklifine karşı olmasıyla bilinen Sueur iktidar partisi ve muhalefetteki senatörlerin baskısına rağmen, hukukçu üyelerden oluşan kanunlar komisyonu yasa teklifi aleyhinde görüş bildirdi.

Önümüzdeki hafta 23 Ocak pazartesi günü Anayasa Komisyonu’nun kabul ettiği önerge Senato’da oylamaya sunulacak. Üyeler tarafından önerge kabul edilirse, Fransa Meclisi’nde kabul edilen “inkar” yasası kadük hale gelecek. Ancak önerge kabul edilmezse Senato yasa teklifini  görüşerek oylamada bulunacak.

SUEUR: TEKLİF ANAYASAYA AYKIRI
Fransa Senatosu Kanunlar Komisyonu Başkanı Jean Pierre Sueur, yasa teklifinin Senato gündemine alınmaması yönündeki kararlarına gerekçe olarak “teklifin anayasaya aykırı” olmasını gösterdi. Sueur, teklifin anayasaya aykırı olmasının yanı sıra ifade özgürlüğü ve araştırma özgürlüğüne de aykırı olduğunu söyledi.

“Bu gerekçelerden dolayı biz Kanunlar Komisyonu’nda yasa teklifinin incelemeye alınmamasını istedik” diyen Sueur, “Bizim görüşümüze göre bu yasa teklifi anayasaya aykırı” ifadesini kullandı.

(NTV)