Ana Sayfa Blog Sayfa 4567

Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş artık bozkırına emanet

‘Bozkırın Tezenesi’ Neşet Ertaş sonsuzluğa uğurlandı. Devlet töreniyle uğurlanan Ertaş için başta siyasiler ve sanatçılar olmak üzere binlerce insan bir araya geldi.  Büyük Ozan’ın cenaze töreninde devlet erkanı da hazır bulundu. Hayatı boyunca bürokrasiyi sevmeyen, halkı ile arasına hiç kimsenin girmesine izin vermeyen Neşet Ertaş’ın cenaze töreninde devlet erkanının bulunması nedeni ile koruma duvarı oluşturulması tepkilere neden oldu.

Ertaş’ın naaşı dün sabah hayatını kaybettiği İzmir’den alınarak Ankara’ya getirildi. Ertaş’ın oğlu Hüseyin Ertaş ise ‘’Bütün sevenleri sağ olsun, var olsun. O bizden çıktı artık’’ diye konuştu. Ertaş, gösterilen ilgiden dolayı da teşekkür etti. Daha sonra Ertaş’ın cenazesini taşıyan araç defnedileceği Kırşehir’e doğru yola çıktı.

Ertaş’ın cenazesinin bulunduğu konvoy, Kırşehir girişinde karşılandı. Bu arada, Neşet Ertaş’ın cenazesinin Kırşehir’e getirildiği esnada belediye hoparlörlerinden türküler çalmaya devam etti. Ertaş’ın cenazesi daha sonra Ahi Evran Camii’ne getirildi. Burada ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından vasiyeti üzerine Bağbaşı Mezarlığı’nda yer alan babası Muharrem Ertaş’ın mezarının başucuna defnedildi.

Taziye çadırlarına ilgi büyüktü

Bağbaşı Mahallesi’nde bulunan Neşet Ertaş’ın baba evinin bulunduğu sokağa taziye çadırı kuruldu. Vatandaşların akınına uğrayan taziye çadırında, Neşet Ertaş’ın sevilen türküleri dinlendi. Ahi Meydanı’nda ise Kırşehir Belediyesi tarafından taziye çadırı kurularak, konuklara ikramlarda bulunuldu, belediye hoparlörlerinden de ozanın türküleri çalındı.

İzmir’de gıyabi cenaze namazı

Ertaş’ın son yıllarını geçirdiği Karabağlar Yunus Emre Mahallesi’nde bulunan Mevlana Camisi’nde de öğle namazının ardından kılınan gıyabi cenaze namazı kılındı.

Belediye tepki çekti

Neşet Ertaş son yolculuğuna uğurlanırken tabutuna sarılan Kırşehir Belediyesi yazılı örtü tepki çekti. Ertaş’ın sevenleri düşüncelerini sosyal medyada da dile getirdi.

Mezarın yeri değiştirildi

Cenaze ile birlikte Kırşehir’e gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın talimatı ile babasının mezarına yakın olması için Ertaş’ın mezar yeri değiştirildi. Günay, kazılan mezar yerinin, Muharrem Ertaş’ın mezarına uzak olması nedeniyle, vasiyetine uygun olarak, ayak ucuna yeniden kazılmasını istedi.

(Radikal)

Tarlabaşı Sanat Koşusu bu Pazar

2006’dan bu yana Tarlabaşı sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek vermek amacı ile çalışmalarını sürdüren Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM) 30 Eylül 2012 Pazar günü saat 09:30’da Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü’nde çalışmalarına fon yaratmak üzere sanat koşusu adında bir etkinlik düzenliyor.

30 Eylül Pazar sabahı Santral kampüsü ve çevresinde toplam 5 kmlik bir alanda isteyen koşacak, isteyen yürüyecek ve isteyen puset itecek.  Katılımcılar bir yandan Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM) için kaynak yaratırken bir yandan da spor yoluyla sosyal sorumluluk bilincinin yaygınlaşmasına destek verecek.

Koşucu olarak TTM’ye destek olmak isteyenler ad, yaş, telefon-eposta adresi gibi iletişim bilgileri ile eğer gerekiyorsa çalıştığı kurumu içeren bir postayı [email protected] ve [email protected] adreslerine iletmeleri gerekiyor. Bu şekilde kayıt olduktan sonra koşu günü kayıt masasından isme ait hazırlanan yaka numaralarının alınabilmesi mümkün olacak.

Koşunun amacı hem TTM’nin görünürlüğünü arttırmak hem de çalışmaların sürdürülebilmesi için bağış toplamak.  Sanat koşusunun yaygınlaştırmak adına her katılımcının tanıdık, aile ve dost çevresinden bağış toplanması aşağıda bulunan mektup örneğini iletmesi yeterli olacak.

TTM (Tarlabaşı Toplum Merkezi) hakkında ayrıntılı bilgi almak için. tarlabasi.org/facebook.com/pages/TARLABAŞI-TOPLUM-MERKEZ

(Yeşil Gazete)

 

Bir derdim var – Gizem Ertürk

Memleketin en büyük festival organizasyonlarından, kendi deyimleriyle “Anadolu’nun Festivali” 19. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali sona erdi…

Hafta boyunca o keyifli havayı soluyup, oradaki güzel insanlarla sanat dolu bir hafta geçirememiş olsam da uzaktan uzağa tüm gelişmeleri takip ettim ve nihayetinde final akşamı olay mahalline ulaştım.

Ben hep söylüyorum, söylemekten de yorulmayacağım, bir şeyler değişir mi bilmiyorum ama değişse iyi olur, yine tören sıkıcılığına takmış durumdayım.

Öncelikle festival ekibinin ellerine sağlık, yine her sene olduğu gibi mükemmel bir iş çıkardılar; her şey tıkır tıkır işledi fakat benim dikkat çekmek istediğim sunucuların performansları (kim olduğu ya da olacağı gerçekten mühim değil) ve ödüller alanların teşekkür konuşmaları…

Bunun nedenine geçmeden, kısaca törenden birkaç not düşmek istiyorum. Festival haftasında orada bulunmadığım için yarışan filmlerin arasından yalnızca Yeraltı’nı görmüştüm. Çoğunluk tarafından çok beğenilen bu filmin oyuncu (Engin Günaydın ve Nihal Yalçın) performanslarını bende takdir ediyorum. Zaten ödüllerini de aldılar. Ancak en iyi film için son günlerde en çok Araf ve Gözetleme Kulesi konuşulmaya başlanmıştı.

Törenin başında Umut Veren Genç Kadın Oyuncu (Neslihan Atagül) ve Umut Veren Genç Erkek Oyuncu (Barış Hacıhan) ödülleri Araf’a gidince tamam dedim Araf bütün ödülleri silip süpürecek. Ama öyle olmadı ödüller dağıldıkça, dağıldı…

Aaa bir de burada Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü’nü, bundan böyle festivalin onur konuğu olan Türkan Şoray’ın adıyla anılacak olması ve bu ödülü ilk kez hem de sultanın elinden alma güzelliğini yaşayan oyuncunun Neslihan Atagül olması önemliydi diye düşünüyorum. Ama Atagül (sanıyorum çok heyecanlıydı) ödülünü alırken Şoray’a bir teşekkür ya da atıfta bulunmadı. Yalnızca “bu kez annem için alıyorum” dedi.

Bir de asıl mesele, festivalden sonra sinema yazarı sevgili dostlarımızla da konuştuğumuz esas mesele şuydu; ecnebi memleketlerin ödül törenlerinde, genelde bir, iki film favori olur. En baba ödüller de tek bir filme gider; biz neden tutarlı, istikrarlı olamıyoruz dendi… Bence de çok doğru, çok yerinde bir tespit.

İşte buradan başta söylediğim mevzuya geri döneceğim. Biz ne yazık ki hâlâ bunca yıl geçmesine rağmen o seviyeye gelemiyoruz. En basitinden sunucularımız hâlâ eski bir TRT yayınından fırlamış gibi… Ben bunu söylemekten yoruldum ama n’olur sevgili sunucular, oyuncu, şarkıcı, tiyatrocu, sinemacı… Ne olursanız olun, birazcık hazırlıklı gelin. Birkaç espri yapın, bir hikâye anlatın, ne bileyim samimi bir şeyler olsun. Bilgisayar gibi sunmayın şu törenleri. Yemin ederim iki tane robot koyup programlasınız hiçbir farkı olmaz, en azından karışıklık olmaz. Bir Oscar, bir Altın Küre izleyin. Bakın insanlar nasıl hazırlanıyorlar, sunuyorlar… Her şey başlı başlına bir show…

Bir de ödül alanlar, sizde artık sıkıcı teşekkür konuşmalarını bir kenara bırakın. Hepiniz yaratıcı insanlarsınız. Bir teşekkür konuşması hazırlayın. Hadi oldu ya ödül alacağınızı bilmiyorsunuz, hazırlıksız yakalandınız. Bir B plânınız olsun. Yani bu ödül törenleri aldım -verdim otomatiğine bağlamasın. Evet en büyük derdim buydu. Söyledim rahatladım.

Ve bir de sevgili jüri, yeni jüriler, gelecek jüriler sizin tutarlığınız, adilliğiniz ve seçimleriniz bu festivallerin prestijini artıracak. Yani artık eşim, dostum, arkadaşım mantığından çıkıp kimsenin şüphe duymayacağı kararlar alın. Yoksa ancak körler – sağırlar birbirini ağırlar durumundan farklı bir şey olmuyor bu törenler.

Bu arada ödül konuşması ille de komik olacak diye bir şey yok elbette, bence gecenin en güzel konuşmalarını Reis Çelik ve Orhan Eskiköy yaptı. Çelik memleketteki terör sorununa çok içten, samimi ve insancıl bir duyarlılıkla yaklaştı. Orhan Eskiköy de Seyfi Teoman’la olan güzel bir anısını anlattı, paylaştı… Ayrıca bence sinemamızın yaşayan en yetenekli nadir aktörlerinden İlyas Salman’ın da ödül alması çok güzel oldu. Salman’ın ödül konuşması da bir o kadar tatlı ve samimiydi. Ne kadar mutlu olduğu öyle açıktı ki, “Ehmm çok teşekkür ediyyyorrumggss, öhmm” cool’luğundan uzak… Biraz abarttı bence ama olsun, ona yakıştı.

Metin Erksan’ı yalnızca Erden Kıral andı; Lütfi Ömer Akad için ise bence anmanın ötesinde, bir saygı duruşu olmalıydı… En nihayetinde biraz cesaret, biraz yenilik ve yaratıcılık görmek istediğimiz hareketler…

Gizem ertürk – www.sadibey.com

EKODER’den 2 günlük “Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sosyal ve Hukuksal Boyutu” semineri

EKODER (Ekolojik Yaşam Derneği) Ekim ayının ilk haftasonu olan 6-7 Ekim tarihlerinde Bursa’da “Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sosyal ve Hukuksal Boyutu” başlıklı bir seminer düzenliyor.

İki gün sürecek seminerde alanda aktif  STKların, bilim insanlarının ,Tarım Bakanlığı temsilcilerinin, Biyogüvenlik Kurulu temsilcilerinin, uzman ve hukukçuların bir araya gelerek şimdiye kadar Türkiye’de yürütülen hukuksal ve sosyal süreç ,tarımsal ve ekonomik etkiler ve Türkiye’deki ve Dünyadaki kamuoyu tepkileri ve sosyal örgütlenmelerin tartışılması amaçlanmakta.

Birlesmis Milletler Gelisme Programı,GEF Küçük Destek Programı Türkiye tarafından desteklenen seminer Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi toplantı salonunda gerçekleştirilecek.

Toplantı yerinin Adresi :Barıs Mah. F.S.M. Bulvarı Lozan Sok. İncir Parkı içi Nilüfer-Bursa / Telefon : 0 (224) 452 32 00 – 452 32 01

Ekoderin İletişim Bilgileri: 0 (224) 514 14 69 ve 0(532)427 01 28 /ekoder.org.tr

 

PROGRAM

6 Ekim 2012 (Cumartesi)

Yer: KONAK KÜLTÜR EVİ

Adres : Konak Mahallesi Yakut Sokak No:2 Nilüfer – BURSA

9:00-10:00 Kayıt, Çay Kahve ikramı

10:00 Basın açıklaması

10:10-10:15 Hosgeldiniz konusması (Proje asistanı Ayfer Sahin)

10:15-11:00 Açılıs konusmaları (Sn.Gökhan Günaydın,Sn.Mustafa Bozbey,SGP,EKODER)

11:00-11:15 Kısa Ara (Çay Kahve ikramı)

11:15-13:15 GDO’ların Sosyal ve Hukuki Boyutu Paneli I. Oturum

13:15-14:00 Soru Cevap Serbest Konusmacılar (Her kisi/kurum için 10 dakika)

14:00-15:00 Öğle arası

15:00-16:00 Kurumların tanıtımları ve konusmacılar (Her kisi/kurum için 10 dakika)

16:00-18:00 GDO’ların Sosyal ve Hukuki Boyutu Paneli II. Oturum

18:00-18:30 Soru cevap ve Serbest Konusmacılar (Her kisi/kurum için 10 dakika)

18:30 Kokteyl

GDO’LARIN SOSYAL VE HUKUK BOYUTU PANEL I.OTURUM

Panel Baskanı: Olcay Bingöl /Tohum İzi Derneği

Panelistler :

Dr. Ahmet Aslan-Tarım Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü

Türkiye’nin Üç Bölgesinde GDO Farkındalığı

Ar. Gör. Burcu Ertunç-Bahçesehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Arastırmalar Merkezi- Betam

Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin Tüketilmesinden Kaynaklanan

Tazminat Davalarında İspat

Doç. Dr. Ahmet Basözen-Meliksah Üniversitesi

Biyogüvenlik Hukuku ve İhtiyat İlkesi

Av. Emre Baturay Altınok-GDO’ya Hayır Platformu

Yemezler Kampanyası-GDO Anketi Sonuçlarının Değerlendirilmesi

Tarık Nejat Dinç-Greenpeace Akdeniz

GDO’LARIN SOSYAL VE HUKUKĐ BOYUTU PANEL II.OTURUM

Panel Başkanı: Berin Ertürk /Kibele Kooperatifi

Panelistler:

GDO’lar ve Biyogüvenlik Kurulu Çalışmaları

Prof. Dr. Hakan Yardımcı-Biyogüvenlik Kurul Baskanı

Türkiye’de GDO Karşıtı Hareket

Ar. Gör. Dr. Barıs Gençer Baykan-Bahçesehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Arastırmalar Merkezi- Betam

Hukuk Sistemimiz İçinde GDO’lardan Doğan Zarar ve İdarenin Hukuki Sorumluluğunun Yeri

Av. Fevzi Özlüer- Ekoloji Kolektifi

GDO’ların Tüketici Hakları ve Gıda Egemenliği Açısından Değerlendirilmesi

Turhan Çakar- Tüketici Dernekleri Federasyonu

GDO’ların Sosyo-Ekonomik etkileri

Doç. Dr. Oğuz Özdemir-Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Fen Fakültesi

7 Ekim 2012 Pazar

Sivil Toplum Örgütleri, Meslek Odaları ve Baroların temsilcilerinin, GDO’ya Hayır Platformunun bilesen örgüt temsilcileri ve aktivistlerinin katılacağı ÇALISTAYgerçekleştirilecektir. Bu çalıstayda birinci gün yapılan tartışmalar ışığında mevcut sorunların çözümü için ortak çalışmalar, projeler, kampanyalar ve etkinlikler geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Saat: 10:00 – 14:00

Çalıştay Moderatörü: Sevgi Mutlu

(Yeşil Gazete)

Tersinden Sisyphos – Tanıl Bora

Muzaffer Özdemir’in Yurt filmi, milli coğrafyayı düşünmek için yeni bir vesile…[1] “Milletimizin” tabiatla ilişkisini düşünmek için… Milletimizin veya halkımızın – hangisini tercih ederseniz edin, ne yazık ki bu konuda pek fark etmiyor.

İstanbul’daki yaşantısından bir süre ayrılıp “çıktığı yere” dönen Gümüşhaneli mimar Doğan’ın, memleketinin kırsal coğrafyasında gezelemesini izliyoruz filmde. Onu bir terk edilmişlik, bir ıssızlık ağırlıyor. Köylüler kalıntı gibiler.
Issızlığın refakatçileri var. Doğan dağda yaylada gezerken hem sivil hem resmi takibe uğruyor. Resmi takibin gerekçesi: “Burası terör bölgesi”… Sivil takibin (sivil polis değil, gerçekten sivil) nedeni ise, şehirden gelen bu adamın define arıyor olabileceği ümidi. Doğan yanlarına gidip define peşinde falan olmadığını söyledikten sonra laf arasında civardaki bir “altın böcek”ten söz edince, onu takip eden iki gencin gözleri hevesle parlıyor hemen.
Filmin sonunda, çocukluğunda ona cennet gibi gelen yerlerin şimdi “gri bir hammadde yığınına” dönüştüğünü görüyor Doğan. Tabiat para etmez hale geldiği için terk ediliyor; para eder hale getiren “yatırımlar”, inşaatlar da geriye pek tabiat bırakmıyor.
Filmde televizyondan izlenen belgesellerde, HES’lere karşı muhalefet eylemlerini görüyoruz. Ama sadece televizyonda…  Doğan’ın dolandığı bölgedeki ‘reel’ köylüler o işlere kayıtsız. Muzaffer Özdemir filmin Ankara film festivalindeki gösteriminden sonraki kısa söyleşide, “bizim köylülerin” doğaya ve mekana bakışının tamamen pragmatist olduğunu söylemişti. Bir köylü/halk muhalefetinden ümitsizdi zaten.  İnsanların devlet ne yapsa hak verdiklerini, devlet hikmetine iman ettiklerini düşünüyordu. Dindar insanlar bile bu kadar duyarsızsa tahribat karşısında, ne yapabilirsiniz, diye soruyordu. Yurt, gerçekçi ve biraz da didaktik bir dille, “milletimizin /halkımızın” tabiat karşısındaki ‘modernist’ kayıtsızlığını anlatıyor bize.
Ece Ayhan, devlet ve tabiatın ortak yanlış sorusunu sormuştu. Muzaffer Özdemir, yanlış sorunun başka ortakları da olduğunu gösteriyor, üzülerek. Evet, karamsar; ama iradenin iyimserlerinin yüzleşmeleri gereken aklın karamsarlığı.
Bu karamsarlık, filmdeki tabiatta da gösteriyor kendini. Doğan’ın depresyonu, doğa’nın depresyonuyla katlanıyor. Gri-bej bir gökyüzü altında, gri-yeşil bir peyzajda geziyoruz.
Reha Erdem’in filmlerindeki gibi mesela, ses de rol alıyor filmde. Rüzgâr, uğultu, bazen iş makinesi gürültüleri, oyuncu kadrosuna dahiller. Tabiatın bir sesi var, tabiatla ilişki kurma biçiminin bir sesi var.
Koca taşları-küçük kayaları yuvarlayan bir adam var bir sahnede. Karısı “işiniz gücünüz yok taş yuvarlıyorsunuz deliler” diye çıkışıyor. Adam bu işe çok hevesli ama. “Bak maceraya bak” diye yanına çağırıyor Doğan’ı, sonra taşları uçurumdan yuvarlıyor, yankılanan bir gümbürtüyle düşüşlerini sırıtarak izliyor: “Ne manzara ama!” Manzara, ancak ona bir aksiyon, bir gürültü sokunca manzara oluyor. “Türk insanı” o sese muhtaç.
Yunan mitolojisindeki Sisyphos’u bilirsiniz: kayayı yokuş yukarı ittirip çıkarır, nafile, yukarı varınca geri yuvarlanır kaya; haydi al baştan. Bu onun cezası, lânetidir. Yurt’taki taşları uçurumdan yuvarlayan adam: bir tür tersinden Sisyphos. Esas Sisyphos, mitolojide kötülüklerinden ötürü cezalandırılmıştır, mel’un, hilebaz bir anti-kahramandır. Bizim tersinden Sisyphos’un cezası yok, kafasına göre takılabilir.
[1] Bu konuda daha evvel Birikim’de iki yazı yazmıştım: “Türk Milliyetçiliğinin İnşasında Vatan İmgesi: Harita ve ‘Somut’ Ülke. Milliyetçiliğin Vatanı Neresi?” Sayı 213 (Ocak 2007) ve (Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da’sı vesilesiyle) “Yalnız ve Güzel Ülke”, sayı 272 (Aralık 2011).
Tanıl Bora – Birikim

Şebeke Seni Çağırıyor!

Şebeke, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Merkezi tarafından, İstanbul Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Biriminin ortaklığı ile yürütülmektedir. Finansmanı, Avrupa Birliği tarafından sağlanan proje, genç yurttaşların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanmasını hedeflemektedir.

Şebeke:Gençlerin Katılımı Projesi kapsamında Kasım 2012- Mayıs 2013 tarihleri arasında gerçekleşecek bir Uzaktan Eğitim Programı uygulanacaktır.Programa 30 aktif katılımcı ve 10 izleyici katılımcı kabul edilmesi hedeflenmektedir.

İzleyici katılımcılar programın uzaktan öğrenim platformuna erişebiliyor ve eğitimi takip edebiliyor olacaktır. Yüzyüze eğitimlere ve uzaktan öğrenim tartışmalarına katılımları sağlanamayacaktır.

Eğitim programı kapsamında katılımcıların eğitime devam edebilmeleri için gerekli olan özel gereksinim ve ihtiyaçlar sağlanmaya çalışılacaktır.

Katılımcılar programın başında ve sonunda bir araya gelecekleri 4’er günlük yüzyüze eğitimlere katılacaklardır. Bunun dışındaki eğitim süreci internet temelli devam edecektir.

Programın ilk eğitimi 7-11 Kasım 2012 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecektir.

Açılış programının hemen ertesinde uzaktan öğrenim bölümü başlayacaktır. Uzaktan öğrenim bölümü katılımcılara dağıtılan malzeme ve internet tartışma ve çalışmaları üzerinden yürütülecektir. Haftalık bölümlere ayrılmış şekilde işlenecek modüllerde katılımcıların tartışma konularına aktif katılım göstermeleri ve bireysel alıştırmaları tamamlamaları beklenecektir.

Eğitim geneli gibi uzaktan öğrenim bölümünde de aktif ve katılımcı öğrenme yöntemi izlenmektedir. Katılımcıların okumaları yapmaları, tartışmalara katılmaları ve ders özelinde alıştırmaları yerine getirmeleri beklenmektedir. Program kapsamında katılımcıların haftalık ortalama 5-6 saatlik çalışma yapması öngörülmektedir; çalışma yükü haftadan haftaya değişiklik göstermektedir.

Programı tamamlayan katılımcıların İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından sağlanacak sertifika sahibi olacağı eğitim sürecinin kapsayacağı konular şu şekildedir:

  • Sivil Toplum ve Demokrasi

  • Katılım ve Yurttaşlık

  • İnsan Hakları / Sosyal Haklar

  • Kampanyacılık ve Lobicilik

  • Ulusal ve Uluslararası Kuruluşlar

  • Savunuculuk ve Politikaları Etkileme

  • Örgüt Yönetimi ve Katılım

  • Gençlik Politikası/Gençlik Çalışması

  • Sosyal Medya Kullanımı

  • Kamu Hizmetlerini İzleme

  • Kamu Harcamalarını İzleme

Programı yürütecek eğitmen ve moderasyon ekibi; Alper Akyüz, Cengiz Kayhan, Merve Seda Çevik, Necmettin Yemiş, Serra Cankur, Volkan Akkuş ve Yiğit Aksakoğlu’dur.

Eğer;

  • 18-40 yaşları arasında iseniz

  • Hak temelli çalışmalar yapan (insan hakları, gençlik, kadın, çocuk, kültür, engelli, çevre, sosyal haklar vb gibi) bir sivil toplum kuruluşu (dernek,vakıf, inisiyatif, platform, klüp, grup vs.) ile aktif bir bağınız var ise (kurucu, yönetim kurulu üyesi, çalışan, gönüllü, proje katılımcısı vs)

  • Bir STK tarafından bir mektupla aday gösterilmiş ve program sonrasında bu STK’da çalışmalarını sürdürerek program kazanımlarını örgüte aktarmayı kabul etmiş iseniz,

  • Programın başında ve sonunda gerçekleştirilecek 4’er günlük yüzyüze eğtimlere tam zamanlı katılabilecek iseniz

  • Düzenli internet erişimine sahip iseniz

  • 2012 Kasım-2013 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek online eğitimi takip etmek ve eğitim süresinde aktif katılım göstermekle ilgili bir engeliniz yok ise

Siz de eğitime başvurabilirsiniz.

Eğitime kabul edilen katılımcıların eğitimi tamamlamış olmaları için;

  • Uzaktan eğitim süresince haftalık tartışmalara en az %90 oranında katılım göstermek ve bireysel alıştırmaları tamamlamak

  • Eğitimin başında ve sonunda gerçekleşecek 4’er günlük yüzyüze eğitimlere tam zamanlı katılmaları

  • Eğitimin programının sonunda bir örgüt içi strateji geliştirme belgesi  hazırlamaları

gerekmektedir.

Kabul edilenler için programa katılım ücretsizdir. Açılış ve kapanış toplantılarına katılım zorunludur ve yol ve konaklama masrafları proje kapsamında karşılanacaktır.

Eğitim başvuruları 5 Ekim 2012 günü saat 17.00’ye kadar www.sebeke.org.tr adresi üzerinden alınacaktır. Başvurunuzla beraber aday gösterildiğiniz kurumun antetli kağıdına yazılmış ve kurum yetkilisi tarafından imzalanmış bir adet referans mektubunun [email protected] adresine yine aynı tarihe kadar gönderilmesi gerekmektedir.

Ön elemeyi geçen başvuru sahipleri ile skype ya da telefon aracılığı ile mülakat yapılacaktır.

Eğitime kabul edilmiş ve geçerli mazaret olmaksızın eğitim programını tamamlamadan ayrılan katılımcılardan kendilerinin eğitim sürecine  ilişkin yapılan yol ve konaklama harcamaları geri talep edilecektir.

Başvuru sonuçları 19

Sürece ilişkin her türlü sorunuzu [email protected] adresine yönlendirebilirsiniz. Ekim 2012 günü tüm başvuru sahiplerine e-posta aracılığı ile açıklanacaktır.

Projenin uzaktan eğ

itim programına başvurmak için  http://www.sebeke.org.tr/uzaktan-ogrenim-programi/ girip başvuru formu doldurabilirsiniz.

‘Müge, genç geleceğim, yoldaşım’ – Prof. Dr. H Neşe Özgen

Müge, sevgili çocuğum, öğrencim, meslektaşım, genç geleceğim, yoldaşım. “Amed’in zindanındayım” demişsin mektubunda. Diyarbakı’ın o eski, kan kokan cezaevinde, Ağustos ayının 42 derece sıcağında, henüz hakim yüzü görmemiş bir iddianameden yedi aydır yatan meslektaşım.

Müge Tuzcuoğlu

Seni görmeye geldiğim günün heyecanı hâlâ üzerimde: “Nasılsın? Hayatını, savunmanı, varolmanı engelleyen ne var?” diye sorduydum sana: 18 kişilik bir koğuşta, 40’tan fazla kişi kalıyordunuz ve sen ‘görülmüş’ olmanın heyecanıyla “İyiyiz hocam, merak etmeyin” dedin. Ben sana hediyelerimi iletemedim, ama sen bana hediye olarak kendi yaptığın o güzelim el işlerini verdin.

Öğrenirken de böyleydin: Sözleri, hayatın kendisi sayıp öğretiyi yoldaş edindin güzel kızım benim. Keşke hepimiz, senin kadar temiz bir yürekle bilime inanabilseydik.

Bilimi hayatının öğretisi kılarken de böyleydin: Heyecanın, temiz yüreğin, aklının pırıltısı hepimizin üzerinde doğrultucu bir kılıç gibi ışıldar ve sen bizimle şimdi olduğu gibi habire çekişirdin. ‘Sözde bilimci’ye tahammülün yoktu: Bilim hayatın gerçeği idi, sana öğrettiğimiz doğruları uygulamamızı isteyerek savaşırdın bizimle.

Dikbaşlıydın Müge, seni huysuzluğunla ve ışıklı aklınla severdik. Başına bir iş gelecek diye habire de titrerdik. Akıllı ve sahici bir hayatı yoldaş edinen öğrencilerimizin ‘başına bir iş gelmemesi için çabalayan’ akademisyenlerdik.
Canım çocuk. Yüreği, aklı gem tutmayan öğrencim.

Sen tutuklandığından bu yana öyle çok ‘önemli’ gündem geçirdik ki. Ve hepsi de önemliydi inan bana. Ölümler, kitlesel kıyımlar, cana kastın her biçimi: Soygunlar, yırtıcı bir pervasızlığın cevaz verdiği her türden katliamlar, intiharlar, tecavüzler, öldürmenin her türü. Sen, Diyarbakır cezaevine konulabildiğin için oldu bunlar.

Güzel öğrencim, kardeşim

Seni, barışın aklını hapsedebildikleri günden itibaren, bunları yapmaya cesaret edebildiler. Neydi suçun güzelim, ne yaptın o gökyüzü gözlerinle ki, bu kadar korktular senden? Müge, sen kalktın okulu bitirince Diyarbakır’a gittin. Orada Sarmaşık Derneği’nin oluşumuna katıldın. O dernek, yoksullukla başetmede yeni bir yöntem geliştirdi, senin sayende, senin öğrendiklerini insana iade etme gücün sayesinde. Bu yeni oluşum, yoksulluğu azaltmada ve önlemede yeni bir yardımlaşma zinciri kuruyor ve böylece de yoksulların o sahte ‘şefkat aristokrasisi’ne göbekten bağını kırıyordu. 2300 aile bu sayede nefes aldı aylarca, baskının kıyıcı iktidarından kurtulup yoksulca da olsa insanca, özgürce yaşamanın tadını duydular. Ne affedilmez bir hata!
Çok önemli bir özgürleşebilme ihtimali yarattınız, benim güzel çocuğum. Bunu öneminin farkında mıydınız bilemiyorum ama iktidarı öyle kızdırdınız ki, hepinizi terörist ilan etti. ArdındanVan depremi için aynı yöntemi kullanarak harekete geçince, kendi iktidar alanlarını kaybetmemek için, çareyi seni tutuklamakta buldular.

Bana yazdığın mektupta “Kirlettiler hayallerimi hocam” diyorsun. “Yıkansam, doğduğum Karadeniz’in büyük sularında yıkansam, ancak temizlenirim” diyorsun. Seni, hayallerini, aklını, umutlarını kim kirletebilir ki çocuğum! Hangi iktidarın böyle bir gücü olabilir ki!

Şiddetin göbeğine düşen çocukların hayatını güzelleştirmekle, onlara cesaret, umut ve erk aşılamakla başladın işine. Çevrende sımsıkı sarmalaşan güzelim çocukların için bize seslendin, ‘Yalnız bırakmayın çocuklarımı’ diye… Onların seni hapishane ziyaretlerinde “her görüş gününde içeride olan benim, onlar dışarda” diye şükrettiğini yazdın. Sen geleceğe hayatı bilimle sarmalayarak yürüdün çocuğum: Seni kim bizden, hayattan alabilir şimdi!

Müge, genç geleceğim

Seni rahatlatır mı bilmiyorum ama senin davanı Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye PEN, Scientist at Risk (SAR), ÜNİVDER, Öğretim Üyeleri Derneği, GİT Türkiye gibi pek çok kurum ve çoğu profesör ve doçent olan 300 kadar bilim insanı, ayrıca aklı temiz gazeteciler, yazarlar izliyor, yüreği seninle titriyor. Sana inanıyor ve güveniyor. Middle East Studies Association (MESA) bizim uluslararası büyük kuruluşumuz, senin için Başbakanın ta ismine özel bir mektup yolladı: “Önemle izliyoruz ve yanındayız” dedi. “Kaygılıyız, ama Müge’nin yaptıklarından değil de iktidarınızın akademi ve bilime bakışından kaygılıyız” dedi. Özetle “Bu ne biçim iştir!” dedi.

Güzel arkadaşım benim. Yüzünü gözlerinin rengindeki gökyüzüne çevirip, hayatı hep daha yaşanılır kılmaya çalışan güzel yürekli kızım. Sana 24 Eylül günü mahkeme çıkışında, sıkıca sarılacağım canım.

 

 

Prof. Dr. Havva Neşe Özgen – Radikal

 

 

** Antropolog Müge Tuzcuoğlu, 24 Eylül’de görülen mahkeme sonucunda tahliye edildi. İlgili haberimizi buradan okuyabilirsiniz (Yeşil Gazete)

Penguen’den “Game of Receps” kapağı

Haftalık mizah dergisi Penguen’in 27 Eylül Perşembe günü çıkacak olan sayısının kapağı, başbakanın nezdinde peşpeşe gelen zamları hicvediyor.

Ekranların sevilen dizisi “Game of Thrones” dizisinin görselinin kullanıldığı kapakta tahta oturan Ned Stark’ın yerini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan almış. Game of Thrones’ın ilk sezonunda herkesin takdirini kazanan ve hükümdarın kendi yerine vasi olarak gördüğü Ned Stark, hükümdarın ölümünden sonra kendisine çok fazla güvenmesi nedeniyle hayatından oluyordu.

Aynı dizide anlatılan hikayede Ned Stark’ın ölümü ve tahta beceriksiz bir çocuğun geçmesi üzerine iç savaş başgösteriyor. Tahtta hak iddia eden pek çok ailenin dışında bir de ülkeyi dış dünyadan ayıran surların arkasında White Walkers (Ak Gezenler) denilen yaşayan ölüler mevcut. Yüzyıllardır toprak altında yatan ve havaların soğumasını bekleyen Ak Gezenler’i diriltecek tek şey kışın tekrar gelmesi. Kuzeyde yaşayanlar bunun farkında oldukları için sloganları da “Kış geliyor” (Winter is Coming)

Penguen Dergisi de kapağında tüm bu okumalara izin veren bir espri yapmış. Başbakanı icraatları konusunda uyarmayı da ihmal etmemişler. Ne de olsa “Winter is Coming”

(Yeşil Gazete)

RedHack Sinop Valiliğinin sitesini hackledi

İnternet sitelerindeki eylemleri ile tanınan RedHack’in son eylemi Sinop Valiliğinin sitesini hacklemek oldu.

Sinop’ta yapılması planlanan nükleer santral ile ilgili kararın ay sonunda alınacak olması nedeni ile Sinop halkının da talebi doğrultusunda sitenin ele geçirildiği belirtildi.

Sinop Valiliğinin sitesine girenleri RedHack’in aşağıda ilettiğimiz açıklaması ve RedHack marşı karşılıyor.

“Hacked by RedHack – Kizil Hackerlar..

HES Fasizmdir!

Karadeniz ve Sinop halkinin yogun istemleriyle bu sayfa RedHack tarafindan hacklenmistir!

Sinop’ta bu ay sonunda verilecek karar ile Sinop Nukleer coplugune cevirilecek! Cernobil’den sonra gecen sene yasanan Fukisima faciasindan ders almayanlar, dogal guzelliklerimizi katletmek, cocuklarimizi sakat birakmak istiyorlar!

Buna karsi eylem yapan halkimiza, Sinop Valiligi, Nukleer Lobisinden aldigi emirle saldiriyor, Polislerini Nukleer karsitlarinin uzerine salarken, Resmi sitesinden Nukleer’i ovuyor:! Buna izin vermeyecegimiz aciktir!Cunku RedHack gucunu halktan alir ve halkin menfaatlerine karsi olan egemen sinifla mucadele eder!

Soruyoruz, dunyada suan da kullanilan ucuz ve saglikli enerji kaynaklari neden kullanilmaz? Ornegin Gunes ve Ruzgar enerjisi neyimize yetmiyor? Ama hayir, para babalari bunlardan kar edemiyor degil mi? Sirf sizler saltanat icinde yasayacaksiniz diye canimizi vermek mi zorundayiz? Sizlerin kuklasi olarak yasamak, sakat cocuklarmi dogurmak zorundayiz? Yagma yok REDHACK var! Sizlerin milyon dolarlari varsa bizlerin de onuru, namusu, serefi halsiyeti var!

Sinop, Karadeniz, Akkuyu’da Nukleer istemiyoruz!

Nukleer fasizmdir!

Kahrolsun Nukleer fasizm, Kahrolsun Nukleer Lobisi!

 

UNUTMADAN

SİNOP Emniyet Müdür Yardımcısı Ali İhsan Güngör motosikletiyle giderken Terrier cinsi ‘Köpük‘ adındaki köpeği ezdi.  Sinop’un Atatürk Bulvarı’nda 26 Ağustos günü Sinop İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ali İhsan Güngör gece yarısı motosikletle hızla giderken önüne çıkan ‘Köpük’e çarpıp hiç durmadan yoluna devam etti. Terrier cinsi ‘Köpük’ün yolda can çekiştiğini gören bir sürücü otomobilini durdurdu ve yaralı köpek ezilmesin diye yol kenarına çekti. Sahibi Guvenlik kameralarindan olayi buldu ve sikayetci oldu! Ama HALEN bu Emniyet Müdürü hakkında tek işlem yapılmadı.

Bunu unutmadik, Onu ezen Emniyet muduru ve buna goz yumanlar; Alayiniz bir Köpük etmezsiniz!

Hayvan haklari yasasi bir an once cikarilmali, Hayvan katili hayvanlar yargilanmali!!

Kahrolsun hayvanlara kiyan kapitalist sistem, yasasin hayvanlarin da ozgur ve esitce yasayacagi sistem olanSOSYALIZM!

Esit Adil Somurusuz bir sistem icin SOSYALIZM

Yasasin esit, adil, somurusuz, sinifsiz dunya savasimiz!

Yasasin devrimci dayanisma

ve onun urunu REDHACK

Kizil Hackerlar 97 den bu yana Halkin yaninda!

Fasizme inat yasasin RedHack

Nush ile uslanmayani etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanin hakki RedHack’tir!

twitter.com/TheRedHack

(Yeşil Gazete)

KCK davasında antropolog Müge Tuzcuoğlu’na tahliye

KCK davası kapsamında 19’u tutuklu 27 kişinin yargılandığı davada antropolog Tuzcuoğlu dahil dokuz kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) davası kapsamında yargılanan “Ben Bir Taşım”  kitabının yazarı antropolog Müge Tuzcuoğlu da dahil dokuz kişi tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. BDP Diyarbakır Siyaset Akademisi’ne yönelik operasyonda 8 Mart 2012’de gözaltına alınanların yargılandığı davanın bugünkü durumasında savunmasını yapan sanıklardan tahliye edilenler Ramazan Kızıltepe, Mehmet Çetin, Müge Tuzcuoğlu, Cavidan Yaman, Mehmet Ekici, Mehmet Salih Yalçınkaya ve Türki Gültekin olarak bildirildi. Tahliye kararı çıkan diğer iki kişinin adı henüz öğrenilemedi.

Diyarbakır 6. Ceza Mahkemesi’nde 19’u tutuklu 27 kişinin yargılandığı dava 14 Aralık 2012’ye ertelendi.

Yazar İsmail Beşikçi, 15 Eylül’de Hrant Dink Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada antrpolog Müge Tuzcuoğlu’nun yürüttüğü çalışmalardan ve haksız yere tutuklandığından söz etmişti.

Beşikçi, Müge Tuzcuoğlu için, “Müge, Mart 2012’den beri Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu, Müge ne yaptı? Müge şunu yaptı; köyleri yakılan, yıkılan aileler var ya, Müge onların çocuklarıyla ilgilendi. Sarmaşık Derneği var, Göç-Der var, onlarla ilgilendi. İlgilenmek ne anlama geliyor? İşte faili meçhul cinayetler nasıl gerçekleşir, köyler nasıl yakıldı, yıkıldı, aileler nasıl mağdur oldu. Diyelim köyde toprak da var, su da var, ama siz onlardan yararlanamıyorsunuz, şehirlerin varoşlarında mağdur bir yaşam sürdürüyorsunuz. Halbuki sizin suyunuz da var, toprağınız da var, ağacınız da var, bahçeniz, her şeyiniz var, tapularınız da var örneğin. Ama işte oralarla ilgilenemiyorsunuz, oralara gidemiyorsunuz; diyelim Bursa, diyelim İstanbul, oralarda mağdur bir yaşam sürdürüyorsunuz. İşte Müge Tuzcuoğlu gibi araştırmacılar bu köyleri yakılan yıkılan ailelerin çocuklarıyla ilgilendi, işte Sarmaşık Derneği’nde çalıştı, Göç-Der’de çalıştı. Bunlar devletin, hükümetin hiç istemediği konular, ifade özgürlüğü bunun için kısıtlanıyor, yani gerçeklerin araştırılmasına engel olmak, onların nasıl gerçekleştiğinin, bu operasyonların nasıl gerçekleştiğinin, bütün bunların araştırılmasına engel olmak için, bu konuda bir bilincin oluşmasına engel olmak için ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. ‘ şeklinde konuşmuştu.

(Yeşil GazeteBianet)