Ana Sayfa Blog Sayfa 4797

Bakanlık yoksulların ‘kobay’ olarak kullanıldığını itiraf etti

Sağlık Bakanlığı yoksul ve işsiz yurttaşların para karşılığında denek olarak kullanılmaya zorlandıklarını kabul etti.

Cumhuriyet‘ten Mahmut Ilıcalı‘nın haberi şöyle:

Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de “gönüllü kobaylık uygulaması”na izin verilmesinin ardından uluslararası ilaç firmalarının işsiz ve yoksul yurttaşları para karşılığı kobay olmaya zorladığını kabul etti. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, gönüllü kobaylara ulaşım ve yemek masraflarının dışında çalışma günü kaybından doğan gelir azalmasına ilişkin “makul oranda ödeme yapıldığını” itiraf etti. Sağlık Bakanı Akdağ, klinik ilaç araştırmalarında insanların kobay olarak kullanılmasına yönelik Türkiye’deki yasal altyapının 80 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ifade etti. Akdağ, Türkiye’de uygulanan klinik araştırmalar hakkındaki mevzuatın Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkelerin mevzuatı ile paralel olduğunu kaydetti.

“Makul ölçüde ödeme yapılıyor”
Bakan Akdağ, ticari yöntemlerle gönüllü kobay olmaya zorlanan yurttaşlara ilişkin düzenlemelerin İyi Klinik Uygulamaları Kılavuzu’nda yer aldığını, buna göre gönüllü kobayların araştırmaya katılmasından dolayı oluşabilecek ulaşım ve yemek gibi masraflarının gönüllüler üzerinden herhangi bir zorlamaya neden olmaması veya olumsuz bir etkisi olmaması için ödemelerin tutarı ve ödeme yönteminin incelendiğini belirtti. Akdağ kılavuza göre gönüllü kobaylara yapılacak ödemelerin salt olarak gönüllünün araştırmayı tamamlaması koşuluna bağlı olduğunu ifade etti. Akdağ, bu kapsamda sağlıklı gönüllülerle yapılan çalışmalarda yapılan ödemenin; ulaşım, yemek gibi masraflann dışında “makul ölçüde” çalışma günü kaybından doğan gelir azalmasına ilişkin olduğunu belirtti.

Ukrayna enerjide bağımsızlığı yalıtımda buldu

Tüm Avrupa’yı etkisi altına alan sibirya soğukları Ukrayna’ya zor günler yaşatmıştı. Yüzün üzerinde insanın donarak öldüğü ülkede ısınma ihtiyacını karşılayabilmek için doğalgaz tüketimi rekor seviyeye yükseldi.

Binalardaki izolasyon eksikliği Ukrayna’nın komşusu Polonya’ya oranla üç kat daha fazla enerji harcamasına neden oldu.

Ukrayna bugünlerde Avrupa Birliği’nin desteklediği bir proje kapsamında ısı yalıtımı için yeni çalışmalar yürütüyor:

“Ana okulunda enerji tasarrufu için gerekli çalışmalar tamamlandığında çocuklar için ısı konforu çok üst düzey olacak. Bu proje gerek diğer okullar, gerekse diğer semtler için örnek teşkil edecek.”

Avrupa Birliği’nin 1,5 milyon euro destek sağladığı projeye Ukrayna’da farklı bölgelerden 10 belediye katılıyor. Isı yalıtımı sayesinde % 75 oranında enerji tasarrufu öngörülüyor.

(en)

Amasra termik santrali kabul etmiyor!

Bartın’ın Amasra ilçesinde, kente kurulması planlanan termik santral ile ilgili anlaşmanın imzalanmasına tepki gösterildi.

Amasra’da vatandaşlar, kente kurulması planlanan termik santral ile ilgili anlaşmanın imzalanmasına tepki gösterdi. Protesto eylemine Amasra Belediye Başkanı Emin Timur, Bartın Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Çetin, Bartın Platformu üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Amasra Belediye Başkanı Emin Timur, “Biz biliyoruz ki, Bartın, Karabük, Zonguldak için Çevre Bakanlığı’nca hazırlanan Çevre Düzeni Planı’nda Bartın için termik santrale yer yoktur. Hukuken hiçbir dayanağı olmayan böyle bir yatırımı kaygıyla takip ediyoruz. İlgili bakanlıklar ve şirket, hukuka ve mevcut planlara uymak zorundadırlar. Amasra halkının ve Amasra Belediyesi’nin tek beklentisi, hukuk sınırları dışına çıkılmaması ve Amasra’ya termik santral yapılmamasıdır. Siyasilerin ‘Amasra’ya termik santrale

izin vermeyiz’ söylemine rağmen, Enerji Bakanı’nın yerli kömüre dayalı enerji üretiminden bahsederek, böyle bir toplantıda yer alması önemli bir çelişkidir. Sürecin takipçisi olacak, termik santral yapılmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

Bartın Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Taner Çetin ise, “Bartın Belediyesi dimdik, Bartın ve Amasra halkının yanındadır. Termik santralin yapılması buraya uygun olmadığından biz kalbimizle Amasra’ya termik santral yaptırmayacağız” ifadelerini kullandı.

Eylemciler, konuşmaların ardından “Termik santral istemiyoruz” sloganları attı.

Beşiktaş Avrupa’da devam ediyor

Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi 2. tur rövanş maçında Braga’yı Fiyapı İnönü Stadı’nda ağırladı. Siyah beyazlılar, rakibine 1-0 mağlup olmasına rağmen Portekiz ekibini ilk maçta 2-0 yendiği için adını 3. tura yazdırdı. Beşiktaş 3. turda Atletico Madrid ile karşılaşacak.

UEFA Avrupa Ligi ikinci tur rövanş maçında Beşiktaş, ilk maçta deplasmanda 2-0’lık sonuçla mağlup ettiği Portekiz temsilcisi Braga’yı Fiyapı İnönü Stadı’nda ağırladı. Siyah beyazlılar, rakibine Lima’nın kaydettiği golle 1-0 mağlup olmasına rağmen Portekiz ekibini ilk maçta deplasmanda 2-0 yendiği için adını 3. tura yazdıran taraf oldu.

Beşiktaş, 3. turda milli futbolcu Arda Turan’ın formasını giydiği Atletico Madrid ile karşılaşacak.

Hocalı neyi örtüyor – Rober Koptaş

‘Ermeni yalanına sessiz kalma’ diye koca koca harflerle duyurulan miting çağrısından bir türlü kaçamıyoruz son günlerde. Yerin üstünde, en işlek caddelerdeki billboard’larda; yerin altında metro istasyonlarında, nereye gitsek oradalar. Tedirgin adımlarla uzaklaşıyoruz çoğu zaman. Olur a, birileri büyük günahımızı, Ermeni olmaklığımızı anlar, ‘Vay seni gidi yalancı!’ diye üzerimize çullanır…

26 Şubat’ta 20. yıldönümü nedeniyle anılacak olan Hocalı Katliamı için, Taksim Meydanı’ında bir miting düzenlenecek. “Hocalı soykırımı bir daha yaşanmasın, sen de katıl!” çağrısına yer verilen afişte, 26 Şubat 1992’de ne oldu sorusunun altında, şu cümleler yer alıyor: “Ermeni ordusu bir gecede Hocalı şehrini yok etti. Hocalı’da bir soykırım yaşandı. Azerbaycan toprağı, Türk yurdu Hocalı, 22 yıldır Ermenistan işgalinde. 1 milyon insan sürüldü. Binlerce masum katledildi. Bir daha Hocalı, Srebrenitsa, Hama ve Humus yaşanmasın diyorsanız, 26 Şubat Pazar, saat 14’te Taksim’de olalım.”

Hocalı’da öldürülen masum canlar için acı duymamak elde mi? O fotoğraflardaki parçalanmış bedenlere yürek sızısı duymadan bakabilmek mümkün mü? İster Azeri, ister Kürt, ister Türk olsun, masum insanların katledilmesinden sevinç duymak insanlığa sığar mı?

Ama gelin, eğri oturup doğru konuşalım. Ben diyorum ki, Türkiye’de bugün Hocalı’nın bu kadar büyük bir kampanyayla anılmasının ardında, 1915’in konuşulmasını engellemek, bu konudaki tartışmayı bastırmak ve bu konuda milliyetçi bir yığınak yaparak milliyetçi-ulusalcı söyleme yeni cephaneler sağlamak çabası var. Yok diyebilir misiniz?

Azerbaycan ve Karabağ meselesi, Türkiye’de yıllardır derin devletin cirit attığı verimli bir saha oldu. Soydaşlık, kardeşlik, iki devlet – tek millet söylemleriyle oluşturulan sıkı bağlar, Türkiye’nin iç ve dış siyasetine ambargo koymak için kullanıldı daima. Kardeş Azerbaycan’da darbe girişimlerine destek vermek bu siyasanın en belirgin örneklerinden biri değil miydi? Daha dün Ermenistan’la diplomatik ilişkileri başlatan, sınırların açılmasını sağlayacak protokoller, Azerbaycan lobisi kozunun ileri sürülmesi ve Başbakan Erdoğan’ın bile isteye kendini bu milliyetçi-ulusalcı politikaya rehin vermesi sonucunda tarihin çöp sepetini boylamadı mı?

Bugün kalabalıkları Hocalı’yı anmak için Taksim’de toplanmaya çağıranlar gerçekten masum insanları mı anıyorlar? Yoksa başka masum ölülerin anılmasını engellemeye mi çalışıyorlar? Hocalı’yı soykırım olarak adlandıranlar, Azerbaycan Ermenilerinin benzer travmalarının, mesela Sumgayit’in lafının edilmesine tahammül edebilir mi? Madem ki Hocalı bir soykırım ve onlar soykırımların tekrarlanmasını istemiyorlar, 1915’in masumlarını da aynı kalp acısıyla anabilirler mi? Hocalı soykırımı bir daha yaşanmasın dileğinin yanına, Ermeni soykırımı bir daha yaşanmasın cümlesini eklemeyi zihinlerinden geçirebilirler mi? “Ermeni yalanına sessiz kalma” diyenler, kendi yalanlarının üstünü örtmeye çalışıyor olmasın.

Hocalı, Sumgayit, Karabağ, Uludere, Der Zor… Yaşadığımız coğrafyanın bahtsızlık nişaneleri. Oralarda ölen onlarca, binlerce, yüzbinlerce masum insan, bizlerin vicdanında, halkların barışçı geleceğine dair umudu borçlu olduğumuz kurbanlar… Bizim tek samimiyet testimiz, onların hiçbirini diğerine yeğ tutmamaktan geçiyor. Ne yazık ki, Hocalı katliamının 20. yıldönümünde, Taksim böyle bir samimiyete sahne olmayacak.

Rober Koptaş  – AGOS

 

Merkel öldürülen Türkler için konuştu: Unutturmayacağız

0

Almanya’da aşırı sağcıların öldürdüğü Türkler, Berlin’de düzenlenen devlet töreniyle anılıyor.

Konzerthaus am Gendarmenmarkt’taki anma töreninde konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel, ırkçı cinayetleri işleyen Nasyonel Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünü kınadı. Merkel, “Bu tarz olayları çabuk unutuyoruz. Bu adil değil” dedi.

Merkel’in ardından kürsüye örgütün ilk kurbanı Enver Şimşek’in kızı Semiya Şimşek ve sekizinci kurban Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze Kubaşık çıkacak. Kubaşık ve Şimşek Nazım Hikmet’in “Davet” şiirini okuyacak.

Törene, istifa eden Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un yerine geçmesi beklenen Joachim Gauck ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu heyeti de katılıyor. Ayhan Sefer Üstün başkanlığındaki heyet, konuyla ilgili rapor da hazırlayacak.

Örgütün kurbanları anısına bugün Almanya’daki resmi binalarda bayrakların yarıya indirildiği bildirildi.

8 TÜRK 1 YUNAN 1 ALMAN
Almanya’da NSU üyeleri Uwe Mundlos, Uwe Böhnhardt ve Beate Zschaepe, 2000 ile 2006 yılları arasında sekizi Türk, biri Yunan olmak üzere dokuz göçmeni, 2007 yılında da bir Alman polis memurunu öldürmüştü. Dokuz göçmeni aynı silah ile öldüren ırkçı katillerin, kurbanlarının ölüm anlarını da kameraya aldıkları ortaya çıkmıştı.

TEMSİLİ 12 MUM
Anma töreninde ayrıca Cemal Reşit Rey’in Andante ve Allegro bestesi (Keman ve Yaylılar Orkestrası için) ve Johann Sebastian Bach’ın eserleri de orkestra tarafından seslendirilecek. Programda kurbanlar anısına 12 mum yakılacak. Mumlardan 10’u NSU terör örgütünün katlettiği kurbanlar için yakılırken, bir mum daha önce ırkçı cinayetlere kurban gidenleri sembolize edecek. Diğer mum ise gelecekte ırkçı cinayetlerin olmaması için ülkeye ışık ışık tutması dileği ile yakılacak.

(hürriyetplanet)

İnekler GDO’yu bakanlıkta protesto etti

GDO’lu ürünlerin izne tabi şekilde piyasa sürülmesini protesto eden inek kostümlü Greenpeace eylemcileri, “Bakanlığının adı da ‘Gıda’ değil ‘GDO, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ olarak değiştirilsin” dedi.

Resmi Gazete’de dün yayımlanan yönetmelik değişikliği ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, şimdiye kadar piyasaya sürülmesi yasak olan GDO’lu ürünlerin, Risk Değerlendirme Komitesi’nin onayı aracılığıyla market raflarında yer almasının önünü açtı.

Yönetmelik değişikliğini, inek kostümü giymiş Greenpeace eylemcileri, bugün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı önünde ellerinde “GDO mu? Yemezler!” yazan pankartlarla GDO yönetmeliğinde dün yapılan değişikliği protesto etti.

Greenpeace Akdeniz Tarım Kampanyası Sorumlusu Tarık Nejat Dinç, “Dün GDO’larla ilgili dünyada iki önemli gelişme yaşandı. Birincisi Çin Hükümeti’nin GDO’lu gıdaları ülke genelinde yasaklama kararıydı. Diğeri ise Türkiye’de Danıştay’ın aldığı yürütmeyi durdurma kararı gereğince Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın GDO yönetmeliğinde yaptığı değişiklikti.

“Bakanlık yaptığı değişiklikle antibiyotik direnç geni içeren GDO’ları yasaklamış gibi gösterirken, gerçekte izne tabi hale getirdi. Yani bir önceki yönetmelikte varolan yasağı fiiliyatta kaldırarak esasen hukuğun arkasından dolaştı. Çin’de ve Türkiye’de yaşanan bu iki farklı uygulamayı görünce ‘Herkes gider Mersin’e, Bakan Eker gider tersine’ demekten kendimizi alamıyoruz” diye konuştu.

 

Tarım değil, GDO bakanlığı

Dinç, eylemin amacını şöyle anlattı:

“Geçen hafta başlattığımız Yemezler kampanyamızda biz de Greenpeace olarak kanun ve yönetmelikte değişiklikler yapılmasını bekliyorduk. Ancak Biz GDO’ların hem insan gıdası, hem de hayvan yemi olarak kullanılmasının topyekün yasaklanmasını istiyoruz.

“Bu süreçte ithal edilmiş olan mevcut GDO’lu yemlere dair de, sözkonusu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta gibi ürünlere GDO etiketi konma zorunluluğunu bekliyoruz. Oysa GDO’lar konusunda muhafazakar olduğunu iddia eden Sayın Bakan ise, GDO’ların ithalatını daha da serbest hale getirecek kararlara imza atıyor. Eğer sayın Bakan tercihini GDO’lardan yana koyuyorsa Bakanlığının adını da ‘Gıda’ değil ‘GDO, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ olarak değiştirsin.”

 

Olumsuzluğu bilimsel ve hukuki olarak kanıtlandı

TMMOB Ziraat Mühendisleri’nin de içinde olduğu GDO’ya Hayır Platformu da “olumsuzluğu bilimsel verilerin yanında artık yargı kararıyla da onaylanan antibiyotiklere karşı direnç genli GDO ve ürünleri için Bakanlığın aynı hassasiyeti göstermemesi son derece düşündürücüdür” dedi. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Antibiyotiğe karşı direnç geni, bitki hücresine yapay bir şekilde dışarıdan sokulan gen ya da genlerin işlev görüp görmediklerinin tespitini yapabilmek amacıyla aktarılmaktadır. Aktarım tamamlandıktan sonra hücrelerin bulunduğu ortama yüksek dozda antibiyotik ilave edilir. Aktarılan genler işlev görmeye başladıysa hücreler antibiyotikten zarar görmez. Genler işlemiyorsa hücreler ölür. Canlı kalan hücreler uygun tekniklerle çoğaltılarak GDO’lu tohumlar oluşturulur. Ancak, antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO’lu ürünlerin (gıda ve yem) tüketilmesi gerek insan sağlığında gerekse veteriner hekimlikte kullanılan antibiyotiklere karşı direnç oluşmasına neden olabilmektedir. Bu da rahatsızlanan insan ve hayvanın tedavi edilmesinin zorlaşması hatta imkansızlaşması anlamına gelmektedir.

“Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bilinçli ya da bilinçsiz yaptığı yönetmelik değişikliğini en kısa sürede yargı kararına uyumlu hale getirmediği takdirde GDO’ya Hayır Platformu halkımızın ve çevrenin sağlığının korunması konusunda üstüne düşen sorumluluğu yerine getirecektir.”

 

Ne olmuştu?

Türkiye’de ilk biyogüvenlik mevzuatı 26 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe giren Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik oldu. Bu yönetmelik ile “insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sürülmesi” yasaklanmıştı. Ancak, 20 Nisan 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile bu yasak kaldırıldı. 2010 yılında çıkarılan Biyogüvenlik Yasası’na da böyle bir yasak konmadı.

Biyogüvenlik Yasası çerçevesinde 13 Ağustos 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelikte de antibiyotiğe karşı direnç geni yasağının yer almaması üzerine Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı dava açtı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, “GDO’lu ürünlerin ithalatının ve piyasaya sunulmasının tamamen serbest bırakılmasının taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve kamu yararı ilkesine aykırı olduğuna” hükmetti.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 22 Şubat 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile yasaklara “GDO ve ürünlerinin, insan ve hayvanların tedavisinde kullanılan antibiyotiklere direnç genleri içermesi halinde, bu ürünlerdeki direnç genlerine yönelik bilimsel araştırma sonuçlarının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olmadığı Risk Değerlendirme Komitesi raporu ve Kurul Kararı ile tespit edilmedikçe bu ürünlerin ithal edilmesi ve piyasaya sürülmesi” hükmünü eklendi.

(Bianet)

30 bin öğretmen ortada kaldı

0

Danıştay’ın kararıyla Anadolu liselerine sınavsız öğretmen atanması durdurulunca MEB, sınav yapma kararı aldı.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Anadolu liselerine yine sınavla öğretmen alacak. Bakanlık 2010 yılında hazırladığı yönetmelikle Anadolu liseleri dışındaki fen, sosyal bilimler, güzel sanatlar ve spor liselerine öğretmen seçimini sınavla yapma düzenlemesine giderken, bu liselere öğretmen seçiminde sınavı kaldırmış ve sınavsız atama yapmıştı.

HaberTürk’ün haberine göre; bu karara ilişkin açılan dava sonucunda Danıştay, bu hükmün yürütmesini durdurdu. Bunun üzerine de bakanlık bu okullara da öğretmen ataması yapabilmek için sınav düzenlemek zorunda kaldı. Fen, sosyal bilimler, güzel sanatlar, spor ile her türdeki Anadolu liselerine öğretmen alımı için bakanlık 10 Mart’ta sınav yapacak. Ancak bu sürede bu okullara sınavsız atanan yaklaşık 30 bin öğretmenin de durumları belirsiz oldu. Eski Eğitim İş İstanbul Şube Yöneticisi Maksut Balmuk, “Sınavsız olarak atanan bu öğretmenler ne olacak?” diyor. Sınavsız atanan öğretmenlerin Anadolu liselerindeki görevlerine ilişkin ise bakanlık henüz bir açıklama yapmadı.

Sınava kimler başvuracak?

Fen, sosyal bilimler, güzel sanatlar, spor liseleriyle Anadolu liselerine öğretmen alımı için gerçekleştirilecek sınava başvurular 27 Şubat’ta son buluyor. Başvuruda 10 Mart 2012 tarihine kadar 3 yıl hizmet şartı aranıyor. 60 ve üzeri puan alan adaylar başarılı sayılacak.

Başvuru ücreti 80 TL

Öğretmenler 2009 yılı sonunda yapılan sınavda başvuru ücretinin 30 TL olduğunu hatırlatarak, bu rakamın 80 TL’ye çıkarılmasına tepki gösteriyor. Öğretmenler, “Bu ücret ÖSYM’nin yaptığı sınav ücretlerinden bile daha fazla” diyor.

Cinsiyete göre kürtaj skandalı

0

İngiltere, bazı ailelerin cinsiyetini beğenmediği bebeklerini kürtajla aldırması skandalını konuşuyor.

İngiltere’de bazı doktorların bebeğin cinsiyetine göre gelen talepler doğrultusunda kürtaj yaptığı öne sürüldü.

Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, bu tür uygulamalar yasadışı olsa da kimi klinikler, sahte belge hazırlayıp işlem yaptı.

Gazete, bu uygulamanın sosyal ve kültürel nedenlerle yaygın bir hal almaya başladığı yolundaki kaygılar üzerine ülkenin değişik yerlerinde dokuz farklı klinikte gizli çekim yaptı.

Görüntülerin bir bölümünü, gazetenin internet sitesinden yayınlandı.

Avrupa Konseyi geçen yıl İngiltere dahil tüm üyelerini bebek bekleyen ailelere cinsiyete bağlı kürtajı engellemek için bebeğin cinsiyetini söyleme politikasına son vermeye çağırmıştı.

O tarihten bu yana birçok hastane bu tür bilgileri açıklamıyor.

İngiltere’de kürtaj 24 haftaya kadar yasal ancak cinsiyete dayalı gebeliğe son verme işlemi hukuk dışı.

Gazeteye konuşan Sağlık Bakanı Andrew Lansley, iddiaların kendisini kaygılandırdığını söyledi: “Cinsiyet ayrımcılığı hukukdışı ve ahlaken yanlıştır. Bu konunun derhal araştırılması talimatı verdim.”

Galatasaray-Beşiktaş derbisi Fırat Aydınus’un

0

Spor Toto Süper Lig’de Galatasaray ile Beşiktaş arasında 26 Şubat Pazar günü yapılacak derbi maçı hakem Fırat Aydınus yönetecek. Dev mücadele saat 19.00’da başlayacak.

Spor Toto Süper Lig’de Galatasaray ile Beşiktaş arasında 26 Şubat Pazar günü yapılacak derbi maçı hakem Fırat Aydınus yönetecek. Dev mücadele saat 19.00’da başlayacak.

Haftanın diğer karşılaşmalarında düdük çalacak hakemler ise şöyle:

CUMA
20.00 Orduspor – Kayserispor: Hüseyin Göcek

CUMARTESİ
13.00 Kardemir Karabükspor – Ankaragücü: Hüseyin Sabancı
16.00 Manisaspor – Gaziantepspor: Cüneyt Çakır
19.00 Eskişehirspor – Fenerbahçe: Halis Özkahya
19.00 Samsunspor – Bursaspor: Bülent Yıldırım

PAZAR
13.00 Gençlerbirliği – Sivasspor: Süleyman Abay
13.00 İstanbul Büyükşehir Belediyespor – Medical Park Antalyaspor: Barış Şimşek
19.00 Galatasaray – Beşiktaş: Fırat Aydınus
16.00 Trabzonspor – Mersin İdman Yurdu: Yunus Yıldırım