Ana Sayfa Blog Sayfa 4633

Grönland’da yaz tatili! Kangerlussuaq 24,6 derece

Grönland’daki buzul tabakalarının %97’sinin erimeye başlaması geçen haftaki gazetelerde “beklenmedik gelişme” olarak verildi. Bizim gazete dahil… Peki bu gerçekten beklenmedik bir erime miydi? Dev buzullardan oluşan, kutup iklimi nedeniyle 2 milyon kilometrekareden büyük bir “ada” üzerinde ancak 50 binden biraz fazla nüfusa sahip İnuitlerin (Eskimo) yaşadığı Grönland, zaten yavaş yavaş yaz tatillerinde güneşlenmeye gidebileceğiniz bir yer haline gelmiyor muydu?

8-12 Temmuz arasında, sadece 4 gün içinde erime bütün Grönland'a yayıldı

Türkiye’deki gazete(ci)ler Grönland’daki erimenin hala doğal bir olaydan mı, yoksa küresel ısınmadan mı kaynaklandığının net olmadığını düşünüyorlar. Tabii bu cehalet değil. Büyük ölçüde iklim değişikliğinin hala varlığı şüpheli veya geleceğe dair bir şey olduğu izlenimini devam ettirmek amacını taşıyor. Ama güneşi balçıkla sıvamak kolay değil, hele bu sıcaklarda…

Haberi biraz deştiğinizde, ülkenin batısında bulunan Kangerlussuaq kentinde geçen 10 Temmuz günü sıcaklığın 24,6 santigrad derece olarak ölçüldüğünü öğreniyoruz. Peki bunu duyunca da şaşırmalı mıyız? Doğrusu benim tepkime şaşırmak değil, ama ürpermek denebilir.

Kuzey kutup çizgisinin üzerinde, 67 derece kuzey enleminde bulunan Kangerlussuaq kenti, ülkenin tek hava limanının bulunduğu, 556 nüfuslu bir yerleşim yeri. Danimarka Meteoroloji Enstitüsü verilerine göre Kangerlussuaq’ın 1961-1990 arasından ölçülen yıllık ortalama en yüksek hava sıcaklığı -0,6 derece, en düşük ortalaması ise -10,7 derece. Kasabanın Temmuz ortalama sıcaklığı ise en düşük 4,8, en yüksek 16,3 derece imiş.

Konuyla ilgili The Guardian’a bir yazı yaza Sheffield Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nden Dr. Edward Hanna’ya göre Kangerlussuaq’ın son üç aydaki sıcaklık ortalaması 1961-1990 döneminden 2-4 derece daha yüksek.

Grönland’daki hızlı erimeye hiç şaşırmadığını yazan Dr. Hanna ilginç başka bilgiler de veriyor. Örneğin daha Mayıs ayında Grönland’daki hava sıcaklıkları rekor seviyeye yükselmiş ve ülkenin güneyinde 29 Mayıs’ta  24,8 derece ölçülmüş. Bu sıcaklıkla ölçümlerin başladığı 19. yüzyıldan bu yana ilk kez karşılaşılmış.

Son 20 yılda yaz sıcaklıkları ortalama 2,3 derece yükselen Grönland’da 12 Temmuz’da çekilen uydu fotoğraflarına göre buzulların %97’sinde erime görülmesinin tek bulgu olmadığını söyleyen Dr. Hanna, kendisinin de içinde bulunduğu bir ekibin yaptığı ölçümlere göre son 6 yılda erime nedeniyle buzullardaki hacim kaybı da rekor kırmış durumda: Son beş yılda yıllık eriyen buz kütlesi ortalaması 250 milyar ton!

Grönland’daki buzullar kara buzulu olduğu için, eridiği zaman deniz seviyelerinde doğrudan hacim artışına bağlı yükselmeye neden oluyor. Eğer Grönland’daki tüm buzul kitlesi erirse, bunun deniz seviyelerini 7 metre yükseltmesi bekleniyor. Yüzyıl sonuna kadar buzulların tamamı erimese bile, sadece Grönland’daki erimeden kaynaklanacak deniz seviyesindeki yükselme düzeyi deniz kıyılarındaki kentleri sular altında bırakacak kadar fazla olabilir.

Yani Grönland’dan alınan uydu fotoğraflarında, buzul alanlarının neredeyse tamamına yakınının yüzeyindeki erime görüntüsü şaşırtıcı değil. Bence asıl şaşırtıcı olan, küresel ısınmanın hala çoğu yazar,akademisyen ve kanaat önderlerimizin gündemine bile girememiş olması.

(Yeşil Gazete)

Başka bi poşu davası – Onur Ardıç

Onur Ardıç bu yazıyı bize bir süre önce yayınlanması dileğiyle göndermiş, ancak yazı ya elimize geçmemiş, ya da gözden kaçmış. Yeşil Gazete ekibinden biri, geçtiğimiz gün tesadüfen Onur’la karşılaştı ve bu yazının varlığından haberdar oldu. Babasının doğumgünü geçmiş olsa da “poşu” davası hala Yargıtay’da madem, biz de bu gecikme için Onur’dan özür dileyerek yazısını paylaşalım sizlerle… (Yeşil Gazete)

***

Malumunuz Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül, 25 ay süren ve bu sürenin tamamını F tipi cezaevinde tutuklu geçirdiği meşhur “poşu davası”ndan 11 yıl hapis cezası aldı.

Bu ceza Yargıtay tarafından onanırsa, en az 6 yıl daha cezaevinde kalacak. Yanlış zamanda yanlış yerde olmak, poşu takmak ve Kürt olmaktan (!) başka bir suçu olduğuna dair aleyhinde herhangi bir delil olmayan, bölgedeki MOBESE kameralarında da suç işlediğine dair herhangi bir delile rastlanmayan Cihan, bir polisin önce “bu” sonra “emin eğilim, hatırlamıyorum” ve son olarak “göz bebeğinden tanıdım” gibi çelişkili ifadeleriyle suçlu bulundu.

Ancak bu yazıda bahsetmek istediğim, (akla ilk gelebileceği gibi) bazı beyni yıkanmış kara cahillerin toplumdaki bütün Kürtlere PKK’lı muamelesi yapması, binlerce öğrencinin tutuklu yargılanması, tüm bu tutuklu öğrencilerin hemen hepsinin sol görüşlü ve iktidarın karşısında olması, toplumun poşudan nem kapan bireyler yetiştirmesi gibi konular değil, babamla yaptığımız meşhur “poşu kavgası”.

Birçoğumuzun bildiği gibi doğuya özgü yöresel bir aksesuar olan poşuyu, yurtdışında fıstık gibi bir sarışında gördüğümde şaşırmış, sonra kalabalık bir caddede yaptığım yarım saatlik yürüyüşte en az elli kişide birden görüp moda olduğunu anladığımda; genlerinde doğulu değerler olan ama yüzünü batıya çevirmiş bir anlayışla yetişen biri olarak gururlanmıştım. 2 yıl sonra memlekete döndüğümde biraz farklı olmak için, biraz yakıştırdığımdan e biraz da özentilikten İstanbul’da poşuyla gezmek istediğimde meşhur ”poşu davasından” önce meşhur ”poşu kavgası” başladı. Babamın da benim de Kürtlerle ya da Alevilerle hiç bir sorunumuz yoktu tabi ama poşu takmakta neydi? Toplumdaki gerginlikten hiç mi haberim yoktu? Görevi toplumda huzur ve güvenliği sağlamak olan polisin gözünün nasıl döndüğünü, insanlara nasıl korku saldığını, sırf poşu taktığım için şüpheli olabileceğimi nasıl anlamazdım? Birçok erkek çocuğu gibi aslında sırf babasına karşı çıkmak için onun görüşlerine itiraz edecek bir şeyler bulan ben de dişime göre malzeme bulmuştum işte. O korkabilirdi ama ben korkmuyordum polisten; ne yani, bu kadarcık da özgürlük yok muydu bu ülkede. Onca zaman “aman ne yapacaksın Türkiye’de, İngiltere’de kal, bu ülke bitmiş” diyen yakınlarla tartışa tartışa memlekete dönen biri olarak ne güzel bir “hoş geldin” değil mi? İnadına belki bir ay taksam da önce hevesim burnumdan geldi, sonra da sırf renklerinin aşkına Beşiktaş maçı günlerinde birkaç kere takılıp sonra dolabın arka köşesinde unutulmaya kıvrıldı o poşu.

Meşhur “poşu davası” aradan geçen 4 yıldan sonra tüm o hırgürü yeniden hatırlattı, babam o zaman haklı mıydı? Sanırım bu soruyu en güzel şekilde Cihan’ın babası yanıtlar. Ben haklı mıydım? Teoride evet!!! Ama söz konusu oğullar olduğunda babalar hep biraz daha haklıymış galiba…Bugün babamın doğumgünü. İyi ki doğdun baba.

 

Onur Ardıç

Dersim, Peri Çayı’nı kapitalizme vermeyecek

Peri Çayı üzerine kurulacak Pembelik Barajı’nın şantiyesini basan vatandaşlar, binaları ve araçları ateşe verdi. İnşaatın özel güvenlik görevlileri, vatandaşları havaya ateş ederek dağıtmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı.

Yaklaşık 400 kişilik grup, Pembelik Barajı şantiyesine girmek istedi.  Kısa süren arbedenin sonunda, telleri demir makaslarla kesip içeri girdiler.  Güvenlikçiler, İş makinelerine ve araçlara saldıran göstericilere engel olamadı. Bu sırada personeli taşıyan bir araç yakıldı…

Jandarma müdahale etti

Özel güvenlikçilerin havaya ateş açması üzerine, göstericiler barakaları da yaktı. İşgal sırasında yakıt tanklarının alev alması üzerine ortalığı siyah dumanlar kapladı. Bölgeye Karakoçan İlçesi’nden takviye güvenlik görevlileri istendi.

Munzur Koruma Kurulu’ndan Hasan Şen ise vatandaşların baraj işgali hakkında şunları söyledi:

12. Munzur Kültür ve Doğa festivali nedeniyle buraya geldik. Yaklaşık 320 gündür inşaatın olduğu yerde çadırda kalan köylülerle dayanışmak için… Köylünün burada neredeyse 500 yıldır kullandığı bir yol var, onun açılmasını istedik. Basın açıklamasına gidiliyordu. Firmanın silahlı özel güvenliği köylülerin yolunu kesti. Özel bir ordu gibilerdi. Köylüler de karşı çıktı, “Topraklarımızdan gidin” dediler. Sonra bir şekilde basın açıklaması yapıldı. Firmanın güvenliği basın açıklamasından sonra hakaretler yağdırmaya başladı. Köylüler karşı çıktı. Arbede yaşandı. Güvenlik sağa sola 3 bin tane mermi sıktı.

Köylülerin 200 yıllık toprakları ellerinden alınıyor. İnsanların yaşam alanı yok ediliyor. Buna karşın HES karşıtı mücadele büyüyor, büyüyecek…

Alper Budka / Yeşil Gazete

“Cem Garipoğlu’nu MOSSAD sakladı”

HaberTürk, Münevver Karabulut’u öldürdükten sonra, 197 gün bulunamayan Cem Garipoğlu’nun MOSSAD tarafından korunduğunu iddia etti. Gazete, Münevver Karabulut cinayeti soruşturmasına bakan üst düzey bir emniyet yetkilisini kaynak olarak gösterdi: “Baba Nida Garipoğlu ve amca Hayyam Garipoğlu, uydu telefonuyla yaptıkları görüşmenin ardından Cem’i 4-5 saatlik uzak bir yere götürdüler. 3 yabancı burada Cem’i teslim alarak Tel Aviv’e uçtu. Cem’i MOSSAD sakladı”

Habere göre, üst düzey bir emniyet yetkilisi, Cem Garipoğlu’nun cinayetten hemen sonra İsrail’e kaçırıldığını ve 197 gün boyunca burada saklandığını öne sürdü. Emniyet yetkilisi, Cem Garipoğlu’nun kaçış öyküsünü şöyle anlattı:

 Cinayetten sonra Beylikdüzü’ne götürüldü

3 Mart 2009’da yaşanan cinayet gecesi Cem Garipoğlu, babası Nida Garipoğlu’na “Münevver’i öldürdüm” dedikten sonra baba Garipoğlu, amca Hayyam Garipoğlu ile uydu telefonundan bir görüşme yaptı. Baba Garipoğlu, bir süre sonra katil zanlısı oğlunu Beylikdüzü’ndeki bir misafirhaneye götürdü. Oğlunu şoför Ahmet Batur ile şirket müdürleri Mehmet Karakayalı ve Habip Kurt’a teslim ettikten sonra misafirhaneden ayrıldı. Yerlerinin tespit edilmemesi için uydu telefonu kullanan Hayyam Garipoğlu, iddiaya göre normal cep telefonunu işyerinde bırakarak baba Nida ile buluştu. Garipoğlu kardeşler, Beylikdüzü’nden Cem’i alıp yola çıktı.

Üç yabancıya teslim edildi

Cem Garipoğlu, 4-5 saat sonra başka bir yere götürüldü. Burası karanlık bir binanın alt katıydı. Kısa bir süre sonra ise İngilizce konuşan 3 kişi, Garipoğlu’nun saklandığı bodrum katına geldi. Cem Garipoğlu, tek kelime Türkçe konuşmayan bu 3 kişiye teslim edildi.

Özel bir uçakla Tel Aviv’e uçtu

 3 yabancı sabaha karşı Cem Garipoğlu’nu özel bir yere götürdü. Garipoğlu’nun götürüldüğü yerde küçük bir uçak bulunuyordu. Garipoğlu bu küçük uçağa bindirilerek, iddialara göre İsrail’de Tel Aviv’e götürüldü.

Bütün Garipoğlu Ailesi gözaltında

Cem Garipoğlu için kırmızı bülten çıkarılırken, başta amca Hayyam Garipoğlu olmak üzere tüm aile bireyleri ve işyeri çalışanları gözaltına alındı. Bu sırada baba Nida Garipoğlu’nun şoförü ve 2 çalışanın, Cem Garipoğlu’nu Beylikdüzü’ndeki misafirhanede sakladığı bilgisine ulaşıldı. Baba Garipoğlu’nun şoförü Ahmet Batur’un “Cem’i almaya Hayyam Garipoğlu da gelmişti” demesi üzerine Garipoğlu bir kez daha gözaltına alındı.

Cem’i Türkiye’ye özel bir ekip getirdi

Baskılar artınca Garipoğlu Ailesi, Cem Garipoğlu’nu teslim etme kararı aldı. İddialara göre istihbaratçılar tarafından yurtdışından getirilen Cem Garipoğlu, büyük bir gizlilikle yürütülen operasyonla, ailenin avukatının elinden Cinayet Büro Amirliği ekiplerine teslim edildi. Cinayet soruşturmasında yer alan emniyet yetkilisi, “Her yeri aradık ancak Cem’in izine rastlamadık. Onu İsrail gizli servisi MOSSAD sakladı” dedi.

Mahkemede saklandığı yeri söylememişti 

Münevver Karabulut’un katil zanlısı Cem Garipoğlu, “Çocuğu tasarlayarak, canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürmek” suçundan 24 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme, “olaydan sonra cesedi parçalayarak bir çöp konteynerine atması, uzun süre yakalanamaması, kaçması, yakalandıktan sonra da 7 aylık zaman diliminde nerede olduğunu açıklamaması” nedeniyle Cem Garipoğlu ile ilgili indirim yapılmadığını vurgulamıştı.

HAYYAM GARİPOĞLU 1.5 AYDIR FİRARDA!

MÜNEVVER Karabulut cinayeti davasında 3 yıl hapis cezasına mahkûm edilen ve cezası kesinleşen Cem Garipoğlu’nun amcası işadamı Hayyam Garipoğlu, cinayet hükümlüsü yeğeni gibi firarda. Amca Garipoğlu hakkında önce yurtdışına kaçtığı haberleri yapıldı. Ancak 6 Haziran’da Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Garipoğlu ziyaret için adliyeye geldiğini söyleyip, gazetecilere “Kaçmış olsam burda ne işim var” demişti. Ancak 14 Haziran’da Bakırköy İnfaz Savcılığı Garipoğlu için yakalama kararı çıkarttı. Polis tarafından arananlar listesinde olan Hayyam Garipoğlu’nun nerede olduğu bilinmiyor.

Yeşil Gazete

Gıda mühendisleri(?): “Size biz lazım”

Bugünlerde internet üzerinden bir çok köşe yazarı ve bürokrata gönderilen bir e-postadan, biz de Yeşil Gazete‘de yazılarına sık sık yer verdiğimiz dostlarımızdan biri aracılığıyla haberdar olduk.

“Tüm gıda mühendisleri adına” başlığıyla ve “Gıda mühendisi Gülnihan Özel” imzalı gönderilen açık mektupta özellikle son onyıllarda küresel ölçekte hızla değişen gıda üretim ve tüketim alışkanlıklarının sağlığa zararları kısaca anlatılıyor.

Mektubun devamında Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’ndaki 4600 denetmenin yalnızca 5’te birinin gıda mühendislerinden oluştuğu iddia edilerek “denetimlerin sadece gıda mühendisleri tarafından gerçekleştirilmesi, bu konunun diğer meslek grupları, kısa kurs ve eğitimlerle ikame edilmemesi gerektiği” belirtiliyor.

“Gıda mühendisleri olarak desteğinizi bekliyoruz” cümlesiyle sonlanan mektubu, ilke edindiğimiz katılımcılığın bir gereği olarak ve verimli bir tartışma başlatması dileğiyle, noktasına-virgülüne dokunmadan sizlerle paylaşıyoruz.

SAYIN YETKİLİ

Dünyada ve ülkemizde beslenme alışkanlıkları, gıdaların yapısı ve tüketim şekilleri gün geçtikçe değişim göstermektedir.Gıda sektöründe meydana gelen bu değişimler ve değişen tüketim alışkanlıkları özellikle sağlık sektörünü doğrudan etkilemektedir. Katkı maddeleri ile hazırlanan gıdalar özellikle çocuklara, doğru hazırlanmayan gıdalar ve fastfood gibi pratik yeme alışkanlıkları ise artan iş hayatından dolayı genç ve yaşlılara cazip gelmektedir.

Fakat bu gıdaların üretimi,sunumu ve satışı esnasında yapılması gereken denetimlerin bu işin eğitimini almış meslek grubu olan Gıda Mühendisleri tarafından yapılmaması, bu mühim konunun ziraat mühendisi ve veterinerlik gibi diğer meslek gruplarıyla ikame edilmeye çalışılması sağlıksız ve niteliksiz gıda üretimini artırmaktadır .Sağlıksız gıda tüketimi de obezite,kanser,kalp-damar ve şeker hastalıkları gibi hastalıkların ülkemizde hızla artmasına neden olmaktadır, özellikle artan kanser vakalarında sigaradan sonra en büyük etkenin sağlıksız gıdalar olduğu bilimsel araştırmalarda görülmektedir. Kanserle mücadele derneğinin verilerine göre 2030 yılında 1.5 milyon kişinin kansere yakalanacağı tahmin edilmektedir .Kanserle mücadele için devletimiz her yıl 2.3 milyar EURO para ,obezite için ise yaklaşık 2.2 milyar EURO para harcamakta,sadece gıda zehirlenmesi vakalarından yılda 60 kişi hayatını kaybetmektedir.Ayrıca yılda 10 milyon civarı gıda zehirlenmesi vakası yaşanmaktadır, bu vakalarda uygulanan antibiyotik tedavileri vs gibi sağlık masraflarıda düşünüldüğünde ülke ekonomisi ciddi anlamda zarar görmektedir.

Niteliksiz Ve Sağlıksız Gıdaların Neden Olduğu bu durumun büyük ölçüde önlenmesi kamu gücüyle yapılacak olan denetimlere bağlıdır.2011 yılı itibariyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda 4600 denetmen bulunmakta ve bu denetmenlerin sadece BEŞTE BİRİNİ Gıda Mühendisleri oluşturmaktadır.Denetimleri sadece Gıda Mühendisleri gerçekleştirmeli, bu konu diğer meslek grupları,kısa kurs ve eğitimlerle ikame edilmemelidir.Bu sebeple Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ilk aşamada 3000 GIDA MÜHENDİSİ alımı yapılarak, GIDA DENETİMLERİ GIDAMÜHENDİSLERİ tarafından gerçekleştirilmelidir.Sağlıksız gıdalar sebebiyle oluşan bir çok olumsuz durum asgari düzeye indirilmeli, ülke ekonomisine ciddi bir katkı sağlanmalıdır.

Gıda mühendisleri olarak desteğinizi bekliyoruz. Lütfen yaşananlara duyarsız kalmayalım.

Saygılarımızla…”

Gülnihan ÖZEL

Gıda Mühendisi

(Yeşil Gazete)

ABD Yüzme Takımı’ndan Londra 2012’ye klipli merhaba

Olimpiyatlar aslında sporun merkezidir. Yani dostluk, yani barış, yani kardeşlik. Sporun merkezinde asıl olan rekabet, kazanma hırsı, en tepede bulunma gayesi değil; orada olmak, heyecanın içinde bulunabilmektir. Tüm o hengamenin içinde eğlenebilmektir asıl olan. Londra 2012 Olimpiyat Oyunlarının resmi açılışı bu akşam görkemli törenlerle yapılacak. Takım sporlarındaki müsabakalar açılış töreninden birkaç gün önce start aldı bile. Amerika Birleşik Devletleri yüzme takımının sporcuları sporun eğlence kısmını, kazanmanın değil de katılmanın önemli olduğunu çok hoş bir video klip hazırlayarak göstermek istemişler.

“Call Me Maybe” (Bir ihtimal Ara Beni E mi!) şarkısı eşliğinde hazırlanan eğlenceli klipte takımın tüm sporcuları yer almış. Olimpiyatları izlerken isimlerini öğreneceğimiz John Urbancheck, Kathleen Hersey, Rebeca Soni’den son 3 olimpiyatta kazandığı altın madalya adedi ile kırılması güç bir rekora imza atan dünyanın gelmiş geçmiş en iyi yüzücüsü Michael Phelps’e kadar bütün takım.

Bu harikulade klibi buradan izleyebilir, Olimpiyat coşkusuna şimdiden katılabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

“Araf”, “Küf”ün ardından Venedik Film Festivali’nde

Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği “Araf” filmi, dünyanın en eski film festivali olan 69’uncu Uluslararası Venedik Film Festivali’nin Orizzonti (Ufuklar) bölümüne davet edildi. Ali Aydın’ın “Küf” filmi ise festivalde dünya prömiyerini gerçekleştirecek.

Venedik’in Lido Adası’nda 20 Ağustos-8 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan, Avrupa’nın en önemli film festivallerinden Uluslararası Venedik Film Festivali’nin 69’uncusunun programı açıklandı. Festivalin Türkiye’den de konukları olacak. Senaryosunu ve yönetmenliğini Yeşim Ustaoğlu’nun üstlendiği, 2012 yapımı dram filmi Araf, ’Somewhere in Between’ adıyla Orizzonti Ödülleri’nde, diğer 17 filmle birlikte yarışacak. Orizzonti Ödülleri, ’Dünya sinemasında yeni akımlar’ temasını esas alıyor. Yeşim Ustaoğlu, 2 yıl önceki festivalde de jüri üyesi idi.

Türkiye, Fransa ve Almanya ortak yapımı olan Araf, büyüme, hayatı anlama ve öğrenme üzerine odaklanırken, arafta kalan iki gencin hikayesini konu ediniyor.

 

Ali Topuz, Radikal’den istifa etti

Radikal gazetesi yazarı Ali Topuz, ‘salı günü son yazısını yazacağını ve köşesini bırakacağını’ açıkladı. Topuz, Twitter’dan peşpeşe üç mesaj yazdı ve kararını şöyle duyurdu:

ali topuz ‏@alidurantopuz Radikal maceram yarınki yazıyla sürecek, salı günkü yazıyla bitecek. Herkese hayırlı olsun…

ali topuz ‏@alidurantopuz Benim kararım, bir baskı ya da müdahale yok, dinlenmek istiyorum. Elbette susmayacağım, ama bir süre dinleneceğim

ali topuz ‏@alidurantopuz Yazmayı bırakamam, sadece dinlenip düşüneceğim. Her halukarda sonbaharda buluşuruz

Alper Budka / Yeşil Gazete

Melek gelin yaşam savaşını kaybetti

Ağrı’nın Hamur ilçesinde kocası Ferdi Karaaslan ile kaynanası Naciye ve kayınpederi Kutfettin Karaaslan tarafından sürekli dövüldüğü için aklını yitiren, altı ay boyunca aç bilaç tuvalete bağlanan çocuk gelin Melek (Levent) Karaaslan (24) kaldırıldığı Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. 16 yaşındayken Ferdi Karaaslan ile evlendirilen ve 18 yaşına girmeden hamile kalan Melek Karaaslan, ilk doğumunu sokağa atıldığı karların üstünde yaptı. -30 derecede ölü bir bebek doğuran talihsiz kadın gördüğü şiddetin dozu artınca akıl sağlığını kaybetti.

YARALARI KURTLANDI

Kızlarının durumunu öğrenip hastaneye yatıran Levent ailesi, aile büyüklerinin baskısı üzerine çoçuk gelin Melek’i yeniden kocasının evine göndermek zorunda kaldı. Kızını uzaktan takip eden baba Levent en son uzunca bir süre Melek’ten haber alamayınca polise başvurdu. Polisin baskını sonunda da talihsiz kadın tuvalete bağlanmış olarak bulundu. Altı ay aç bırakılan ve üzerinde sadece beyaz bir bez olan Melek, 30 kiloya düşmüştü. Oturmaktan vücudunun her yeri kireçlenen, bacaklarında ve kalçalarında yaralar oluşan ve yaraları kurtlanan genç kadın; olayın medyada yer almasından  sonra Ağrı Valisi Ali Yerlikaya’nın talimatıyla Ağrı Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak durumunun ağırlaşması nedeniyle önce Erzurum’a, oradan da ambulans uçakla Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Ankara’da 3 gündür tedavi altında olan genç kadın, bütün müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

 

Müjgan Halis/Sabah

“Joker”, katliam planını psikiyatrsite göndermiş

0

ABD’nin Colorado eyaletinde bir sinemada 12 kişiyi vurarak öldüren 24 yaşındaki James Holmes’un katliam planını gittiği üniversitenin psikiyatrına postaladığı bildiriliyor.

Amerikan medyasında çıkan haberlere göre, planda çöp adam çizimleri ve yakında düzenleneceği belirtilen saldırının tarifi yer alıyor.

Denver’daki Colorado Üniversitesi kuşkulu bir paketin belirlendiğini ve polise teslim edildiğini doğruladı.

Holmes, halen Aurora’daki sinema katliamının zanlısı olarak gözaltında tutuluyor.

Haberi ilk veren Fox News, isimlerini açıklamadığı güvenlik yetkililerine dayanarak, Holmes’un katliam planının yer aldığı bir not defterini psikiyatra postaladığını duyurdu.

Fox News’a göre, Holmes, not defterinde “insanları nasıl öldüreceğini ayrıntılarıyla anlatıyor, katliamı nasıl yürüteceğini çizimlerle ortaya koyuyor”.

Colorado Üniversitesi ise, “paketin katliamdan önce postalanmış olduğu ve açılmaksızın, günlerdir bir kenarda beklediği” yolundaki haberlerle çelişen açıklama yaptı.

Anschutz Tıp Kampüsü yetkilileri, Pazartesi günü kuşkulu bir paket alındığını ve derhal incelenerek birkaç saat içinde güvenlik birimlerine teslim edildiğini açıkladı.

Mahkeme yargıcının, olay hakkında yetkililerin yapabileceği açıklamalara kasıtlama getirmesi ardından, Federal Soruşturma Bürosu, bu son haberler üzerine herhangi bir yorum yapmıyor.

BBC TÜRKÇE