Ana Sayfa Blog Sayfa 4535

Ormanlar İklim Değişikliğine tepkili

İklim Değişikliği nedeniyle Norveç ladini Batı, Orta ve Doğu Avrupa’daki yetişme alanlarını terk ederek kuzeye doğru çekilecek

Avrupa’da iklim değişikliği nedeniyle ormanlardaki ekonomik değer kaybının %14 ile %50 arasında olacağı öngörülüyor. İsviçre Orman, Kar ve Arazi Araştırmaları Federal Enstitüsü yönetiminde ve Avrupa çapında değişik kurumların katılımı ile yürütülen bir araştırmanın sonuçları Nature Climate Change dergisinde yayımlandı. Yayımlanan makaleye göre eğer bu gidişatı değiştirmek için önlemler alınmazsa 2100 yılına kadar zarar miktarı yüzlerle milyar avroyu bulacak.

Avrupa’da ormanlar, 2 milyon km2 üzeri bir alan ile toplam kara yüzölçümünün %32’sini kaplıyor. Aynı zamanda önemli bir ekonomik ve endüstriyel sektörün kaynağını oluşturuyor. Fakat küresel ısınma ormanları da etkiliyor. Bunun ilk göstergeleri görünmeye başladı bile. Bu değişimin ekolojik etkileri üzerine tartışmalar sürerken İsviçre, Almanya, Hollanda ve Finlandiya’dan bir grup bilim insanı değişimin ekonomik etkilerini araştırdı.

Araştırmacılara göre birçok ağaç türünün yetişme alanları hem sıcaklık artışından hem de yağış miktarındaki değişikliklerden etkilenecek. Soğuk ve nemli iklime uyumlu, Norveç ladini (spruce) gibi türler değişikliklerden en olumsuz etkilenenler arasında yer alıyor.

Çalışmaların dikkate aldığı, 1,4 °C ile 5,8 °C sıcaklık arası artışlarının olması artık kaçınılmaz görünüyor. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC, Intergovernmental Panel on Climate Change) üç değişim senaryosunu temel alan araştırmacılara göre Norveç ladini Batı, Orta ve Doğu Avrupa’daki yetişme alanlarını terk ederek kuzeye doğru çekilecek. Yüksek irtifalardaki Alp ladini yaşamını azalarak da olsa sürdürebilecek. Buna karşılık kuraklığa alışkın olan ve Akdeniz ikliminde yavaş büyüyen çeşitli meşe türleri yaşam alanlarını kuzeye doğru genişletecekler.

Orman alanlarındaki ağaç türlerinin dağılımı 2100 yılında çok değişmiş olacak. Norveç ladini ve huş ağacı (birch) birçok bölgede yok olup küçük bir alana sıkışıp kalacak. Bunun yerine orman alanlarının büyük oranı yalnız Akdeniz meşeleri için uygun duruma gelecek. Bu oran değişik senaryolara göre %60’a kadar çıkarken ortalama %34 olacak. IPCC senaryolarından iyimser olanına göre meşe türlerinin tüm Avrupa ormanlarındaki payı bugünküne göre  %11 ile %28 arasında artacak. Kötümser senaryoya göre bu artış %40, ortalama senaryoya göre %32 olacak. Ağaç türlerinin değişmesi ilk bakışta olumsuz gelmeyebilir. Ancak Akdeniz meşeleri ladinlere göre daha yavaş büyüyor ve kereste değeri daha az. Hesaplamalara göre bu gelişmenin ekonomiye kaybı %14 ile %50 arasında değişebilir. Ortalama öngörülen kayıp oranı %28.

Bu kayıplar parasal olarak ifade edilirse, en iyimser ve en kötümser kayıplar 60 ile 680 milyar avro arasında değişiyor. Ortalama kayıp ise 190 milyar avro olarak belirlendi.

Ayrıca, meşe türlerinin atmosferden karbon dioksit emme kapasitesi daha az
olması küresel ısınmayı olumsuz etkileyecek. Araştırma öngörülerinde yer verilmemiş olsa da bazı ülkelerde şehirleşme alanları orman alanlarının azalması pahasına genişleyecek.

Araştırmacılar çözüm yolları olarak öncelikle küresel ısınmayı yavaşlatacak önlemlere dikkat çekiyor. Ormancıları ilgilendiren öneriler arasında Avrupa’nın doğal ortamında bulunmayan yeni ağaç türlerinin buralara ekimi ve yaygınlaştırılması var. Bunlar arasında atlas sediri (atlas cedar) ve köknar ağacı (douglas fir) bulunmakta.

(Bilimania.com, Nature.com)

Hayvanların yaşam hakkı için Cumartesi günü Ankara Sirki’ne

Oğuz Erışık ve Okan Akkın’ın Kaos GL’deki haberine göre 3 haftayı aşkın süredir Büyük Ankara Sirkin’deki hayvanlı gösterilerin sona ermesi için mücadele veren bağımsız yaşam hakkı savunucuları sirk hayvanlarını özgürleştirmek için 10 Kasım Cumartesi günü saat 13.30’da ASKİ Spor Salonu önünde bir araya gelecek.

Cumartesi günü yapılacak olan eylem ve basın açıklamasında  şu ana kadar toplanan ve sayısı hızla artan 3000 civarındaki sirk karşıtı imzanın da gelecek hafta basın eşliğinde Ankara Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’e elden teslim edileceği ilan edilecek.

Basın açıklamasında, “Sirkteki hayvanların türlü işkencelerle eğitildiğini, daha fazla işkence görmekten korktukları için bu hareketleri yaptıklarını anlatmaya gidiyoruz!

Çocuğunu eğlendirmek için sirke getiren ailelere hayvanların ailelerinden ve doğal yaşamlarından koparıldığını, kafeslere hapsedilip köleleştirildiğini hatırlatmaya gidiyoruz!

Özgürlüğe inanan herkesi hayvanlar için de özgürlük istemek için yanımızda görmek istiyoruz!” diyen aktivistler duyarlı herkesi protestoya katılmaya davet ediyor.

Basın açıklamasının tam metnine buradan ulaşmak mümkün.

Büyük Ankara Sirkindeki Hayvanlı Gösteriler sona erdirilsin talebi ile sirk önündeki insanları bilgilendirme çalışmaları yaptıkları sırada eylemciler görevliler tarafından tartaklanmıştı. Eylemin amacının açıklandığı ve sirk önünde yaşanan kısa süreli arbedenin de izlenebileceği görüntüleri ise buradan izleyebilirsiniz.

Oğuz Erışık ve Okan Akkın Kaos GL’deki haberlerinde geçen yıl da ihmalkarlıktan kaynaklanan bir yangında çok sayıda ayıya mezar olan Büyük Ankara Sirkinde bu yıl da işkence devam ettiğini belirtiyorlar.

Haberin devamında ise bugüne kadar yaşanan gelişmeleri aktarıyorlar, “İnsanların çocuklarını hayvanlarla tanıştırmak ve hayvan sevgisi aşılamak için götürdükleri sirklerde sahne arkasında olanlar dehşet verici:

Sirk hayvanları daha bebekken doğal yaşam ortamlarından kopartılıp zincirlere bağlanıyor. Kafeslerle oradan oraya yolculuk eden hayvanlar eğitim adı altında türlü işkencelere, dayak ve şiddete maruz kalıyor. Eğitmenler hayvanlara istedikleri hareketleri yaptırabilmek için onları sürekli korkutup cezalandırıyorlar. Röportajlarda dayak ve ceza uygulamasını inkar eden eğitmenlerin gizli kamera görüntüleri gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Hayvanlar ucu iğneli sopalarla dövülüyor, halatlarla ayaklarından ve boyunlarından bağlanıyor, hırçınlaştıklarında ise uyuşturucu verilerek sakinleştiriliyorlar. İnsanların eğlencesi için bütün bu kötü muamelelere maruz bırakılan sirk hayvanlarını özgürleştirmek isteyen hayvan hakları aktivistleri alarmda. Dünyanın çoğu yerindeki hayvanlı sirklerde olduğu gibi Büyük Ankara Sirkinde de sahneye çıkan, at, köpek ve kaplanlar kırbaçlanıyor, bütün zamanlarını kafeslere hapsolmuş olarak geçiriyor ve dayak yiyorlar. Korku içinde kaçacak yer arayan hayvanlar, bir kez daha dayak yememek için öğrendikleri hareketleri bir an evvel yapıp kurtulmaya çalışıyorlar. Öyle ki, gözlem yapmak için sirki izlemeye giden aktivistler ve röportaj yaptığımız diğer izleyiciler de kaplanların sırtındaki kırbaç izlerinin açıkça görüldüğünü aktarıyorlar.

Bu gidişata dur demekte kararlı olan hayvan dostları, 3 haftayı aşkın süredir sirk alanına gidip insanları sirk gerçeği konusunda bilgilendirmeye çalışıyorlar. Ayrıca açılan imza kampanyasıyla sanal ortamda da Büyük Ankara Sirkinin hayvanlı kısımlarının gösterimden kaldırılması ve Ankara’da bir daha hayvanlı sirk düzenlenmeyeceğine dair belediyeden söz alınması yönündeki taleplerini dile getiriyorlar. Konu hakkında kurulan facebook grubu üzerinden örgütlenen aktivistler hayvanlara yapılan bu zulme karşı sessiz kalmak istemeyen herkesi kendilerine destek vermeye davet ediyorlar.”

(Kaos GL, Yeşil Gazete)

Ümit Kıvanç’dan Roboski belgeseli

34 insanın Şırnak’ın Uludere ilçesi Roboski köyünde hayatını kaybettiği olayın yıldönümüne yaklaşılırken, sorumlular halen ortaya çıkmış değil. Faillerin ortaya çıkarılması için kurulan komisyonlardan ve yapılan eylemlerden sonuç alınamadı.

Gözaltına alınan, eylemlerde polisin tazyikli su müdahalesine maruz kalan ve sesini duyurabilecekleri her alanda ‘sorumluların bulunmasını’ talep eden Roboskili ailelerin yaşadıkları yönetmen Ümit Kıvanç tarafından belgesel bir filme alındı.

İlk gösterimi dün yapılan “Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim” belgeseli hayatını kaybeden 34 kişiyi sevdiklerinin ağzından anlatıyor. Belgesel film  MAZLUMDER ve İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından kurulan ‘Roboskîye Adalet Platformu’nun desteği ile çekildi.

Çekimleri Mayıs ayında gerçekleştirilen belgeselde, 34 insanın hikayelerine tek tek yer veriliyor. Ailelerin, arkadaşlarının gözünden o günleri ve hayatını kaybedenlerin portrelerini aktarlduğı belgesel, İnsan Hakları Derneği ve Mazlumder’in desteği ile hazırlandı.

Geçtiğimiz Ekim Ayı’nda, Genelkurmay’dan istenen belgelerin gelmemesi ve bazı soruların hala yanıtsız olmasına rağmen, Uludere’de yaşananları araştırmak için kurulan Meclis İnsan Hakları Alt Komisyonu rapor yazımına başlamıştı

Ümit Kıvanç’ın Roboski’de hayatını kaybeden 34 insan için çektiği “Ağlama Anne Güzel Yerdeyim” belgeselinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

 

Özdal Üçer ile Emine Ayna da süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladı

BDP milletvekilleri ve Demokratik Toplum Kongresinin daimi meclis üyeleri Özdal Üçer ile Emine Ayna DTK binası önünde basın açıklaması düzenledi.

Üçer, DTK daimi meclisinin almış olduğu karar doğrultusunda cezaevlerinde 58 gündür açlık grevinde olan tutuklulara destek olmak amacıyla açlık grevine başladıklarını söyledi. Üçer, açlık grevinde olan mahkumların eylemleri devam ettikçe kendilerinin de eylemlerinin süreceğini belirtti.

Üçer, açlık grevinde olan mahkumların talepleri konusunda hükümetin somut adım atmadığını belirtti. Üçer, vatandaşları da açlık grevine destek olmaya çağırdı. Üçer açlık grevindeki mahkumların her geçen an ölüme yaklaştığını sözlerine ekledi.

(Ntvmsnbc)

 

Cinsel saldırı suçları tırmanıyor

Cumhuriyet Savcısı Veli San, Bülent Ecevit Üniversitesi’nde düzenlenen Anadolu Adli Bilimler Tıp Kongresi’nde, ’Türkiye’de ve Batı Karadeniz’de “Cinsel Saldırı Suçları ve İstatistiki Bilgiler’ konulu sunumundan korkutucu sonuçlar çıktı.

Savcı San’ın araştırmasına göre, 2002’de ülke genelinde cinsel suçlarla ilgili 8 bin 146 dosya açılırken, 2011’de bu rakamın 32 bin 988 idi. Bu verilere göre son dokuz yılda Türkiye genelinde cinsel suçlarda 4 kat artış olduğu ortaya çıkıyor.

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102, 103, 104 ve 105. maddelerinde düzenlendiğini anlatan San, şunları kaydetti: “Türk Ceza Kanunu’nun 102, 103, 104 ve 105. maddelerine göre işlenen suçlarda 2002’de Türkiye’de dosya sayısı 8 bin 146 iken bu sayı 2011’de 32 bin 988 olmuştur. Yani yüzde 400 civarında bir artış var.”

Bianet’in aylık düzenli olarak tuttuğu çeteleye göre ise, erkekler sadece Ekim ayında 10 kadın ve bir bebeği öldürdü; 16 kadına ve kız çocuğuna tecavüz etti; sekiz kadını yaraladı. Tecavüze uğrayan bir kadın da intihar etti.

T24’den Hülya Karabağlı’nın haberine göre, Dünya Ekonomik Forumu 2011 raporuna göre, kadın-erkek eşitliğinde Türkiye 135 ülke arasında 132. sırada yer almakta. Yine aynı rapora göre 2011 yılından adli mercilere bildirilmiş olan 102 tecavüz vakası bulunmakta.

(Yeşil Gazete, Bianet, T24)

 

Yunanistan’daki kriz yenilenebilir enerji sektörünü de vurdu

Yunanistanda 13,5 milyar avroya varan yeni kemer sıkma önlemlerine tepki gösteren onbinlerce kişi parlamento binası önünde prostesto gösterileri düzenledi.

Yunanistan başbakanı Antonis Samaras’ın açıkladığı bütçe kesintileri, Vergi artırımları, işgücü reform paketi Çarşamba akşamı oy çoğunluğu ile kabul edildi. 600 sayfalık torba yasa tasarısı ücret ve emekli maaşlarında kesintiler, Emeklilik yaşının 65’ten 67’ye çıkarılması ve kamuda işten çıkarmaları kolaylaştıran maddeleri içeriyor.

600 sayfalık torba yasa tasarısının getirdiği vergi arttırımı durumundan güneş enerjisi de nasibini aldı. Vergi attırımının yılda 1.3 gigawatt elektrik üretimi kapasitesine çıkan Geüneş Enerjisi sektörüne gelecek yatırımlar için problem yaratabileceği söyleniyor.

Temiz Enerji kaynaklarına 370 milyon euro sübvansiyon vermiş olan Yunanistan, bu vergi arttırımı ile birlikte, hali hazırda kurulmuş güneş enerjisi santrallerine vergi arttırımı yapan İspanya, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti’nin saflarına katıldı.

Hellenic Association of Photovoltaic Companies danışmanlarından Stelios Spsomas “karşılarına aniden çıkan bu vergi artışının bir çok üretici için nakit akışı problemine neden olacağını, önümüzdeki sene kurulması planlanan güneş enerjisi santralleri için de tehlike yaratacağını” söyledi.

Öte yandan bazı milletvekillerinin istifası, önlemlere karşı olanların partilerinden ihraç edilmesi ile 300’den 176’ya düşen milletvekili sayısına sahip parlamentoda sadece 16 milletvekiliyle hükümetin küçük ortağı olan Demokratik Sol Parti (DİMAR) boş oy kullanacağını açıklamıştı.

Meclis binası içerisinde bütçe kesintileri oylanırken meclis çalışanları da dahil olmak üzere bir çok işçi 2 gün sürecek olan greve başladı. Ana muhalefet partisi Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA) milletvekilleri de katıldıkları protesto gösterilerinde, parlamento önüne hükümete hitaben, ”Ülkeyi mahvettiniz, şimdi hemen gidin” yazılı pankart asıldı.

Atina sokakları, Anarşistler ve Yunan çevik kuvveti arasında bir saatten uzun süren sokak çatışmalarına sahne oldu.

Yunanistan’da bunlar olurken, Singapur’da katıldığı bir toplantı sonrasında konuşan Euro Bölgesi finans bakanlarından Jean-Claude Juncker ise, basın mensuplarına “Yunanlı dostlarımızın herhangi bir seçeneği yok açıklamasında bulundu.

(Yeşil Gazete, Bloomberg, T24)

 

İklim Değişikliği sonucu Arabika Kahvesinin 40 yıllık ömrü bile kalmadı

İklime şartlarına karşı çok hassas olan arabika kahvesi iklim değişikliği nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya

Küresel İklim değişikliği dünya kahve üretiminin %60’ını oluşturan Arabica kahvesinin soyunu tehdit etmekte. Hava sıcaklığında artışın önüne geçilmediği takdirde  2080 yılı itibariyle Arabika kahvesinde %90’a varan kayıplar öngörülüyor.

Kraliyet Botanik Bahçeleri ile Etyopyalı biliminsanlarınca ortak yürütülen bir çalışma sonucu arabica kahvesinin yetiştiği şartlar, yükselen sıcaklıklarının önüne geçilemez ise 2080 yılı itibariyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

Kahve yüksek oranda iklime bağlı bir ekin. Bu sebepten ötürü iklimde oluşacak olan değişmelerin arabika kahvesini ortadan kaldıracağı gibi, bu ürünü yetiştiren ve üreten milyonlarca insanın da hayatını doğrudan etkileyebileceği söyleniyor.

Aratışmacıların varolan iklim verilerini kullanarak gerçekleştirdikleri bilgisayara destekli araştırmanın sonucunda ortaya çıkan duruma göre, 2080 yılına gelindiğinde en iyi ihtimalle %38,  en kötü ihtimalle %99.7 oranında düşüşler yaşanacak.

Çalışmanın başında bulunan Kraliyet Botanik Bahçeleri kahve araştırmaları birimi başkanı Aaron Davis bu verilere başlıca üretim alanları olan Etyopya, Sudan ve diğer bölgelerde yaşana ormansızlaştırma süreçlerinin dahil olmadığını söylüyor.

Davis yaptığı açıklamada, “zararlı böcekler, hastalıklar, değişen çiçeklenme süreleri ve diğer üretimi düşüren etkenler araştırma kapsamında hesaplanmadı” belirtiyor.

Yıllık 16 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahip olan arabica kahvesi dünya kahve üretiminin %60’ını oluşturmakta.

Öte yandan geçtiğimiz günlerde Sandy kasırgasının vurduğu Küba’daki kahve plantasyonlarının %30’u yok olmuş, ve kahve endüstrisinin altyapılarını oluşturan bölgeler büyük oranda zarar görmüştü.

(Yeşil Gazete, Reuters)

 

Buğday Derneği Atletleri Tohum Takas Ağı için Avrasya Maratonu’nda

Buğday Derneği üyeleri “Kurucumuz Victor Ananias’tan devraldığımız tohum bayrağını, koşulacakAvrasya Maratonu’nda Buğday ekibi olarak taşıyoruz.” şiarı ile Avrasya maratonuna hazırlanıyor.  Avrasya Maratonu 11 Kasım Pazar günü koşuluyor.

Adım Adım Projesi kapsamında Avrasya Maratonu’na katılacak Buğday ekibi adına yapılan bağışlar Buğday Ekolojik Yaşamı Yaşamı Destekleme Derneği‘nin yürüttüğü Tohum Takas Ağı projesi için kullanılacak.

Buğday Derneği Atletlerine destek verme yolları ise şöyle:

Kredi Kartı ile Bağış: bugday.org/portal/BagisAdimAdim

(Desteklenen koşulardan Buğday ekibini veya dilediğiniz bir başka koşucuyu seçmeyi unutmayınız)

Havale/EFT ile Bağış: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Garanti Bankası Karaköy Şubesi (Şube no: 400) Hesap No: 6295240 / IBAN NO: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40

Dernek tarafından yapılan açıklamada, “Havale/EFTnin açıklama kısmına: “AA, koşucu adı, ADINIZ_SOYADINIZ” yazmayı unutmayın” hatırlatması da yapılmış.

Buğday’ı Avrasya Maratonunda temsil edecek atletler; Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Güneşin Oya Aydemir, TaTuTa Koordinatörü Berkay Atik, Yayınlar Koordinatörü Oya Ayman, Bilişim Koordinatörü Mehmet Gürmen ve Eş Genel Müdür Gizem Altın Nance,

Buğday Ekibinin Maratonda koşacak her bir üyesi “Neden koşuyoruz?” sorusunu şöyle yanıtlıyor;

Güneşin Oya Aydemir: Yönetim Kurulu Başkanı

Anadolu’nun  tohumları için kıtalararasında yürüyeceğim!
‘Yaşamın başlangıcı, yaşamın koruyucusu olan  tohumların devamlılığının sağlanması için yürüyeceğim. Lezzetli gıdalar, bereketli hasatlar, yaşanabilir gelecek için yürüyeceğim.
Yağmur çamur demeden gıdamızı üreten, üretirken doğayı koruyan çiftçimizin geleceği ve özgürlüğü için yürüyeceğim.
Ey, bu satırları okuyan şanslı insan! Bana kalırsa sen de yürü!
Yürüyemem diyorsan, yürüyenlerin çabasının, hepimizin ortak faydasına olduğunu anla ve destek ol!’

Berkay Atik: TaTuTa Projesi Koordinatörü

Ben ‘buğday’ istemiyorum; Akkunduz buğdayı, kavılca buğdayı, sarı buğday, kızılca buğday, kırkpınar buğdayı, karakılçık buğdayı, kafkas kırmızısı buğday, siyez buğdayı ve adını henüz duymadığım çeşit çeşit buğdayımız olsun istiyorum.
Türkiye’nin gıda ithal eden bir ülke olmasını değil, ilkokulda öğrendiğim gibi ‘kendi kendine yeten bir ülke’ olarak kalmasını istiyorum.
Çiftçimizin tek seferlik, kısır tohumlara mahkum olmasını değil, atalık tohumları özgürce ekebilmesini istiyorum.
Ve çocuklarımın sofrasında gıdanın GDO’lusu değil, ‘hakikisi’ olsun istiyorum.
Bu yüzden ‘Yaşasın Tohumlar’ diyorum, Tohum Takas Ağı için koşuyorum.

Mehmet Gürmen: Bilişim Koordinatörü

Sağlıklı gıda, ekolojik yani doğal ve çevreye zarar vermeyen yöntemlerle üretildiği zaman hem bedenimize, hem ruhumuza hem de çevremize iyi geliyor. Peki gıdanın temeli nedir? Hem gıdanın hem de dünyadaki tüm sosyal hareketlerin temelinde tohum yatar.Tohum, dünya üzerinde kendi kendini en az enerji harcayarak çoğaltan mucizedir.
Projeye destek amacıyla 11 Kasım 2012 günü Adım Adım oluşumu ile birlikte Avrasya Maratonu’nda yerel tohumlar yani bizler için koşacağım. Bu kapsamda bağış ve destekleriniz her zamankinden çok daha önemli.

Gizem Altın Nance: Eş Genel Müdür

14 aylık kızım Maya henüz sadece taytay yapıyor ama Avrasya Maratonu’nda koşacak! Maya’nın bebek arabasını ittirerek, 8 kilometrenin koşabildiğim kadarını koşup, geri kalanını yürüyeceğim.
Maya’nın, diğer bebeklerin ve kurdun ve de kuşun bereketli, genetiği değiştirilmemiş, genleriyle oynanmamış tohumlardan üretilmiş gıda tüketebilmesi için koşacağız. Bu topraklara ait, bu topraklarda nesilden nesile aktarılmış, ama şimdi nesli tükenmekte olan tohumları korunması için koşacağız.
Bir tohumu sevmekle başlar herşey aslında.
Biz tohum için koşacağız.

Oya Ayman: Buğday Koordinasyon Kurulu Üyesi

Sağlıklı tohumlar, geçmişin bilgeliğiyle birlikte her geçen gün yitip gidiyor. Elimizden kayıp giden sadece tohumlar değil, onunla birlikte yüzyıllardır bu topraklarda biriken kültür ve gelenekler de yitip gidiyor.
Onları yarına taşıyabilmek için çok az zamanımız var… Tohum Takas Ağı Kampanyası, giderek yitmekte olan atalık tohumların çoğaltılıp yaygınlaştırılması yolunda atılmış çok önemli bir adım…
Avrasya Koşusu’nda kampanyayı desteklemek için;
Gıda bağımsızlığının teminatı olan atalık tohumların yarına aktarılabilmesi için,
Ayakta durmaya çalışan küçük çiftçinin tek seferlik tohumlara bağımlı olmadan, kendi ayırdığı tohumluktan ektiği ürünlerle bereketli hasatlar yapabilmesi için,
Bugün yiyebildiğim lezzetli, besleyici pembe domates, kavılca ve siyez buğdayı, kırmızı mısır, deli bezelye ve Osmanlı çileğiini çocuklarımızın da yiyebilmesi için adım atacağım…

(Yeşil Gazete)

Kaliforniya’da fırsat kaçtı: GDO’lu ürünler etiketlenmeyecek

6 Kasım 2012’de ABD’de devlet başkanı seçimleri gerçekleşirken, ülkenin en büyük eyaletlerinden Kaliforniya’da sandık başına giden seçmenler  GDO’lu gıda ürünlerinin üstünde GDO kullanıldığına dair etiketleme yapılıp yapılmayacağına dair referandumda oy kullandı. Oy sayım işleminden sonra çıkan sonuçlara göre Kaliforniya seçmenlerinin %53.7’si bu öneriyi reddetti.

Bu yasa tasarısına hayır diyen firmaların yeraldığı listede GDO ürünleri devi Monsanto, Dupont ile Pepsico, Nestle gibi gıda firmaları bulunuyor. Bu şirketler tüketiciye ek maliyet ve bürokrasi getireceği gerekçesiyle etiketlemenin gereksizliği iddiasıyla başlattıkları” hayır” kampanyası sırasında harcadığı paranın ise 45 milyon dolar civarında olduğu belirtiliyor..

Lundberg Aile Çiftlikleri adlı şirketin ve “Non-GMO Project” adlı kuruluşun yöneticisi Grant Lundberg, GDO şirketlerinin kampanya finansmanı konusunda, “Onların etkisi büyük oldu. Yalanlarıyla insanların kafalarını karıştırdılar. Bizim kaynaklarımız ise sınırlıydı” diyor.

GDO ‘lu ürünlerin etiketlenmesini savunan kampanyanın destekçileri arasında ise, Organic Consumers’ Association, Nature’s Path, The Institute for Responsible Technology,The California Democratic Party, The Green Party of California gibi örgüt ve partiler de vardı. Prop 37 tasarısını destekleyen oluşumlar, yurttaşların gıdalarında ne olduğunu bilme hakkı ve GDO’ların sağlığa olan olumsuz etkileri doğrultusunda etiketlemeyi savunmaktaydı.

ABD 625 milyon dekar alan ile dünyanın en fazla GDO’lu ürün üretilen ülkesi. Dünyanın GDO’lu ürün ve tohum kartellerine de ev sahipliği yapan ülkede, Soya, Mısır, Pamuk, Kanola, Sakız Kabağı, Papaya, Yonca, Şeker pancarı gibi bir çok tarımsal üründe GDO’lu tohumlardan yararlanılmakta.

Mellman adlı araştırma şirketinin geçtiğimiz mart ayında yaptığı araştırmada toplumun yüzde 93’ünün GDO’lu ürünlerin etiketlenmesinden yana olduğu ortaya çıkmıştı.

Eğer bu yasa tasarısına Kaliforniya’dan “evet” oyu çıkmış olsaydı, eyalet ABD’de bir ilki gerçekleştirecekti. Dünya genelinde aralarında Çin, Suudi Arabistan, Güney Kore, AB, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, Rusya, Hindistan ve Şili’nin bulunduğu 40 ülkede GDO’lu içerik barındıran gıda ürünleri üzerinde uyarıcı bir etiket taşıma zorunluluğu bulunuyor.

(Yeşil Gazete, İmc.tv, The Guardian, Yeşil Gündem)

 

Obama sonunda “iklim değişikliği” dedi!

Abd’de ikinci kez başkan olan Barack Obama yaptığı balkon konuşmasında “ısınan dünyanın yıkıcı gücü” diyerek aylardır süregelen sessizliğine son verdi.

Seçim kampanyaları öncesinde ve kampanya sırasında iklim değişikliğine dair herhangi bir demeç vermeyen Başkan Barack Obama bu tavrından ötürü birçok çevreci ve ABD yurttaşının tepkisini çekmişti.

İlk kez adaylığını koyduğu seçim kampanyasında rakibi John McCain ile yaptığı tartışma programları sırasında ‘yükselen okyanus seviyesine karşı harekete geçeceğini ve gezegeni iyileştireceğini’ vaad etmesine rağmen harekete geçmeyen Obama, Kaya Gazı ve Keystone XL gibi projelere de izin vererek bir çok destekçisini hayal kırıklığına uğratmıştı.

Başkan Obama yaptığı konuşmasında;

“Çocuklarımızın yaşadığı Amerika’nın borç yükü altında ezilmiş, eşitsizlikler yüzünden zayıf düşmüş ve ısınan bir bir dünya içerisinde olmasını istemiyoruz” dedi.

Bu konuşma sonrasında önümüzdeki ay, Katar’ın Doha kentinde düzenlenecek olan 18. Taraflar Konferansında tartışılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi öncesi beklentiler arttı.

Fakat 2009 yılında Kopenhag’ta büyük bir fiyasko ile sonuçlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı ve Başkan Obama’nın “temiz kömür” dahil olmak üzere, ABD’nin her çeşit enerji kaynağına ihtiyacı olduğu vurgusunu yaptığı konuşmaları akla gelince pek fazla birşey umulmaması gerektiği sözleri kulislerde dolaşıyor.

(Yeşil Gazete)