Dış Köşe

AVM sayısı müze sayısını geçince! – Cüneyt Özdemir

ABD’de 17.500 müze var. Onu 6501 müze ile Almanya takip ediyor, İngiltere’de sayı 1850. Türkiye’deki müze sayısı kaç dersiniz? 295!

Yukarıdaki ilk fotoğraf ıssız bir bahar günü sade bir pazar sabahı Paris’te çekildi. Eşim ve oğlum ile bütün Paris uyurken uzun bir yürüyüşe çıkmıştık. Ortalıkta bizden başka bavulunu çekerek uçağına yetişmek için otellerinden çıkan bir iki turist, bir gece önce artık nerede ne kadar içtilerse hâlâ ayılamamış bir iki sokak serserisi ve Paris sokaklarını süpüren çöpçülerdan başka hiç kimse yoktu. Fotoğrafta elimle gösterdiğim arkamda gördüğünüz sırayı görünce şaşırdım. Burası Fransa’da sayıları 1207’yi bulan müzelerin en ünlüsü olan Louvre’un girişi. Pazar sabahının erken saatlerinde dünyanın dört bir tarafından Paris’i görmek için gelen turistler müzenin önünde uzun bir kuyruk oluşturmuşlar. Şaşkınlıkla kuyruğa bakıp yolumuza devam ediyoruz. Paris’in ıssız sokaklarında renkli tasarım dükkânlarının bulunduğu Yahudi yerleşim merkezi Mare’ye doğru yürürken yarım saat sonra karşımıza 1977 yılında açılan Pompidou Merkezi çıkıyor. Bugüne kadar 150 milyon insanın ziyaret ettiği müzenin önünde yine kuyruk var. Bir zamanlar Paris’e Lafayette gibi dünyanın en ünlü alışveriş merkezlerini ziyaret etmek için gelinirdi artık turizmin anlamı değişiyor. Artık müzeler başrolde. Nitekim Mare sokaklarına girdiğimizde onlarca kişisel küçük müze bizleri karşılıyor. Turist kafileleri bu müzelerin önünde de kuyruklar oluşturmuşlar.

Paris’i Paris yapan daha doğrusu bir şehri şehir yapan kendini nasıl konumlandırdığı ile ilgili. Şu aralar dünya televizyonlarında dönen yeni Türkiye reklamlarına baktığınızda ‘yeni’ hiçbir şey göremiyorsunuz. Hâlâ dansözler dönüyor, havadan Aspendos gözüküyor ve güzel kızlar sıcak kumlardan serin sulara atlıyor!

Oysa mesela %90’ı sergilenecek yer olmadığı için depolarında beklemek zorunda olan İstanbul Arkeoloji Müzesi pekâlâ turistlerin bir çekim alanına dönüşebilir. Ya da metro kazılarında neredeyse arkeolojik bir piyango olarak ortaya çıkan ‘çanak çömlekler’ iyi bir sergi alanı ile pekâlâ cazibe merkezine dönüşebilir. Nitekim dünya ülkeleri de bu dönüşümün farkındalar. Mesela ABD’de 17.500 müze var. Onu 6501 müze ile Almanya takip ediyor, İngiltere’de 1850 tane varken Türkiye’deki müze sayısı kaç dersiniz?

Sadece 295!

Peki Türkiye’de kaç tane AVM var dersiniz?

Şimdilik 347. Bunların 94 tanesi yenilerinin yapılması planlanan İstanbul’da…

Lafı getireceğim yeri sanırım anladınız.

Evet, “Taksim’e yeni bir alışveriş merkezi ve AVM’ye gerçekten ihtiyacımız var mı?”

Bu konuyu biraz daha soğukkanlılıkla tartışmamız gerekiyor.

Ben eski yapılara rezidans yapılmasına karşı değilim. Tam tersi rezidans da olur, özel işletmeye de devredilir. Yeter ki iyi bakılsın iyi korunsun. 1994 yılında İstanbul’a yerleşmek üzere geldiğimde Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü’nün Sepetçiler Kasrı’ndaki ofisine gidip basın kartımı yenilemek istemiştim. Sepetçiler Kasrı, Sirkeci’de tarihi yarımadanın en güzel yerinde bulunuyor. Binadan içeri girdiğimde büyülenmiştim. Ancak asıl büyüleyici olan memurların çalışma odalarıydı. Bir odaya girdiğimde pencerenin önünden geçen Şehir Hatları vapurları, uçan martılar, karşıdaki Galata Kulesi bir İstanbul kartpostalını andırıyordu. Beni karşılayan yetkili elimi sıktı ve masanın önünde bu manzaraya sırtını dönerek oturdu.

Gülümsedim.

Bu güzelliğin harcanıyor olmasına üzüldüm. (Umarım hâlâ aynı düzen gitmiyordur) Bu anımı aktarmamın nedeni en son Haydarpaşa’da başlayan rezidans olsun mu olmasın mı tartışmaları. Eğer Haydarpaşa Tren Garı’nın tepesinde 3-4 memura tahsis edilen güzelim odalar Türkiye turizminin hizmetine açılacaksa neden olmasın, hatta olsun bile… Belki güzel işletilen bir gar lokantası da olur da Haydarpaşa’ya gittiğimizde biz de oturup (artık meşrebine göre) milli içkimizden birer yudum alırız!

Yani eldeki eski yapılar daha iyi değerlendirilebilir ancak Taksim’de daha farklı bir rezidans ve AVM projesi ile karşı karşıyayız. Ortada olmayan bir binanın rezidans ve AVM yapılması planlanıyor. (Bu arada bir parantez de Gezi Parkı’nın eski hali için açmakta fayda var. Son birkaç yıldır öğlenleri bisikletimle Gezi Parkı’nda tur atmak gibi bir hobim vardı. Park berbat durumdaydı. Bir kısmı Çevik Kuvvet polislerinin karakolu haline getirilmişti. Tam bir beton yığınıydı. Ne çocuk parkı düzgündü ne de yeşilliği yeşillikti. Ne yapılırsa yapılsın bu halinden daha kötü olmayacaktır). Plan dahilinde bir müzeden de bahsediliyor ama onun da ne yeri belli ne içeriği net. Ben AK Parti ne yaparsa yapsın ‘İstemezük’çüler tayfasından değilim ama İstanbul’un en önemli meydanının çok daha İstanbul’a yakışır bir şekilde değerlendirilebilmesi için daha çok konuşmamız ve tartışmamız gerektiği düşüncesindeyim. Oraya ne koyacağımızı belirlemek bir anlamda İstanbul’u gelecekte nereye koyup nasıl konumlandıracağımızı da belirlemek anlamına geliyor. Dubai gibi bir AVM merkezi mi yapmak istiyoruz yoksa Paris/Londra gibi tarihine sahip çıkan bir şehrin mi hayalini kuruyoruz?

Basit sorular bunlar.

Cüneyt ÖZDEMİR / Radikal

Kategori: Dış Köşe