Washington’da Reform Işığı Camii’nin eşcinsel imamı Daayiee Abdullah gündem yarattı.
ABD’de yaşayan ve 12 yıl önce Müslüman olan Afrika kökenli Abdullah, eşcinsellerin dini nikâhlarını kıyıp bunu ailelerden gizlemelerine yardımcı oluyor.
Cemaatinin kahraman ilan ettiği Abdullah’ın karşıtları az değil:
“Bazı imamlar selam bile vermiyor. İslam yorumum biraz farklı. Dünya buna hazır değil.”
Forumlarda Abdullah’tan ‘sapkın’ diye söz ediliyor. Aktivist Faisal Alam ise “Cinsellikle inancı bağdaştırmaya çalışan bireylere çok yardımı dokundu” diyor.
Permakültürcülerin düzenlediği doğal arıcılık eğitimleri başlıyor.
İstanbul, Çanakkale ve Datça’da düzenlenecek eğitimleri doğal arıcılık uzmanı Debra Roberts verecek.
“Hayatını arılara ve doğal arıcılığa adamış olan” Debra Roberts’un vereceği eğitimlerde anlatılacakların içinde bal arıcılığının temel ögeleri, kovan ekipman ve aletleri, arıcılığa başlamanın maliyeti, ‘organik’ arıcılık ne demek, bir kovana başarıyla girip çıkmanın yolları ve iyi arı bakıcılığı var.
4-5 Mayıs’ta İstanbul’da gerçekleşecek eğitim, İstanbul Permakültür Kolektifi tarafından Moda’da bulunan Halka Art Project‘in mekanında düzenlenecek. Eğitime katılım için önerilen katkı payı 75 TL. Kayıt için ise [email protected] adresine email atılabilir.
10-12 Mayıs’ta Çanakkale’de gerçekleştirilecek eğitim, Çanakkale Permakültür Topluluğu tarafından verilecek. Eğitime katılım için önerilen katkı payı yine 75 TL. Kayıt için adres ise [email protected]
17-19 Mayıs’ta Datça’da düzenlenecek eğitimi ise Datça Arıcıları organize ediyor. Eğitimin koordinatörü Pınar Kınıkoğlu’na [email protected] adresinden ulaşılabilir. Bu eğitimin önerilen katkı payı ise öğlen yemekleri ve çay dahil olmak üzere 125 TL.
Monagabay.com‘da Jonathan Watts imzası ile çıkan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Gizem Hasırcıoğlu‘nun çevirisi ile sunuyoruz
***
Amazon yerel halklarından Mundurukular yaşadıkları bölgede yapılmak istenen baraja karşı çıkmaları sebebiyle Brezilya hükümetinin kendilerine “savaş açtığını” ve askeri müdahalede bulunduğunu bildirdi.
Para’da yaşayan Mundurukular, Tapajos Nehri üzerinde kendilerinden izinsiz yapılmak istenen baraj inşaatı konusunda yetkililer tarafından kandırıldıklarını söylediler.
Planlanan baraj 198.400 hektar alanı- 11.000 hektarlık iki milli park ve 23.000 hektarlık milli orman arazi dahil-sular altında bıracak. Fotoğraf: Rhett A. Butler
Savcılar, insan hakları grupları, çevre grupları ve Hristiyan misyonerler hükümetin bu güç gösterisini kınadı.
Görgü tanıklarına göre, helikopterler, askerler ve silahlı polisler, 6133 MW enerji sağlaması beklenen São Luiz do Tapajós Barajı için yapılmak istenen çevresel etki değerlendirme (ÇED) çalışmalarına müdahalede bulundu.
Amazon havzasının en büyük beşinci nehri olan Tapajos üzerinde yapılması planlanan iki barajdan en büyüğü olan São Luiz, Norte Energia konsorsiyumu tarafından yapılacak. Hükümetin 10 yıllık planları içinde Tapajos Nehri kollarından biri olan Jamanxim üzerinde dört büyük hidroelektrik santrali daha yapmak var.
Brezilya kanunlarına göre, büyük altyapı projeleri öncesi yerel topluluklara danışılması ve anlaşma sağlanması gerekiyor. Federal savcılar, bu projede yerine getirilmeyen bu kural için mahkemeleri göreve çağırıyor. Olayların şiddetlenip kan dökülmesinden korkan savcılar projenin durdurulmasını istiyor. Savcılar “Munduruku halkı daha önce çeşitli yollarla toprakları üzerinde inşa edilmek istenen hidroelektrik santrallerini tam yetkili bir anlaşma olmazsa desteklemediklerini belirtmişti” şeklinde konuşuyor.
Buna rağmen geçtiğimiz hafta mahkeme kararı ile çalışmaların devam edilmesine karar verildi. Hükümet yetkilileri ne araştırmacıların ne de lojistik ve destek ekiplerin yerli köylere gireceğini, en yakın köy olan Sawré Maybu’ya en fazla 30 mil yaklaşacaklarını açıkladı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre içlerinde biyologlar ve korucular da bulunan 80 kişilik araştırma ekibi, bölgedeki bitki ve hayvan türleri ile ilgili çalışma başlatacak. Dilma Roussef’in bu yıl açıkladığı üzere askeri personel ise bu çalışmalara katılabilecek. Hükümet yetkilileri bunun bilim insanları ve yerli nüfusun güvenliği için olduğunu belirtiyor.
Misyonerler Sawré Maybu ve Itaituba köylerinin yakınında bulunan silahlı birliklerin korkutucu, aşağılayıcı ve yaşayan halkın haklarına yapılan kabul edilmez bir saldırı olduğunu belirtti.
Yerli Misyoner Kurulu hükümetin bu proje ile insanların yaşamlarını tehdit ettiğini söylerken namlunun ucuyla diyalog dayatmaya çalışmasının ise kabul edilemez ve yasa dışı olduğunu belirtti.
Kurul ayrıca Munduruku liderlerinin hükümet yetkilileri ile olan telefon konuşmasını savaş ilanıyla bitirdiğini ekledi. Munduruku halkı açık bir çağrıyla bu askeri operasyonun bitirilmesini istediklerini beyan etti. Çağrıda “Biz haydut değiliz. Bütün bu yapılanlar karşısında kendimizi aldatılmış, aşağılanmış ve saygısızlığa uğramış hissediyoruz.” deniliyor.
Topluluk liderlerinden biri olan Valdenir Munduruku, hükümetin 10 Nisan’da gerçekleştirilecek toplantı öncesi silahlı birliklerin dağıtılmaması durumunda yerel halkın harekete geçeceğini bildirerek, inşa edilmek istenen barajlar sebebiyle benzer tehditlerle karşılaşan Xingu gibi diğer yerel toplulukları da kendilerine destek olmaya çağırdı.
Mundurukular binlerce yıldır yaşadıkları bölgenin talan edilmesine göz yummamaya kararlı
Çevre grupları da 1200 mil uzunluğunda, 300 balık çeşidine ev sahipliği yapan ve dünya üstünde en fazla biyoçeşitliliğie sahip olan ormanları besleyen bu nehir üzerine kurulmak istenen hidroelektrik santralleri için kaygılarını dile getirdi. Bölgede 10 yerel topluluk ile birlikte birkaç gönüllü tecrit grubu yaşıyor.
Amazon’da yapılmak istenen Belo Monte, Teles Pires, Santo Antonio ve Jirau gibi diğer baraj projelerinde yaşanan benzer sorunlar ve sorunlar karşısında kullanılan orantısız güç ise akıllara diktatörlük dönemini getirmiyor değil.
Uluslararası Nehirler (International Rivers) çevre grubundan BrentMillikan “ Brezilya hükümetinin çevresel etki değerlendirme raporlarını beklemeden barajlarla ilgili politik kararlar aldığını” ve “son askeri operasyonların, hükümetin sivil toplum ile diyaloğu teşvik etmek için var olan yasal araçları göz ardı etmekte istekli olduğunu gösterdiğini” belirtti.
( Çevirmenin Notu: 16 Nisan’da International Rivers internet sitesinde yayınlanan habere göre mahkeme São Luiz do Tapajós Barajı askeri müdahalesini askıya aldığını fakat Ağustos 2012’de Belo Monte barajı davasında olduğu gibi bu kararın muhtemelen bir üst mahkeme tarafından temyiz edileceği belirtiliyor.
Yukarıda sunduğumuz haberin satır aralarında, dünyanın iki uzak köşesinde de olsak, ülkemizde var olan benzer girişimleri ve bunlara karşı direnişi görebilirsiniz. Bu “yakınlığın” en somut halini ise Doğa Derneği’nin yapımcılığını üstlendiği Kanadalı yönetmen ToddSouthage tarafından çekilen Damocracy belgesinde izlemek mümkün
Munduruku halkının yaşadıkları coğrafyada istemedikleri baraj protestolarına destek vermek için avaaz.org‘da açılan imza kampanyasına da destek verebilirsiniz )
16 Nisan’da, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, gaz emisyonları piyasasındaki (ETS) karbon fiyatını destekleme taslağını reddetti. Çıkan karar, Avrupa Birliği’nin karbon gazı salınımını azaltmak için oluşturduğu bu kapsamlı projenin inişli çıkışlı tarihindeki en ciddi engellerden biri.
Scunthorpe'da bulunan Tata Çelik İşletmeleri. ETS sistemi büyük sanayi kuruluşları ve enerji şirketleri için sera gazı salım kotasını düzenliyor. Foto: A.P.S./Alamy
İsmi “geri yükleme” [backloading] olarak da geçen reform taslağı, ETS piyasasında arzı çok artan ve bu yüzden değeri bir hayli düşen karbonun fiyatını yükseltmeye yönelikti. Eğer başarılı olsaydı karbon kullanım izni ihalelerinden bir çoğu ertelenmek durumunda kalacaktı.
Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin 334’ü aleyhte , 315’i ise reform taslağının lehinde oy kullandı. Yeşil hareketin içinde mücadele edenler, havaya salınacak karbon fiyatının arttırılmasına onay vermeyen bu kararı dev bir fiyasko olarak nitelediler. ETS, Avrupa Birliği’nin iklim politikalarının amiral gemisi konumunda ve kapsam itibariyle dünyadaki en büyük girişim. Greenpeace’in Birleşik Krallık bilim ekibi şefi Doug Parr kararın ardından, “iklim meselesine liderlik etme konusunda bütün inanılırlıklarını kaybettiler,” açıklamasında bulundu.
Karbom salım piyasası hakkında çalışan SandBag isimli STK’dan Rob Elsworth ise şunları söyledi: “Talihsiz bir oylama. Şirketlere, kamuoyuna ve uluslararası topluma yanlış bir mesaj gönderilmiş oldu. Bundan sonra Avrupa Birliği’nin iklim politikalarının rayından çıkmaması, ETS’nin uzun vadeli başarısına arka çıktığını söyleyen parlamenterlerin sorumluluğu haline geldi. Bu arada bu süreçte üye ülkelerin iklim politikaları muhtemelen daha fazla ayrışacak ve bu da ortak pazara olumsuz yansıyacak.”
Guardian muhabirine konuşan Elsworth, saha sonra şöyle devam etti: “Parlamentonun teknik olarak geri yükleme tasarısını yeniden ele alma ihtimali var; ancak politik olarak bu çok zayıf bir ihtimal. Bunun yerine, fiyatları alternatif yollarla dengelemenin yolları aranacak.
Analiz uzmanları ve yatırımcılar da sonucu bir hayal kırıklığı olarak nitelediler. İklim Değişikliği Kurumsal Yatırımcılar Birliği’nin icra müdürü Stephanie Pfiefer, parlamenterlerin geri yükleme tasarısına karşı çıkmalarının kendilerinde hayal kırıklığına yol açtığını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: “Şu anki haliyle ETS’nin bazı kusurları olabilir; fakat Avrupa Birliği ülkeleri arasında böyle bir piyasanın çok büyük önemi var. [ETS] doğru yapılandırıldığı takdirde düşük karbon salınımına yönelik yatırımları arttırabilir, salınımı azaltabilir ve uzun vadede takip edilecek politikalara belirli bir güzergâh sağlar.”
PricewaterhouseCoopers şirketinden iklim politikaları, karbon piyasa ve ticareti uzmanı Richard Gledhill, geri yüklemeye karşı verilen kararın, Avrupa’daki karbon pazarına büyük darbe vurduğunu söyledi. “Havaya salınan gazları fiyatlandırmak [yani ETS sistemi] gaz miktarını azaltmanın önemli bir aracı olabilir; ancak bunun için politik kararlılık gerekiyor. Oylamanın sonucu, Birleşmiş Milletler iklim pazarlıklarında ileri sürülen ‘meseleyi çözmek konusundaki azmimiz giderek artıyor’ iddialarıyla pek de uyuşmuyor. Piyasalardaki ve politik süreçlerdeki güveni tesis etmek için, 2015 yılı için düşünülen küresel uzlaşma hedefinden evvel, acilen reform yapmak gerekiyor.”
Oylamanın kaybedilmesindeki bir sebep de İngiliz Tory parlamenterlerin, David Cameron’un pek çok ihaleyi ertelemek yönünde aldığı karara verdikleri tepki oldu.
Avrupa Parlamentosu’nun Muhafazakar Parti (Tory) üyelerinden bir sözcü şunları söyledi: “Avrupa Birliği ETS sistemi, piyasa mekanizmalarına dayalı olarak kuruldu ve gene piyasa prensiplerine göre işlemeye devam etmeli. O sebeple komisyonun ihaleleri erteleyip karbon fiyatlarını manipüle etme fikrini kaygı verici buluyoruz. Bizim korkumuz, bu müdahalenin yeşil enerji yatırımlarına ket vurması, şeffaflık ilkesini gölgelemesi, kaçak karbon salınımlarına yol açması ve piyasanın çok ihtiyaç duyulan öngörülebilirliğine zarar vermesi. Özellikle de AB ekonomisi bu ekonomik kriz ortamında yolunu bulmaya çalışırken…”
Bugünkü oylama, reformların yapılacağı yönünde şubat ayında artan umutları yıktı. Hatırlanacağı gibi, Avrupa Parlamentosunun kilit önemdeki bir komisyonu tasarı lehinde görüş belirtmişti.
Reformların kısa vadede önerdiği çözüm, geri yükleme [backloading] olarak biliniyordu. Buna göre, üye ülkelerin kendi endüstrilerine tahsis ettiği bazı kotaların satışı birkaç yıllığına ertelenecekti. Şu an itibariyle, ihaleler düzenli şekilde yapılmaya devam ediyor. Şirketler, bazılarına bedelsiz olarak verilmiş kotaların üstüne çıkmak için bu ihalelere teklif veriyor.
Fakat zaten zor durumdaki bu piyasada eğer ihaleler devam ederse fiyatlar da düşmeye devam edecek. Geri yükleme planında bu ihalelerin bir kısmı, planın 2020’ye kadar devam edecek bu aşamasında daha ileri bir tarihe tehir edilecekti.
Avrupa İklim Komisyonu’ndan Connie Hedegaard: “Komisyonumuz, Avrupa Parlamentosu’nun geri yükleme taslağını reddetmesinden ötürü elbette ki bir hayli üzüntülü. Ama şu husus önemli: İkinci oylamada parlamentonun ret kararını doğrudan geçirdiği iddia edildiğinde kimse bunu doğrulamadı. Şimdi tasarı parlamentonun çevre komitesine gidecek ve orada üstüne yeniden düşünülecek. Avrupa’nın, iklim hedeflerini karşılayabilecek ve yeniliği destekleyecek sağlam bir karbon piyasasına ihtiyaç var. Komisyon olarak geri yükleme planının, daha köklü değişiklikler yapılıncaya kadar ETS’ye olan güveni kısa vadede yeniden tesis edeceğine inancımızı koruyoruz.”
(Çevirmenin Notu: Yazıda geçen ETS (European Trading Scheme) kısaca şöyle işliyor: Avrupa’nın 31 ülkesindeki toplam 11 bin fabrika ve enerji santraline her sene havaya salacakları karbondioksit ve sera gazları ile ilgili bir kota konmuş. Eğer bir işletme kendisine tahsis edilen sınırı aşacak olursa, bir başka işletmeye gidip onun kotasından belli bir miktarı satın almak zorunda. Yok eğer o sene havaya fazla gaz salmayacaksa, kotasındaki fazlalığı başka işletmelere ihale yoluyla satabiliyor. Başlangıçta, havaya salınacak karbonun piyasadaki birim fiyatı 30 Euro olur diye hesaplanmış, ancak şimdi piyasada bu 3 Euro’ya kadar düşünce havaya karbondioksit ve sera gazları salmak sudan ucuz hale gelmiş)
Pink Floyd’un ve çok sayıda rock grubunun ikonik albüm kapaklarını yapan grafik tasarımcı Storm Thorgerson 69 yaşında hayatını kaybetti.
Storm Thorgerson, Pink Floyd’un aralarında çok iyi bilinen Dark Side of The Moon, Atom Heart Mother, Animals, Momentary Lapse of Reason, The Division Bell gibi örneklerin de olduğu hemen hemen bütün albümlerinin kapaklarını hazırlamıştı. Sanatçının albüm kapaklarında kullandığı soyut ve kimi zaman sürrealist ögeler en az albümlerin müzikal içeriği kadar iyi biliniyordu.
Thorgerson’un kapak tasarımını yaptığı diğer ünlü albümler arasında Led Zepplin‘in Presence, Anthrax‘ın Stomp 442, Alan Parsons‘ın Try Anything Once gibi albümleri sayılabilir.
Storm Thorgerson'un yaptığı Pink Floyd'un ünlü albüm kapaklarının bazıları toplu halde (Kolaj: Yeşil Gazete)
Pink Floyd üyelerinin çocukluk arkadaşı olan İngiliz sanatçı, Hipgnosis adı verilen bir sanat tasarım grubunun üyesiydi. Sanatçının kapağını yaptığı ilk Pink Floyd albümü grubun 1968 kaydı A Saucerful of Secrets idi.
Sanatçının ölümüyle ilgili açıklama bugün Pink Floyd’un web sitesinden yapıldı.
Storm Thorgerson’un 2009 yılında The Guardian’da foto galeri olarak yayınlanan bazı ünlü albüm kapaklarını görmek için tıklayın.
Biga ve Karabiga sakinleri, Karabiga’da yapılmak istenen termik santrali protesto etmek için sokağa çıkıyor.
Bugün (18 Nisan) 14:00’de Biga’dan topluca hareket ederek Karabiga’ya varacak kömürlü termik santral karşıtları, “Hala bir şeyler yapabiliyorken sesimizi daha gür duyurabilmek için bizimle Karabiga’da olun.” diyorve hatırlatıyor: “Ancak en son ağaç kesildikten, en son nehir zehirlendikten, en son balık tutulduktan sonra anlayacaksın ki; insan parayı yiyemez”
12 Eylül askeri darbesine ilişkin dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya’nın yargılanmasına bugün devam edilecek.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşma, bugün saat 14.00’da başlayacak. Duruşmada, sesli vegörüntülü ifadeleri alınansanıklar Kenan Evren veTahsin Şahinkaya hazır bulunmayacak.
Geçen duruşma bazı müdahillik taleplerini kabul eden mahkeme heyeti, müdahil avukatlarının Evren ve Şahinkaya’nın tutuklanmaları taleplerini de reddetmişti.
Cumhurbaşkanlığı makamına yazılacak müzekkereyle, Fahri Korutürk ve Ahmet Kenan Evren’in arşivinde bulunan ve 12 Eylül ile ilgili olan belgelerin onaylı suretlerinin istenmesine karar veren mahkeme, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinden, TBMM Araştırma Komisyon Başkanlığına 3 Eylül 2012 tarihli yazı ekinde gönderilen Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında alınan karar örneklerinden 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ile ilgili olanlarının onaylı suretlerinin mahkemeye gönderilmesini talep etmişti.
Mahkeme, bu hususların giderilmesi için duruşmayı ertelemişti.
Görüntülü ve sesli savunma
Evren ve Şahinkaya, 20-22 Kasım 2012’de yapılan duruşmalarda, sesli ve görüntülü iletişim sistemiyle savunmalarını yapmıştı. Kenan Evren savunmasında, “Beni ve silah arkadaşlarımı, 12 Eylül ve sonrasındaki tasarruflarından, yetkisini 1982 Anayasası’ndan alan yargının suç isnat etme ve yargılama yetkisi bulunmamaktadır. Demokrasinin işlediği yerde ihtilal olmaz. Siyasetçi beceriksizliği askere kapora edemez. Türk Silahlı Kuvvetleri, iktidar olmanın meraklısı değildir” demişti.
Sanık Tahsin Şahinkaya da “12 Eylül müdahalesinin, Türk ve dünya tarihinde yerini almış büyük bir olay olduğunu ve tarihi olayları ancak tarihin yargılayacağını” savunarak, ”Bizler o gün için en doğru olanı yaptık” ifadesini kullanmıştı. Sanıklar, müdahil avukatlarının ve mahkeme heyetinin sorularını ise yanıtlamamıştı.
İddianame
Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin tarafından hazırlanan iddianamede, Evren ve Şahinkaya, ”Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek” ile suçlanıyor.
Suç yerinin Ankara, tarihinin ise 2 Ocak-12 Eylül 1980 ile 6 Aralık 1983 arası gösterildiği iddianamede, Evren ve Şahinkaya’nın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ”devlet kuvvetleri aleyhinde cürümler”e ilişkin 146. maddesi ile 80. maddesi uyarınca ”ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” çarptırılmaları isteniyor.
Hükümetin 5084 sayılı Teşvik Yasası’nı 31 Aralık 2012 itibarıyla sona erdirmesinden sonra sadece Trabzon’da ilk 2 ayda 14 bin 147 işçinin işten çıkarıldığı ortaya çıktı. Ülke çapında bu nedenle kaç kişinin işten çıkarıldığı ya da kayıt dışına itildiği henüz netleşmedi.
Bilindiği gibi hükümet, aralarında Trabzon’un da bulunduğu 49 ilde 5084 sayılı Teşvik Yasası’nı uyguluyordu. Yasanın en önemli yararı, 10 kişi ve üzerinde işçi çalıştıran işletmelerde SGK kesintilerinde işveren payının devlet tarafından ödenmesiydi. Teşvik sisteminin sora erdirilip yeniteşvik sistemine geçilmesi sırasında çok ciddi sorunlar yaşanabileceği ve ülke çapında yüz binlerce işçinin ya işine son verileceği ya da kayıt dışına çıkarılacağı uyarıları yapılmıştı.
Hükümet yeni çıkardığı yasayla daha önceki teşvikten yararlanan bir kısım ile yine benzer teşvikler verdi. Ancak bazı iller eski teşvikten daha kötü koşullara terk edildi. Bu illerin başında da Trabzon geliyor. Trabzon, şişirilmiş rakamlarla ülkenin en gelişen illerinden biri olarak gösterildi ve nispeten gelişmiş 3. derece iller arasında sayıldı. Teşvikteki avantajlarını da kaybetti.
Eski teşvik sisteminin sona ermesinden sonra Trabzon için 2013’ün ilk 2 ayında çok vahim bir tablo ortaya çıktı. SGK verilerine göre, 2012 yılı Aralık ayında Trabzon’da özel sektörde 107 bin 450 işçi çalışırken 2013yılı Ocak ayında bu rakam 104 bin 80’e indi. Yani ocak ayında 3 bin 370 işçi işten çıkarıldı. Şubatta ise tam bir kıyım yaşandı, çıkarılan işçi sayısı 10 bin 777’ye ulaştı. Mart verileri ise henüz açıklanmadı. Ancak sadece Trabzon’da işten çıkarılan işçi sayısının 20 bine ulaşabileceği belirtiliyor.
İşten atılmaların temel nedeni, işverenin maliyetlerindeki artış. Bir kısım işverenin gerçekten de artan maliyetlerle baş edemediği, bir kısım işverenin de gelen yükü devletle paylaşmak istemediği öne sürüldü. İşten çıkarmaların bir kısmının, “kayıt dışı çalıştırma” olduğu iddia edildi.
Başta Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası, işveren oda ve dernekleri olmak üzere birçok kuruluş, hükünete ve Başbakan Erdoğan’a, 5084 sayılı Teşvik Yasası’nın en az 3 yıl daha devam ettirilmesi çağrısı yaptı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç, Kılıçdaroğlu’nun talebi üzerine partisindeki görevinden istifa etti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç, partideki görevinden istifa etti.
Edinilen bilgiye göre Onanç, CHP MYK toplantısı sonrası Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile bir görüşme yaptı.
Kılıçdaroğlu’nun, görüşmede çözüm sürecine destek veren açıklamaları nedeniyle parti içinde tepkilere neden olan Onanç’ın istifasını istediği öğrenildi.
Bu talep üzerine Gülseren Onanç, hazırladığı istifa dilekçesini Kemal Kılıçdaroğluna sundu ve görevinden istifa etti.
‘SİYASETÇİNİN HAYALLERİ OLMALI’ İstifasının ardından NTV’ye bir açıklama yapan Onanç, “CHP’de inandağım fikirleri savunacağım bir ortamın kalmadığını düşünüyorum” dedi.
Onanç, CHP’yi değiştirmek amacıyla partiye geldiklerini, ancak bunu gerçekleştiremediklerini belirterek, “Siyasetçinin hayalleri olmalı” ifadelerini kullandı.
‘CHP’LİLERİN YÜZDE 65’İ SÜRECİ DESTEKLİYOR’ Gülseren Onanç, son dönemde hükümetin başlattığı çözüm sürecine destek veren açıklamaları ile dikkati çekmişti.
Açıklamaları nedeniyle parti içerisinde eleştirilerin hedefi olan Onanç en son, partisinin Malatya il başkanlığında düzenlediği basın toplantısında CHP tabanının yüzde 65’inin çözüm sürecini desteklediğini söylemişti.
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Yönetim Kurulu, PTT 1. Lig ile Spor Toto 2. Lig’de mücadele eden 3 takıma ‘farklı liglerde bağlantısı olduğu’ takımlarla bu bağını kesmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Birbiriyle idari yönden bağı bulunan kulüplerin aynı ligde yer alması mümkün değilken bu tehlikeyi yaşayabilecek 1461 Trabzon, Anadolu Selçukluspor ve Polatlı BUGSAŞ Spor’a TFF’nin ligler tescil edilmeden önce bağlarını kesmesi uyarısı dün geldi. 1461 Trabzon’un, Trabzonspor, Polatlı BUGSAŞ Spor’un Ankaraspor, Anadolu Selçukluspor’un ise Torku Konyaspor ile bağı var.
1461 Trabzon Başkanı Suat Şen bu uyarı üzerine yaptığı açıklamada, “Bu işlemlere başlamıştık zaten. TFF’nin 13 Mayıs’ta da şirket devrinin gerçekleşmesi talebi var. 3 haftalık bir süre bulunuyor. İşlemler yapılırsa hak ettiği takdirde 1461 Trabzon’u Süper Lig’de oynayacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.