Ana Sayfa Blog Sayfa 4547

Küçük /büyük değil özerk belediye – İkbal Polat

İkbal Polat

AKP’nin 8 Ekim’de TBMM’ne sunduğu “Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” kamuoyunda sağlıksız bir şekilde tartışılmaya devam ediyor.

MHP Başkanı Devlet Bahçeli, Büyükşehir Belediye Kanunu Tasarısı’nın, Türkiye’yi adım adım federasyona götürme emareleri taşıdığını ve tasarıya karşı olduklarını ifade ediyor.

CHP’li Birgül Ayman Güler de, “bu yasa eyalet yapısı demektir” yorumuyla Bahçeli ile benzer düşünüyor.

Son haber ise CHP MYK’sının yapmış olduğu toplantıda tasarıda bulunan “anti demokratik” hükümlerin geri çekilmesi şartıyla yerel seçimlerin erkene çekilmesine “evet” diyecekleri yönünde.

Yerel seçimlerin öne çekilmesi için yapılacak bir anayasa değişikliğine şartlı evet demek nasıl bir siyaset anlayışıdır bilemiyoruz, lakin CHP MYK’sının yasayı “bölünme” korkusuyla değerlendirmemesi sevindirici.

Gelelim AKP’ye…

AKP’nin ustalık döneminde olduğunu bu yasanın hazırlanmasından ve sunumundan anlıyoruz. 2003 yılındaki Kamu Yönetimi Reform Taslağı’nın veto edilmesinden ders aldıkları belli. Ama bu ders, AKP’yi sadece usta bir idare-i maslahatçı yapıyor. Yani meseleyi geçiştiriyorlar. Şöyle ki;

2003’de hazırlanan Kamu Yönetimi Reform Taslağı’nın veto edilmesinin sebebi, Anayasa’nın 126. Maddesi’ne aykırılık iddiası idi. Yani yerel yönetimlerin merkezi idarenin vesayeti altında, illerin idaresinin “yetki genişliği” ilkesine dayanıyor olmasından kaynaklı yerel yönetimlere yetki devri yapılamıyordu. (1876, 1921 ve 1924 Anayasalarında bulunan “illerin idaresi yetki genişliği ve görevler ayrılığı ilkesine dayanır” ifadesi 1961’de kaldırılarak sadece “yetki genişliği” ilkesi esası getirilmiştir.)

Bunun için ya Anayasa değişikliği gerekiyordu ya da kanuna referans olacak bir uluslararası sözleşme. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı bu kanun için dayanak olabilirdi, lakin ilgili maddelere çekince konulduğu için hükümetin bu çekinceleri kaldırması gerekiyordu.

İkisini de yapmadı.

AKP bu kez 2012 Eylül’ünde Büyükşehir Belediye Kanunu’nda değişiklik yapan söz konusu tasarıyı Meclis’e taşıdı. Bu tasarı ile 13 yeni büyükşehir kurularak toplamda 29 büyükşehir statüsündeki ilin sınırları ve görevleri ile ilgili yeni bir düzenlemeye gidiliyor.

Tasarı dayanağını, Anayasa’nın 127. Maddesi’nde yer alan “büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir”ifadesinden alıyor. Büyükşehir kurarak buralara ilişkin özel yönetim geliştirebilir.

Ayrıca merkezi idareden bağımsız ayrı bir tüzel kişiliği olan il özel idareleri kapatılarak, görevlerinin belediyelere bırakılması düşünülüyor. Yani merkezi idarenin yetkilerinin devri ile ilgili hiç bir düzenleme bulunmuyor.

Dolayısıyla Devlet Bahçeli ile Birgül Ayman Güler’in ‘korkacağı’ bir durum zaten söz konusu değil.

Lakin belediye sınırının il sınırı olması ile sorunların çözümü ne kadar mümkün olacak? Biraz zor. Eğer yerinden yönetimingüçlendirilmesi ise mesele, yapılması gereken belli, mevcut yapının seçimle geleceği mekanizmayı kurmak. Yani Vali’yi seçimle getirmek.

Geriye sadece ölçekle ilgili tartışma kalıyor. Bir belediyenin optimum büyüklüğü ne olmalıdır? Bunun cevabı da yeni sağın söylemi olan“küçük olan güzeldir” ile belirlenemez.

Avrupa ülkelerinde Yerel Yönetim Reformu’nun ilk ayağını küçük ölçekli yerel birimlerin birleştirilerek büyük ölçekli yerel birimler haline getirilmesi oluşturuyor. Avrupa ülkelerinde 70’li yıllarda, belediye sayılarında yüzde 80’lere varan azalmalar söz konusu iken, Türkiye’de tam tersi belediye sayısında bir artış söz konusu.

2005’teki yasal düzenlemelerle, nüfusu 2000’in altındaki yerlerin ölçek ekonomilerinden yararlanamadığı, bazı hizmetleri pahalı elde ettikleri ve bu yüzden birleştirilmeleri gerektiği iddia edilerek belediye kurulabilmek için gereken nüfus 5000’e çıkarıldı.

Küçük ölçekli birimlerin birleştirilmesi gerektiğini savunanların diğer iddiası ölçek ekonomisi açısından kamunun kaynaklarının tasarrufunda ve kaynak kullanımında etkin olacağı. Kamu hizmetlerinden yararlananların sayısının artması kamu kaynaklarından tasarruf sağlayacağı gibi kaliteyi de arttıracak deniyor.

Buradaki önemli nokta, küçük ölçekli yerel birimlerin birleştirilmesi karşısında demokrasinin ve halkın katılımını azalacağı yönünde kaygıların olması. Lakin yapılan araştırmalar ölçek ile demokrasi arasındaki ilişkinin belirlenmesinde bir güç ilişkisinin olmadığı yönünde. 50 kişiden sonra ölçek ve demokrasi arasındaki ilişkinin önemsizleştiği söyleniyor. Hatta daha geniş yerel yönetim birimlerinin katılım, özellikle de örgütlü katılım için daha iyi fırsatlar sunduğu ifade ediliyor.

K. Newton’un “Yerel Yönetimlerde Ölçek, Verimlilik ve Demokrasi” adlı çalışmasında, küçük idari birimlerin demokratik erdemleri abartılırken, demokratik yetersizliklerinin göz ardı edildiği belirtiliyor.
Belde ve küçük ilçe belediyelerinin çoğu norm kadrodan yoksun olduğu gibi, borç içerisinde ve ancak personel ödemelerini yapabiliyorlar. Bu da kamusal hizmetlerde kalite ve yeterlilik sorununu açığa çıkarıyor.

ÇÖZÜM ÖZERKLİK MODELİNDE

Dolayısıyla CHP, yeni sağın “küçük güzeldir” yaklaşımıyla yaptığı muhalefetle yerel yönetimlerde özerklik ve demokrasi sorununun üzerini örtüyor.

Yerel yönetimlerin demokratikleşmesinin en önemli adımlarından biri özerklik ilkesinin hayata geçirilmesidir. Dolayısıyla küçük ya da büyük olması değil, belediyelerin özerk ve katılımcı olup olmamalarıdır asıl mesele. 2012 yılında hala merkezi idarenin vesayeti altında bulunan yerel yönetim yapısı bir utanç konusudur.

Yetki genişliğine dayanan güçlü merkezi yönetim yerine, görevler ayrılığına dayalı güçlü ve demokratik yerel yönetim yapılanmasının yolu açılmalıdır. Merkezi idarenin yetkileri, yerel yönetimlere devredilerek özerk, demokratik yerinden yönetim anlayışı geliştirilmelidir.

Tuhaftır ki, CHP, AKP’yi tasarıyı hazırlarken belde belediyelerin halkına sormadığı için Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’na aykırı davranmakla suçlarken, AKP ise tasarıyı yerindelik ilkesinden dolayı aynı Şart’a dayandırıyor.

Lakin ikisi de Şart’taki özerklikle ilgili çekincelerin kalkmasından yana olmalarına rağmen, bugün lafını dahi etmiyorlar. Bunun tek açıklaması var, ikisi de halkın vereceği tepkiyi, değişim isteğini kendi güçleri oranında yönetemeyeceklerinden korkuyorlar.

Bu nedenle artık ikisini de Türkiye siyasetinin idare-i maslahatçısı olarak görebiliriz.

Ayrıca ekonomik göstergeler açısından tasarruf oranlarının yukarı çıkması için konut edinme maliyetinin azalması gerekiyor, ki büyümeye tam gaz devam edebilsinler. Bunun için de kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmiş olmaları gerekiyor.

Bu nedenle de büyükşehirleri düzenleyen yasa tasarısı, yerel seçimlerde siyasal olarak AKP’ye yarayacağı gibi, yapısal olarak da kentsel dönüşüme hizmet edecektir.

LGBT örgütlerinin hazırladığı “Gölge Rapor” Cenevre’de

Türkiyedeki LGBT örgütlerin ve İGLHRC’nin birlikte hazırladığı “Türkiye’deki LGBT Toplumunun İnsan Hakları İhlalleri Gölge Raporu*” Cenevre’de “BM İnsan Hakları Komitesi 106. Oturum”, Türkiye hükümetinin değerlendirmesinde gündeme taşındı. Türkiye Delegasyonu karşında Türkiye LGBT örgütleri adına Şevval Kılıç değerlendirme toplantısına katıldı.

Şevval Kılıç yaptığı konuşmada Türkiye’de son bir yılda 14 trans cinayeti işlendiğinin ve Türkiye’nin nefret cinayetlerinde dünyada ikinci sırada olduğunun altını çizdi. Türkiye hükümetinin bu ihlallere gözlerini kapattığından, çeşitli siyasi partiler ve sivil toplumun taleplerine rağmen yeni anayasaya “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesine karşı çıktığından söz etti. Ayrıca Kılıç LGBT bireylerin ifade özgürlüklerinin engellendiğinden ve eşcinsellikle ilgili yayınların yasaklandığından bahsetti. Türkiye’nin uluslararası anlaşmalara saygılı olması ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğinden söz eden Kılıç LGBT bireylerin tüm yurttaşlarla eşit haklara sahip olmak istediğini belirtti. Kılıç sözünü “LGBT örgütler olarak herkes için daha demokratik bir ülke istiyoruz ve bunun için hükümetle işbirliği yapmaya hazırız” diyerek bitirdi.

Toplantıda Türkiye Delegasyonun’da şu isimler yer alıyordu: Dışişleri bakanlığı, Büyükelçi Erdoğan İşcan, Delegasyon (heyet) Başkanı, Profesör Cengiz Alacacı, Milli Eğitim Bakanlığı, Departman Başkan Yardımcısı, Ömer Temiz, Adalet Bakanlığı, Soruşturma Yargıcı, Oktay Bahadır, Adalet Bakanlığı, Soruşturma Yargıcı, Ercan Doğan, İç işleri bakanlığı, 3. Derece Polis Şefi, Neval Orbay, Dışişleri bakanlığı , Daire Başkanı, Zeynep Göknil Şanal, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Daire Başkanı, A. Ufuk Hasçakal, İçişleri Bakanlığı, Departman Başkan Yardımcısı, Vedia Sirmen, Dışişleri Bakanlığı, Hukuki Müşavir.

Başkan Yardımcısı Mr. Michael O’Flaherty; Türkiye hükümetinin neden nefret cinayetlerinden bahsetmediğini, ‎2008 -2010 arası öldürülen trans kadın cinayetleri ile ilgili hükümete yapılan başvurular olduğunu ve hükümetin bu endişe verici gelişmeye yönelik neler yaptığını sordu ve eşcinsel erkeklerin askeri hizmetlerde zorluk yaşadıklarını, kanıtlar, fotoğraflar istendiğini belirtti.

Türkiye Delegasyonu sorulara şu yanıtı verdi:

“LGBT’lere karşı açıkça ayrımcılık sergileyen herhangi yasal veya idari bir önlem söz konusu değil / yok. Bu, gelişmekte olan bir mesele; bu meseleyi ayrıca uluslararası forumlardan da biliyoruz. Bu arada bazı genel önlemler LGBT’lerin aleyhine yorumlanmış olabilir ve bizler de bu sorunla da ilgilenmeye devam ediyoruz. Belirli bir grubun üyesi olmak ya da LGBT olsun doktor olsun diplomat olsun tanımlanmış bir kişi olmak kişinin kanun kurallarından muaf tutulması anlamına gelmez ve bu nedenle de savcının meseleyi araştırması ve mahkemeye taşıması onun görevi ve sorumluluğudur.

Yalnız mevcut bir vaka ve cevaplanması güç bir soru var benim de komiteyle paylaşmak istediğim bir bilgi var. Mesele Pembe Hayat’ın 3 üyesiyle ilgili. Onlara yöneltilmiş ithamlar vardı ve sorgulanan kişiler kendilerine karşı uygulanan cezai işlem sonucunda hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadılar. Sorgulanan 3 kişi polis merkezine gitmek istemediler, tutuklanmaya karşı koydular, polise hakaret ettiler, bir polis memuru yaralandı… Bu nedenle de polis memuruna hakaret ve kamu malına zarardan cezai işlemler başlatıldı. Bu işlemler hala devam ediyor.”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Cornelius Flinterman bu yanıt karşısında “Anayasada açık olarak “LGBT” tanımı altında bu bireylere koruma sağlayamıyorsanız insan haklarından bahsedemezsiniz” dedi.

Büyükelçi Erdoğan İşcan ise “Açıkça ve dürüstçe, (anayasa taslağı yazmak için) süreç zaten başladı, henüz başındayız, yasama süreci toplumsal uzlaşma müzakere gerektirir, müzakereler ve Türk halkını gelişen insan hakları tanımı konusunda eğitmek zaman gerektirir. Dahası, Türkiye AB veya BM kaynaklı insan hakları kontrol mekanizmalarına açık, bir hak ihlali varsa, bir hak ihlal ettiğimize kanaat getirirlerse durumu düzeltmek için gereken adımları atarız.” diye konuştu.

(Kaos GL

BÜKOOP, yeni döneme afiyetle başladı

Boğaziçi Üniversitesi Tüketim Kooperatifi (BÜKOOP) geçtiğimiz hafta
gerçekleştirdiği bir “atıştırma” ile yeni dönemine girdi.

“Sağlıklı, lezzetli, doğal çevreyi ve toplumu olumsuz olarak en az etkileyen
gıdayı yaygınlaştırabilmek için onu tüketiciler açısından ulaşılabilir
kılmak, titiz üreticilerle dikkatli tüketiciler arasında kalıcı işbirliği ve yardımlaşma inşa etmek” amacıyla kurulan BÜKOOP, Mayıs 2010’dan beri Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs’te hizmet veriyor. BÜKOOP hakkında detaylı bilgiye bükoop.org adresinden ulaşılabilir.

(Yeşil Gazete)

Kaçak Jeomühendislik Denemesinin Yankıları Sürüyor

0

Kaliforniyalı iş adamı Russ George’un 2012 Temmuz’unda Batı Kanada’dan
Pasifik okyanusuna açılarak 120 ton demir tozunu denize bırakmasının
ETC Group isimli çevre örgütü tarafından ortaya çıkarılmasını takiben
oluşan tepkiler devam ediyor.

“Haida Somon Restorasyon Şirketi” isimli bir şirket adı altında,
Kanada’nın Old Massett köyünde yaşayan ve büyük ölçüde somon balığı
avlayarak geçimini sürdüren Haida yerlilerini 2.5 milyon dolar
karşılığında “somon stoklarını artırmaya” ikna eden Russ George,
Temmuz ayında kiraladığı teknelerle denize açılarak 120 ton demir
tozunu denize dökmüştü. George’un demirin denizlerdeki plankton
miktarını artırdığına ilişkin çalışmalardan esinlenerek yaptığı
girişim ile plankton miktarının ve dolayısıyla plankton ile beslenen
türlerin artırılmasına yönelik girişimi geçtiğimiz günlerde ortaya
çıktı. Ancak, girişimin tek amacının somon stoklarının artırılması
olmadığı, plankton sayısındaki artış ile okyanusun karbon dioksit emme
kapasitesinin de artırılmasının hedeflendiği ve oluşması planlanan bu
yeni kapasitenin uluslararası karbon pazarında “kirletme izni” olarak
satılmasının da Russ George ve Old Massett köyünün planının bir
parçası olduğu ifade ediliyor.

Öte yandan, girişime ilişkin olarak New York Times gazetesine bir
açıklama yapan Maine Üniversitesi’nden Mark L. Wells, girişimin
bilimsel bir çalışmadan çok “okyanusa çöp dökmek” olduğunu vurguladı.
Wells ayrıca, bu dökme işleminin atmosferdeki karbon dioksit oranına
herhangi bir kalıcı etkisi olmasının mümkün olmadığını ifade etti.

2007’de de Galapagos adaları yakınlarında denize demir tozu dökme
planı yüzünden gündeme gelen Russ George’un girişimi sadece doğanın
dengesiyle oynamakla kalmıyor aynı zamanda jeomühendislik
girişimlerine ilişkin ulusal ve uluslararası kanunları da çiğniyor.
Kanada Çevre Bakanlığı konuya ilişkin soruşturma başlatıldığını
açıklarken, New York Times’a konuşan Harvard Üniversitesi’nden Andrew
Parker, gürüşümün denize atık dökmeye ilişkin Londra Sözleşmesi ve
Biyolojik Çeşitlilik Üzerine Birleşmiş Milletler Sözleşmesi tarafından
ilan edilen moratoryuma aykırı olduğunu ifade etti.

(Yeşil GazeteETC Group, The Guardian, Reuters, NYTimes)

Alanya’da Dağ bisikleti yarışı

0

10 ülkeden 142 sporcunun katılımıyla yapılan 16. Uluslararası Alanya Dağ Bisikleti Yarışında elit erkeklerde Almanya’dan Uwe Hochenwarter, elit bayanlarda ise Ukrayna’dan İana Belomoina birinci oldu.

Türkiye Bisiklet Federasyonu ile Alanya Belediyesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası Alanya Dağ Bisikleti Yarışı, Kızılalan orman alanında yapıldı.

Yarışlara U17 Erkek, U15 Erkek, Master Erkek, Yıldız Bayan, Elit Erkek, Elit Kadın, Genç Erkek kategorilerinde 10 ülkeden 142 sporcu katıldı.

Yarışta elit erkeklerde Almanya’dan Uwe Hochenwarter, elit bayanlarda ise Ukrayna’dan İana Belomoina birinci oldu. Yarışmanın ardından düzenlenen tören ile kategorilerinde dereceye girenlere madalyaları verildi.

Kategorilerinde dereceye girenlerin isimleri şöyle:

Elit Erkekler
1. Uwe Hochenwarter (Almanya)
2. Kadir Kelleci (Türkiye)
3. Marco Schaetzing (Almanya)

Elit Bayanlar
1. İana Belomoina (Ukrayna)
2. Marda Tereshchuk (Ukrayna)
3. Iryna Popova (Ukrayna)

U15
1. İzzet Şahin İçen (Ürgüpspor)
2. Ensar Sever (Ferdi)
3. Yasin Ayberk Üner (Bursa Büyükşehir Belediyesi)

U17
1. Soner Eken (Salcano ALDOKS Alanya)
2. Duran Akbaş (Salcano ALDOKS Alanya)
3. Tolga Akdeniz (Nilüfer Belediyesi)

Yıldız Bayanlar
1. Gamze Kıyas (Salcano ALDOKS Alanya)
2. Damla Alkınölmez (Salcano ALDOKS Alanya)
3. Ayşe Doğan (Salcano ALDOKS Alanya)

Genç Erkekler
1. Agit Salman (Brisaspor)
2. Ömer Faruk Kansu (Arnavutköy Salcano)
3. Furkan Ceylan (Ege Pedal)

Master Erkekler
1. Nevzat Kral (Brisaspor)
2. Salih Manavoğlu (Bursa Büyükşehir Belediyesi)
3. Oğuz Özçelik (Arnavutköy Salcano)

(NtvSpor)

 

“Yol”, tüm yola düşmek isteyenler için çıktı

Seyyah Feyyaz Alaçam’ın yolculuk serüvenlerini, yol deneyimlerini içten bir üslup ile kaleme aldığı ilk kitabı, “Yol” çıktı. Adını bir süre önce yaşadığı Mersin’den, Nazım Hikmet’in kabrinin bulunduğu Moskova’ya kadar bisiklet ile yaptığı seyahat ile duyuran Alaçam, yol boyunca biriktirdiklerini, kendisi aracılığı ile Nazım Hikmet’e gönderilen mesajları büyük şairin yanıbaşında kendisine okumuştu.

İlk kitabının dağıtımının kendisi tarafından yapılacağını, kitabı edinmek isteyenlerin [email protected] ya da facebook hesabı üzerinden kendisi ile irtibata geçmeleri gerektiğini belirten Feyyaz Alaçam kişisel blog adresinde , “Yol”u şu şekilde tanımlamış

İlk Kitabım YOL sizlerle

Bunu hissetmemiştim daha önce…
Bir kitabın kapağında, adınıza rastlıyorsunuz.Tesadüf olan adınıza… Hiç de tesadüf olmayan düşünceleriniz ve dibine kadar yaşanmışlıklarınızı görünce daha ilk sayfada, bir bütünlük sözkonusu oluyor… Bunu açıklayamıyorum şimdilik, çok taze.

Belki ‘YOL’ a düşülür umuduyla, size ‘YOL’u sunduk… Hissettiklerimi ve olanı, kağıda dökmem için en büyük çabayı sarf eden kişi ben değilim.Kitabı edinirseniz, kim olduğunu anlattım zaten teşekkür kısmında, oradan öğrenirsiniz mutlaka.

Minicik içerikten bahsedeyim ; bu kitap, bir gezi yazısı, günlük ya da maceralar silsilesi olmadı.Elbette bunlar da paylaşılmaya değer, hatta belki ilerde… Fakat ‘YOL’ adlı bu kitabın rengi, farklı oldu biraz.YOL’un bana verdiklerini, belki aldıklarını, yaşanmış anektodlarla destekleyip, Deneme – Aforizma üslubu ile anlatmaya çalıştım. 12 bölümden oluşan kitap, ‘Varış’ bölümü ile başlayıp (manidardır), ‘Kadın’ bölümü ile bitiyor.

”Ortaya bir sanat eseri çıkartayım” çabası ile kaleme alınmış bir kitap değil bu, o yüzden, cümlelerdeki ritim en az sizi ilgilendiriyor.Siz, ‘YOL’ adına, alacağınıza bakın…

Kitabın dağıtımını ben yapacağım.Bilirsiniz, hiçbir zaman maddi bir kaygım olmadı, insanın parasının olmaması, maddi bir kaygıya sahip olmak zorunda olması demek değildir.İhtiyaçları minimumda tutup, Eski Roma’daki kölelerden daha az çalışarak (7 saat), ihtiyaçlarını karşılayacak kadar para kazanmak lazım diye düşünüp, yaşamaktayım.

Yeni YOL’lar ve yeni kitapların ortaya çıkmasını şahsen çok isterim, fakat bunları paylaşmak sözkonusu olunca, bunu da toplumdan aldığım geri dönüşler sağlamalı.Çünkü hayat çok kısa ve hepinizin omuzlarından tutup sarsacak kadar vaktim yok.Kitaplar ve internet paylaşımları ile, yani cümleler ile daha çok insana ulaşılabileceğini düşünmekteyim.Yani özetle, satın alacağınız her kitap, yeni bir YOL’un ‘paylaşılması’ için finans sağlayacak, beni biraz daha yazmaya teşvik edecek, yazdıkça, paylaştıkça, daha çok insan YOL’a düşecek diye umuyoruz.Ki ‘giden insan’ın , topluma, doğaya hatta aşka daha az zarar verip, daha çok katkı sağladını her gün görmekteyim…

Kitabı edinmek için, mail adresim ([email protected]) ve kirli mavi facebook üzerinden mesaj veya e-posta gönderebilirsiniz.

Dostluk ve YOL ile…
Sizi seviyorum.

(Yeşil Gazete)

 

“Henüz vakit varken… Açlık Grevleri ölümlere dönüşmeden”

Fotoğraf: Gençer Yurttaş

Abdullah Öcalan’a bir yılı aşkın süredir uygulanan tecride son verilmesi ve anadilde eğitim ve savunma hakkı talepleriyle cezaevlerinde tutuklu bulunanPKK’lı ve PAJK’lılar tarafındana 12 Eylül’den itibaren başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerinin  bayram tatili öncesinde sonlandırılmasına yönelik olarak aralarında çok sayıda akademisyen, gazeteci ve sanatçının da yer aldığı bir grup aydın bir çağrı yayınladı.

Açlık Grevlerinin 41. gününe gelmesi, kritik aşamaya geçilmeden önce grevlerin sona erdirilmesi gerektiğinin altının çizildiği “Henüz vakit varken, açlık grevleri ölümlere dönüşmeden” başlığını taşıyan çağrıda, Hükümet’ten bayram öncesinde somut bir adım atması talep ediliyor. Bildirinin tam metni ve imza koyanların tam listesi şöyle:

 

HENÜZ VAKİT VARKEN…

AÇLIK GREVLERİ ÖLÜMLERE DÖNÜŞMEDEN…

Türkiye yine bir kabusun eşiğinde… Binlerce tutuklu açlık grevinde … Bugünleri daha önce yaşadık. On altı yıl önce yaşadık; on iki yıl önce bir kez daha yaşadık. Şimdi bir kez daha böyle bir utancı yaşamak istemiyoruz.

Tutuklular, mahkemelerde anadillerinde savunma yapmak istiyorlar. Gerek Başbakan, gerekse değişik hükümet yetkilileri tarafından da dillendirilmiş olan İmralı ile müzakere sürecinin barışla sonuçlanabilmesi için Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarının kaldırılmasını istiyorlar.

Bu taleplerini toplumun gündemine getirmek için yaşamlarını ortaya koyuyorlar. Seçtikleri yöntemi onaylayıp onaylamamamız, karşı karşıya bulunduğumuz insanlık dramını değiştirmiyor. Bizi bekleyen kabus ortadadır: Hükümet yetkililerinin duyarsızlığı devam ettikçe bini aşkın genç adım adım ölüme yaklaşıyor. Bu kabusa sessiz kalamayız.

Önümüz bayram tatili! Oysa siyaset tatile çıktığında da cezaevlerinde hayat devam edecek. Bayram sonrasında, bu açlık grevi 7. haftayı doldurduğunda artık “geri dönülmez” aşamaya ulaşılmış olacak. Henüz vakit varken, toplumsal tarihimize ve vicdanlarımıza başka bir kara lekenin daha sürülmesini engelleyebiliriz.

Bizler aşağıda imzası bulunanlar Hükümeti, öncelikle bu talepleri duymaya, çözümüne ilişkin iyi niyet göstermeye ve somut adımlar atmaya çağırıyoruz.

 

İMZACILAR:

Adnan Özyalçıner (Yazar) – Ahmet Abakay (Gazeteci) – Ahmet Demirel (Prof. Dr.) – Ahmet Dindar (Avukat) – Ahmet İsvan (İstanbul eski Belediye Başkanı) – Ahmet Kardam (Yazar) – Ali Nesin (Prof. Dr.) – Ali Saysel (Doç. Dr.) – Ahmet Telli (Şair) – Alper Görmüş (Gazeteci) – Aydın Cıngı (Siyaset bilimci) – Aydın Çubukçu (Yazar) – Aydın Engin (Gazeteci) – Ayla Zırh Gürsoy (Prof. Dr.) – Ayşe Berkman (Prof. Dr.) – Ayşe Erzan (Prof. Dr.) – Ayşe Gözen (Prof. Dr.) – Ayşe Gül Altınay (Öğretim üyesi) – Ayşe Hür (Gazeteci) – Ayşen Uysal (Doç. Dr.) – Aytekin Yılmaz (Yazar) – Barış Çakmur (Dr.) – Bekir Ağırdır (Yazar, araştırmacı) – Beral Madra (Küratör, sanat eleştirmeni) – Betül Tanbay (Prof. Dr.) – Betül Yarar (Doç. Dr.) – Bülent Atamer (Kimya mühendisi) – Bülent Bilmez (Doç. Dr.) – Can Candan (Öğretim görevlisi) – Cem Öz – Cem Sey (Gazeteci) – Cüneyd Ozansoy (Doç. Dr.) – Çağatay Anadol (Yayıncı) – Çiğdem Kafesçioğlu (Prof. Dr.) – Deniz Kavukçuoğlu (Yazar) – Dilek Gökçin (Sinemacı) – Elçin Macar (Doç. Dr.) – Elvan Ergut (Doç. Dr.) – Ercan İ. Sadi (Arş. Gör.) – Erdem Yörük (Yrd. Doç.) – Erinç Erdal (Dr.) – Ergun Gümrah (Reklamcı) – Erol Katırcıoğlu (Prof. Dr.) – Ersin Salman (Reklamcı) – Ertuğrul Mavioğlu (Gazeteci) – Esat Bozyiğit (Yazar) – Esra Mungan (Yrd. Doç.) – Fatma Gök (Prof. Dr.) – Fatoş Evyapan  – Ferdan Ergut (Doç. Dr.) – Ferhat Kentel (Doç. Dr.) – Ferhat Tunç (Müzisyen) – Ferhunde Özbay (Prof. Dr.) – Filiz Kardam (Doç. Dr.) – Garo Paylan (Aktivist) – Gençay Gürsoy (Prof. Dr.) – Gülsüm Cengiz (Şair) – Hacer Ansal (Prof. Dr.) – Hakan Aksay (Yazar) – Halim Bulutoğlu (Adalar Vakfı) – Hasan Gürkan (Em. Öğretmen) – Hidayet Tuksal (Yazar) – Hülya Gülbahar (Avukat) – İnci Altürk – İpek Çalışlar (Yazar) – İpek Seyalioğlu (Öğretim görevlisi) – Karin Karakaşlı (Yazar) – Kemal Yalçın (Yazar) – Levent Soy (Sanatçı) – L. Doğan Tılıç (Gazeteci) – Mehmet Bekaroğlu (Prof. Dr.) – Melek Göregenli (Prof. Dr.) – Mesut Yeğen (Prof. Dr.) – Metin Boran (Tiyatro yönetmeni) – Metin Solmaz (Yayıncı) – Mihail Vasiliadis (Gazeteci) – Mithat Sancar (Prof. Dr.) – Murat Koyuncu (Yrd. Doç.) – Murat Özbank (Yrd. Doç.) – Murat Paker (Yrd. Doç.) – Müge Karalom – Müge Yamanyılmaz – Nadire Mater (Gazeteci) – Nazan Üstündağ (Prof. Dr.) – Nazım Alpman (Gazeteci) – Necmiye Alpay (Yazar) – Nil Mutluer (Dr.) – Okan Akhan (Prof. Dr.) – Orhan Alkaya (Şair) – Osman Okkan (Belgesel sinemacı) – Orhan Silier  – Oya Baydar (Yazar) – Oya Gözel (Arş. Gör.) – Öktem Kalaycıoğlu – Ömer Madra (Yayın Yönetmeni) – Özgür Sarıoğlu (Prof. Dr.) – Raşit Kaya (Prof. Dr.) – Rober Koptaş (Gazeteci) – Sefa Feza Arslan (Doç. Dr.) – Sema Bayraktar (Yrd. Doç.) – Semih Bilgen (Prof. Dr.) – Senih Özay (Avukat) – Sennur Sezer (Şair) – Sevim Belli (Yazar, çevirmen) – Sezai Temelli (Doç. Dr.) – Sezin Öney (Gazeteci) – Suavi (Müzisyen) – Süha Ünsal (Tarihçi) – Şanar Yurdatapan (Müzisyen) – Şükrü Erbaş (Şair) – Teoman Pamukçu (Doç. Dr.) – Tevfik Taş (Şair) – Tuğyan Aytaç Dural (Yrd. Doç.) – Ufuk Uras (23. dönem milletvekili) – Uygar Gültekin (Gazeteci) – Ümit Kıvanç (Yazar) – Ümit Şahin (Hekim) – Vangelis Kechriotis (Yrd. Doç.) – Vedat Türkali (Yazar) – Vedat Yıldırım (Müzisyen) – Yahya Madra (Dr.) – Yasin Ceylan (Prof. Dr.) – Yavuz O. Ataman (Prof. Dr.) – Yavuz Önen (Mimar) – Yusuf Uludağ (Doç. Dr.) – Zafer Ünal – Zeynep Danende (Hapiste Sağlık Girişimi) – Zeynep Kadirbeyoğlu (Yrd. Doç.) – Zeynep Tanbay (Dansçı)

(Yeşil Gazete)

 

Çeltikspor, 2. maçında 101 sayı farkla mağlup oldu

0

Türkiye Kadınlar Basketbol İkinci Ligi’nde Bursa temsilcisi Çeltikspor, Altay Konak Belediyespor’a, 123-22 mağlup oldu.

Ligdeki ilk maçında Yunus Emre Spor’a 122-34 mağlup olan Çeltik Spor, ikinci maçında kendi sahasında Altay Konak Belediyespor ile karşı karşıya geldi. Bursa temsilcisi bu mücadeleden de çok büyük farkla mağlup ayrıldı.

Sahada 101 sayı farkla yenik ayrılan ekip mücadelede tam 46 top kaybı yaparken yüzde 21.6 iki sayılık isabet oranı ve yüzde 11.1’lik üç sayı isabet oranıyla oynadı. Çeltik Spor mücadelede kullandığı 7 serbest atışta ise isabet bulamadı.

Samuel Becket’in sözünde olduğu gibi, denemekten; yenilse, hatta çok farklı şekilde yenilse bile asla vazgçmeyen Çeltikspor’un mücadelesini takip etmeye devam edeceğiz. Oyunun, sadece kazanmak için oynanmadığını her maçlarında bir kez daha hatırlamak için.

Samuel Beckett, Godot’u Beklerken oyununun bir yerinde kaleme aldığı
“Denedin yenildin
Bir daha dene, bir daha yenil
Daha iyi yenil” mısraları ile kazanmayı değil, oyunu, sonunda yenilgi olsa bile, oyunu seven herkesin gönüllerini kazanmıştı.

(Yeşil Gazete)

“5199’a hayır” diyen hayvan hakları aktivistleri bir kez daha Taksim’de buluştu

5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunun bir hayvan katliamına yol açacağının bilincinde olan hayvan hakları aktivistleri Pazar günü bir kez daha Galatasaray’dan Taksim Meydanı’na yürüdü. Aralarında ünlü isimlerin de olduğu hayvanseverler, yasa tasarısının geri çekilmesini talep etti.

Hayvan katliamı sonucunu yaratacak yeni  hayvan hakları yasa tasarısını protesto etmek için Galatasaray’da biraraya gelen Hayvan Hakları aktivistleri hayvan hakları ile ilgili 5199 sayılı yasa tasarısını protesto ettiler. Yürüyüşe CHP İstanbul Eski Milletvekili Çetin Soysal, manken Sevda Demirel gibi ünlülerin yanısıra yüzlerce hayvansever katıldı. Ellerinde “5199 Geri Çekilsin” yazılı pankart taşıyan gruba Beşiktaş taraftar grubu “Çarşı”dan da destek geldi.

Hayvanseverlerin arasında bulunan bir grup da Kurban Bayramı’nda hayvanların kesilmesini protesto etti. Grup, “Kurban paralarını ihtiyaç sahiplerini bağışlayın”, “Bayramınıza kan bulaşmasın” yazılı pankartlarla yürüdü.

(Yeşil Gazete,  Haberexen)

 

Yeşiller, Stutgart’da yönetimi devraldı

Almanya’da Hristiyan Demokratların (Şansölye Angela Merkel’in partisi) önemli ve sembolik bir kalesi daha devrildi. Almanya’nın önemli şehirlerinden Stuttgart’da belediye yönetimi 16 yıllık Hristiyan Demokrat Parti yönetiminin ardından el değiştirdi. Stutgart’da yönetim Yeşillere geçti.

Bu yönetim değişikliği Almanya’da iki ilk aynı anda gerçekleşmiş oldu. Hem Yeşiller ilk kez Almanya’nın merkezi belediyelerinden birinde yönetimi elde etmiş oldu hem de Şansölye Angela Merkel’in muhafazakar koalisyonu döneminde ilk fire verilmiş oldu.

Yeşiller Partisi adayı Fritz Kuhn, Pazar günü yapılan belediye seçimlerinde oyların %53’ünü almayı başardı. Kuhn, bu başarısında rakibi Sebastian Turner’ı geride bıraktı. Sebastian Turner politik bir partiden aday olmasa da kendisini Merkel’in Hristiyan Demkratları ile diğer liberal demokrat partilerin desteklediği biliniyordu.

İki hafta önce gerçekleşen ilk tur seçimleride ilk iki sırayı paylaşan Kuhn ve Turner, seçim için geçerli olan %50 barajını hiçbir adayın geçememesi nedeniyle Pazar günü ikinci turda kozlarını paylaştılar.

Bu seçim sonucu da gösterdiki geçen sene Yeşiller’in yönetimini devraldığı Almanya’nın güneyindeki Baden-Württemberg eyaleti seçimlerinden sonra da Hristiyan Demokratlar oylarını kaybetmeye devam ediyor.

Bu seçim sonucu çok kesin olmamakla birlikte bir seneden daha bir kısa sürede gerçekleşecek Almanya Genel Seçimlerinde halkın yönelimini de göstermesi açısından önem arzediyor, en azından güney eyaletlerinde yaşayan halkın yeni politikalar tercih ettiklerini şimdiden öngörmek mümkün.

Stutgart ana tren istasyonunun yeniden inşaası için 2010 yılında 100 kadar ağacın kesilmesi göstericilerin zaman zaman polisle çatışmalara girdiği protesto gösterilerine yol açmıştı. Gösterilerin ardından istasyon inşa projesi referanduma götürülmüş, Geçen Kasım ayında yapılan referandumda %60 oy projenin reddi yönünde çıkmıştı.

(Yeşil Gazete, Deutche Welle)