Ana Sayfa Blog Sayfa 4313

İlk PKK’li grup sınır dışına çıktı

Barış süreci kapsamında Türkiye’den çekilmeye başlayan PKK’nin 9 erkek 6 kadından oluşan 15 kişilik ilk grubu Hakkari bölgesinden çıkıp 1 haftalık yürüyüşün ardından bu sabah 06:30 sularında Kuzey Irak’ta bulunan Metina Kampı’na ulaştı.

Metina Kampı’na ulaşan ilk PKK’li grubu kampta törenle karşılandılar. Yol boyunca insansız hava araçları heronların kendilerini izlediğini ifade eden PKK’li grup, ‘Devlet samimi ise heronları geri çeksin’ mesajı verdi.

Sabah saatlerinde Metina Kampı’na ulaşan PKK’li gruba 3 de gazeteci eşlik ediyordu. Gazeteciler arasında gruba dün katılan Hasan Cemal de yer aldı.

İkinci PKK’li grubunun yarın sabah kampa ulaşması bekleniyor.

Sebahat Tuncel konuşacaksa salon yok!

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, “Ortadoğu’dan Anadolu”ya isimli konferansın panelistleri arasında BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel bulunması nedeniyle salon tahsis edilmedi.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, bir öğrenci grubu tarafından düzenlenmek istenilen “Ortadoğu’dan Anadolu”ya isimli konferansın panelistleri arasında BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel bulunması nedeniyle salon tahsis etmedi. Öğrenciler paneli kantinde yapmaya kararı aldı. Fakülte yönetimi konuyla ilgili olarak açıklama yapmaktan kaçındı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyan bir grup öğrenci, Ortadoğu’da yaşanılan olaylarla ilgili olarak, “Ortadoğu’dan Anadolu’ya” isimli bir panel düzenlemek istedi. Panele konuşmacı olarak BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, Türkiye Gerçeği Dergisi Yazarlarından Mehmet Güneş ve Antikapitalist Müslümanlar grubu adına da İhsan Eliaçık davet edildi.

‘TUNCEL VARSA SALON YOK’

Öğrenciler söz konusu panel için fakülte yönetimiyle temasa geçerek, salon talebinde bulundular. Öğrencilerin açıklamalarına göre, Fakülte yönetimi panelistler arasında BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel’in ismini görünce “Rektörlükle konuşuruz ama salon talebiniz karşılanmaz” yanıtı verdiler.

KANTİNDE YAPACAKLAR
Öğrenciler kısa bir süre sonra “salon talebine” ilişkin yapılan başvurunun sonucunun ne olduğunu sormak için fakülte yönetimiyle tekrar temasa geçti. Ancak aynı yetkililer, salon taleplerinin olumsuz sonuçlandığını kendilerine bildirdi. Salon talebinin karşılanmaması üzerine öğrenciler, söz konusu paneli 14 Mayıs 2013 günü fakültenin kantininde yapmaya karar verdi. İddialarla ilgili olarak görüşmeye çalıştığımız Fakülte yönetimi, dekanlık sekreterliği aracılığıyla, “Şu anda hiçbir şekilde açıklama yapmak istemiyoruz” mesajı gönderdi. Benzer bir olay Galatasaray Üniversitesi’nde de yaşanmıştı. Galatasaray Üniversitesi’nde düzenlenmek istenilen “Cinsiyet Eşitliği’nin İnşası” isimli bir konferans BDP’li Tuncel bulunduğu için yine salon verilmemişti.

SABAHAT TUNCEL: NE OLURSA OLSUN KATILACAĞIM

BDP’li Sabahat Tuncel ise Radikal’e yaptığı açıklamada, panele kantinde yapılması durumunda bile katılacağını belirterek, “Mekan bizim için önemli değil, gerekiyorsa dışarıda da yapılır ama ben katılacağım. Daha önce de benzer bir olayla karşılaştım, mekan tartışmasından sıkıldım, bu konuda üniversite yönetiminin daha demokratik olması lazım. Kişiye göre kararlar almaması lazım. Üniversite yönetiminin tavrını ideolojik buluyorum. Üniversitelerin daha demokratik davranması gerekiyor” diye konuştu.

(2haber)

Şeffaflık korkusu – Sezin Öney

“T.C. Reyhanlı Sulh Ceza Mahkemesi”nin, Reyhanlı’daki patlamalarla ilişkin kamuoyuna şeffaf biçimde bilgi akışını engelleyecek yayın yasağı, aslında devletin içine sinen “şeffaflık korkusunun” sadece bir tek örneği. “GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ” sözleriyle duyurulan yasak, kamuoyunun özgür düşünme yetisine olan güvensizliği yansıtıyor. Oysa basın, sivil toplum kurumları gibi, halka bilgi akışını sağlayacak kaynaklara karşı konan yasaklar, son kertede devletin yaptığı olumlu işlere de gölge düşürüyor.

Bugün Reyhanlı’da yaşanan şeffaflık sorunu, aylardır Suriyeli mültecilere yönelik olarak da yaşanıyor. Suriye mültecilerin kaldığı, 20 kadar kampın sorumluluğunu üstlenen Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) verilerine göre, bu kamplarda 192 bine yakın Suriyeli yaşamını sürdürüyor. Bu kadar insanın yaşamını ilgilendiren, mülteci akışının başlamasından yaklaşık bir yıl sonra İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve uygulamaya konulan,62 sayılı “Türkiye’ye Toplu Sığınma Amacıyla Gelen Suriye Arap Cumhuriyeti Vatandaşlarının ve Suriye Arap Cumhuriyetinde İkamet Eden Vatansız Kişilerin Kabulüne ve Barındırılmasına İlişkin Yönerge” ise, kamuoyundan tamamen gizli tutuluyor.

30.03.2012 tarihli bu yönergeyi incelemek için, Uluslararası Af Örgütü, Türkiye Şubesi, “bilgi edinme hakkı yasası” kapsamında resmî makamlara başvuruda bulunmuş, milletvekilleri de, TBMM nezdinde benzer taleplerde bulunmuştu. Ancak, bu yönerge “gizlilik gerekçesiyle”, hiçbir talep edene verilmedi. Bu tavır da, aslında dünya çapında birçok mülteci kampıyla karşılaştırıldığında, hizmetler ve imkânlarının, “örnek standartta” diye nitelenebileceği söylenen kampları şaibeli hâle getiriyor.

Bu gizli yönerge dışında, mültecilerle ilgili ulusal çapta çalışan ve son derece başarılı işler gerçekleştiren sivil toplum örgütlerinin kampları ziyaretlerine de, resmen izin verilmiyor. Ancak, bazı valiliklerin “iyi niyeti”, sivil toplumun çalışma ziyaretlerine imkân tanıyor. Ankara’dan“yetkililer”, kamplardaki insanların “maymun” olmadığını, sivil toplum örgütlerinin ziyaretlerinin“çadır kentler” olarak adlandırılan bu merkezlerde barınanları “rahatsız edeceğini” öne sürüyor. Kamplardakilerin kimliklerinin deşifre olacağı ve kişilerin Suriye’de bulunan yakınlarının “hedef”hâline geleceği de, sivil toplum ziyaretlerinin reddedilmesine sebep olarak gösteriliyor.

Şeffaflık eksikliği, Şanlıurfa-Akçakale İlçesi “Süleyman Şah Çadır Kenti”nde, 27 martta çıkan ve bir kız çocuğunun ölümüne yol açan yangın ertesi yaşanan olaylar ertesinde de gözlenmişti. Kamplarda çıkan arbede sonrası, 600 kadar Suriyelinin sınırdışı edildiği yolunda haberler medyaya yansımıştı. Ancak, bu haberler, Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamayla, kısa süre içinde, bu kişilerin, “kendi istekleriyle ülkelerine döndüğü” şeklinde bir söylem değişikliğine uğramıştı. Urfa ve çevresinde dağıtılan İpekyol gazetesi ise, sınırdışı edilen kişilere Suriye içinde ulaşmış ve ilk etapta çıkan “sınırdışı edilme” şeklindeki haberlerin doğruluğunu teyit etmişti.İpekyol gibi, kampların bulunduğu ve savaştan kaçan Suriyelilerin yoğun biçimde yaşamını sürdürdüğü yerlerde yayımlanan gazeteleri takip edince, yerel halk ve savaş mağdurları arasında, yanlış anlamalar, Türkiye’nin savaşa fiilen taraf olmasına rağmen açıkça dillendirilmeyen bazı gelişmeler ve çatışmaların yarattığı tansiyonun yansımaları nedeniyle rutinleşen şekilde gerilimler yaşandığını gözlemek mümkün. Ancak, bu gerilimin Türkiye kamuoyunda tartışılmaması, giderilmesi için üzerine kafa yorulmaması, devletin şeffaflık yoluyla tansiyonu düşürme yoluna gitmemesi, sorunları kangrenleştiriliyor. Reyhanlı’daki gibi bir facia yaşanınca da, ama provokasyon, ama radikal politik tavırların sergilenmesi, ama önyargı, adı ne konursa konsun, masum savaş mağdurlarına son derece haksız biçimde öfke kusulduğu durumlar ortaya çıkabiliyor. Krizlere karşı alınabilecek en iyi tedbir ise, şeffaflık yoluyla, kamuoyunu daha fazla bilgilendirmek, halkın kendi kanaatini vicdan ve iyi niyet ekseninde oluşturabileceğine ilişkin sarsılmaz bir güvene sahip olmak değilse, nedir?

 

 

Sezin Öney – Taraf

 

İtalyan bankasına şube açma izni

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, İtalya’da yerleşik Intesa Sanpaolo S.p.A’nın Türkiye’de Türk Lirası sermayeli ilk şubesinin açılmasına izin verdi.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan karara göre, Kurul, Bankacılık Kanunu ve Bankaların İzne Tabi İşlemleri İle Dolaylı Pay Sahipliğine İlişkin Yönetmeliğin ilgili maddeleri çerçevesinde yaptığı değerlendirme sonucu, Intesa Sanpaolo S.p.A’nın Türkiye’de 300 milyon ABD doları karşılığı Türk Lirası sermayeli ilk şubesinin açılmasına izin verilmesini kararlaştırdı.

Sağlık Bakanı Müezzinoğlu Reyhanlı’da 177 kişinin öldüğü saklanıyor iddialarını yanıtladı

Geçtiğimiz cumartesi Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen patlamalarda hayatını kaybedenlerin sayısı 50’ye yükselirken 3’ü ağır 40 yaralının hastanedeki tedavisi devam ediyor. Yaralılar hakkında bilgi veren Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, ölü sayısının 177 olduğuyla ilgili iddialara da yanıt verdi.

Müezzinoğlu: “Biz Türkiye’de kamuoyundan ölen vatandaşlarımızı gizlemiyoruz. Ama birileri spekülasyon yapmak, duygusal olarak tahrik etmek istiyor. Bize gelen bilgiyi dakika dakika kamouyuyla paylaşıyoruz. Ölü sayısı dün 14.00 itibarıyla 50 oldu” dedi.

Müezzinoğlu, patlamalarda yaralanan ve tedavileri devam eden 40 hastayla ilgili gerek bölgede gerekse sevklerin yapıldığı İstanbul, Ankara, Adana ve Gaziantep’te yapılabileceklerin tümünün yapıldığını bildirdi. Müezzinoğlu, yaralılardan iki kişinin Ankara, ikisinin Adana, bir kişinin İstanbul ve bir diğer yaralının da Gaziantep’te tedavi altında olduğunu söyledi.

Müezzinoğlu, “ölü sayısının 177 olduğu iddialarına ne diyorsunuz?” sorusunu yanıtlarken kendilerine gelen bilgileri dakika dakika kamuoyu ile paylaştıklarını belirterek ilk anda 4 olan ölü sayısının dün sabah itibarıyla 46’ya yükseldiğini, dün saat14.00 itibarıyla da 50 olduğunu söyledi.

(T24)

 

 

Berfo Ana’nın ocağı tütsün diye konsere

Ardahan’ın Göle ilçesindeki Berfo Ana’nın evi Cemil Kırbayır’ın düşüncelerini yaşatmak için Cemil Kırbayır Kültürevi’ne dönüştürülüyor.

22 Mayıs 2013 Çarşamba saat 20.00’da Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde Kültürevi’nin düzenlediği bir dayanışma konseri yapılacak.
Konser gelirleri Kültürevi’nin yapımına harcanacak. Konserde, Berfo Ana’nın mücadelesine omuz veren sanatçılar, şarkılarıyla sahnede yer alacaklar. “Berfo Ana’nın Ocağı Tütsün Diye” konserine destek vererek sahne alacak sanatçılar; Bandista, İsmail Hakkı Demircioğlu, Niyazi Koyuncu, Suavi ve Yavuz Bingöl.

Düşen F 16’nın pilotu kurtarılamadı

F-16 uçağı Osmaniye’nin Amanoslar Bölgesi'nde dün öğle saatlerinde düştü

Osmaniye’nin Amanoslar Bölgesi’nde öğle saatlerinde F-16 uçağı düştü. Uçaktan atladığı belirtilen pilotla ilgili umutlar gecenin ilerleyen saatlerinde tükendi.

Amasya’daki 5’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’na ait bir F-16 uçağı ile Osmaniye’nin Amanoslar Bölgesi’nde saat 14.15 sıralarında irtibat kesildi.

Uçağın düştüğü, kazadan önce ‘atlıyorum’ mesajı veren pilotu arama çalışmalarının başlatıldığı açıklandı.

Acı haber ise saatler sonra Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah’tan geldi. Cerrah, saat 22.00 sularında yaptığı açıklamada, Hava Pilot Üsteğmen Hamza Gümüşsoy’un şehit olduğunu söyledi.

(Ntvmsnbc)

 

 

Hava-İş Sendikası Başkanı Atilay Ayçin: “Herkes boyunun ölçüsünü alacak”

Hava-İş Sendikası Başkanı Atilay Ayçin yarın başlatacakları grev ile ilgili olarak, “Herkes Çarşamba günü saat 03.00’de boyunun ölçüsünü alacak” dedi.

Hava-İş Sendikası Başkanı Atilay Ayçin

Türk Hava Yolları ile Hava-İş Sendikası arasında 24 ncü Dönem Toplu sözleşme görüşmeleri ve 305 kişinin işe iadesi arasındaki anlaşmazlıktan sonra alınan grev kararı ile ilgili olarak Hava-İş Sendikası Başkanı Atilay Ayçin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu’nun eyleme karşı her türlü önlemi aldık, uçuş operasyonları aksamayacak sözlerinin hatırlatılması üzerine Ayçin, ” Biz 350 gündür her türlü baskıya ve tahrike rağmen yasal zeminden hukuksal zeminden kopmadık. Yarın gece başlayacak grev uygulaması ilgili de yasaların hukukun meşru hakların çizdiği sınırların dışına çıkmayacağız. 350 gündür yasal zeminde haklılığımızı kaybetmedik. İş verenin bu şekilde açıklaması yapması, tahrik yapıp bizi yasadışı zemine çekmek istemesidir. Biz haklı olduğumuz zeminde haksız duruma düşmek istemiyoruz. Çarşamba günü sabah 03.00’da herkes boyunun ölçünü alacak. Ben takdiri yarın sabaha bırakıyorum” şeklinde konuştu.

(Ajanslar)

 

İzmit’te Reyhanlı protestosuna polis müdahalesi

Reyhanlı’daki patlamaları protesto etmek için yürüyüş yapmak isteyen Emek ve Demokrasi Platformundan yaklaşık 150 kişilik grubu polis tazyikli su sıkarak dağıtmak istedi. Çıkan arbedede 16 kişi gözaltına alındı.

İzmit Belediye İş Merkezi önünde biraraya gelen yaklaşık 150 kişiden oluşan Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri Reyhanlı’daki patlamayı protesto etmek amacıyla Sabri Yalım Parkı’na yürümek istedi.

Polis, yürüyüşün izinsiz olduğu gerekçesiyle izin vermeyeceklerini söyledi. Bunun üzerine protestocular ile polis arasında arbede yaşandı.

Polis, tazyikli su sıkınca eylemcilerde çevreden bulduğu parke taşlarını polise fırlattı. Tazyikli su nedeniyle dengesini kaybedip yere düşen Emek Partisi Kocaeli İl Başkanı Güner Kizir başından hafif şekilde yaralandı. Daha sonra çevik kuvvet polisi Fethiye Caddesi’nin ara sokaklarında protestocuları kovaladı. Bu sırada kent esnafıda polise ıslık çalarak ve alkışlayarak destek verdi. Emek ve Demokrasi Platformu üyesi 16 kişi Çevik Kuvvet Ekiplerince yaka paça gözaltına alındı.

(Ntvmsnbc)

 

 

AVM sayısı müze sayısını geçince! – Cüneyt Özdemir

ABD’de 17.500 müze var. Onu 6501 müze ile Almanya takip ediyor, İngiltere’de sayı 1850. Türkiye’deki müze sayısı kaç dersiniz? 295!

Yukarıdaki ilk fotoğraf ıssız bir bahar günü sade bir pazar sabahı Paris’te çekildi. Eşim ve oğlum ile bütün Paris uyurken uzun bir yürüyüşe çıkmıştık. Ortalıkta bizden başka bavulunu çekerek uçağına yetişmek için otellerinden çıkan bir iki turist, bir gece önce artık nerede ne kadar içtilerse hâlâ ayılamamış bir iki sokak serserisi ve Paris sokaklarını süpüren çöpçülerdan başka hiç kimse yoktu. Fotoğrafta elimle gösterdiğim arkamda gördüğünüz sırayı görünce şaşırdım. Burası Fransa’da sayıları 1207’yi bulan müzelerin en ünlüsü olan Louvre’un girişi. Pazar sabahının erken saatlerinde dünyanın dört bir tarafından Paris’i görmek için gelen turistler müzenin önünde uzun bir kuyruk oluşturmuşlar. Şaşkınlıkla kuyruğa bakıp yolumuza devam ediyoruz. Paris’in ıssız sokaklarında renkli tasarım dükkânlarının bulunduğu Yahudi yerleşim merkezi Mare’ye doğru yürürken yarım saat sonra karşımıza 1977 yılında açılan Pompidou Merkezi çıkıyor. Bugüne kadar 150 milyon insanın ziyaret ettiği müzenin önünde yine kuyruk var. Bir zamanlar Paris’e Lafayette gibi dünyanın en ünlü alışveriş merkezlerini ziyaret etmek için gelinirdi artık turizmin anlamı değişiyor. Artık müzeler başrolde. Nitekim Mare sokaklarına girdiğimizde onlarca kişisel küçük müze bizleri karşılıyor. Turist kafileleri bu müzelerin önünde de kuyruklar oluşturmuşlar.

Paris’i Paris yapan daha doğrusu bir şehri şehir yapan kendini nasıl konumlandırdığı ile ilgili. Şu aralar dünya televizyonlarında dönen yeni Türkiye reklamlarına baktığınızda ‘yeni’ hiçbir şey göremiyorsunuz. Hâlâ dansözler dönüyor, havadan Aspendos gözüküyor ve güzel kızlar sıcak kumlardan serin sulara atlıyor!

Oysa mesela %90’ı sergilenecek yer olmadığı için depolarında beklemek zorunda olan İstanbul Arkeoloji Müzesi pekâlâ turistlerin bir çekim alanına dönüşebilir. Ya da metro kazılarında neredeyse arkeolojik bir piyango olarak ortaya çıkan ‘çanak çömlekler’ iyi bir sergi alanı ile pekâlâ cazibe merkezine dönüşebilir. Nitekim dünya ülkeleri de bu dönüşümün farkındalar. Mesela ABD’de 17.500 müze var. Onu 6501 müze ile Almanya takip ediyor, İngiltere’de 1850 tane varken Türkiye’deki müze sayısı kaç dersiniz?

Sadece 295!

Peki Türkiye’de kaç tane AVM var dersiniz?

Şimdilik 347. Bunların 94 tanesi yenilerinin yapılması planlanan İstanbul’da…

Lafı getireceğim yeri sanırım anladınız.

Evet, “Taksim’e yeni bir alışveriş merkezi ve AVM’ye gerçekten ihtiyacımız var mı?”

Bu konuyu biraz daha soğukkanlılıkla tartışmamız gerekiyor.

Ben eski yapılara rezidans yapılmasına karşı değilim. Tam tersi rezidans da olur, özel işletmeye de devredilir. Yeter ki iyi bakılsın iyi korunsun. 1994 yılında İstanbul’a yerleşmek üzere geldiğimde Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü’nün Sepetçiler Kasrı’ndaki ofisine gidip basın kartımı yenilemek istemiştim. Sepetçiler Kasrı, Sirkeci’de tarihi yarımadanın en güzel yerinde bulunuyor. Binadan içeri girdiğimde büyülenmiştim. Ancak asıl büyüleyici olan memurların çalışma odalarıydı. Bir odaya girdiğimde pencerenin önünden geçen Şehir Hatları vapurları, uçan martılar, karşıdaki Galata Kulesi bir İstanbul kartpostalını andırıyordu. Beni karşılayan yetkili elimi sıktı ve masanın önünde bu manzaraya sırtını dönerek oturdu.

Gülümsedim.

Bu güzelliğin harcanıyor olmasına üzüldüm. (Umarım hâlâ aynı düzen gitmiyordur) Bu anımı aktarmamın nedeni en son Haydarpaşa’da başlayan rezidans olsun mu olmasın mı tartışmaları. Eğer Haydarpaşa Tren Garı’nın tepesinde 3-4 memura tahsis edilen güzelim odalar Türkiye turizminin hizmetine açılacaksa neden olmasın, hatta olsun bile… Belki güzel işletilen bir gar lokantası da olur da Haydarpaşa’ya gittiğimizde biz de oturup (artık meşrebine göre) milli içkimizden birer yudum alırız!

Yani eldeki eski yapılar daha iyi değerlendirilebilir ancak Taksim’de daha farklı bir rezidans ve AVM projesi ile karşı karşıyayız. Ortada olmayan bir binanın rezidans ve AVM yapılması planlanıyor. (Bu arada bir parantez de Gezi Parkı’nın eski hali için açmakta fayda var. Son birkaç yıldır öğlenleri bisikletimle Gezi Parkı’nda tur atmak gibi bir hobim vardı. Park berbat durumdaydı. Bir kısmı Çevik Kuvvet polislerinin karakolu haline getirilmişti. Tam bir beton yığınıydı. Ne çocuk parkı düzgündü ne de yeşilliği yeşillikti. Ne yapılırsa yapılsın bu halinden daha kötü olmayacaktır). Plan dahilinde bir müzeden de bahsediliyor ama onun da ne yeri belli ne içeriği net. Ben AK Parti ne yaparsa yapsın ‘İstemezük’çüler tayfasından değilim ama İstanbul’un en önemli meydanının çok daha İstanbul’a yakışır bir şekilde değerlendirilebilmesi için daha çok konuşmamız ve tartışmamız gerektiği düşüncesindeyim. Oraya ne koyacağımızı belirlemek bir anlamda İstanbul’u gelecekte nereye koyup nasıl konumlandıracağımızı da belirlemek anlamına geliyor. Dubai gibi bir AVM merkezi mi yapmak istiyoruz yoksa Paris/Londra gibi tarihine sahip çıkan bir şehrin mi hayalini kuruyoruz?

Basit sorular bunlar.

Cüneyt ÖZDEMİR / Radikal