Ana Sayfa Blog Sayfa 4649

Hindistan’da ‘aşk’ yasaklandı

0

Asara köyü ihtiyar heyeti, 40 yaşın altındaki kadınların tek başına alışverişe çıkmasını ve dışarıda cep telefonu kullanmasını yasakladı. Kadınlara ayrıca dışarıdayken başlarını örtme zorunluluğu getirildi. İhtiyar heyeti bu kararın cinsel tacizlerini önlemek için alındığını savunuyor. Karar uyarınca aşk evliliği yapanlar köyde yaşayamayacak. Asara köyünün bağlı olduğu Bağpat köyü Hindistan ‘ın başkenti Yeni Delhi’ye 40 kilometre mesafede bulunuyor.

(BBC Türkçe)

‘Suriye Büyükelçisi, Türkiye’ye sığınmak istiyor’

0

Suriye’nin Bağdat Büyükelçisi Nevaf Faris, Esed’i terk etti. Faris, El Cezire Televizyonu’na yaptığı açıklamada, Esed’ın kendi vatandaşlarını öldürmesine tepki göstererek, bundan böyle muhaliflerin safına geçtiğini duyurdu. İktidardaki Baas Partisi üyeliğinden de ayrıldığını belirten Faris, Şam rejimine karşı isyanın başlamasından bu yana muhaliflerin tarafına geçen ilk üst düzey diplomat oldu.

Katar’a kaçtı, Türkiye’ye gelebilir

Irak Dışişleri, Faris’in dün Bağdat’tan ayrılarak Katar’a gittiğini açıklarken, Suriyeli muhalifler, diplomatın Türkiye’ye gelerek sığınma talebinde bulunabileceğini öne sürdü. Bağdat Büyükelçiliği görevine 2008 yılında getirilen Faris, Suriye’nin 26 yıl sonra Irak’a atadığı ilk elçisi olmuştu.

(Gazete HaberTürk)

Çin-Japonya arasında “Kardak Krizi”

0

Çin’in doğusunda, Japonya’nın güneyinde bulunan insansız adacıklar sorunu, uzun süredir iki ülke arasında diplomatik gerginliğe neden oluyor. İki ülkenin egemenlik yarışı, son günlerde karşılıklı protesto gösterileri ile tırmanışa geçti.

‘Senkaku Adaları’nın tarihsel ve uluslararası açıdan doğal olarak kendisine ait olduğunu vurgulayan Japonya’nın tavrı Çin’den tepki görürken, Japon hükümeti yeni bir hamleyle soruna barışçıl bir çözüm bulma amacında. Ancak Japonya Başbakanı Yoshihiko Noda’nın adayı satın almak için pazarlık girişiminde bulunacaklarını açıklamasına da Çin yönetimi sert tepki gösterdi.

“Çin’in toprakları satılık değildir”
Noda’nın söz konusu açıklamasının ardından Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Liu Veymin, Tokyo yönetimine adalar sorununa ilişkin tek taraflı eylem ve tavırlardan uzak durması çağrısında bulunarak, “Çin’in kutsal toprakları satılık değildir” karşılığını verdi.

Nitekim Çin Dışişleri Bakanı Yang Cieçi de, Güney Çin Denizi’ndeki Diaoyü adaları ile aynı silsilede olan adaların antik çağlardan beri Çin’e ait olduğunu sık sık vurguluyor.

Japonya, Büyükelçisini geri çekti
Adaların çevresinde Çin devriye botlarının görülmesi üzerine Pekin Büyükelçisini geri çağırarak Çin’i protesto eden Tokyo yönetimi ise, diplomatik tavrını sürdürüyor.

Pekin ve Tokyo arasındaki ilişkiler, önceki sene Japon sahil güvenlik ekiplerinin bir Çin balıkçı teknesinin kaptanını tutuklamasının ardından gerileme sürecine girmişti.

Çin, ABD’den saygı istiyor

Öte yandan Kamboçya’da düzenlenen Asya Forumu’nda Çin Dışişleri Bakanı Yang Cieçı, ABD’li mevkidaşı Hillary Clinton ile bir araya gelerek ABD yönetimine ada gerginliğine ilişkin olarak bölgede Çin’in hassas olduğu hususlarda saygı göstermesi çağrısında bulundu.

Çinli uzmanlar ise, Pekin’in konuyu ikili müzakarelerle çözmek istediği görüşünde. Buna karşılık henüz diplomatik gerginlik olarak yansıyan gelişmelere Çin yönetiminin daha sert bir tepki gösterebileceği de ileri sürülüyor.

Bu arada Çin’in 30 teknelik balıkçı filosu, dün ülkenin güneyindeki Haynan Eyaleti’nin Sanya şehrinde yola çıkarak 20 günlük avlanma turuna başladı.

Çin, Japonya’nın yanı sıra Vietnam ve Filipinler gibi diğer bölge ülkeleriyle de adalar konusunda benzer sorunlar yaşıyor.

(AA)

Rusya-Kazakistan savunma anlaşması imzalandı

0

Rusya ve Kazakistan, tek hava savunma sistemine geçiyor. Kazakistan Hava Savunma Sistemleri Komutanı Nurjan Mukanov, Rusya ile Tek Hava Savunma Sistemi’ne geçilmesi için gerekli belgeler üzerinde mutabakata varıldığını, 2012 sonu ya da 2013’ün başında Tek Hava Savunma Sistemine geçişle ilgili anlaşmanın imzalanacağını söyledi.

Mukanov, ”Bu sistemin tesisine yönelik belgeler hazırlanmış olup, halihazırda cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği düzeyinde mutabakata ulaştırılmalarını bekliyoruz” diye konuştu.

Hava Savunma Sistemleri çerçevesinde C-300 füze sistemlerinin kullanılmasının ihtimal dışı olmadığını ifade eden Mukanov, bunun için iki tarafın da üzerine düşeni yaptığını açıkladı.

Rusya’nın Tek Hava Savunma Sistemi anlaşmasını Ermenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan ile de imzalanması planlanıyor.

(AA)

Ergin Cinmen: “Maksat mahkemelerden değil yargıçlardan kurtulmak!”

Ergin Cinmen

Üçüncü Yargı Paketinden neler çıktı? ÖYM’ler kalktı mı başka kılığa mı büründü? Bu değişikliklerin nedeni Hükümet-Cemaat çatışması mıydı? Birer tutuklama ve ceza makinesi gibi işleyen ÖYM’ler yerine görevlendirilen, “iştigal alanı terör olan ihtisas mahkemeleri” hak ve özgürlükler konusunda daha hassas davranacak mı? Yeni yasal düzenlemelerin AB standartlarına uygunluk sağlama ile ilgisi var mı? Düşünce özgürlüğüne, basın özgürlüğüne olumlu bir katkı sağlayacak mı? Yapılan değişiklikler adalete sarsılan güveni kısmen de olsa onaracak mı?

Bir paket çıktı çıkmasına da, biz bu paketin içinden çıkamadık. Çıkamayınca da iş hukukçulara, uzmanlara düştü. Ben de, Yeşil Gazete okurları için dostumuz, arkadaşımız  Av. Ergin Cinmen’e birkaç soru ile başvurup bizi aydınlatmasını rica ettim.

Kendisine açıklamaları için teşekkür ediyoruz. (Yüksel Selek)

Bir yargı reformu ile karşı karşıya  olduğumuz söylenebilir mi?

Bildiğiniz gibi siyasi iktidar da bunun bir yargı reformu olduğu iddiasında değil. Yargı reformuna ancak yeni ve evrensel hukuk ilkelerini barındıran bir anayasa ve bu anayasaya uygun olarak yapılacak olan hukuki düzenlemelerle varılabilir. Bu paket yalnızca hukuk devleti ilkesi açısından bünyesinde aynı anda doğruları yanlışları barındıran yasal düzenlemeleri içermektedir.

Bu paket bize neler getiriyor?

Bunu yanıtlamak için  bir torba halinde önümüze konan bu yeni yasal düzenlemelere  kuşbakışı göz atmak gerekiyor:

Bu paketle; İcra İflas Kanununa, İş Mahkemeleri Kanununa, İdari Yargılama Usulü Kanununa, Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyyahatları  Kanuna, Seyyahat Acenteleri Birliği Kanununa, Danıştay Kanununa, Taşınmaz Mal Zilyetliğine tecavüzün Önlenmesi Kanununa, Bilgi Edinme Kanununa, Rekabetin Önlenmesine Dair Kanuna, Elektrik Piyasası Kanuna, Şeker Kanununa, Doğa Gaz Piyasası Kanununa, Petrol Piyasası Kanununa, Sıvılaştırılmış Petrol Gazları ve LPG Piyasası Kanununa, Bankacılık Kanununa, Elektronik Haberleşme Kanununa, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kanununa, Hakimler ve Savcılar Kanununa, Kadastro Mahkemeleri Kanununa ve nihayet Terörle Mücadele Kanununa, Türk Ceza Kanununa, Ceza Muhakemesi Kanununa değişiklikler getiriliyor.

Bu kadar kanunun değişikliğe tabi olmasının nedeni üzerinde biraz duralım. Öncelikle söyleyelim ki, TCK ve CMK dışındaki değişikliklerin ortak bazı nedenleri var. Bunlardan birincisi bu yasaların AB standartlarına uygun olarak düzeltilmesi gereğidir.  Diğeri ise  bu yasaların uygulama sorunlarının giderilmesidir. Bundan önceki iki paketin de konuları buydu. Demek ki, 10 yıllık bir hükümet, ancak onlu yıllarında bu kadar yasanın AB standartlarına aykırı olduğu farkına varmış durumda veya uygulamalardaki aksaklıklar  ancak fark ediliyor.

Ancak  bu dediğiniz hususların dışında başkaca tartışılması gereken şeyler de var. Örneğin Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması gibi. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Şunu açıkça belirteyim ki, Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM’ler) kaldırılmış değil, bunlar tam tersine çoğaltıldı. Asıl amaç ÖYM’lerin , siyasi iktidarın artık siyasetine de karışmakta olan  hakim ve savcılarından kurtulmaktı. Bu kurtulmanın iki ana başlığı vardı. Birincisi bu mahkemeleri oluşturan hakim ve savcıların tutuklamaları peşin ceza olarak görmesi ve yetkilerini çok geniş olarak uygulamalarıdır. Bu durum hükümeti uluslararası planda zor durumlara soktu. Zaten AİHM indinde rekor ihlal kararları ile malul olan yargı bir de özellikle Ergenekon, Balyoz ve Oda TV davaları ile zor durumlara düştü. Hükümete göre asker artık tehdit unsuru olarak devre dışı kalmıştı. O zaman gereksiz ve uzun süren tutuklamalara gerek yoktu. Tabi ki bu durum siyasi iktidarın Kürt sorunu konusundaki tercihleri doğrultusunda KCK davaları için geçerli değildi. O zaman bir klik halini almış olan bu mahkemelerden değil ama yargıçlardan kurtulmak gerekiyordu. Adeta bir blok halinde çalışan bu yargıç ve hakimleri dağıtmak, ancak mahkemeleri yerinde tutmak uygun olacaktı. O zaman yetkileri ÖYM’lerle aynı  olmak üzere yeni hakim ve savcılarla yeni ÖYM’ler  kurmak gerekiyordu. İşte bu yapıldı. ÖYM’lerin yalnızca “lakapları” değiştirildi ve bundan böyle iştigal alanı terör olan ihtisas mahkemeleri kuruldu. Baş ağrıtmanın diğer bir konusu ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a karşı yürütülen soruşturmada açığa çıktı. Bir savcının,  hükümetin, PKK sorununu çözme yolunda atmış olduğu Oslo süreci adımına çelme takma atağı üzerine kopan kavga, önce emniyetin üst düzeyinde bulunan yüzden fazla polisin yer değiştirmesiyle başladı ve  ÖYM’leri  işgal eden yargıç ve savcıların tasfiyesi ile son buldu.

Bu arada fazlaca baş ağrıtan diğer bir sorun da bu paketle halledildi. Artık yargılamanın soruşturma aşamasında; gizli dinleme, tutuklama gibi yetkiler nöbetçi hakimlerin elinden alınarak yalnızca bu konuda karar alacak olan önceden belli ve sabit olan yargıçlara  verildi.

Her iki alanda da kurulacak olan bu mahkemelere atanacak yeni yargıç ve savcılar hükümetin olası kontrolünde olabilecek  ise; diğer bir anlatımla hükümet, Fethullah cemaati  kadroları namıyla anılan ve HSYK’da çok etkili olan kadronun inisiyatifini sönümlendirecek güçte ise iktidar bu kadrolardan kurtulup kendi kadroları ile yeni yargıyı oluşturabilecektir. Gerek Başbakan’ın ve gerekse ilgili siyasilerin gerekse yargı ve gerekse emniyet büroksisindeki arka plan bilgilerine  bakıldığında durum bunu gösteriyor.

Anlaşıldığı kadarıyla ÖYM’lerin kaldırılması, yeni yargıç ve savcılarla kurulacak olan aynı yetkilere sahip yeni mahkemelerin kurulmasının amacı hükümet ile Fethullah Gülen kadroları arasındaki savaştan çıkıyor. Neticesini bekleyip göreceğiz. Peki sizce  bu konumlara ilişkin olarak olumlu sayılabilecek düzenlemeler de oldu mu?

Tabi ki objektif olarak olumlu bazı değişiklikler de var. Örneğin tutuklama yerine ikame edilecek bazı düzenlemeler de getirildi.

Hakim artık hangi suç için olursa olsun tutuklamanın yerine; konutunun terk etmemek, belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek, belirlenen yer ve bölgelere gitmemek gibi önlemlere karar verebilecek. Tabi ki bu hakimin takdirine bırakılmış bir keyfiyet olacaktır. Örneğin İzmir Belediyesine açılmış tutuklu davalarda bu hüküm uygulanıp o davanın tutuklu sanıkları hakkında yukarıda belirtilen önlemler uygulanıp salıverilme kararları verilirken, aynı durumda olan Diyarbakır KCK tutukları için ret kararları verilmiştir. Yani bu olumlu düzenlemenin yaşamımızda bir değişiklik getirmesi için yargıç ve savcıların takdir yetkilerini hukuka uygun olarak kullanmaları gerekecektir.

Diğer olumlu olabilecek bir düzenleme ile, 31.12.2011 tarihine kadar Basın Yasası çerçevesinde işlenen suçlar için erteleme kararları verilecektir. Ancak üç yıl içinde aynı neviden suç işlendiğinde yargılamalar kaldığı yerden devam edeceği gibi  verilmiş olan cezalarda infaz edilebilecektir. Yani olumlu olarak değerlendirilebilecek olan  bu konuda dahi otosansür devam edecektir.

Diğer bir olumlu değişiklik ise verilecek tutuklama kararlarının “kuvvetli suç şüphesini”, “tutuklama nedenlerinin varlığını”, “tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu” gösteren delillerle gerekçelendirilmesi keyfiyetidir. Bunun için de yargıç ve savcının takdir yetkisini hukuka uygun olarak kullanmasına gerek bulunmaktadır.

Netice olarak söz konusu iyileştirme olarak görünen yeni düzenlemelerin yaşamımıza ne şekilde  yansıyacağını uygulamalarla bekleyip göreceğiz.

Röportaj: Yüksel Selek – Yeşil Gazete

AKP’li Şükür, Ağar’ı ziyaret etti

Susurluk davasından aldığı 2 yıllık hapis cezasını Aydın ’ın Yenipazar İlçesi’ndeki Kapalı Cezaevi’nde çeken Demokrat Parti eski Genel Başkanı Mehmet Ağar ’ı ziyaret eden eski Galatasaraylı milli futbolcu ve AKP İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, Yenipazarlılar’ın ilgi odağı oldu.Mehmet Ağar ile yaklaşık 20 dakika görüşen Hakan Şükür, daha sonra Türkiye ’nin pideleriyle ünlü sakin kenti Yenipazar’ı gezdi.

Yenipazarlıların yoğun ilgi gösterdiği Hakan Şükür, bol bol imza dağıtıp, hatıra fotoğrafı çektirdi. Ünlü Yenipazar pidesinin de tadına bakan Şükür, pide ustası Mehmet Sümer’in dükkanında tezgah başına geçti. Pide için hamur açan Şükür, pidenin nasıl yapıldığı hakkında da bilgi aldı.

(DHA)

CHP’de II. Derviş dönemi. Az Sonra…

Eski Başbakan Bülent Ecevit’in 2001 krizinden sonra bakanlar kuruluna davet ettiği, DSP-MHP-ANAP koalisyonunda ekonominin padişahlığını yapan, İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan ile troyka oluşturan, YTP’nin kuruluş sürecinde ayrılan, CHP’ye katılan ve milletvekili seçilen ve BM Kalkınma Programı Başkanlığı için CHP’den ayrılan Kemal Derviş, CHP’ye davet edildi. Merkez Sol’un platonik aşkı derviş, Kemal Kılıçdaroğlu’nun telefonuyla bir kez daha çağrıldı. Fakat şimdilik teklife olumlu yanıt vermiş değil.

Habertürk ‘ün haberine göre, CHP lideri “Gel yönetime gir” dediği Derviş’ten “eşim hasta” yanıtını aldı.  Amerika ’da yaşayan Derviş ile telefonla görüşen Kılıçdaroğlu , dönmesi durumunda kendisini parti yönetimine almak istediğini aktardı. Teklif için CHP Lideri’ne teşekkür eden Derviş, “Sizinle çalışmayı çok arzu ederdim. Ancak şu anda aktif politika yapacak durumda değilim. Eşim rahatsız, burada tedavi görüyor o yüzden bırakıp gelemem. Ancak buradan size her türlü katkıyı yapmaya hazırım” sözü verdi.

(HaberTürk)

Greenpeace’den Shell yönetimini işgal eylemi: “Arktik’te petrol aramaları durdurulmalı”

“Dünyanın en büyük petrol şirketi Shell’in başına gelen yeni CEO Slvia Borren’den katıldığı ilk yönetim kurulu toplantısında sürpriz bir açıklama geldi. Borren’in yaptığı açıklamaya göre görevi devraldıktan sonra yapacağı ilk iş Kuzey Kutbu çevresindeki duyarlı alanlarda yapılan petrol aramalarını durdurmak olacak.”

diye bir haber yapsak inanır mısınız? Tabii ki bu bir eylem haberi!

Greenpeace yöneticisi Shell'in yönetim odasında

Bu sabah 70 Greenpeace aktivisti Shell’in Lahey’deki merkezinin girişini bloke ettiler ve binaya tırmanan aktivistler gözaltına alındı. Ancak bu kez yapılan eylemin bir farkı vardı. Greenpeace Hollanda’nın yöneticisi Slyvia Borren, Shell’in yönetim kurulu odasında çektirdiği yandaki fotoğrafı basına dağıtır ve Twitter’dan paylaşırken, Shell’in yeni CEO’su olduğunu ve ilk iş olarak da Kıuzey Kutbu’ndaki petrol aramalarını durdurma kararı verdiğini açıkladı.

Greenpeace yöneticisi Borren yaptığı açıklamada “Shell kendini çevreye duyarlı bir kuruluş olarak sunuyor, oysa şirket son petrol damlasını almak için yeryüzü üzerinde baskı uygulayan riskli yatırımlar yapıyor. Shell’in yeni müdürü olarak bu tehlikeli planları durdurmaya ve milyarları güneş, rüzgar ve su enerjisine yatırmaya karar verdim” dedi.

Kendini Shell CEO'su ilan eden Greenpeace yöneticisi Borren'in Twitter sayfası

Dünyanın en büyük şirketlerinden Shell, sadece Kuzey Kutbu’nda ekosisteme zarar verecek ve iklim değişikliğini daha da şiddetlendirecek yeni petrol kuyuları açmak için yaptığı arama çalışmalarıyla değil, önceki yıllarda Nijerya’daki petrol yatırımlarıyla, yaşanan iç savaşa ve 1995’de askeri diktatörlük tarafından idam edilen Nijeryalı çevre aktivisti Ken Saro Wiva’nın ortadan kaldırılmasına katkısıyla da kara ve kanlı bir tarihe sahip.

Greenpeace geçtiğimiz günlerde eylemlerini Shell’in yeni petrol aramalarına karşı yoğunlaştırma kararı almıştı.

(Yeşil Gazete)

Ülkücü katil: “Erdoğan’a minnet borçluyum”

12 Eylül öncesinde, Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul başta olmak üzere, bazı cinayetlere karıştığı gerekçesiyle ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve 3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest kalan Muhsin Kehya, memleketi Elazığ’da yerel televizyonun canlı yayınına katıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’a ’minnet borcu olduğunu’ söyleyen Kehya, cezaevinden çıkmasıyla ilgili af olmadığını adaletin sağlandığını öne sürdü. Kehya, “O günün şartlarında öyle gerekiyordu, öyle bir mücadele verdim. Dolayısıyla herhangi bir pişmanlık falan da duymuyorum” dedi.

50 araçlık konvoyla karşılandı

12 Eylül öncesinde Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ile CHP Adana İl Başkanı avukat Ahmet Albay ile CHP Kayseri İl Başkanı avukat Mustafa Kulkuloğlu’nun öldürülmesi olaylarına karıştığı gerekçesiyle mahkum olan Muhsin Kehya, 3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest bırakıldı. Cezasının bitmesine 13 yıl kalan Kehya, serbest bırakıldıktan sonra dün akşam yakınları tarafından Elbistan Cezaevi’nden alınıp, memleketi Elazığ’a getirildi. Muhsin Kehya, Malatya – Elazığ sınırında bulunan Elazığ’a 50 kilometre uzaklıktaki Kömürhan Köprüsü’nde karşıladı. Karşılama sırasında ’Bozkurt Muhsin’ sloganları atıldı. Yaklaşık 50 araçlık konvoyla karşılanan Muhsin Kehya, uzun araç konvoyu ile ağabeyinin yaşadığı Elazığ’ın merkeze bağlı Koparuşağı Köyü’ne gitti.

Televizyonda canlı yayına katıldı

Köyden Elazığ’da yerel yayın yapan bir televizyon kanalının canlı yayına katılan Muhsin Kehya, cezaevinde kaldığı sürede Saidi Nursi’nin kitaplarını okuyarak geçirdiğini, Kur’an okumayı öğrendiğini ve kendini ibadete verdiğini söyledi. “Son yıllarımı genellikle Risale-i Nur üzerine yoğunlaştırdım” diyen Kehya, tahliye olup olmayacağı konusunda bir beklentisinin olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:

“Sayın Erdoğan’dan böyle bir beklentimiz vardı. Sözünde durdu sağ olsun. Kendisine buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca bütün Ak Partililere, Bülent Arınç ’a, Selçuk Özdağ’a, Haluk İpek’e ve tabi genel kurulda desteklerinden ötürü MHP ’ye hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. Hala daha heyecanım devam ediyor benim. Kendi köyüm, sevdiklerim ve aileme kavuştuğum için mutluyum.”

“Bir pişmanlık duymuyorum”

BBP’nin merhum Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ’nun, “O dönem gençler kullanıldı” sözlerine katılmadığını belirten Muhsin Kehya, “Bu rahmetlinin kendi görüşü. Ben özellikle şunu söyleyeyim. O kullanma kelimesini biraz abartılı buluyorum. Ben kullanılmadım şahsen. Ama bir başka ülkücü ağzıyla konuşmak da istemiyorum. O günün şartlarında öyle gerekiyordu, öyle bir mücadele verdim. Dolayısıyla herhangi bir pişmanlık falan da duymuyorum. Allah rahmet eylesin o öyle düşünmüşse kendi fikridir, kendi görüşleridir. Bu anlamda ben kullanıldığımı sanmıyorum” dedi. Türkiye ’nin geleceği konusundaki düşüncelerini anlatan Muhsin Kehya, “Vallahi AKP doğrultusunda ülkenin gidişatı şimdilik gayet iyi. Biz memnunuz şahsen. Ben aslında siyasetten uzak bir insanım. Ben ülkücüyüm. Ülkücü ile MHP ’nin çizgisi farklı bana göre. Benimki daha farklı. Ben İslami ağırlıklı bir ülkücüyüm. İslamiyete gönül vermiş bir insanım” dedi.

Adalet sağlandı, AK PARTİ’ye teşekkür ederim

3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest kalmasına gösterilen tepkilere değinen Kehya, “Aslında bu bir af değil, sadece adalet sağlandı. Sol taraflar, sol kesim daha evvel 91 yasasına göre 10 yıl yatıp tahliye oldu, bizler keyfi olarak içeride tutulduk. Ben şu an 14 sene boşu boşuna hapis yatmış oldum. Ve eğer Ak Parti böyle bir yasayı gündeme getirmemiş olsaydı, ölünceye kadar hapiste tutulacağıma dair mahkeme kararı vardı benim hakkımda” dedi. Cezaevindeyken yasa gündeme geldiği zamanlarda kendisi üzerine oyunlar oynandığını ileri süren Muhsin Kehya, “Özellikle bütün tezgahlar bana çevrildi, benim üstüme döndürüldü, bütün komplolar bana yapıldı ve istediklerine de emellerine de ulaştılar ama Ak Parti onların bu oyununu bozdu. Ben bunu mahkemede de dile getirdim. Yani sanki Türkiye ’de ülkücü olarak bir tek ben varım. Bedelini sadece bana ödettiler. Bu anlamda bir savunmam olmuştu mahkemeye karşı” diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sayesinde cezaevinden çıktığını söyleyen Muhsin Kehya, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geçmişe dönük aslında benim Türk kamuoyunda ismim pek gündeme gelmedi ama buna rağmen bir takım gizli eller tarafından resmen harcandım. Söyleyeceğim ben herkesi Allah’a havale ediyorum. Bana kötülük yapanlara bile hakkımı helal ettim. Bunu mahkemede de dile getirdim. Ben sadece bu süreç içerisinde özellikle 12 Eylül referandum sürecinde ’evet’ oyu veren herkese buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Memleketime geldiğim için mutluyum. Sevgili Elazığlıların hepsine selam, saygılarımı iletiyorum. Herkese tekrar teşekkür ediyorum. Özellikle Başbakanımıza. Çünkü ben minnet borçluyum ona. Ancak o bu işi başarabilirdi. Çünkü geçmişte 57’inci koalisyon hükümeti döneminde gördük, af çıkmasına rağmen faydalandırmadı. Bugün Ak Parti olmasaydı, özellikle Başbakan olmasaydı, cesaretle cesurca böyle bir yasayı çıkarmaları mümkün olmayacaktı. Kendisine tekrar tekrar teşekkürlerimi iletiyorum.”

(DHA)

Üçüncü köprünün yolu yapılıyor!

İstanbul trafik çilesi çekiyor. 3 haftadır şehrin dört bir yanında insanlar trafikte ömürlerinden ömür yitiyor.

İstanbul’un 11 noktasında trafik çalışması yapılıyor.  Meğer tüm İstanbul’un köprülerinin kavşaklarının hepsinin aynı anda bakıma ihtiyacı varmış da haberimiz yokmuş?

Fatih Sultan Mehmet Köprü’sünde bakım, Haliç Köprüsünde bakım, TEM’de bakım…

Bakım da bakım…

Boğaz köprülerini sekiz saatte geçenler mi dersiniz, haliçte delirenler mi dersiniz, Bakırköy’den dibindeki havaalanına saatlerce ulaşamayanlar mı dersiniz, hepsi var şu anda İstanbul’da.

Daha geçen gün sıkıntıdan köprüde insanla futbol bile oynadı!

Gülsek mi ağlasak mı bilemedim.

Şimdi bu bakımların hepsinin aynı anda olması gerekiyor muydu?

Bu sorunun cevabı teknik konu. Ama bana hepsi yavaş yavaş birbirini izleyen zamanlarda yapılabilirdi gibi geliyor bana.

Peki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Karayolları Genel Müdürlüğü bu tüm bakımların hepsinin aynı anda yapılmasının trafiği kilitleyeceğinin farkında değiller miydi?

Öte yandan bir de bugün büyük başkanımız, “Üçüncü Köprüyü İstemeyenler Nerede?” diye sordu.  Aslında kustu, sordu demek biraz hafif kaçar.

Üstüne üstük “İşte İhtiyaç” diye de çemkiriyor biz sözde “İstemezükçü”lere

“Biz vizyonsuz cahil ölümlüler büyük başkanın ve büyük hükümetin gördüklerini görememişiz, şu andaki trafik çilesi de bizim suçumuz.

Özür dileriz?” mi desek?

Çok ilginçtir, yine trafik çilesi ile denk gelen bir dönemde Ulaştırma Bakanı da yüreğimize su serpti: “6 ay içinde üçüncü köprünün ayakları yükselmeye başlayacak” dedi.

Bir yandan trafik çilesi bir yandan üçüncü köprünün ihtiyaç olduğunu belirten yerel yönetici ve üçüncü köprünün yapımına başlanacağı müjdesini veren bakan?

Sizce bunlar tesadüf mü?

Naif bir biçimde trafiğin ne hale geldiğini görüp büyük başkan duygusal bir tepki ile biz gericilere mi çattı?

Ya da bakan “üçüncü köprü başlıyor” açıklamasını aylar önce planladı ve tesadüfen trafik çilesine mi denk geldi?

Ben yemedim.

Bu trafik çilesi, bu açıklamalar da tesadüf değil. Hepsi birer halkla ilişkiler çalışması.

Belediye ve Devlet üçüncü köprüye ihtiyaç konusunda kamuoyunu ikna etmek istiyorlar. Bunun için de 11 yerde aynı anda çalışma başlatarak İstanbul’u ve 17 milyon insanı kilitlediler, hayatı felç ettiler.

Tam bir kirli PR kampanyası ile başbaşayız. Eminim, yandaş gazetecilerin köprü çilesi çekenlere mikrofon uzatıp “sizce üçüncü köprüye ihtiyaç var mı?” diye sorası ve “evet” diyenleri yayınlayıp “bakın halk üçüncü köprü istiyor” demesinin eli kulağındadır.

Bu pis kampanya ile üçüncü köprüyü dikecekler…

Psikolojik yolunu bize acı çektirerek yapıyorlar!

Tabi biz sesimizi çıkarmaz, “istemezükçüler” olarak pısmazsak…

Bir de taraflı tarafsız, AKPli CHPli, Yeşil veya apolitik tüm İstanbullulara çağrımdır: Lütfen çektiğiniz bu çileyi 2014 seçiminde oy verirken unutmayın!