Ana Sayfa Blog Sayfa 4338

Fosil Yakıt Direnişi

Rolling Stone‘da 11 Nisan’da Bill McKibben imzası ile çıkan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kabatepe‘nin çevirisi ile sunuyoruz.

***

Dünya ısındıkça, iklim değişikliğini tersine çevirecek yeni bir hareket doğuyor: yüksek sesli, ateşli ve yanı başınızda!

BILL MCKIBBEN

Bill McKibben

Avustralya öyle sıcak bir Ocak ayı geçirdi ki, hava durumu bültenleri ekranlarına iki yeni renk eklemek durumunda kaldı. Birkaç hafta sonra, dünyanın bir diğer ucunda, CryoSat-2 uydusu Kuzey Buz Denizi’nin %80’inin eridiğini gösteren veriler yayınladı. Artık rekorları değil, resmen gezegeni kırıyoruz. Bundan 50 sene sonra Avro krizi ya da mali uçurum kimsenin umurunda olmayacak. Bize sadece şunu soracaklar: “Kuzey buzları erirken sen ne yaptın?

Haberler iyi: En azından “Savaştık!” diyebileceğiz.

On yıllar süren cılız mücadelenin ardından, ABD’de ve dünyanın dört bir köşesinde, fosil yakıt endüstrisine karşı yıllardır savaşan, dağılmış, dağıtılmış cephe insanlarının attığı temeller üzerinde güçlü bir hareket doğuyor. Öyle karizmatik bir lideri ya da merkezi bir oluşumu yok, kavga binlerce cepheden yürüyor. Ama bir araya gelince, fark yaratacak kadar büyük ve hızla genişlemeye devam ediyor!

Fosil Yakıt Direnişi: Yeni Yeşil Kahramanlarla Tanışın

Amerikalılar bu hareketin, soğuk bir Şubat günü Kongre Binası’nın önünden yayıldığını hissetmiş olmalılar. Basının rakamlarına göre kalabalık 40.000 kişiye ulaşmıştı ülke tarihinin açık ara en kalabalık iklim değişikliği gösterisi. İnsanlar Kanada’nın katran kumlarını Meksika Köfrezi’ne taşıyacak olan Keystone XL1 boru hattını protesto etmek için toplanmışlardı; Time dergisi bu gösteriyi iklim değişikliği mücadelesinin Selma’sı2, Stonewall’u3 ilan etmişti.  Kalabalığın içide  Apalaş4 bölgesindeki hidrolik kırma çalışmalarına ve Çin’e kömür göndermek için yapılacak Pasifik derin deniz limanlarına da karşı çıkanlar vardı. Fosil yakıtlarla bağlarımızı çözmeye çalışan 323 farklı üniversiteden gelen öğrenciler; Batı Virjinya ve Kentucky’deki dağ deviren madencilikle mücadele eden veteranlara,  kongreden karbon fiyatlarıyla ilgili ciddi adımlar atmasını talep eden Halkın İklim Lobisi üyelerine karıştı. Bundan sadece birkaç gün önce Beyaz Saray önünde konunun önde gelen 48 ismi tutuklanmıştı; aralarında dev boru hattının topraklarından geçmesini istemeyen Nebraskalılar da vardı, daha fazla sızıntı istemeyen Teksas’ın rafineri şehirlerinden gelenler de. Olanlara karşı efsanevi yatırımcı Jeremy Grantham hazırlıklıydı: bilim insanlarına, sivil itaatsizliğin araştırmalarına nasıl eşlik etmesi gerektiğini öğütlüyordu. Güneş fırsatçıları da çatılara nasıl güneş panelleri yerleştirileceği hakkında hızlıca yeni fikirler geliştiriyorlardı. Yerli Amerikalılar gayet iyi bir temsil oranına sahiplerdi; onlar mücadelenin merkezinde, çünkü toprakları madenlerle mahvedilen, petrol şirketleri tarafından kandırılanlar hep onlar oldu. Gösteri sırasında Hip Hop Caucus’tan Lennox Yearwood,  Atlanta’da ırkçılığa son vermenin önemli adımlarından birisi olan kantinlerin birleştirilmesi hareketlerinden hikayeler anlatan NAACP’nin eski başkanı Julian Bond’un yanında kelepçeye vuruluyordu.

Bu Direniş dünyanın en varlıklı ve güçlü endüstrisine karşı gelen, giderek yayılan, çeşitli, ve önemli derecede bütünlükçü bir hareket. Fosil Yakıt Direnişi şimdiye kadar birçok şeyi başardı: düzinelerce yeni kömür santralini durdurdu, eskilerini kapattı – inanmıyorsanız Chicago’daki santralleri durduran Küçük Köy Çevre Adaleti Organizasyonu’na ya da Chevron’u Richmond, Kaliforniya’daki rafinerisini genişletmekten alıkoyan Asya-Pasifik Çevre Ağı’na bir sorun. “Kökten gelen bu hareketler bugüne kadar devletin ve eyelet yönetimlerinin engellediğinden çok daha fazla endüstriyel karbonun salımının önüne geçti” diyor Kuşak Adaleti ve Ekoloji Projesi Hareketi’nden  Gopal Dayaneni. Bu direniş iktisadi bir direniş aynı zamanda, çünkü yenilenebilir enerjinin kömür, gaz ve, petrole göre 3 kat daha fazla iş sağladığının bilincinde. Hem rüzgar da güneş de eve yakın olduğundan yurt dışarıda yaptırılamayacak olan işler. Bir başka deyişle bu hareket bir gelecek yaratıyor.

Bu insanlar davalarında gayet ciddi: Sadece bir Prius sürdüğünüz için direnişe katılamıyorsunuz. İllaki hapse girmeniz gerekmiyor ama evdeki ampulleri değiştirmekten fazlasını yapmanız lazım. Sıcaklıkları, deniz seviyelerini ve biyoçeşitlilik kaybını yükselten, hatta ve hatta medeniyetin bu yüzyılda hayatta kalıp kalamayacağını sorgulatan sistemleri değiştirmek için birşeyler yapıyor olmak gerekiyor.

Washigton’daki büyük gösterinin ardından Devlet, Keystone XL’in çevresel etkilerini küçük gösteren bir rapor yayınlayarak boru hattının bir adım daha ilerlemesini sağladı. O günden bu yana cep telefonu bazlı aktivist grup Credo’nun çağrısıyla 60.000 insan, boru hattının onaylanması halinde barışçıl bir şekilde direnç göstereceklerine söz veren imzalar attılar.  Mart başında, Thomas Friedman gibi düzen yazarları bile durumun farkına vardı: New York Times’daki köşesini aktivistlere sivil itaatsizlikle “çılgına dönme” çağrısı yapmak için kullandı. 48 saat sonra 25 öğrenci ve din adamı boru hattı şirketlerinden birisinin Boston dışındaki bir ofisinde alıkonuldu. Kavga artık tek taraflı değildi.

Bu denli çeşitliliğe sahip hiçbir hareketin bir manifesto üzerinde anlaşması beklenemez ama fosil yakıtların ne olursa olsun kirli olduğu ve bir an önce terk edilmeleri gerektiği üzerinde sağlanan anlaşma insanda bunun başarıldığı duygusunu uyandırıyor. Varlıklı ülkelerde olanlarımız için hayat tarzındaki küçük değişiklikler yeterli olmaz, endüstriyi mutlu kılan politikaları da değişime zorlamalıyız. Yoksul ülkeler için belirlenen zor görev ise fosil yakıt çağını atlayarak doğrudan yenilenebilir enerji çağına geçmelerinin beklenmesi; atmosferi karbonla doldurup bunun keyfini sürenlerin hem pratik hem de etik açıdan yardım etmesi zorunlu olan bir durum. Bu hepimiz için, evleri uğruna Apalaş dağlarının kömür madenlerine karşı koyan halklar ve petrole bulanmış Nijer deltasındaki insanlarla beraber olmak anlamına geliyor. Onlar bu uzun ve zor savaşlarda çoğu zaman tek başlarına savaştılar.  İklim değişikliği genişleyerek metro sistemlerine seller aracılığıyla tuzlu su koymaya başladığından beri cephe genişliyor ve ek kuvvetler nihayet gelmeye başlıyor.

İklim Değişikliği ve Avustralya’nın Sonu

Şimdilik çoğunlukla fosil yakıt endüstrisi kazanıyor. Geçtiğimiz bir kaç yıl içerisinde “tepe noktası5 (Tipping Point) teorisyenlerini saf dışı bıraktılar – hidrokarbonların fiyatı yükseldikçe şirketler yeni kaynaklar buldu. Varilin dibindeki son damlaları sıyırmaya çalışıyorlar; çok daha fazla para harcayarak, enerji kaynaklarının en kirlilerini bularak. Kırma yöntemini öğrendiler, özünde yerin yüzlerce metre altında bomba patlatıp etrafındaki kayaları un ufak etmekten başka birşey değil yaptıkları.  Vıcık vıcık katran kumlarını, içindeki petrol akışkan hale gelene kadar doğal gazla ısıtıp nasıl ayrıştırabileceklerini buldular. Okyanus tabanının kilometrelerce altında nasıl Kuyu açıldığını buldular. Ve sonucundaki abartılı çoşku petrolden bile yükseğe fışkırdı. The Wall Street Journal Kuzey Dakota’yı yeni Suudi Arabistan ilan etti. The New York Times Kaliforniya’da yeni bulunan kaya gazı kaynaklarının Kuzey Dakota’dakinin tam dört katı olduğunu duyurdu. “Eğer bunu gerçekten istersek Opec’i “NOpec” yapabiliriz” diyordu Amerikan Yakıt ve Petrokimyasal Üreticileri’nden Charles Drevna ve ekliyordu “Yüzlerce yıllık olmasa bile burada Kuzey Amerika’nın onlarca yıllık ihtiyacından bahsediyoruz.”

Tüm bu fosil yakıtlar ancak biz iklimi hiçe sayarsak yeraltından çıkarılacak, pompalanacak ve yakılacak; iklimi ciddiye alsaydık bütün hesapları alaşağı edebilirdik. Geçtiğimiz yaz bu sayfalarda yer verdiğim Küresel ısınmanın dehşetengiz yeni aritmetiği yazısında da belirttiğim gibi, fosil yakıt şirketlerinin ellerindeki kaynaklarda bulunan toplam karbon miktarı, küresel ortalama sıcaklık artışlarını 2oC’nin altında tutmak için yakabileceğimiz azami karbonun beş katı. Bu artış tüm dünya devletlerinin üzerinde anlaştığı bir kırmızı çizgi, ancak rekor kârlarla çalışan kömür, gaz ve petrol şirketleri gerçeği reddederek daha fazlasının peşinde koşuyorlar.  Yeni bir rapor gösteriyor ki adı saklı tutulan bir grup iş dünyası milyarderi çevre hareketi karşıtı gruplara 100 milyon dolardan fazla kaynak aktarmış. Seçim gününden haftalar önce Chevron, Citizens United davası6 sonrasındaki en büyük seçim kampanyası bağışını yaparak kongrenin iklim değişikliğini reddedenlerin elinde kalmasını sağladı.

Ama her sel mevzilerini sallıyor, her sıcaklık dalgası Direniş’e güç veriyor. Keystone boru hattı 2011 yılında ilk defa tartışmaya açıldığında enerjinin iç yüzünü bilenlerle yapılan ankette katılımcıların %70’inden fazlası gerekli izinlerin sene sonuna kadar alınacağını düşünüyordu. Petrol devleri sonunda yollarına devam edecek olabilirler ama şu ana kadar paraları, karşıtlarının savaş meydanına taşıdığı tutkuyu, ruhu ve yaratıcılığı yenebilmiş değil. Hem artık sadece savunmada kalmıyoruz: Giderek yayılan tasfiye7 hareketi Direniş’in en büyük cephesi olabilir. Artık sadece kampüslerle sınırlı değil, şehir konseylerinden, inanç gruplarına kadar çeşitli gruplar petrol şirketlerindeki hisselerini çekiyorlar ve hareket, özellikle HSBC’nin iklim değişikliğinin ciddiye alınması halinde petrol şirketlerinin %60 değer kaybına uğrayacağını gösteren araştırmasından sonra sadece kendisini düşünen yatırımcılara da sıçradı.

Her geçen ay yeni bir gelişme endüstrinin elini biraz daha zayıflatıyor: yenilenebilir enerjinin istikrarlı yükselişi, ayakları yere basmayan bir teknolojinin, nispeten kısa bir süre içerisinde çatılarda takılı duran bir teknoloji haline dönüşmesi. Hükûmetlerin yenilenebilir enerjiyi desteklediği az sayıda ülkelerde elde edilen sonuçlar sarsıcı: Geçtiğimiz bahar aylarında Almanya’nın (soluk, güneşsiz, Kuzey Almanya’nın) elektriğinin yarısını güneşten elde ettiğine şahit olduk. ABD’de dahi geçtiğimiz sene şebekeye eklenen yeni enerji kaynaklarının çoğu yenilenebilir kaynaklardı. Delaware Üniversitesi’nin Aralık ayında gerçekleştirdiği bir araştırmada 2030’a gelindiğinde ABD enerjisinin %99.9’u yenilenebilir kaynaklardan karşılamanın mümkün olduğu ortaya kondu. Diğer bir deyişle, mantık da, fizik de, teknoloji de fosil yakıt endüstrisinin aleyhine işliyor. Endüstri şimdilik, ihtiyaç duyduğu siyasi güce sahip – ama siyasi güç belki de fizik kurallarından daha kolay değişiyordur.

İklim Değişikliğinin Korkutucu Yeni Hesapları

İşte bu noktada direniş devreye giriyor. Bundan 43 sene önce ilk anarşik Dünya Günü 20 milyon Amerikalıyı sokağa dökmüştü. O çalkalanma Temiz Hava Yasası ve Tehlike Altındaki Türler Yasası gibi birçok yasanın kabulünü sağlamış, ayrıca Doğal Kaynakları Savunma Konseyi ve Çevre Savunma Fonu gibi kuruluşların doğumuna ön ayak olmuştu. Bu “yeşil kuruluşlar” çevre hareketinin yüzü olduktan sonra, oyunu Washington’un kurallarına göre oynayıp lobi faaliyeti yürütmede oldukça ustalaştılar. Ancak sağ kanadın gücü arttıkça stratejinin sertleşmesi gerekti; 25 yıldır iklim değişikliği konusunda kayda değer bir adım atamaz hale gelinmişti.

Şimdilerde ise Keystone protestolarının rüzgarıyla beraber bazı adımlar atılıyor. Doğal Kaynakları Savunma Konseyi boru hattı mücadelesinde ağır yükü sırtlandı. Birkaç yıl öncesine kadar doğalgaz propagandası yapması için hidrolik kırma endüstrisinden milyonlarca dolar alan Sierra Club yeniden yapılandırıldı. Kuruluş 120 yıl sonra sivil itaatsizlik üzerindeki yasağını kaldırdığını açıkladı. Bir sonraki ay üst düzey yöneticileri Michael Brune, Beyaz Saray önünde kelepçelenenler arasındaydı.

Ancak çekim merkezi artık büyük çevre kuruluşlarından, yerel ve yaygın mücadelelere kayıyor. İnternet çağında artık kocaman merkez binalarına ve insanlara mektup göndermenize ihtiyaç yok, Twitter var. Teksas ve Oklahoma’da, yüzlerce insan, endüstri ile onun petrol ihraç etmek için ihtiyaç duyduğu boru hattı arasına gözüpek taktiklerle giren Tar Sand Blockade tarafından organize edilen gösterilere katıldı. Montana’da yazar Rick Bass ve beraberindekiler Batı Kıyısı limanlarından milyonlarca ton kömür ihraç edilmesini engellemek için oturma eylemi yaptılar. Kuzeybatıdaki Marcellus ve Utica kaya gazı bölgelerinde ise insanlar hidrolik kırma endüstrisinin önünde oturarak toplulukları için ayağa kalkıyorlar. Fosil Yakıt Direnişi giderek daha fazla Occupy hareketine benziyor. Aslında Occupy ve Direniş başından beri örtüşen iki hareket, çünkü petrol şirketleri yüzde birin yüzde biri. Hareketler politik bir analizi de paylaşıyorlar: güneş panelli bir milyon çatıdan oluşan bir şebeke ConEd8’den ziyade internet ağına benziyor; yerel kontrole atfettiği önemle, elektronlardan oluşan bir “üretici pazarı”.

Occupy’da olduğu gibi bu yeni Direniş de Demokrat Parti liderlerinin desteğini kazanma takıntılısı değil. Obama’nın ilk dönemine denk gelen 2011’deki Keystone tutuklamaları Beyaz Saray dışındaki en şiddetli protestolardandı; bir zamanlar başkan için çalışmış olan van Jones ise artık Keystone boru hattına “Obama Boru Hattı” ismini öneriyor. Yerleşik yeşil gruplarla mücadele etmeye alışmış yönetim, artık ancak gazetelerin yorum sayfası yazarlarının ve TV yorumcularının beğenisini kazanan “Boru hattına onay veririz ama size de istediğiniz başka birşey ayarlayalım” tarzı yaklaşımların işe yarayacağını düşünüyor. Ama Kuzey Buz Denizi eriyip gitmişken, boş laflara karnımız tok. Başkanın, petrol ve gaza, güneş ve rüzgara olduğu kadar davetkar olan “E) Hepsi” tarzındaki bir enerji sisteminin tarafında olduğunu vurgulaması, klasik bir politikacı cevabı.

Eğer Cumhuriyetçilerin petrol endüstrisini destekliyor olduğunu bilmeseydik, Obama’nın seçim kampanyasından daha kötüsünün başımıza gelemeyeceğini söyleyebilirdik. Başkan geçen sene Oklahoma’ya gidip bir petrol borusu yığınının önünde poz verip, dünyanın çevresini dolanacak uzunlukta boru hattı döşeneceği için böbürlenmişti. Seçimlerden bu yana Başkan’ın konuşmaları yeşillenmeye başladı, iklim değişikliğinin öncelikleri arasında olacağı konusunda söz verdi, ama gittikçe büyüyen Direniş ikna olmuşa benzemiyor. İklim liderlerinden Naomi Klein de dediği gibi “Bu kez cicim ayları da yok, kahramanlara tapma da

Sadece cesaret ve sıkı çalışma. Son yıllarda büyük kültürel değişiklikler ve başarılı girişimler görmeye başladık, tıpkı evlilik hakkı eşitlikleri ve mülteci reformları hareketleri gibi. Ama petrol şirketlerinin gücünü kırmak çok daha güç olabilir, çünkü karşı taraftaki para olağanüstü boyutta. Kanada’nın katran kumlarından ve Kuzey Dakota’nın kayalarının arasında trilyonlarca dolar duruyor. Kömür madenlerine ve gaz kuyularına sahip olanlar zaferlerini garanti altına almak için ne gerekiyorsa harcayacaklardır. Geçtiğimiz ay Exxon’un günlük kazancı 100.000 doları bulan CEO’su Rex Tillerson, çevrecilerin yeni boru hatları konusunda “kalın kafalı” gibi davrandıklarını söylemişti. Kendisi şirketinin yeni nesil hidrokarbonları aradığı alanların iki katına çıkarmayı planladığını açıklamış ve 2040’a gelindiğinde yenilenebilir enerji kaynaklarının ihtiyacın ancak %1’ini karşılayacağını söyleyerek iklimi kurtarma savaşının daha başlamadan bittiğini ilan etmişti. Sonuna da eklemişti: “Benim dünya görüşüm para kazanmak.”

Aynı gün bilim insanları dünyanın insanlık tarihindeki en hızlı ısınmadan 50 kat daha hızlı ısındığını ve karbon dioksit seviyelerinin Mauna Loa istasyonunda korkutucu bir rekor tazelediğini9 açıklıyorlardı.  Şu anda kaybeden tarafız. Ancak gezegenin ateşi yükselmeye devam ederken, devası da oluşmaya başladı. Direnmediğimiz takdirde gelecekte bizi nelerin beklediğini biliyoruz. O halde DİRENECEĞİZ!

Çevirmen Notları

1        Kanada’nın Alberta eyaletinde katran kumullarından elde edilen petrol’ün ABD’nin güney doğusundaki rafineriler taşınması için inşası teklif edilen ve günde 700,000 varil ham petrol taşıması tasarlanan boru hattı.

2        7 Mart 1965 yılında 600 kişi ile başlayıp 25 Mart 1965 yılında 25.000 kişi ile biten ve Amerikan insan hakları tarihini değiştiren Alabama’daki yürüyüşler dizisi. Detayları için: http://www.nps.gov/nr/travel/civilrights/al4.htm (İngilizce)

3        1969 yılında polis tarafından basılması ile başlayan ve büyüyerek eşcinsel hakları konusunda sembol haline gelen olaylara konu olan bar. Detaylar için: http://www.thestonewallinnnyc.com/StonewallInnNYC/HISTORY.html (İngilizce)

4        Amerika’nın batısında, güneyde Alabama’dan, kuzeyde New York’a kadar uzanan dağlık bölge.

5        İngilizce’de Peak Oil olarak genel kabul gören ve günlük petrol üretiminin ulaşabileceği maksimum noktaya ulaştıktan sonra hızla düşeceği ve enerji fiyatlarının yükseleeği dönemim başlangıcını ifade eden terim.

6         Citizens United muhafazakar bir politik oluşum olup özellikle seçim dönemi öncesi gerçekleştirdiği yayınlar ve çektiği filmler ile tanınır. 2008 seçimleri öncesinde yayınlamak istedikleri Hillary: The Movie isimli belgesel nedeniyle haklarında açılan dava ABD seçim kampanyaları kanunlarında çeşitli değişikliklere neden olmuştur. Dava 2010’da sonuçlanmıştır. Detaylı bilgi için http://www.law.cornell.edu/supct/cert/08-205 (İngilizce)

7        Tasfiye terimi burada İngilizce’de divestment olarak geçen terim yerine ve son dönemde özellikle petrol şirketlerindeki yatırımların geri çekilmesini ifade etmek için kullanılmıştır. Petrol şirketlerinin yarattığı tahribatı gören ve buna dolaylıda olsa destek vermek istemeyen aralarında emekli sandıklarının, vakıfların bulunduğu birçok çeşitli kurum ve grup yatırımlarını hızla geri çekmeye devam etmektedir.

8        Yıllık 12 milyar dolarlık cirosu ile Amerika’nın en büyük enerji şirketlerinden olan ve şebeke hizmetleri de sağlayan Consolidated Edison’un genelde kullanılan kısaltması. Burada merkezden yönetilen bir enerji şebekesi anlamında kullanılmıştır.

9        Mauna Loa, ismini eteklerinde kurulu olduğu Hawaii dağından alan, 1956’dan bu yana ABD için CO2 yoğunluğu ölçümü yaparak bu verileri kamuoyu ile paylaşan gözlem evi. Mart 2013 tarihli son ölçüme göre atmosferdeki CO2 yoğunluğu tarihin en yüksek seviyesi olan 397.34 ppm’ye ulaşmıştır. Geçmiş datalara ve detaylı verilere bu linkteki adresden ulaşılabilinir.

Fotoğraflar 350.org‘dan alınmıştır

Yeşil Gazete için çeviren: Bora Kabatepe

Yazının ingilizce özgün hali

(Yeşil Gazete, Rolling Stone)

 

 

 

Emek protestocularına 6 yıl hapis isteniyor

Emek Sineması protestolarında gözaltına alınan 4 kişi hakkında “görevi yaptırmamak için direnme” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlarından 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi.

Emek Sineması’nın yıkımının durdurulması için 7 Nisan’da aralarında sinema sanatçılarının da bulunduğu bir grup, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde protesto yürüyüşü yapmıştı. Basın açıklamasının ardından gruptan bazı kişiler, Emek Sineması’nın bulunduğu Yeşilçam Sokağı’na girmek istemiş ancak polis engeliyle karşılaşmıştı. Eylemcilere biber gazıyla müdahale eden polis, yaşanan arbede sonrası Berke Göl, Hazar Berk Büyüktunca, Özgür İpek ve Mehmet Ferit Aka’yı gözaltına almıştı. Savcı, gözaltına alınan 4 kişi hakkında “görevi yaptırmamak için direnme” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlarından 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi.

6 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ

Savcılık talimatıyla serbest bırakılan Göl ve diğer şüpheliler hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma tamamlandı. Sinema Yazarları Derneği üyesi Berke Göl ve diğer üç kişi hakkında “görevi yaptırmamak için direnme” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlarından 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi.

İDDİANAMEDEN:

Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü tarafından hazırlanan iddianamede, Şüphelilerin eski Emek Sinemasına girmek isteyen 250 kişilik grup içerisinde yer aldığı, ve kolluk güçlerinin megafonla yaptığı basın açıklamasının ardından dağılın uyarılarına uymayarak ellerinde bulunan soda şişelerini ve etraftaki saksıları kolluk güçlerine fılatarak ‘görevi yaptırmamak için direnme’ suçunu işledikleri ve kolluk güçlerine zor kullanılarak yakalandıkları belirtildi. Şüphelilerin, “görevi yaptırmamak için direnme” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlarından 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi.Şüpheliler hakkında ‘Kamu malına zarar verme’ suçundan ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.

(Ajanslar)

[Özel Haber] Bayramiç’te Özgür Gıda toplantısı

Temiz ve sağlıklı gıdaya ulaşma ve tarımsal  üretimdeki taahhükümü, tekelleşmeyi ortadan kaldırma konularında çalışan, birçok sivil inisiyatif; Özgür Gıda Bildirgesi ve Toplum Temelli Tarım ile ilgili olarak katılımcı onay sistemini oluşturmak amacı ile Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde bir araya geldi.

Gıda mücadelesinin sadece bir çevre/tarım mücadelesi olmadığı konusunda hem fikir olan katılımcılar, gıda mücadelesinin temel bir hak mücadelesi olduğu konusuna vurgu yaptı.

Aynı zamanda toplumsal özgürlüğün, gıda özgürlüğünden geçtiğini de belirten katılımcılar, Türkiye’de özgür, temiz ve sağlıklı bir gıda temin ağı oluşturmak için harekete geçmenin adımlarını tartıştı.

“Özgür Gıda” toplantısı devam ediyor ve toplantıda “Özgür Gıda Bildirgesi” adı altında bir manifesto hazırlanıyor.

20 Nisan Cumartesi günü toplantının devamı mahiyetinde atölyeler ile zenginleşmiş, tohum özgürlüğü tartışmasının da yapılacağı 3. Bayramiç Tohum Takas Şenliği düzenlenecek.

(Yeşil Gazete)

Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde Tomboy gösterimi

Kendisini, LGBT hakları ve ayrımcılık konusunda duyarlı ve çevresini bu yönde değiştirme iradesine sahip olanların sosyalist alternatifi olarak tanımlıyan Gökkuşağının Kızılı oluşumu 21 Nisan Pazar günü 18:00’de Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nden, “Tomboy” filminin gösterimini gerçekleştiriyor.

Gökkuşağının Kızılı tarafından yapılan açıklamada filmin cinsel kimlikleri ve yönelimleri nedeniyle dışlanan, baskı gören tüm çocuklara ithafen gösterileceği belirtildi.

10 yaşındaki Laure’nin ailesiyle birlikte yeni taşındığı mahallede kendini erkek olarak tanıtması üzerine yaşadığı sorunların anlatıldığı Céline Sciamma’nın 2011 yapımı filmi Tomboy, çocukların ve büyüklerin dünyasındaki cinsiyet rollerini düşünmeye sevk eden bir yapım.

(Kaos GL)

[Özel Haber] Yeşiller/Sol örgüt buluşmalarında ilk durak Mersin

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi örgüt buluşmaları eş sözcüler Sevil Turan ve Arif Ali Cangı‘nın Mersin ziyareti ile başladı.

Mersin’de ilk olarak Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın mensupları ile buluşan Turan ve Cangı, gazetecilere Yeşiller ve Sol Geleceğin Türkiye siyasetine getireceği yenilikler hakkında bilgi verdi.

Gazeteciler Cemiyetindeki basın toplantısının açılışını Yeşiller/Sol’un Mersin eş sözcüsü Osman Yılmaz yaptı. Yılmaz, parti olarak yeni bir dünya, yeni bir Türkiye yaratmak için yola çıktıklarının altını çizdi.

Arif Ali Cangı

Arif Ali Cangı, Yeşiller/Sol’un 4Adalet (4A) kampanyası hakkında bilgi verdi. Parti olarak Su, Ekmek, Söz ve Kimlik adaleti olarak özetlenen ve sırası ile Çevre ve İklim Adaleti, İktisadi Adalet, Katılım Adaleti ve Tanınma Adaleti’nin ülke içinde tam olarak teşekkül etmesi için çalışacaklarını kaydettti.

Sevil Turan ise sözlerine Mersinli basın mensuplarına Yeşiller ve Sol Geleceğin Türkiye siyasetine getirdiği yenilikleri aktararak başladı.

Sevil Turan

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin sadece iki partinin birleşmesinin çok ötesinde bir anlam taşıdığını kaydeden Turan, bir yıl süren kuruluş sürecine değindi. Yeşiller ve Sol Gelecek ile ülke siyasetine eş sözcülüğü getirdiklerini belirten Turan, partinin her aşamasında LGBT bireylere %5, gençlere %20, Kadınlara %50, Engelli bireylere ise %5 kota sağladıklarını vurguladı.

Partinin diyalog meclisleri ve çalışma grupları oluşturarak parti üyesi olmayanları da hareketin içine katmayı amaçladığını belirten Turan, Yeşiller/Sol’un dört ayı bulan siyaset hayatında amaçlananın nasıl bir parti istiyorsak öyle bir Türkiye’ye ulaşmak olduğunu söyledi.

Yeşiller/Sol eşsözcülerinin örgüt ziyaretleri 20 Nisan’da Adana, 21 Nisan’da ise Gaziantep ziyaretleri ile devam edecek. Turan ve Cangı akdenizin ardından karadenize geçerek sırası ile Samsun, Giresun, Fatsa, Trabzon, Çamlıhemşin  ve Hopa örgütlerine ziyaret gerçekleştirecek.

Çernobil’in Tanıkları 26 Nisan’da Mersin’de

Çernobil'in Tanıkları 26 Nisan'da Mersin'de

Basın Toplantısı sırasında Mersinli basın mensuplarına Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ve Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) tarafından organizasyonu yapılan ve Çernobil Haftası  etkinlikleri kapsamında 26 Nisan’da gerçekleşecek buluşma hakkında da bilgi verildi.

Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen facia sırasında bölgede faaliyet gösteren “tasfiye memurları” 26 Nisan Cuma günü 13.00- 16.00 arasında  Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Konferans Salonu’ndaki toplantıda nükleer tehdidi altındaki Mersinlilere kendi deneyimlerini aktaracak.

Toplantıya katılacak olan tasfiye memurları Nina Janchenko ve Mykola Bakieiev, nükleer santralin arkasındaki asıl gerçekleri yerinde yaşamış bireyler olarak Mersinliler ile paylaşırken, Mersin 68’liler Derneği Başkanı Hasan Kapıkıran, Mersin NKP Dönem Sözcüsü Sabahat Aslan ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Mersin Eş Sözcüsü Osman Yılmaz da Akkuyu özelinde gelinen son durumu paylaşacak.

Fotoğraflar: Onur Turgut

(Yeşil Gazete)

1 Mayıs’ta Türk-İş de Taksim’de

Türk-İş, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü Taksim’de kutlamak için İstanbul Valiliği’ne başvurdu. DİSK de 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlalayacaklarını açıklamıştı.

Türk-İş, 1 Mayıs kutlamalarını başta İstanbul Taksim’de olmak üzere tüm illerde kitlesel katılımla kutlama kararı aldı.

Konfederasyondan yapılan açıklamada, Taksim’de kutlama için İstanbul Valiliği’ne başvuruda bulunulduğu bildirildi.

Türk-İş’in 1 Mayıs’ın işçi ve memur konfederasyonları ile diğer emek ve meslek örgütleri tarafından birlikte kutlanabilmesi için her türlü çabayı gösterdiği belirtilen açıklamada, bu çerçevede Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Kamu-Sen, KESK genel başkanlarını toplantıya çağırdığı anımsatıldı.

İlk toplantıda konfederasyonların ortak kutlama konusuna sıcak baktığı anlatılan açıklamada, ikinci toplantıda teknik değerlendirmeler yapıldığı, ortak metinde anlaşılamaması üzerine her konfederasyonun kendi metnini oluşturmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Açıklamada, İstanbul kutlamalarının tertip komitesinin de oluşturulduğu bildirildi.

Türk-İş’e KESK Genel Merkezi’nden gelen mektupta kutlamaların Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu üyesi dört konfederasyonun (Türk-İş, DİSK, Hak-İş, KESK) çağrıcılığı ile yapılmasının önerildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Bu önerinin yanı sıra DİSK’in 16 Nisan tarihinde İstanbul’da 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin bir basın toplantısı düzenlemesi ve temsilcisinin aynı tarihte Türk-İş’te yapılan toplantıda yer almaması bir dağınıklığı beraberinde getirmiştir.

Türk-İş, emekçilerin birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ın başta İstanbul Taksim olmak üzere tüm bölge ve illerde tüm emek ve meslek örgütlerince birlikte kutlanabilmesinin gereğine inanmaktadır ve bu yöndeki çabalarını son ana kadar sürdürmeye kararlıdır.

Türk-İş, 1 Mayıs 2013’te İstanbul Taksim ile Türkiye’nin tüm bölge ve illerinde alanlarda olacaktır. Türk-İş, düzenleyeceği mitinglerde tüm emek ve meslek örgütleri ile omuz omuza olmayı dilemektedir.”

İçişleri Bakanı Muammer Güler, “Taksim Meydanı’nı Yayalaştırma Projesi nedeniyle orada yeterli önlemleri alacak fiziki ortam mümkün değil. Taksim Meydanı’nda basın açıklaması, Kazancı Yokuşu’na çiçek bırakılması gibi etkinlikler yapılabilecek. Ancak yürüyüş gibi diğer etkinliklerin başka alanlarda sağlıklı şekilde yapılması için sendika yetkililerine öneride bulunacağız” diye açıklama yapmıştı.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Kani Beko da, yaptığı açıklamada 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamayı talep ettiklerini belirterek, “Hedefimiz Taksim alanı. Başka bir alternatifimiz yok” demişti.

(Ajanslar)

Cannes’da yarışacak filmler belli oldu

66. Cannes Film Festivali yarışma filmlerinin yönetmenleri arasında Coen Kardeşler, Asghar Farhadi, François Ozon, Roman Polanski gibi bol ödüllü isimler de bulunuyor.

15-26 Mayıs tarihleri arasında yapılacak olan Cannes Film Festivali’nde ana yarışmada yer alacak filmler açıklandı.

66.sı düzenlenen festivalin bu yılki jüri başkanlığını ABD’li yönetmen Steven Spielberg üstleniyor.

Açıklanan filmler şöyle ;

Valeria Bruni-Tedeschi – Un Chateau en Italie

Joel ve Ethan Coen – Inside Llewyn Davis

Arnaud Despallieres – Michael Kohlhaas.

Arnaud Desplechin – Jimmy P.

Amat Escalante – Heli

Asghar Farhadi – Le Passe (The Past)

James Gray – The Immigrant

Mahamat-Saleh Haroun – Grisgris

Jia Zhangke – Tian Zhu Ding.

Hirokazu Kore-eda – Soshite Chichi Ni Naru

Abdellatif Kechiche – La Vie d’Adele

Takashi Miike – Wara No Tate

François Ozon – Jeune et Jolie

Alexander Payne – Nebraska.

Roman Polanski – Venus in Furs

Steven Soderbergh – Behind the Candelabra

Paulo Sorrentino – La Grande Bellezza

Alex Van Warmerdam – Borgman

Nicholas Winding Refn – Only God Forgives

(sol)

Yargıtay’dan ‘Hayata dönüş’ kararı: ‘Ölümleri hukuka uygun’

‘Hayata Dönüş’ operasyonu adıyla cezaevlerinde yapılan katliamın Çanakkale Davası’na ilişkin Yargıtay’dan yeni karar geldi. Buna göre jandarmalar hakkında ‘olayda hukuka uygunluk nedeninin bulunması’ nedeniyle beraat kararı istendi.

Hayata Dönüş Operasyonu’nun Çanakkale Cezaevi ayağında bir asker ve dört mahkûmun ölümüne ilişkin karar Yargıtay’ca bozuldu.

Radikal’den İsmail Saymaz‘ın haberine göre, 2000 yılındaki operasyonda iddiaya göre jandarma er Mustafa Mutlu tutuklular tarafından açılan ateşle; Sultan Sarı, Fahri Sarı ve İlker Babacan jandarma kurşunu ve gaz fişeklerinin isabet etmesi sonucu ölmüş, Fidan Kalşen de kendini yakmıştı. Operasyonda 33 tutuklu yaralanmıştı.

Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde 154 tutuklu ve hükümlü ile 563 jandarmaya dava açıldı. Jandarmalar üç tutukluyu, tutuklu ve hükümlüler ise ‘bir eri öldürmek, Kalşen’i intihara azmettirmek, ruhsatsız patlayıcı imal etmek ve silahlı isyan’la suçlandı. 2008’de biten yargılamada tutuklular hakkındaki dava zamanaşımından düştü. Jandarmalar ise ‘bu suçları işlediklerine dair mahkûmiyetlerine yeter, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği’ için beraat etti.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi nihai kararını 12 Aralık 2012’de verdi. Bu kararda, ‘ayaklanmayı bastırmak’ üzere operasyon yapıldığı kaydedilerek, ‘jandarmaların yasal yetki çerçevesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ölçüleri içinde bir isyanın yasaya uygun olarak bastırılması ve diğer hükümlülerin korunması için zorunlu olanı aşmayacak biçimde güç kullandıkları ve meşru müdafaa şartları oluştuğu’ belirtildi.

Bu nedenle suçlanan jandarmalar hakkında ‘olayda hukuka uygunluk nedeninin bulunması’ nedeniyle beraat kararı istendi.

(sol)

İzmir’de taşerona karşı 15 bin işçi ayakta

İzmir İZELMAN’da 1 Mayıs’ta işten çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıya olan 650 kişiyle dayanışmak için binlerce emekçi taşerona karşı yürüdü. DİSK, Türk-İş, KESK, TMMOB ve TTB üyelerinin de aralarında olduğu 15 bin kişi ‘Taşerona teslim olmayacağız’ mesajı verdi.

Basmane Alanı’nda toplanan DİSK, Türk-İş, KESK, TMMOB ve Türk Tabipleri Birliği’nin de aralarında olduğu 15 bine yakın emekçi, “Taşerona hayır”, “Taşeronluk köleliktir”, “Yaşasın sendika” sloganlarıyla Konak Alanı’ndakibüyükşehir belediyesi binasına kadar yürüdü. DİSK Ege Temsilcisi Memiş Sarı, burada yaptığı konuşmada, “İzmir halkının canını taşerona emanet etmeyiz. Taşerona teslim olmayacağız. Bu, 650 işçinin sorunu değil, herkesi ilgilendiriyor”dedi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’ylagörüştüklerini de belirten Sarı, “Türkiye’de taşeron sistemikesinlikle yasaklanmalı. Şunu özellikle tekrar ediyorum, biz buradaki 650 arkadaşımızı kesinlikle ihaleyi alan firmaya kaptırmayacağız” diye konuştu.

ABD: Boston saldırısı zanlılarından biri öldürüldü

Boston emniyet müdürü Ed Davis Boston maratonu saldırısının şüphelilerinden birinin çıkan çatışma sırasında vurulduğunu ve kaldırıldığı hastanede öldüğünü, diğer şüphelinin yakalanması içinse bölgenin didik didik arandığını kaydetti.

Davis iki şüphelinin Boston yakınlarındaki Cambridge’de bir dükkânı soymaya çalıştıklarını, ardından Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Cambrige kampüsüne gittiklerini ve burada bir polis memurunun vurularak hayatını kaybettiğini kaydetti.

Davis şüphelilerin bir otomobili durdurup, sürücüsünü rehin alarak olay mahallinden uzaklaştıklarını, ardından Watertown’da sürücüyü serbest bıraktıklarını söyledi. Emniyet müdürünün verdiği bilgiye göre burada polisle şüpheliler arasında bir silahlı çatışma yaşandı. Çatışmada yaralı ele geçirilen bir şüpheli hastanede yaşamını yitirirken, diğeri kaçmayı başardı.

Kardeş oldukları açıklanan Çeçen uyruklu iki şüpheliden biri öldürüldü

Yetkililer ABD’nin Boston kenti banliyölerinden Watertown sakinlerini kapılarını kilitleyip, kimseyi içeri almamaları ve pencerelerden uzak durmaları konusunda uyardı. “Kaçak, silahlı ve tehlikeli” diyen Ed Davis “Şüphelinin buraya insan öldürmek için gelen bir terörist olduğunu düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Washington Post gazetesi şüphelilerin 19 ve 20 yaşlarında iki kardeş olduğunu belirtirken NBC televizyonu kardeşlerin Çeçenistan kökenli olduklarını kaydetti. İkilinin bundan en az iki yıl önce yasal yollarla ABD’ye göç ettikleri belirtiliyor.

(Deutsche Welle)