Ana Sayfa Blog Sayfa 4343

Avrupa Komisyonu “at eti” skandalı sonuçlarını açıkladı

Avrupa Komisyonu, geçtiğimiz aylarda Avrupa’da patlak veren ‘at eti’ skandalının ardından yürüttüğü DNA testlerinin ilk sonuçlarını açıkladı. Komisyon, teste giren ‘dana’ ürünlerinin yüzde 5’inde at etine rastlandığını duyurdu. AB, skandalık bir ‘sahtecilik’ olayı olduğunu ve sağlık açısından bir tehlike bulunmadığını söyledi.

Rapora göre en çok Fransa’da dana eti adı altında satılan ürünlerde at DNA’sına rastlandı. Fransa’yı Yunanistan takip ediyor.

Fransa’da teste tabi tutulan 353 ürünün 47’sinde at DNA’sına rastlandı. Yunanistan’da ise 288 ürünün 36’sında at eti bulgusuna rastlandı. 27 AB ülkesinde teste giren 4 bin 144 üründen 193’ünde at eti bulundu.

Aynı zamanda at karkaslarının yüzde 0.5’inde, AB’nin insan tüketimine yasak getirdiği fenilbütazon maddesine rastlandı.

Test sonuçlarını değerlendiren Avrupa Komisyonu’nun sağlık ve tüketiciden sorumlu üyesi Tonio Borg, ‘Bugünkü bulgular, karşımızdakinin sağlık değil, gıda ürünlerinde sahtecilik sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Bu dolandırıcılık skandalının ardından Avrupalı tüketiciler ve ticaret ortaklarımızın, gıda zincirimize duyduğu güveni tazelemek hayati önem taşıyor çünkü gıda sektörü, AB’deki en büyük sektör. Komisyon önümüzdeki aylarda, aldığımız dersler doğrultusunda gıda zincirinde kontrolleri güçlendirmek için teklifler getirecektir’ dedi.

Avrupa Komisyonu ve AB üyesi ülkelerden uzmanlar, testlere devam edip etmeme konusunu görüşmek için 19 Nisan’da bir araya gelecek.

‘Dana eti’ adı altında satılan bazı dondurulmuş gıda ürünlerinde at etine rastlanması, Avrupa’daki karmaşık tedarik zinciri sebebiyle çok sayıda ülkenin adının karıştığı, kıta çapında bir skandala yol açmıştı. Avrupa Komisyonu, Şubat ayında AB çapında testlere başlamıştı.

(Euractiv)

 

 

 

Venezuela’da seçim sonrası ortalık karıştı: 7 ölü

0

Venezuela’da eski devlet başkanı Chavez’in desteklediği Maduro’nun yüzde 51 oyla devlet başkanı seçilmesinin ardından başlayan gerginlik devam ediyor. Sonuçlara itiraz eden muhalefet ile hükümetin birbirlerini suçladığı şiddet olaylarında 7 kişi hayatını kaybetti, 61 da yaralı var.

Seçim Konseyi’nin Maduro’yu seçimin galibi ilan etmesinin ardından sokaklara dökülen binlerce öğrenci ile güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı.

Güvenlik güçleri, göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullandı. Maduro yanlıları ile Capriles destekçileri arasında da arbede yaşandığı belirtildi.

Maduro, yarın başkent Caracas’ta yapılması planlanan protesto gösterilerine izin verilmeyeceğini bildirdi. Şiddet olaylarından ABD’yi sorumlu tuttan Maduro, ABD Caracas Büyükelçiliği’nin şiddet olaylarının arkasındaki neo-Nazi gruplarına maddi destek sağladığını iddia etti.

Muhalefet lideri Henrique Capriles ise twitter hesabından yaptığı açıklamada, devlet başkanı seçilen Nicolas Maduro ve hükümetinin şiddetten sorumlu olduğunu belirtti.

Seçimi, 234 bin 935 oy farkla kaybeden Capriles ise sonuçlarına itiraz etmiş ve oylar yeniden sayılana dek Maduro’nun devlet başkanlığının meşru olmayacağını söylemişti.

(Ntvmsnbc)

 

 

 

İstanbul Üniversitesi’nde 57 öğrenci gözaltına alındı

İstanbul Üniversitesi’nde karşıt görüşlü öğrenciler arasında kavga çıktı. Çıkan kavgada bazı öğrenciler ve bir polis hafif şekilde yaralanırken, olayla ilgili 57 öğrenci gözaltına alındı.

İstanbul Üniversitesi’nin Laleli’de bulunan Fen-Edebiyat Fakültesi’nde sabah saatlerinde meydana gelen kavgada fakülte binasına gelen ve Müslüman Gençlik grubundan olduğu belirtilen kalabalık bir grup ile karşıt görüşlü öğrenciler arasında kavga çıktı. Olaylar sırasnıda yaralananlar olurken, fakülteye giren çevik kuvvet polisleri 18’i kız, toplam 57 öğrenciyi gözaltına aldı.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi’nde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylar yeniden alevlendi. İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi içerisinde birbirlerine giren öğrencileri çevik kuvvet ekipleri ayırdı.

Fakültenin kapılarını kapatan polisler giriş-çıkışlara izin vermezken, gözaltı sayısının artabileceği kaydedildi. Çevik kuvvet ekipleri gözaltına alınan öğrencileri ifadelerinin alınması için Emniyet Müdürlüğü’ne götürdü.

Gözaltı sırasında öğrenciler ile çevik kuvvet ekipleri arasında gerginlik yaşanırken, bazı öğrenciler yapılan gözaltıları sloganlarla protesto etti.

Öğrenci Kollektifleri’nden yapılan açıklamada, olaylara müdahale eden polislerin, sınıflara girerek çok sayıda öğrenciyi gözaltına aldığı öne sürüldü.

(T24, Radikal)

 

Gökçekzedelere yeni hizmet. Melih Gökçek bana dava açtı mı com.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kendisine yönelik twitter mesajlarının sık sık dava konusu etmesi üzerine haberi olmadan davalı durumuna düşme ihtimali bulunan Melih Gökçek sevmezler için bir internet sitesi açıldı: www.melihgokcekbanadavaactimi.com

Gökçek’in twitter’da kendisine yönelik yorumlar ya da kendi tweetlerine gelen cevaplarla ilgili  600 civarında dava açtığı belirtiliyor.

Melih Gökçek Bana Dava Açtı mı.Com sitesi de olası davalılara, Gökçek’in kendisine de dava açıp açmadığı konusunda hizmet sunuyor.

Sitedeki testi cevaplayanlar verdikleri yanıtlara göre, “Görünürde dava falan yok, siz yine de adliyeden uzak durun”, “Posta kutunuzu kontrol ediniz” gibi yanıtlar alıyor.

17 yaşındaki İrem Aksoy, Melih Gökçek ile ilgili attığı tweet nedeniyle gözaltına alınmıştı

Sitede ayrıca, “Bu sitedeki içerikler gerçeği yansıtmamaktadır. Melih Gökçek, size dava açmış olabilir, olmayabilir de…” uyarısı da yer alıyor.

Bilinen son kurban 17 yaşındaki İrem Aksoy

Gökçek’e twitter’da verilen yanıtlarla ilgili son olarak kendisine “#EdepsizsinMelihGokcek” hashtag’i ile tweet atan 17 yaşındaki lise öğrencisi İrem Aksoy’un, İstanbul’da öğrenim gördüğü Beylikdüzü Cahit Zarifoğlu Lisesi’nde 7 polis tarafından 27 Şubat’ta gözaltına alınmıştı.

(Yeşil GazeteDemokrat Haber)

 

Saroyan ülkesi – Ufuk Uras

32. İstanbul Film Festivali birbirinden güzel filmlerle yaşantımızdaki önemini sürdürüyor. Dile kolay, kesintisiz 32 yıldır dünya sinemasıyla bizi buluşturuyor bu şölen.

Festival filmleri 1982’de başladığında varolan sinema salonları teker teker vandalizmin kurbanı olduğu için, bugün filmleri buruklukla izliyor olsak da anlam dünyamızı zenginleştirmeyi sürdürüyor bu etkinlikler. Diyelim, Paris’te Opera binasını alışveriş merkezine çevirip operayı da 6. kata çıkarmak kimsenin aklına gelmezken, bizdeki arsızlığın haddi hesabı yok. Üstelik Emek sineması artık kamunun da değil, özel çıkarlara peşkeş çekilmiş halde.

Bu atmosferde, her gün yaşadığımız hoyratlıkların, ihtimam eksikliklerin ve daha da ötesi insani dram ve yokoluşların izine, yönetmeni Lusin Dink’in belgedram diye adlandırdığı Saroyan Ülkesi (Saroyanland) filminde bir kez daha tanık oluyoruz.

Tıklım tıklım dolu Atlas sinemasında Willam Saroyan’ın, 1964’de Amerika’dan memleketi Bitlis’e ziyaretinin izlerini soluğumuz kesilerek izledik. Giderek kendi içimize dönük bir yolculuğa dönüşen film, enfes bir görüntü ve müzik eşliğinde Saroyan’ın yolculuk anıları notlarıyla devam etti. Trabzon, Van, Bitlis yolculukları o toprağın, taş evlerin ve oraların yerlisi bir kaplumbağın o sessiz sesini, çığlığını duyurdu yüreğimize.

Film sonrası sohbette yıllardır ülkesine dönememiş insanlardan, Ermeni Lisesi öğrencilerine, insanlığın o büyük ailesini oluşturduk. Rakel Dink’in gözünde hissettiğim pırıltı bizlere yetti.

24 Nisan’a yaklaşırken, ortak acımızı bir kez daha anarak, özrümüzü yine Taksim Meydanı’nda dilediğimizde, bizi anlamayan, hoyrat davranan, hiç sıkılmadan karşımızda eylem yapan Ergenesol’unu belki de kendi çözülüşü ile başbaşa bırakmak en doğrusu.

Özür dileyerek yapılan yüzleşme, sizi İttihat Terakki’nin katilleriyle mi özdeşleştiriyor, yoksa o büyük insanlıkla mı bütünleştiriyor? “Biz mi yaptık ki özür dileyeceğiz” anlayışsızlığını da kendi küt dünyalarının cehenneminde bırakmak gerekiyor.

Sinema günlerinde Srdan Golubovıc’in Circles (Kesişen Yollar) filmi de çok etkileyiciydi. Bosna savaşında bir Müslüman esnafı öldürmeye kalkan Sırp askerlerine engel olduğu için öldürülen başka bir Sırp askeri Srdjan Aleksic’in anısına yapılan film, kafalardaki edinilmiş klişe karşıtlıkları aşarak, aynı toplum içindeki vicdanlılarla vicdansızları cinayetten 12 yıl sonra yüzleştirmeyi sağlıyor. Filmin Sırp milletçiliğini çok rahatsız ettiğini söylememe gerek yok. Bütün milliyetçi retorikler zaten birbirine benziyor; Sırp milliyetçisi ile Yunan milliyetçisi ya da bir Türk milliyetçisi arasında herhangi bir fark yok. Halbuki yönetmenin vurguladığı gibi siyasetin de ötesinde, vicdani, insani bir meseleyle yüzleştiriyor film bizi.

Bir haksızlık, adaletsizlik olduğunda, niçin kimimizin sırtını dönüp, kimimizin üstüne gittiğimizin bilimsel bir açıklaması yok. Sanat da bu insani gizemi çözmek için var zaten.

Bu hafta sonu İsveç’te Süryani toplumuyla birlikte olacağız. Bu toprakların kadim halkıyla başka bir ülkede buluşmak galiba hala süren en büyük ayıbımız. Umarım barış süreci bütün halkların anayurtlarına dönmesi ile sonuçlanacaktır. O yüzden barış sürecini bütün kalbimizle destekliyoruz. Barışa sunulan desteği iktidara destek gibi gösteren savaş cephesine, Selahattin Demirtaş’ın verdiği, “Biz AKP’yi değil, barışı destekliyoruz,” yanıtı hepimize tercüman oldu. Tabii anlayarak sürecin usulen değil, gerçekten bir parçası olanların çoğalmasıdır muradımız.

Yıllar önce Filistin’e Özgürlük mitinginde kürsüden konuşurken, bazı İslami gruplar, “Kudüs bizimdir, bizim kalacak,” diye slogan attıklarında, onlara seslenerek: “Bugünkü İsrail yönetiminin de tezi bu değil mi? Neden bu dünya şehri hepimizin olmasın, ortak değerimiz olarak kalmasın?” diye sormuş ve sessiz bir düşünme anıyla karşılaşmıştım. Galiba işin anahtarı da burada saklı: Senin, benim değil, hepimize ait bir dünya daha güzel ve anlamlı olacak, umut ve barış böyle yeşerecek. Yeter ki kendi sözcüklerimizin, coğrafyalarımızın, sabitleşmiş, taşlaşmış kimliklerimizin tutsağı olmayalım. Farklılıklarımız anlam dünyamızı zenginleştirsin, anlamlarımız farklılıklarımızı güzelleştirsin.

Ve ülkemizde bu özlemi gerçekleştirmek de sevgili Saroyan’a sözümüz olsun bizim.

Ufuk Uras – Özgür Gündem

Microsoft tüm Balyoz tutuklularına tahliye getirebilir

Balyoz sanığının açtığı davada Microsoft’tan bir yazı geldi: “Balyoz metninde kullanılan fontu 2007’de piyasaya sürdük.” Balyoz davasına konu olan seminer planının gerçekleştiği tarih ise 2003…

Vatan Gazetesi’nden Öge Demirkan’ın haberine göre;

Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, Yargıtay aşamasında olan Balyoz davasıyla ilgili çarpıcı bir gelişme yaşandı. Geçtiğimiz günlerde mahkemeye gönderilen bir belge belki de Balyoz davasında yargılanan başta havacılar ve denizciler olmak üzere birçok askerin serbest kalmasına yol açacak.

‘CALİBRİ FONTU’ Vatan gazetesinin haberine göre davayla ilgili yeni gelişme, daha önce gündeme gelen, Balyoz Darbe Planı metninde kullanılan fontla ilgili. Sanıkların talebiyle daha önce hazırlanan bilirkişi raporlarında, metinde kullanılan ‘calibri fontu’nun Microsoft tarafından 2007 yılında üretildiği, oysa darbe metninin 2003’te oluşturulduğu kaydedilmişti. Bu iddialar resmi olarak mahkeme tarafından hiçbir zaman kabul edilmediği gibi raporlar resmi delil stasüsü kazanmadı. Bunun üzerine, davanın sanıklarından Beyazıt Karataş, Adalet Bakanlığı ’na, bu uygulamalar yüzünde tazminat davası açmıştı. Karataş, adil yargılanma hakkının engelendiğini iddia ederek mahkemeye başvurmuştu. Dava ise 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 200/376 Esas numarası ile görülmeye başladı. Karataş’ın avukatı Haluk Pekşen bundan sonraki gelişmeyi şöyle anlatıyor: “Darbe planının metni olduğu söylenen belgenin yazıcı çıktıları Microsoft firmasına yollandı. Burada kullanılan yazı karakteri soruldu. Microsoft tarafından bunun Calibri fontu olduğu belirtildi. Ayrıca bu fontun 2007’de piyasaya sürüldüğü ifadesi de yer aldı. Böylece bu belge ‘resmi delil’ statüsü kazandı.”

‘FONT DEĞİŞİKLİĞİ TESPİT EDİLEBİLİR’ Avukat Pekşen şunları söyledi: “ TÜBİTAK raporuna göre CD’ler 2003 yılında kapandı. Öleyse bu fontun işi ne? Bugün Yargıtay 9. Ceza’ya müvekkilimin bırakılması için itirazda bulunacağım.” Pekşen’e Balyoz savcısının “CD’ler 2007’ye kadar hep yenilendi” ifadesini hatırlatıp, ‘Bu yenile sırasında font da değiştirilmiş olamaz mı?’ diye sorduğumuzda, “Microsoft, font değişikliği varsa tespit edileceğini bildiriyor. Ancak şimdiye kadar font hiç araştırılmadı. Araştırılırsa zaten sonra üretildiği ortaya çıkacaktı” dedi.

İran’da 7.8 şiddetinde deprem

Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi, İran’da 7.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu.

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi, İran’da 7.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu. ABD Jeolojik Araştırma Merkezi, depremin büyüklüğünü önce 8.0 olarak verdi.

Pakistan sınırına yakın bölgedeki deprem Türkiye saatiyle 13.44’te meydana geldi.

İran ise, depremin büyüklüğünü 7.5 olarak duyurdu. Depremin meydana geldiği bölgenin Sistan ve Belucistan olduğu belirtildi.

İran Sismoloji Merkezi, depremin derinliğini 18 kilometre olarak verdi.

İran’daki depremin tüm Körfez bölgesinde, Pakistan ve Hindistan’da hissedildiği açıklandı.

İran’ın Buşehr eyaletinde 9 Nisan’da 6.1 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmişti. Depremde 40’a yakın kişi yaşamını yitirmişti.

(NTV)

DİSK: 1 Mayıs’ta her koşulda Taksim’e

0

DİSK 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin bir basın toplantısı düzenlendi. Genel Başkan Kani Beko, 6 Nisan Cumartesi günü yapılan olağanüstü genel kurul toplantısıyla göreve başladıklarını duyurarak 1 Mayıs’ta her koşulda Taksim’i hedeflediklerini söyledi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) tarafından 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin DİSK Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda konuşan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, 6 Nisan Cumartesi günü yapılan olağanüstü bir genel kurul toplantısıyla göreve başladıklarını anlattı.

Beko, 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlayacaklarının altını çizerek, basın açıklamasını okudu. Kani Beko şunları söyledi, “Türkiye’nin 10 yılına damgasını vuran AKP hükümetiyle oluşturulmak istenen yeni siyasal rejim, emekçi sınıfların sömürüsünü derinleştirdiği gibi aynı zamanda sermaye egemenliğini de pekiştirmiş, AKP iktidarı eliyle sürdürülen ve emperyalizmin bölgemizdeki yeni politkalarıyla uyumlu olarak uygulanan bu siyasi proje işçi ve emekç kitleler için yıkıcı sonuçlar doğurmuş, kamu ağırlıklı, güvenceli, sendikalı istihdam düzeninin yerini işsizliği kronikleştiren bir model, taşeronlaştırma ile birlikte emek gücünün değerinin düşürülmesini hedefleyen ve güvencesiz çalıştırmanın yaygınlaştırıldığı, genel istihdam ilişkileri almış, işçi sınıfının en büyük genişlemesini yaşadığı bir dönemde sendikalar sermayenin ve devletin bilinçli ve sistemli politikalarıyla zayıflatılmıştır. Sendikal hareketin bu yeni dönem aşacak tarzda örgütlenmesi konusunda sancılar yaşadığı, Türkiye işçi sınıfını ve toplumu tümüyle örgütsüz bırakmayı, toplumu sermayenin hegemonyası altına almayı, emperyalizmin bölgesel jandarması haline gelmeyi, topluma bağnaz bir yaşam modeli dayatmayı amaçlayan iktidara karşı bütünlüklü bir programa sahip, birleşik bir mücadelenin, Kürt sorununda çözüm arayışlarının ön plana çıktığı bu sürecin işçi sınıfı ve emekçi halkların ortak iradesiyle gerçek bir barışa dönüşeceğinin, işçi sınıfının birliği ve halkların kardeşliği temelinde mücadelenin sürdürülmesi gerektiğinin bilinciyle 1 Mayıs’a gidiyoruz. DİSK olarak 1 Mayıs 2013 birlik, mücadele ve dayanışma gününü, kardeş sendikalarımız ve meslek örgütleri olarak en geniş ortak birlikteliği yaratarak, kutlamak için başta Taksim 1 Mayıs alanı olmak üzere ülkenin dört bir tarafında tüm mağdurlarla, yoksullarla, dışlananlarla, işçilerle, beyaz ve mavi yakalı tüm kamu emekçileriyle, mimar ve mühendislerle, doktorlarla, aydınlarla, sanatçılarla, kadınlarla, gençlerle, emekçilerle, basın emekçileriyle 1 Mayıs alanlarında olacağız.”

“KOŞULLAR VE ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN, ORADA OLACAĞIZ”
Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Beko, Taksim Meydanı’nda devam eden çalışmalar hatırlatılınca, “Taksim’de fiziki olarak söyledikleriniz doğru. Ancak takdir edersiniz ki, 1 Mayıs 1977 yılında faşist katiller tarafından katledilen 36 arkadaşımızın anısına koşullar ve şartlar ne olursa olsun, DİSK bugüne kadar birlikte hareket ettiği kardeş meslek odaları ve sendikalarla orada olacak. Diğer konferderasyonlarla beraber Taksim alanına birlikte çıkmayı hedefliyoruz” diye konuştu. Beko, konuya ilişkin valilikle bir takım görüşmelerin olduğunu belirterek, “Taksim alanıyla ilgili bir sıkıntı çıkacağını sanmıyorum” dedi.

BARIŞ KALICI BİR ŞEKİLDE TESİS EDİLMELİDİR
Kani Beko, barış sürecinin 1 Mayıs gündeminde olup olmayacağının sorulması üzerine, “Sokaklara çıktığımızda haykırdığımız bir slogan var; işçilerin birliği, halkların kardeşliği. DİSK bunu söylerken boş bir slogan olduğundan değil, biz inandığımız için bunu söylüyoruz. Yıllardan beri Kürt sorunuyla ilgili demokratik bir çözümü talep eden bir konfederasyonuz biz. İnsanlarımız bugün Türkiye’de Kürtler ve Türkler bir arada, barış içerisinde yaşamayı istiyorlar. 30 yıldan bu yana 50 bine yakın insanımızı kaybettik. 30 bine yakın insanı daha kaybetmek istemiyorsak, kesinlikle bu ülkede barış kalıcı bir şekilde tesis edilmelidir” diye konuştu.

1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’ndan başka bir alanda kutlanmasının gündemde olup olmadığı sorulunca Beko, “Hedefimiz Taksim alanı. Başka alternatifimiz yok. Birlik, dayanışma, mücadele gününü Taksim alanında kutlayacağız” dedi. Beko, 1 Mayıs’taki ana sloganlardan birinin de taşeronlaşmaya karşı mücadele çağrısı olacağını kaydetti.

(Ajanslar)

“Benim Çocuğum” belgeselinin TBMM özel gösterimine ilgi düşük kaldı

Benim Çocuğum belgeselinin meclis özel gösterimine 548 milletvekilinden yalnızca altısı katıldı. Çocukları lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) olan ailelerin hikâyelerini anlatan filme CHP’den Aykan Erdemir, Gürsel Tekin, Sezgin Tanrıkulu, Melda Onur ve Tufan Köse katılırken AKP’den ise sadece Safiye Seymenoğlu özel gösterimde hazır bulundu.

Kaos GL’den Ömer Akpınar’ın haberine göre gösterim öncesi düzenlenen kokteyl sırasında bir açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, “siz bu filmle milyonlarca aileye örnek oluyorsunuz,” diyerek filme fon sağlamayan Kültür Bakanlığı’nı eleştirdi.

CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir ise İstanbul’daki Onur Yürüyüşü’ne bu yıl CHP’den bir ekiple katılabileceklerini belirtti. Erdemir, milletvekillerinin “Benim Çocuğum” filmini izleyerek cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıklara karşı mücadelede doğru kararlar verebilmelerini temenni etti.

AKP Milletvekili LGBT haklarını allaha havale etti

Gösterime AKP adına katılan Trabzon Milletvekili Safiye Seymenoğlu, ailelerin ne hissettiğini öğrenmek için filmi izlemeye geldiğini söyledi. Seymenoğlu, partilerinin gündeminde LGBT haklarının olmadığını ifade ederken kendisinin bu konuda öncülük edebileceği yorumuna ise “inşallah” şeklinde yanıt verdi.

“Benim Çocuğum” İstanbul’da vizyona giriyor

Belgeselin yönetmeni Can Candan

Gösterimin ardından gerçekleşen söyleşide filmin yönetmeni Can Candan, Mayıs sonunda İstanbul ve Ankara’da belgeselin az sayıda salonda olsa da vizyona gireceğini söyledi. Yönetmen, gösterimlerin devamının gelmesi için seyircilerin ilk 3 günkü katılımının çok önemli olduğunu ekledi.

(Kaos GL)

Antartika’da buzul erimesi son 50 yıl içerisinde 10 kat arttı

Avustralyalı ve İngiliz araştırmacıların açıkladıkları rapor, yaz aylarının gelmesiyle birlikte, Antartika’daki buzulların erime seyrinin son bin yılın en yüksek seviyesine çıktığını ortaya koydu. Söz konusu rapor, Antartika buzulları ve buz katmanlarının küresel ısınmaya dair ne kadar hassas olduklarını da bir kez daha kanıtlarla belgeliyor.

Avustralya Ulusal Üniversitesi ve İngiltere Antartika Bir buz çekirdeğinden alınan verilere göre 600 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında erime yoğunluğu son 50 yıl içerisinde 10 kat artmış durumda

Avustralya Ulusal Üniversitesi ve İngiltere Antartika Araştırmaları Kurumu’nun ortak araştırmasında bir buz çekirdeğinden alınan verilere göre 600 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında erime yoğunluğu son 50 yıl içerisinde 10 kat artmış durumda.

Araştırmaya başkanlık eden uzman Nerille Abram, “Kesin kanıtlara göre, iklim ve çevre koşulları Antartika’nın bu bölgesinde değişikliğe uğramış durumda” sözleriyle durumun ciddiyetini vurguluyor.

Sıcaklık 3 derece arttı

Son 600 yıla oranla sıcaklığın 2,9 derece arttığını tespit eden ekip, erime yoğunluğunun da son 50 yılın en yüksek seviyesine çıktığı bilgisine ulaştı.

Tüm bu veriler, söz konusu erimenin iklim açısından endişe verici bir seviyeye ulaştığını ortaya koyuyor.

Abram, buzul bölgesinde ısının 0 derecenin üzerine çıkmasının erimeyi hızlandıran hassas bir artış olduğunun altını önemle çiziyor.

İngiltere Antartika Araştırmaları Kurumu’ndan Robert Mulvaney ise son elli yıldır devam eden erime nedeniyle Antartika buzullarının büyük olasılıkla çökmeye başlayacağını belirtiyor.

(Deutsche Welle Türkçe)