Ana Sayfa Blog Sayfa 458

İBB iklim krizine uyum için Litvanya’yla ortak projeye başladı

İklim değişikliğiyle mücadelede öncelikli görevi bulunan kentler, ulusal ve uluslararası ağlar aracılığıyla ortak projeler geliştirmeye başladı. Bu kapsamda İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) de özellikle dijital şehir ve bölgesel enerji sistemleri gibi konularda Avrupa Birliği‘nde çalışmalar yürüten LitvanyaVilnius Belediyesi‘yle ortak bir projeye imza attı. Vilnius Belediyesi’yle başlatılan Yeşil Mutabakat – Turklit (GEH) Platformu projesi kapsamında her iki belediye ve ülkede yapılmış olan ve kentlerin iklim değişikliğine uyumunu amaçlayan iyi ve başarılı dönüşüm uygulamaları karşılıklı olarak paylaşıldı.

Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, “GEH Platformu projesi,  İBB’ye önemli kazanımlar sağlayacak. Proje kapsamında paylaşılacak süreç, deneyim, çağrı ve AB’de yürütülen projeler, İBB olarak yürüttüğümüz Sürdürülebilir Enerji İklim Eylem Planı (SECAP), Karbon Nötr ve Akıllı Şehir çalışmalarımızı hızlandıracak” dedi.

GEH Platformu, akıllı büyüme için çevresel hedeflere, yenilikçiliğe ve çevreye olumlu etkiye dayalı sürdürülebilir kalkınma yoluyla, Litvanya ve Türkiye arasında uzun vadeli uzman ve fikir alışverişini geliştirmeyi amaçlıyor. Enerji ve iklim değişikliğine uyum uygulamalarını önemseyen diğer belediyeleri, özel sektörü, üniversiteleri, enstitüleri ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren ve yaratıcı platform olarak konumlandırılan proje, binalarda enerji verimliliği, atık yönetimi, toplu taşıma, akıllı şehir ve karbon emisyonlarının azaltılması gibi konulara odaklanıyor.

iklim,
Prof. Dr. Ayşen Erdinçler

GEH’in kentlerin iklim değişikliğine uyumu için çalışan tüm paydaşları bir araya getirecek ortak bir platform olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, “Öncelikle Vilnius ve İBB birimleri ve iştirakleri arasında başlatılacak olan GEH Platformu, ilerleyen süreçte enerji dönüşümü, iklim uyum ve eylemleri, akıllı ve sürdürülebilir şehir konularında çalışan belediye, kurum, şirket, akademisyen, meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarının ortak proje geliştirme ve karşılıklı işbirliği yapmasına öncülük edecek” diye konuştu.

Litvanya ve İBB arasında yürütülen GEH Platformu Projesi kapsamında iki ülkenin ve özellikle iki şehrin iklim krizine ve uyumuna yönelik önlem, eylem ve çözümlerin paylaşılması amacıyla dört çevrimiçi çalıştay gerçekleştirildi. Sonrasında Litvanya Enerji Ajansı, Litvanya Enerji Bakanlığı, Vilnius Belediyesi uzmanları İstanbul’u ziyaret ederek İBB’nin enerji dönüşümü ve verimliliği ile yenilenebilir enerji uygulamalarını inceledi. İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi, İBB Enerji Yönetimi ve Aydınlatma Müdürlüğü, İBB Enerji A.Ş, İSTAÇ, İSKİ gibi iştirak ve kurumlarla toplantılar düzenlendi.

5-8 Ekim 2022 tarihleri arasında ise projenin Türkiye Koordinatörü ve İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ayşe Erdinçler öncülüğünde  Litvanya’nın başkenti Vilnius’u ziyaret düzenlenerek SECAP, dijital şehir, akıllı şehir, enerji yönetimi ve bölgesel ısıtma gibi konularda teknik toplantılara ve saha gezilerine katılındı. Hazırlanan teknik analiz raporunun, gerçekleştirilen ziyaretlerin, yuvarlak masa toplantılarının ve imzalanan mutabakat zaptının ardından, Vilnius Belediyesi bünyesinde hizmet veren Akıllı Enerji Laboratuvarı, Dijital İkiz, Şehrini Yenile, Bölgesel Isıtma Sistemi gibi uygulamalarda, İBB ile ortak çalışmalar ve başarılı bulunan örneklerle ilgili paylaşımların yapılmasına karar verildi.

‘İklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası işbirliği büyük değer taşıyor’

Birleşmiş Milletler tahminlerinin 2050’de toplam küresel nüfusun yaklaşık yüzde 68’inin şehirlerde yaşayacağını gösterdiğini söyleyen İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, iklim değişikliğiyle mücadelede geliştirilecek politika, taahhüt ve uygulamalar konusunda şehirlerin işbirliği yapmasının büyük değer taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Erdinçler, şunları aktardı:

“Sürdürülebilir ve dirençli bir İstanbul için GCOM, C40, UCLG MEWA, Marmara Belediyeler Birliği ve Türkiye Belediyeler Birliği gibi birçok ulusal ve uluslararası ağa üye olan İBB, uluslararası ağların sürdürülebilir ve dirençli şehirler inşa etme konusundaki önemine dikkat çekti. İBB, İklim Eyleminin Geliştirilmesi, Akıllı Şehirler ve Dijital Dönüşüm, Kent Demokrasisi ve Göç başta olmak üzere Ekonomik İşbirliği gibi çalışma alanlarını içeren B40 Balkan Şehirleri Ağı’nın kurulmasına öncü oldu ve ilk dönem başkanlığını yürüttü. 20 milyona yakın nüfusu ve yüzölçümüyle hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın en kalabalık şehirlerinden olan İstanbul’da İBB olarak yürüttüğümüz iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

C40 İşbirliği ile ‘İklim Değişikliği Eylem Planı’mızı hazırladık ve kamuoyu ile paylaştık. İklim Değişikliği Müdürlüğümüz İstanbul’un sera gazı envanterini hazırladı ve sabit enerji sektörünün en büyük sera gazı kaynağı olduğunu belirledi. Paydaşlarımız ile önceliklendirdiğimiz ve yayımladığımız azaltım ve uyum eylemlerinin izlenmesi için, iç ve dış paydaşlarımızla sık sık bir araya geliyoruz. ‘İklim Değişikliği Eylem Planı’mızın çıktıları ve envanter çalışmalarımızın sonuçlarıyla ayrıca yürüttüğümüz ‘Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’mızı 2023 yılı Haziran ayında tamamlamayı hedefliyoruz.”

Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

“Ulusal ve uluslararası işbirlikleri iklim değişikliği ile mücadelenin olmazsa olmaz ayağıdır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu kurumlarının, üniversitelerin, STK’ların ve vatandaşların daha çok iş birliği içerisinde hareket ettiğini görüyoruz. İklim değişikliği konusunda farkındalık seviyesinin yükseldiğini ve özel sektörün sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımlarının arttığını görüyoruz. Vilnius’la yürüttüğümüz GEH Platformu projesinin iki ülke ve belediye arasındaki bilgi ve teknoloji transferini destekleyerek iki şehrin de iklim değişikliğine karşı daha dirençli olmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz.”

Akbelen’den yükselen ‘kömürsüz yaşam’ çağrısına gece baskını!

Türkiye’nin birçok yerinden gelen onlarca doğa savunucusu, dün (4 Haziran) Muğla’nın Milas ilçesindeki İkizköy’de yer alan Akbelen Ormanı’nda bir araya gelerek 5 Haziran Dünya Çevre Günü öncesi 2030 yılına kadar kömürden çıkış ve adil geçiş talep etti.

Birçok şehirden ekoloji aktivisti, İkizköy mevkiinde kömür sahasını genişletmek isteyen Limak Holding’e bağlı YK Enerji şirketine karşı tuttukları nöbetin 490’ıncı gününde bir araya geldi.

Aktivistler, nöbet alanından yola çıkarak ormanların ve bir köyün talan edilmesiyle açılan kömür sahasına bir yürüyüş düzenledi.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Doğa savunucuları, kömür madeninin neden olduğu tahribatı yerinde inceledi.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

İkizköylüler, kömür madeninin olduğu bölgenin geçmişini anlatarak, kendilerine atalarının emaneti olan, doğup büyüdükleri evleri ile geçim kaynaklarının kömür madenine kurban edildiğini ifade etti.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk
Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk
Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Kömürsüz 2030

Yürüyüşün ardından düzenlenen bir forumda, Türkiye’de kömürün 2030 yılına kadar aşamalı olarak ve adil bir geçişle kaldırılmasını hedefleyen “Kömürsüz 2030” kampanyası tanıtıldı.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Foruma İkizköy Çevre Derneği‘nin yanı sıra Muğla Çevre Platformu (MUÇEP), Umut-Sen, Deştin Çevre Platformu, Aydın Çevre Platformu (AYÇEP), Datça Çevre Grubu, Yatağan Yeşil Yaşam Derneği ve Doğanın Çocukları gibi birçok ekoloji örgütü temsilcilerinin de aralarında bulunduğu onlarca kişi katıldı.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Ekoloji aktivistleri forumda kömür başta olmak üzere fosil yakıtların neden olduğu tahribata dikkati çekti. Kömür kullanımının tırmandırdığı iklim krizinin, yol açtığı felaketler nedeniyle geçim kaynaklarını tehdit ettiğine vurgu yapıldı. Karbon salımı açısından petrol ve gazdan daha ‘kirli’ olarak nitelenen kömürden vakit kaybetmeden çıkılmasının, gelecekte yaşanacak birçok sağlık sorunu, çevresel tahribat ve iklim krizi kaynaklı felaketin önüne geçebileceği vurgulandı.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

‘Sadece bugünümüzü değil, yarınlarımızı da kömürün ipoteğinden kurtarmalıyız’

İkizköy Çevre Derneği Başkanı Nejla Işık, kampanyayı tanıtan bir basın açıklaması yaptı. Işık, “Bizler Muğla, Kahramanmaraş, Çanakkale, Antalya, İzmir, Denizli, Sivas, Adana, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Hatay ve Karaman’da yıllardır kömürün gölgesinde, yaşamımız için mücadele ediyoruz. Sadece bugünümüzü değil yarınlarımızı kömürün ipoteğinden kurtarmak için doğayı ve yaşamı savunmanın, tek çözüm olduğuna inanıyoruz” dedi.

Kömür madenciliği ve kömürlü termik santrallerin köylülerin atalarıyla kadim bağlarını kopardığını ifade eden Işık, kömür madenciliğinin geçim kaynakları ve yaşam alanları üzerindeki etkilerine dikkati çekerek “Tarlalarımızı kaybettik; köylerimizi terk etmek zorunda kaldık, sevdiklerimizden ve toprağımızdan ayrıldık. Doğup büyüdüğü yerleri terk etmek istemeyenler, madene inmek veya santralde çalışmak zorunda kaldı” diye konuştu.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Necla Işık, şunları ekledi:

“Yıllar içinde kömür; suyumuzu, toprağımızı, gıdamızı kirletti. Madende ve santralde çalışan ve etrafında yaşayan herkes, her gün kömürün zehirlediği kirli havayı soluyor, kirli gıdayı tüketiyor. Kanser olduk; çocuklarımız ve gençlerimiz sinsi hastalıklara yakalandı. 

Oysaki, enerjimizi üretmek için kömüre muhtaç olmadığımızı ve başka türlü bir yaşamın mümkün olduğunu biliyoruz. Enerji verimliliği ve tasarruf önlemleri, güneşimiz ve rüzgarımız ile, bize dayatılan değil, toplumun gerçek ihtiyacı kadar enerjiyi üretebiliriz.”

‘Kömürün vadesi doldu’

Bir fosil yakıt olan kömürün, yol açtığı yoğun karbon kirliliği nedeniyle iklim krizinin en büyük nedenlerinden biri olduğuna işaret eden Işık, “Kömürün vadesi doldu” dedi. Gelecek nesiller için kömürden çıkışın gerekliliğine vurgu yapan Işık, adil geçişin sağlandığı doğayla uyum bir yaşam çağrısı yaptı:

“Kömürde ısrar bizi iklim, gıda, enerji ve ekonomik krizin kıskacına hapsedecek. Dönüşüm kaçınılmaz; kömürden çıkışı hemen bugün konuşmaya başlamalı ve kömürsüz bir geleceğe hazırlanmak zorundayız. Doğayla uyumlu bir yaşamı bugünden ve beraberce inşa edelim.”

Dünya’nın iklim krizini derinleştiren kömürü terk etmeye hazırlandığını belirten Nejla Işık, birçok ülkenin yeşil dönüşüm hedefleri kapsamında kömürlü termik santrallerini kapattıklarını veya kademeli olarak kapatmanın planlarını yaptıklarını aktardı.

Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Termik santrallerin çevresel, toplumsal ve insan sağlığına dair etkilerine değinen Işık, şunları kaydetti:

Bu topraklarda yarım asırdan fazla elektrik üretimi için kullanılan kömürlü termik santraller, hem toplumsal hem de ekolojik büyük tahribatlara yol açtı. Bu santrallerden kaynaklı sadece hava kirliliği 4,8 trilyon TL sağlık maliyetine ve 196 bin 91 erken ölüme neden oldu. Kömür madenciliği ise, tüm bu tahribatların ortasında kendisine yaşam alanı kalmayan biz yöre halkını göçe zorluyor. Yaşanan iş cinayetlerine rağmen kömür madenciliğinde iş sağlığı ve güvenliği koşulları iyileştirilmediği gibi koşullar her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Düşük ücretli, kadınlara istihdam olanağı sağlamayan, örgütlülüğün gittikçe azaldığı madencilik sektörünün artık ne yörenin ekonomisine ne de ülke ekonomisine faydası var.

‘Termik santraller 2030’a kadar kapatılsın’

Necla Işık tarafından okunan ve doğayla uyumlu yeni bir başlangıç için kömürden adil bir çıkışı daha geç olmadan başlatmayı hedefleyen “Kömürden Adil Çıkış Hedef 2030 Bildirisi” karar alıcılardan ve politika yapıcılardan şunları talep ediyor:

Mevcut kömürlü termik santraller bugünden başlayarak 2030 yılına kadar kademeli olarak kapatılsın. 

  • Yeni kömür santralleri ve kömür madenleri için verilmiş izinler istisnasız iptal edilsin.
  • Kömür madeni genişletmeleri durdurulsun.
  • Kömür arama çalışmaları durdurulsun.
  • Kömür madenlerinde ve termik santrallerde çalışan tüm emekçiler özlük
    haklarını ve geleceklerini güvence altına alacak programlarla desteklensin.
  • Kömür bölgelerinde yaşanan ağır ekolojik yıkım ve buna bağlı insan sağlığındaki ve yerel ekonomideki çöküşün onarılması için etkilenen tüm ekosistemleri ve halkı kapsayan iyileştirme programları hayata geçirilsin.
  • Krizlere karşı dirençli bir toplumu inşa etmek için şirketlerin çıkarlarını değil, kamu yararını, bilimi önceleyen politikalar geliştirilsin.

Bildiriye, Adana Çevre ve Tüketici Koruma Derneği, Adana Doğu Akdeniz Çevre Platformu, Antalya Korkuteli Dereköy Köylüleri, Balıkesir Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Bursa Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği, Bursa Nilüfer Gençlik Meclisi, Çanakkale Çan Çevre Derneği, Denizli Avdan Platformu, Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği, Hatay Antakya Çevre Koruma Derneği, İzmir Ege Çevre ve Kültür Platformu, İzmir Foça Çevre ve Kültür Platformu, Kahramanmaraş Afşin / Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu, Karaman Ekoloji Derneği, Muğla İkizköy Çevre Komitesi, Muğla Çevre Platformu, Sivas Bakırtepe Çevre Platformu destek verdi.

Gece yarısı jandarma ‘kontrolü’

Forumun ardından ekoloji savunucularının dağılmasıyla, Akbelen Orman Nöbeti’nin 491’inci gecesinde saat 23.10 sularında iki jandarma aracı, bir orman bölge müdürlüğü aracı ve en az biri sivil polis olmak üzere üç tane sivil araç nöbet alanına hızlıca bir giriş yaptı.

Nöbet alanındakilerin sorularına yanıt vermeyen ekipler, bölgede kontrol gerçekleştirdiğini aktardı.

Olay kaydeden vatandaşlar ve gazetecinin çekim yapmasına izin vermeyen, çekime gerek olmadığını ve defalarca çekime son verilmesini söyleyen ekipler, “Jandarmadan neden korkuyorsunuz” diye sordu. Vatandaşlar, daha önce jandarma tarafından nöbet alanındaki yurttaşların çadırlarının toplatılması gibi olumsuz deneyimler yaşadıklarını hatırlattı.

Nöbet alanındaki konteynerin, çadırların, pankartların, bölge haritasının, seyyar tuvaletin ve su tankerinin fotoğraflarını çeken ekipler, parselizasyon işleminde konteyner bulundurma izni olup olmadığı konusunda tutanak tutacaklarını belirtti.

Nöbetçiler, geç saatlerde kalabalık ekipler tarafından yapılan bu jandarma kontrolünü, Akbelen Orman Nöbetçilerini korkutmaya ve tedirgin hissettirmeye yönelik olarak YK Enerji tarafından düzenlenen bir taciz ve bir yıldırma girişimi olarak niteledi.

Ekiplerin ayrılmasının ardından İkizköy Çevre Derneği Başkanı Nejla Işık ve Avukat İsmail Hakkı Atal şu açıklamayı yaptı:

[5 Haziran Dünya Çevre Günü] Doğaya Güç Kat Ağı: Yalnızca bir dünyamız var!

Doğal yaşamın ve ekolojik dengenin korunması için farkındalık yaratılması amacıyla her yıl 5 Haziran’da Dünya Çevre Günü düzenleniyor. Bu yılın teması “plastik kirliliği.”

Türkiye’den 78 ekoloji örgütünün oluşturduğu Doğaya Güç Kat Ağı, ortak bir açıklama yaparak herkesi harekete geçirmeye çağırdı.

Van Gölü Aktivistleri Derneği Başkanı Dilruba Ercan‘ın dile getirdiği açıklama şöyle:

“Çevre sorunları ve doğa üzerindeki baskı her geçen gün daha da artıyor. Günümüzde, küresel iklim değişikliği, doğal alanların tahribatı ve daralması, şiddetli erozyon, su ve toprak kirliliği, bir milyonun üzerinde canlı türünün tehdit altına girmesi, 2 milyondan fazla insanın temiz ve yeterli suya erişememesi gibi çevre sorunları geleceğimizi tehdit ediyor.

“Hükümetlerce bu sorunların çözümüne yönelik yeterli önlemler alınmadığı için tehditler her geçen gün daha da artıyor. 2050 yılında dünya nüfusunun 9,6 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor. Nüfus artışına bağlı olarak çevre sorunları ve doğa üzerindeki baskı daha şiddetli hissedilmeye başlanacak.

“Her yıl yaklaşık 400 milyon ton plastik atık üretiliyor ve bunların yarısı tek kullanımlık ürünlerden oluşuyor. Plastik atıklar denizlerimizi ve doğayı kirletiyor, canlı yaşamını tehdit ediyor ve sağlık riskleri oluşturuyor.

‘Tablo giderek kötüye gidiyor’

“Ülkemizde de durum farklı değil, son 70 yılda mera alanlarımızın yarıdan fazlasını, sulak alanlarımızın ise %60’ından fazlasını kaybettik. Yanlış su yönetimi nedeniyle, su kaynaklarımız azalıyor. Neredeyse bütün akarsularımız, göllerimiz kirlendi. Yeraltı sularımız bitme noktasına geldi. Yangınlar, madencilik faaliyetleri, alt yapı yatırımları ve yapılaşma nedeniyle orman alanlarımız daralıyor.

“Ayrıca yurt dışından gelen plastik atıklarının ülkemizde işlenmesi de başkaca problemlerden birini oluşturuyor. Kısacası gerek dünyada gerekse ülkemizde tablo hiç iyi değil ve iyiye doğru da gitmiyor.

“Plastik atıkların uzun süre çözünmeden kalması doğayı ciddi şekilde etkiliyor. Plastik tüketimini azaltmak için bireyler olarak tek kullanımlık plastiklerden vazgeçmeli, çevremizde farkındalık yaratmalıyız.

“Sivil toplum kuruluşları olarak yerel yetkililere baskı yaparak atık yönetimini iyileştirebilir ve kampanyalar düzenleyebiliriz. Hükümetler tek kulanımlık plastiklerin yasaklanmasına yönelik ve atık yönetimini teşvik eden politikalar geliştirmelidir. Bu konudaki küresel anlaşmalara katılmalıdır. Doğaya Güç Kat Ağı herkesi harekete geçmeye çağırıyor, çünkü yalnızca bir dünyamız var!”

Erdoğan’ın dünürünün Marmaris’teki imar girişimi yargıdan döndü

Muğla 2. İdare Mahkemesi, Marmaris‘teki Hisarönü Köyü, 142 parselde yaşlı bakımevi inşaası için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yaptığı imar planı değişikliğiyle ilgili  yürütmeyi durdurma” kararı verdi.

Marmaris Kent Konseyi ve Ekolojik Mücadele Komitesi‘nin açtığı davaya Muğla Mimarlar Odası da müdahil olmuş;  Muğla Büyükşehir Belediyesi de ayrı bir dava açarak, işlemin iptalini talep etmişti.

İnşa edilmek istenen “Yaşlı Bakımevi, Özel Rekreasyon Alanı, Özel Rekreaktif Alan ve Park Alanı” için yapılan imar planı değişikliğine karşı açılan davada bilirkişi heyeti de imar planı değişikliğinin mevzuata uygun olmadığını belirtmişti.

Marmaris Hisarönü’nde imar planı değişikliğine bilirkişiden onay çıkmadı

Recep Tayyip Erdoğan‘ın kardeşi Mustafa Erdoğan‘ın dünürüne ait arazi, tarihi ve arkeolojik sit alanı ve  tamamen korunacak doğal alanda ÖÇK alanında bulunuyor.

CİMER’den yanıt: Kişilerin özel alanına giriyor

Marmaris Kent Konseyi ile Marmaris Ekolojik Mücadele Komitesi, kararla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Yaşanası bir Marmaris ve ortaklaşabileceğimiz bir hayat için Muğla Mimarlar Odası ve Muğla Büyükşehir Belediyesi, Marmaris Kent Konseyi ve Ekolojik Mücadele Komitesi’nin birlikte hareket etmesi halk yararına sonuçların kazanılmasında dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, Erdoğan ailesinin dünürüne ait arazide yaşlı bakımevi yapılmasının önünü açmak üzere imar plan değişikliğine gitme kararının iptali için açılan davalarda bilirkişi, doğa lehine rapor düzenleyerek davacıların haklılığını gösterdi.”

1 Haziran 2023 günü, iki tarafı dere, önü deniz olan ve 17 metrede sert zemin bulunan sulak alanda yapılmak istenen projeye, bilirkişi raporu doğrultusunda Muğla İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı çıktığını hatırlatan aktivistler; CİMER başvurularında “yetkilerinin olmadığı ve konunun kişilerin ÖZEL ALANINA girdiği” gerekçesiyle bilgi paylaşmamasını eleştirdi.

Örgüt temsilcileri, söz konusu 142 parsele paralel, hemen yanında yer alan belediyeye ait 179/4 parsele, Sinpaş’ın ve diğer yerlerin molozunu döküp üstünü toprakla örterek alanı tahrip eden yerel belediyenin, bu talanlara karşı bilerek sessiz kalması/ortaklaşmasına karşın, mücadelelerinin büyütüleceğini duyurdu.

Göstermelik ‘koruma kararları’yla nereye kadar?

Ve geldik haziran ayına. Bu ayki takvim çevre farkındalık günleri ile dolu.

5 Haziran Dünya Çevre Günü, 8 Haziran Dünya Okyanus Günü, 8 Haziran Marmara Denizi Günü… Bir taraftan muazzam bir çevre kaybı ve katliamı yaşarken diğer taraftan çevre ile ilgili etkinlik günlerinin duyuruları yapılıyor. Bütün ülke paradoks halinde.

Geçen yılın bu mevsiminde, Neandros Adası, diğer adıyla Tavşan Adası ve çevresi Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile koruma alanı ilan edilmişti. Bir çok balık türüne, Akdeniz‘in nadir siyah mercanları ve kırmızı gorgonlarına da ev sahipliği yapan ada ve çevresi gırgır avcılığı nedeniyle tehlike altındaydı. Yassıada inşaatları sırasında üzerine dökülen molozlar yüzünden mercanlar çamur ile kaplanmış, oksijensiz kalarak ölmüştü. Kurtarılabilen az sayıda mercan, birkaç cesur insan tarafından Neandros’a taşınarak, transplantasyonu yapıldı. Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nin uzun yıllar boyunca verdiği emeklerin sonucunda ada ve çevresini kapsayan 7 bin 758 sonunda koruma alanı ilan edildi ve her türlü balıkçılık faaliyetinin  yasaklandığı duyuruldu.

Bütün bunların sonunda adanın şu anda koruma altında olduğunu düşünürsünüz, ama değil.  Koruma kararı çıktı ancak bir yönetmelik olmadığı için eski taş eski hamam misali, değişen hiç bir şey yok! Aynı şekilde balıkçılık faaliyetleri de avcılık da devam ediyor.

8 Haziran ise Marmara Günü olarak ilan edildi. Ayrıca tüm “Marmara Denizi ve içerisinde bulunan adalar binlerce yıllık bir birikimin mirası olan doğal yapısı, zengin flora-faunası ve sosyo-kültürel dokusu ile Karadeniz’e, Hazar Denizi’ne ve Macaristan’a uzanan büyük bir parçanın özelliklerini yansıttığından nadir alanlardan biridir” denilerek 2021’de, yine Cumhurbaşkanı kararıyla “Özel Çevre Koruma Bölgesi” kapsamına alındı.

Peki Marmara Denizi ve çevresi korunuyor mu? Hayır “ilan ediliyor” ama o da korunmuyor. Marmara’daki müsilaj kabusuyla ilgili “süpürmenin” dışında etkili hiç bir şey yapılmadı mesela.  Derin deniz deşarjları durdurulmadı, vanalar kapatılmadı. Arıtılıyormuş gibi yapılan kirli sular Marmara Denizi’ne akmaya devam etti.

Marmara, iki zıt suyun birleşmesiyle, iki deniz aleminden oluşan; ekosistemi, biyoçeşitliliği ve sulak alanları İle dünyanın en kıymetli denizlerden biriyken yapıldı/yapılıyor tüm bunlar. Bilim insanlarının 1980’den beri uygulanan yanlış çevre politikaları ve derin deniz deşarjları ile Marmara’nın ölüm fermanının verildiğine ilişkin ısrarlı uyarılarına rağmen ısrarla aynı politikalar sürdürülüyor.

Türkiye’nin ranta dayalı çevre politikaları nedeniyle küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler arasında olduğu bir sır değil. Yaklaşık 50 yıldır göller üzerine yaptığı akademik çalışmalarla bilinen Türkiye Tabiatını Koruma Derneği danışmanı Dr. Erol Kesici’nin 2020’de hazırladığı raporda, son 60 yılda 70’e yakın doğal gölün kuruduğu anlatılıyor. Suya sırtımızı dönmüş, denizlerimizle aramıza beton duvarlar örmüş bir halde –“mış” gibi yapılan göstermelik, içeriği ve sürdürülebilirliği olmayan “koruma kararları”nın tek etkisi ise güvensiz bir ortamın yaratılmasına katkıda bulunmak.

İklim krizi bahane ediliyor

Yanlış çevre politikaları ile sonumuzu hazırlarken, kestirmeci bir şekilde “işte hep bunlar iklim krizi yüzünden” deyip işin işinden çıkmak bazılarının kolayına gelse de tüm bu kayıpları önemli ölçüde sermayenin daha çok kar, daha çok para kazanma hırsı, aç gözlülüğü nedeniyle yaşadığımızı unutmamak gerek.

Daha önce yazmıştım; Sit alanı olan Prens Adaları, Cumhurbaşkanı kararnamesi ile bir günde “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiş; böylece imar planı yapma ve onaylama yetkisi İBB’nin elinden alınarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na geçmişti. Şimdi Adalılar Godot’yu bekler gibi yakında askıya çıkacak imar planlarını tedirginlikle bekliyor.

 

Son haber Burgazada’dan. Haritada gördüğünüz arazi bir zamanlar Marabetlerin Yeri (Rahibelerin) adlı bölgeydi. Saint Georg Avusturya Lisesi‘ne ait arazide,1905’te kurulmuş olan lisenin1950’ye kadar eğitim yapılan yazlık binası, hastanesi, lojmanları ve rahibelerin üzüm yetiştirip şarap ürettiği bağlık alanla, yaz tatillerinde adaya gelen Katoliklerin ibadet etmesi için Galata’daki Avusturya Lisesi mezunlarınca1938’de inşa ettirilen Saint Georg Kilisesi bulunuyordu.

Ayrıca Saint Georges Hastanesi’nin 1902’de açtığı sanatoryumda tüberkülozlu ve raşitik çocuklar tedavi ediliyor; çocuklar bol güneş ışığı altında ve temiz havada yüzüyor, güneşleniyordu. Bunun için deniz kıyısında bir de ev yapıldı. İlk yaz burada 40 çocuk tedavi edildi. 1929’da ise kapandı.

Şimdilerde ekilen biçilen tarım arazisi olarak kullanılan alan artık başka birilerinin. Aşcıoğulları İnşaat Firması, burada çok sayıda ev inşa etmek gibi bir plan hazırlığı içindeymiş ve imar bekliyorlarmış.

Tıpkı Büyükada’nın arka tarafındaki büyük arazileri zamanında tarla olarak satın alanların ve büyük bir araziye sahip olan Rusların beklediği gibi. Adaların planlı şekilde önce yaya bölgesinden çıkarılması, faytonların kaldırılıp akülü araçlar, taksi ve otobüslerle doldurulması, bir zamanlar zor ulaşılan bu “ucuz” arazilerin değerini de katladı.

Son yapılan değişiklikle şimdi sırada Sivri Ada, Kaşık Adası, Sedef Adası var.

Prens Adaları’nın yüzde 60’a varan orman varlığının, su altı ve su üstü zenginliği ile Marmara’nın ciğerlerini ve İstanbul’un yutak alanlarını oluşturan dokusunun kaybıyla hepimiz kaybedeceğiz. Bakalım  o zaman müteahhitler, onlarca sene boyunca şantiyeye döndürdükleri adaların karşı kıyısındaki dev apartmanlarını “Adalar manzaralı” diye pazarlayabilecekler mi?

Biz? Sıra sıra yok olan yaşam alanlarımızı korumak için hep birlikte direnecek, dayanışacağız her zamanki gibi.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde tüm gerçekleri duyurabilmek için o kadar az ve bağımsız basın organı/ kuruluşu var ki, iyi ki varsın Yeşil Gazete diyorum.

Yeşil Gazete gibi varlığına şükrettiğimiz Açık Radyo da iyi ki var. Bu vesileyle 3 Haziran Cumartesi sabahı başlayıp, 11 Haziran Pazar akşamı sona erecek olan Açık Radyo Dinleyici Destek Özel yayınlarımızın yirmincisinin başladığını da duyurayım buradan: YENİ “CESUR YENİ DÜNYA”YI KURMA YOLUNDA, YENİ BİR RADYO ŞENLİĞİNE DOĞRU…

Desteklerinizi bekliyoruz.

 

 

[5 Haziran Dünya Çevre Günü] Ekoloji örgütleri’nden 2030’a kadar kömürden adil çıkış talebi

Türkiye’nin farklı illerinden ekoloji örgütleri, 5 Haziran Dünya Çevre Günü öncesinde, mevcut kömürlü termik santrallerin 2030 yılına kadar kademeli olarak kapatılması için ‘‘Kömürden Adil Çıkış: Hedef 2030’’ talebini bir bildiriyle paylaştı. 

Türkiye’de elektrik üretiminin yaklaşık üçte biri kömürlü termik santrallerden karşılanıyor. TEİAŞ verilerine göre Türkiye’de kömürlü termik santral kurulu gücü 21,8 GW. 

Bildirinin imzacıları arasında Muğla, Kahramanmaraş, Çanakkale, Antalya, İzmir, Denizli, Sivas, Adana, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Hatay, Karaman gibi illerde yıllardır kömüre karşı mücadele eden 17 kurum bulunuyor. 

Muğla/İkizköy.
Adana.

‘‘Kömürden Adil Çıkış: Hedef 2030’’ başlıklı bildiri, Türkiye’nin farklı illerinde, 3 Haziran’da, eş zamanlı basın açıklaması ve eylemlerle kamuoyuna sunuldu. 

Bildiride, kömür madenciliği ve kömürlü termik santraller nedeniyle bölgede yaşayanların ya topraklarını kaybederek köylerini terk etmek ya da madene inmek zorunda kaldıkları belirtiliyor:  ‘‘Yıllar içinde kömür; suyumuzu, toprağımızı, gıdamızı kirletti. Madende ve santralde çalışan ve etrafında yaşayan herkes, her gün kömürün zehirlediği kirli havayı soluyor, kirli gıdayı tüketiyor. Kanser olduk; çocuklarımız ve gençlerimiz sinsi hastalıklara yakalandı.”

Mugla/Bodrum.

Kömürün artık vadesinin dolduğuna dikkat çekilen açıklamada yapılan bilimsel çalışmaların Türkiye için rüzgarı ve güneşi merkeze alan toplumun gerçek enerji ihtiyacına yönelik bir enerji dönüşümünün 2030’a kadar mümkün olduğu kaydediliyor: 

‘‘Bu enerji dönüşümü doğa koruma alanları, orman, tarım alanları, su varlıkları üzerindeki baskıyı arttırmayacak şekilde planlanmalı, dönüşümde biyolojik çeşitlilik gözetilmeli, arazi kullanımı kararları planlı ve bütüncül politikalarla verilmeli, gıda güvencesini temin eden verimli tarımsal araziler korunmalı, yöre insanının ekolojik ve sosyal hakları gözetilmeli. Ancak bu sayede iklim krizinin doğa ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri ile mücadele edebiliriz.’’

İzmir/Aliağa.

‘Planlı ve kademeli kömürden çıkış planı yapın’

Karar alıcılardan, kimsenin işsiz, güvencesiz, sağlıksız, enerjisiz kalmadığı planlı ve kademeli bir kömürden çıkış planı hazırlanmasını talep eden imzacılar, bu planın ekolojik, ekonomik ve sosyal açıdan adil bir geçişi temin etmesinin şart olduğunu vurguluyor. 

Bildiride kömürden adil çıkış için talepler de şöyle sıralanıyor: 

  • Mevcut kömürlü termik santraller bugünden başlayarak 2030 yılına kadar kademeli olarak kapatılsın. 
  • Yeni kömür santralleri ve kömür madenleri için verilmiş izinler istisnasız iptal edilsin.
  • Kömür madeni genişletmeleri durdurulsun.
  • Kömür arama çalışmaları durdurulsun.
  • Kömür madenlerinde ve termik santrallerde çalışan tüm emekçiler özlük haklarını ve geleceklerini güvence altına alacak programlarla desteklensin.
  • Kömür bölgelerinde yaşanan ağır ekolojik yıkım ve buna bağlı insan sağlığındaki ve yerel ekonomideki çöküşün onarılması için etkilenen tüm ekosistemleri ve halkı kapsayan iyileştirme programları hayata geçirilsin. 
  • Krizlere karşı dirençli  bir toplumu inşa etmek için şirketlerin çıkarlarını değil, kamu yararını, bilimi önceleyen politikalar geliştirilsin. kömürden 
Hatay/Antakya.

‘Kanser olmayan ev yok, kömür göçmeni olacağız’

İmzacı aktivistlerinden Bakırtepe Çevre Platformu’ndan Hüsne Gölbaş “Sivas Kangal, Türkiye’nin tahıl ambarlarından biri. Bölgemizde 30 yıldır çalışan kömürlü termik santral nedeniyle hem küçükbaş hayvancılık zarar gördü, hem de tarımın verimliliği düştü. İklim ve gıda krizinin ortasında yaşadığımız bu çağda, bölgemizde hayvancılığın ve tarımının yeniden canlanması için kömürü terk etmemiz şart” dedi. 

Denizli/Tavas.

Afşin – Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’ndan Mehmet Dalkanat da şu bilgileri verdi: Elbistan’da kanser olmayan ev yok. Üstelik ne göçmen kuşlar geliyor buraya ne 5 bin yıllık asmalar üzüm veriyor. Şimdi depremle birlikte insanımız da göç etmek zorunda kaldı. Deprem sonrası iki termik santral de durdu ve biz on yıllardır ilk defa temiz bir havada baharın kokusunu alabildik. Oysa Elbistan Ovası, Türkiye’nin dördüncü büyük ovası ve birinci sınıf tarım arazilerinden oluşuyor. Biz kömüre mahkum değiliz, afete dirençli kurulacak yeni kentimizde kömüre mahkum olmadan insanca yaşamak istiyoruz.”

Çanakkale/Çan.

İkizköy Çevre Komitesi’nden Nejla Işık ise, “Kömür, yarattığı tahribatla bize yaşam alanı bırakmayarak göçe zorluyor. Oysa biz burada kalıp, binlerce yıldır bu topraklarda yetişen zeytinlerimize sahip çıkmak, AB coğrafi işaretli zeytinyağımızı dünyaya tanıtmak istiyoruz. Artık yeter, tüm dünyada olduğu gibi kömürü yerin altında bırakalım, zeytinimize sahip çıkalım” diye konuştu.  

Balıkesir/Edremit-Altınoluk.

Çağrıcı kurumlar, kampanyaya destek olmak isteyenler için komursuz2030.org üzerinden imza kampanyası başlattı. 

Bildiriyi imzalayan çevre örgütleri şöyle:  

    • Adana – Çevre ve Tüketici Koruma Derneği
    • Adana – Doğu Akdeniz Çevre Platformu
    • Antalya – Korkuteli Dereköy Köylüleri
    • Balıkesir – Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
    • Bursa – Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği
    • Bursa – Nilüfer Gençlik Meclisi
    • Çanakkale – Çan Çevre Derneği
    • Denizli – Avdan Platformu
    • Eskişehir – Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
    • Hatay – Antakya Çevre Koruma Derneği
    • İzmir – Ege Çevre ve Kültür Platformu
    • İzmir – Foça Çevre ve Kültür Platformu
    • Kahramanmaraş – Afşin / Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu
    • Karaman – Karaman Ekoloji Derneği
    • Muğla – İkizköy Çevre Komitesi
    • Muğla – Muğla Çevre Platformu
    • Sivas – Bakırtepe Çevre Platformu.

Birçok kenti sel vurdu: İki kişi ve onlarca hayvan hayatını kaybetti, bir kişi kayıp

Kastamonu, Samsun, Sinop ve Amasya’da kuvvetli yağış sel ve su baskınlarına neden oldu. Samsun’da Şükrü Köksal ses sularının içerisinde sürüklenerek hayatını kaybetti. Amasya’da araç içerisinde sel sularına kapılan Murat Ekşi ve Zilal Şahin kayboldu. Kaybolan bir kişinin cansız bedenine ulaşılırken Zilal Şahin için arama çalışmaları sürüyor. Denizli’de tren rayları ciddi hasar gördü. Samsun’da bir, Kastamonu ve Sinop’ta iki ilçede okullar tatil edildi. 2021’de yanlış yapılaşma nedeniyle kuvvetli yağışın sele dönüşerek bir felaket haline geldiği Kastamonu, Bozkurt ve İnebolu ilçelerine de taşkın tehlikesi meydana geldi. Çay kenarlarına taş ve toprak yığınlarıyla barikat oluşturuldu. Belediye hopörlerinden anons yapılarak esnafın işyerlerini açmaması istendi. 

Samsun: Bir kişi hayatını kaybetti

DHA’nın aktardığına göre; Samsun’un Ladik ilçesine bağlı Alıçlı mahallesinde, birçok hayvanın öldüğü sel sırasında, hayvanlarını köprüden geçirmek isterken dengesini kaybederek düşen Şükrü Köksal, taşkınla birlikte sürüklendi. Köylülerin çabaları sonucu sel sularının içerisinden çıkarılan Köksal hayatını kaybetti.

Fotoğraf: İHA

İlk belirlemelere göre Ladik ilçesi Tüfekçidere mahallesinde 32 küçükbaş ve 1 büyükbaş hayvan hayatını kaybetti.   

Enerji nakil hatlarında direk yıkılması nedeniyle meydana gelen kesintilere jeneratör beslemesiyle müdahale edildiği bildirildi.

Sinop: İki ilçede okullar tatil

Sinop Valiliği‘nin sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, kent genelinde bugün ve yarın kuvvetli ve gök gürültülü yağışların devam edeceği belirtilerek, vatandaşların sel, su baskını, yıldırım, dolu ve heyelan gibi olumsuzluklara karşı dikkatli olmaları istendi. 

Valilik açıklamasında bugün Ayancık ve Türkeli ilçelerinde taşımalı eğitime 1 gün ara verildiği belirtildi. Samsun’un Ladik ilçesinde de eğitime 1 gün ara verildi.

Kastamonu: Bozkurt ve Inebolu’da yine dere suları yükseldi

Kastamonu’nun Bozkurt ve İnebolu ilçesinde, gece boyu süren kuvvetli yağış nedeniyle dere suları yükseldi, iş yeri ve evleri su bastı. Çatalzeytin ilçesinde etkili olan kuvvetli sağanak sebebiyle bazı köy yolları ulaşıma kapandı. İnebolu ilçesinde şiddetli yağış nedeniyle okullar tatil edildi.

Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde, etkili olan sağanak nedeniyle tüm okullarda eğitim ve öğretime de bir gün ara verildi. İlçeyi Kastamonu’ya bağlayan kara yolunun belirli bölgelerinde küçük çaplı heyelanlar yaşandı, Karayolları ekipleri temizleme çalışması yaparak yolları açtı.

https://twitter.com/kastamonubelbsk/status/1665284010489044993?s=61&t=51HUNirLH7gYT7FA2h7HFw

İnebolu’nun içinden geçen Söke Çayı ile Bozkurt’un içinden geçen Ezine Çayı‘nda su seviyesi yükseldi. İki çayda da taşkın riskine karşı önlem alındı. Çayların kenarlarında taş ve toprak yığınlarıyla barikat oluşturuldu. Belediye hoparlörlerinden de anons yapılarak esnaftan iş yerlerini açmaması istendi.

Amasya: İki kişi sel sularına kapıldı, birinin cansız bedenine ulaşıldı

Amasya’da meydana gelen selde iki vatandaş sulara kapıldı. Bir vatandaşın cansız bedenine ulaşıldı. Murat Ekşi, Zilal Şahin ve eşi Serkan Şahin araçlarında sele kapıldı. 33 yaşındaki Serkan Şahin kendi çabasıyla araçtan kurtulurken Murat Ekşi ve Zilal Şahin araçla kayboldu. AFAD, jandarma, özel idare ve Samsun Jandarma Komutanlığının su altı kurtarma ekipleri 38 yaşındaki Murat Ekşi’nin cansız bedenini çıkardı. 30 yaşındaki Zilal Şahin hala kayıp.   

Öte yandan Amasya’da, sağanak yağışın etkisiyle merkeze bağlı Kuzgeçe köyü mevkiinde heyelan meydana geldi. Sel sularıyla birlikte gelen çamur ve taş parçaları Amasya-Taşova D 100 Karayolu’nu ulaşıma kapattı. Balçık ve çamurla kapanan yolda ilerleyemeyen araçlar kuyruk oluşturdu.

Tokat’ta sağanak

Tokat’ta da sağanak yağış etkili oldu. Kırsal alanlarda etkili olan sağanak köylerde bulunan vatandaşlara zor anlar yaşattı. 

Erbaa ilçesinde etkili olan sağanak yağışın ardından ilçeye bağlı köylerde aşırı yağış nedeniyle sel meydana geldi. O anlar ise cep telefonu kamerası ile görüntülendi.

Ankara’da sağanak

Ankara’da dün (4 Haziran) öğle saatlerinde başlayan yağmur nedeniyle bazı cadde ve sokaklarda su birikintileri oluştu.

Araçlar biriken sular nedeniyle ilerlemekte güçlük çekerken Dikmen‘in bazı bölgelerinde kuvvetli sağanak nedeniyle yollara toprak ve taşlar sürüklendi.

Çorum: Tarım arazileri zarar gördü

Çorum’un Sungurlu ilçesinde sağanak nedeniyle ekili alanlar zarar gördü. 

İlçede öğle saatlerinden itibaren etkili olan sağanak sonucu Karabatak Çayı taştı. Beşdam köyünde, çayın kıyısındaki ekili arazileri su bastı.

Denizli: Tren hattı zarar gördü

Denizli-Aydın ve İzmir seferlerinin yapıldığı tren hattının Goncalı mahallesindeki 500 metrelik kısmında sağanağın neden olduğu selde çökme ve rayların altında toprak boşalması oldu. Durumu fark eden vatandaşlar, hareket halindeki treni durdurarak olası bir faciayı önledi. 

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, yaraların en kısa sürede sarılacağını söyledi.

Bolu’da taşkınlar

Bolu’da, iki gündür etkisini sürdüren kuvvetli yağışın Abant Deresi ve dereye akan çayların debisini yükseltmesi nedeniyle Bolu-Abant kara yolunda taşkınlar meydana geldi.

Bitlis’te şimşekler

Bitlis ve ilçelerinde gece saatlerinde gök gürültülü sağanak yağış ve şimşek etkili oldu. Özellikle Tatvan ve Güroymak ilçelerinde etkili olan şimşek, yaydığı ışığın etkisiyle adeta geceyi gündüze çevirdi.

‘Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı’ araştırma sonuçlarının bilimsel bir bireşimi

İklim Haber, KONDA Araştırma ve Danışmanlık ile birlikte önceki dört yılda Türkiye’de iklim değişikliği algısını saptamaya yönelik yaptıkları araştırmaların devamı niteliğindeki “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri 2022” araştırmasında, bir öncekilere benzer bir biçimde Türkiye kamuoyunun iklim değişikliği ve iklim krizine yaklaşımına ilişkin önemli veriler sunuyor (1).

Yeni araştırmada amaç şöyle açıklanıyor: “Türkiye’nin iklim krizine dair eylemlerini ve bunların yeterliliklerini, enerji tercihlerini, son bir yılda iyice şiddetlenen aşırı hava olaylarını ve iklim kriziyle ilgili ülkemizde ve dünyada yapılan araştırmaları kapsayan bir çerçeve kurmayı hedefledik. “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri 2022” bu kapsamda, pandemi ile belirginleşen, Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında şiddetlenen enerji krizi ile birlikte Türkiye’nin iklim eylemi patikasının ve bu alandaki gayretin toplum nezdinde nasıl bir karşılık bulduğunu anlamayı amaçlıyor.”

Bu kapsamda, katılımcılara, “iklim krizinin neden olduğu endişeye, iklim değişikliğinin nedenlerine ve Türkiye’deki etkilerine, orman yangınlarının nedenine, enerji tercihlerine ve 2053 karbon nötr hedefine” ilişkin sorular yöneltilmiş.

Araştırma raporu yayımlanmadan önce, bu çalışma kapsamında çağrılı olarak elde edilen sonuçların kendi uzmanlık ve ilgi alanlarım kapsamında bilimsel bir bireşimini yapmıştım. Çağrılı katkım hem ana raporda ayrı bir makale (1) hem de daha uzun olanı bir internet makalesi olarak (2) yayımlandı. Bu makalede yayımlanmış olan katkımın (2) bir özetini sunacağım.

Başlık sorular metne göre tarafımdan belirlenmiştir.

İklim değişikliği konusunda ne kadar endişeliyiz?

Kasım 2022’de “İklim değişikliği konusunda endişeliyim” diyenlerin oranının Mart 2018’den bu yana ölçülen en yüksek düzeye, yani % 83’e çıkmış olması önemli bir ilerleme olarak görülebilir. Bu bağlamda, eğitim düzeyi daha yüksek olanların ve kendisini modern olarak niteleyenlerin, iklim değişikliği konusunda dindar muhafazakârlardan daha fazla endişeli olduğunu belirtmesinin, yalnızca Türkiye için değil Dünya’nın diğer ülkelerinde, özellikle gelişmekte ve az gelişmiş ülkeler açısından da beklenen bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki ankete göre; “lise altı eğitim seviyesindekilerin % 77’si, lise mezunlarının % 86’sı, üniversite mezunlarının ise % 90’ı iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtiyor. Modernlerin % 86’sı iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtirken, Dindar Muhafazakârların % 74’ü Türkiye ortalamasının altında kalıyor.”

İklim değişikliğinin nedenleri nelerdir? Asıl sorumlu kimdir?

Araştırmaya katılanların % 79’unun, “iklim değişikliğinin insan etkinliklerinin sonucunda ortaya çıktığı”nı düşünüyor olması ve eğitim seviyesi arttıkça böyle düşünenlerin oranının artması (ki oran lise altı eğitim seviyesindekilerde % 69 iken, üniversite mezunlarında % 88’dir), Türkiye’de “insan kaynaklı iklim değişikliği ve küresel ısınmanın bilimsel nedenleri” konusunda yüksek bir iklim değişikliği nedenselliği algısı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu sonucu, bazen “çoğu kez bilimsel olmayan ve insanların kafalarını karıştıran çok sesli bir karmaşaya” dönüşmekle birlikte, Türkiye’deki iklim değişikliği (kısmen iklim krizi) ve küresel ısınma tartışmalarının olumlu bir yansıması olarak değerlendirme eğilimindeyim.  Kuşkusuz bu süreç zamanla daha iyi ve bilimsel dayanakları daha yüksek bir yönde ilerleyebilir.

İklim değişikliği konusunda endişeli olanların % 84’ünün iklim değişikliğini insan etkinliklerinin bir sonucu olarak değerlendirmesi, iklim değişikliği endişesi taşıyanların büyük bölümünün iklim değişikliğinin ortaya çıkmasında insanın sorumluluğu konusunda önemli bir bilinç ve farkındalık düzeyine sahip olduğunu gösteriyor. Buna karşılık, “İklim değişikliği konusundaki endişe seviyesi, iklim değişikliğine dair düşünceleri doğrudan etkiliyor” olmakla birlikte, iklim değişikliği konusunda endişeli olmayanların % 45’inin iklim değişikliğinin insan etkinliklerinin sonucu olduğunu, % 44’ünün doğal bir süreç olduğunu düşünüyor olması, iklim değişikliği endişesi duymayanların iklim değişikliği konusundaki bilgilerinin yetersiz ve/ya da kafalarının bu konuda karışık olduğu şeklinde yorumlanabilir. Dahası, “Endişeli olmayanların % 11’i ise iklim değişikliği diye bir şey olmadığını söylüyor”.

Orman kaybının sorumluluğu hangi düzeydedir?

Orman kaybı” % 65 oranla iklim değişikliğinin en önemli nedeni” olarak gösterilirken, ankete katılanların % 40’ının “petrol, gaz ve kömür gibi fosil yakıtlarıniklim değişikliğinin nedeni olduğu görüşünde olması, insan kaynaklı iklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın ana nedenleri konusunda hala ciddi bir belirsizliğin egemen olduğunu gösteriyor. Bu durumsa, akademik kökeni ve daha da önemlisi akademik çalışmaları bu alanla ilgili olmamasına karşın kendilerini ‘iklim değişikliği uzmanı’ olarak nitelendiren ‘bazı uzmanların’ “iklim değişikliğinin bilimsel nedenlerinin, örneğin ‘fiziksel bilim temelinin’ iyi bilindiği, o nedenle artık ana konunun iklim değişikliği değil iklim krizi olduğu ve iklim değişikliğini değil ‘iklim krizini’ konuşmanın daha doğru olacağı” konusundaki varsayımlarının doğru olmadığını gösteriyor. Başka bir deyişle, bu sonuç, iklim ve iklim değişikliği çalışan uzmanların, bilim insanlarının ve araştırmacıların, iklim bilimi ve iklim değişikliği bilimi konusunda, özellikle de iklim değişikliğinin doğal ve insan kaynaklı nedenlerini çok daha ayrıntılı ama aynı zamanda daha anlaşılır, belki de daha popüler bilim kapsamında anlatmalarının gerekli olduğunu açıkça bir biçimde gösteriyor. Aslında bu sonuç bize yeni ve ek görevler de yüklüyor bu konuda!

İklim değişikliği orman yangınlarının ana nedeni midir?

İklim değişikliğinin etkilerinin anlaşılması açısından çok dikkat çekici bulduğum bir başka sonuç, “Ülkede yaşanan orman yangınlarının nedeni olarak iklim değişikliğini gösterenlerin” oranının Aralık 2021’den Kasım 2022’ye 4 puan azalıp % 10’a gerilerken, “orman yangınlarının nedeni olarak bu alanların imara açılmak istenmesini” görenlerin oranının 6 puan artıp % 33’e ulaşması” ile “Terör etkinliklerini orman yangınlarının başlıca nedeni” olarak görenlerin oranının Aralık 2021’de % 36’yken Kasım 2022’de % 22’ye gerilemiş olması ve “Dikkatsizlik ve ihmal yanıtını verenlerin” oranının ise 14 puan artarak % 34’e yükselmiş olmasıdır. Bana göre, kısaca, yaşanan orman yangılarının nedeni olarak “iklim değişikliğini gösterenlerin oranının” Aralık 2021’deki % 14’ten Kasım 2022’de % 10’a düşmesi, “iklim değişikliği farkındalığı” ve/ya da “iklim değişikliği okur yazarlığının” yeterli olmadığının ve iklim değişikliği (kuraklık, sıcak hava dalgaları ile rüzgâr, yağış, sıcaklık ve buharlaşma rejimin değişmesi, vb.) ile orman yangınları arasındaki bağlantının iyi bilinmediğinin çok açık bir göstergesidir. Dolayısıyla, iklim değişikliği eğitimleri ile yazılı ve sözlü basında ve sosyal medyada konunun bu yönü üstünde daha fazla ve daha ciddi düzeyde önem verilerek durulması, bu konudaki bilgi yetersizliğinin üstesinden gelinmesi açısından yararlı olacaktır.

İklim değişikliği nedeniyle şiddetli ve/ya da aşırı hava ve iklim olayları ve afetlerinde bir artış var mıdır?

İklim değişikliğin en önemli olumsuz sonuçlarından biri, şiddetli ve/ya da aşırı hava ve iklim olayları ve afetlerine ilişkin olanlardır. Çok iyi biliyoruz ki, son yıllarda, özellikle 2018-2023 döneminde Türkiye’de yaşanan şiddetli/aşırı yağışlara bağlı sellerin, akarsu taşkınlarının, şiddetli/aşırı yağış kökenli kentsel su baskınlarının (ör. Batı ve Doğu Karadeniz sel/taşkın/su baskını/kütle hareketi afetleri, İzmir, Ankara ve Şanlıurfa kent selleri ve su baskınları, vb.), sıcak hava dalgalarının, uzun süreli tarımsal ve hidrolojik kuraklıkların ve büyük orman yangınlarının yarattığı ciddi kayıp ve hasarların ve bunların doğurduğu sosyopsikolojik travmaların, hem genel afet algısını hem de iklim değişikliği bağlantılı afetlere bakış açılarını değiştirme potansiyeli çok yüksekti.

Bu yüzden, örneğin, ankete katılanların % 93 gibi önemli bir bölümünün son yıllarda “Türkiye’de sel, fırtına, aşırı sıcaklık, kuraklık gibi düzensiz hava olaylarının arttığını” düşünüyor olmasını, bir önceki paragrafta açıklananlar kapsamında yapılan bilimsel açıklamaların ve çok yönlü tartışmaların da katkısıyla, böyle bir çok yönlü ve tartışmalı sürecin doğal bir sonucu olarak değerlendiriyorum. Bu çerçevede, şiddetli/aşırı hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğunu düşünenlerin oranının, Mayıs 2019 ve Aralık 2021’den bu yana düzenli bir artış eğilimi gösterdiğini anlıyoruz. Dahası, Aralık 2021’de böyle düşünenlerin oranı % 77’yken Kasım 2022’ye gelindiğinde bu oran % 89’a yükseliyor.

Sonuçlar eğitim düzeyi ve sosyal gruplar/yaşam tarzı topluluklarına göre farklılaşıyor mu?

Eğitim düzeyi ve sosyal gruplar/yaşam tarzı topluluklarına göre çıkan sonuçlar da dikkat çekici. Buna göre, eğitim düzeyi arttıkça, son yıllarda şiddetli/aşırı (ankette düzensiz) hava olaylarının arttığını düşünenlerin oranının da artması; örneğin lise altı eğitim seviyesindekilerde bu oranın % 92’yken lise mezunlarında % 94 ve üniversite mezunlarında % 95 düzeylerinde olması, eğitim düzeyinin kişilerin iklim ilişkili şiddetli/aşırı hava olaylarını gözlemleyip anlamlandırma ve bunu iklim değişikliğiyle bağlantılandırmasında önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Ayrıca, önceki bazı sonuçlarda da görüldüğü gibi, insanların Modern ve Dindar Muhafazakâr gibi sosyal grup ya da yaşam tarzı topluluklarına olan aidiyetlerinin de şiddetli/aşırı hava olayları algısını etkilediğini ve şekillendirdiğini görüyoruz. Bu durum ankette şöyle belirmiş durumda: Modernlerin % 95’i düzensiz hava olaylarının son yıllarda arttığını düşünürken, Dindar Muhafazakârların % 90’ı bu yönde düşünüyor.

Ayrıca, iklim değişikliği konusunda endişeli olmayanların % 77’si son yıllarda Türkiye’de düzensiz hava olaylarının arttığını söylerken, % 18’i bir değişiklik olmadığını belirtiyor. Bu sonuç, Türkiye’de giderek iklim değişikliği konusunda endişe duyanların oranının neden arttığına da bir yanıt olarak değerlendirilebilir. İklim değişikliği konusunda endişeli olanların % 96’sıysa zaten son yıllarda Türkiye’de düzensiz hava olaylarının arttığını düşünüyor ve yine beklendiği gibi eğitim seviyesi arttıkça düzensiz hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğu düşüncesi de artıyor.

Anket sonuçlarına göre, lise altı eğitim seviyesindekilerin % 86’sı, lise mezunlarının % 92’si ve üniversite mezunlarının % 93’ü, düzensiz hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğunu düşünüyor. Bana göre, büyük olasılıkla doğa olaylarının kendi ‘doğal düzeni ve dinamiği’ olduğunu bilen ya da bu konuda sağlam bilimsel bilgileri olan ve evrim kuramına inananların, entelektüel ve popüler bilim düzeyi ve/ya da kültürünün büyük olasılıkla daha yüksek olabileceği öngörüsü dikkate alındığında, “Düzensiz hava olaylarında iklim değişikliğinin rolü olduğu düşüncesine en çok katılanların % 99 oranla inançsızlar ve % 94 oranla ateistler olduğunun görülmesi” de beklenen önemli bir sonuç olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, bu anket çalışmasının, genel olarak toplumun iklim değişikliği bilim kültürü düzeyinin geliştirilmesi ve artırılmasının yanı sıra, iklim değişikliği ve şiddetli/aşırı hava ve iklim olayları ve afetleri algısının anlaşılması açısından önemli sonuçlar ürettiği açıktır. Ayrıca bu sonuçlar, kamu kurum ve kuruluşları ve üniversiteler ile sivil toplum kuruluşlarının ve basının, hem iklim değişikliği ve ilişkili konularda toplumsal ilerlemeyi, farkındalığı ve sorumluluğu artırmak, hem de iklim değişikliği savaşımı, iklim değişikliği direngenliği, etkilenebilirlik ve uyum vb. konularında yapacaklarının daha doğru ve hedef odaklı olabilmesi için gereksinim duyulan pek çok önemli bilimsel ipucunu ve göstergeyi sağlamaktadır.

Kaynaklar

(1) https://www.iklimhaber.org/wp-content/uploads/2023/05/Iklim-Haber-Konda-Arastirma-2022.pdf
(2) https://www.iklimhaber.org/turkiyede-iklim-degisikligi-algisi-ve-enerji-tercihleri-2022-sonuclarinin-kisa-bir-bilimsel-biresimi/

‘Hukuk’, ‘iklim değişikliği’ ve ‘ormansızlaşmanın önlenmesi’ makale yarışmasına başvurular başladı

Kadir Has Üniversitesi İklim Değişikliği ve Hukuk Laboratuvarı (CCLLAB) ile WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) işbirliğinde ‘Hukuk ve İklim Değişikliği Perspektifinden Ormansızlaşmanın Önlenmesi‘  makalesi yarışması düzenleniyor.

Yarışmada, Avrupa Yeşil Mutabakatı (Green Deal) ve Avrupa İklim Yasası kapsamında Avrupa’da yaşanan hukuki gelişmeler de göz önüne alınmak suretiyle mukayeseli incelemeler yapılması ve Türkiye özelinde uygulama sahası bulacak hukuki düzenlemelerin ve çözüm önerilerinin ortaya konulması bekleniyor.

Yarışmaya son başvuru tarihi 30 Eylül 2023. Sonuçlar ise Aralık 2023’te ilan edilecek. Yarışmanın ödül töreni ise Ocak 2024’te gerçekleştirilecek. Yarışmaya ilişkin detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

Ormansızlaşmayı önlemek…

Dünyanın en önemli ekosistemlerinden olan ormanlar, yaşamın temel kaynağı olmasının yanı sıra, özellikle iklim değişikliği, sürdürülebilirlik ve biyoçeşitliliğin korunması gibi pek çok alanda da özel öneme sahip.

1990’dan bu yana yaklaşık 129 milyon hektar orman alanı kaybedilirken halen de özellikle insan faaliyetlerinden kaynaklanan tehlikeler nedeniyle kaybedilmeye devam ediliyor.

Yarışma için makaleleri beklediklerini duyuran bir açıklamada bulunan Kadir Has Üniversitesi ve WWF-Türkiye, katılımcılara şöyle seslendi:

“Ormansızlaşma, canlıların yaşam alanlarının yok olmasına ve biyoçeşitliliğin azalmasına neden olurken bu durum hukuki düzlemde özelikle son çeyrek yüzyılda Kyoto Protokolü, Paris Sözleşmesi, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Avrupa İklim Yasası ile farklı bir boyuta da taşınmıştır. Zira, ormanlar karbon tutma kapasitesi oldukça yüksek doğal alanlardır. İklim değişikliği gerçeği karşısında, ormansızlaşmanın büyük bir tehdit olmasına karşıt olarak orman alanlarının korunması ve artırılması da bir fırsat olarak değerlendirilmeye müsaittir. Doğru uygulamalarla ve doğru araçlarla bu fırsatın kullanılması zorunludur. Hukuk da bu araçların en güçlülerinden birisidir.

Bu makale yarışmasının konusu temel olarak hukuk ve iklim değişikliği perspektifinden ormanların korunması ve geliştirilmesidir. Bu çerçevede sunulacak makalelerde Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Avrupa İklim Yasası kapsamında Avrupa’da yaşanan hukuki gelişmeler de göz önüne alınmak suretiyle mukayeseli incelemeler yapılması ve Türkiye özelinde uygulama sahası bulacak hukuki düzenlemelerin ve çözüm önerilerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında ormansızlaşmanın önlenmesi konusunda orman mevzuatı, ceza hukuku, idare hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukuku ile hukukun diğer alanlarıyla ilgili kaleme alınmış makalelerin yarışmaya katılması beklenmektedir.”

TÜSAD: Hava kirliliği solunum sağlığını tehdit ediyor, sekiz milyon erken ölümün sebebi…

Doğanın korunması konusunda farkındalık yaratmak ve acil konularda harekete geçmek için 1972 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Dünya Çevre Günü nedeniyle bir açıklama yapan Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) özellikle şehirlerde artan çevre ve hava kirliliği nedeniyle solunum sağlığının tehdit altında olduğu uyarısını bulundu.

Hava kirliliğinin sınır değerini aşan miktarda kirleticilerin atmosfere karışması sonucu meydana geldiğini vurgulayan TÜSAD Mesleki ve Çevresel Hastalıklar-İş Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Ayşe Coşkun Beyan, “Bu kirleticiler solunarak vücuda alındığı taktirde sağlığa ciddi hasar verebilir, başta akciğer kanseri olmak üzere birçok akut ve kronik solunum hastalığa sebep olabilir” uyarısını yaptı.

 ‘Sekiz milyon erken ölüm sebebi’

Doç. Dr. Ayşe Coşkun Beyan

Hava kirliliği sonucunda astım, kronik tıkayıcı akciğer hastalığı (KOAH) ve akut bronşit gibi hastalıkların görülme sıklığında artış yaşandığını, akciğer kanseri gibi hastalıklara yakalanma riskinin arttığını vurgulayan Doç. Dr. Ayşe Coşkun Beyan, şu bilgileri paylaştı:

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre; dünyada her yıl toplam sekiz milyon insan iç ve dış ortam hava kirliliğinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle erken ölüyor. Isınma amacıyla fosil yakıtların kullanılması, sanayi faaliyetleri ve ulaşım araçlarının yoğun kullanımı gibi nedenlerle atmosfere başta kükürtdioksit (SO2) olmak üzere karbonmonoksit (CO), nitrojen dioksit (NO2), azotoksitler ve toz partiküllerinin çok miktarda salınmasıyla meydana gelen hava kirliliği, kolaylıkla yayılıp uzun mesafelere etki ederek ekolojik tahribata neden olabiliyor.”

‘Kükürt dioksit sağlığı olumsuz etkiliyor’

Geçtiğimiz günlerde İtalya’da Etna Yanardağı’nın faaliyete geçmesi ve kül püskürtmesi nedeniyle zehirli gazların atmosfere yayıldığını ve asit yağmuru tehlikesi oluştuğunu hatırlatan Beyan, şunları aktardı:

“Hava kirliliği, doğa ya da insan faaliyetleri kaynaklı olabilir. Yanardağ patlaması gibi doğa olayların sonucunda atmosfere çok miktarda kükürt dioksit gazı salınması tehlikesi oluşur. Doğal afetlerin yanı sıra endüstriyel faaliyetlerden kaynaklı olarak bu gaza maruziyet artabilir. Rüzgarla hızla yayılan kükürt dioksit, sadece çıktığı alanlara değil, ulaştığı alanlara da zarar verir. Kükürt dioksit konsantrasyonu sınır değerinin üzerine çıktığı zaman göz, burun, boğaz ve solunum yolları tahrişleri gibi çeşitli sağlık sorunlarına neden olmakla birlikte özellikle kronik kalp ve akciğer hastalarının sağlığını olumsuz etkiler.”

Kükürt dioksitin özellikle astım, KOAH gibi kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerde solunum yollarının daralmasına ve bu hastaların hastalık atağı geçirmesine neden olduğunu belirten Beyan, “Havadaki kükürt dioksit konsantrasyonu arttığında astımlı kişilerde göğüs daralması, öksürme ve akciğer fonksiyonunda değişme gibi solunum sistemlerinde ciddi zararlar oluşabilir ve soluk alma kapasitesinde önemli düşüşler olabilir” dedi.

Orman yangını uyarısı: Etkin mücadele şart

Yaklaşan yaz mevsimi nedeniyle orman yangınlarında artış olabileceği uyarısında bulunan Beyan, bu yangınlar nedeniyle oluşan partiküllerin insanları ve diğer canlıları etkilediğini belirterek sözlerine şöyle devam etti:

“Orman yangınları nedeniyle çok miktarda zehirli gaz ve partiküller atmosfere yayılarak hava kirliliğine yol açar. Bu da solunum hastalıkları ve kalp rahatsızlıklarına, ilerleyen dönemlerde ise akciğer kanseri başta olmak üzere ölümcül hastalıklara sebep olabilir. İklim krizi nedeniyle sıcaklık artışlarıyla birlikte orman yangınları her geçen yıl artıyor. Hem insan sağlığı hem ekosistemin devamı için orman yangınlarının önlenmesine yönelik etkin mücadele sürdürülmesi şart”.