Ana Sayfa Blog Sayfa 4464

Galile ve Ateşböcekleri – James Hansen

Dünyanın en önde gelen iklim bilimcilerinden James Hansen‘ın Columbia Üniversitesi’ndeki sayfasında yayımlanan son yazısını, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Beklentilerin ve umutların gitgide yükseldiği bir dönemde yaşadığım için şanslıydım. Küçük bir çiftlikte doğmuşum; babam, mevsimlik tarım işçisiydi. Beş kızkardeşimle beraber yaşadığım çiftliklerin hiçbirinde elektrik yoktu. Günışığı, gaz lambalarıyla uzatılırdı. Gaz lambalarının kullanıldığını hayal meyal hatırlıyorum, çünkü dört yaşına bastığımda varoşlarda küçük bir eve taşındık ve erkek kardeşim doğduğunda, ben beş yaşındayken, elektriğimiz oldu.

Ablalarımın dördü de gaz lambalarını iyi hatırlar; akşamları boyamalarını, okumalarını ve ev ödevlerini bu ışığın altında yaparlardı. Lambanın devrilmesi, evin felaketine değilse bile, ciddi yanıklara yol açabileceği için anne ve babamız lambalara karşı bir korku geliştirmişlerdi.

1.5 milyar insanın hala elektriğinin olmadığını, birçoğunun hala gaz lambalarından medet umduğunu biliyor musunuz? Günde ortalama 1,500 ciddi yanık vakası oluyor. 800 milyon kadın ve çocuk, iki paket sigaraya eşdeğer dumanı her gün ciğerlerine çekiyor.

Gaz lambalarının, şebekesiz güneş ışığıyla değiştirilmesi halinde ders notlarının yükseldiği ve gelir yaratma kapasitesinin arttığı saptandı. Ayrıca yanma riski ortadan kalkıyor ve doğum oranları düşüyor.

Konuya girmeden önce burada bir parantez açmalıyım. Geçtiğimiz günlerde, gençlerin “durağan iklimin faydalarından yararlanma ve gelecekte kendi kontrollerinde olmayan iklim değişimlerinden doğacak büyük maliyetlerden kaçınma haklarını” korumada kaydadeğer önlemler almakta başarısız olduğu gerekçesiyle Hollanda hükümetine karşı yasal işlem başlatılmasına yardımcı olmak için Hollanda’ya gittim.

Giderken şaşkınlık içindeydim. Öncelikle, geçen yıl Hollandalı kayınbiraderim kendi iyiliğim için Hollanda’da küresel ısınmadan söz etmemem gerektiği konsunda uyardığında şaşırmıştım. İkinci olarak, yasal talep mahkemelerin bilimsel açıdan gerekeni yapması konusunda hükümeti zorlaması yerine küresel ısınmadaki 2 derecelik artışı kabul edilebilir bulmuşa benziyordu – – yalnızca, politik açıdan makul olanı istiyorlardı; insanların sağlığı, fosil yakıt endüstrisinin önüne konduğu takdirde daha fazlası mümkün olsa bile. Üçüncü olarak, gitmeden önce, Hollanda hükümetinden beni iklim değişimi ve iklim duyarlılığı konusunda muhalifler dahil birkaç bilim insanıyla  beraber blog temeline dayanan bir kamuoyu tartışmasına katılmaya davet eden bir mektup almıştım. Tartışmanın amacı mutabakata varmak değildi; amaç, “fikir yelpazasini” “iklim tartışmasını öne çıkarmak için heyecan verici yeni bir yol” dedikleri biçimde halka sunmaktı.

Bilime talk-show tartışması muamelesi yapan, bütün düşüncelere ve “inançlara” eşit oranda önem veren, gerçek bilimin doğasında her zaman varolan kuşkuculuğun yanlış yorumlanmasına yol açan, eğitimli bilim insanlarının bile boş boş konuşma ve itham etme eğilimlerini sergilemesine izin veren bu yaklaşım bilime kara çalmak ve sorunu kamouyu tartışması olarak yeniden tanımlamak isteyen tuzu kuru, yakıt olarak kömür kullanan insanlar tarafından tasarlanmıştır.

Daha önce Hollanda’da yaşamamış olsaydım bile, Hollanda siyasetçilerinin Oklahamalı petrol lobisi yapan politikacılara benzemeye başlamasına şaşırmayabilirdim (ne de olsa, “Storms of My Grandchildren’da sözettiğim gibi bir düzine ülkede benzer durumlarla karşılaşmıştım). 1969 yılında doktora sonrası çalışmalarımı Leiden Üniversitesi Sterrewacht’ta yapma şansına eriştim. Beni oraya çeken, ışık saçılımı konusunda dünyanın en önde gelen bilim insanlarından biri olan Prof. Henk Wan de Hulst’in varlığı olmuştu. Hala aktif bir araştırmacı olan ve kuyruklu yıldız materyalinin Oort Bulutu’na ismini veren çalışkan Hollandalı astronom Prof. Jan Hendrik Oort ile birlikte Sterrwacht hatırı sayılır bir bilim ve düşünce yuvasıydı. Aya ayak basan ilk insan ay üzerinde yürüdüğünde, oradaki meslektaşlarım bu Yankee teknoloji zaferini oldukça coşkulu övgülerle kutlamışlardı. İlk bakışta belli olmasa bile Hollandalıların bilimsel ve entelektüel mirasları ve sağduyularıyla  haklı olarak gurur duyduklarını görebiliyordum.

Ne yazık ki, bu durum değişmiş gibi görünüyor. İklim bilimini halkın eğlencesi haline getirmek, Kilise’nin Galile’nin bilimine saygısızlık ederek yaptığı muameleden çok da farklı değil. Galile kaderine razı olabilir ve cezasını usulca kabul edebilirdi, fakat bu bizim için bir seçenek olamaz  – cehaletin sürekli kılınması, tam da açgözlü fosil baronlarının halktan istediği şeydir. Halkın aldatılmasına izin verirsek, çocuklarımız ve torunlarımızın geleceğini ateşe atarız.

Tam da benim-burada-ne-işim-var, evde-kalmalı-ve-tez-yazmalıydım ve beni-buradan-çıkarın diye düşünmeye başlamıştım ki, Hollandalılara karşı önceden beslediğim hayranlığı yeniden yeşerten bir Hollandalı, Maurits Groen ile tanıştım. Groen (Flemenkçede yeşil anlamına geliyor) dünkü çocuk değil, oldukça tecrübe sahibi biri, fakat yine de harikulade küçük bir proje üzerinde çalışıyor – – kendi küçük potansiyeli büyük bir alete dayanan bir proje, demeliyim aslında.

Groen, bu alete wakawaka diyor, sanırım “parlak ışık” anlamına geliyor. Ben Endonezya dilindeki çevirisini tercih ediyorum: “ateşböcekleri”. En basit şekliyle, kaba küçük bir güneş lambası. Bir tarafı, siyah güneş paneli. Güneş altında, bulutlu bir günde bile bir günden kısa sürede tamamen şarj olan bu lamba 8 saat parlak ışık ya da 16 saat iyi okuma ışığı sağlıyor. Tek bir düğme ile dört parlaklık seviyesi ve bir de “off”seçeneği sunuyor. Gaz lambalarının yerini alan bu lambalarda yukarıda bahsi geçen tüm özellikler mevcut.

Groen milyarlarca gaz lambasını bu şekilde değiştirmeyi umuyor, iklim stabilizasyonu için önemli bir adım ve gelişmekte olan bir ülkelerde, gelişmiş ülkelerde izlenenlere nazaran daha sürdürülebilir bir çözüme doğru mantıklı bir adım. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen, Birleşmiş Milletler’in bir girişimi olan “Sürdürülebilir Gelişme Çözümleri Ağı”nın Liderlik Konseyi’nin ilk toplantısında, Wakawaka’mı Ted Turner’a verdim – o, bunları gerçekleştirmenin bir yolunu bulması için SDSN’i teşvik edebilirdi.  Toplu üretildiğinde, bir güneş lambası, bir gaz lambasının iki aylık gaz  masrafıyla ödenebilir.

Bu süreci başlatmak için bir şansımız var. Haiti’de 370,000 kişi karanlıkta yaşıyor ve gaz lambası kullanıyor – bazıları deprem felaketi, bazıları da geçtiğimiz günlerdeki Sandy Kasırgası yüzünden yerinden edilmiş. Groen ve California’da imalat işleri yapan Hollandalı kurucu ortağı Camille van Gestel, wakawaka gücünü Haiti’deki bu insanlara “kick-start” yöntemiyle para toplayarak ulaştırmayı düşünüyor. Aşağıdaki web sitesini ziyaret edin:

http://www.kickstarter.com/projects/wakawakalight/wakawaka-power-the-best-compact-solar-power-statio?ref=live

Van Gestel’in iki dakika süren konuşması üzerine tıklayın ve wakawakalardan birini almayı düşünün; bu, Haiti’de bir aileye yetecek wakawaka bağışına denk gelecektir.

Lambaların yanısıra cep telefonları da (ya da iPad) şarj eden yeni bir versiyonun çıkacağını unutmayın. Bu, cep telefonu kullanımının patlama yaptığı gelişmekte olan ülkelerde bilhassa kullanışlı olacaktır. 69 dolarlık seçeneği seçerseniz (benim gibi), wakawakalar iki Haiti’li aileye bağışlayacak ve Mayıs’ta içinde cep telefonu şarjı da olan bir wakawaka alacaksınız.

Tanıştığım, konuştuğum ve yazıştığım Maurits’in dürüstlüğüne, samimiyetine ve çalışkanlığına kefil olabilirim. ABD’deki meslektaşının da benzer niteliklere sahip olduğuna eminim.

Elektriği olmayan 1,5 milyara karşılık 370,000 küçük bir rakam. Haiti için olsa bile, bu işi yapmaları için hükümetlerimize güvenebileceğimizi sanmıyorum. Fakat bu aşamaya gelebilirsek, yıkarıda bahsedilen sebeplerden ötürü kendini karşılayacağı için (pahalı gaz yerine, ücretsiz güneş enerjisi yoluyla tasarruf) çıtayı daha da yükseltebiliriz.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

Yazının özgün hali için (ingilizce) tıklayınız.

(Yeşil Gazete)

Tek istediği sadece çayını demlemek, sevdirmekti…

Mahmut Şenol'un romanı Capon Çayevi Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı

İstanbul doğumlu ve bu kentte büyümüş yazar, gazeteci Mahmut Şenol’un taşraya ait gözlemlerine dayanan romanları ardı ardına devam ediyor.

 

Şenol’un Capon Çayevi adlı son romanı Ayrıntı Yayınları tarafından basılıp geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Capon Çayevi’nde Çerkes asıllı bir naif insanın acıklı hayat hikâyesi, 1950-80 arasına yayılan bir dönem anlatılıyor.

Mahmut Şenol’un daha önce yayımlanmış ¨Çerkes Âdil Paşa’nın Tahsildarlık Günleri¨ başlıklı bir başka romanıyla kesişen öyküler içermesi bakımından Capon Çayevi edebiyat eleştirmenlerince  bir dönem romanı olarak değerlendiriliyor.

Capon Çayevi’nde Nuridin adlı bir çaycının acı sonla biten hikâyesini toplumsal eleştiri terazisinde tartıp insanın iç dünyasındaki sarsıntıları ele alan Şenol, bu roman kahramanını tanıtırken, ¨Hiç kimse asla masum değildir, herkesin işlediği veya işleyeceği bir günâh vardır!¨ diye konuşuyor.

Capon Çayevi, Ayrıntı Yayınları tarafından, yazarın ¨Mahmudiye Üçlemesi¨ olarak hazırlanmış nehir romanlar dizisinin ikinci kitabı. Roman yazarı Mahmut Şenol şu sıralarda dizinin üçüncü kitabı olacak ¨Tahirovalı Çerkes Fadıl Bey¨ adlı  kitabı üzerinde çalışıyor.

Mahmut Şenol kendi romanları konusunda da şunları söylüyor ¨Benim romanlarım bir ölçüde Pieter Bruegel’in resimlerini kâğıda aktarıp temize geçmek gibidir. Hollandalı ressamın tablolarını görüyorum kendi yazdıklarımda ve kitaplarımdaki hikâyeler, karakterler, mekân ve zamanın ilişkisi, hatta kullandığım dil Bruegel resimlerine benzer; şenlikli ve zalimânedir her şey… Berbat ve şâhane, zor ve kolay, yalan ve dürüstlük, ihanet ve sadakat, alay ve gurur, âdi ve yüce, hatta dev ve cüce içiçedir bende…¨

Şenol’un Biga kasabasında, köylerinde ve roman kahramanının İstanbul’un Tophane semtinde çaycı olarak çalıştığı zamanları da kapsayan 40 yıla dağılmış bir hikâyeyi romanda yansıtması trajik bir sonla tamamlanıyor. Çaycı Nuridin adıyla bilinen roman kahramanı, ¨karınca ezmez tabiatlı¨ biri olarak okurla tanıştırılmasına karşılık, naifliği, etliye sütlüye karışmaması, sadece çay demlemekten başka bir zevki olmayan basitliğine rağmen birgün bir cinayetle kendi yaşamını da sonlandıracaktır. Komiğin ve dramın yanyana yansıtıldığı roman, özellikle Osmanlı tarihinin son zamanlarında Biga ve havalisine yerleştirilmiş Çerkeslerin kültür ve tarihe ait olgularını da işliyor.

Capon Çayevi
Mahmut Şenol
Ayrıntı Yayınevi
320 sayfa

(Yeşil Gazete)

Yazar:Mahmut Şenol
Sayfa Sayısı: 320
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ayrıntı Yayınevi

Damien Hirst, “spin art” sergisi İstanbul’da

Damien Hirst’ün 30 eseri Türkiye’de ilk kez Portakal Sanat Evi’nde yapılacak satışa açık sergide sanataseverlerle buluşuyor. Sanatçının sergilenecek yapıtları arasında “Spin Paintings”, “Spot Paintings” ve “Pharmacy” serilerinin çarpıcı örnekleri ile pırlantalar, kelebek ve neşterleri bir araya topladığı “No Humanity” ve “No Remorse” gibi eserleri de yer alacak.

Çağdaş sanatın sansasyonel temsilcilerinden Damien Hirst, formadhyle ile doldurulmuş akvaryumlara yerleştirdiği hayvanlar; 8601 adet pırlanta ile kapladığı kafatası ve yaşam ile ölüm arasındaki ironik ilişkiyi anlatmak için oluşturduğu kelebek odaları sayesinde akıllara kazındı. Öte yandan bu çalışmaların hayvan hakları aktivistleri tarafından ciddi eleştiriler alıyor.

‘Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri’,’ sergi katılımcılarına aşağıdaki soruları sorup, yanıtları yayımlayarak tepki göstereceklerini belirtiyor.

  • Damien Hirst’ün daha önce gerçekleştirdiği çalışmalarla ilgili bilginiz var mı?
  • Damien Hirst’ün içlerinde zebra, köpekbalığı, koyun gibi hayvanların ölü bedenlerini özel bir sıvı içerisinde sergilediğini biliyor musunuz?
  • Peki İngiltere’deki en son sergisinde 9000 kelebeği öldürmüş olması hakkında ne düşünüyorsunuz?
  • Sizce sanat günümüzde öldürmeyi meşrulaştırabilecek bir duruma geldi mi? Sizce hayvan öldürülerek sanat yapılabilir mi?

 

***

 

Sergi 11 – 31 Ocak 2013 tarihleri ve 10.00 – 20.30 saatleri arasında Portakal Kültür ve Sanat Evi’nde, pazar da dahil olmak üzere, haftanın her günü açık olacak.

 

– Yeşil Gazete –

Victor Ananias, “ödülüyle” dönüştürmeye devam ediyor

Buğday hareketinin öncüsü ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Victor Ananias’ın ismi, tohumlarını attığı dernek çalışmalarının yanı sıra adına düzenlenecek “Dönüşüm Ödülleri”nde yaşamaya devam ediyor.

Buğday Derneği tarafından verilecek Victori Ananias Dönüşüm Ödülüyaşamlarla uyum içerisinde ekolojik bütüne saygılı bir toplum için çaba gösteren, yaşayan kişilere verilecek.Victor Ananias Teşvik Ödülü içinse, ekolojik dönüşüm yönündeki çabaları özendirmek amacıyla öncelikli olarak genç kuşaktan (18-30 yaş arası) adaylar değerlendirilecek.

Toplum yaşamında ekolojik bütüne saygılı ve erdemli bir yaşam için oluşturduğu örnek çalışma/projeler ile geniş çaplı dönüştürücü bir etki yaratan girişimcilere ve bu yolda umut veren çalışmalar yapan kişilere verilecek ödüllerin konusu tarım, kırsal kültür, enerji, iletişim, yerleşimler ve eğitim gibi yaşamın her alanında yapılan çalışmalar, oluşturulan örnekler ve projeler olabilecek.

Victor Ananias Dönüşüm Ödülleri için son başvuru tarihi 1 Mart 2013.

Ödül töreni ise Victor Ananias’ın doğum tarihi olan 21 Mayıs 2013’te yapılacak.

Victor Ananias Dönüşüm Ödülleri jürisinde, Türkiye’de ekolojik yaşam ve doğa koruma alanlarında çalışmalarıyla bilinen yetkin isimler bulunuyor: Ömer Madra, Salim Kadıbeşegil, Abdullah Aysu, Uygar Özesmi, Ferda Erdinç, Zeynep Meydanoğlu ve Özcan Yüksek.

Ödüle aday göstermek ve ayrıntılı bilgi için www.victorananias.org sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

[Özel Haber] Ilısu’ya parçalı fren: Yürütme durduruldu, şimdi ne olacak?

Danıştay 14. Dairesi, Ilısu barajı projesinde yürütmenin durdurulmasına kararı verdi.

Tarihi Hasankeyf antik kentini ve Dicle havzasını sular altında bırakacak olan projenin gerçekleştirilmesi için kurulan ve kurulması planlanan tüm alt yapı ve üst yapı tesislerinin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporundan muafiyetini düzenleyen genelge hükmüne karşı, TMMOB Mimarlar ve Peyzaj Mimarları Odası’nın açtığı dava Danıştay 14. Dairesi tarafından haklı bulundu.

7 Şubat 1993’te yürürlüğe giren ÇED yönetmeliğinden önce yatırım planlarına dâhil edildiği gerekçesiyle ÇED sürecinden muaf tutulduğu iddia edilen baraj inşaatı için bu karar ilk değil.

Daha önce hakkında iki kez durdurma kararı çıkan projeye kredi sağlaması planlanan ülkeler olan İngiltere, Almanya, İsviçre ve Avusturya da hem kendi bilirkişilerinin raporlarından, hem de çevrecilerin baskısından sonra verecekleri kredilerden vazgeçtiklerini açıklamıştı.

20 Yıldır Yürürlükte Olan “Geçici” Muafiyet Hikayesi

Yatırımcıların çekilmesiyle ulusal kaynaklarla devam edilen Ilısu Projesi’nin hikâyesi aslında ÇED uygulamasındaki değişikliklerin de somutlaşmış bir hikâyesi gibi.

Peyzaj Mimarları Odası’nın avukatı Emre Baturay Altınok, Yeşil Gazete’ye Ilısu Projesi hakkında açılan son kararı ve bu kararın geçmişinde yaşananları anlattı.

Altınok, 1983 yılında kabul edilen Çevre Kanunu’nun 6 ay içerisinde çıkmasını öngördüğü ÇED yönetmeliğinin tam 10 yıl sonra, 1993 yılında çıkması ile muafiyet tartışmalarının başladığını söyledi. Fakat 1993’te çıkan ÇED yönetmeliğinin, yönetmelikten önceki 10 yıllık süre içinde yatırım planına alınan projeler için geçerli olmayacağı düzenlenmişti. Ancak 20 yıldır yürürlükte olan bu maddeyi 2010 senesinde Danıştay iptal etmesine rağmen Bakanlık Nisan 2011’de muafiyetleri 2013 ve 2015 tarihlerine kadar uzatmıştı.

Ilısu Barajı projesi, 1993’te yürürlüğe giren ÇED yönetmeliğinden önce yatırım programına alınmış olmasına rağmen üretime başlamadığı için ÇED’den muaf değildi ve yurtdışından gelen muhtemel ortaklar Türkiye’nin gerekli şartları yerine getirmediği gerekçesiyle yatırımdan vazgeçti.

Yurtdışı ortaklarının devreden çıkması üzerine Eroğlu, ”Yabancı firmaların 5 yılda bitirmeyi planlanmasına rağmen biz daha kısa bir sürede barajı bitireceğiz” diyerek Devlet Su İşleri’nin ulusal kaynaklarla projeye gireceğini açıkladı.

Bu arada 2008 yılında Ilısu Barajı’na bir dava açılmış, dava sonucunda yürütme durdurulmuştu. 1983-93 arasında üretim aşamasına gelen projeler dışındaki tüm  projelere ÇED zorunluluğu getirilmiş oldu.

Üst üste yönetmelik değişiklikleri

Hükümetin buna cevabı Nisan 2011’de yapılan yönetmelik değişikliği oldu. Bu değişikliğe göre, 2015 yılına kadar yatırımına başlanacak olan projelerde ÇED aranmayacaktı. Bundan bir sene sonra, 2012’de Başbakanlık tarafından bir genelge yayınlandı ve yatırım aşamasında olan projeler için gerekli tüm altyapı ve üstyapı çalışmalarının da ÇED’den muaf tutulmasına karar verildi.

TMMOB Mimarlar Odası ve Peyzaj Mimarları Odası işte bu değişikliğe itiraz ettiler ve 3 gün önce verilen yürütmeyi durdurma kararı projelerin parçası olan tüm altyapı ve üstyapıların ÇED raporundan muaf tutulmasının sözkonusu olamayacağını iddia ettiler. Danıştay, davacı Odaların bu iddialarının haklı olduğuna karar verdi.

Danıştay 14.Dairesi’nin kararına göre, Nisan 2011 tarihinde yapılan ÇED Yönetmeliği’nin geçici 3. maddesine göre proje bütün olarak ÇED raporundan muaf sayılsa bile, baraj inşaatı içerisinde yer alan şantiyeler, ocaklar, elektrik iletim tesisleri gibi alt ve üst yapı tesislerinin her birisi için ÇED raporu almak zorunlu.

Peki şimdi ne olacak?

Av. Emre Baturay Altınok, şu anda görüşe açılan yeni Çevre Kanunu taslağının ÇED muafiyetlerini düzenleyen geçici 3. maddesine alt yapı ve üst yapı tesisleri ile diğer eklentiler için yapılacak bir ekleme ile bu karara karşı yeni bir hamle yapılmasının konuşulduğunu  söylüyor. Ancak tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Hasankeyf’i sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı projesi karşısında hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini söyleyen Altınok, ilgili idareler nezdinde gerekli girişimlerde bulunduklarını, projenin ÇED’den muafi tutularak kurulan tüm alt ve üst yapı tesislerinin derhal ve her halükarda 30 gün içerisinde mühürlenmesi gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Veysel Eroğlu, Mehdi Eker ve Mehmet Şİmşek Ilısu barajında incelemede

Altınok, ÇED Yönetmeliğinin muafiyetleri düzenleyen geçici 3. maddesinin 2010 senesinde Danıştay tarafından iptal edildiğini, Nisan 2011 tarihli değişikliğin de Danıştay’ın iptal kararına aykırı olduğuna dikkat çekiyor ve projelere kalkan olan ve 20 yıldır yürürlükte tutulmaya çalışılan geçici 3. madde hükmünün iptali için Nisan 2011’de Çevre

Mühendisleri Odası, Gebze-Orhangazi-İzmir otoyolu güzergahındaki yurttaşlar ve Ekoloji Kolektifi Derneği adına ayrı ayrı davalar açıldığını, 9 Ocak 2013’te duruşma yapıldığını ve Danıştay’ın bu ay içerisinde çed muafiyetlerinin tamamı ile ilgili olumlu bir karar vermesini beklediklerini söylüyor.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Mayıs 2012’de Ilısu barajı inşaatına yaptığı ziyaret sırasında Ilısu Barajı’nda 9 Mart 2012 itibarıyla dolgu çalışmalarına başlandığını ve hedeflerinin 2014 yılında barajı tamamlamak olduğunu söylemişti.

Haber: M. Can Tonbil – Yeşil Gazete

Ermenilere yönelik üst üste cinayetler endişe yaratıyor

İstanbul’un Kadıköy ilçesinde bir Ermeni okulunda görev yapan sınıf öğretmeni, yalnız yaşadığı evinde boğazı kesilerek öldürüldü. Vahşi cinayet, öğretmen arkadaşlarının kapıyı gece çilingir yardımıyla açmasının ardından ortaya çıktı.

Alınan bilgilere göre cinayet, Kadıköy Caferağa Mahallesi Sivastopol Sokakta gerçekleşti. Kadıköy’deki Aramyan Uncuyan İlköğretim Okulu‘nda bilgisayar öğretmeni olarak görev yapan ve kısa bir süre önce eşinden boşandığı öğrenilen 1 kız çocuğu babası 40 yaşındaki İlker Şahin, yalnız yaşadığı evinde boğazı kesilerek öldürüldü. Cinayetin, Şahin’ın, Noel Bayramı’nın ardından 8 yıldır görev yaptığı okula dönmemesi üzerine ortaya çıktı. Öğretmen arkadaşları, mesai arkadaşlarının cep telefonlarının kapalı olması üzerine Şahin’in yaşadığı eve gitti. Evde zili çalan öğretmenler, üç gündür kendisinden haber alamadıkları arkadaşlarının kapısını çilingir yardımıyla açtıklarında boğazı kesilmiş halde cansız bedeniyle karşılaştı.

Son mesajında noeli kutladı

Bunun üzerine Aramyan Uncuyan İlkokulu’nda görevli öğretmenler, durumu polise bildirdi. İhbar üzerine cinayetin gerçekleştiği Piraye Apartmanı’na çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Sağlık uzmanları, yaptıkları ilk incelemede İlker Şahin’in hayatını kaybettiğini belirledi.

Cinayet masası ekipleri, ceset üzerinde saatlerce inceleme yaptı. Bodrum katında gerçekleşen olayda, Şahin ile katilleri arasında uzun süreli bir boğuşmanın yaşandığı kaydedilirken, odanın kanlar içinde kaldığı öğrenildi.

Ceset, Olay Yeri İnceleme Polisi ve Cumhuriyet Savcısı’nın saatler süren incelemelerinin ardından, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı.

Öte yandan polis, öldürülen İlker Şahin adlı öğretmenin cep telefonundaki son mesajını, öğretmen arkadaşlarına attığını tespit ederken, Şahin’in, “Noel Bayramınız kutlu olsun” diyerek toplu mesaj gönderdiği kaydedildi.

Diğer yandan cinayeti duyan Baran Pastanesi sahibi Esengül Aslan, Şahin öğretmen için, “Sessiz sakin biriydi. Sabahları kahvaltısını bizim pastanede yapardı” dedi. Pastane sahiplerinden Aydın Aslan ise, İlker öğretmenin düşmanı olup olmadığını bilmediğini kaydederken, şakacı biri olduğunu ifade etti. Aslan, Şahin’in üç gündür pastaneye gelmediğini söyledi.

Polis, cinayet ile ilgili başlattığı kapsamlı soruşturmayı sürdürüyor.

Bir ay içinde 2 saldırı olmuştu

İlker Şahin

Samatya’da, Aralık ayının başında da, yalnız yaşayan 87 yaşındaki bir Ermeni kadın saldırıya uğramıştı. T.A, evinden içeri girerken arkasından yaklaşan saldırgan, kadını önce yumruklayıp ardından da boğazını sıkmıştı. Ziynet eşyaları çalınan T.A, saldırı sonucunda bir gözünü kaybetmiş, bir süre yoğun bakımda kaldıktan sonra taburcu olmuştu.

Samatya’da yanlız yaşayan 85 yaşındaki Marisa Küçük, evinde darp edildikten sonra bıçaklanarak öldürülmüştü. Samatya’da bakkal dükkanı işleten Küçük’ün göğsüne haç bıçakla haç şekli çizilmişti.

Kaynak: Agos Gazetesi

Belucistan’da 81 ölü: Kurtarma ekibi ve gazeteciler de saldırı kurbanı

Pakistan’da Belucistan eyaletinin yönetim merkezi Ketta’da meydana gelen bir dizi saldırıda 81 kişi öldü. Olaydan sonra Belucistan’da üç günlük yas ilan edildi.

En büyük can kaybı, Ketta’daki bir bilardo salonunu hedef alan çifte saldırıda meydana geldi; olayda 81 kişi öldü, 120’yi aşkın insan da yaralandı. Ölenler arasında en az iki gazeteci ve 4 yardım görevlisiyle en az 5 polisin bulunduğu belirtiliyor.

Bilardo salonundaki ilk patlamanın ardından olay yerine yetişen kurtarma ekibi ve gazetecilerin bazıları, binanın tamamen çökmesine neden olan ikinci patlamanın kurbanı oldu.

Bombalanan bölge çoğunlukla Şiilerin yaşadığı bir bölge ve mezhep ayrılığına dayalı militan grup Laşkari Cengi saldırının sorumluluğunu üstlendi.

Ketta’da bir pazar yerini hedef alan daha önceki bir bombalı saldırıda ise 11 kişi can verdi, 27 kişi yaralandı.

Bu saldırının sorumluluğunu ise Birleşik Beluci Ordusu adlı militan grup üstlendi.

İlk saldırının yaya olarak bilardo salonuna giden bir intihar bombacısı tarafından düzenlendiği, ikinci saldırının ise patlayıcı yerleştirilmiş bir otomobille gerçekleştirildiği bildirildi.

İçişleri Bakanı Akbar Durrani, AFP ajansına yaptığı açıklamada ölen ve yaralananların çoğunun Şiiler olduğunu ve verilen kayıpların artabileceğini söyledi.

Dün Pakistan’ın kuzeybatısındaki Svat vadisinde meydana gelen patlamada da en az 21 kişi ölmüş, 80’den fazla insan da yaralanmıştı.

Belucistan eyaletinde hem ayrılıkçı isyan sürüyor, hem de Sünni ve Şii gruplar arasında mezhep farkından kaynaklanan çatışmalar yaşanıyor.

(BBC Türkçe)

Yeşiller/Sol: “Sabotaj ve provokasyonları, barış ve demokrasi güçleri boşa çıkaracak!”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi dün Paris’te aralarında PKK’nin önde gelen isimlerinden Sakine Cansız’ın da olduğu üç kadının suikast sonucu öldürülmesine tepki gösterdi. Eşsözcüler Sevil Turan ve Arif Ali Cangı imzasıyla yapılan açıklamada suikastin amacının “Diyalog sürecini bozmak, Kürt sorununu müzakereler ile çözüme götürmek isteyenleri yıldırmak, onlara geri adım attırmak ve gözdağı vermek…” olduğu belirtiliyor.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözüm çerçevesinde sonuca ulaştırılmasını istemeyen güçler harekete geçti. İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmelerin yapılmasına, sürecin müzakerelerle devam ettirilmesine tahammül edemeyen karanlık çevreler tetik çekmeye başladı. Sabotaj ve provokasyon düğmesine basıldı.

Fransa’da Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in vahşice öldürülmeleri, hangi karanlık çevre ve kim tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiş olursa olsun, bir tek hedefe sahiptir: Diyalog sürecini bozmak, Kürt sorununu müzakereler ile çözüme götürmek isteyenleri yıldırmak, onlara geri adım attırmak ve gözdağı vermek…

Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümü diyalog ve müzakereden geçer. Bunu herkesin görmesi ve kabul etmesi gerekir. Başlatılan diyalogun bu tür sabotajlara rağmen devam ettirilmesi büyük önem taşıyor. Bunun için Türkiye’de demokrasi ve barış güçlerinin, özgürlük-eşitlik ve adalet isteyen herkesin azami çaba göstermesi gerekiyor.

Bu konuda başta siyasi iktidar olmak üzere herkesin tarihi bir sorumluluğu vardır. O nedenle Türkiye Hükümeti, Fransa Hükümeti ve makamları ile bu hunharca cinayetin sorumlularının yakalanması için işbirliği yapmalı, konunun takipçisi olmalıdır. Ailelerin ve siyasal hareketin talep etmesi halinde, cenazelerin sorun çıkmadan Türkiye’ye getirilmesi sağlanmalıdır.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, barış ve demokratik çözüm sürecindeki sorumluluğumuzun farkındayız. Sorunun çözümü yolunda üzerimize düşen bütün adımları atmak; eşitlik, gönüllü birlik ve şiddetsiz çözüm adımlarını geliştirmek için bütün imkanlarımızı sunmakta kararlıyız.

Kürt siyasal hareketine başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Adil bir çözüme katkısı olabilecek herkesi, Türkiye’nin demokrasi ve barış güçlerini, aydınları, fikir insanlarını, akademisyenleri, yazarları, sanatçıları, vicdan sahibi her kişiyi duyarlı olmaya, yaşanacak provokasyonları ve sabotajları boşa çıkarmaya çağırıyoruz.

Bizler susmazsak, karanlık güçleri geriletiriz…

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan – Arif Ali Cangı

11.01.2013″

“Mavi Gözlü Dev” bir kez daha anılacak

Etkinlik: Ustalara Saygı Toplantısı – Nâzım Hikmet Özel Gecesi
Tarih: 14 Ocak Pazartesi

Yer: Melih Cevdet Anday Sahnesi- Akatlar Kültür Merkezi
Saat: 20.00
Türü: Ücretsiz

Nâzım Hikmet, 111. doğum ve 50. ölüm yıldönümünde bir kez daha “Ustalara Saygı”da anılacak. Beşiktaş Belediyesi tarafından sekiz sezondur düzenlenen “Ustalara Saygı” toplantıları, 14 Ocak Pazartesi akşamı “Mavi Gözlü Dev” için özel içerikle oluşturulan etkinlikle devam edecek. Faruk Şüyün tarafından hazırlanan gece, saat 20.00’den itibaren Akatlar Kültür Merkezi’nde, ücretsiz izlenebilecek.

Kaleme aldığı dizelerin her biri dünya çapında klasikleşen büyük usta, bu hafta 111 yaşına girecek. Ayrıca bu sene, 3 Haziran 1963 günü kaybettiğimiz Nâzım Hikmet’in 50. ölüm yıldönümü. “Ustalara Saygı” etkinlikleri, bu vesilelerle her yıl düzenlediği Nâzım Hikmet gecelerine bir yenisini daha ekleyecek.

Yapıtlarıyla edebiyat, tiyatro, sinema, müzik ve resmi de besleyen büyük sanat çınarımız, gecede sanatın farklı dallarından örneklerle anılacak. Tuna Egemen’in sunacağı “Ustalara Saygı” etkinliği, Ataol Behramoğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayacak. Bir konuşma da yapacak olan Melih Güneş’in hazırladığı ve seyirci karşısına ilk kez çıkan “Bir Yitik Miras: Nâzım Hikmet” belgeselinden bölümlerin izlenebileceği etkinlikte, ustanın şiirleri Ayşe Lebriz Berkem, Cem Baza ve Özlem Ünaldı’nın sahne alacağı dinletiyle konuklara sunulacak.

Nâzım Hikmet şarkılarıyla da bilinen Sema’nın bir akapella ile katılacağı “Ustalara Saygı” toplantısında; Haluk Oral, Hıfzı Topuz ve Turgay Fişekçi birer konuşma yapacaklar. Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV) tarafından hazırlanan, 1925-1938 yılları döneminde Nâzım Hikmet’in kendisi tarafından basılan kitaplardan örneklerin sahnede yer alacağı gecede; şairin kendi sesinden “Saman Sarısı” ve Genco Erkal’ın “Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni” adlı çalışmasından çeşitli yorumlar da seyircilerle paylaşılacak. “Ustalara Saygı”da Melih Güneş’in önümüzdeki günlerde okurlarla buluşacak olan “Hanene Huzur Dolsun-Sevdalı Bulut” kitabıyla birlikte ilk kez yayınlanacak olan “Sevdalı Bulut” ve “Hanene Huzur Dolsun” animasyon filmleri de gösterilecek.

Ücretsiz olarak takip edilebilen “Ustalara Saygı” toplantıları, 21 Ocak’da düzenlenecek Gülriz Sururi gecesiyle devam edecek.

Bilgi için:

Melih Cevdet Anday Sahnesi / (Akatlar Kültür Merkezi): 0 212 351 93 84
Adres: Akmerkez’in Etiler’e giden kapısının karşısındaki Zeytinoğlu Caddesi üzerinde…

Yeşil Gazete

Halkların Demokratik Kongresi: “Başlatılan diyalog ve çözüm süreci sabote ediliyor.”

Halkların Demokrasi Kongresi, bir açıklama yaparak Paris’te PKK’nin kurucularından Sakine Cansız ile KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in bir suikast somnucu öldürülmelerine tepki gösterdi. HDK, “AKP Hükümeti zan altında kalmak istemiyorsa, suikastın arkasındaki güçlerin ve katillerin derhal açığa çıkarılması için Fransa Hükümeti ile işbirliği yapmalıdır” dedi.

Açıklamanın tam metni şöyle:

Kürt sorununda diyalog ve barışçı demokratik çözüm tartışmalarının gündemde olduğu bir dönemde üç Kürt kadın siyasetçi Paris’te katledildi. Bir yandan “silahları bırakıp Avrupa’ya ya da başka ülkelere gitsinler” gibi çağrılar yapılırken, diğer yandan Avrupa’daki Kürt siyasetçilerin suikastlara hedef olması ve katledilmesi izah edilebilir ve kabul edilir bir durum değildir.

Suikasti gerçekleştirenleri lanetliyor, PKK’nin kurucularından Sakine Cansız ile KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in ailelerine ve Kürt siyasal hareketine başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Fransa Hükümeti katilleri yakalayarak, arkasındaki güçleri açıklamalıdır.

“Diyalog, Müzakere ve Çözüm” yönündeki girişimlerin, Abdullah Öcalan ile görüşmelerin başladığı bir dönemin hemen ardından gerçekleştirilen bu suikastın arkasındaki güçlerin açığa çıkarılması için Fransa Devleti hızla adım atmalı ve gerçekleri kamuoyuyla paylaşmalıdır. Sadece Kürt siyasal hareketi değil, demokrasi ve barış güçleri de bu suikastın takipçisi olacak, üstünün örtülmesine izin vermeyecektir.

AKP Hükümeti’nin bu suikasta ilişkin durumu, tutumu ve katillerin yakalanması için göstereceği çaba ve yapacağı açıklamalar aynı zamanda onun son günlerde Kürt sorununda sözünü ettiği gelişmeler konusundaki “samimiyet”ini de gösterecektir. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik’in, elinde herhangi bir bilgi olmaksızın ve alelacele ‘‘muhtemelen PKK içi hesaplaşma’’ açıklaması çirkin ve sık sık kullanılan bir provokasyondur.

Kürt siyasetinin Avrupa ayağının bilinen siyasetçilerinin katledilmesi, başlatılan “diyalog ve çözüm” sürecini sabote etmeye yöneliktir. Kürdistan Enformasyon Bürosu’na giren silahlı kişi veya kişilerin gerçekleştirdiği bu suikast, Kürtlere yönelik imha politikasının her aşamada ve coğrafyada devam edeceği mesajı olarak algılanacaktır.

AKP Hükümeti zan altında kalmak istemiyorsa, suikastın arkasındaki güçlerin ve katillerin derhal açığa çıkarılması için Fransa Hükümeti ile işbirliği yapmalıdır.

Katliamı gerçekleştirenler ve arkasındaki güçler derhal açığa çıkarılmalı ve yargılanıp cezalandırılmalıdır. Demokratik bir siyasal çalışma yürüten Cansız, Doğan ve Söylemez’in böylesi bir dönemde katledilmeleri, Kürt siyasal hareketini tahrik etmeye, provokatif bir ortam yaratmaya ve Avrupa’da da sürecek diyalog ve müzakere çalışmalarını etkilemeye yönelik bir hesaptır.

Provokasyon, katliam ve suikastlarla olumlu bir yere varılamayacağı anlaşılmalıdır. Yapılması gereken, Kürt sorununda eşit haklara dayalı, barışçı ve demokratik çözüm için somut adım atmaktır.

HDK Yürütme Kurulu

10 Ocak 2013

(Yeşil Gazete)