Ana Sayfa Blog Sayfa 455

TBMM’nin 30’uncu Başkanı Numan Kurtulmuş oldu

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İstanbul milletvekili Numan Kurtulmuş, 30’uncu Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı seçildi.

TBMM Genel Kurulunda yapılan oylamanın birinci ve ikinci turlarında adaylar gerekli oy sayılarına ulaşamadı. Kurtulmuş, üçüncü tur oylamada 321 oy alarak TBMM Başkanlığına seçildi.

TBMM Genel Kurulunda yapılan birinci tur oylamada 586 milletvekili oy kullanırken, adayların hiçbiri TBMM Başkanı seçilmek için gereken, üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu olan 400 oya ulaşamadı.

Birinci tur

İlk turda Kurtulmuş 317, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara milletvekili Tekin Bingöl 131, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Adana milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç 51, İYİ Parti İstanbul milletvekili Cihan Paçacı 42, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) İstanbul milletvekili Mustafa Yeneroğlu 16, Gelecek Partisi Antalya milletvekili Serap Yazıcı Özbudun 20, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay üç oy aldı. Altı oy da geçersiz sayıldı.

İkinci tur

İkinci turda da adaylar 400 oya ulaşamadı. Kurtulmuş 321, Bingöl 131, Hatimoğulları Oruç 51, Paçacı 41, Yeneroğlu 15, Yazıcı Özbudun 21, Atalay üç oy aldı. üç oy da geçersiz sayıldı.

İkinci turun ardından Özbudun ve Yeneroğlu adaylıktan çekilirken TBMM Başkanlığı için üçüncü tur oylamaya geçildi.

Üçüncü tur

Üçüncü turda seçilebilmek için salt çoğunluk olan 301 oyun alınması gerekiyordu. Üçüncü tur oylamada 321 oy alan Numan Kurtulmuş, TBMM’nin 30’uncu Başkanı oldu.

Toplam 584 milletvekilinin oy kullandığı üçüncü tur oylamada Bingöl 160, Hatimoğulları Oruç 51, Paçacı 43, Atalay dört oy aldı. Beş oy ise geçersiz sayıldı.

Kurtulmuş, 62’nci hükümette Başbakan Yardımcılığı, 63, 64 ve 65’inci hükümetlerde Başbakan Yardımcılığı ve Hükümet Sözcülüğü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlerini üstlenen, 2018’de AKP 6’ncı Olağan Kongresinde MKYK üyeliğine seçilmişti. Kurtulmuş, AKP Genel Başkanvekilliği görevini yürütüyordu.

Onur Ayı’nın her gününe bir yasak: Film izledikleri için gözaltına alındılar…

Onur Ayı’nın gelmesiyle birlikte kaymakamlık yasakları da başladı. Şişli Kaymakamlığı ve Kadıköy Kaymakamlığı, LGBTİ+ Onur Ayı’nın yasakçı ilk mülki idareleri oldu. Bilim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı (BEKSAV) Sinema Kolektifi de dün (7 Haziran) Onur Ayı etkinlikleri kapsamında Birleşik Krallık’ta madenciler ve eşcinsellerin dayanışmasını anlatan “Pride” filmini göstermek istedi. Film etkinliği Kadıköy Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. BEKSAV Sinema Kolektifi yasak kararını tanımadığını duyurarak tüm sinemaseverleri ve LGBTİ+’ları olası bir saldırıya karşı gösterime çağırdı:

“Onur ayı geldi çattı ve yasaklar rengarenk kapılarımızı çalmaya başladı! Bu akşam BEKSAV’ın bahçesinde birlikte izleyeceğimizi duyurduğumuz ‘Pride’ filminin gösterimi hakkında Kadıköy Kaymakamlığı yasak kararı aldı. Buna karşı tavrımız filmin gösterimini yapmak olacaktır. Çünkü, yasak ne ayol?! Çünkü film, yasaklanabilir mi?

Tüm seyircilerimize ve dostlarımıza duyurmak isteriz. Olası bir müdahaleye karşı tüm sinema severleri, LGBTİ+’ları ve dostlarımızı dayanışmaya çağırıyoruz. Beksav Sinema Kolektifi olarak kararı uygulamayacağımızı kamuoyuna ve akşam gösterime katılmak isteyen herkese bildiririz. Alışın, buradayız!”

Polis film izleyenleri gözaltına aldı

Kaos GL‘nin aktardığına göre; film saati yaklaştığında polis vakıf binasını abluka altına aldı. Polis, film gösterimi için gelenleri ve BEKSAV yöneticilerini gözaltına aldı. BEKSAV, gözaltıları şöyle duyurdu:

“Bugün BEKSAV Sinema Kolektifi’nin ‘Pride’ filminin gösterimi öncesinde vakıf binası polis ablukasına alınmıştır. BEKSAV ve Sinema Kolektifi üyeleri ve gösterim için gelen çok sayıda arkadaşımız gözaltına alınmıştır. İktidarın LGBTİ+ düşmanlığına karşı gökkuşağı renklerini savunuyoruz.”

‣Şişli Kaymakamlığı’ndan ‘Diren Ayol’ yasağı: Gerekçe ‘milli vicdani insani değerler’

Öte yandan Şişli Kaymakamlığı, Üniversiteli Feminist Kolektif’in 6 Haziran’da yapmak istediği Diren Ayol gösterimini yasakladı. Üniversiteli kadınlar ve lubunyalar gösterimi “Yasağa rağmen alışın buradayız, alışın bir aradayız!” diyerek gerçekleştirdi.

Şişli Kaymakamlığı, belgesel gösteriminin toplumda infial uyandıracağını, milli vicdani ve insani değerlere dokunacağını, toplumsal iç barışı edebileceğini iddia ederek Şişli semti sınırları içinde 1 günlük etkinlik yasağı getirdi. Yasak kararı aynı zamanda belgesel gösteriminin anayasal düzene aykırı olabileceği iddia edilerek getirilen yasağın hak ve özgürlüklerin korunması ve suçun önlenmesi amacıyla olduğu iddiasıyla tüm açık ve kapalı alanlarda getirildi.

Üniversiteli Feminist Kolektif, yasak kararını tanımadı ve gösterimi gerçekleştirdi. Üniversiteli kadınlar ve lubunyalar “Kadın ve LGBTİ+’ların bir araya gelip film izlemesinden bile korkuyorsunuz. Yasağa rağmen alışın buradayız, alışın bir aradayız!” diyerek bir araya geldi ve filmi izledi.

Adalet Bakanı: Can Atalay’ın davası dokunulmazlık kapsamı dışında

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay Milletvekili seçilen ve GeziDavası‘ndan tutuklu olan Can Atalay ile ilgili açıklamada bulundu. Tunç, “Yargıtay‘dan gelecek cevaba göre Meclis Başkanlığı hareket edecektir. Biliyorsunuz Gezi Davası anayasal düzenle alakalı bir konu. Anayasa‘nın 14. maddesindeki dokunulmazlık kapsamı dışında olan dosyalardan” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yeni kabine üyelerinin ant içme töreninin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Tunç, Atalay’a ilişkin soruya “Onunla ilgili yargı süreci devam ediyor. TBMM Başkanlığına başvurular var. Bu başvurular neticesinde elbette yargı süreciyle ilgili Meclis Başkanlığı gelen cevaplara göre hareket edecektir. Adalet Bakanlığı’nın uhdesinde değil” dedi ve ekledi:

“Yargıtay’da görülen bir dava. Gezi davasıyla ilgili hususu sordunuz. Yargıtay’da şu anda hükümlü olarak dosyası devam ediyor, hüküm verilmiş. Yargıtay’dan gelecek cevaba göre Meclis Başkanlığı hareket edecektir. Biliyorsunuz Gezi davası anayasal düzenle alakalı bir konu. Anayasa’nın 14. maddesindeki dokunulmazlık kapsamı dışında olan dosyalardan. Tabii ki bunun takdiri Meclis Başkanlığımızla Yargıtay arasındaki yazışma sonrası ortaya çıkacak hususlar.”

Erkan Baş: Hüküm varsa nasıl aday olabildi ve seçildi?

Öte yandan Tunç’un açıklamalarına TİP Genel Başkanı Erkan Baş‘tan cevap geldi. Baş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları ifade etti:

  1. “Kesinleşmiş hüküm yok, dosya Yargıtay’da.
  2. Kesin hüküm olmadığına göre Anayasa 14 kapsamında olduğuna kim, nasıl karar veriyor?
  3. Hüküm varsa nasıl aday olabildi ve seçildi?
  4. Milletvekili değilse şu anda yapılan seçimde nasıl TBMM Başkanlığı’na aday olabiliyor?”
‣Türkiye İşçi Partisi, vekil Atalay’a özgürlük için 36 kentte eylem

İklim krizi: Aşırı sıcaklarla nasıl mücadele edilebilir?

Yapılan yeni bir araştırma, mevcut iklim değişikliği politikasının sürdürülmesi halinde yaklaşık 2 milyar kişinin tehlike oluşturacak kadar sıcak hava koşullarında yaşamak zorunda kalacağını ortaya koydu.

Sonuçları Nature Sustainability dergisinde yayımlanan araştırmada, öngörülen bu sayının dünya nüfusunun yüzde 23’ünü oluşturacağı belirtildi.

Araştırmaya göre, mevcut politikalarla olası bir senaryo olarak görülen, küresel ısınmanın hızla sürmesi halinde yaklaşık 3,3 milyar kişi bu yüzyılın sonuna kadar aşırı sıcaklarla karşı karşıya kalacak.

İngiltere‘deki Exeter  ve Çin‘deki Nanjing Üniversitesi‘den bilim insanlarının öncülüğünde yürütülen araştırma, halihazırda 60 milyon kişinin 29 santigrat derece ve daha yüksek hava sıcaklığına doğrudan maruz kaldığını gösteriyor.

Yüksek sıcaklık insan sağlığını etkiler?

Dünya Sağlık Örgütü‘ne (DSÖ) göre, aşırı sıcak hava hipertermi ve güneş çarpması dahil bazı hastalıklara ve hatta ölüme yol açabiliyor. Aşırı sıcaklar aynı zamanda kronik rahatsızlıkları kötüleştirirken, dolaylı olarak bulaşıcı hastalıkları, hava kirliliğini ve kritik altyapıyı da etkiliyor.

Özellikle yaşlılar, bebekler, çocuklar, hamile kadınlar ve dış mekanlarda beden gücüyle çalışan insanlar, sporcular ve yoksullar aşırı sıcaklara karşı savunmasız kalıyor.

Araştırma, Paris İklim Anlaşması‘nda öngörüldüğü gibi, küresel ısınma sanayi devrimi öncesine oranla 1,5 derece ile sınırlandırılsa bile bu yüzyılın sonuna kadar 400 milyon kişinin tehlikeli derecede yüksek hava sıcaklığına maruz kalacağını gösterdi.

Hindistan, Sudan ve Nijer‘de yaşayan insanların tümünün 1,5 derecelik bir ısınmadan büyük ölçüde etkileneceği belirtilirken, Filipin, Pakistan ve Nijerya gibi ülkelerde 2,7 derecelik artışın çok daha ağır etkilere yol açacağı öngörülüyor.

İklim değişikliğinin insani boyutu

Araştırmayı yürütenler çalışmalarının, iklim değişikliğinin etkilerini insani açıdan değerlendirmek yerine ekonomik açıdan modelleme eğilimini kırdığını belirtiyor.

İklim aktivisti ve araştırma raporunu kaleme alanlardan Ashish Ghadali, Deutsche Welle‘ye yaptığı açıklamada, bu modelin temel olarak, insan hayatı yerine ekonomik değerlere odaklandığını belirterek, “Bu yüzden New York eyaletindeki yaşam Bangladeş‘e kıyasla daha önemli görülüyor” dedi.

Bunun yanı sıra Ghadali, diğer modellerin ise mevcut nüfusa gelecekteki nüfustan daha fazla değer biçtiğini ve küresel ısınmadaki eşitsizliğin “hem küresel düzeyde hem de nesiller arasında” olduğuna dikkat çekti ve ekledi:

“Bu bakış açısı benim hayatıma, çocuğumunkinden ve dolayısıyla torunum hayatından daha fazla değer veriyor.”

Tehlike arz eden sıcaklık düzeyinin etkilerini tek tek ülkeler bazında inceleyen bilim insanları, ABD‘de ortalama 1,2 kişinin yarattığı emisyonun gelecekte insanların aşırı sıcak hava koşullarında yaşamasına yol açacağı sonucuna ulaştı. Emisyon üretiminin fazla olmasına rağmen, ABD halkının tehlike oluşturan hava sıcaklığı ile daha az karşı karşıya kalacağı sonucuna da varıldı.

Fotoğraf: Santiago Valiliği

İnsanlar aşırı sıcaklardan nasıl korunabilir?

Önceki araştırmalar, özellikle şehirlerin “ısı adası etkisi” nedeniyle sıcaklık artışına karşı kısmen daha savunmasız olduğunu gösteriyor. Binalar, yollar ve altyapılar güneş ısısını, ormanlar ve su kaynakları gibi doğal ortamlara kıyasla daha fazla emiyor ve bu nedenle de bazı durumlarda kırsal alanlara kıyasla kentlerdeki hava sıcaklığı 15 derece kadar daha yüksek olabiliyor.

Dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde, aşırı hava sıcaklıklarıyla mücadele etmek için yeni bir meslek olan sıcaklık görevlileri atanıyor. Bu sıcaklık görevlilerden biri de Şili‘nin başkenti Santiago‘da Mart 2022’de göreve başlayan Christina Huidobro.

Huidobro, “Dünyadaki pek çok şehir aşırı sıcaklarla karşı karşıya, ancak çözümler ve buna yaklaşım şeklimiz çok ama çok bölgesel kalıyor” diyor.

Huidobro, yine de tüm kentlerin genel olarak hazırlık, farkındalık ve uyum olmak üzere üç yönlü bir strateji ile hareket ettiğini söylüyor.

Hazırlık, sıcaklık dalgalarını diğer doğal afetlerde olduğu gibi kategorize etmeyi veya belirli bir müdahalenin başlatılması için bir gereken alt sınırın belirlenmesini kapsıyor.

Huidobro aşırı sıcaklar ile ilgili farkındalığın arttırılmasının görevlerinin bir parçası olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Aşırı sıcaklarda dikkat edilmesi gerekenler aslında oldukça basit: su içmek, gölge bir yer bulmak ve dinlenmek. Hiç kimsenin aşırı sıcaklardan dolayı ölmesi gerekmiyor.”

Üçüncü strateji ise kentlerde daha fazla yeşil alan oluşturarak şehrin yüksek sıcaklık gerçeğine uyumunu sağlamak.

Santiago’da şehir genelinde 30 bin ağacın dikilmesi ve ağaçları kentin altyapısının bir parçası olarak değerlendiren stratejiler geliştirmek üzere kentsel ağaçlandırma projesi başlatıldı.

“Ağaç, ağaç, ağaç, her yerde ağaç. Bu şekilde kentte daha fazla yeşil alan yaratılabilir” diyen Huidobro ancak ağaç dikiminin insanların düşündüğü kadar kolay olmadığına dikkat çekiyor:

“Ağaçları, şehrin ana yolları gibi, yoğunluğun fazla olduğu, çok fazla betonun bulunduğu caddelere dikiyoruz. Bir çukur kazmanız ve ciddi anlamda inşaat işçiliği yapmanız gerekiyor.”

Ağaçların büyüme süresi göz önünde bulundurulduğunda, küresel ısınma ile mücadelede bu hızlı bir çözüm sağlamıyor. Huidobro “Esas fikir, gelecek 20 ile 30 yıl içinde insanlara gölge yapacak ağaçların dikilmesi” diyor.

Fotoğraf: Ross D. Franklin / AP

ABD kentleri aşırı sıcaklarla mücadele ediyor

Yapılan araştırmalara göre her yıl 12 bin kişinin zamanından önce hayatını kaybettiği ABD’de bugüne kadar Phoenix, Miami ve Los Angeles kentlerinde sıcaklık görevlileri atandı.

Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles, sıcak dalgaları dahil olmak üzere doğal afetlere en açık olan kentler arasında yer alıyor. Kentte, yüksek risk altındaki yerleşimlerde yenilebilir enerji ile çalışan, yüksek sıcaklıklarda gölge ve serinleme sağlayan “dayanıklılık merkezlerinin” inşası için yeni bir kampanya başlatıldı. İnsanların sıcağa dayanmasını sağlayacak kütüphane gibi serin yerlerden bir ağın mevcut olduğu kentte, sıcak dalgalarına karşı bir erken uyarı sistemi üzerinde de çalışmalar yürütülüyor.

Sonoran Çölü‘nün ortasında yer alan Phoenix kenti ise güneşi yansıtan özel bir yalıtım maddesiyle kaldırımları soğutmak gibi bir dizi uygulama üzerinde çalışıyor. Bu yalıtım maddesi ile yolları birkaç derece daha serin hale getirmeyi ve akşam saatlerinde de bunu korumayı hedefliyorlar.

Florida eyaletindeki Miami ise yaygın ağaç dikimi kampanyaları planlıyor. Bunun yanı sıra sosyal konutlarda klima üniteleri için milyonlarca dolar harcanan kentte, düşük gelirli hanelerin enerji faturalarını ödemelerine de katkı sağlanıyor.

Santiago kenti sıcaklık görevlisi Huidobro ise klimanın iklim üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, bunun son çare olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Santiago, özellikle okulların ve sağlık tesislerinin çevrelerine aşırı sıcaktan korunmak için 33 ağaçlık alan oluşturmayı planlıyor. Bunlar, ABD ve Avrupa‘da geliştirilmekte olan klimalı serinlik merkezleri için de bir alternatif olarak görülüyor.

Huidobro bununla ilgili olarak, “Sıcak dalgası sırasında insanlar bu doğa temelli serinlik merkezlerinin gölgesinden yararlanabilir, dinlenebilir ve su içebilir” diyor.

İmamoğlu’ndan değişim mesajı: Görev almaktan çekinmem

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2023 seçimlerinin ardından yaptığı ‘değişim’ talebini yineledi.

Cumhuriyet Halk Partisi‘nin (CHP) Merkez Yönetim Kurulu‘nda (MYK) yapılan yeni görevlendirmelere işaret eden İmamoğlu, “Değişimin bir kurul, heyet değişimiyle olmayacağının farkındayız. Değişim talebini en güçlü şekilde ifade etmeye devam ediyorum” dedi. Parti, yeni MYK üyelerinin ortak mutabakatıyla tüzükte değişikliğe giderek milletvekili adaylarının artık ön seçimle belirlenmesine karar verdiğini duyurmuştu.

Toplumun değişim istediğini ifade eden İmamoğlu, “Kulağını buna tıkayarak yol yürümek olmaz” ifadesini kullanarak söz konusu değişim sürecinde görev almaktan çekinmeyeceğini söyledi. İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Şunun altını çizelim ne yazık ki 9 yılda 3 kez üst üste seçim kaybettik, Cumhurbaşkanı seçimi kaybettik. Bu seçimden sonra da aynı şeyleri yapıp yol yürüme gafletine kapılamayız. CHP, Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi partisidir.

Devletimiz, milletimiz her şeyin önünde yer almıştır benim için. Siyasi partilerin hizmet aracı olduğunu defalarca dile getirdim. Değişim meselesi önemli, değişim çok önemli bir kavram. Geçtiğimiz hafta yaptığım açıklamada aslında net olarak güçlü bir değişimden bahsetmiştim. Topyekün bir değişim, bi,r anlayış değişimi, köklü, detaylı bir değişim içeren kavramlar ifade etmiştim. Ben aynı yerde devam ediyorum, değişim anlayışını en güçlü şekilde talep eder durumdayım.

Değişimin sadece bir kurul, heyet değişimi ile olmayacağının hepimiz bilincindeyiz.Değişimi sadece ben değil, toplum istiyor. Kulağını buna tıkayarak yol yürümek olmaz. Her kesimin ne istediğini anlamak şart. Bunları görmek zorundayız.”

‘Görev almaktan çekinmem’

Konuşmasının ardından bir basın mensubunun “Sayın Kılıçdaroğlu ile Ankara’da görüştünüz, daha sonra geçtiğimiz günlerde bir görüşmeniz daha oldu. Sizin ‘Bu değişim sürecine liderlik etmekte gönüllüyüm’ dediğiniz konuşuluyor. Bu değişime liderlik etme konusunda ‘ben varım’ diyor musunuz? sorusuna şu yanıtı verdi:

“Elbette ki tüm duygu ve düşüncelerimi geniş kapsamlı şekilde kendisi ile paylaştım İdeallerim uğruna her hususta görev almaktan asla çekinmem, çekinmedim. Demokrasinin bir neferi olmaya devam edeceğim. Süreci takip ediyorum.”

‘Mühim olan, değişimi gerçekleştirmek’

İmamoğlu’nun, “Genel Başkan’ın size karşı tepkisi nasıl oldu? Bu değişimden bahsettiğinizde ne dedi? “Baba- oğul kavgası” başlıkları var…” sorusuna İmamoğlu’nun verdiği yanıt ise şöyle:

“Arkadaşlar, yani çok detay var. Bu detaylar, benim hayatımda çok yer işgal etmiyor. Hatta daha önemli bir şey söyleyeceğim size. İşte ‘Siyasi yasak ne olacak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimi ya da yerel yönetim ne olacak’… Bakın bunların hepsi, evet cevapları verilmesi gereken sorular. Ama kervan yolda dizilir ve bu süreçler, inanın çok kolay bir şekilde çözülür ve karara bağlanır. Mühim olan, değişimi gerçekleştirmek. Ve bütün detayları aslında insanlarımız biliyor. Tabii ki detaylara ihtiyaç duyulduğunda, kamuoyuyla da zamanı geldiğinde paylaşılır.”

Altı yıl sonra yeniden: İstanbul Trans Onur Haftası ‘Dönmeyiz, buradayız’ temasıyla başlıyor

İstanbul Trans Onur Haftası, aradan geçen altı yılın ardından “Dönmeyiz, buradayız” teması ile sokaklara çıkıyor.

Başlangıç yıllarında LGBTİ+ örgütlerinin bir araya gelmesi ile örgütlenen Trans Onur Haftası, en son İstanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği tarafından organize edildi.

2017’den sonra var olan politik koşullar, translara uygulanan alan daraltmaları, nefret politikaları gibi hayatî sebeplerden ötürü bir süre örgütlenemeyen Trans Onur Haftası, 2022’de bir araya gelen trans+ özneler tarafından yeniden var edildi.

Her hafta yapılan açık çağrılarla bir araya gelen gönüllü grubunun kolektif katkılarıyla yaratılan 9. İstanbul Trans Onur Haftası, bu sene 12-18 Haziran 2023 tarihlerinde gerçekleşecek.

12-18 Haziran arası gerçekleşecek Trans Onur Haftası kapsamında 12 farklı etkinlik düzenlecek. Peki Trans Onur Haftası’nda neler gerçekleştirilecek? Altı yılın ardından yeniden düzenlenen Trans Onur Haftası’nda odaklanılacak konular şöyle:

“Trans pride ve transfeminizm’i neden seçtiğimizden uyum süreci deneyim aktarımına, trans+ların barınma sorununun konuşulacağı barınma forumundan LGBTİ+ ve Kürt mücadelesinin kesişimselliğine birçok konunun irdeleneceği birbirinden farklı, birbirinden değerli etkinliklerde buluşacağımız bir hafta sonunda 18 Haziran’da Taksim’de yürüyüşümüzü gerçekleştireceğiz.”

Şimdiye kadar ‘Suskun Değil Sokakta – Saklı Değil Örgütlü – Nefrete Karşı Yürüyoruz!’, ‘Nefrete İnat Yaşasın Hayat’, ‘Ekmek Adalet Özgürlük’, ‘Faili Devlet’, ‘Bize Bir Yasa Lazım’, Direniş&Barış’ ve son olarak ‘Göç’ temasıyla gerçekleşen Trans Onur Haftası; bu yıl “Dönmeyiz Buradayız” teması ile yola çıkıyor.

Hafta boyunca da LGBTİ+ hareketinin gündemini oluşturan sağlık, görünürlük, barınma, iş ve çalışma gibi anayasal haklar konularında forum, panel ve etkinlikler yapılacak.

Trans Onur Haftası nedir?

2010’da ilki düzenlenen “Trans Onur Haftası”, 2010’dan 2017’ye devam edişi ile trans+ öznelerin, 8 Martlarda öznelik durumları sorgulanan transların, “kadınlık”ları makbul görülmeyen trans kadınların, trans tanımına “uygun” görülmeyen nonbinarylerin bir aradalığı hissedip sokaklar boyunca yaşayıp yaşatabileceği bir alan yaratabilme gayesi ile yola çıktı.

Devlet eliyle ölüme sürüklenen, barınma hakları ellerinden alınan, artan polis şiddetine her fırsatta maruz bırakılan, alanlara alınmayan trans+ öznelerin; devlet eliyle üretilen nefret politikalarının, terflerin nefret dolu/transfobik feminizm anlayışlarının ve transfobinin sirayet ettiği her bir alanda ölümle tehdit edilişilerinin/öldürülmelerinin karşısında bir mücadele alanı yaratmanın oldukça gerekli ve değerli olduğu fikrinde birleşen trans+ özneler; yaşatılan tüm bu işkence ve haksızlıkları İstanbul Trans Onur Yürüyüşü’nde haykırma, bilmeyene bildirme amacı ile sokakları dolduracaklarını belirtiyor. Trans+ öznelerin haftaya ilişkin mesajı ise şöyle:

“Özellikle Türkiye, Suriye ve Kürdistan’ı etkileyen deprem sonrası birbirimize dokunmak, yaralarımızı sarmak ve dayanışmayı büyütmek için örgütleniyoruz.

Deprem alanlarında çadırlara alınmayan, transfobiye deprem alanında/zamanında da maruz bırakılan, hormon ilaçlarına erişemeyen, hiçbir koşulda güvenli bir alan sağlanmayan biz trans+ların deneyimleri, bedenleri, duyguları ve duruşlarını konuşabilmek için atölyelerde; bir aradalığımızı kutlamak içinse partilerde buluştuk/buluşacağız. ‘Yasak Ne Ayol’ diyerek onurumuza onur katmaya, isyanımızı güçlendirmeye devam edeceğiz.

Küçük alanlara razı gelmeyip her bir yeri istediğimizi, her alanda biz translar ile eşitlenilmesi gerektiğini, hayatlarımızdan ‘sorumlu’ olanların nefreti örgütlemek yerine yükümlülüklerini yapması gerektiğini her bir yerde haykıracağız.”

Kitlesel turizm ve rant hırsı, cennet Akdeniz köylerini nasıl yutuyor: KAŞ

Belgesel: Hakan TOSUN

*

2000’li yılların başıyla birlikte yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelen Kaş’ta kaçak yapıların önü alınamıyor. Tarım ve hayvancılıkta devlet desteğinin azalması, ithal ürünlerin serbest bırakılmasıyla yeteri kadar gelir elde edemeyen Kaş çiftçisi evlerini apart turizmine açmak zorunda kalıyor. Bu durum tarlaların ekilmemesine ve üretimin durmasına sebep oluyor.

Apart turizmini tüketime dayalı bir gelir kaynağı olarak değerlendiren bölge halkı bu gidişle Kaş’a ilerleyen yıllarda çok daha fazla ilgi olacağını ve Bodrum, Marmaris, Çeşme, Kuşadası gibi bir yer olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor.

Kaçak ve ruhsatsız yapılar için yerel belediye tarafından kesilen cezaların önemli bir gelir kaynağına dönüştüğü ve siyasi rantın bir parçası olduğu iddia ediliyor.

Birkaç yıl öncesine kadar zeytinliklerin ve yabani harnup ağaçlarıyla makiliklerin bulunduğu deniz manzaralı yamaçlarda belli aralıklarla betonarme binaların yükseldiği görülüyor.

Kaş ve Kalkan çevresinde hızla artan betonlaşma, bu betonlaşmayı “yasal hale getirmeyi” öngören imar planlarına yönelik açılan davaların uzun sürmesi nedeniyle yasa dışı olarak devam ediyor.

İşte Kaş’ta yaşayan vatandaşlardan Kaş’ın hikayesi:

İl il Onur Ayı etkinlikleri: Dönüyoruz

Haziran’la birlikte Onur Ayı başladı. Birçok şehirde Haziran, Onur Ayı kapsamında gerçekleştirilecek etkinliklere sahne olacak. İşte şehir şehir Onur Ayı etkinlikleri:

İstanbul

İstanbul’da 31. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası 19 ile 25 Haziran 2023 tarihleri arasında düzenlenecek. Onur Haftası’nın teması ise “Dönüyoruz”.

Bu sene İstanbul’da iki ayrı onur haftası ve iki ayrı yürüyüş düzenlenecek.

21. İstanbul Onur Yürüyüşü 25 Haziran’da düzenlenecek. 12-18 Haziran 2023 tarihleri arasında ise Trans Onur Haftası gerçekleşecek. Trans Onur Yürüyüşü ise 18 Haziran’da gerçekleştirilecek.

Ankara

Ankara’da ise adını ’17 Mayıs transfobi, homofobi ve bifobiye karşı günü’nden alan 17 Mayıs Derneği Onur Ayı’nı Ankara’da hafıza etkinlikleriyle kutlayacak.

10-11 Haziran’da gerçekleştirilecek etkinlikte Cumartesi ve Pazar günü şehir turu gerçekleştirilecek. Dernek etkinlikleri şöyle duyurdu:

“Sokağın ruhu neydi gerçekten? Orada örgütlenen, sokağa çıkan herkes her örgüt sadece hetero cis örgütler miydi? İçlerinde hiç lubunya yok muydu? Lubunyalar için Konur’un, Yüksel Caddesi’nin bir anlamı yok muydu?

Kaos GL Dergisi’ni bulabileceğiniz üç kitapevi Konur Dost, Bilim Sanat ve İmge Kitapevleri idi. Hatta Ankara’da satılan yegane üç kitap evi burasıydı. Sonra Karanfildeki Dost yanı ‘küçük dost’ cep telefonu yokken ‘konumlu’ buluşma yeri idi. Okuldan çıkınca, Kızılay’a inince küçük dosta mutlaka bir uğrar. Kim var kim kimi bekliyor bakılırdı. Küçük İmgenin duvarı da aynı küçük dost gibi idi.

Engürü kahvenin lezbiyen biseksüel kadınlar için bir uğrak ve buluşma mekanını olduğunu sanırım kimse inkar edemez.

Sonrasında Mimarlar Odası, Kaos GL Grubunun kendine ait bir mekanı yokken bir dönem toplandığı bir yerdi. Bugün Konur’un gökkuşaksız renklerini gökkuşağı zannederek rahatsız olan insanların altını çizdiği gibi Kaos GL’in toplanmasına da zamanında izin verilmemişti. Çünkü orası devrim yapacak abilerin ablaların ciddi meseleleri konuşacağı bir mekandı. İbnelik yapmaya gerek yoktu. Tabii ki yıllar sonra aynı mekanda Kaos GL ve diğer LGBTİ+ örgütleri bir dizi etkinlik gerçekleştirdi.

Konur 2, Kaos GL Kültür Merkezinin ilk merkezi idi. Sonrasında çok uzağa değil Selanik Caddesi’ne taşındı KKM’miz. Yüksel’de Konur Sokak’ta çark atan, Güvenpark’tan sıkılan lubunyalar çay içmeye, çişlerini yapmaya ya da bir film izlemeye gelirlerdi. Konur’dan, Karanfil’den geçerek…”

Öte yandan hafıza etkinlikleri kapsamında Aramızda Derneği’yle beraber 10 Haziran Cumartesi günü saat 17.30’da ‘Kimse Gitmezdi’ filminin gösterimi yapılacak.

Belgeselin üzerine Yasemin Özgün’ün moderatörlüğünde, psikolog Alp Kemaloğlu, filmin oyuncusu Yıldız Tar ve filmin yönetmeni Tuğba Baykal söyleşi yapılacak.

6. ODTÜ Onur Haftası ise 5 Haziran’da başladı ve 7 Haziran’a kadar bu kapsamda etkinlikler sürdürülecek. 9 Haziran’da ise 11. ODTÜ Onur Yürüyüşü gerçekleştirilecek. “Başkaldırıyoruz” temasıyla yapılacak yürüyüşün çağrısı:

“11. ODTÜ Onur Yürüyüşü geliyor aşkım!

Lubunya mücadelemizin en güçlü temsiliyetlerinden biri olan Onur Yürüyüşümüzü senelerdir olduğu gibi bu sene de gerçekleştiriyoruz aşkım!

Biz lubunyalar bu sene, 11. ODTÜ Onur Yürüyüşümüzde, iktidarın nefret politikalarını, hedef göstermelerini, ötekileştirmelerini ve iktidarın kampüsteki ayağı olan kayyum V*rşan Kök’ün LGBTİ+fobisini kabul etmiyor, BAŞKALDIRIYORUZ!

Geçen sene düzenlediğimiz 10. ODTÜ Onur Yürüyüşünde ‘hatırla’ttıklarımızı unutmadık! Senelerdir süren mücadelemizde kazandıklarımızı ve kaybettiklerimizi hatırlayarak güçlendik. Bu sene de iktidarın tüm bu müdahalelerine karşı süren mücadelemizi hatırlıyoruz ve direniş lubunyanın şanındandır diyerek BAŞKALDIRIYORUZ!

Her yürüyüşümüzde olduğu gibi bu sene de mücadelemizin her anında gittikçe güçlenen dayanışma ruhumuzla kampüsümüzde on birinci defa yürüyeceğiz.

Tüm bu şiddete, nefret politikalarına karşı gitmiyoruz, buradayız, BAŞKALDIRIYORUZ aşkım! Sen de gel daha güçlü olalım!

#OnBirinciODTÜOnurYürüyüşü – BAŞKALDIRIYORUZ!”

İzmir

11. İzmir LGBTİ+ Onur Haftası ve 25 Haziran’da gerçekleştirilecek Onur Yürüyüşü için yapılan çağrı ise şöyle:

“Büyük harflerle haykırıyoruz! İzmir Onur Yürüyüşü 2 5 H A Z İ R A N ‘da aşkım! Var olduğumuzu yeniden haykırmak için, direnişimizin hedef göstermelerden büyük olduğunu hatırlatmak için, direnmek için, dans etmek ve şarkılar söylemek için, sokakları terk etmediğimizi göstermek için 25 Haziran’da yürüyoruz.

Evet bazen umutsuzluğa kapılıyor bazen korkuyoruz, tam olarak bu yüzden yürüyoruz aşkım. Umutsuzluğu dağıtmak, korkularımızdan mücadelemizle arınmak, endişelerimizi sevinç ve coşkuya çevirmek için yürüyoruz.

Seni aramızda görmeyi çok istiyoruz. Sensiz bir kişi eksik hissediyoruz. Bu devranla bir derdi olan herkesi yürüyüşe bekliyoruz.”

Mersin

Mersin’de ise Onur Haftası’nın bu yıl dokuzuncusu düzenleniyor.

Eskişehir

Eskişehir’de ise Onur Haftası 7-8-9 Temmuz’da “Yeryüzünden Gökyüzüne” temasıyla etkinlikler düzenlenecek. Yarın (8 Haziran) ise 2. Eskişehir Onur Yürüyüşü Davası görülecek.

Ukrayna’da patlama nedeniyle taşan baraj binlerce kişiyi yerinden etti

Ukrayna‘da Rus işgali altındaki Herson bölgesinde bulunan Nova Kahovka barajının dün (6 Haziran) meydana gelen patlamada kısmen yıkılması nedeniyle oluşan taşkınlar bölgedeki yaşamı olumsuz etkiliyor.

Barajın üzerinde kurulu olduğu Dnipro Nehri‘nde suların yükselmesi nedeniyle bazı yerleşim merkezleri ve ovalar sular altında kaldı.

Kiev Bölge Valisi Oleksiy Kuleba, taşkınların en fazla etkilediği alanın Herson şehrinin Korabel bölgesi olduğunu belirterek, bu bölgede su seviyesinin 3,5 metreye ulaştığını ve 1000’den fazla konutun sular altında kaldığını açıkladı.

Deutcshe Welle‘nin aktardığına göre, Ukraynalı yetkililer barajın yıkılması sonrası yaklaşık 17 bin kişinin tahliye edildiğini, Rus işgali altındaki tarafta da 25 bin kişinin tahliye edilmesi gerektiğini açıkladı.

‣ Ukrayna’da nükleer santral yakınlarındaki barajda patlama: 80 köy sular altında
Fotoğraf: Maxar Tech / AFP

Sorumlu kim?

Barajın hedef alınması ile ilgili olarak Ukrayna ve Rusya birbirlerini suçlarken, ABD ve İngiltere, barajın yıkılmasından hangi tarafın sorumlu olduğuna dair henüz bir kanıt olmadığını açıkladı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, ABD’nin henüz durumla ilgili nihai bir değerlendirme yapamayacağını belirterek, “Bilgi toplamaya ve Ukraynalılarla istişareye devam ediyoruz” dedi. ABD’den yapılan açıklamada “çok sayıda can kaybının meydana geldiğinden endişe edildiği” kaydedildi.

Barajın yıkılmasını Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırı savaşının başlangıcından bu yana sivil altyapıya yönelik en büyük saldırı olarak nitelendiren İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ise İngiliz istihbarat kurumlarının barajın yıkılma nedenlerini araştırdığını söyledi. Sunak, “Bu aşamada olayın arkasında bir kasıt olup olmadığını söyleyemeyeceğini” belirterek, “Nihai bir yargıya varmak için çok erken” dedi.

Fotoğraf: Reuters

Karşılıklı suçlamalar

Ukrayna barajın tahrip olmasından Rusya’yı sorumlu tutuyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rus güçlerinin kontrolleri altındaki Nova Kahovka Hidroelektrik Santrali’ni içeriden patlattığını ileri sürerek, “Bu gece saat 02:50’de, Rus teröristleri Kahovskaya Hidroelektrik Santrali’nin yapıları içinde bir patlama gerçekleştirdi” diyerek, olayı bir “terör saldırısı” olarak nitelemişti.

Rusya ise baraj saldırısını “Ukrayna’nın sabotajı” olarak tanımlıyor. Kremlin barajın kendileri tarafından vurulduğunu reddediyor ve saldırının Ukrayna tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürüyor. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov Ukrayna’nın baraja sabotaj düzenlediğini belirterek Kiev’in bu sabotajla Kırım‘ı susuz bırakmayı amaçladığını söylemişti.

1956 yılında Dnipro nehri üzerine inşa edilen barajın 30 metre yüksekliğinde ve 3,2 kilometre uzunluğunda olduğu belirtiliyor. Kahovka hidroelektrik santralinin bir parçası olan baraj 18 milyar metreküp su tutuyor ve Kırım Yarımadası‘nın su ihtiyacının karşılanmasında rol oynuyor.

Şişli Kaymakamlığı’ndan ‘Diren Ayol’ yasağı: Gerekçe ‘milli vicdani insani değerler’

Üniversiteli Feminist Kolektif, dün (6 Haziran) bir araya gelinmek üzere Diren Ayol belgesel gösterimini duyurmuştu.

Şişli Kaymakamlığı, belgesel gösteriminin toplumda infial uyandıracağını, milli vicdani ve insani değerlere dokunacağını iddia ederek Şişli semti sınırları içinde bir günlük etkinlik yasağı getirdi.

Kaos GL‘nin aktardığına göre; yasak kararı aynı zamanda belgesel gösteriminin anayasal düzene aykırı olabileceği iddia edilerek getirilen yasağın hak ve özgürlüklerin korunması ve suçun önlenmesi amacıyla olduğu iddiasıyla tüm açık ve kapalı alanlarda getirildi.

Gösterim gerçekleştirildi

Üniversiteli Feminist Kolektif, yasak kararını tanımadı ve gösterimi gerçekleştirdi. Üniversiteli kadınlar ve lubunyalar “Kadın ve LGBTİ+’ların bir araya gelip film izlemesinden bile korkuyorsunuz. Yasağa rağmen alışın buradayız, alışın bir aradayız!” diyerek bir araya geldi ve filmi izledi.

Diren Ayol hakkında

“Rüzgâr yakın arkadaşı trans ve LGBT aktivisti Şevval’in belgeselini yapmak isterken hayat onu 2013’ün haziran ayında İstanbul’da Gezi Parkı ve takip eden Onur Haftası’nın ortasında başka bir belgeselin içine sokar. Sonuç olarak Kanka Productions, Gezi Parkı’nda ve değişen politik havada LGBT bireylerin rolünü ve Gezi’nin onlar üzerindeki etkisini anlatan bir belgesel yapar. #direnayol, üç sene önce aniden dalgalanan hayatın içindeki değişimi LGBT’lerin gözünden anlatırken, insanların yüzlerindeki umudu ve mutluluğu, yeni bir mizah anlayışının geliştiği günleri aktarıyor. #direnayol’la Gezi sürecinin hemen ertesine denk gelen 2013 Onur Yürüyüşü’nde, tüm renklerle ve umutlu insanlarla yeniden karşılaşıyoruz.”

Rüzgâr Buşki’nin yönetmenliğini yaptığı Diren Ayol belgesel filminde Şevval Kılıç, Elif Keskinkılıç, Yeşim Başaran, Ali Arıkan, Eylem Çağdaş, Ceylan Begüm Yıldız, Nuri Özlü, Ecemen Dalga, Ayça Damgacı, Tutku Umut Ünar, Yıldız Tar, Sema Semih, Ediz Chance ve Boysan Yakar’ı izleyebilirsiniz.