Ana Sayfa Blog Sayfa 4344

Diego ile Fidel, Havana’da hasret giderdi

0

Arjantinli ünlü futbol adamı Diego Armando Maradona, eski Küba lideri Fidel Castro’yu Havana’da ziyaret etti.

Küba Komünist Partisi yayın organı Granma, Maradona ile Castro’nun gülümserken ve el sıkışırken göründüğü fotoğrafa yer verdi.

Maradona’nın Castro’yu ziyareti, Granma tarafından “iki eski dostun neşeli ve verimli görüşmesi” diye nitelendi.

Maradona, Fidel Castro ile Küba’yı ilk kez ziyaret ettiği 1986’da tanışmış, madde bağımlılığı tedavisi için de bu ülkeye gitmişti.

Venezuela’da dün yapılan devlet başkanlığı seçiminin galibi Nicolas Maduro’nun seçim kampanyasında yer alan Maradona, geçen hafta Venezuela’nın başkenti Caracas’ta, kent merkezinde toplanan vatandaşlara imzaladığı topları dağıtmıştı.

(Ntvmsnbc)

 

 

Tonyalılar bakanın tehditlerine rağmen Çimento Fabrikasını yaptırmamakta kararlı

Tonya Çevre Platformu, Tonya’da yapılmak istenen çimento fabrikasına karşı Meclis’e gidiyor.

Trabzon’un Tonya ilçesinde EMBA tarafından yapılmak istenen çimento fabrikasına yerel halk tepkili. Tonya Çevre Platformu, fabrika projesini protesto etmek için bugün (salı) öğlen saatlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde buluşmak için otobüslerle Ankara’ya gidiyor.

EMBA tarafından kurulmak istenen çimento fabrikasının 2 milyon ton/yıl kapasitede olması planlanıyor.

Tonya halkı tarafından “EMBA şaşırma, Tonya’ya gelma” sloganlarıyla reddedilen proje geçtiğimiz haftalarda Tonya’da da protesto edilmişti.

EMBA’nın Tonya’da yapmak istediği çimento fabrikası ve Çayırbağı’nda inşa edeceği limanın, “bölgeyi yok edeceği” belirtiliyor.

Geçtiğimiz günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Tonya halkının çimento fabrikası protestosunda bulunanları engellememesine isyan etmiş, “Bundan sonra Tonya ile ilgili karşıma gelen hiçbir evrağı imzalamayacağım, diğer bakanlıklara da bunun bilgisini vereceğim” diyerek tehdit etmişti.

(Yeşil Gazete)


Kuzey Kore yakınlarında ABD helikopteri düştü

0

Bir ABD helikopterinin Kuzey Kore sınırı yakınlarına düştüğü bildirildi. John Kerry’nin yarımadadaki krizin çözümü için diyaloga hazırız açıklaması ise pyongyang yönetimi tarafından “sinsice bir hamle” olarak nitelendirildi.

Yonhap haber ajansının haberine göre, helikopterin düştüğü alanın Seul’un kuzeyindeki askeri üsten de uzak olmadığı bildirildi.

AFP, Blcak Hawk UH-60 model helikopterin 12 askeri personel taşıdığını duyurdu.

Helikopterin, ABD ile Güney Kore’nin ortak yürüttüğü askeri tatbikat sırasında düştüğü belirtilirken, ölü ya da yarlı konusunda herhangi bir açıklama yapılmadı. Kazanın nedenin araştırmak üzere başlatılan soruşturmanın devam ettiği ifade edildi.

Nükleersiz diyalog çağrısına Pyongyang’dan ret

Yarımadada gerginlik ise tırmanmaya devam ediyor. Pyongyang yönetimi, ABD ve Güney Kore arasında ortak yürütülen tatbikatın derhal sonlandırılmasını, aksi takdirde kendisini savunmak için “önleyici nükleer saldırı” düzenleyebileceğini belirtiyor.

Bu arada dört günlük Asya turunun sonunda Japonya’da konuşan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Kore’nin ulusararası yükümlülükler çerçevesinde “anlamlı adımlar” atması durumunda görüşmeye hazır olduklarını açıkladı.

Kore Yüksek Halk Meclisi Başkanı Kim Yong-nam ise yarımadadaki krizin diyalogla çözülmesi önerisini “sinsice bir hamle” olarak nitelerken, dünya ülkeleriyle barışçıl ilişkiler kurmaya hazır olduklarını ancak nükleer bir ülke olmaktan vazgeçmeyeceklerini belirti.

Nükleerin ABD’ye karşı bir savaşta caydırı bir güç olduğunu ve asla bundan vazgeçmeyeceklerini belirten Kim, nükleer gücün Kore’yi yeniden birleştirecek bir hazine olduğunu ifade etti.

(soL)

‘Kimyasal silahların kaynağı Türkiye’

0
Suriye Enformasyon Bakanı Ümran el-Zubi, Türkiye, İngiltere ve Fransa’yı Suriyeli muhaliflere kimyasal silah temin etmekle suçladı.

Suriye Haber Ajansı SANA’nın haberine göre, Beşşar Esad güçlerinin muhaliflere karşı kimyasal silah kullandığı yolundaki iddiaları reddeden el-Zubi, “Han el-Assal’a atılan roketler nereden geliyor? Bunlar kimyasal silahları nereden buldu? Bu kimyasal silahların kaynağını Türkiye, İngiltere, Fransa ve diğer devletlere sormak gerekir” dedi.

The Times gazetesi, İngiliz askeri gözlemcilerin Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair kesin deliller bulduğunu duyurmuştu.

Beşşar Esad yönetimi de son olarak BM kimyasal silah inceleme heyetinin Suriye’ye girmesine izin vermeyi reddetti.

(Cumhuriyet)

Chatham House: “Biyoyakıt kullanımı akıldışı ve fosil yakıtlardan da kötü”

İngiltere’de Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House tarafından hazırlanan raporda sürdürülebilir olarak lanse edilen biyoyakıtlara bağımlılığın gıda fiyatlarını yükselteceği belirtildi.

BBC Çevre Muhabiri Matt McGrath’ın haberine göre Enstitü ayrıca Birleşik Krallık’ın akıldışı biyoyakıt kullanımının önümüzdeki 12 ayda sürücülere maliyetinin 460 milyon sterlin olacağını da açıkladı.

Birleşik Krallık’taki biyodizelin çoğu kullanılmış yemeklik yağlardan elde ediliyor

Raporu kaleme alanlar bitkisel yağlardan elde edilen biyodizelin iklim açısından fosil yakıtlardan daha kötü olduğunu ileri sürüyor. AB kanunlarına göre biyoyakıtlar Birleşik Krallık’ta ulaşım yakıtlarının %5’ini karşılamak durumunda.

2008’den bu yana İngiltere’deki yakıt tedarikçilerinin benzin ve dizelin içerisine artan oranlarda sürdürülebilir yakıt koyması zorunlu kılındı. Bu eklenen biyoyakıtlar genellikle mısırdan elde edilen ethanol ile kolza, iç yağı ve kullanılmış yemeklik yağdan elde edilen biyodizel.

Chatham House tarafından yürütülen araştırmaya göre ise bu %5’lik oran ülkedeki sürücülerin yıllık 460 milyon sterlin daha fazla ödemesi anlamına geliyor çünkü bu yakıtlar hem daha pahalı hem de daha düşük enerji taşıma kapasitesine sahip oldukları için daha sık doldurulmaları gerekiyor.

Rapora göre Birleşik Krallık AB  hedeflerini tutturmak istiyorsa 2020’ye kadar bu maliyet yıllık 1.3 milyar sterline yükselecek.

“İyi bir haber bulmak güç” diyor Chatham House’un tecrübeli araştırmacısı Rob Bailey. Biyoyakıtlar maliyetleri yukarı çekiyor ve karbon emisyonlarını azaltmak için çok pahalı bir yöntem.”

AB Bioyakıt talimatlarının gıda piyasası üzerinde de oldukça saptırıcı etkileri oldu. Kullanılmış yemeklik yağların biyodizel için en önemli alternatiflerden birisi olması fiyatları hızla yükseltti. Rob Bailey’e göre 2012 yılı sonunda yemeklik yağların fiyatı rafine palmiye yağından daha yüksekti.

“Bu finansal bir fırsat yaratıyor: rafine palmiye yağını al, içerisinde bir dilim patates kızartıp kullanılmış yağa çevir, sonra da kâr edip sat. Çılgınca ama bu durum şu an gerçek”

Kolza tarımı Endonezya’da ormanların tahribatına yol açıyor

Kolza tohumundan elde edilen yağ AB çapında yaygın olarak biyodizel üretiminde kullanılıyor

Ayrıca kolza ekimi için ayrılan alanın çözüm olduğundan daha büyük iklim problemlerine yol açtığı konusunda da endişeler var. Bu bitkilerden elde edilen yağlar ne kadar fazla kullanılırsa, yemeklik yağlar pazarında o derece büyük bir açık oluşuyor. Bu durum Endonezya’da, çoğunlukla orman tahribatını peşinden getiren palmiye yağı ithalatına neden oluyor.

“Bu dolaylı etkileri göz önüne aldığınızda, bitkisel yağlardan elde edilen biyodizeli kullanmanın küresel ölçekte, dizel yakarak salacağınızdan çok daha fazla karbon salımına neden olduğunu görüyorsunuz” diyor Rob Bailey.

“Üstüne üstlük, sürücülere de bunun için daha fazla para ödemeleri gerektiğini söylüyorsunuz. Hiç mantıklı değil, tamamen akıldışı bir strateji.”

Biyoyakıtların Faydaları

Endüstriyi temsil eden Avrupa Biyodizel Dairesi (EBB) talimatın neden olduğu sorunların farkında olduklarını söyledi. Ancak biyoyakıtların birçok faydası olduğuna da inanıyorlar.

EBB proje müdürü Isabelle Maurizi’ye göre “Dünya’daki tüm problemler için biyoyakıtları suçlamak biraz abartı oluyor”.

“Birçok fayda getirdi. Dizelimizin güvenle tedarik edilebilmesini sağladı, tohumunu kullandığımız kolza bitkisi sayesinde AB’nin hayvan yemi ithalatını azalttı. Eğer biyodizel olmasaydı çiftçiler topraklarını yemek ve besin olmadan atıl bırakacaklardı!”

Birleşik Krallık %5’lik seviyeye geldiğinde hükûmet 2020 yılında üçe katlanacak biyoyakıt masrafları karşısında zor bir karar aşamasında.

Yakın kaynaklar Brüksel ile biyoyakıtların dolaylı etkileri üzerinde bir uzlaşmaya vararak neyin biyoyakıt sayılıp neyin sayılmayacağı konusunda bir sonuç çıkarmaya çalışılacağını söylüyor. Ancak şu anki durumdan istifade eden tarım sektörü güçlü ülkelerle anlaşmaya varmak güç olacak.

“Eğer içerisinde tarım ve petrol şirketlerinin olduğu bir lobi varsa orada hükûmetlere U Dönüşü yaptırmak çok zor” diyor Rob Bailey.

Haber: Bora Kabatepe

(Yeşil Gazete, BBC)

 

 

 

 

[Özel Haber] Türkiye 2011’de ne saldı?

Türkiye’nin sera gazı salım istatistiklerini derleyen rapor, 2011 yılını da kapsayan son sürümüyle yayınlandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan raporda çarpıcı veriler var.

Arazi kullanımı, arazi değişikliği ve ormancılıktan kaynaklanan salımların hesaba dahil edilmediği rapora göre, Türkiye’nin toplam sera gazı salım miktarı, 2011 yılında 422, 4 milyon ton karbon dioksit eşdeğerine yükseldi.

Bu, 1990’a göre %124’lük bir artış anlamına geliyor.

 

Türkiye'nin kişi başı karbondioksit eşdeğer sera gazı salımlarındaki artış

 

Bu salımın %71’ini enerji kaynaklı salımlar oluştururken, iklimi bozan diğer salıcılar %13 ile endüstriyel işlemler ve %9’la atık olarak belirlendi. Tarım ise %7’lik payıyla en düşük salım gerçekleştiren alanlardan biri oldu.

Arazi kullanımındaki değişiklikler hesaba katılmamış olmasına rağmen, kişi başı sera gazı salımlarında ise 1990 yılında 3,42 ton/kişi olan istatistikler, 2011 yılında 5,71 ton/kişiye ulaştı.

Bu durumda Türkiye, şu anda 5 ton/kişi civarında hesaplanan dünya ortalamasının üstünde bir hızla iklimi kirletiyor.

Sera gazlarının başlıcaları olan karbondioksit (CO2), metan (CH4) ve diazot monoksit (N2O) dağılımlarına baktığımızda ise, karbondioksitin payında hızlı bir yükselme göze çarpıyor – 1990 yılnda 141, 56 milyon ton olan karbondioksit salımları, 2011 yılında 344, 7 milyon tona kadar çıkarak %150’ye yakın yükselmiş.

 

Sektörlere göre sera gazı salımı (Karbon dioksit eşdeğeri milyon ton)

 

Bu yükselişin temel “direği”nin ise enerji sektörü ve sanayi olduğu görülüyor: Enerji sektörünün sera gazı salımı 132, 88 milyon tondan 301, 25 milyona tona çıkarak %130 civarında artarken, endüstriyel işlemlerdeki artış 15,44 milyon tondan 56,21 milyon tona, %400’e yakın olmuş.

 

Enerji sektöründeki artışın temel sebebi ise, yaklaşık 120 milyon tonluk salımla elektrik üretim santralleri olmuş. Bu santrallerin genel enerji salımları içindeki payının 1.5 kat artması da bu bilgiyi doğrular nitelikte.

Diğer bir deyişle, Türkiye’nin saldığı sera gazlarının yaklaşık %30’u, kömür başta olmak üzere fosil yakıt santrallerinden kaynaklanmış.

Başka bir dikkat çekici konu da, atıklardan kaynaklanan salımlarda yaşanan artış: 1990 yılında 9,72 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplanan atık kaynaklı salımlar, 2011 yılında 36,13 milyon tona çıkmış.

Konuyla ilgili Yeşil Gazete’ye konuşan TEMA Vakfı İklim Projeleri Sorumlusu Gökşen Şahin, “1990’a göre sera gazı salımlarını % 124 arttıran Türkiye, iklim değişikliği ile mücadele etmek yerine iklim

TEMA Vakfı Çevre Koordinatörü ve İklim Projesi Sorumlusu Gökşen Şahin

değişikliğine sebep olmaya devam ediyor.” diyor.

Şahin sözlerini şöyle bitiriyor:  “İklim değişikliğini durdurmak için Türkiye’nin uyum politikalarının yanısıra acilen mutlak sera gazı salım azaltım hedefi koyması, bu hedefi enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji hedefleri ile destekleyerek bu alanlardaki yatırımları desteklemesi.”

İklim değişikliği, insan aktivitelerinden kaynaklanan sera gazı salımlarının neden olduğu ve bilim dünyası tarafından “İnsanlığın tarih boyunca karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike” olarak nitelenen bir olgu.

Türkiye, dünyada sera gazı salımlarını en hızlı arttıran ülkelerden biri. Hükümet tarafından ısrarla uygulanan ve sayıları hızla çoğaltılmak istenen kömürlü termik santraller, fosil yakıt merkezli “çılgın” projeler ve genel “kalkınma” politikalarının da körüklediği iklim değişikliği, çoğunluğu Afrika ve Güney Doğu Asya’da olmak üzere her yıl milyonlarca insanın ölümüne neden oluyor.

 

(Yeşil Gazete)

 

ABD’de ekoloji aktivisti olmak da bunun hakkında yazmak da suç

Grist.org’da Susie Cagle imzası ile yayımlanan yazıyı Yeşil Gazete ekibinden Ali Serdar Gültekin‘in çevirisi ile sunuyoruz.

***

Daniel McGowan

Doğa aktivisti Daniel McGowan serbest bırakıldı ancak henüz yakayı kurtarabilmiş değil. Oregon kereste şirketine karşı  kundaklama iddiasıyla yedi yıl hapis yattıktan sonra düşüncelerinin onu nasıl terörist olarak damgaladığı hakkında yazmaktan tekrar hapse atıldı. Fikirlerini yayınlamaması ve basınla konuşmaması konusunda uyarıldıktan sonra ise serbest bırakıldı.

McGowan, Earth Liberation Front tarafından gerçekleştiği iddia edilen kundaklama nedeniyle hapis cezası almasını konu alan 2012 yılı Oscar ödülü sahibi “If a Tree Falls” belgeselinin ana karakteri. Aralık ayında New York’da mahkumların rehabilitasyon için tutulduğu bir tesise gönderildikten sonra tahliye edildi.

McGowan cezasının 2 yılını, dış dünya ile telefon ve mektup yoluyla temasının oldukça kısıtlandığı tecritte geçirdi. 1 Nisan’da Huffington Post’ta yayınlanan bir makale onun nasıl dış dünyadan tecrit edildiğini gözler önüne serdi: Federal Cezaevleri Bürosu (BOP) onun hücresinde oturup doğa aktivistliği konusunda kaleme aldıklarından hoşlanmıyordu. “Kısaca, benim politik bakış açım sebebiyle, hükümet benim dış dünya tarafından duyulmamın daha güç olduğu bir birime gönderdi,bu cezayı alma sebebim  inançlarım” diye yazıyor. McGowan bu detayları kendisi ve tecritte olan diğer mahkumlar hakkındaki dava dosyasından öğrendi. Dava dosyasında BOP’un bazı suçlayıcı notları yer almakta.

“Beni bu en sıkı şekilde tecrit edilmiş birime aktarma gerekçesi olarak kullanmışlar bu suçlayıcı notları:

Benim doğa ve hayvan özgürleşmesi hareketlerini “birleştirmek” ve yeni üyeleri geçmişin hataları hakkında “eğitmek” için girişimlerim; benim “saldırganlık her türlü durumda etkili midir?” konulu  yazılarım; küresel meselelere odaklanarak doğa hareketlerine birlik kazandırmak hakkında yazdığım bir mektup; bakış açımı internetten paylaşarak hareketin sözcüsü olduğum gerçeği; ve yazılarımdan dolayı BOP’un benim anarşist ve radikal eko-terörist gruplara destek vermeye devam ettiğime inanması.”

4 Nisan’da, McGowan’nın blog yazısı yayınlandıktan 3 gün sonra BOP’un yanıtı gecikmedi – onu, konuşmaması gereken şeyleri konuştuğu gerekçesiyle tekrar cezaevine attılar.

Anayasal Haklar Merkezinden McGowan’nın avukatları bu konuda şu açıklamayı yapıyor:

“Daniel, Huffington Post’taki blog yayınının, BOP’un “bir makale altında yayın yapılması” nı yasaklayan düzenlemesini ihlal ettiği yönünde bir tutanak aldı. BOP’un mevzubahis düzenlemesi federal mahkeme tarafından 2007 yılında anayasaya aykırı bulundu, ve 2010 da BOP tarafından ihlal edildi. Cuma günü, yani 5 Nisan’da, Daniel’in haksız göz altına alınmasını BOP’un önüne getirmemizden sonra ise serbest bıraskıldı ve tutanak geri alındı.”

McGowan’nın avukatları durumu “zor, rahatsız edici ve saçma” olarak değerlendirdi. Fakat henüz herşey bitmiş değil. Huffington Post’un konu hakkındaki açıklaması şöyle:

“Serbest bırakılması şartı olarak McGowan “BOP’dan izin almadan makale yazmak, televizyon ya da medyada görünmek, basın ya da belgesellerde yer almasını kesinlikle yasaklayan” bir belge imzalamaya zorlandı. Baskı altında imzalanan bu anlaşmayı ihlal ederse cezaevine geri dönmek zorunnda bırakılacak”

Huffington Post, BOP ile temasa geçtiğinde, büro bu iddiayı inkar etti. BOP halkla ilişkiler temsilcisi Lamine N’Diaye, “Bunu yapması yasaklanmadı” yanıtını veriyor. N’Diaye’nin Huffington Post’a verdiği demece göre McGowan yeni bir blog yazısı yazdığında “cezalandırılmayacak”.

Fakat durum endişe verici ve bu endişe verici durum sadece McGowan’ı kapsamıyorl. Onun cezaevine gitme sebebinin ne olduğu konusunu bir kenara koyduğumuzu farzedelim ve biz anayasamızın ilk maddesi olan konuşma hürriyetinin tadını çıkartalım Hiç olmazsa bir süreliğine.

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

Yazının orjinal ingilizce metni

(Yeşil Gazete, Grist.org)

 

 

Türkçe edebiyat Londra’da

Türkiye’nin odak ülke olduğu Uluslararası Londra Kitap Fuarı başladı.

Londra Kitap Fuarı başladı. Fuara, Adalet Ağaoğlu, Ayşe Kulin, Doğan Hızlan, Ahmet Ümit, Elif Şafak, İnci Aral gibi yazarların arasında bulunduğu çok sayıda kişi katılıyor.

Earl’s Court fuar merkezinde Türkiye odak ülke olarak 650 metrekarelik en geniş standa sahip. Fuara yazarların yanı sıra yaklaşık 30 yayıncı katılıyor.

Londra Kitap Fuarı Direktörü Jacks Thomas Türkiye’nin bu yılki fuarda odak ülke olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, başarılı bir fuar diledi.

Fuarda “Türk Edebiyatının Yapı Taşları”, “Eleştirmenlerin Gözünden Türk Edebiyatı”, “Türk Edebiyatında Kadın”, “İstanbul’u Okumak” konulu paneller ile söyleşiler düzenleniyor.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

ODTÜ’lülere JİTEM’ci cezası

ODTÜ ’de 19 Ocak 2009 tarihinde kendilerini cep telefonuyla gizlice görüntülediğini fark ettikleri şüpheli kişiye kimlik sordukları için yargılanan altı öğrenci, ‘hürriyetinden yoksun bıraktıkları’ gerekçesiyle 3’er yıl 4’er ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Karara muhalefet şerhi koyan üye Hâkim Filiz Yalçın Çiftlik, kararında “Öğrencilerin bu duruma tepki göstermelerini bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerde demokratik tepki olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatiyle kişi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekir” dedi. Bu kişinin jandarma tarafından istihbari amaçla görevlendirdiği Suat Y. olduğu ortaya çıkmıştı.

(Ajanslar)

Tohumun ve yerel ürünlerin şenliği Bayramiç’te!

Bu sene 3.sü düzenlenen Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği bu haftasonu, 20 Nisan’da gerçekleşecek.

Bayramiç Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen şenlikte emeği geçen kurumlardan bazıları ise Bayramiç Yeniköy, Buğday ve Bayramiç ve Çanakkale’den bir çok tohum dostu, yerelleşme aktivisti.

Etkinliğin düzenleyecilerinden ve Bayramiç Yeniköy ekibinden Mustafa Alper Ülgen, “20 Nisan da gerçekleşecek şenlik öncesi köylerde çalışmalar yapacağız,bu sene daha fazla köylünün katılmasını bekliyoruz” diyerek başladığı sözlerine şöyle devam ediyor: “Bayramiç’in yetmişin üstünde köyü mevcut. Şenlik Bayramiç kapalı pazar yerinde gerçekleşecek, köylü pazarı kurulacak, şenliğe katılacak olan toplulukların, derneklerin standları açılacak, yerel gıdaların tadımları ve satışı yapılacak.”

20 Nisan’da Bayramiç Kapalı Pazar Yeri’nde gerçekleşecek olan 3. Bayramiç Tohum Takas Şenliği’nin programı şöyle:

10:30  – Açılış, şenlik hakkında bilgilendirme, 19 Nisan’da gerçekleştirilen çalıştayın sonuç bildirisinin paylaşılması ve Muteber Yüğnük’ün ‘Sancımalar’ adlı resim sergisinin açılışı

11:00 – Çocuklarla Hikaye-Drama Etkinliği / Çanakkaleli ve Bayramiçli çocukların gönüllü misafirlerin(abla ve abilerinin) eşliğinde yapacağı yaratıcı drama etkinliği.

11:00 – Ekolojik Temizlik Atölyesi  (Buğday Ekolojik Yaşam Derneği Ekokadın Grubu)

11:30 – Kentli Köylü Kadın Buluşması (Moderatör:Ayla Seyhun – Vahşi Bahçe Projesi)

11:30 – Çocuklar ve Yetişkinlerle “Tohumunu Ek- Kendin Yetiştir ve Ye!” Atölyesi / Bayramiç Yeniköy Kazdağları Ekolojik Yaşam ve Tohum Derneği’nden Şükrü Dinler – Etkinlikle ilgili ulaşım vb. bilgi için şu sayfadan yararlanabilirsiniz

12:30 – Yemek Arası

13:00 – Sohbet  – Yerel Buğdaylar ve Gerçek Ekmek Sohbeti (Moderatörler: Ali Kader Erol / Mustafa Alper Ülgen)

13:00 – Atölye: Türkiyede Tohum Takas Çalışmalarının Değerlendirilmesi (Moderatörler:Cem Birder/Durukan Dudu)

  • Ulusal ve uluslararsı deneyimler,
  • Eleştri ve Özeleştirler,
  • Tohum Takas Çalışmalarının Bilimsel ve Sosyal Altayapısı,
  • Strateji ve Hedefler

14:00 – Çocuklar İçin! 

  • Orhan Can Komedi Tiyatrosu “ÇOCUK OLMAK HAKKIMIZ”
  • Sohbetli-diyaloglu-yarışmalı oyunlar
  • Mini İlluzyon gösterisi
  • Mini Jonglör gösterisi
  • Çocuklarla Balon Oyunu
  • Maskotlarla Eğlence

15:00 – TOHUM TAKASI

17:00 – Günün Kapanışı

Şenlikle ilgili detaylı bilgiye etkinliğin Facebook sayfasından ulaşılabilir.

Şenlikten bir gün önce, yani 19 Nisan’da ise “Anadolu’nun Gerçek Manifestosu”nu ortaya çıkarmayı hedefleyen bir çalıştay düzenlenecek.  Çalıştayın konusu “Katılımcı Onay Sistemi”. Üreticilerle tüketicilerin örgütlenmesi ve aralarındaki ilişkinin güçlendirilmesiyle oluşan “gıda toplulukları” örneklerinin inceleneceği ve bu yerel örgütlenme biçimlerinin nasıl yayılabileceğinin tartışılacağı çalıştay, Çanakkale’de oluşturulmaya çalışılan ÇAYEK (Çanakkale Ekolojik Yaşam İnsiyatifi) ve Ankara’daki DBB gibi iyi örnekleri temel alıyor.

Güneşin Aydemir ve Kadir Dadan tarafından yönetilecek çalıştayın çağrı metninde “Çanakkalede başlattığımız, bir Katılımcı Onay Sistemi örneği olan ÇAYEK (Çanakkale Ekolojik Yaşam İnsiyatifi) yerel küçük üreticilerle beraber gıda ve fikir paylaşımı yapıyor. Önümüzdeki süreçte gelişerek,daha fazla üretici ve kullanıcı ile beraber pazar yerleri,kooperatifler ve alternatif gıda paylaşım yöntemlerini geliştirmek üzere yoluna devam ediyor. Anadolunun dört bir yanında oluşmaya devam eden gerçek gıda toplulukları ,artık kendi ekmeklerini tam buğday unlarından yapıyor,ekolojik yöntemler ile sebzeler meyveler üretiyor.Meyve ve sebzeleri,sütü ,peyniri,eti ve yumurtayı aracısız paylaşıyor. Tamamen özgür bir iradeyle bir araya geliyoruz,dayanışmanın ve kardeşliğin buluşması,gerçek gıdanın ve lezzetin buluşmasını gerçekleştiriyoruz.” deniyor.

 

(Yeşil Gazete)