Ana Sayfa Blog Sayfa 4781

Rus seçimini protesto eyleminde 550 gözaltı

0

Rusya’da cumhurbaşkanlığı seçimlerini Vladimir Putin’in kazanmasının ardından düzenlenen protesto gösterilerinde en az 550 kişi tutuklandı.

St Petersburg’da toplanan 800 kişiden 300’ünün gözaltına alındığı açıklandı.

Başkent Moskova’daki Puşkin Meydanı’nda da 250 kişinin tutuklandığı bildirildi.

Puşkin Meydanı’ndaki protesto gösterisine 14 bin ila 20 bin kişinin katıldığı belirtiliyor.

Tutuklananlar arasında Rusya’da yolsuzluklar üzerine blog yazan ve protesto eylemlerinin liderlerinden avukat Aleksey Navalni de var. Navalni bir süre sonra serbest bırakıldı.

Vladimir Putin’in seçim zaferi dış ülkelerde genel anlamda kabul gördü.

İngiltere Başbakanı David Cameron Putin’le beraber çalışmayı dört gözle beklediğini söylerken Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Putin’i tebrik etti, “demokratik ve ekonomik modernleşme sürecini devam ettirmeye” çağırdı.

Bununla beraber AGİT, Vladimir Putin’in zaferle ayrıldığı Rusya seçimlerinde usulsüzlükler yaşandığını, seçim koşullarının Putin’in zaferi için oluşturulduğunu öne sürdü.

RUSYA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

  • Vladimir Putin %64
  • Gennady Zuganov %17
  • Seçime katılım oranı %63

Seçim dönemi boyunca bütün adayların özgür bir kampanya yürütebildiklerini kaydeden AGİT, ancak seçimlerin başından itibaren ciddi sorunlar taşıdığını, ”koşulların Putin’in lehine” düzenlendiğini kaydetti.

AGİT sözcülerinden Tonino Picula, ”Seçim yapmanın özü alınacak sonucun kesin olmamasıdır. Rusya’da bu böyle değildi, gerçek bir rekabet yoktu, hükümet kaynaklarının suistimali sonunda zafer kazanan kişinin kimliği konusunda herhangi bir tereddüt olmamasını sağladı” dedi.Rus muhalefet partileri, pek çok kişinin mükerrer oy kullandığını ve seçimde yaygın şekilde hile yapıldığını savundu.

Bağımsız seçim gözlem kuruluşu Golos ise seçim komisyonunun verdiği rakamların doğru olmadığını, Vladimir Putin’in oyların yüzde 50’sini aldığını açıkladı. Putin’in aldığı oy oranının yaklaşık yüzde 64 olduğunu açıklanmıştı.

Golos, seçmenlerin mükerrer oy kullandıklarına dair ellerinde pek çok kanıt olduğunu, Putin’e oy vermesi için çok sayıda seçmenin otobüslerle başta Moskova olmak üzere bir seçim sandığından diğerine taşındıklarını söyledi.

ABD ve AB, Rus hükümetinden usulsüzlük iddialarını araştırmasını talep etti.

Rusya’da cumhurbaşkanlığı seçimleri, Aralık ayında yapılan ve Vladimir Putin’in Birleşik Rusya Partisi’nin galibiyetiyle sonuçlanan genel seçimlerde yaygın yolsuzluk yapıldığı iddialarıyla başlayan huzursuzluğun ardından yapıldı.

Putin daha önce 2000 – 2008 yılları arasında iki dönem devlet başkanlığı yaptı.

2008’de üst üste üçüncü bir dönem daha bu görevi yürütmesi yasak olduğu için başbakanlık görevine getirildi.

Putin Mayıs ayında başkanlık görevini yakın çalışma arkadaşı Dimitri Medvedev’den devralarak 2018’e kadar yürütecek. Putin 2018’de ikinci bir altı yıl için daha adaylığını koyabilir.

(BBC)

Kürtçe türküye fazladan hapis

Kürtçe şarkı söylediği için hakkında disiplin soruşturması açılan Hatice Şahin, 7. yıllık hapisliğin sonunda Kocaeli 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nden bu nedenle tahliye edilmiyor.

23 Şubat’ta cezaevinde 7 yılını tamamlayarak, tutulduğu Kocaeli 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edilmesi gereken Hatice Şahin, Kürtçe şarkı söylediği için açılan soruşturma nedeniyle bırakılmıyor.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’ne başvuran Şahin, cezaevi yönetiminin, hakkında açılan soruşturma tamamlanmadan tahliye edilmeyeceğini söylediğini yazdı. 23 Şubat’tan bu yana Kürtçe şarkı söylediği için fazladan hapis yatan Şahin’in bu durumunun ne kadar süreceği ise belirsiz. Soruşturma sonucunun ne olacağı da belirsizliğini koruyor.

Kürtçe türkü söylediği için soruşturma

CNN Türk’ten Süleyman Arıoğlu’nun haberine göre, Hatice Şahin 27 Kasım’da Kürtçe türkü söylediği için hakkında disiplin soruşturması açıldı. Şahin, 7 Mart’ta bu soruşturma kapsamında infaz hakimliğine ifade verecek. Disiplin soruşturmasının sonunda talep edilen 2 aylık cezanın beraatle mi, onanma ile mi sonuçlanacağı ise o zaman belli olacak. İdarenin Şahin hakkında talep ettiği 2 aylık ceza, infaz hakimliğince onansa bile, Şahin’in ağır ceza mahkemesine itiraz hakkı bulunuyor.

Soruşturma nedeniyle tahliye etmemek keyfi

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Başkanı avukat Taylan Tanay, konunun “koşullu salıverilme” ile ilgili olduğunu belirtti. Siyasi mahkumların, hapis cezalarının 4’te 3’ünü yattıktan sonra koşullu salıverilebildiğini ifade eden Tanay, “1 Haziran 2005’ten sonra, koşullu salıverilmeye, hükümlünün ‘iyi halli’ olması şartı eklendi. Eğer hükümlülerin bir disiplin cezası varsa, bu süreyi doldurup, disiplin cezası aldığı süre kadarını da ‘iyi halli’ geçirmesi gerekiyor. Yani eğer bir hükümlüye 3 aylık bir disiplin cezası verilmişse, tahliye edilmesi için bir bu kadar süreyi de cezanın sonlanmasından sonra ‘suç işlemeden’ geçirmesi gerekiyor. Kişinin iyi halli olup olmadığına ise hapishane idaresi karar verir. Kişiler bu konuda infaz hakimliğine başvurarak itirazda bulunabilirler. Eğer Hatice Şahin’in hakkında bir disiplin cezası değil de bir disiplin soruşturması varsa, tahliye edilmemesi keyfidir. Çünkü, Ceza İnfaz Yasası, ‘disiplin soruşturması’ değil, ‘disiplin cezası varsa’ diyor.

Cezasının 4’te 3’ünü oluşturan 7 yılı hapishanede geçiren Hatice Şahin’in tahliyesi ise, Kürtçe türkü nedeniyle açılan disiplin soruşturmasıyla önleniyor. Yönetmeliğe göre, disiplin soruşturmasının sonuçlandırılmadığı durumlarda, “iyi hal” kararını idare gözlem kurulu veriyor. Ancak, Kocaeli 2 No’lu T Tipi Cezaevi İdare Gözlem Kurulu, takdir hakkını Şahin’in aleyhinde kullanarak, tahliyesini önledi.” dedi.

Yargısız infaz

Hatice Şahin, İHD İstanbul Şubesi’ne gönderdiği mektupta, durumunu şöyle anlattı:

“Yaklaşık 7 yıdır cezaevindeyim. 23 Şubat 2012 tarihinde cezam bitti ve tahliye edilmem gerekiyordu. Fakat cezaevi idaresi anadilim olan Kürtçe ile şarkı söylediğim için hakkımda soruşturma açtı ve bu soruşturmadan dolayı tahliyemi engellemekteler. Soruşturma sonuçlanana kadar beni tahliye etmeyeceklerini söylediler. Ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bu soruşturmadan dolayı hapis cezam bittiği halde bırakılmamaktayım. 5 gündür fazladan hapis yatıyorum. Kürtçe şarkı söylediğim için bu şekilde cezalandırılmam insanlık ve hukuk dışı bir uygulamadır. Tahliye edilmemem yargısız infazdan başka bir şey değildir.”

Pozantı’dan nakiller başladı

Adana’nın Pozantı ilçesinde tecavüz taciz ve işkence iddialarıyla gündeme gelen Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevi’ndeki 218 çocuğun Ankara’ya nakilleri başladı.

Tutuklu çocuklar, 3 otobüsle Sincan’daki Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na geniş güvenlik önlemleri altında götürülüyor.

Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevi’nde sabah 06.30’dan itibaren hazırlıklara başlandı.

Cezaevi kapısı önünde çok sayıda robocop jandarma görev aldı. Ayrıca kapı önüne medyanın görüntü ve fotoğraf çekmesini engellemek için mahkumların taşındığı 4 ring aracı ile perdeleme yapıldı. Polis ekipleri de cezaevi çevresinde ve yol güzergahlarında güvenlik önlemi aldı.

Saat 08.15 sıralarında cezaevine getirilen 3 otobüs avluya alındı.

Her biri 45 kişilik olan otobüslere tutuklu ve hükümlü çocuklar bindirildi. Bir saat kadar süren çalışmanın ardından otobüsler, eskortlar eşliğinde Ankara’ya doğru hareket etti. Bu sevkiyatta yaklaşık 135 çocuğun nakli yapıldı.

Adalet Bakanı’ndan açıklama

Konuyla ilgili bugün bir açıklama yapan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Pozantı cezaevindeki iddiaları araştırmak üzere görevlendirilen müfettişlerin çalışmasının bu hafta sonuna kadar biteceğini belirterek, çalışmanın sonucunda tüm tespitlerin basınla ayrıntılı paylaşılacağını söyledi.

Ergin, “Güllük gülistanlık bir cennet vaat edilmedi şimdiye kadar. Türkiye’nin imkanları, şu anda elimizdeki fiziki kapasite gereği yapılabileceğin en iyisi yapılmaya çalışılıyor” dedi.

Pozantı Cezaevindeki iddialarla ilgili de konuşan Ergin, “Bir şey yapıldı, yapılmadı tartışmaları, bilen bilmeyen konuşuyor. Bir de gidip birkaç saatliğine orada dolaşıp gelince raporlar yayınlanıyor, zannedersiniz bilimsel raporlar gibi takdim ediliyor. Bunlar doğru şeyler değil, doğru yaklaşımlar değil” diye konuştu.

Ankara Sincan kampüsü içerisinde bir çocuk eğitim evinin haziran ayında hizmete açılacağını, Diyarbakır’daki cezaevi inşaatının devam ettiğini, Tarsus’takinin arsa temininin tamamlandığını ve projesinin yapıldığını anlatan Ergin, Erzurum ve Elazığ’daki eğitim evlerinin de proje ihalelerinin tamamlandığını bildirdi.

Bakan Ergin, şunları kaydetti:

“Pozantı’daki yaşanan sürece kronolojik olarak baktığınızda, bunun adımlarını atmışız, buraları kapatmak için gerekli altyapı hazırlıklarına girmişiz ve şu anda yaptığımız çalışmaların meyveleri ortaya çıkmaya başlamış, İzmir bitmiş, Ankara bitmek üzere. Tüm bunlar geçmişten gelen bir hazırlığın ürünü. ‘Bu tespitler dikkate alınmadı, tedbir alınmadı’ demek gerçeklerle örtüşmüyor. Pozantı’da çalışan müfettişlerimizin çalışması bu hafta sonuna kadar bitecek. Bir kafile çocuklar şu anda otobüsle sabah erken saatlerde yola çıktılar. Yol durumunu gözeterek gece şartlarında çıkılmaması arzu edildi. 199 çocuk otobüslerle geliyorlar. Müfettişlerin çalışmasının bitiminde tüm tespitleri basınla ayrıntılı paylaşacağız.”

“Denetimin sonucunu ayrıntılı paylaşacağız”

“Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası yaptığı açıklamada ‘yapılan incelemelerde kötü muameleye rastlanmadı’ dedi. Raporlar sonuçlandı mı?” sorusuna Ergin, şu yanıtı verdi:

“Orada yanlış algılama var. Meclis İnsan Hakları Komisyonu raporlarıyla 2010 yılında Adalet Bakanlığının görevlendirdiği kontrolörlerin yaptığı denetim sonucunda kötü muameleye rastlanmadığı belirtiliyor. Ayrıca Pozantı Cumhuriyet Başsavcılığının 2010’da yaptığı soruşturmada da böyle bir tespit olmadığında bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar veriliyor. Orada üç tane karar var. Sayın Arınç’ın ifadesi odur. Şu anda kontrolörlerin yapmış olduğu denetim devam ediyor. Dolayısıyla o denetimin sonucunu sizlerle paylaşacağız.”

Greenpeace’ten Türkiye’de ve 20 ülkede nükleer karşıtı eylem!

Greenpeace eylemcileri, Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleştirdiklerieylemle Hükümet’i acil olarak nükleer santral planlarından vaz geçmeye çağırdı. Bugün Türkiye ile birlikte dünyanın 20 farklı ülkesinde nükleer karşıtıGreenpeace eylemleri gerçekleşti.

5 Mart 2012, İstanbul − Greenpeace eylemcileri bugün, Hükümet’in nükleersantral planlarını protesto etmek için Sultanahmet’teydi. Ayasofya Müzesi veSultanahmet Camisi arasına mezar taşları diken eylemciler, ‘Akkuyu Fukuşimaolmasın, bu sorumluluk sizin’ yazan pankartlar açtı. Mezar taşlarının her biri,Mersin, Akkuyu’da kurulması planlanan santralde olabilecek bir kazada en çoketkilenecek kentleri temsil ediyordu (1). Geçtiğimiz yıl Japonya’da Fukuşimanükleer santralinde yaşanan felaketin birinci yılına altı gün kala, 20 farklı ülkede Greenpeace eylemcileri nükleer karşıtı eylemler düzenliyor (2).

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Cenk Levi, “Fukuşima’da yaşanan felaketin nedeni, Japon Hükümeti ile işletici firma ve denetleyici kurumun yaptığı hatalardı. Türkiye’de kurulması planlanannükleer santralde de bir kaza olması durumunda, aynı hataların yapılmayacağınıngarantisini kimse veremez. Üstelik, Türkiye’de nükleer santrali denetleyecekolan Atom Enerjisi Kurumu, aynı Japonya’daki gibi bağımsız değil, EnerjiBakanlığı’na bağlı. Bir sonraki Fukuşima’nın sorumluluğunu almak istemeyen hükümetler nükleerden vazgeçiyor. Hükümetlerin esas sorumluluğu, halkınsağlığını korumak ve güvenliğini sağlamaktır. Türkiye Hükümeti de,yaşananlardan ders almalı, yatırımlarını enerji verimliliğine ayrıca temiz vegüvenilir olan rüzgâr ve güneşe yapmalıdır” dedi.

Fukuşima’da 11 Mart 2011’de gerçekleşen nükleer kazanın üzerinden yaklaşık bir yıl geçti ve felaket halen tam olarak kontrol altınaalınabilmiş değil. Greenpeace’in geçtiğimiz hafta yayımladığı ‘Fukuşima’danalınan dersler’ raporu (3), felaketin nedeninin insan hataları olduğunu ortaya koyuyor. Fukuşima’da yaşanan felaketin ardından 100 binin üzerinde insan evini terk etmek zorunda kaldı ve felaket hala devam ediyor.

1.    Viyana Üniversitesi’nin yaptığı araştırma, Akkuyu’da olabilecek bir kazanın etkilerinin Türkiye sınırlarınıbile aşabileceğini gösteriyor. http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/akkuyuda-olacak-bir-kazanin-etkisi-turkiye-sinirlarini-asabilir-240511/

2.    Türkiye dışında nükleer karşıtıeylemlerin gerçekleştiği ülkeler: Avusturya, Belçika, Kanada, Şili, Finlandiya,Macaristan, Endonezya, Lüksemburg, Meksika, Romanya, Rusya, Slovakya, Slovenya,Tayland, Güney Afrika, Güney Kore, İspanya, İsveç ve ABD. Fotoğraflar için photo.greenpeace.org

3.     ‘Fukuşima’danalınan dersler raporuna ulaşmak için: http://www.greenpeace.org/turkey/tr/press/reports/fukusimadan-alinan-dersler/

4.    Greenpeace, geçtiğimiz hafta ayrıcadünya üzerinde faaliyet halinde olan nükleer santrallerin interaktif haritasınıyayımladı. Dünya üzerinde var olan 400’ün üzerinde reaktör, milyonlarca insanınrisk altında yaşamasına neden oluyor. http://risksofnuclear.greenpeace.org/

Emniyet halka vurularacak yerleri işaretledi

Emniyet Genel Müdürlüğü, Çevik Kuvvet’in müdahalelerinde yaşanan olumsuz görüntülerin polisin ‘imajını’ zedelediği amacıyla bir çalışma başlattı. Çevik Kuvvet polisine verilecek temel eğitimin esasları bir kitapta toplandı.

Birgün Gazetesi’nin haberine göre, 81 İl Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilen Çevik Kuvvet Temel Eğitim kitabında polisin coplu vuruşlarda yapılacak hedef seçimi şu şekilde anlatılıyor: “Atak noktaları siyatik sinirlerin olduğu yerlerdir. Bacağın arkasındaki siyatik sinirin 10 cm. dizin üstü ve bacağın önündeki dizin çevresindeki oynak yerler hedef seçilebilir. Kaval kemiğinin saldırı noktası bacağın arkasındaki kasın tam üzeridir.”

Bu durumun zihinsel bir sersemlik yaratan zihinsel acı; bacak kasında geçici felçler; bacağın bükülmesi oluşmasına neden olacağı ifade edildi. Saldırının “yumrukla” veya “aletle” olması halinde, ön koldaki sinirlerlerin saldırıları “bloke” etmek için kullanılabileceği açıklanarak “Ön kol kemiği sinirine yapılan atak noktası, ön kolun üst ve iç tarafı olmak üzere iki tarafta bulunur. Bu sinir noktaları dirseğin 6-8 cm. üstündedir. Bu iki bölgeye atak kolda hissizlik oluşmasına neden olur” denildi. Eğitimlerde eğitmen kol ve bacaklarındaki baskı noktalarına birer bant yerleştirecek. Sopaları kullanan polisler işaretli yerlere vuracak.

Kocaeli Üniversitesi öğrencileri kararlı

Kocaeli Üniversitesi öğrencilerinden sözde eğitim ve öğretimde AB ile eşitliğin sağlanması ve daha kaliteli eğitim gerekçesiyle uygulamaya konulan Bologna Süreci’ne tepki.

1 Mart günü yaklaşık 800 öğrenci yağan yoğun kara rağmen rektörle görüşme talebiyle Kocaeli Üniversitesi’nde yürüyüş düzenlemişti.

Rektörlük binası önünde toplanan öğrenciler, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Sezer Komsuoğlu’nun kendilerine açıklama yapmasını istedi. Uzun bir süre kapı önünde görüşmeyi bekleyen öğrencilere cevap geldi. Rektör yardımcısının yaptığı açıklama şöyle: “Üniversitemizde ve tüm Avrupa ülkelerinde Bologna süreci 2010 yılında sona ermiştir. Geçme notunun 65 olması 2010 yılından bu yana yürürlükte olan yönetmelik gereğidir. Yürürlükteki yönetmelik; öğrenci merkezli eğitim, not ötelemeleri gibi avantajları ile öğrencilerin yararınadır. Bu yönetmelik ile sınıf tekrarı yapacak öğrencilerin oranı sadece yüzde 7’dir. Eski yönetmelik dolayısıyla son sınıflarda bekleyen hala mezun olamamış öğrenci sayısı ise okula giren öğrenci sayısının yüzde 70’i gibi büyük bir bölümüdür” dendi.

Metin üzerinde geçerli bir imza bulunmamasına binayen öğrencilerden gelen “bu metnin hukuki bir geçerliliği yok” iddiasına gelen yanıtsa “her şey hukiki olmak zorunda değil” oldu…

Rektörlüğün kendilerini sudan sebeplerle kandırdığını belirten öğrencilerin basın açıklaması: “Değerli Arkadaşlar
1999 yılında çalışmalarına başlanan Avrupa Yüksek Öğretim Alanı oluşturma süreci, yani meşhur Bolonya sürecine YÖK 2001 yılında katıldı. O yıldan itibaren yayımlanan tüm bildirilerin altında YÖK’ün imzasını görebiliriz. YÖK’ün güya ”Öğrenci yararına” altına imza attığı amaç ve kararları göz ucuyla dahi okuduğumuzda kimin yararı için yapıldığı açıkça anlaşılmaktadır.

Nedir o amaçlar?

-Avrupa’yı “dünyanın en rekabetçi bilgiye dayalı ekonomik gücü” haline getirmek!
-Öğrencileri “ABD ve Japonya’nın ekonomik gelişimiyle rekabet etmek üzere” çalıştırmak ve bunun için öğrencileri , “Avrupa iş dünyasının beklentilerini karşılayacak düzeyde” eğitmek!

Bu amaçlarda Türkiye’nin hiçbir ihtiyacı yer almamaktadır. Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre değil, Avrupa sermayesinin zenginleşmesi ihtiyacına göre düzenlenen bu eğitim sistemi ve müfredatlar, bize geleceksizlikten başka bir şey sunmamaktadır.
Adına Bolonya denilen bu süreç üniversitelerde pek çok soruna sebep olmaktadır:

İlk olarak henüz altyapısı yokken “50 olan geçme notunun 65 e yükselmesi, ezbere dayalı olan sistemimizi daha ezberci hale getirmiş, notların hesaplanışını karışık hale getirmiş ve üretimi kenara itip daha bireyci insan tiplemesinin yaratılmasına ön ayak olmuştur.

İkincisi, bütünleme uygulamasının kaldırılması ve 1-3 sitemi, sınıfların daha kalabalık olmasına bu yolla öğrencilerin zor ve eksik bir eğitim hayatı yaşamasına sebep olmuştur.

Bir diğer mesele ise eğitimin sömürüye ortak edilmesidir. Üniversitelerimiz Bologna yeniden yapılandırma heyeti adı altında, iş adamları, belediye başkanları, vali, sanayi ve ticaret odaları temsilcileri tarafından yönetilmektedir. Şimdi soruyoruz o heyette iş adamlarının ne işi var ve heyette bulunan bu gruba neden paydaş deniliyor, neyi paylaşıyorlar? Şimdi soruyoruz, o heyette öğrenci ya da öğrenci haklarını savunanlar nerede? Aslında cevaplar ortadadır. Yasaları, makamları, kullanarak öğrenciyi müşteri haline getiren o heyette elbette biz olmayacağız. Elbet, daha da zengin olmak öğrenciyi daha da soymak adına o heyette iş adamları olacak. Üniversitemiz şirketlerin ve piyasanın tekeline artık tamamen girmiştir özgür bilim daha da zorlaşmıştır.
Şimdi! Şimdi asıl meseleye geliyoruz. Bizler öğrenciler olarak bilimin özgürce yapıldığı, öğrencilerin üniversite ile ilgili alınacak kararlarda daha fazla söz hakkına sahip olduğu, ezberci değil, rekabetçi değil; üreten, tartışan, toplumsal meselelerde konuşan nitelikli bir üniversite istiyoruz.

Bu amaçla ilk olarak 65 geçme notu uygulamasının kaldırılmasını, bütünleme uygulamasının yeniden hayata geçirilmesini,1-3 uygulamasının kaldırılmasını bu süreçte yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini istiyoruz.

Buradan tüm öğretim görevlilerimize, KOÜ rektörüne ve en önemlisi KOÜ öğrencilerine sesleniyoruz. Gelin üniversiteyi öğrencilerin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandıralım. Bologna sürecine karşı biz öğrenciler; 1 Marttan itibaren özgür ve nitelikli Üniversite yaratma sürecini başlatıyoruz.”

Şimdi öğrenci arkadaşlarımız madem 2010’da Bologna Süreci kaldırıldı o halde bu ödülü açıklayın diyerek seslerini rektörlüğe duyurmak istiyor.

Rektörlükten gelen mesajla tatmin olmayan öğrencilerin eylemi basın açıklamaları ile yaklaşık1.5 saat sürdü. Daha sonra rektörlükten 3 öğrenci temsilcisiyle görüşme kabul edildiği söylendiyse de bunu kabul etmeyen öğrenciler 6 Mart Salı günü öğrencilerin rektörle bir araya gelerek sorunun konuşulabilmesi ve isteyen her öğrencinin katılabilmesi için forum oluşturmayı talep etti. Tekliflerinin kabul olmadığı takdirde öğrenciler, Salı günü yine aynı saatte buluşup daha organize ve daha çok öğrenci ile rektörlük önüne gelerek eylemlerini sürdüreceklerini ve rektör gelene kadar oradan ayrılmayacaklarını söyleyerek eylemi sonlandırdılar.

Bologna’ya neden karşıyız?

1.Üniversite har(A)çları yüksek rakamları bulacak !
-Üniversite harçları 5 katına varacak oranlarda arttırılması sebebiyle eleştirilmiş ve öğrenciler başta olmak üzere, akademisyen ve emekçilerce de eylemlerle protesto edilmiş ve hatta Barcelona’da eylemler sebebiyle öğretime 4 ay ara verilmiştir.

2.Bologna, öğrencilerin sosyal, siyasal, kültürel ve sportif yaşamdan uzakta, insanlığının getirisi ilgi ve mücadelelerinden kopuk sadece ders çalışmaya programlı robotlar haline getirmeyi hedeflemektedir !
-Bologna Süreci’nde, hayat boyu eğitim iddiaları vardır. Bu eğitimin dayatıldığı öğrencilerin sosyal hayatları açık bir şekilde, derslerin arttırılan kredileri ve işleyiş şekilleri ile absorbe edilmektedir. Bunun asıl amacı eğitim alan gençleri düşünmek, araştırmak ve sosyal hayattan uzak tutma isteği midir?

3.Tüm dünya ülkeleri bu sistemi yoğun eleştiriler ve öğrenci eylemleri sonucu teker teker terk ederken neden bizim üniversitelerimiz bu kobaylığı tercih etmektedir?
-Üniversitemizde uygulayan öğretici ve atanan danışmanların dahi bilgilerinin kısıtlı olduğu, altyapısı bu kadar boş ve mesnetsiz olan bu “oturmamış” sisteme öğrenciler neden tabi tutulmuştur?

4.Çoğunluğun arzusu doğrultusunda olmayan bu dayatılmış sistem ne derece verimli olabilir?
-İleri demokrasi söylemlerinin haykırıldığı şu günlerde gençliğe dayatılan bu sistem neden demokratik bir şekilde üniversite öğrencilerin oylamasına sunulmamış, tepeden inmeci bir şekilde dayatılmıştır?

(redhaber)

Vanlı kadın dengbejler 8 mart etkinlikleri kapsamında İstanbul’da

Van Kadın Sanatçılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği adı altında örgütlenen Serhat Kadın Dengbejlerin Grubu, Kürtçe ismiyle Komela Jinên Dengbejên Serhedê, 8 Mart etkinlikleri kapsamında İstanbul’da bir dizi konser verecek.

1980 darbesinden sonra oluşan baskı ortamında susmak zorunda kalan Dengbejler 2000’lerde tekrar sahneye çıktı.

Kürtçede deng ses, bêj ise söyleyendir. Sese biçim, canlılık veren, sesi sözle terbiye ederek kelamını anlatan kişidir dengbêj.

Dengbêj; söyleyen, sözü işleyip, hafızayı diri ve canlı tutup belleğe dönüştürendir. Dengbêjler, kilamlarını “mesel” ile ezgisiz konuşarak ya da “makam” ile ezgili ritmik söyleyen gezgin sanatçılardır.

Bu ritim ve ezgi sayesinde çok uzun hikâyeleri, destanları hafızalarında tutarlar. Bunu yaparken, belli bir ritim ve biçimle sözü stran veya kilam, müzik haline getirirler.

Van’dan gelecek olan kadın dengbejlerin isimleri şöyle: Gazin, Mukaddes, Saide, Elif, Gamze, Kewser.

Van Kadın Sanatçılar Derneği, Kürt sözlü edebiyatının bir parçası olan dengbêjlik sanatının geliştirilmesi ve dengbêjlik sanatı içinde “kadın” olarak yer edinmeye çalışanlara yardımcı olmak için 2010’d kuruldu.

Dernek, Van’da 23 Ekim’de yaşanan  7,2 ve 9 Kasım’daki 5,6 büyüklüğündeki depremlerde zarar gördü. Derneğin enstrümanları, mobilyaları ve bilgisayarları kullanılamaz hale geldi. Ayrıca dernek üyelerinin bazılarının evi yıkıldı, bazıları göç etmek zorunda kaldı.

Konserlerin tüm geliri gruba gidecek. (EÇ/NV)

Program

6 Mart, 20:00, Kooperatif, Beyoğlu (10TL)

8 Mart, 16:00-18:00, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fındıklı Kampüsü (ücretsiz) Konserden önce kadın dengbejler hakkında sunumlar yapılacak ve Vanlı kadınların el işi sergisi açılacak.

9 Mart, ögleden sonra, İTÜ, Etnomüzikoloji Bölümü, Maçka kampüsü (ücretsiz)
9 Mart
, saat 20:00, Seyr-i Mesel, Beyoğlu (20TL)

11 Mart, saat 21:0, Gitar Cafe, Kadıköy (20 TL)

*İletişim İçin: [email protected] veya 0 545 254 12 60

(Bianet)

 

Birleşen bütündedir – Birgül Hakan

İnsan doğaya egemen olma tutkusuyla ondan kopmaya başladığı günlerden bu yana, doğadan giderek uzaklaşmakla kalmamış, onu adeta düşman olarak görüp karşısına almıştır.

Üstelik, üstünlüğünü sağlama çabasında onu kıyasıya tahrip edip tüketerek. Doğa görünürde süreklilik göstermekteydi, teknoloji ise kopuklukları günlük yaşamın bir parçası haline getirdi.Bence, günümüzde siber-devrimin böylesi bir coşkuyla karşılanması, yok edilen bir dünya için tutulan yasın maskelenmiş bir ifadesi.

Belki de bundan ötürü, giderek artan sayıda insan kendi yaratısı olan dünyalarının bunaltısından kaçarak henüz dokunulmamış doğaya yönelme eğiliminde. Ancak bu kaçış girişimleri de projeler şeklinde “uygulandığından” kaybedilmiş cennetle buluşma genellikle bir yanılsama olarak yaşanıyor.

Neyi denersek deneyelim, uygarlaştırılmış dünyanın zaman-mekan sıkışıklığından kaçabileceğimiz bir yangın merdiveni yok gibi.

Doğadan kopmamızla başlayan ve evrenin bütünlüğüne uymayan ilişki modellerinin insana,acı, yalnızlık ve düş kırıklığı yaşatması kaçınılmaz bir durum.

Şartlandırılmış gözlerle baktığımızda, kazananlar ve kaybedenler varmış gibi görünebilir, ama onların kulislerine kabul edildiğinizde, böyle bir ayrımda kullanmaya alıştığınız ölçütlerin yanılsama ürünü olduğunu keşfetmek sizi şaşırtabilir.

Mesleki çalışmalarım, gözlemlerim ve kişisel yaşantılarım sonucunda, bütünden ve beraberlikten uzaklaşmış hiçbir modelin yaşanan açmazlara temelden bir çözüm getiremeyeceğine inanır oldum.

Bu belki de bugüne kadar insanların tümünün huzurunu sağlayacak  bir politik modelin bulunamamış olmasının da nedeni olabilir.

Ursula Le Guin’in Mülksüzler adlı kitabında dile getirdiği gibi:

“Devrim yapamazsınız, devrim olmanız gerek”

Politik kimliğimiz, politik sorumluluğumuzu birilerine  devredip, ardından onlardan yakınarak ya da onları körü körüne izleyerek yaşandıkça insanlığın huzurunu sağlayacak politik bir modele ulaşmamızda mümkün olmayacak.

Bunun için Eşitlik, Özgürlük ve Demokrasi şiarı ile yola çıkan EDP (Eşitlik ve Demokrasi Partisi) ile Doğaya, Çevreye, Barışa ve insanın doğayla uyumlu, Ekolojik bilgeliği esas alan toplumsal sistemin kurulması için mücadele veren, Yeşiller Partisi ile biraraya gelişini çok anlamlı buluyor, “birleşenin ancak bütünde” olabileceğine olan inancımla, başarılar diliyorum.

Halfati Haber

Cide’nin sarı yazması ‘örgüt flaması’ oldu!

Temiz Ünye Çevre Platformu Sözcüsü Mehmet Şensoy yaptığı yazılı açıklama ile Terme-Ünye arasındaki Akçay’da yapılmak istenen doğal gaz termik santrali ile ilgili Danıştayın yürütmeyi durdurma kararının uygulanması için yapılan eylemi karalamaya çalışan Ünye Çevre Koruma Derneği Başkanı Ogün Sanioğlu’na cevap verdi.

Şensoy, Ogün Sanioğlu’nun hiç olmamış, gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi olmayan hayal ürünü şeyler söylediğini belirterek “Oraya gelenlerin kullandıkları sembolleri bile görmek istediği gibi değerlendirmektedir. ‘Terör örgütünün sembolü’ dediği şeyi en azından biraz olsun araştırıp, bize sorup öğrenseydi de böyle yalan yanlış şeyler söyleyip, kendisini madara duruma düşürmeseydi” dedi.

25.02.2012 Cumartesi günü Akçay’da yapılan termik santral karşıtı eylemle ilgili Ogün Sanioğlu’nun yaptığı açıklamanın çevre ve çevre mücadelesi adına büyük bir talihsizlik olduğunu vurgulayan Şensoy, “Arkadaşın ‘Terör örgütünün sembolü’ dediği fular Kastamonu Cide köylü kadınlarının günlük yaşamında kullandıkları sarı yazmadır. O gün elimde tuttuğum Loç Vadisi’nden gelen bir çevre dostundan aldığım bu sarı yazmadır. Sarı yazma aynı zamanda ünlü romancı Cide Doğumlu Rıfat Ilgaz’ın ünlü bir romanının adıdır. Gene Sarı Yazma Yakışmaz mı Güzele? diye ünlü bir halk türkümüz vardır. O gün Sanioğlu’nun şovenist hisleri ve rekabet duygusu gözlerini öylesine kör etmiştir ki hiç düşünmeden tam bir aymazlık içinde hareket etmiştir. Öylesine sakat bir mantıkla davranmaktadır ki yaptığı işin çevrecilikle ve çevre mücadelesiyle hiç mi hiç ilgisi yoktur. Hatta çevre mücadelesine zarar vermektedir” dedi.

Sanioğlu’nun tam bir termik santral lobisi gibi hareket ettiğini, OMV şirketinin savunuculuğu yaptığını söyleyen Şensoy, “25 Şubattaki eylemle ilgili eleştirilerin olabilir, eylem tarzlarımız uyuşmayabilir, fakat bu durumda çıkar kendi doğru bulduğun eylemi uygulamaya sokarsın, bu en doğal hakkındır. Sen hiçbir şey yapmayıp, yapılan çevre hareketine kara çal! Eğer şov yapacaksan daha önce telaffuz ettiğin gibi “çırılçıplak” OMV’nin vinç direğine kendini çarmıha ger. Yok eğer, OMV şirketiyle bu zamana kadar geliştirdiğin, ticari faaliyetlerin hacmini ve cirosunu arttırmak istiyorsan, bunu bizim üzerimizden yapmaya kalkma. Biz evrensel anlamda ekolojist, çevreci olma mücadelesi içindeki bir platformuz.

Ülkemizin ve dünyanın yaşadığı tüm çevre felaketlerine duyarlıyız. Aynı duyarlılıkta olan çevre dostlarıyla buluşmaya ve ortak işler yapmaya devam edeceğiz. Şunu da unutmayalım; çevre mücadelesi kendi başına muhalif bir harekettir. Sermayenin ve devletlerin kucağında yürütülecek bir mücadele hiç değildir. Bu açıklamayı yaparak, bu bahsi kapatıyoruz. Biz yolumuza ve çevre mücadelesinde daha neler yapabiliriz diye bakıyoruz. Artık bu kısır çekişmelerle kaybedecek enerjimiz ve zamanımız yoktur. İnadına hayat, inadına çevre diyoruz!” dedi.

(Evrensel)

“Kocaoğlu, Yüksel Çakmur’u örnek alsın”

Termik santrale karşı 1 Milyon İzmirli Platformu, Aliağa’da 7 adet kömür yakıtlı termik santral yapılmasına karşı basın toplantısı düzenledi. Onlarca kurumun temsilcisinin katıldığı toplantıda, Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz’u savunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na eski belediye başkanlarından Yüksel Çamur’u örnek almaya davet edildi.

Petrol-İş Aliağa Şubesi’nde düzenlenen toplantıda platform adına konuşan Şenay Çağıran, en kirletici yakıt türü olan kömürün insan sağlığını tehdit ettiğini, kanser riskini arttırdığını ve tarım arazilerini zehirlediğini söyledi. Aliağa’nın Türkiye’nin çevre ve insan sağlığı açısından gözden çıkartıldığını ve kalkınma hırsına kurban edildiğini ifade eden Çağıran, “Türkiye’nin en kirli havası Aliağa’dadır. Kanser oranları her geçen yıl daha da artmaktadır. Aliağa’daki ekolojik yıkımı durdurmakla görevli olan ve halkın feryatlarını en yakından duyması gereken Aliağa ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri tarihi hatalar yapmaktadırlar” diye konuştu.

İKİNCİ RUHSAT DA ONAYLANDI

Aliağa Belediyesinin 30 Aralık 2011 tarihinde bölgenin ilk kömürlü termik santralinin birinci kısım inşaatına ruhsat verdiğini hatırlatan Çağıran, “Aliağa Belediye Meclis üyelerinin itirazlarına rağmen Turgut Oğuz ikinci ruhsatı da 20.02.2012 tarihinde onaylamıştır. Termik santral yapımları halka karşı bilinçli bir kıyım doğaya karşı katliamdır. Bu kıyım ve katliamı durdurma şansı olup da kullanmayanlar suç ortağıdırlar” ifadesini kullandı. Aliağa Belediye Başkanı Turgut Oğuz’u suçsuz addeden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğluna tepki gösteren Şenay Çağıran, Kocaoğlu’na 22 yıl önce İzmirlilerin ‘El ele termik santrale karşı’ eylemini anımsatarak, İzmirlilerden yana tutarlı tavır koyan dönemin belediye başkanı Yüksel Çamur’u örnek almaya davet etti.

1 Milyon İzmirli olarak termik santralleri durdurana kadar pes etmeyeceklerini dile getiren Çağıran, “Yaşamdan yana olan İzmirlileri ‘1 Milyon İzmirli’ye katılmaya, Hıdrellez’de 6 Mayıs’ta termik santral ateşini söndürmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

(Evrensel)