Ana Sayfa Blog Sayfa 4517

Katalonya’da ayrılık havası

0
Barcelona'nın Nou Camp stadında ezeli rakipleri Real Madrid karşısına, "Katalonya, İspanya değildir" pankartı ile çıkan Barça taraftarları

İspanya’nın Katalonya bölgesinde, iktidardaki Yönelim ve Birlik Partisi’nin sandalye sayısında keskin bir düşüş oldu. Buna rağmen, partinin lideri ve Katalonya Özerk Yönetimi Başbakanı Artur Mas, bağımsızlık yolunda ilerlemekte kararlı olduğunu açıkladı.

İspanya’nın geleceği açısından kritik öneme sahip Katalonya bölgesel seçimlerinde, ilk sonuçlara göre iktidarda bulunan ayrılıkçı Yönelim ve Birlik Partisi’nin 62 olan sandalye sayısı 50’ye geriledi. Ancak diğer bağımsızlık yanlısı partiler oylarını artırdı.

Katalonya Cumhuriyetçi Sol; Muhafazakar iktidar partisinin aksine seçimde önemli bir yükseliş yakaladı. Cumhuriyetçi Sol 11 olan sandalye sayısını 21’e çıkardı. Katalonya Yeşiller Girişimi (ICV) ise, sandalye sayısını 10’dan 13’e çıkardı.

Bölgedeki diğer ayrılıkçı partiler de toplam 15 sandalye kazandı. Böylece bağımsızlık yanlısı partiler 135 sandalyelik parlamentoda çoğunluğu elde etti.

‘Bağımsızlık hedefimiz sürüyor’

İktidar partisi lideri ve Katalonya Bölgesel Yönetimi Başbakanı Artur Mas, beklediği desteği alamadığını söylese de, bağımsızlık yolunda ilerlemeye kararlı olduğunu belirtti.  Mas, “İstediğimiz mutlak çoğunluğun uzağında kaldık, bu açık. Durum kolay değil ama yine de bağımsızlıkla ilgili referandum hedefimiz sürüyor” dedi.

Katalonyalı bağımsızlık yanlıları da sonuçtan memnun. Bağımsızlık yanlılarının ortak görüşü, federalizmin kendilerini ileri götürmediği yönünde.

Anayasa Engeli

İktidardaki Yönelim ve Birlik Partisi, bağımsızlık için referanduma gitmek istediğini açıkladı. Ancak mevcut İspanya anayasası böyle bir refanduma izin vermiyor.

İspanyol hükümeti Tepkili

İspanya hükümeti de, Katalonya’nın bağımsızlığının anayasaya aykırı olduğunu, böyle bir durumda anayasa mahkemesine başvuracağını belirtti.

(Ntvmsnbc, Yeşil Gazete)

 

Red Hack davası bugün Ankara’da başlıyor

Adını Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne Şubat 2012’de düzenlediği siber saldırıyla duyuran Redhack (Kızıl Hackerlar) grubu adına faaliyet göstermekle suçlanan 10 kişinin yargılanmasına bugün saat 10:00’da Ankara 13. Ağır Ceza  Mahkemesi’nde başlanıyor.

3’ü tutuklu 10 sanık “terör örgütü üyesi olmamakla beraber, silahlı terör örgütü adına suç işlemek” ile itham ediliyor.

Davanın iddianamesinde sanıklar ayrıca “bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına hukuka aykırı olarak girmek, bilişim sisteminin işleyişini engellemek ve bozmak, kişisel verilerin ele geçirilmesi ve yayımlanması, gizli bilgileri temin etmek” ile de suçlanıyor.

Sanıklar hakkında 8,5 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Redhack, sanıkların hiçbiriyle herhangi bir bağları olmadığını, grupla ilgili haberleri paylaşmak dışında kendileriyle bir ilgileri bulunmadığını savunuyor.

Tutuklu sanıklardan Duygu Kerimoğlu’nun avukatı Yusuf Gözel ise soruşturmada doğru yöntem izlenmediği görüşünde.

Gözel, “Bu 10 kişinin herhangi biri hakkında doğrudan ‘Sen Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sitesini hackledin, bunun kanıtları budur’ diye bir iddia yoktur. Doğrudan bu eylemi yapan kişi yakalanmamış. Bununla ilgilisi olmayan insanlar yakalanmış ve bu şekilde itham ediliyorlar” diyor.

Bu davanın “siyasi bir dava” olduğunu savunan Gözel, “Bana göre bu şahıslar suça uydurulmaya çalışılıyor” ifadelerini kullanıyor.

Bilişim suçu mu, Terör suçu mu?

İddianamede, Redhack için “silahlı terör örgütü” nitelemesinin kullanılması beraberinde çeşitli tartışmaları getirdi.

Dünya genelinde bir hacker grubu ilk kez “terör örgütü” suçlamasıyla yargılanıyor.

Redhack “silahlı terör örgütü” suçlamasını reddediyor. BBC Türkçe’ye konuşan Redhack üyesi, “Tek silahımız fikirlerimiz” diyor.

Sanıklardan Duygu Kerimoğlu da tutuklu bulunduğu cezaevinden gönderdiği mesajında “Peki bu silahlı terör örgütünde silah nedir? Mouse el bombası, klavye de silah olsa gerek” ifadelerini kullanmıştı.

BBC Türkçe’ye konuşan ve sanıklara destek vermek için yarınki duruşmaya katılacağını söyleyen CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir suçlamayla terör örgütü yargılaması olmaz” diyor.

Ağbaba, “Redhack’in silahlı terör örgütü olduğunu düşünmüyorum. Şiddet yok, bomba yok. Bunu bir terör örgütü olarak yargılamak bir sorun. Eğer (eylemleri) bilişim suçuysa bu yargılanabilir. Ama bunu terör örgütü olarak yargılamak ve terör örgütü olarak kabul etmek mümkün değil. Bunları silahlı terör örgütü gibi görmek, Türkiye’nin insanlara bakışını gösteriyor. Bunların temel amacı aslında muhalifleri susturmak” diye konuşuyor.

Ağbaba Redhack ile bu davada yargılanan sanıkların da ayrı tutulmaları gerektiği görüşünde.

Sanıkların masumiyetine inandıklarını söyleyen Veli Ağbaba, “Bu iddianame okunduğunda, sanıklardan birinin Facebook’tan Redhack’in eylemini paylaştığı, diğerlerinin de bununla ilgili internet ortamındaki paylaşımları görülüyor. Bunlar da terör örgütü suçlamasıyla yargılanmak için yeterli sebep değildir. Hatta yargılanan bir çocuğun evinde internet bağlantısı bile yok” diyor.

AKP Sakarya milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün ise Redhack için “Kendileri silahla bir şey yapmadılar belki ama bu insanların Türkiye’de faaliyet gösteren PKK, DHKP-C gibi örgütlerle bağlantısı var mı?” diye soruyor.

Üstün, “Bunlar bir maceraperest, bir protest eylem olarak bunu yapmışlarsa, bu bir terör eylemi değildir. Ancak bunlar buradan bir bilgi almak veya terör örgütlerine paslamak veya onlarla birlikte hareket ederek bir takım operasyonel bir olay olarak bunu yapmışlarsa ve bu bağlantı varsa elbette bu bir terör eylemidir” diyor.

“Elinde silah yok diye bir insan silahlı terör örgütü mensubu olamaz diyemezsiniz” şeklinde konuşan Üstün, sanıkların masum olmaları halinde bunun davanın bir ya da ikinci celsesinde ortaya çıkacağını da dile getiriyor.

 

REDHACK KİMDİR?

Redhack, 1997 yılında kurulan ve eylem kadrosu 12-15 kişi olan bir hacker grubu.

İsmi özellikle Şubat 2012’de Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesine yaptıkları siber saldırı sonrasında duyulmaya başlandı. Söz konusu eylemde, site çökertilmiş, çok sayıda ihbar ve iç yazışmalar internet ortamında yayımlanmıştı.

Redhack’in diğer eylemleri arasında ise şunlar var:

– Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın sistemine girerek bazı TSK personelinin bilgilerinin ifşa edilmesi.

– Dışişleri Bakanlığı’nın dosya paylaşım sitesinin hedef alınması ve bir çok yabancı diplomatın kimlik bilgilerinin yayımlanması.

– Türk Hava Yolları’nın internet sitesine, THY çalışanlarının grevine destek amacıyla siber saldırı gerçekleştirilmesi.

– Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ana sayfasının hacklenmesi ve AKP hükümeti ile Fethullah Gülen cemaatine yönelik eleştiriler yayımlanması.

– ÖSYM sitesinin bir süreliğine çökertilmesi.

Redhack son olarak yarın görülecek dava nedeniyle Cuma akşamı Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesine saldırı düzenledi. Saldırı nedeniyle “anayasa.gov.tr” internet adresine ulaşım bir süreliğine kesildi.

(BBC Türkçe, Yeşil Gazete)

Mısır’da Mursi’nin yetki arttırım talebi tepki çekti

0
Muhammed Mursi (sağda) ve muhalefetteki en büyük rakibi Muhammed El Baradey

Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi’nin yetkilerini genişleten kararlar ülkede huzursuzluk yaratmaya devam ediyor. Ülke genelinde haftasonu düzenlenen protesto gösterilerine binlerce kişi katıldı.

Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi’nin yetkilerini genişleten bir kararname yayınlaması ülkede tepkilere yol açtı. Bu karaname sonrasında hakim ve savcıların greve gittiği Mısır’da göstericiler tekrar Tahrir Meydan’ına indi.

Muhalifler hafta sonu başta başkent Kahire olmak üzere ülkenin çeşitli kentlerinde protesto gösterileri düzenledi. Polisin müdahalesine göstericiler taş ve sopalarla karşılık verdi. Gösterilerin İskenderiye, İsmailiye ve Port Said kentlerinde de devam ettiği gelen bilgiler arasında.

Yaklaşık 300 kişinin gözaltına alındığı belirtilirken, Tahrir Meydanı’ndaki oturma eylemi de sürüyor.

İç savaş tehdidi

Protesto gösterilerine katılan muhaliflerin lideri Muhammed El Baradey de Mursi’nin uygulamalarını sert bir dille eleştirerek “ılımlı güçlerin artık sesi duyulmayacaksa, bu durumda ülkenin iç savaş tehdidi altında” olduğunu savundu.

Alman “Der Spiegel” dergisine konuşan Baradey, Mursi’yi “diktatör” gibi davranmakla eleştirerek bir firavun kadar çok yetkiye sahip olduğunu ve kendisiyle diyalogun mümkün olmadığını dile getirdi.yargı bağımsızlığını tehlikeye atmakla suçladı.

Hâkimler Birliği’nden yapılan açıklamada da Mursi’nin tartışmalı kararları iptal etmesi durumunda hâkimlerin görevlerine devam edeceği belirtilirken, Yüksek Hâkimler Konseyi de Devlet Başkanı’nı yargı bağımsızlığını tehlikeye atmakla suçladı.

Büyük gösteri Pazartesi (Bugün)

Mısır’da ülke genelinde hem İslamcıların hem de liberal güçlerin gösteriler düzenlemesi bekleniyor. Mısırlılar gösterilerde şiddet olaylarının yaşanmasından endişe ederken, Devlet Başkanı Mursi’nin de tepkilerin artmasının ardından yeni yasal düzenlemeleri danışmanları ile yeniden ele aldığı belirtildi.

Mursi, kararlarının yargıdan muaf olması yönünde çıkardığı kararnameye gelen tepkiler üzerine, yetkilerinin artırılmasının geçici olduğunu ve ortak bir zemin bulunması için diyaloğa geçilmesi çağrısında bulundu.

(Yeşil Gazete, Deutsche Welle)

 

İngiltere sele teslim

İngiltere’de yüzlerce ev sular altında. Birleşik Krallık’ın özellikle güneybatısında yoğun yağış ve fırtına etkili oluyor.

Ülkenin güneybatısında bulunan Exeter bölgesinde dün akşam fırtına dolayısıyla devrilen ağacın altında kalan bir kişi ile Cambridgeshire’da 70 yaşındaki bir kişi arabasının taşan nehre kapılması dolayısıyla hayatını kaybetti.

Devon ve Cornwall’da ise sel nedeniyle yüzlerce ev sular altında kaldı.

İngiltere Başbakanı David Cameron resmi twitter adresinden, “Ülke genelindeki ve Corwall’daki sel görüntüleri şoke edici” diye yazdı. Cameron ayrıca, hükümetin yoğun yağış ve fırtınadan etkilenen bölgelere yardım edeceğini belirtti.

Meteoroloji kurumu, İngiltere ve Galler’de 300’e yakın yer için sel uyarısında bulundu. Bu yerlerden birçoğu ülkenin güneybatısında ve orta bölgelerinde bulunuyor.

(Yeşil Gazete, BBC)

Gezegen için kritik 15 gün. BM İklim Değişikliği Konferansı Cop18 Katar’da başlıyor

Bilim insanlarına göre, gerekli adımlar atılmazsa küresel ısınmanın etkileri önlemeyecek boyuta ulaşacak. Bugün başlayan Doha İklim Konferansı’nda bu kez ilerleme sağlanması umut ediliyor.

2010 yazında Rusya’yı kavuran aşırı sıcaklar artık normal hale gelecek, deniz sularının seviyesi yükselecek, özellikle de tropikal bölgelerin kalkınma halindeki ülkeleri kuraklığa yenik düşecek. Tüm bunlar Potsdam İklim Sonuçlarını Araştırma Enstitüsü tarafından Dünya Bankası hesabına yapılan araştırmada yer alan tahminler. Enstitü’ye göre, sera gazı emisyonu önemli ölçüde azaltılamazsa, bu öngörülerin hepsi gerçekleşecek.

Potsdam Enstitüsü’nün son raporunda, “sera gazı emisyonu azaltılmadığı takdirde, dünyanın sanayileşme öncesine göre 3 derece ısınacağı” belirtiliyor. Sera gazı, küresel ısınmanın temel nedeni olarak kabul ediliyor. Dünya devletleri iki yıl önce Cancun’da düzenlenen İklim Konferansı’nda küresel ısınmanın 2 dereceyle sınırlandırılması konusunda anlaşmıştı. İklime insan eliyle zarar verilmesinin önlenmesi için bu hedef kaçınılmaz kabul ediliyor.

100 ülke taahhütte bulunmadı

Sven Harmeling

Ancak 7 Aralık’a kadar Doha’da devam edecek olan İklim Konferansı’nda emisyon oranlarının azaltılması için iddialı taahhütlerde bulunulmasını kimse beklemiyor. Çevre örgütü Germanwatch’un uluslararası iklim politikaları uzmanı Sven Harmeling, bunu şu şekilde gerekçelendiriyor: “Bu kısmen, çoğu ülkenin önceki iklim konferanslarında zaten taahhütlerde bulunup ulusal yasalarını bu yönde düzenlemiş olmalarından kaynaklanıyor. Bu ülkeler, ‘gerektiği takdirde yeniden yasalarda ayarlama yapamayız, çünkü ilk konan hedefleri bile tutturamıyoruz’, diyebilirler.”

Yeni taahhütlerin ancak bazı kalkınmakta olan ülkelerden beklenebileceğini söyleyen Harmeling, “Geçmiş yıllarda iklimi koruma hedefi koymamış olan ve çoğunluğunu kalkınma halindekilerin oluşturduğu 100 kadar ülke söz konusu. Bunlar arasında Filipinler, Tayland gibi büyüklerin dışında Suudi Arabistan ve ev sahibi Katar gibi ülkeler de var. Öte yandan, bu ülkelerin yenilenebilir enerjilere ağırlık vermesiyle bazı sürprizlerin olabileceği yönünde umut dolu sinyaller de alıyoruz” diyor.

Kyoto Protokolü’nü uzatma talebinin akıbeti Doha’daki İklim Konferansı’nın başarı derecesini tayin edecek. 2005 yılında uygulamaya konan anlaşma, sanayi ülkelerini, önemli sera gazlarının salınımını 1990 yılına kıyasla en az yüzde 5 oranında azaltmakla yükümlü kılıyor. Bu hedefe 2012 yılına kadar ulaşılması gerekmekteydi.

Ottmar Edenhofer,

Yani, bu yılın sonunda ilk yükümlülük süreci sona erecek. Postdam Enstitüsü’nün baş iktisatçısı Ottmar Edenhofer, Doha’da Kyoto Protokolü’nün uzatılması için uzlaşmaya varılabileceğine inanmıyor.

İkinci yükümlülük süreci

Aslında prensip olarak protokolün uzatılması kararlaştırılmış bir konu. Durban’daki son iklim konferansına katılan ülkeler, bu konuda anlaşmıştı. AB, protokolün uzatılması için mutlaka mutabakata varılmasında diretiyor. Doha’da ikinci yükümlülük sürecinin hızlı bir şekilde uygulanabilmesi için ek protokol hazırlanması isteniyor.

Ancak bazı konularda hâlâ pürüzler giderilemedi. O da ikinci yükümlülük sürecinin ne zamana kadar geçerli olacağı. 2018’e kadar mı? 2020’ye kadar mı? Harmeling, şu bilgiyi veriyor: “AB, 2020 yılına kadar sürmesini istiyor. Ancak küçük ada ülkeleri sekiz yılda iklimi koruma hedeflerinin sulandırılabileceği düşüncesiyle yükümlülük sürecinin beş yılla sınırlanmasını talep ediyor.”

Kyoto Protokolü’nün, uzatılsa bile sembolik bir jest olarak kalması mümkün. Küresel sera gazı emisyonunun yüzde 16’sından sorumlu olan Avrupa Birliği ile İsviçre ve Norveç’in, ikinci yükümlülük sürecini kabul etmesi muhtemel. Dünyanın atmosfere en çok karbondioksit salan ikinci ülkesi ABD ise protokolü zaten imzalamamıştı.

(Yeşil Gazete, Deutsche Welle)

 

Ona da karıştı

Başbakan dün yurt gezileri kapsamında gittiği Domaniç’te Osmanlılar dönemine özlemini dile getirirken  Muhteşem Yüzyıl dizisine de demediğini bırakmadı. Diziyi beğenmediğini belirten Erdoğan Osmanlı’nın ruhunu doğru yansıtmamakla eleştirdi.

“Bu değerlerle oynayanlara milletçe gereken dersin hukuk içinde verilmesi gerekir.”diyen Erdoğan dizi ile ilgili olarak yayıncı televizyon kanalını da uyarmayı ihmal etmedi ve yasal süreç başlatacaklarını söyledi.

Üç sezondur yayını süren Muhteşem Yüzyıl dizisi izlenme rekorları kırmaya devam ediyor. Futboldan mimariye her konuda görüş beyan eden Başbakan, beğenmediği köşe yazarlarını da gazete sahiplerine şikayet etmiş ve işten atılmalarını talep etmişti.

Muhteşem Yüzyıl dizisinin yöneticilerini ve TV kanalının sahiplerini kınayan Başbakanın “Gelinler ve Kaynanalar”  benzeri yarışma programları, “Ormanlar Kralı” gibi belgeseller ve “Eniştem Beni Niye Öptü” gibi  yerli diziler hakkındaki görüşleri de kamuoyunca merakla bekleniyor.

Yeşil Gazete

 

Yeni Siyaset’in Kuruluş Kongresi’nden canlı yayın

Eşitlik ve Demokrasi Partisi ile Yeşiller Partisi’nin bir sene kadar önce çıktıkları ve süreç içinde yeni katılımlarla sürekli büyüyen hem Yeşil hem de Sol Partinin kuruluş kongresi için Kocatepe Kültür Merkezi’ndeyiz. Divan Kurulu oylanarak belirlendi. Bedel ödeyenler, yaşamını kaybeden bütün canlılar için saygı duruşunda bulunuldu. Şu anda Doçent Dr. Betül Yarar açılış konuşmasını yapıyor. Yarar, açılış konuşmasında erkek şiddetine, devlet şiddetine, kadına yönelik şiddete vurgu yaptı. Konuşmanın hemen arkasından kongre katılımcıları “Bağır, bağır, herkes duysun. Erkek şiddeti son bulsun” şeklinde tempo tutuyorlar.

Açılış konuşmaları bir gün önce partilerini bugünkü yeni parti için kapatan Edp Başkanı ve Yeşiller Partisi’nin eş sözcüleri ile devam edecek. İlk konuşma için Doçent Dr. Ferdan Ergut kürsüye çıktı.

“AKP Siyaseti en çok kadınları eziyor. Ne mutlu ki yeni partimizi 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde kuruyoruz. Yeni partimiz kadın partisi olacaktır. Doğa merkezli yeni bir kültürel algıyı yaratamazsak bildiğimiz dünyanın sonuna geliyoruz. Kalkınma ve Büyüme algılarının sorgulayan yeni bir parti kuracağız.” Temel problem AKP”ye muhalefet olmaması değil AKP’ye alternatif bir siyasi öznenin olmamasıdır. Bu siyasi özneyi kimse yaratamazsa, bu muhalefeti kimse gerçekleştiremezse biz yapacağız arkadaşlar”

Yeşiller Partisi’nin son eşsözcülerinden Kemal Tuncaelli çıktı şimdi de gökkuşağı kürsüsüne.

“Ekolojik, yeşil ve sol bir siyasete Türkiye’nin ihtiyacı var. Biz buraya bunu kurmak için geldik. Biz buraya canlının, yaşamın sürdürülebilmesi için mücadele etmeye geldik. Yeşil, Ekolojik, Sol siyaseti meydanlarda, alanlarda kurmak için geldik buraya. Arkadaşlar, biz Yeni Türkiye’yiz”  Tuncaelli’nin konuşması biter bitmez “Değiştir, değiştir. İklimi değil. Sistemi değiştir” sloganları yankılanıyor kültür merkezinin salonunda.

Gökkuşağı kürsüsünde sıra yeni partinin kurucularından Güneşin Aydemir‘de.

“Doğa ile metaforlar yaparak konuşmak istiyorum. Bir elma ağacı düşünün. Elmanın olgunlaşması aynı zamanda çürümesinin de başlangıcıdır. Dünyamızın da geçirdiği süreç buna benziyor. Sadece dünya değil, kadın erkek ilişkileri, sosyal ilişkilerimiz bu entropi, çürüme sürecinin içerisinde bulunuyor. Bu diğer yandan bir fırsat da sunuyor. Elma ağacı tamamen çürüse de yeniden ayağa kalkma gücünü içinde barındırır. Ben bugünkü oluşumu dünyanın yeniden ayağa kalkmasını sağlayacak bir yeniden doğuş süreci olarak görüyorum”

Gökkuşağı kürsüsünde sona eren her konuşmanın ardından olduğu gibi yine sloganlar atılıyor.”Nükleer çatlar, çatlar patlar. Güneş, rüzgar bize yeter”

Kuzey Kıbrıs’tan kuruluş kongresine katılan Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Sekreteri Asım Akansoy gökkuşağı kürsüsünde.

“İnsanlık açısından heyecan verici bir geçiş dönemindeyiz. Ezen ve ezilen ilişkisi tüm şiddeti ile devam ederken ekolojik tahribatta büyük boyutlara ulaşmış durumda. Bugün siyaset kurumunun ciddi bir problem yaşadığı açıktır. Seçimlere katılımın dünya çapında azalması seçilenlerin meşruiyetini de sorgulanır hale getiriyor. Kıbrıs sorunu şu anda diplomatik bağlamda donmuş durumda”

Gökkuşağı kürsüsünün yeni konuğu Avrupa Yeşilleri ve Hollanda Yeşillerinden Anne de Boer. Kendisi Hollanda Yeşil Partisinin yeni siyaset ile ilgili görüşlerini açıklamak üzere kürsüye çıktığını ifade ediyor.

“Partiler genelde bölünür ama siz birleşmek üzere bir araya gelmiş bulunuyorsunuz. Bunu dikkat çekici buluyorum. Yeni partide kadın kotasının olması da üzerinde önemle durulması gereken bir konu. 21. yüzyıla girdiğimiz bugünlerde iklim değişikliği ile, fosil yakıt endüstrisi ile mücadele konusunda eğilmemiz gereken bir dönemden geçmekteyiz. Hepinizi Avrupa Yeşil Partimize katılmaya bekliyoruz. Sizleri de aramızda görmek istiyoruz.”

Avrupa Yeşil Partisi eşsözcüsü Monica Frassoni‘nin yeni siyaset kuruluş kongresine gönderdiği mesaja ilişkin videonun gösterimi yapılıyor şu anda.

Divan Kurulu üyesi Durukan Dudu, Avrupa Yeşillerinden Helen Flautre ve Cem Özdemir‘in kuruluş kongresine gönderdiği yazılı mesajları okuyor.

Emek Partisinin temsilcisi gökkuşağı kürsüsünde yeni partiyle ilgili düşüncelerini aktarıyor.

Salondaki şenlik havası bitmek bilmiyor. Hem yeşil hem sol şimdiden sokakların önümüzdeki dönemde nasıl olacağının sinyallerini veriyor. “Dünya yerinden oynar / Dünya yerinden oynar / Kadınlar özgür olsa” sloganları atılıyor Kocatepe Kültür Merkezi’nde.

Divan Kurulu Başkanı Bülent Aydın, Gençay Gürsoy‘un yazılı mesajını okuyor.

Yeni siyasetin gençleri sloganlarına, şenliklerine devam ediyorlar, “Faşizme karşı bacak omuza”

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Başkanı Doğan Tarkan‘ın yazılı mesajı okunuyor.

Gökkuşağı kürüsünde şimdi de Saruhan Oluç var. Oluç, yeni partinin tüzük ve programatik metin taslağı hakkında bilgi veriyor.

Oluç: Son dönemde dünyadaki toplumsal ve siyasi hareketleri, Türkiye’nin temel sorunları ve ekolojik yıkım ile ilgili tespitlerini ve 4A formülünü anlatıyor 1) İktisadi adalet 2) Tanınma adaleti 3) Katılım adaleti 4) Çevre ve iklim adaleti. “Söz, yetki, karar, iktidar halka” sloganları.

Yeni siyasetin tüzüğü ve programatik metin taslağı hakkında bilgi vermek üzere gökkuşağı kürsüsünde şimdi de Ümit Şahin var.

“Programatik metin taslağında pekçok arkadaşımızın katkısı bulunuyor. Yola çıkarken amacımız katılımcı bir süreç içinde tüm üyelerin ve toplumun katılımı ile tüzüğümüzü ve programatik metnimizi yazmak idi. Bu amacımıza da ulaşmış olduğumuzu söyleyebilirim. 42 sayfalık bir çerçeve var.Program üyelerle ve toplumla birlikte önümüzdeki 1 veya 1.5 yıl içinde tamamlanacak. 28 politika alanı var. Hem yeşil hem sol bir partide beraber mücadele edeceğiz.Mücadele teorik kalmayacak sokakta olacağız.”

Programatik metin taslağına buradan ulaşabilirsiniz.

Birazdan tüzük sunumuna geçilecek.

Aydın Engin sol ve yeşil mücadeleyi anlatıyor.

Naci Sönmez: Fatsa, Hopa ve bağımsız vekillerin seçilmesini anlatıyor. Gettolara kapanırsak başarısız oluyoruz.

Gün boyu salona bir şenlik havası veren sloganlar durmak bilmeden devam ediyor, “Susma haykır, translar vardır”

Programatik metin oylanıyor. Çekimser yok. kabul etmeyen yok. Yeni siyasetin kuruluş belgesi alkışlar ve sloganlar eşliğinde  kabul edildi.

Atilla Aytemur, yeni partinin tüzüğünü açıklıyor. “Genel başkan yok, eşsözcüler var.Rotasyon mevcut. Kamu çalışanı, yabancılar yeni partide fahri üyelik ve konferans yoluyla faaliyetlere katılabilecekler. Bilgi üreten kişi ve kurumlarla çalışmak istiyoruz. Yatay ve dikey eksende tüzüğü değerlendirip eleştirilerinizi bize iletebilirsiniz”

Tüzüğe yönelik konuşmalar devam ediyor. Vezan Karabulut şiddet ve zulüm gören kadınlara ve kadın mücadelelerine atıf yaptı.

Tanay Sıtkı Uyar: Çok parti kurduk, çok parti kapattık. Deneyimliyiz. Sadece iktisat politikası değil ulaştırma, gıda, enerji  politikamız da olmalı. Bizde var olmayan bilgileri toplumdan alabilmeyiz. Tüzükte buna yönelik adımlar var. Enerji politikaları hakkında şunu söyleyebilirim. Türkiye mevcut kaynaklarıyla 2023’te %100 yenilenebilir enerjiye geçebilir.

Bilgi Üniversitesi’nden Chris Stephenson küçük bir zafer haberi paylaştı. 80 günlük direnişten sonra işten atılan 3 temizlik işçisi geri alındı. Bu toplumsal ve siyasi dayanışma ile oldu. Yeşiller ve EDP’nin desteğine teşekkür ederim. Kriz henüz Türkiye’ye gelmedi. Kriz gelirse çok saldırgan olacak. Yunanistan buna örnek. Emek alanı bizim için çok önemli.

Atilla Aytemur: Yeni partide kotalar: Kadın % 50, 18-27 yaşa %10, engellilere %5, LGBT bireylere %5

Birazdan partinin tüzüğü oylanacak ve yeni partinin ismi seçilecek.

Tüzük oybirliği ile kabul edildi. Yeni parti ismi oylanacak: Seçenekler

1) Yeşiller ve Sol Gelecek 2) Yeşiller ve Sol Değişim 3) Yeşiller ve Sol Dönüşüm

2 turlu oylamaya geçilecek. İlk turda en az oy alan öneri düşecek.

Oylamaya geçildi. Yeşiller ve Sol Gelecek ismi önde gözüküyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek:284 Yeşiller ve Sol Değişim 43. Yeşiller ve Sol Dönüşüm 7 oy alarak düştü.

Yeni partinin ismi: Yeşiller Ve Sol Gelecek. Partinin eşsözcülüğüne oybirliği ile Sevil Turan ve Ali Arif Cangı seçildi.

Sevil Turan ve Ali Arif Cangı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin ülke siyasetine getireceği yeni soluğu anlatıyorlar. Gün boyu kongreyi bir karnaval havasına sokan gençler sloganlarına, danslarına devam ediyorlar. Şimdi tren yapmış gençlerin sloganlar eşliğinde gökkuşağı kürsüsünün yanından geçerek tüm sahneyi baştan başa dans ederek geçtiklerine şahit oluyoruz.

(Yeşil Gazete)

Dikili’de katliam yapılıyor – Nazım Alpman

İzmir’in Dikili ilçesi bugünlerde büyük bir demokrasi sınavı veriyor. İlçede hemen her gün kitlesel eylemler yapılıyor. Benzerini 1989 Kasım’ında Zonguldak’ta görmüştük.

Zonguldaklılar Maden İşçileriyle birlikte her gün kentin sokaklarını inletiyorlardı. Şimdi de aynı şeyler Dikili’de yaşanıyor. İşçiler greve çıkmışlardı, haklarını istiyorlardı. Dikililer ise sadece kendilerine değil Türkiye demokrasi hareketine 20 yıl hizmet etmiş olan Belediye Başkanı Osman Özgüven için yürüyorlar…

Dikili’deki hareketli günler gazetelerin İzmir kalıplarında geniş biçimde yer alıyor. Ancak Türkiye baskılarında pek görülemiyor. Bunun tek istisnası Milliyet oldu. Mehveş Evin, bir hukuksuzluk cenderesiyle 8 yıl 4 ay hapis cezası kesinleşen Osman Özgüven’i buldu ve onunla konuştu.

Osman Özgüven Dikili’de tam dört dönem (20 yıl eder) Belediye Başkanlığını kazanan az sayıdaki yerel yöneticiden biridir.

Bir başka özelliğiyse bir tatil beldesinde “ailecek turizmci” olmayan ender Başkanlardan biridir. 12 Eylül sonrasında Türkiye’nin üzerine ölü toprağı serpilmişken Dikili’de genç bir adam çıktı, Demokrasi-Barış-Özgürlük temalı festivaller düzenledi. Ülkenin belli başlı aydınlarını Dikili’ ye davet edip onlara kürsü kurdu.

Aziz Nesin, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu başta olmak üzere Türkiye’nin yüz akı aydınları, sanatçıları, yazarları, şairleri Dikili’den Türkiye’ye umut verdiler. O yıllarda Kenan Evren aslan gibiydi. Aklına geldikçe esip gürlüyordu. Arkasından da “gerekenler” yapılıyordu.

Dikili, 12 Eylül askeri diktatörlüğüne karşı direniş noktası oldu. Bu yüzden de siyasi polis, askeri istihbarat, jandarma gibi birimler Dikili’de tam gün esasıyla vazife yaptılar. Aradılar, taradılar, eştiler, kurcaladılar herkes için “siyasi fırıldaklar” hazırlayan güçlü mekanizmalar Osman Özgüven için bir şey yapamadılar. Hiçbir açığını bulamadılar.

Bunu yapma şerefi AKP’ye nasip oldu!

Tam anlamıyla “üfürükten tayyare” iki dava açılıp, Osman Başkanı mahkum ettiler. Davalardan biri Dikili Belediyesi’ne ait Jeotermal Şirketi üç araç alıp belediyeye veriyor.

Bu araçlar nedir?

Biri cenaze arabası, biri mezbaha aracı biri de okul servisi!..

Jeotermal şirketinin SSK’ya borcu varken böyle yatırımlar yapamazmış… Bu suçun karşılığı 4 yıl 2 ay hapis!

Başkan kendisine son model lüks bir otomobil alsaydı eminiz soruşturma bile açılmazdı. Çünkü bu tür tasarruflar bu ülkede “normal” karşılanıyor.

İkinci dava ise daha da evlere şenlik… Dikili Otobüs terminali yeni yerine taşınınca ilçedeki eski garaj yeri boşalıyor. Başkan da bunu ihaleye çıkartıyor. Sadece bir kişi katılıyor. O da evraklarını zamanında getiremediği için ihale iptal ediliyor, yeniden ihale açılıyor.

İşte bu yapılmamış ihale yüzünden Osman Başkan’a 4 yıl 2 ay daha hapis cezası kesiliyor. Gerekçeli karar da “kamu zararı oluşmamıştır” diye de bir saptama var. Kararın altında imzası bulunan hakim, Özgüven’e bir de “garanti” veriyor:

-Korkma Başkan bu karar Yargıtay’dan kesin döner!

Bu kadar hukuksuzluk varsa niye böylesi bir karara imza attın?

Bunun yanıtını da iki hafta önce ortaya çıktı. Osman Özgüven, şöyle açıkladı:

-Bülent Arınç televizyonları çıktı, ‘Dikili Belediye Başkanının Yargıtayda bekleyen dosyaları var’ dedi. Kısa süre sonra cezalarım onandı!

Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven şu anda 20 gün izinli olarak Dikili’den uzaklarda… Ama dönecek!

Dikili’de bugünlerde bir katliam yapılıyor. O yüzden de Dikili halkı dostlarıyla birlikte ayakta…

Cumartesi günü (24 Kasım) Dikili’de büyük bir demokrasi mitingi yapılıyor. Bu eylem sadece Osman Özgüven için değil, Türkiye için…

Tıpkı 12 Eylül sonrasında olduğu gibi, Dikili faşizme karşı bir direniş noktası haline geliyor.

Dün askeri cuntaya karşıydı, bugün sivil-dinci diktaya karşı…

 

Nazım Alpman – Birgün

 

Kadın cinayetleri % 1400 arttı

Bugün “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü”. Tüm dünyada kadınlar seslerini duyurmak ve  acil çözüm bekleyen bu soruna bir kez daha dikkat çekmek üzere eylem yapacak.

İki yıl önce kurulan  Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından hazırlanan raporun verilerine göre ise Türkiye’de 2002-2011 tarihleri arasında 4 bin 410 kadının öldürüldü. 2012 yılının ilk altı ayında 92 kadının yaşama hakkı elinden alındı.

Platform sözcüleri; Türkiye’de cinayete kurban giden kadınların yarısının kendi hayatlarıyla ilgili kararları yüzünden öldürüldüğünü, hükümet  politikalarının kadınları korumadığını, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulmasının ardından aile içinde katledilme oranının yüzde 54’e çıktığını bildiriyor.

Platform bugün saat 14:00’de, Taksim Meydan’dan Tünel’e, Türkiye’nin her yerinden kadınların katılımıyla gerçekleştirilecek bir yürüyüş düzenleyecek.

Kadın her yerde şiddet görüyor

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC), ILO, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi ve Dünya Sağlık Örgütü verilerinden derlediği ”Kadına Karşı Şiddetin Gerçekleri Raporu”nda dünyada her üç kadından birinin, yaşamları boyunca en az bir kez fiziksel ya da cinsel saldırıya maruz kaldığı, ayrıca seks kölesi olarak sömürülen 4,5 milyon insanın yüzde 98’nin kadın olduğu belirtiliyor. Peru’da kadınlardan yüzde 24’ü, Tanzanya’da yüzde 28’i fuhuşa zorlanırken bu rakam Asya’da 60 milyona yaklaşıyor.

Avustralya, Kanada, İsrail, Güney Afrika ve Amerika Birleşik Devletleri’nde cinayet sonucu hayatını kaybeden kadınların yüzde 55’nin eşleri ya da sevgilileri tarafından öldürüldüğü ifade ediliyor.

Türkiye’de kadına şiddetin boyutları

Sabancı Üniversitesi’nden Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat‘ın, farklı illerden  1800 kadın ve 50 kadın örgütünü  kapsayan TÜBİTAK destekli araştırmasına göre Türkiye’de de her üç kadından biri  fiziksel şiddette uğramaktadır. Üstelik kadının aileye kocasından daha fazla gelir getirmesi dayak riskini iki katına çıkarmakta ve bu durumda olan her üç kadından ikisi fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.

Erzurum İl Sağlık Müdürlüğünce düzenlenen “Kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve dayanışma günü” konferansında konuşan Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Uzmanı Dr. Pınar Özkan ise bir anket çalışmasının sonuçlarını şöyle aktarmış:

“Türkiye’de yapılan bir ankette kadınların yüzde 32’sinin eşinin ailesi nedeniyle, yüzde 18’inin maddi sıkıntılar, yüzde 13’ünün çocuklarla ilgili sorunlar, geri kalanı ise erkeğin sözünü dinlememesi, sinirli olması ve kıskanması sebepleriyle şiddete uğradığını belirtmiş. Şiddete tanık olmak da risk taşıyor.  Annesinin veya aile fertlerinin şiddetine tanık olan çocuk gelecekte davranışlarında şiddet gösterebilir. Ağır yoksulluk, evlilikte yaşanan sorunlar da şiddete neden oluyor. Kadına yönelik şiddetin de farklı şekilleri var. Kişi; bakışlarıyla, eylemleriyle, jestleriyle, korkutarak kadının malına zarar vererek veya ona silah göstererek şiddet uygulayabilir.

Duygusal şiddet, kadını susturup kendisini kötü hissetmesini sağlamaktır.  Erkek, kadını, sosyal ortamlardan uzak tutmaya çalışabilir, gittiği yerleri sürekli kontrol eder, sosyal katılımını kısıtlar. Bütün önemli kararları kendisi verir.  Ekonomik anlamda şiddet uygular. Kadının iş bulmasını engeller. Çalışıyorsa maaşını alır. Kendi gelirinden kadını haberdar etmez. ”

(Yeşil Gazete, Uçan Süpürge, Kadın Cinayetlerini Durduracağız.net, Sabancı Üniversitesi)

 

Cumartesi Anneleri 400. kez Galatasaray’da toplandı

Fotoğraf: 140Journos

Gözaltında kaybedilen yakınları için 1995’ten bu yana, tam 17 yıldır Galatasaray Meydanı’nda her hafta oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri, 400. haftada yine meydandaydı. 12 Eylül darbesi sırasında gözaltında öldürülen Cemil Kırbayır‘ın anıldığı 400. haftada da kayıpların akıbeti soruldu.

Cumartesi oturmaları, Emine Ocak‘ın oğlu Hasan Ocak‘ın 21 Mart 1995’te gözaltına alınması ve 55 gün sonra işkenceyle öldürülmüş bedeninin Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmasıyla başladı.

Gözaltındaki kayıplar… Ağırlıkla 1990’lı yıllarda en son bir polis ya da jandarma karakoluna götürüldüğü bilinen ya da “beyaz Renault’a telsizli kişilerce bindirilirken” görülen ve bir daha haber alınamayan kişiler… Bazılarının akıbeti; varlığı inkar da edilse, faaliyetleri bilinen JİTEM’de çalışmış itirafçıların ifadelerinden öğrenildiği kadarıyla kimsesizler mezarlığına gömülmek ya da ıssız bir yere terk edilmek ile son bulan yüzlerce kişi.

1995-1999 yıllarında her Cumartesi saat 12:00’de “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, kaybedenler bulunsun ve yargılansın” talebiyle Galatasaray lisesi önünde oturdular.

170. haftadan 200. haftaya kadar 30 hafta boyunca polis saldırısına uğradılar. Anneler saçlarından sürüklenerek polis araçlarına bindirildi, toplam 1093 kişi gözaltına alındı.

10 yıllık aradan sonra 31 Ocak 2009’da Cumartesi oturmaları yeniden başladı. Ve kesintisiz olarak devam ediyor.

İşte, gözaltında kaybedilen ve kimilerine göre sayısı 17 bini bulan, kimilerine göre de birkaç bini aşmayan bu kişilerin yakınları 1995’in 27 Mayıs’ından bugüne kadar her Cumartesi saat 12.00’da Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelip, oturdular ve yakınlarının, eşlerinin, oğullarının, kardeşlerinin akıbetini bıkmadan usanmadan sordular. Geride kalan 17 yıl boyunca polisin müdahalesine uğrayan, gözaltına alınan, pek çok tepkiler gören Cumartesi Anneleri, pek çok kesimin destek ve dayanışmasını da gördü.

Fotoğraf: 140Journos

Süreç içinde siyasi iklim değişti; Ergenekon ve benzeri davalarda akıbetini sordukları yakınlarının isimleri geçti; 12 Eylül’de kaybedilen Cemil Kırbayır için TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bir araştırma yürüttü… Dünyaca ünlü İrlandalı rock müzik grubu U2 albümlerinden birinin kapağında bu kayıplardan biri olan Fehmi Tosun‘u andı ve ona adadı. Grubun solisti Bono da İstanbul’a geldiğinde Cumartesi Anneleri’nden Tosun’un eşi Hanım Tosun ile görüştü. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Cumartesi Anneleri ile görüştü ve onları dinledi.

Bütün gelişmelere ve aradan geçen onca zamana ve devam eden yargılamalara rağmen Cumartesi Anneleri, yakınlarının akıbetini sormaya devam ediyor. Pek çok kayıp olayı dava dosyalarına yansımış, ne şekilde ve kimler tarafından öldürüldüklerine ilişkin tanıklar bulunsa da Cumartesi Anneleri’nin hala başlarında yas tutacağı bir mezarları yok.

Cumartesi Anneleri de bugün 400. kez yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Ellerinde yine gözaltına kaybedilen yakınlarının fotoğrafları vardı. 400’üncü haftada 31 yıl önce polisler tarafından gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır’ın öyküsü dinlendi.

Fotoğraf: 140Journos

Cemil Kırbayır’ın kardeşi Mikail Kırbayır, kardeşinin işkencede öldürüldüğünü belirterek, “Amacımız Parlamento’ya gitmekti. Parlamento’da siyasi partilerle görüştük. Dedik ki; ‘Bizler kayıp yakınları, bizler yüreğimizi kaybedenler insanlar olarak buradayız. Adaleti, vicdanı, ahlakı arıyoruz. Adaleti arıyoruz çünkü hiçbir bağımsız yargının kararı olmadan evlerinden, işlerinden alındı. Gözaltında kaybedildiler. Vicdanı arıyoruz. Çünkü bizim insanlarımızı eli, gözü bağlı çırılçıplak hayatına son verdiler. Ahlakı arıyoruz çünkü, ahlaksızca yok ettikleri insanları cesetlerini de yok ettiler. 12 Eylül’ün getirmiş olduğu bu zindanı kaldırmak istiyorsanız siz yasama organısınız, engel 12 Eylül anayasası ve onun getirdiği kanunlar, tüzükler ise siz lütfen bunları ortadan kaldırın.’ 30 yıl boyunca firar etti diye yalan söyledikleri Cemil Kırbayır işkencede öldürüldü ve cesedi de kaybedildi. Bütün gözaltında kalanların sonu aynıdır” dedi.
(Yeşil Gazete, Bianet, 140 JournosCnnTürk)