Ana Sayfa Blog Sayfa 4598

Erdoğan’ın 3. köprü için acelesi var

Başbakanlık, 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu Projesi ile ilgili bir genelge yayınladı.

Yayınlanan genelgede, projenin yer alacağı alanda yapılacak imar planı değişikliklerinden, kamulaştırma çalışmalarına kadar her detay ile ilgili madde yer alırken, projenin askeri alan, kültür ve tabiat varlıklarına rastlaması gibi durumlar için “çalışmaların sağlıklı ve acele olarak neticelendirilmesi” gibi ifadeler yer alıyor.

Proje kapsamında imar değişiklikleri yapılabilecek

Köprünün yapım projesi kapsamında 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 19. maddesine dayanarak Karayollarının ön gördüğü imar değişikliklerinin yapılabileceği genelgenin maddeleri arasında yer aldı. Buna göre köprünün yapım güzergahında bulunan su, kanalizasyon, doğalgaz ve haberleşme hatlarının güzergah dışına çıkarılacak.

Erdoğan: Öncelik 3. köprü projesinde

Konuyla ilgili birde açıklama yapan Başbakan Erdoğan tüm kamuyu ve ilgili kurumları uyararak, boğaza yapılacak 3. köprünün tüm projelerin içinde en önceliklisi olacağını belirtti.

MHP, Eskişehir’de meyhaneleri kapatıyor

Eskişehir Mihalıççık ilçesinde içkili restoran ve tekel bayileri hızla kapanıyor. İlçede son üç yıl içinde 9 tekel bayii ve 1 restoran belediye ruhsat vermediği ve ruhsatları yenilemediği için kapandı. MHP’li Mihalıççık Belediye Başkanı Ümit Güven, “Görevim sona erene kadar hiçbir şekilde tekel bayii, restoran ve içki satış ruhsatı verilmeyecek. İlçemizin kötü imajını ortadan kaldıracağız” diye kendini savundu.

MHP’li Mihalıççık Belediyesi içkili restoran ve tekel bayilerine ruhsat vermiyor. 2009 yılında 14 olan Tekel bayii sayısı 5’e, içkili restoran sayısı ise 3’ten 2’ye indi. İçkili restoranını kapatarak kahvehane açan esnaf Bahattin Eren, “Uzun yıllardır restoran işletiyorum. Başkanımız tabela değişikliği projesinden bahsetti, tüm kolaylığı sağladı. Elbirliği ile tabelamızı indirdik kahvehanemizi açtık” dedi.

İlçenin imajı için…

MHP’li Mihalıççık Belediye Başkanı Ümit Güven ise bu konuda şunları söyledi:

“İlçemizin adı yılardır Eskişehir’de hatta ülke genelinde en çok alkol tüketilen ilçeler arasında anılıyordu. Haliyle bu durum bizleri ve tüm Mihalıççık halkını üzüyordu. Belediye Başkanlığımızın başladığı 2009 yılında tekel bayii sayısı 14, restoran sayısı ise 3 idi. Nüfusa oranladığınızda bu sayı bize çok fazla geldi. 3 yıl içinde 9 tekel bayii ve 1 restoran kapatıldı. İşletme sahiplerine talepleri doğrultusunda farklı ruhsatlar verildi. Şimdi ise 2 restoran ve 5 tekel bayii kaldı.

Amacımız alkollü yerleri kapatmak değil. Eski kıraathane ve kahvehane kültürünü tekrar yaşatmak için bir proje başlattık. Bu bağlamda restoran ve tekel bayii ruhsatlarını getirenlere gerekli kolaylığı sağlıyoruz.”

Mısır’da Müslüman Kardeşler muhalifi gazeteci tutuklandı

0

Mısır’da bir mahkeme, el Düstur gazetesi genel yayın yönetmeni İslam Afifi’nin yanıltıcı haberler yaymak ve toplumsal huzursuzluğa yol açmakla suçlandığı davasının ilk duruşmasında tutuklu yargılanmasına karar verdi.
Bağımsız, küçük bir gazete olan el Düstur, yeni Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin de dahil olduğu Müslüman Kardeşler hakkında sert eleştirilere yer vermişti.

Geçen ay Müslüman Kardeşler’in Mısır’ı tümden ele geçirmeye çalıştığını yazan gazeteye el konularak basımı durduruldu. Afifi, Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden bu yana Mısır’da mahkeme önüne çıkartılan ilk gazeteci.

Dava, Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler’in basın özgürlüğüne yaklaşımı konusunda kaygılar uyandırdı. Duruşma öncesinde Fransız haber ajansına konuşan İslam Afifi, davanın siyasi amaçlı olduğunu savundu.

Afifi, ”Bu dava Mısır devriminin başlıca taleplerinden biri olan ifade özgürlüğü açısından tam bir sınav niteliğinde.” diyor. Afifi’nin yanısıra televizyon yöneticisi Tevfik Okaşa hakkında da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin öldürülmesi amacıyla cinayete teşvik edici yayın yaptığı iddia ediliyor.

Tevfik Okaşa, sahibi olduğu el Farin televizyonunda, İslamcı karşıtı görüşlerin sıkça dile getirildiği tartışmalı bir programın sunuculuğunu yapıyordu.

ABD: ‘Devrimin ruhuna aykırı’

ABD hükümeti, iki gazeteci hakkında başlatılan işlemlerin geçen yılki devrimin ruhuna aykırı olduğunu söyleyerek endişesini dile getirdi.
ABD Dışişleri sözcüsü Victoria Nuland, basın ve ifade özgürlüğünün, Mısır halkının uğruna sokağa döküldüğü belli başlı ilkeler arasında yer aldığını söyledi.

Türkiye’de hayvancılık çöküyor

Türkiye’de hayvancılık çöküyor… Türkiye’nin 1980’de nüfusu 40 milyon iken 84 milyon olan besi hayvanı sayısı, bugün nüfus 75 milyonu aşarkenı 37 milyona geriledi. Çiftçi-Sen, medyanın “et rezaleti” olarak yansıttığı Et ve Balık Kurumu olayının ardındaki gerçekleri açıkladı.

Tarım ve hayvancılıkta uygulanan yanlış politikalarla bir çıkmaz sokağa girildiğini belirten Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, yayınladığı basın açıklamasında hayvan yetiştiriciliğiyle bitkisel üretimin bir arada yapılacağı, çıktılarının karşılıklı kullanabileceği küçük aile çiftçiliğinin, devlet politikası olarak uygulanması gerektiğine dikkat çekti.

Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu ve Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem tarafından yapılan basın açıklamasının metni şöyle:

Hayvancılıkta işler sarpa sarmış durumda

“1980’de Türkiye’nin nüfusu 40 milyon iken 84 milyon 300 adet hayvanımız vardı. Bugün ise nüfusumuz 75 milyonu aşmasına rağmen, hayvan sayımız artacağına 37 milyona geriledi. 1980’deki 84 milyon 300 bin hayvanın saman ihtiyacını karşılayabiliyorken, 2012 yılında 37 milyon hayvanımız için saman ithal etme kararı alıyoruz. Kurban Bayramında kurbanlık hayvan ithal etmek zorunda kaldığımız yetmiyormuş gibi şimdi de hayvanlarımız için saman ithal etme kararı alıyoruz. Belki günü kurtarıyoruz ama hayvancılıkla ilgili sorunlarımız orta yerde duruyor.

Hayvancılıkla ilgili sorunlarımız çok konuşuldu; eleştiri ve öneriler yapıldı. hükümetlerin kulakları ise hep tıkalıydı, vurdumduymazlardı. Sorunları çözmek için hiçbir adım atmadılar, yanlıştan geri dönmediler. Tam aksine yanlışlarını ısrarlı ve istikrarlı biçimde sürdürdüler.

Günü kurtaran çalışmalar, hayvancılıkla ilgili sorunları geçiştirme, kökten çözümlere girişmemek; hayvancılığımızı çıkmaz bir sokağa sokuyor.

Her şey piyasanın insafına bırakılamaz

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, saman ithaliyle ilgili olarak, “samanı bakanlık olarak biz ithal etmeyeceğiz, saman ithalini şirketlere yaptıracağız” diyor.  Şirketler, ithal ettiği/edeceği samanı, kamu hizmeti addederek hayvan yetiştiricilerine kârsız mı dağıtacak? İthal ettiği samanın üzerine şirket tarafından konulacak olan kâr, yetiştirici maliyetlerini arttırmayacak mı? Tüketici hayvansal ürünleri daha pahalıya almak zorunda kalmayacak mı?

Geçmişte hayvancılıkta et piyasasını düzenlemek, (regüle etme) amaçlı kurulan, şu an, et piyasasında çok az oranda etkili olan Et ve Balık Kurumu’nda (EBK) basının deyimiyle “et rezaleti” yaşanıyor. Et Balık Kurumu’nun merkez ve taşrada görevli bazı yöneticileri dahil 15 kişi hakkında, “şaplı, veremli ve ölü hayvanların etlerini piyasaya sürmek” suçlamasıyla dava açıldı.

Yaşanan bu “et rezaletinin” üzerine herkes bulunduğu yerden çıkarına olacak sözleri söylüyor, “çekiştiriyor”… EBK, yanlışlarından arındırılsın, kamuya karşı görevini layıkıyla yapsın. EBK’nu doğru çalıştıralım, çalışmasını sağlayalım demek yerine:  “Et Balık Kurumu’nun durumunun ve imtiyazlarının gözden geçirilmesi kaçınılmaz”, “devletin kasaplığı bu kadar olur”, “Allah aşkına zaten devletin kasaplıkta ne işi var” yaklaşımı gösteriliyor.

Oysa, bu yaklaşımlar, bizi bugünkü çıkmaz sokağa taşıyan politikaların uygulanmasına neden oldu. Her şeyi piyasanın ‘sihirli değneğine’ bıraktılar. “Yanlışın üzerine yanlışla gidiliyor”.  EBK’na “et rezaletini” yaşatan, kurumu kuşatan şirketlerin marifeti. EBK’unu bu hale düşürenlerin şirketler olduğu söylentisi ayyuka çıkmışken “devletin kasaplığı bu kadar olur” demek ne kadar sahici/samimi bir yaklaşım.

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu olarak;

– EBK’nun üretici ve tüketici lehine piyasa düzenlemesi yapması gerektiğine,

– Bizzat yetiştirici ve üreticileri üretimden pazarlamaya zincirin tüm halkalarına egemen kılacak, oluşmasına destek olacak politikaların uygulamaya konulmasına,

– Devletin, sadece kesesinin ve kasasının şişmesini düşünen, toplumsal sorumluluk kaygısı taşımayan şirketleri palazlandıracak politikaların terk edilmesine,

– Meraların ıslah edilmesi, özgür köy (mera) hayvancılığını geliştirecek ve uygulayacak politikaların merkezi devlet politikası haline getirilmesine,

− Hayvan yetiştiriciliğiyle bitkisel üretimin bir arada yapılacağı, çıktılarının karşılıklı kullanabileceği küçük aile çiftçiliğinin, devlet politikası olarak uygulanması gerektiğine, tarımda girilen çıkmaz sokağı ancak bu yolla aşabileceğine inanıyoruz.”

İstanbul’da Alevi evleri işaretleniyor!

İstanbul’un Kartal ilçesine bağlı Yakacık Hürriyet Mahallesi’nde 25 Alevi evi işaretlendi. Cemevi ve Sivas Yıldızeli Yardımlaşma ve Dayanışma Köy Derneği’nin civarında bulunan evlerin işaretlenmesi halkta tedirginliğe yol açtı.

Olay, ismini vermek istemeyen bir vatandaş tarafından fark edildi. İşaretlenmelerin fark edilmesiyle toplanan mahalleliler 50 senedir aynı mahallede oturduklarını daha önce böyle bir olayla hiç karşılaşmadıklarını belirtti.

“50 senedir komşularımız ile iç içe yaşıyoruz. Düğünümüz olur, cenazemiz olur, ilk koşan biz oluruz” diyen vatandaş olayın kimler tarafından gerçekleştirildiğini bilmediklerini ifade etti.

Siyasi parti ve kurumlardan destek

Olayın ardından Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz, Kartal Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Ali Ayık ve dernek yöneticileri, Kartal Cemevi Başkanı İsmail Saçlı, CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, CHP Kartal İlçe Başkanı Kamer Gök, Emek Partisi Kartal İlçe Başkanı Kasım İlgün ve parti yöneticileri, ESP ve BDP yöneticileri de mahalleliye destek vermek için yanlarında olduklarını belirttiler.

Olay ile ilgili bugün saat:19.00’da Sivas Yıldızeli Yardımlaşma ve Dayanışma Köy Derneği önünde bir basın açıklaması gerçekleştirilecek

Sıcaklık 10 derece düşecek!

Türkiye’de ağustos ayı ortalamasını 5-6 derece aşan sıcaklıklar salı günü Marmara ve Karadeniz’de 8-9 derece birden düşecek.
 
İstanbul hafta sonu termometreler 35 derece’yi gösterecek. Sıcaklık İstanbul’da salı günü 25 dereceye inebilir ve yağmur olasılığı da yüksek.
 
 Ankara salıya kadar sıcaklık 35-36 dereceyi bulacak.
 
İzmir gölgede bile 38 derece, rüzgar fazla sert değil ama nem yarın da yüzde 40’ı geçmeyecek.
 
Akdeniz’de zaten 37-38 derecelerde olan sıcaklık pazar ve pazartesi daha da yükselecek. nem oranı ise düşük.
 
Karadeniz’de de sıcaklık pazara kadar toplamda 6-7 derece artacak, hem sıcaklığın hem de nemin yüksek olması bölgenin çok bunaltıcı olmasına neden oluyor, gökyüzü de bol güneşli.
 
Doğu Anadolu’da önümüzdeki günler yağışsız geçecek, sıcaklıklar pazara doğru 4-5 derece yükselecek, Erzurum’da sıcaklık 29 derece olacak.
 
Güneydoğu’da 40 dereceye yakın olan sıcaklık, hafta sonu Diyarbakır-Şanlıurfa boyunca 40 dereceyi aşacak.

ntvmsnbc

Bir PKK, bir TSK, bir PKK, bir TSK… Son olarak PKK saldırıyor

Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nin Derecik Beldesi Omurlu Köyü’nde bulunan Omurlu 2’nci Hudut Tabur Komutanlığı ile Derecik Jandarma Taburu’na PKK’lılar tarafından bugün eş zamanlı ateş açıldı.

Saldırı bugün saat 15.00 sıralarında meydana geldi. PKK’lılar Omurlu 2’nci Hudut Tabur Komutanlığı’na uzun namlulu silah, havan topu ve roketatarlarla; yaklaşık 10 kilometre uzaktaki Derecik Jandarma Taburu’na ise uzun namlulu silahlarla ateş açtı.
Askerler teröristlere anında karşılık verirken çatışma çıktı. Yüksekova ve Şemdinli’den çok sayıda helikopter bölgeye sevk edildi.

DHA

AB istedi; aseton, naftalin, gazyağı yasaklandı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yakında yasaklanacak riskli kimyasalların listesini yayımladı. 
 

Yapılan yazılı açıklamada, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, çevre ve insan sağlığına zarar verebilecek riskli kimyasalların listesini açıkladığı bildirildi.

Özellikle sanayi sektöründe yoğun kullanılan bu kimyasalların, AB uyum süreci çerçevesinde çok yakında yasaklanmasının gündemde olduğuna işaret edilen açıklamada, bunlar arasında aseton, naftalin, çinko oksit, amonyum nitrat, kömür zifti, gaz yağı, kloroetilen, nikel, toluen ve kloroformun da bulunduğu belirtildi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Mehmet Baş, konuyla ilgili, Türkiye’nin AB kimyasallar mevzuatına uyum sağlaması halinde, sanayinin temel girdileri arasında yer alan bu kimyasal maddelerin kısıtlanması veya yasaklanmasının gündeme geleceğini ifade etti.

Dolayısıyla bu kimyasallarla iştigal eden sanayicilerin zor durumda kalmamaları için gerekli önlemleri almaları gerektiğini belirten Baş, şunları kaydetti:

“Öncelik listesinin yayımlanmasıyla, sanayicimizde bu konudaki farkındalığın artırılması hedefleniyor. Sonuçta ya kimyasalın üretim prosesi ve kullanım biçimleri değiştirilerek ya da daha çevre dostu alternatif maddeler bulunarak insan ve çevrenin o kimyasala maruz kalma yoğunluğu azaltılmış olacak.”

Öte yandan, oluşturulan nihai öncelik listesine, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinden ulaşılabilir.

Uludere’deki resim – Müge İplikçi

PKK’nın silah bırakmasını istiyoruz. Akan kanın durmasını istiyoruz. İstiyoruz istemesine de bu iş biz istedik diye olmaz, olmuyor.

Bu iş askeri operasyonlarla günlerce dağı ovayı vurarak da olmuyor. Sınırötesi manevralarla da. Terörü lanetliyoruz diyen politikacıların ezber cümleleriyle de.

Kan kanı, ölüm ölümü getiriyor.

Gaziantep’te sivil halka yönelik saldırı terörün en beter yüzünü bir kez daha

sergiliyor bize. Masum insanlara yönelik saldırı. Ortada kol gezen şiddet hiç umulmadık bir zamanda, bayramın ikinci günü, kentin göbeğinde işin rengini bir kez daha ortaya koyuyor.

Kim ne derse desin orada tek bir kod var: Şiddetin bu örgütü durduramayacağı kodu.

Bu teröre teslim olacağız anlamına mı gelmeli?

Hayır.

Terör, terörle gelen şiddet en başta karşı durmamız gereken şiddet olmak durumunda.

Bunun ardından devlet tarafından alınacak önlemlerin ise şiddetten değil sağduyudan beslenen önlemler olması çok ama çok önemli.

Sağduyu ne olabilir?

Bir devlet politikası olarak düşünüldüğünde, bunun ilk etapta terörizmin ne olduğu konusunda karar verilmesi olduğuna inanıyorum. İşine gelmeyeni terörist diye yaftalayan, cezaevine tıkan kriminal bir devlet kaosu var karşımızda. Üstelik bunun adına hukuk deniliyor. Akademisyenler, gazeteciler, yayıncılar… Bir bakmışsınız sivil halkı katledenlerle aynı kefeye konan bir sistem içersinde karşımızda! Bu da zemini sürekli kayganlaştırıyor, insanların kafasında bulanıklık yaratıyor, adaletin ne olduğu konusunda akıllar karışıyor. Bu kafa karışıklığından
beslenen ise yine terörizm oluyor!

Bu yüzden yasalar anlamında terörizmin tanımının netleştirilmesi gerekiyor. Öyle ki terörü önleyeceğim derken yeni terörler yaratılmamalı, halkta linç duygusu pekiştirilmemeli. Dahası insanları şiddete kışkırtan, terörü tetikleyecek kutuplaşmalar oluşturulmamalı, nefret dolu nutuklar yerine aklıselimin devreye girebileceği bir söylem benimsenmeli. ‘Ben devletim asar keserim’ tarzındaki hırçın, uzun vadede herkesin kaybedeceği şahin politikasından vazgeçip ‘ben devletim çözülmesine yardımcı olurum’ mantığıyla hareket etmek burada esas olmak durumunda.

‘Akıl yoluyla çözmezsem ne olur’ diye ucuz kabadayılık yapmak da yine terörü besliyor, unutmayalım! Şiddet şiddetten beslenir, n’olur bunu akılda tutalım.

Dahası, ‘suçlu yakalamak’ değil vatandaşlık haklarının esas olduğu bir hukuk sistemine yaslanmak hepimizi rahatlatacaktır. Kısaca insanlara potansiyel suçlu gözüyle değil, ilk etapta insan olarak yaklaşmak fikri. Kriminal, pus içindeki bir aynadan bakmak yerine bireysel hakların ön plana çıktığı ufuk açıcı bir pencereden bakmak.

Terörün laneti, yaşam haklarını ön planda tutan gerçek adaletin ışığı ile çözülebilir. Kanla değil. Tedavi insanlıktan gelmeli. İnsanlığı destekleyen yasalardan, onarıcı yöntemlerden.

Uludere’de devrilen minibüsün etrafını saran Gülyazı köylülerinin bize sunduğu resim budur. İnsanlık. O resme sahip çıkmalıyız, oradan ilham almalıyız.

Keşke alabilsek.

Müge İplikçi – Vatan

O “ucube otoyol” sonunda kaldırıldı!

Tarım arazisi açmak için devlet eliyle kurutulan, bu da yetmezmiş gibi ortasından otoyol geçirilerek ikiye bölünen Antalya’nın Elmalı ilçesindeki Avlan Gölü’nün iki yakası nihayet bir araya geliyor.
Yaşam savunucularının yıllardır sürdürdüğü kararlı mücadele sonucu gölü iki bölen yol trafiğe kapatıldı. Yolun tamamen kaldırılması içinse çalışmaların sürdüğü öğrenildi.

Önce kurutuldu, sonra otoyolla ikiye bölündü

Antalya’nın Elmalı İlçesinde bulunan Avlan Gölü’nün hikayesi, Türkiye’nin sulak alan ve göllerine gösterdiği ilgisizliğin acı gerçeğini yansıtıyor. 1970’li yıllarda tarım arazisi olarak kullanmak amacıyla devlet eliyle kurutulan Avlan Gölü’nün ortasından 1984’de bir de otoyol geçirilmesi adeta utanç tablosuna dönüşmüştü. Bölgenin önemli sulak alanlarından biri olan göldeki bu tahribatların ardından, alandaki kuş popülasyonunun azalmasının yanında Türkiye’nin en önemli sedir ormanlarından biri sayılan Çığlıkara’daki  sedir ağaçlarında kuruma belirtileri görülmüş, bölgenin ekosistemi bozulmuştu.

Sonunda beklenen karar çıktı

Yaşam savunucularının, Avlan’ın yeniden eski haline döndürülmesi ve gölü ikiye bölen yolun kaldırılması için yıllardır sürdürdüğü kararlı mücadele sonunda yetkililer nezdinde de karşılık buldu. 1997 yılında yeniden su tutulmaya başlanan ancak gölü ikiye bölen yol ve suyun tahliye edilmesi için açılan düdenlerin kapatılmaması sonucu doğal yaşamın eski haline dönmesinde olumsuzluklar yaşanan Avlan’da sonunda beklenen karar çıktı.

4 kilometrelik utanç yolu kapatıldı

Karayolları Antalya 13’üncü Bölge Müdürlüğü, yıllar süren bir yanlıştan dönerek 28 yıldır gölü ikiye bölen ‘ucube’ yolun kaldırılacağını açıkladı. Gölün doğu yakasında bulunan eski karayolunda geçtiğimiz yıl başlatılan genişletme çalışmalarının tamamlanarak trafiğe açılmasının ardından Avlan’ı ikiye bölen 4 kilometrelik utanç yolu kapatıldı.

Finike ve Elmalı ilçelerini birbirine bağlayan ve gölü iki bölen otoyoldan geçen otomobillerin yarattığı gürültü kirliliği, göç yolları ürerinde olan bölgeyi yaşam alanı olarak seçen kuş türlerinin alanı terketmelerine neden oluyordu.

‘Yol tamamen kaldırılacak’

Karayolları 13’üncü Bölge Müdürü Mustafa Karademir, Avlan’ın kıyısından geçen yeni yolun açılmasıyla göldeki doğal yaşamın eski haline dönmesini beklediklerini dile getirdi. Tamamen trafiğe kapatılan gölü ikiye bölen yolun malzemesinin kesin olarak kaldırılacağı bilgisini veren Karademir, “gölün iki yakası birleştirilecek” diye konuştu.

Avlan Gölü ve çevresi, 1960’lı yılların sonunda başlayan ve yöre köylüleri ile toprak sahipleri arasında süren ‘toprak kavgaları’ sırasında, dönemin öğrenci hareketinin de bölgeye gelerek köylülere destek vermelerine sahne olmuştu. Aralarında Sinan Cemgil, Can Savran ve Nurettin Sarılar gibi dönemin öğrenci liderlerinin de bulunduğu 1968 kuşağına mensup yaklaşık 500 öğrenci, bölgede toprak kavgası veren köylülere destek olmak için Elmalı’ya gelmişti. Deniz Gezmiş’in savunmasında da geniş yer bulan Avlan gölünün bekası olan topraklar, Bülent Ecevit’in ünlü “Toprak işleyenin, su kullananın” sözüne kaynaklık eden yerler olarak biliniyor.

Yazı: Yusuf Yavuz

Atlas