Ana Sayfa Blog Sayfa 4330

Özel hastanelerin fark ücretine %100’lük zam

Servetlerini Türkiye ’ye getirenlerden sınırlı vergi alınmasını öngören torba kanundan, sağlığa ise zam çıktı. Tasarının yasalaşmasından sonra özel hastaneye gitmek daha da pahalı olacak. Şu anda özel hastaneler Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu tarafından belirlenen ücretlerin yüzde 90 fazlasına kadar hastalardan ilave ücret alabiyor. Tasarıyla ise, bu rakam iki katına kadar çıkabiliyor. Bu da özel hastanelerin ücretlerinde yüzde 100’lük artışın yolda olduğu anlamına geliyor.

Bir kattan iki kata çıkıyor

Torba kanunda, sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılmasına ilişkin düzenlemeler de yer alıyor. Buna göre artık, sağlık hizmetlerini fiyatlandırma komisyonuna özel sektörden de katılım olacak. Özel hastaneler ile üniversite hastanelerini temsilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı birer üye atayacak. Ancak çoğunluğun kamuda olacağı komisyonda kararlar oy çokluğu ile alınacak ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.
Tasarıda özel hastanelerin alabileceği fark ücretleri yeniden düzenleniyor. Bu maddeye göre, özel hastanelere zam yapılması yakın. Şu anda, vakıf üniversiteleri ve özel hastaneler; Sağlık Hizmeteri Fiyatlandırma Komisyonu’nca belirlenen fiyatların bir katına kadar ilave ücret alabiliyor. Bir katına kadar alınacak ilave ücretin tavanını ise bakanlar kurulu belirliyor. Bakanlar kurulu bu yetki çerçevesinde daha önce yüzde 70 olan fark ücretini, yüzde 90’a çıkardı ve kriterleri karşılayan özel hastaneler yüzde 90 fark ücreti almaya başladı. Torba kanunda yapılacak değişiklik ise, bu maddede ‘bir kat’ ifadesinin ‘iki kat’ olarak düzenlenmesini öngörüyor. Bu durumda, bakanlar kurulu özel hastanelerin yüzde 200 fark ücreti almasına karar verebilecek.

Et ve Balık Kurumu’nun adı değişti

Et ve Balık Kurumu’nun adı, Et ve Süt Kurumu olarak değiştirildi.

Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğünün, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü adıyla yeniden teşkilatlandırılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı.

Buna göre, Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğünün adı, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü oldu.

Et ve Süt Kurumu’nun amacı, faaliyet konusu, merkezi ve sermayesi ana statüsünde belirtilecek.

2 Gazeteci serbest, 24’ü tutuklu

İstanbul’da 26’sı tutuklu 44 gazetecinin yargılandığı KCK basın davasında gazeteciler Zeynep Kuray ve Sadık Topaloğlu tahliye edildi.

Yazdıkları haberler ve Kandil’de PKKyöneticileriyle yaptıkları röportajlar suç delili gösterilerek KCK üyesi olmakla suçlanan, 26’sı tutuklu 46 gazeteci ve basın çalışanının yargılandığı davanın 15. duruşması Silivri Cezaevi’ndeki duruşma salonunda başladı.

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesince, görülen duruşmaya, 26 tutuklu ve 12 tutuksuz gazeteci ve basın çalışanı katıldı. Avukatlar tarafından 2 Kürtçe tercüman da duruşmada hazır edildi.

Avukat Sinan Zincir, gazetecilerin savunmalarının alınmasına bir sonraki celsede devam edilmesini, bugün avukatların taleplerinin dinlenilmesini istedi. Mahkeme heyeti, avukatların taleplerinin alınmasına karar verdi.

Tüm sanıkların avukatı Fırat Epözdemir, dün Kandil’de PKK’nın geri çekilmesine ilişkin yapılan basın toplantısına sadece Türkiye’den değil, dünyadan çok sayıda gazetecinin katıldığını belirterek, “Bugünkü gazetelerin manşetleri, Kandil’deki basın açıklaması… Bu haber yapılırken de muhabirler Kandil’e gönderilmiştir. İddianame mantığıyla bu durum suç değil. Müvekkillerimin çalıştıkları gazetelerdeki haberler ise iddianameye suç unsuru olarak konuluyor” diye konuştu.

Savcı: “İddianame çok açık”

Taleplere ilişkin görüşü sorulan Savcı İsmail Işık, “Bir kısım engelleme girişimlerine karşı nihayet sanıkların savunmalarına geçildi. Sanıkların savunmasında hiç bir süre sınırlandırılması bulunmamasına rağmen sanıklar kendilerine yöneltilen sorulara ilişkin ya cevap vermemişler ya da genel ifadeler kullanmışlardır. Milletimize karşı atılan en büyük iftira soykırım iddiasını dillendirmişlerdir. Sanıklar gazetecilik yaptıkları için değil, silahlı terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla yargılanmaktadır. İddianame çok açık. Bazı sanıklar ve avukatlar, davanın siyasi bir dava olduğunu ve suçlamaların mesnetsiz olduğunu söylemişlerdir. Terörizm bütün hukuk sistemlerinde suçtur. Cezai yaptırım uygulanmasında da yasal bir süreç işlenmektedir” dedi.

Savcı suç duyurusunda bulunulmasını istedi

Savcı Işık, iddianame ile ilgili ‘tutsak, rehin, tiyatro, skeç, nefretname, sözde iddianame, rezil iddianame, düşman ve savaş hukuku tabirlerini’ kullanan sanık ve avukatlar hakkında suç duyurusunda bulunmasını talep etti. Bazı sanıkların telefon tapelerinin kendilerinin ait olmadığını ifade etmesiyle ilgili olarak da bu kayıtlarla ilgili ses analizinin yapılmasını isteyen Savcı Işık, tutuklu sanıkların bu hallerinin devamına karar verilmesini istedi.

Zeynep Kuray ve Sadık Topaloğlu tahliye edildi

Duruşmaya verilen 2 saatlik aranın ardından taleplere ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Zeynep Kuray ve Sadık Topaloğlu’nun tutuklu kaldıkları süre, suç vasfının değişme ihtimali ve mevcut delil durumunu gözönüne alarak tahliyelerine karar verdi.

Duruşmada tutuklu sanık sayısı 24’e düştü. Mahkeme ayrıca sanıklara yurtdışına çıkış yasağı koydu. İddianame ile ilgili “tutsak, rehin, tiyatro, skeç, nefretname, sözde iddianame, rezil iddianame, düşman ve savaş hukuku tabirlerini” kullanan sanık ve avukatlar hakkında tutanaklar çıktıktan sonra suç duyurusunda bulunmasını karar veren mahkeme heyeti sanıklar Ertuş Bozkurt ve Yüksel Genç’e ait olduğu iddia edilen tapelere ilişkin ses analiz raporlarının istenmesini kararlaştırdı.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılarak gelecek duruşmanın yeni inşaa edilen duruşma salonunda yapılabilmesinin sağlanmasına karar veren mahkeme heyeti duruşmayı 17 Haziran 2013 tarihine ertelendi.

Valilik: 1 Mayıs için Kadıköy Meydanı

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs kutlamalarının Kadıköy Meydanı’nda yapılmasına izin verdi.

Sendikalar, kutlamalar için Taksim Meydanı’nı istiyor, valilik ise Taksim’deki yayalaştırma çalışmalarını gerekçe göstererek, katılımcıların güvenliği açısından başka bir alan gösteriyordu.

Kanada’da yaşayan Türkler, Ermeni Soykırımı’nı kutladı

24 Nisan 2013 Çarşamba günü Kanada’da akıllara durgunluk verecek gelişme Ottawa’daki Türkiye Büyükelçiliği önünde yaşandı.

Ermenilerin, Osmanlı İmparatorluğu zamanında soykırıma uğramasının yıldönümü olan 24 Nisan’da Dünyanın her yerinde hayatını kaybeden Ermeniler için anma programları yapılırken Kanada’da yaşayan Türkler, Ottawa’da bulunan Türkiye Büyükelçiliği önünde biraraya gelerek Ermenilere soykırım uygulamaya başladıkları günü şarkılar ve türkülerle kutladı.

Kanada polisi ise Türklerin yaptığı gösterinin yasal olduğunu, kendilerinden barbekü partisi yapmak için izin alındığını belirterek gösteriye herhangi bir müdahalede bulunmalarının söz konusu olmadığı açıklamasını yaptı.

Elçilik önünde toplanan faşist grup ellerindeki Türk bayraklarını sallayarak, “Yar saçların lüle lüle, Ermeniler güle güle” şeklinde tempo tuttu.

Kutlamadan sonra Kanada’nın Türkiye Büyükelçisi Tuncay Babalı, göstericileri büyükelçiliğe davet etti.

(Yeşil Gazete, Youtube)

 

 

Nestlé çörek otunun patentini alma peşinde

Geçmişi skandallarla dolu gıda devi Nestle’nin adı bugünlerde 2010 yılında yapmış olduğu bir patent başvurusuna karşı başlatılan imza kampanyası ile çevre ekoloji dünyasında tekrar gündeme oturdu.

Güçleri giderek artan çok uluslu şirketlere karşı işçileri, tüketicileri ve hissedarları bir araya getirerek hak mücadeleleri için bir platform yaratmayı hedefleyen ve bugüne kadar birçok başarılı kampanyaya imza atan  Sum of Us hareketi tarafından Nisan ayı içerisinde başlatılan kampanya, Nestle’nin Türkiye’de çörek otu olarak bilinen Nigella Sativa üzerindeki hak iddiasını gündeme taşıyarak Nestle’ye “Doğal bir şifayı patentlemekten vazgeç!” çağrısında bulunuyor.

25 Kasım 2010 tarihinde PCT/EP2010/056783 uluslarası başvuru numarası ile yapılan başvuru, içlerinde Türkiye’nin, tüm Avrupa Birliği ülkelerinin, ABD ve Kanada’nın da bulunduğu 80 ülkeyi kapsıyor.

Başvuruya göre Nestle, yaptığı çalışmalar sonucunda opoipid reseptörlerinin uyarılması ile gıda alerjilerini önleme arasında bir ilişki keşfettiğini ve gıda alerjilerini önlemek için opiopid reseptörleri uyarıcı bir madde kullanımının patentle korunma altına alınması gereken bir yöntem olduğunu iddia ediyor .

Çörek otu üzerindeki hak iddiası da işte tam bu noktada devreye giriyor. Opoipid reseptörlerini uyaran ve patente konu olan thymoquinone adlı bileşiğin elde edilebildiği kaynaklar çörek otunun da aralarında olduğu birkaç bitkiyle sınırlı. Çörek otunun Nestle açısından ayrıca bir öneme sahip olmasının sebebi ise ekimi son derece yaygın olduğundan ve hali hazırda doğal bir gıda olarak kabul edildiğinden Nestle’nin çörek otunu üreteceği gıdaların muhteviyatına almak istemesi halinde bir engelle karşılaşmayacak olması.

Nestle CEO’su birkaç sene önce “Su bir insan hakkı değildir, aynı gıda gibi alınan satılan bir metadır ve tabii ki bir fiyatı olacaktır” demişti

Nestle yaptığı patent başvurusunda çörek otunun bu şifalı özelliğinin kullanımının da bir Nestle keşfi olduğunu açıkça iddia ediyor.  Başvurunun arkasında yatan sebebin ise Nestle’nin çörek otu bitkisinin kullanımını tekeline almaya çalışması olduğu çok açık. Bu patent başvurusunun kabul edilmesi demek, çörek otunun ishal dahil, gıda alerjilerini ve mide rahatsızlıklarını önlemek üzere kullanıldığı her yerde Nestle’nin hak iddia etmesi demek.

Oysa Nestle’nin yeni keşfettiği hiçbir şey yok. Çörek otunun gıda alerjilerine, ishale, mide sindirim sistemi rahatsızlıklarına karşı iyileştirici özelliği binlerce yıldır bilinen bir gerçek olduğu kadar konuyla ilgili 2011’den önce yayınlanmış birçok bilimsel araştırma sonucuna da rastlamak mümkün.  2-6 Temmuz 2012 tarihleri arasında Yeni Delhi’de gerçekleştirilen Nagoya Protokolü toplantıları sırasında Edward Hammond tarafından sunulan bir araştırmaya göre geçmiş yıllarda yapılan birçok çalışma [1] [2] [3] çörek otunun opiopid reseptörlerinin uyarılması dahil şifalı özelliklerini ortaya çıkarmış durumda. Bu araştırmaların hepsinden önce ise çörek otunun geleneksel kullanımı üzerinde yapılan ve aynı Nestle’nin vardığı sonuçların binlerce yıldır bilindiğini gösteren araştırmalar geliyor [4] [5] [6] [7] [8] [9 [10]. Hal buyken Nestle’nin çörek otunun şifalarını kendi buluşuymuş gibi gösterip üzerinde hak iddia edebilmesi herşeyden önce patent sistemindeki açıkları gösteriyor.

Sum of All’a göre bu başvuru, şirketin geleneksel bilgi üzerindeki ilk saldırısı değil. Kampanya metninde Nestle’nin daha önce de sütün kabızlık giderici etkisi üzerinde bir araştırma yaparak konuyla ilgili bir patent başvurusunda bulunduğu ancak bu bilginin binlerce yıllık Hint tıp yazılarında olduğunun ortaya çıkması üzerine patent başvurusu reddedildiği belirtiliyor.

Nestle iddiaları kendi internet sitesi üzerinden yaptığı bir açıklama ile yanıtladı. Cevapta özetle Nestle’nin “çörek otu bitkisini” patentlemek gibi bir amacının olmadığı, Nestle’nin biyoçeşitliliğe çok önem veren bir şirket olduğunu, patent başvurusunun sadece bitkiden elde edilen bir madde ile ilgili olduğunu söylüyor. Ancak endişeler zaten çörek otu bitkisinin değil, onun binlerce yıldır geleneksel olarak kullanılagelen şifalı özelliklerinin patentlenecek olması yönündeyken verilen bu kaçamak cevaplar tatmin edicilikten oldukça uzak görülüyor.

Cevapta yer verilen bir diğer cümle de hayli ilgi çekici: “Bizler Nestle olarak halkların biyolojik kaynaklar da dahil tüm doğal kaynakları üzerindeki egemenliklerine saygı duyuyoruz”. Daha birkaç sene önce CEO’su “Su bir insan hakkı  değildir, aynı gıda gibi alınan satılan bir metadır ve tabii ki bir fiyatı olacaktır” diyen bir şirketin ne kadar güvenilebilir olduğunun takdirini haberi okuyan size bırakıyor ve sizleri söz konusu açıklamalarla başbaşa bırakmadan önce Sum of All tarafından başlatılan imza kampanyasına katılmaya davet ediyoruz.

http://www.youtube.com/watch?v=SEFL8ElXHaU

 

Kaynaklar : (Haberde bahsi geçen ve 2012 yılında Edward Hammond tarafından yayınlanan “Food giant Nestlé claims to have invented stomach soothing use of habbat al-barakah” başlıklı araştırmadan alınmıştır)

[1]Abdel Fattah AM et al 2000. Antinociceptive effects of Nigella sativa oil and its major component, thymoquinone, in mice. Eur J Pharmacol. 2000 Jul 14;400(1):89-97.

[2]Sangi S 2004. Role of Nigella sativa in Opioid Dependence. PhD dissertation. University of Karachi.

URL: http://eprints.hec.gov.pk/1813/1/1742.htm

[3]Hosseinzadeh H and Parvardeh S 2004. Anticonvulsant effects of thymoquinone, the major

constituent of Nigella sativa see ds, in mice. Phytomedicine. 2004 Jan;11(1):56 64, and Hosseinzadeh

H et al 2005. Intracerebroventricular administration of thymoquinone, the major constituent of

Nigella sativa seeds, suppresses epileptic seizures in rats. Med Sci Monit. 2005 Apr;11(4):BR106-10.

[4] Gilani AH et al 2001. Bronchodilator, spasmolytic and calcium antagonist activities of Nigella sativa

seeds (Kalonji): a traditional herbal product with multiple medicinal uses. J Pak Med Assoc. 2001

Mar;51(3):115-20.

[5]El-Abhar HS et al 2003. Gastroprotective activity of Nigella sativa oil and its constituent, thymoquinone, against gastric mucosal injury induced by ischaemia/reperfusion in rats. J Ethnopharmacol. 2003 Feb;84(2

3):251-8.

[6] Abbas AT et al 2005. Effect of dexamethasone and Nigella sativa on peripheral blood eosinophil count,

IgG1 and IgG2a, cytokine profiles and lung inflammation in murine model of allergic asthma. Egypt J

Immunol. 2005;12(1):95-102.

[7]Al Mofleh IA et al 2008. Gastroprotective Effect of an Aqueous Suspension of Black Seed Nigella sativa on Necrotizing Agents Induced Gastric Injury in Experimental Animals. Saudi J Gastroenterol. 2008 July; 14 (3);  128–134.

[8] Al-Ghamdi MS 2001. The anti inflammatory, analgesic and antipyretic activity of Nigella sativa. J

Ethnopharmacol. 2001 Jun;76(1):45-8.

[9] Kanter M et al 2005. Gastroprotective activity of Nigella sativa L oil and its constituent, thymoquinone against acute alcohol induced gastric mucosal injury in rats. World J Gastroenterol. 2005 Nov 14;11(42):6662-6.

[10] Kanter M et al 2006. The antioxidative and antihistaminic effect of Nigella sativa and its major

constituent, thymoquinone on ethanol induced gastric mucosal damage. Arch Toxicol. 2006 Apr;80(4):217-24.

Haber: Bora Kabatepe

(Yeşil Gazete)

 

 

 

Bangladeş, Savar’ da kayıp sayısı 659’a yükseldi

Bangladeş’in başkenti Dakka’ya yakın Savar bölgesinde üç gün önce çöken 9 katlı iş merkezi Rana Plaza’da yaralı ve kayıp sayısı yükselmeye devam ediyor.

24 Nisan Çarşamba günü meydana gelen olayda içinde birçok sayıda mağaza, Brac Bankşubesi ve beş tekstil fabrikasının bulunduğu toplam 3500 kişinin çalıştığı tahmin edilen 9 katlı iş merkezi Rana Plaza binadaki çatlaklar sebebiyle çöktü.

Görgü tanıklarının verdiği bilgiye göre sabah 8.30 saatlerinde aniden çökmeye başlayan bina kısa süre içinde yerle bir olarak bölgede büyük bir paniğe yol açtı.

Bangladeş Hazır Giyim Üreticileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı (BGMEA) Mohammad Atiqul Islam’ın verdiği bilgiye göre binadaki çatlaklar bir gün önce tespit edilmiş ve firma sahiplerine binayı boşaltmaları gerektiği söylenmişti. Bunun üzerine banka binayı boşaltırken, fabrikalar plaza sahibinin çatlakların önemsiz olduğunu söylemesi sonrası mesaiye devam etmişti.

Üçüncü gün itibariyle yetkililerin verdiği bilgiye göre ölü sayısı 304’e ulaşırken kayıp sayısı 659 ve yaralı sayısı 1200’ü geçmiş durumda.

Bangladeş başkenti Dakka’ya yakın Savar bölgesinde üç gün önce meydana gelen felakette yaralı ve kayıp sayısı yükselmeye devam ediyor

Çöken iş merkezi içinde yer alan New Wave Bottoms Limited, Phantom Apparels Ltd, Phantom Tack Ltd ve Ethar Textile Ltd içlerinde Walmart, Gap Inc. ,Benetton, Primark’ın da bulunduğu Amerika ve Avrupa’nın önde gelen birçok hazır giyim markasına üretim yapıyorlardı. Şu ana kadar sadece İngiliz markası Primark bahsi geçen fabrikalardan biriyle çalıştığını teyit ederek olaydan duyduğu üzüntüyü bildirdi ve Teknik ve Sosyal Güvenlik ekiplerinin konuyla ilgili çalışmaya devam edeceğini ekledi.

FTA (Dış Ticaret Birliği) tarafından kurulmuş olan ve uluslararası çapta sosyal uygunluk denetlemeleri ve akreditasyonu yapan BSCI da olaydan dolayı duyduklarını üzüntüyü bildirirken, bahsi geçen firmalardan iki tanesinin daha önce taraflarından akredite edildiğini fakat çökme sebebinin binanın zayıf altyapısı olarak göründüğünü ve hali hazırda devam eden bir ticari ilişki olup olmadığını araştırdıklarını bildirdi.

Bangladeş’te olaydan sonra ulusal yas ilan edilirken işçiler tepkilerini göstermek için ve kayıplarını aramak için sokaklara döküldü. Hükümet ise bina sahibi ve yöneticileri hakkında yasal işlem başlattı.

İlk kez olmuyor

Yaklaşık 4 milyon kişiyi istihdam eden Bangladeş tekstil sektörü 24 milyar dolarla ülkenin yıllık ihracatının 80%’ni oluşturuyor ve dünyada hazır giyim ihracatında Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor. Buna rağmen işçiler kötü çalışma şartları altında günde yaklaşık 15 saat mesai yaparken karşılığında aylık 37$alıyorlar.

Rakamlar ise uygun fiyata moda olarak tanımlanabilecek “fastfashion” anlayışının perde arkasını ortaya çıkarır nitelikte, zira işçilerin aldığı maaş ile ortalama bir ürün satış fiyatı başa baş.

Savar faciası, yetersiz altyapı ve kötü inşaatlar sebebiyle sık sık bina çökme haberleri alınan Bangladeş’te gerçekleşen en büyük yıkımlardan biri. Daha önce de 2005 yılında yine Savar bölgesinde çöken bina sebebiyle 73 işçi hayatını kaybetmişti.  Geçtiğimiz aylarda ise yaşanan yangın sebebiyle ise 110 işçi hayatını kaybetmişti

(Yeşil Gazete, Reuters, BD News, World Time)

 

Samsung cesur çıktı, peki ya Apple?

Febri Andika, Belo Laut köyündeki bir madende kalay arıyor. Fotoğraf: Ulet Ifansasti

 

Akıllı telefon ve tablet sektörünün liderlerinden Samsung, ürünlerinde kullanılan kalayın çocuk işçilerin çalıştırıldığı madenlerden gelmiş olabileceğini kabul ederek konuyla ilgili soruşturmalara başlayacaklarını açıkladı.

Monga Bay sitesinin haberine göre, Friends of Earth tarafından başlatılan kampanyanın ardından yaklaşık 16,000 kullanıcının şirketi soru yağmuruna tutaması şirketin bu konuda adım atmasını sağladı.

Endonezya’nın Bangka adasındaki madenler, kullanılan yöntemler, çalıştırılan çocuk işçiler ve çevreye verdikleri zarar nedeniyle tartışmalı konumda bulunmasına rağmen son verilere göre Endonezya kalay üretiminin %90’ını sağlıyor. Yaşanan kazalar nedeniyle her sene 150 işçinin hayatını kaybettiği bölge üzerinde denetimin çok zayıf olması güvenlik ve çevre ile ilgili endişeleri beraberinde getirirken tablet, akıllı telefonlar gibi elektronik eşyaların yaygınlaşması kullanımı zararların giderek artması anlamına geliyor.

 

Kirli sular ve kazılmış bir alan PT Timah kalay madeninde ormanların yerini almış Fotoğraf: Ulet Ifansasti

 

Peki akıllı telefonların kalay üretimiyle ilgisi ne? Günümüzde kullanılan akıllı telefonlar ortalama 7000 lehimli bağlantıya sahip ve lehim alaşımlarında en sık kullanılan madde kalay. Cebimizdeki her telefon 1-2 gram arasında kalay içerirken, bir tablet bilgisayarda bu miktar 3.4 grama, bir LCD televizyonda ise 5 grama kadar çıkabiliyor. Yeraltından çıkarılan kalayın yarısının elektronik eşya üretiminde kullanıldığı düşünüldüğünde son yıllarda artan akıllı telefon ve tablet kullanımının çevre üzerindeki yıkıcı etkisi kolayca anlaşılabiliyor.

Samsung bu konuda cesur bir adım attı ve telefonlarındaki kalayın Bangka’dan geldiğini kabul ederek, kalay madenleri ile doğrudan bir ilişkisi olmamasına rağmen konuyu soruşturacağını açıkladı. Friends of Earth’ten Craig Bennett tarafından yapılan açıklamada “Samsung’un bu konuda öncülük yaparak tedarik zincirini Endonezya’nın kalay madenlerine kadar takip etmesi ve sorumluluk alarak bu madenlerin insanlar ve çevre üzerine olan etkilerini azaltmaya çalışacağını açıklaması harika bir haber” diyerek kampanyanın başarısını vurguluyordu.

 

Madenciler kumların içerisinde kalay madeni ararken Tanjung Peson, Bangka, Endonezya. Fotoğraf: Ulet Ifansasti

 

Samsung bu adımı atmışken, endüstrideki en büyük rakibi Apple kalayının kaynağını konusunda sessizliğini koruyor. Apple’ın da kalay kaynakları konusunda aynı cesareti göstererek işçilerin haklarına ve çevreye saygılı bir tedarik zinciri yönetmeye başlaması bu yıkıcı etkiden en çok etkilenen Bangka adası halklarının ve Friends of Earth’ün en büyük beklentisi

 

Haber Bora Kabatepe

(Yeşil Gazete, Friends of the Earth, Mongabay)



[Özel Haber] Baraj kuş cennetini yok edecek

Türkiye’de her gün artan çevre yıkımı bu sefer de Doğu Anadolu’da en çok kuş türünün görüldüğü alan olan Aras Nehri Yukarı Çıyrıklı Kuş Cenneti’ni hedef aldı.

Aras Nehri, Bingöl Dağları’nın Erzurum il sınırları içinde kalan kuzey yamaçlarından doğar. Tekman Yaylası’nın bütün sularını toplayan ırmak, Sakaltutan Dağları’nın doğusundaki havza içerisinde kuzeydoğu yönünde akarak Türkiye dışında Ermenistan, Azerbaycan ve İran’dan da geçer. Bu nehri diğerlerinden ayıran en büyük değerlerden biri, sulak alanlarında tespit edilen en az 240 kuş türü ile çok önemli bir canlı çeşitliliğine ev sahipliği yapmasıdır. Türkiye kuş türlerinin %51’i olan 240 kuş türü, son 7 yılda KuzeyDoğa Derneği ve Kafkas Üniversitesi tarafından yapılan bilimsel kuş halkalama çalışmaları esnasında Tuzluca Yukarı Çıyrıklı köyü ve çevresindeki Aras kıyılarında tespit edildi. Bu türler arasında olan şikra atmacası (Accipiter badius), Türkiye’nin kuş envanteri için yeni bir tür olarak Türkiye kuş türü sayısını 469’a çıkardı.

Iğdır ili sınırları içinde yer alan Aras vadisi, Önemli Doğa Alanı olmanın yanında dünyanın en önemli kuş yollarından biri olan Afrika-Avrasya kuş göc rotasi üzerinde yer almakta. Her ilkbahar ve sonbaharda yüzbinlerce ötücü ve yırtıcı kuş Aras vadisi boyunca göç ederek ilkbaharda üreme bölgeleri olan kuzey ülkelerine, her sonbaharda ise kışlama bölgeleri olan Afrika ülkelerine göç ediyor. Bu göç esnasında onbinlercesi bu vadide konaklıyor, besleniyor ve yollarına devam ediyor.

2006 senesinde Aras vadisindeki Tuzluca ilçesi Yukarı Çıyrıklı köyünde kurulmuş olan Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi, KuzeyDoğa Derneği tarafından yapılan bilimsel çalışmaların merkezlerinden biridir. Bu halkalama çalışmalarında ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında, çalışılan alanın kuş göç yolu üzerinde olduğu kanıtlanmış, 3 kıtada halkalanan kuşlar burada tekrar yakalanmış ve Aras Nehri Yukarı Çıyrıklı Kuş Cenneti’nin kuşların konaklayarak beslendikleri en önemli bölgelerden biri olduğu saptanmıştı.

Dünya çapındaki uluslararası öneminden dolayı, bu bölgenin kesin koruma altına alınması ve ekolojik ve ornitolojik araştırma çalışmalarının bu bölgede devam etmesi çok önemli olarak nitelendiriliyor.

Sadece 7 yılda Aras Nehri Yukarı Çıyrıklı Kuş Cenneti’nde tespit edilen 240 kuş türü, Türkiye kuş türlerinin yarısından fazladır ve 74 yıldır araştırılan Manyas Kuş Cenneti’nde tespit edilen 255 kuş türüyle neredeyse aynı. 200 kat daha büyük olan Van Gölü’nde bile 212 kuş türü tespit edilmişken, Doğu Anadolu’nun en zengin sulak alanlarından olan Aras Nehri Yukarı Çıyrıklı Kuş Cenneti yıllardır teknik olarak ‘’ Sulak Alan Kategorisi’’ kategorisine dahi alınmadı.

Şimdi ise Tuzluca Barajı’nın suları altında kalarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Aras Nehri’nden regülatörle su alarak ve Iğdır’da pilot projesi başarılı olan damlama sulama yapılarak sulama barajına alternatifler sağlanabileceği bildiriliyor ve barajın yapılması halinde yüzlerce kuş türü ve binlerce diğer canlı yaşam alanlarınının yitireceği bildiriliyor.

Nehrin üzerindeki en önemli bilimsel çalışma istasyonu olan Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde 2006 yılından beri ‘’Kuş Halkalama’’ çalışmaları yapılıyor. Kuş halkalama kuşların uzman kişiler tarafından özel tekniklerle yakalanarak tanımlanması, gerekli ölçümlerinin yapılması ve bacaklarına üzerlerinde numara ve adres yazılı halkaların takılarak tekrar doğaya salınmasını kapsayan bilimsel çalışmalar.Kuş halkalama çalışmaları sayesinde, özellikle göçmen kuşların göç yolları ile ilgili her türlü bilgi anlaşılarak kuşların dünyadaki hangi alanları kullandıkları tespit ediliyor.

Bu bilgiler bu alanların korunmasında öncelikli olarak kullanılmakta. Aras bilimsel istasyonunda 2006 yılından 2012 yılı sonuna kadar 164 türden yaklaşık 40,000 kuş halkalandı. Türkiye’nin 469 kuş türünün %51’i bu çok önemli sulak alanında kaydedildi. İstasyonda halkalanan ve gözlenen 240 kuş türü ise, Türkiye kuş türlerinin yaklaşık yarısını ve Iğdır ilindeki 303 kuş türünün %79’unu oluşturuyor. Sadece 2012 senesinde halkalanan türlerle alanda 7 yeni tür tespit edilmiş ve bu türlerden biri olan Şikra atmacası Türkiye kuş envanterine yeni bir tür olarak eklendi.

Bu da Aras nehri vadisi sulak alanının Türkiye’de kuşlar açısından ne kadar zengin ve Serhat şehrimiz Iğdır’ın kuş çeşitliliği açısından en önemli illerimizden biri olduğunu gösteriyor. Doğu Anadolu platosundan daha alçak ve daha ılıman olan Aras vadisi sadece göç mevsiminde değil, kış aylarında da Doğu Anadolu platosundaki kuşlar için doğal bir sığınaktır ve Aras Vadisi’ni Türkiye’nin ekolojik mirasının çok önemli bir parçası yapmaktadır.

Barajın kapakları Ortadoğu’da sadece 1000 çift kalan ve dünyada nesli tehlike altında olan küçük akbabaların yaşamlarını sürdürdüğü, beslendikleri ve üredikleri yere yani Aras ve Arpaçay nehirlerinin birleşim noktasına yapılacak. Oysa ki daha 3 ay önce KuzeyDoğa Derneği dünya çapında nesli tehlike altında olan 3 küçük akbabaya Tuzluca’da uydu vericisi takarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı desteği ile izleme altına aldı. Akbabalar şu an Afrika kıtasına olan göçlerini tamamladı ama tekrar Tuzluca’ya döndüklerinde belki de üreme alanları sular altında kalmış olacak.

2006 yılından bu yana Aras İstasyonu’nda halkalanan kuşlar, şimdiye kadar Güney Kıbrıs, Macaristan’a, Ukrayna ve Zambiya’da başka kuş araştırmacıları tarafından yakalandı. Aynı şekilde, İsrail, Rusya ve Güney Afrika’da halkalanan kuşlar ise Aras Kuş Araştırma ve Halkalama İstasyonu’nda yeniden yakalandı. Merkezde halkalanan kuşların 3 kıtadaki ülkelerden geri bildiriminin gelmiş olması, 6 yıldır çalıştığımız bölge olan Aras vadisinin hem kuşlar hem de uluslararası göç yolları konusunda ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Bu büyük önemine, kuş türü zenginliğine ve KuzeyDoğa Derneği’nin hazırladığı rapor ve başvurulara rağmen, Aras istasyonun yer aldığı 20 kilometrekarelik Aras Nehri sulak alanının herhangi bir koruma statüsü bulunmuyor ve hatta resmi olarak sulak alan olarak bile kabul edilmiyor. Öte yandan Aras nehri üzerine kurulan barajlar, nehir yatağından alınan kum ve çakıllarla vadinin ekosistemi her geçen gün daha da bozuluyor. Şimdi de tüm bu alan Tuzluca Barajı’nın suları altında yok olmak üzere ve bu baraj, göç eden kuşların çok önemli bir vahasını yok edecek.

Kuzey Doğa Derneği şu adre ste “Geç olmadan, canlılarıyla yok olmadan Bakan Eroğlu’na ”Aras Nehri Kuş Cenneti’ni kurtarın. ” adlı bir mesajın gönderileceği kampanya başlattı.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, TBMM’de söz alarak Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’ndan Aras Vadisi Yukarı Çıyrıklı Kuş Cenneti’nin korunmasını istedi. Bakan Eroğlu’nun cevabı “Bu alanı korumak boynumuzun borcudur” oldu. Fakat 1 yıldır atılan bir adım olmadı.

Doğu Anadolu’nun en zengin sulak alanlarından olan Aras Nehri Kuş Cenneti’nin büyük önemine, kuş zenginliğine ve KuzeyDoğa Derneği’nin hazırladığı rapor ve başvurulara rağmen yıllardır teknik olarak “Sulak Alan” kategorisine dahi alınmamasının nedenini kimse bilmiyor. Bu cennet ve köyleri Tuzluca Barajı’nın suları altında kalarak yok olma tehlikesi ile yüz üzeri bırakıldı.

 

Haber: Serhat Ertuğrul

Fotoğraflar: Çağan Şekercioğlu

 

(Yeşil Gazete)

GDO’lu pirinçle yapılan tarla denemeleri

 

Geçen hafta Mehdi Eker’in büyük çelişkisi: Pirinç Bakana göre güvenli, Bakanlığa göre riskli yazımda, Bakanın ve Bakanlığın açıklamalarındaki tutarsızlıktan bahsetmiştim.

Bakan’ın “Benim size Türkiye Cumhuriyeti Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak söylediğim şey şu, vatandaşlarımız o pirinçleri güven içerisinde tüketebilirler. Çünkü ne Türkiye’de ne dünyada GDO’lu pirinç üretimi söz konusu. Bunun bu şekilde ticarete konu edilmesi söz konusu değil. Bazı araştırmalar yapılmış, doğrudur ama bunlar, böyle tohum haline getirilip, geliştirilip, satılıp, bundan pirinç üretilip dünyaya da bunun yayılması… Şu an itibarıyla böyle bir şey yok. O nedenle vatandaşın endişe etmesine de gerek yok.”açıklamasının gerçeği yansıtmadığını belirtmiştim. ABD (LLrice) ve Çin (Bt63) kaynaklı, patentli GDO’lu pirinçlerin varlığından ve bunların doğrudan ya da kontaminasyon (bulaşıklılık) yoluyla dünyaya yayıldığını yazmıştım.

GREENPEACEGeçtiğimiz günlerde, Greenpeace Türkiye GDO’lu pirincin kaynağı açıklamasında AB’de görülen 344 yasadışı GD pirinç vakasının 150 tanesinin ABD, 169 tanesinin ise Çin kaynaklı olduğunu açıklamıştı. Greenpeace Tarım Kampanyası Sorumlusu Tarık Nejat Dinç aşağıdaki çarpıcı verilere dikkat çekmişti:

  • AB’de 2006-2013 yılları arasında 344 farklı yasadışı GD pirinç ithalatı vakasına rastlandı.
  • Yıllara göre incelendiğinde vaka sayıları:
    • 2013: 13
    • 2012: 41
    • 2011: 31
    • 2010: 49
  • Bu vakalardan 150 tanesinin kaynağı ABD, 169 tanesinin ise Çin.
  • ABD’den gelen ürünlerde LL601 ve LL62, Çin’den gelen ürünlerde ise Bt63 kodlu GD pirince rastlandı.
  • Genetiği değiştirilmiş pirinçlere hazır gıda, çerez, kraker, hayvan yemi ve evcil hayvan maması gibi çok çeşitli ürünlerde rastlandı.

GDO’lu pirinç ithalatı ve dünyaya yayılması hakkındaki bu veriler, GDO’lu pirincin yasal olmasa da pirinç ticaretine çok önemli derecede bulaştığını göstermekte.

Kontaminasyon ya da bulaşıklılık konusuna gelince, GDO’lu pirinç tarla denemelerine de değinmemiz gerekiyor. Dünyada GDO’lu ürünlerin tarla denemeleri hakkında bilgi edinmek son derece zor. Biyoteknoloji şirketleri ve onları destekleyen devlet organları bu çalışmaların duyulmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Birçok ülkede tarla denemeleri, halkın bilgisi dışında sürdürülüyor.

2006 yılında GDO’lu Bayer LLRice pirincinin ABD pirincinin %30’undan fazlasını kontamine etmesi üzerine, Greenpeace Hindistan’ın 2007 yılında hazırladığı “Pirinç Sektöründe Kriz” raporunda GDO’lu pirinçle tarla denemesi yapıldığı bilinen ülkeler listelenmiş.

  • ABD (13 eyalette artı Puerto Rico, yaklaşık 250 deneme)
  • Arjantin
  • Avustralya
  • Brezilya
  • Çin
  • Endonezya
  • Fransa (1, 1999) 2
  • Filipinler
  • Hindistan
  • İran
  • İspanya (26 onay, en son 2003), 2
  • İtalya (8 onay, en son 2002)
  • Japonya
  • Meksika
  • Mısır (1)
  • Tayland
  • Uruguay
  • Vietnam

1 Glifosinat’a dayanıklı pirinç tarla denemelerini gösterir

2 Bildirim numaraları sunulmuştur –tarla denemelerinin kesin olarak yapıldığı anlamına gelmez.

Bu kaynağa göre, 2007 yılına kadar dünyada en az 350 GDO’lu pirinç saha denemesi bildirilmiş. Bu denemeleri yapılan GDO’lu pirinç türlerinin arasında, ilaç ve endüstriyel kimyasal sanayide de kullanılan pirinçler de mevcut. Bir tarla deneme onayının, birçok farklı tarlada deneme yapıldığı anlamına gelebileceğini de unutmamak lazım.

2006’da ABD’de Bayer LLRice skandalının da gösterdiği üzere, GDO kontaminasyonu hava yoluyla bile bulaşabileceği için kontrolü imkansız ve çok riskli bir durum. Bugün, Türkiye’de ABD’den ithal edilen GDO’lu pirincin muhtemel kaynaklarından biri olan Bayer, 2011 yılında kendisine kontaminasyon davası açan 11,000 Amerikalı çiftçiye 750 milyon dolar tazminat ödemişti.

twitter: @aysebereket

aysebereket.wordpress.com

Kaynaklar:

http://www.trtturk.com.tr/haber/pirinclerde-gdo-yok.html

http://www.greenpeace.org/india/Global/india/report/2007/7/market-report.pdf

Greenpeace raporunun kaynakları:

http://www.isb.vt.edu/CFDOCS/fieldtests1.cfm http://www.aphis.usda.gov/brs/

ph_permits.html

http://www.fao.org/biotech/inventory_admin/dep/stat_result.asp

http://www.fas.usda.gov/gainfiles/200607/146208487.pdf

http://www.s.affrc.go.jp/docs/sentan/eguide/edevelp.htm#RICE

http://biotech.jrc.it/deliberate/ES.asp

http://biotech.jrc.it/deliberate/IT.asp

http://gmoinfo.jrc.it/gmp_report.aspx?CurNot=B/ES/03/27-CON

http://www.rfb.it/comuni.liberi.ogm/sperimentazioni_ogm.htm http://www.

agricoltura.regione.lombardia.it/admin/rla_Documenti/1-973/csba02-006-

bloccosperimentazioni.pdf

http://biotech.jrc.it/deliberate/FR.asp

Bauer, A . 2006 . Pharma Crops: State of field trials worldwide . Munich Environmental Institute

 

(Yeşil Gazete)