Ana Sayfa Blog Sayfa 4801

Avrupa’dan Kanada katranına engel

Kanada ile Avrupa Birliği ilişkileri geriliyor. AB’nin kendi sınırları içinde sera gazlarını azaltmak için hazırlıklarını sürdürdüğü Yakıt Kalitesi Yönetmeliği, Kanada’dan sert eleştirilere sebep oldu. Kanada’nın katran kumlarından üreteceği akaryakıtların AB’ye ithaline engel oluşturduğu gerekçesiyle yönetmelik taslağını tepkiyle karşılayan Kanada, ulusal çıkarlarını korumak için konuyu gerekirse Dünya Ticaret Örgütü’ne taşıyacağını bildirdi.

Kanada, petrol rezervi açısından katran kumları katıldığında Suudi Arabistan’dan sonra en büyük potansiyele sahip ülke. Ancak katran kumlarından akaryakıt üretimi, çevresel sebeplerle ciddi biçimde eleştiriliyor. Eleştiriler sadece çevre grupları düzeyinde tartışılmakla kalmıyor; konu AB’nin enerji politikalarını biçimlendirecek boyutlarda. Zira katran kumlarından petrol üretimi, neredeyse tamamen Kanada’nın Alberta bölgesinde yapılıyor ve çok büyük bir enerji ve su tüketimine sebep oluyor, bu da çevre ve iklim değişikliği için kötü haber. 23 Şubat’ta Brüksel’de akaryakıt kalite yönetmeliği konusunda yapılacak toplantı öncesi Kanada AB’ye baskılarını artırdı.

AB’nin diğer fosil yakıtlara olmayan bir ön yargıyla hareket ettiğini savunan Kanada yönetimi, katran kumu petrolüne yapılacak bir ayrımcılığın kabul edilemeyeceğini belirtti. Kanada, AB’nin katran kumu petrolüne getireceği bir sınırlamanın diğer ülkeler için de bir örnek teşkil etmesinden ve Kanada’nın bu petrolü çıkarmasına engel oluşturmasından tedirgin. Diğer taraftan çevre grupları, bu katran kumlarının iklim değişikliği için tam anlamıyla bir felaket olacağını (daha doğrusu olmakta olduğunu) belirtiyor. AB, iklim değişikliği politikaları çerçevesinde katran kumu petrolünün AB’ye ithalini bu nedenle düzenlemek istiyor. Konuyu Avrupa merkezli petrol firmaları da yakından takip ediyor.

‘İmamın ordusu’ sözüne hapis cezası

Üç üniversite öğrencisi kendilerini taciz ederek, gözaltına alan polislere ‘İmamın ordusu’ dedikleri için 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Öğrenciler, kendilerini döverek hakaret eden polisler hakkında herhangi bir işlem yapılmazken, çarptırıldıkları hapis cezasıyla bir kez daha mağdur olduklarını söyledi. Üç öğrenci, mahkemenin kararına itiraz etmeye hazırlanıyor.

SDP’nin geçtiğimiz Ekim ayında Mersin’de basın açıklaması yaptığı sırada sokaktan geçen Öğrenci Kolektifi üyesi Emirhan Selek ve Barış Ataman isimli iki üniversite öğrencisi, açıklamayı izlemekle görevli çevik kuvvet polislerinin sözlü tacizine uğramıştı. Polisin tacizi karşısında sessiz kalmayan iki öğrenci ile polis arasında tartışma yaşanmıştı. Polis, bunun üzerine iki öğrenciyi gözaltına almak istemiş, ancak bu sırada olay yerinde bulunan Halkevleri Üyesi Onur Yıldırım öğrencilerin gözaltına alınmak istenmesine tepki göstermişti. Yaşanan tartışma esnasında polisin tutumuna tepki gösteren öğrencilerin ‘İmamın ordusu’, ‘AKP’nin polisleri’ nitelemesinde bulunmasının ardından üç öğrenci polislerce hakaret edilerek ve dövülerek gözaltına alınmıştı. Mağazalar Karakolu’na götürülen öğrenciler, savcılık sorgusunun ardından çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

Geçtiğimiz hafta görülen duruşmada ise mahkeme heyeti üç öğrenciyi, ‘polise mukavemet’ ve ‘görevli memura görevinden dolayı hakaret’ suçlamalarıyla 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı.

“ASIL YARGILANMASI GEREKEN POLİSLERDİR”

Cezaları ertelenen öğrenciler, mahkemenin kararını ANF’ye değerlendirdi. Mağdurken suçlu duruma düşürüldüklerini belirten öğrenciler, karara itiraz edeceklerini söylediler. Öğrencilerden Emirhan Selek, olayın başından beri haksızlığa uğradıklarını belirterek, polislerin kendileri hakkında yalan ifade verdiğini aktardı.

Asıl yargılanması gerekenin kendilerine şiddet uygulayan polisler olduğunu dile getiren öğrencilerden Onur Yıldırım ise, “Biz hem hakarete uğradık, hem de dövüldük. Mağdur olduk ama ceza alan da biz olduk. Polisler bize hakaret ettiği ve şiddet uyguladığı için yargılanmadılar bile. Mahkemenin kararı karşısında çok şaşırdık” şeklinde konuştu.

Bir diğer mağdur öğrenci Barış Ataman da mağdurken suçlu konumuna getirildiklerini, yalnızca ‘İmamın ordusu’ ve ‘AKP’nin polisi’ dedikleri için kendilerine bu cezanın verildiğini söyledi. Öğrenciler, mahkemenin kararına itiraz edeceklerini belirtti.

Türkiye’nin vazgeçilmiş yeri

Aliağa ya kurulması planlanan termik santraller, bölgeyi endüstri çöplüğü haline getirir.

İzmir’in hemen kuzeyindeki Aliağa, bu ülkenin vazgeçilmiş yerlerinden biri. Aynı Dilovası gibi. Türkiye’de yöneticilerin artık vazgeçtiği, nasıl olsa düzelmez diyerek, kirlilik yığdığı noktalar olduğu hissediliyor. Bu vazgeçilmiş yerlerde artık yaşam yoktur, endüstrileşme vardır! Çünkü yaşam önemli değildir. Bir kere yok etme başlamıştır ve düzeltmek yerine tamamen yok etmek uygun görülmüştür. Büyük nüfuslara ulaşım açısından yakın, doğaya verilen zararların etkisinin hissedilmesi açısından ise uzak oldukları düşünüldüğü için de (ne kadar yanlış ve dar bir görüş!) ne kadar doğayı ve sağlığı olumsuz etkileyen yapı varsa vazgeçilmiş yerlere kurulur. Bir kirlilik haberi ya da iklim değişikliği belgeseli için kullanabileceğiniz karelerle doludur buralar.

Aliağa’nın vazgeçilmiş bir yer olduğunu, Aliağa’ya gittiğinizde hemen anlarsınız. Petrol rafinerisi ve ona bağlı olarak petrole dayalı yan sanayiler, gemi söküm tesisleri sizi karşılar. Havanın en güzel olduğu zamanlarda bile Aliağa’da nefes almak, size açık havada zehirleniyormuş hissini yaşatır. Eğer rafineriye ya da gemi söküm tesislerine daha fazla yaklaşacak kadar risk almayı seven bir yapınız varsa, bu his daha da kuvvetlenir.

Şimdi Aliağa’ya, sorun yaratan ve doğanın, insanın düşmanı bu kadar sanayi tesisinin yanına kömürle çalışan yedi tane termik santral kurmak istiyorlar. Kirliliğin, yok edilmiş bir doğanın, nefes alınmaz bir havanın ve çoktan bozulmaya başlamış insan sağlığının üzerine, bir de termik santraller kurmayı planlıyorlar. Aliağa’yı iyice endüstrinin çöplüğü, doğanın kara deliklerinden biri haline getirmek istiyorlar!

O kadar çok neden var ki!

Fakat, Aliağa ve termik santral denildiğinde önce bir durmak gerekir. Bundan tam 22 yıl önce, İzmir ve Türkiye, hâlâ anlatılan ve örnek gösterilen bir karşı çıkışla Aliağa ve termik santral kelimelerini birbirinden ayırdı aslında. İzmirliler, dev bir insan zinciri ve sonrasında gerçekleşen eylemlerle Aliağa’ya kurulması istenen termik santral projesini rafa kaldırdı. Çünkü mesele sadece Aliağa’nın meselesi değil. Aslında mesele sadece İzmir’in meselesi de değil. Türkiye’nin ve hiç görmediğimiz insanların da meselesi bu.

İşte bu yüzden Aliağa’dan vazgeçmek, İzmir’den vazgeçmek, Türkiye’den vazgeçmek ve örneğin Mikronezya’dan veya Tuvalu’dan vazgeçmek anlamına geliyor. Aliağa’nın zehir solumasının, İzmir’in üzerine kül ve asit yağmasının, Ege Denizi’nde varolan yaşamın soğutma suları tarafından yok edilmesinin, küresel iklim değişikliği sebebiyle bir yanıp bir donmamızın ve dünya üzerinde ada devletlerinin sular altında kalmasının hızlanmasının da planı bu termik santraller.

Karşı çıkmak için o kadar çok neden var ki! 22 yıl önce yapılanı, şimdi Gerze’de yapılanı, Türkiye’nin çeşitli noktalarında yapılanları gerçekleştirmek için o kadar neden var ki! İşte bu yüzden Aliağa’dan vazgeçmediğimizi göstermek gerek. Kendimize bir neden seçip bunu göstermeliyiz. Doğa ile savaşarak değil, doğa ile uyum içerisinde, onu yok ederek değil, onun içerisinde yaşamı devam ettirerek bir düzen kurulabileceğini göstermek gerek. Dilovası ya da Aliağa’dan değil, elektrik oburu sistemimizden vazgeçip doğanın ve kendimizin kanser hücresi olmaktan kurtulabiliriz. Nasıl ki santral planlarını hortlatabiliyorsa birileri, biz de karşı çıkışı canlandırmalıyız.

(Bu yazı ilk olarak 19.02.2012’de Radikal 2’de yayınlanmıştır)

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Beşiktaşlı rahat bir nefes aldı: Tüzmen aday değil!

0
Dün itibariyle TFF Başkanlığına aday olduğunu açıklayan Eski Devlet Başkanı Kürşad Tüzmen, Başkan Adaylığından çekildiğini açıkladı.

Buğday’ın 10. yaşgünü Babylon’da

Buğday Derneği 10. Yılını, 21 Şubat Salı günü (bu akşam) Babylon’da, Buğday dostu müzisyenlerin performans ve dinletileri eşliğinde “Yaşasın Tohumlar” temalı gecede kutlayacak…

Buğday hareketinin 22 yıldır attığı tohumlar, 10 yıldır Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin projeleriyle meyve veriyor… Buğday Derneği 10. yılını dostları ile birlikte “Yaşasın Tohumlar” temalı bir geceyle 21 Şubat 2012 tarihinde Babylon’da kutlayacak.

Attığı tohumlarla doğayla uyumlu bir yaşam için mevcut örneklere destek olan ve modeller oluşturan Buğday Derneği’nin “Yaşasın Tohumlar” gecesine, gelecek için sağlıklı tohumlara destek vermek isteyen herkesi bekliyor.

Babylon’un kapıları “Yaşasın Tohumlar” gecesi için saat 19.30’da açılacak. Gecenin ilk etkinliği Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Güneşin Aydemir ve beden perküsyoncusu Tugay Başar’ın, Buğday hareketinin kurucusu Victor Ananias’a adadıkları “Bir Tohum Hikâyesi” konulu performansı olacak.

Gecede, geleceğin tohumlarını kutlamak üzere Yeni Türkü solisti Derya Köroğlu; adı Bulutsuzluk Özlemi ile özdeşleşen Nejat Yavaşoğulları; Richard Hamer, Adnan Karaduman ve Kaan Büyükdoğanay’ın Türk ezgileri içeren yeni caz projesi Aura; masalsı şarkılarıyla kadın ozan geleneğini sürdüren Jehan Barbur; Moğollar’ın efsane gitaristi Taner Öngür’ün yepyeni rock triosu Müselles; tulumdaki ustalığıyla büyüleyen Karadeniz’in genç yeteneği Volkan Arslan sahne alacak.

Ağaçlara ve tohumlara gönül vermiş oyuncu Alper Kul’un sunumuyla renklenecek gecede ekolojik yiyecek ve içecekler sunulacak.

Gecenin biletleri (30 TL) derneğin genel merkezi; Şişli, Kartal, Bakırköy ve Beylikdüzü’nde kurulan %100 Ekolojik Pazarlar; Babylon gişesi; Galata Şifahanesinden temin edilebilir. Bir diğer yol ise Buğday Derneği İktisadi İşletmesi’nin hesabına EFT/havale yapıp dekontunu Babylon’a giriş bileti olarak kullanmak… (Buğday Derneği İktisadi İşletmesi-Garanti Bankası Karaköy Şubesi- 400 Şube Kodu- Hesap No:6295887- IBAN No:TR58 0006 2000 4000 0006 2958 87).

Ayrıntılı bilgi: www.bugday.org – (0212) 252 52 55

[Yazı Dizisi] Monsanto: Skandallarla dolu 50 yıl ~Giriş~

GDO’lu gıda hayatımızın her köşesine yavaş yavaş nüfuz ettirilmeye çalışılıyor. Kamuyounun bu konuda net bir karşı çıkışı olduğu bilinmesine rağmen GDO’lu gıdalara ithalat izinleri hızla ve eksiksiz veriliyor. Halk sağlığı ve bizden sonraki kuşakların “temiz ve doğal gıda” hakları yerine şirketlerin kazanacağı paraların hesapları yapılıyor.

Yine de toplumun GDO konusuna olan tepkisi giderek büyüyor. Çocuğuna “ne idüğü belirsiz”, “canavar” gıda yedirmek istemeyen anneler, tehlikenin büyüklüğünün farkında olan tüketiciler, doğanın ya da “Yaradan’ın işine” karışılmaması gerektiğini savunanlar, doğal tarım ve gıdanın “sürdürülebilir bir gelecek” için tek yol olduğunu bilenler örgütleniyor, GDO’ya karşı seslerini yükseltiyor.

Biz de Yeşil Gazete olarak bu haklı isyana verdiğimiz desteği, GDO denince akla ilk gelen çok-uluslu şirket olan Monsanto’nun ipliğini pazara çıkaran bir dosyayı Türkçe’ye çevirerek devam ettiriyoruz.

Ünlü ve saygın Le Monde gazetesinde geçtiğimiz günlerde yayınlanan bu dosyada Monsanto firmasının zehir, yalan, skandal ve ölüm dolu 50 yılını inceliyoruz.

Orijinal metinden Türkçe’ye çevirinin Tuğçe Tuğran, redaksiyonun Durukan Dudu tarafından yapıldığı bu mini dosyamız 3 yazıdan oluşacak.

İlk yazı 22 Şubat Çarşamba Yeşil Gazete’de.

Cihan Kırmızıgül’ün arkadaşları soruyor

Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi Cihan Kırmızıgül, poşu taktığı için iki yıldır cezaevinde. Şubat 2010’da Kağıthane’de bir bir markete Molotof kokteyli saldırısı yapıldığı sırada Cihan Kırmızıgül de orada oturan bir arkadaşını ziyaret etti. Görgü tanıklarının eylemcilerin poşu taktığını söylemesi üzerine, polis ziyaretin ardından otobüs durağında bekleyen ve boynunda poşu olan Cihan Kımızıgül’ü gözaltına aldı. Olay yerinde bulunan molotof kokteylleri üzerinde yapılan incelemelerde de Cihan Kırmızıgül’e ait parmak izine ya da DNA örneğine rastlanmadı. Ancak yine de “örgüt üyeliği”nden 45 yıl hapis cezası ile yargılanıyor.

YENİ SAVCI CEZA İSTEDİ

Bugün tutuklanmasının üzerinden iki yıl geçti. Cihan’ın üniversiteden arkadaşları Cihan’ın tutukluğunu ve mahkemeyi protesto etmek için Galatasaray Üniversitesi’nden Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşün ardından adliye önünde basın açıklaması yapan Cihan’ın arkadaşları, Cihan’ın iki yıl içerisinde sadece yedi kez hakim karşısında çıktığına dikkat çekerek, gizli tanığın üçüncü celsede gördüğü şahsın Cihan olmadığını belirtmesine rağmen hala tutuklu bulunduğunu ifade ettiler. Cihan’ın arkadaşları açıklamalarına şu şekilde devam etti: “Savcı Mustafa Çavuşoğlu’nun 5’nci duruşmada Cihan’ın beraatini istedi, ancak mahkeme verdiği ara kararda Cihan hakkındaki  ‘kuvvetli suç şüphesinin’ devam ettiğini belirterek, savcının beraat talebini reddetti. Davanın 6’ıncı duruşmasında ise savcı değişti. Yerine Hikmet Usta görev aldı. Savcı neden değişti? Yeni savcı eski savcının görüşüne neden katılmadı? Soruyoruz.”

TÜRKİYE’NİN YÜZDE 37’Sİ ‘TERÖRİST’

“Cihan’ın ömründen çalınan iki yılın hesabını kim verecek?” diye soran Cihan’ın arkadaşları sözlerine şöyle devam etti: “Pardon deyip tazminatı neyse veririz diyerek ömrümüze fiyat mı biçecekler? Gençliğimiz, ömrümüz kaç para? Cevap istiyoruz.” Cihan’ın hikayesine benzer yüzlerce hikaye olduğunun belirtildiği açıklamada,  dünyada terörist olmakla suçlanan yaklaşık 35 binden 13 bini kadarının Türkiye’de bulunduğuna dikkat çekilerek, bu sayının tüm dünyada terörist olmakla suçlanan insanların yüzde 37’sinin Türkiye’de olduğu anlamına geldiği ifade edildi.

‘TMK VE ÖYM KALDIRILSIN’
TMK ve Özel Yetkili Mahkemelerin eleştirildiği açıklamada, “terörist” damgasıyla binlerce insanın keyfi gerekçelerle tutuklandığı ve tutuklanmaya devam edildiği kaydedilerek, “Baskıcı sistemin dayanağı olan TMK kaldırılmalı ve özel yetkili mahkemeler lağvedilmeli” denildi.

CİHAN KIRMIZIGÜL’ÜN KARDEŞİ SERHAT KIRMIZIGÜL: BİR BEKLENTİMİZ VARDI, ARTIK KALMADI
Türkiye’deki hukuk ve adaletin işleyişini anlamak için öyle kitapları hatim etme, ansiklopedileri kurcalamana, yüzyılların birikiminden oluşan yasaları bilmene gerek. Pratiğe bak yeterli. Olması gerekenler ile başına gelenlerin birbirine atar yaptığı bir ülkede olduğunu ancak öyle anlarsın. Anlayıp da idrak edemediysen Fransız Anayasa Uzmanı Maurice Dueverger bir özet geçsin;  “Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar.”  Örnek bol, bir tanesine büyüteç tut “hukuk” ve “adalet” esasen nasıl işliyormuş görürsün.

POŞU TAKTI ÖRGÜT ÜYESİ OLDU

İşte bir örnek; üniversite öğrencisi Cihan, iki yıl önce bugün Kağıthane’de oturan bir arkadaşını ziyaret etti. Üzerinde kot pantolonu, kazağı ve montu olan Cihan, boynuna da poşu takmıştı. Ziyaret bitti, evine dönmek için bir otobüs durağında beklemeye koyuldu. Cihan, olan bitenden habersiz otobüsü beklerken, polisler de yüzlerini poşu ile kapatıp Kağıthane’deki bir markete Molotof ile saldıranların peşindeydi. Cihan’ın hiç şansı yoktu, çünkü polisler çoktaaan Cihan’ın poşusuna tav olmuştu. Kendini bir anda karakolda bulan Cihan, meramını anlatamadan cezaevine konuldu. Günümüzün popüler suçlaması “örgüte üyelik” ten böylece o da nasibini aldı.

TUTANAK SAHTE AMA  BERAAT YOK
Mahkeme süreci mi? Onu da anlatalım:  Cihan’ın evini arayan polis, evde suç oluşturabilecek bir şey bulamadı, Cihan’ın eylemde yer aldığını söyleyen “gizli bir tanık” duruşmada Cihan’ı teşhis edemedi. Cihan’ın canlı takip sonucu yakalandığını iddia eden yedi polisin yakalama esnasında orada bulunmadıkları ortaya çıktı ancak buna rağmen tutanakta imzaları olduğu tespit edildi. Tanık olarak dinlenen polisler, Cihan’ı hatırlayamadı. Görüntü yok, telefon kaydı yok, parmak izi yok. Savcı, tüm bunları gördü “beraat” istedi ama hakim “olmaz” dedi.

İKİ YIL OLDU, GÖZLER MART AYINDA

Ha bugün ha yarın çıkacak derken aylar seneye devrildi aradan 1,5 yıl geçti. Beraat isteyen savcı gitti, yerine Dink davasına da bakan savcı Hikmet Usta geldi. Cihan’ın kaderi Dink davasında söylediği  “devletimize güvenmek zorundayız” sözleriyle dikkat çeken savcı Usta’nın elideydi artık. Savcı Usta, eski savcının mütalaasını eliyle şöyle bir kenara itti, onun yerine sözlerine yaraşır bir şekilde kendi mütalaasını hazırladı. Cihan’a  15-45 yıl arasında hapis cezası verilmesini istedi. Hakim ise ne savcının ne de polisin bulabildiği  delillerin karartılma ihtimali olduğunu düşünerek, Cihan’ın tutukluluğunun devamına karar verdi. Bugün tam iki yıl oldu. Cihan hala cezaevinde. 23 Mart’ta yine hakim karşısında olacak.

19:50’deki telefon kaydı niye yok?
Cihan’ın ağabeyi  Serhat Kırmızıgül, “Bir beklentilerimiz vardı ama iki yılda azaldı azaldı artık kalmadı” diyor.  Her şeyin mahkemenin insafına kaldığını söyleyen Kırmızıgül, mahkemelerin aynı zamanda vicdanlarıyla karar verdiğini ifade ediyor.
Serhat Kırmızıgül, kardeşi Cihan’ın gözaltına alındığı gün 19:50 yaptığı telefon kaydının gerçeği ortaya çıkaracağına dikkat çekiyor: “Gözaltına alındığı günün iki ay öncesi  ile gözaltına alındığı güne ait telefon dökümleri mahkemeye geldi. Cihan’ın görüştüğü kişilerin isimleri, adresleri, GBT kayıtları var. Ancak sadece gözaltına alındığı gün 19:50’de yaptığı kayıt yok. Polis, marketin bombalanması olayının 19:50’de gerçekleştiğini iddia ediyor. Biz bu kaydı da mahkemeden istedik ancak mahkeme kabul etmedi. Şimdi bu kayda nasıl ulaşırız bunun yollarını arıyoruz.”

(Birgün)

Fethiye tecavüz davasında karar aşaması

0

Fethiye de bir kadının 8 kişiden uğradığı toplu tecavüz davası 17 Şubat 2012’de 7. duruşması gerçekleştirildi.

Davada sadece kimlik tespiti yapıldı ve hakim ifadeleri almadı. Daha sonra savcı zanlıların beraatını istedi. Avukatların dava dosyası içinde bulunan bazı görüntülerle ilgili bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak için, görüntüleri inceleme talebini reddetti.

Dava 27 Nisan da tekrar görülecek. Ve son davada karar aşamasına gelinecek.

Davaya Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığının müdahil avukat yollamaması ve Bakan Şahin’nin her olayda gösterdiği o hassas tavrını bu dava da göstermediği gözlendi. Bakanın destek de bulunmaması merak konusu olurken, kadın örgütleri dava görülürken dışarıda da ilginç olaylar yaşadı. Polis kordonunda ilk kez eylem ve destek vermek durumunda kaldılar. İstanbul Feminist Kolektif aktivistine polis kimlik tespitinde bulunmak istedi. Kimlik tespitini reddeden aktivist polisin tehditi ile karşı karşıya kaldı. Polis kimlik tespitinde bulunulmazsa zorla götürüleceği tehditini savurdu kadın aktiviste. Bu konuda başarısız olan polisler bununla da son bulmayarak ,3 ayrı sivil polisler tarafından adeta deşifre edilircesine kamera kaydına alındılar. Davadan çıkan avukatların yolunu kesen polis eylemcilerin kimlik tespiti yapmalıyız diye ilettiler, fakat avukatlarda bu talebi reddettiği gözlendi. Fethiye den ayrılana kadar polis aracı tarafından izlenen kadınlar ildeki diğer aktivistler eşliğinde şehirden ayrılabildiler ancak. Davadan çıkacak sonuç merak edilirken kadın örgütleri tecavüze uğrayan arkadaşımızın mücadelesi sayesinde tecavüzcüleri teşhir edebildik fakat mahkeme tamamen erkek adaleti işletiyor ifadelerinde bulundular. Bu davanın sonucu bu ülkenin kara lekelerinden olmaya aday.  Hala tecavüzcülerin ressamlık, işletmecilik, öğretmenlik yaparak toplum içinde aktif katılımcı olması tecavüzlerin meşrulaştığını gösterirken, kadın örgütleri davanın hassasiyeti ile ilgili adeta bas bas bağırıyor.

İran nükleer tesislerini korumak için askeri tatbikata başladı

İran ordusunun nükleer tesisler gibi hayati yerleri koruyabilmek adına, dört günlük bir askeri bir tatbikat başlattığı duyuruldu. Tatbikat, İsrail’in İran’a saldırabileceği iddialarının hemen ardından geldi.

Diğer yandan Tahran’ın İngiltere ve Fransa’ya petrol ihracatını durdurduğunu açıklamasının ardından Belçika, Çek Cumhuriyeti ve Hollanda’nın İran’dan petrol alımını tamamiyle durdurduğu, Yunanistan, İspanya ve İtalya’nın da azalttığı kaydedildi.

Fransız Dış İşleri Bakanı Alain Juppe, Avrupa Birliği olarak beraber hareket ettiklerini kaydetti:

“Biz alım sürecimizi durdurduk. İran’dan toplam ithalatımız marjinal bir seviyeye düştü. Avrupa Birliği, İran petrol alımlarına ambargo koymuştur.”

Avrupa Birliği, yaptırımlarını 1 Temmuz’dan itibaren İran’ın petrol ürünlerini kapsayacak şekilde genişletmeye karar vermişti.

Diğer yandan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nden bir heyet, nükleer programıyla ilgili batıyla arasındaki gerginliğin yükseldiği İran’ı ziyaret ediyor.

İki günlük ziyaretinde İranlı nükleer yetkililerle biraraya gelecek olan heyetin bazı nükleer tesisleri gezip gezemeyeceği kesinlik kazanmadı.

TFF Başkanlığına 21 aday

0

Türkiye Futbol Federasyonu’nun 27 Şubat Pazartesi günü yapılacak Seçimli Olağanüstü Genel Kurulu için adaylık başvuruları TFF Statüsü’nün 38. maddesi hükümleri kapsamında, 20 Şubat 2012 günü mesai bitimiyle sona erdi. Statünün 38. maddesinde belirtilen yeterlilik şartları ile başvuru süresine ve başvuru belgelerine ilişkin hususlar saklı kalmak kaydıyla, genel kurulda başkan adayı olmak üzere TFF Genel Sekreterliği’ne başvuran kişiler şu şekilde:

1-Ahmet Ata Aksu

2-Erdal Alkış

3-Kerem Mahmut Canlı

4-Erdal Çilek

5-Yıldırım Demirören

6-Yılmaz Göbel

7-Nedim Güneş

8-Dr.Bülent Gürkut

9-İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu

10-Necati Harman

11-Tekin Işıklıgil

12-Mehmet Kara

13-Semi Kopuz

14-Zafer Murat Mermer

15-Ayhan Sağaltıcı

16-Ümit Sarıkaya

17-Mehmet Selçuk

18-Kürşad Tüzmen

19-Adil Yazıcıoğlu

20-Zeki Yürekli

21-Hasan Zinni