Fransa Bisiklet Turu şampiyonu Bradley Wiggins, İtalya Bisiklet Turu’ndan çekildi.
Team Sky’dan yapılan açıklamadan Sir unvanlı sporcunun solunum yollarındaki bir rahatsızlıktan dolayı turdan çekildiği belirtildi.
Dünkü yağmurlu etabın ardından rahatsızlığı artan Wiggins’in durumunu gece boyunca takip eden takım doktorları,33 yaşındaki bisikletçinin bugünkü 13. etaba başlamamasını tavsiye etti. Yarıştan çekilen Britanyalı bisikletçinin yerine takımın liderliğini Roberto Uran üstlenecek.
Sky’ın takım müdürü Dave Brailsford yaptığı açıklamada, “Bradley’nin durumunu gece boyunca takip ettik ve bu sabah takım doktorlarına danışarak onu yarıştan çektik. Göğüs rahatsızlığı gittikçe kötüleşiyor ve bizim önceliğimiz sporcularımızın sağlığıdır. Hırslı bir sporcu olarak devam etmek istedi ancak medikal anlamda bunu yapamazdık. Bradley bugün İngiltere dönecek ve dinlenecek” ifadelerini kullandı.
Reyhanlı’nın hemen yanı başındaki Suriye’nin Bab El Hava sınır kapısında bulunan bir insani yardım tırı bilinmeyen bir nedenle alev aldı ve araçta arka arkaya patlamalar meydana geldi.
Yangını anı anına kaydeden kimliği belirsiz bir kişi ise cep telefonuyla görüştüğü bir başka kişiye “5 veya 7 mermi inflak etti. Hala kaç kişinin öldüğü veya yaralandığı bilinmiyor” dedi. Söz konusu kişi tırın kendi kendine patladığını da sözlerine ekledi.
Bab El Hava, geçtiğimiz hafta arka arkaya bombalarla sarsılan ve resmi açıklamalara göre 52, yerel kaynaklara göre 100’ün üzerinde insanın yaşamını yitirdiği, Reyhanlı ilçesinin hemen karşısında bulunuyor. Bu kapıda 11 Şubat’ta yaşanan patlamada da 14 kişi yaşamını yitirmiş ve bu tırlarla militanlara mühimmat sağlandığı ilk kez gündeme gelmişti ancak Türkiye bu iddialara yanıt vermemiş ve patlamadan Suriye yönetimini sorumlu tutmuştu. Ağustos ayında militanlar tarafından ele geçirilen Bab El Hava sınır kapısının hemen karşısında Cilvegözü Sınır Kapısı bulunuyor. Bu güzergah Halep ve İdlib’in kuzeyindeki savaş için militanların ana ikmal rotası olarak biliniyor.
Bab El Hava’da iki hafta önce Suriye uçakları yine “insani yardım” tırlarından birini grad roketleri taşıdığı gerekçesiyle hedef almıştı. Bu olaydan bir hafta kadar önce İsrail istihbaratına yakınlığı ile bilinen DEBKAfile, Suudi Arabistan’ın Halep’te bulunan askeri havaalanını militanların ele geçirebilmesi için Türkiye üzerinden militanlara grad roketlerinin gönderildiğini yazmıştı.
Görüntülerde üzerinde Türkiye ve Suriye haritasının bulunduğu tırdaki yangın büyürken etrafta toplanan kalabalık yangını söndürmeye çalışıyor.
Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Gün’de, sosyal medyadan Başbakan Erdoğan’a kendi sözleriyle LGBT’ler için anayasal güvence, hak ve özgürlük çağrısı yapılacak. Etkinliklerde barış sürecikonuşulacak.
Kaos GL Derneği, Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Gün’de Başbakan Erdoğan’a kendi sözleriyle LGBT’ler için anayasal güvence, hak ve özgürlük çağrısı yapacak.
Kampanya hakkında bianet’e konuşan Kaos GL Derneği’nden Ömer Akpınar, Başbakan’ın 2002 yılında Abbas Güçlü’nün hazırlayıp sunduğu “Genç Bakış” programında “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz,” sözlerini hatırlatırken şunları söyledi:
“O programın ardından Erdoğan bu sözlerini bir daha yinelemedi, bir şekilde hatırlanmadı, unutturulmaya çalışıldı. Bizler de 17 Mayıs vesilesiyle bunu yeniden hatırlatmak ve Başbakan’dan artık harekete geçmesini, sözlerini tutmasını istiyoruz. Yeni anayasa sürecinde de LGBT haklarının güvence altına alınmasını istiyoruz. Çünkü yeni anayasaya cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yönelik ayrımcılıkla ilgili maddeyi geçirmek istemeyen bir hükümetle karşı karşıyayız. O yüzden bunu duyurmak için böyle bir kampanya başlattık biz de.”
Kampanya kapsamında, sosyal medyadaki profil fotoğrafları yandaki resimle değiştirilecek.
Akpınar “Aynı zamanda dernek içinde hazırladığımız dövizlerle fotoğraflarımızı da çektirip homofobi karşısında buluşmaya insanları davet ediyoruz” dedi.
Homofobi karşıtı etkinliklerde barış konuşulacak
Kaos GL merkezi etkinliklerini 17-18 Mayıs Cuma-Cumartesi günleri Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirecek. “Barış Forumları” adlı oturumla başlatacak buluşmayı 19 Mayıs’ta “Homofobi Karşıtı Yürüyüş” ile sona erdirecek.
İki oturumlu gerçekleşecek “Barış Forumu”nun ilk oturumuna BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ve CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun katılması bekleniyor. Etkinlik, “ifade özgürlüğü” paneli ile sonlanacak.
Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü
Avrupa Birliği ve Brezilya tarafından resmi olarak tanınan Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü’nün amacı LGBT hakları lehine gösteri ve yürüyüşler yaparakLGBT hakları ihlallerine, ayrımcılığa ilgiyi teşvik etmek ve böylece bireyleri bilinçlendirmektir. uluslararası etkinliklerle koordine edilen gün her yıl 17 Mayıs’ta çeşitli aktivitelerle kutlanıyor.
Fransa’daki evlilik eşitliği yasasını yazan Fransalı senatörü Esther Benbassa’nın da katılacağı Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma Programı şöyle:
* 17 Mayıs, Cuma
LGBT Toplumu Barışı Konuşuyor!
Yer: Çağdaş Sanatlar Merkezi, Kennedy Caddesi, No: 4, Kavaklıdere
13:30-15:00 / 1. Oturum
Alev Özkazanç, Ankara Üniversitesi
Ayhan Bilgen, Türkiye Barış Meclisi Üyesi
İdris Baluken, BDP TBMM Grup Başkanvekili
Sezgin Tanrıkulu, CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı & TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili
Yurdusev Özsökmenler, Barış İçin Kadın Girişimi, Diyarbakır Bağlar Belediyesi Eski Başkanı
Canan Çalağan, KESK Kadın Sekreteri
Çiğdem Çıdamlı, sendika.org
15:30-17:00 / 2. Oturum
Selçuk Candansayar, Gazi Üniversitesi
Nilgün Toker Kılınç, Ege Üniversitesi
Devrim Sezer, İzmir Ekonomi Üniversitesi
Gülşah Şeydaoğlu, Çukurova Üniversitesi
Ayşe Devrim Başterzi, Mersin Üniversitesi
Şahika Yüksel, CETAD Onur Kurulu Üyesi
17:30-19:00 / İfade Özgürlüğü Paneli
Moderatör: Devrim Sezer, İzmir Ekonomi Üniversitesi
Kerem Altıparmak, Ankara Üniversitesi
İnan Keser, Dicle Üniversitesi
Murat Çekiç, Uluslararası Af Örgütü
Veysel Ok
21:00 / Konser
Babazula
Yer: Nefes Bar, Yenişehir
* 18 Mayıs, Cumartesi
Yer: Çağdaş Sanatlar Merkezi, Kennedy Caddesi, No: 4, Kavaklıdere
10:00 / Çalışma Hayatı
Homofobi ve Transfobi Karşıtı Eğitimciler Buluşuyor!
13:00 – 13:30 / 8. Kadın Kadına Öykü Yarışması Ödül Töreni
13:30 – 14:30 / Konferans
Esther Benbassa, Yeşiller Partisi (EELV), Senato Etik Komitesi Üyesi, Fransa
15:00 – 16:30 / Konferans
Moderatör: Sibel Yardımcı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Mary Bernstein, Sosyoloji Departmanı, Connecticut Üniversitesi
“ABD’deki LGBT hareketinin yürüttüğü evlilik tartışmaları”
Nancy Naples, Kadın, Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik Çalışmaları Departmanı Direktörü, Connecticut Üniversitesi
“Cinsel Vatandaşlık ve Üreme Hakları: Feminist ve Queer Yaklaşımlar Arasında Diyalog Yaratmak”
17:00 / Film Gösterimi & Yönetmen ile söyleşi
“Ixe”
Lionel Soukaz, Homoseksüel Kurtuluş Cephesi, Fransa
22:00 / Eurovision Partisi!
Yer: Roxanne Bar
Adres: Konur Sokak, 10/20, Kızılay
* 19 Mayıs, Pazar
Homofobiye ve Transfobiye Karşı Yürüyüş!
Saat: 14:00
Buluşma Yeri: Kurtuluş Parkı, Kıbrıs Caddesi Kavşağı
Veganlar ve vejetaryenler ilk kez sokağa çıkıyor. Vegan/Vejetaryen Onur Yürüyüşü’nde vegan ve vejetaryenler broşürlerle kendilerini tanıtacak.
Veganlar ve vejetaryenler Türkiye ’de bir ilki gerçekleştirerek 18 Mayıs’ta dayanışma yürüyüşünde buluşacak. Yürüyüş Cenevre’de yapılacak olan 1. Uluslararası Vegi (Vegan/Vejetaryen) Onur Yürüyüşü’yle eşzamanlı gerçekleştirilecek. Kadıköy’de 18 Mayıs’ta saat 14.00’te gerçekleştirilecek yürüyüş Vegan Kolektif, Vegan Özgürlük Hareketi ve Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri tarafından düzenleniyor.
Yürüyüşün çıkış noktası Türkiye’de yaşayanların vejetaryenlik hakkında sınırlı bilgi sahibi olmaları. Veganlığa dair farklı spekülasyonlar vegan ve vejetaryenleri harekete geçirmiş. 18 Mayıs’ta yapacakları yürüyüşle, “Biz de varız” diyerek yaşam biçimlerini insanlara duyuracaklar. Kadıköy Altıyol’da boğa heykelinin önünden başlayıp Bahariye Caddesi boyunca sürecek olan yürüyüşte, vegan ve vejetaryenlere sıkça sorulan sorulara kısa cevaplar teşkil eden dövizler taşınacak; bu cevapların ötesini merak edenler detayları dövizi taşıyan kişiden edinecekleri el broşürlerinde bulabilecekler.
Perküsyonlar eşliğinde megafonla söylenecek hayvan özgürlüğü şarkılarının renk katacağı yürüyüş, Moda İlkokulu önünde yapılacak basın açıklamasıyla sona erecek.
İngiliz futbolunun fenomen futbolcusu David Beckham futbolu bıraktığını açıkladı.
İngiliz oyuncu David Beckham PSG’de yaşadığı son şampiyonluğun ardından futbolu bırakma kararı aldı.4 farklı ülkede şampiyonluk yaşama başarısı gösteren David Beckham daha önce Manchester United, Real Madrid ve Los Angeles Galaxy ile bu gururu yaşamıştı.
Saha dışındaki yaşantısı Beckham’ın futbolunun hep bir adım önüne geçti. Zira Beckham hem podyumları hem de yeşil sahaları aynı anda götürebilecek kadar profesyonel bir sporcuydu. Uzun yıllar İngiliz milli takımına kaptanlık yapan Beckham ülkemizde oynanan Türkiye-İngiltere maçında kaçırdığı penaltı ile de uzunca süre gündeme damgasını vurmuştu.
Spice Girls grubunun üyesi olan Victoria ile yaşadığı aşk onun magazin sayfalarında da hep en üstte yer almasına neden oldu. Yaptığı reklam ve sponsorluk anlaşmalarıyla uzun yıllar boyunca hep en fazla kazanan futbolcu unvanını elinde tuttu.
Manchester United için en değerli forma numarası olan 7 numarayı Eric Cantona’dan devralan Beckham kulübün simge isimlerinden biri olmuştu. Onun Real Madrid’e transfer olması Ada sakinleri için büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Real Madrid’de Los Galacticos ekibinin bir parçası olan Beckham, İspanya’da Şampiyonlar Ligi ve İspanya şampiyonluğu başarıları elde etti. Alex Ferguson’ın kendisine soyunma odasında krampon fırlatması ise yıllar sonra açığa çıkan bir gerçekti. Herkes Manchester United’dan neden ayrıldığını öğrenmiş oldu böylece.
Real Madrid’den sonra ise çok radikal bir kararla dümeni Amerika’ya kırdı yıldız futbolcu. Yılda tam 50 milyon dolar kazanıyordu üstelik. Amerika’da futbol sezonu sona erince 2 kez 3’er aylığına Milan forması giydi kiralık olarak. Amerika’daki kontratı sona erince bu sezonun devre arasında Paris yolunu tutan Beckham orada da bir şampiyonluk daha elde etti. Bu anlaşmanın yapıldığı gün ise tüm dünyanın gönlünü bir kez daha fethetmişti süperstar Beckham. Çünkü basın toplantısında PSG’den kazandığı tüm parayı hayır kurumuna bağışladığını açıklamıştı.
Grup Yorum üyesi Seçkin Taygun Aydoğan’ın da aralarında olduğu 3’ü tutuklu 6 sanığın “terör örgütü üyesi olmak, izinsiz gösteri yapmak ve polise direnmek” suçlarından yargılandığı dava karara bağlandı.
İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanıklar Grup Yorum üyesi Seçkin Taygun Aydoğan, Cemray Başve Melis Çitlioğlu katıldı. 3 tutuksuz sanığında katıldığı duruşmada sanıklara son sözleri soruldu.
Grup Yorum üyesi Aydoğan son savunmasını yaptı
Tahliyesini ve beraatini isteyen sanık Seçkin Taygun Aydoğan, “Eylem yerinde çekilen ve benim tutuklanmama neden olan fotoğraftaki kişi herkese benzeyebilir. O kişinin ben olduğum kanaatine nasıl varılıyor anlamıyorum. Adli Tıp’ta gönderdiği raporda bu fotoğraf ile tespit yapılamaz dedi. Zaten beni gözaltına alan polislerde yanımda “Göstericiler arasında bu vardı, yoktu” diye tartıştı. Benim emniyette kaydım var diye aldılar.” dedi. Diğer 5 sanıkta suçlamaları kabul etmeyerek beraatini istedi. Sanıklar son sözlerinde beraatlerini talep etti.
6 yıl 15 gün hapis cezası
Davayı karara bağlayan Mahkeme Heyeti, sanıklar Eser Morsümbül, Cemray Baş, Gürkan Türkoğlu, Seçkin Taygun Aydoğan, Melis Ciddioğlu ve Haza Kaya’nın “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, 13 Aralık 2011’de katıldıkları eylemde emniyet güçlerine görevini yaptırmamak için direnmek ve eylemde polis araçlarına taş atarak mala zarar vermek”suçlarından 6 yıl 15 gün hapisle cezalandırdı. Sanıkların “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan açılan davalarının ise ertelenmesine hükmeden mahkeme, 3 tutuklu sanığı ‘aldıkları cezanın miktarı ve tutuklu kaldıkları’ süre gerekçeleri ile tahliye etti. Tahliye edilen sanıklara yurtdışı çıkış yasağı kondu.
Adliye önünde biber gazlı müdahale
Grup Yorum üyesi Seçkin Aydoğan’ın da sanıkları arasında bulunduğu dava öncesi Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde eylem yapmak isteyen gruba polis biber gazıyla müdahale etti.
Eylem ve basın açıklamalarının yasak olduğu Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı C kapısı önünde toplanan grup, önce polis tarafından uyarıldı. Uyarılara rağmen adliye önünden pankart açmak isteyen ve slogan atan gruba çevik kuvvet polisi biber gazıyla müdahale ederek uzaklaştırdı. Çağlayan Meydanı’na doğru uzaklaşan grubu polis bir süre takip etti.
Radikal Gazetesi’ nin 3 Aralık 2012 tarihli sayısında yayınlanan “İzmir’in Çernobil’i” başlıklı yazı ile başlayan bir bilmece çözme sürecindeyiz. Bilmecenin tek bilineni Arslan Avcı Kurşun Sanayi ve Tic. A.Ş.’nin eski tesisinde tehlikeli düzeyde nükleer bulaşıklı atıklar ile çeşit çeşit kimyasalların bulunduğu, her geçen gün havaya-suya-toprağa karıştığı ve senelerdir çevreye zarar verdiği gerçeği!
Zehir Saçan Fabrika
Arslan Avcı Kurşun Fabrikası
Arslan Avcı Kurşun Fabrikası, 1940’lı yıllardan beri çalışmakta olup, 1981 yılından beri entegre fişek üretim tesisine dönüşmüş. Çevredeki mahalle sakinlerine göre 40 senedir etrafa zehir saçan bir işletme. Peki bu fabrikada ne oluyordu da etrafa “zehir” saçıyordu?
Fabrika, bitmiş aküleri alıp, akü bileşimli malzemeyi ayırıyor.Sonra, aldığı diğer kurşun atıklarla bir potada eritip ısıl ve kimyasal işlemlerden sonra, bu kurşundan tüfek fişeği imal ediyor. Tahmin edileceği üzere bütün bu işlemlerde hem akülerden hem de eritme saflaştırma işlemlerinden pek çok ağır metal ve diğer kimyasal içerikli atık ortaya çıkıyor.
Firmanın kendi internet sitesinde, alınan kurşun atıklara radyasyon testi yapıldığı belirtiliyor. Ancak nasıl olduysa, TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) 3 Nisan 2007’de fabrika alanında radyasyonlu cüruf tespit etmiştir. İlerleyen yıllarda Çevre ve Orman Müdürlüğü yaptığı kontrollerde giderek artan miktarda tehlikeli atık belirlemiş,Valiliğin ve TAEK’in uyarıları devam etmiş ve 2010 yılında TAEK yaptığı araştırmalarda, alanda “radyasyon kaynağı” bulunduğunu ve bu kaynağın Europium-152 belirtmiştir. Ayrıca tesisin ve alanın başka tüzel veya gerçek kişilere devredilemeyeceğini dile getirilmiştir. Fakat 4 Aralık 2012’de, Radikal Gazetesi’ndeki haberin ertesi günü, bir gün içinde, TAEK radyasyon kaynağı belirlediği alanda radyasyon tespit edememiş, sadece kimyasal atık riski olduğunu ifade etmiştir.
Bilmeceyi Çözmek
Yeşiller ve Sol Gelecek Eş sözcüsü Arif Ali Cangı ve Çernobil Tanığı Jancenko Gaziemirli çocuklarla birlikte
Biz, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, Genel Eşsözcümüz Arif Ali Cangı ile şehrimizde bulunan, hem kimyasal hem de radyoaktif kirlenme kaynağı bir alanın kendi akibetine bırakılmasını kabul etmiyoruz. Bu nedenle, Firma ve Firma yetkilileri hakkında “Tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması, çevrenin kasten kirletilmesi suçları”, İzmir Valiliği ve bağlı kurumlardaki, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki, Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndaki ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndaki ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevli kamu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmak suçu ile saptanacak diğer suçlardan soruşturma başlatılması ve kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunduk.
Bir yandan araştırmalarımızı sürdürürken, diğer yandan fabrika çevresinde yaşayan mahalle sakinlerinin görüşlerini almak, sorunu belirlemek üzere 6 Mart 2013 tarihinde, Aktepe Mahallesi Derneği‘nde bir toplantı düzenledik. Avukat olan Eşsözcümüz Arif Ali Cangı hukuki süreç hakkında bilgi verirken, Halk Sağlığı Uzmanı üyemiz Ali Osman Karababa bölgedeki sakinlere Radyasyon ve Ağır Metal Zehirlenmesinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı. Toplantı sonucunda mahalledeki sakinlerle ve özellikle kadınlarla iyi bir iletişim geliştirildi.Mahalleye yaptığımız ziyaretler süresince, bölgenin kentsel dönüşüm bölgesi olduğunu öğrendik.Kentsel dönüşüm süreci ile tesis alanının TOKİ’ye satılarak, nükleer atıkların üzerine kent örme tehlikesi söz konusu. Ayrıca mahalledeki arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz kadarı ile daha önce kendilerinden kan toplanmış, ancak test sonuçları kendilerine bildirilmemiştir.
9 Mart 2013 tarihinde, MYK üyelerimizin katılımı ile, mahalledeki sakinlerle birlikte basın açıklaması yaptık.Basın açıklaması sırasında ilişki kurduğumuz kadın arkadaşlar suç duyurusuna müdahil olmak istediklerini belirttiler.
Bilinmeyen Parametreler
Halk Sağlığı, Fizik ve Hukuk konularında uzman arkadaşlarımız ile dava konusunda ve kamuoyu oluşturma konusunda neler yapmamız gerektiğini tartışıp araştırdığımız bir süreç geçirdik. Fabrikanın çevreye ve insanlara ne kadar zarar verdiğini belirleyebilmek ne yazık ki çok mümkün değil. Bu konuda elle tutulur bilimsel çalışma yapabilmek için:
– Radyasyon kaynağının ne olduğunu, miktarını, radyoaktif elementin yarı ömrünü ve ne zamandır burada bulunduğunu,
– Bu kaynağın toprak altında, koruyucu kurşun-beton bir kasada bulunup bulunmadığının,
– Çevreye yayılan ve geceleri insanları uykularından uyandıran ve mahalle sakinlerinin “koku” diyerek özetlediği zehirli gaz salınımına neden olan kaynağın,
– Bu kimyasal madde olduğunu tahmin ettiğimiz gazın filtrelenip filtrelenmediğinin,
– Fabrika gerçekten atıl durumda olup olmadığının, geceleri çalışmaya devam edip etmediğinin,
– Serbest halde toprağa, suya ve havaya karışan bu kimyasal maddelerin içeriğinin ve zamandır çevreye yayıldığının
belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca bölgede yaşayanların ve eski çalışanların sağlık taramasından geçmesi, geçmişte yaşanan kanser, guatr hastalıkları gibi hastalıkların tespitinin yapılması gerekmektedir.
Elimizde bu kadar çok bilinmeyen varken, yapabileceğimiz tek şey, bölgede yaşayan insanların sorunu farketmelerini sağlamak ve mücadele etmek isteyenleri desteklemek olabilirdi. Biz de Çernobil Haftasında düzenlediğimiz etkinliklerle bunu hedefledik.
Çernobil Tanığı Nina İzmir’deydi
Yeşil Düşünce Derneği tarafından Çernobil Haftası'nda Türkiye'ye gelen ve nükleer tehdidi anlatmak için 5 ilde görüşmeler yapan 3 Çernobil Tanığı'ndan birisi de Nina Jancenko idi
22 Nisan günü, Çernobil Tanıklarından Nina Jancenko, Yeşil Düşünce Derneği’nin desteği ile İzmir’e geldi.Nina ile mahalleye gittik ve hep beraber bir basın açıklaması yaptık. Mahalledeki kadınlara kendi mücadele süreçlerinden bahseden Nina, sorunu mutlaka kadınların sahiplenmesi ve haklarını aramaktan vezgeçmemeleri gerektiğini vurguladı.Mahalledeki arkadaşlarımızın soruları üzerine, radyasyonun etkisinin hemen görülmeyeceğini ve özellikle çocuklarda ilerleyen zamanda kendisini göstereceğini anlattı.Çocuklar Nina ve fotoğraflarımızı çeken Şeyhdavut Arkadaşımızın imzalarını alıp beraber fotoğraf çektirdiler.6 Mart’ta yaptığımız toplantıda dağıttığımız “Radyasyon nedir, etkileri nedir?” ve “Ağır metal zehirlenmesinin etkileri nelerdir” başlıklı el ilanını incelemiş olan mahalleli kadınlar, broşürleri göstererek, yazan pek çok sağlık sorununu yaşadıklarını anlattılar.
Basın Açıklaması esnasında, mahalleli arkadaşlarımız ile 26 Nisan günü suç duyurusu için adliyeye gitmeyi önerdik. Mahalledeki diğer arkadaşlarına iletmelerini ve bize sayı vermelerini istedik.
Nina ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde akşam yaptığımız söyleşiye bölgede yaşayan 6 kadın arkadaşımız da katıldılar.Çernobil’de yaşadıklarını anlatırken çok duygulanan Nina, sorumlu kişilerin ve devletlerin her zaman bilgi verme, sağlık hizmetleri için kaynak yaratma gibi konularda ketum davrandığını ancak sıkı bir mücadele ile üstesinden gelinebileceğini belirtti sık sık.Özellikle çocuklarda lösemi ve guatr sorunları ile karşılaştıklarını, vücut direncinin sürekli düşük olması nedeni ile çok sık ve çeşitli hastalıklar ile karşılaştıklarını anlattı. Devletin, Çernobil mağdurlarına sağlık hizmetlerinde %50 indirim yapıyor olduğunu, ancak artık radyasyon etkisinin bittiğini ileri sürerek bu indirimi iptal etmek istediğini belirtti. Bu konuda da mücadele etmeye devam ettiklerini ekledi.
Çernobil Yıldönümünde Suç Duyurusu
Çernobil Yıldönümünde Gaziemirliler radyasyonlu atık salan fabrika hakkında suç duyurusunda bulundu
Mahalledeki arkadaşlarımızdan Nazmiye Abla telefon etti ve 40 kişi ile suç duyurusu yapacaklarını söyledi.Buna göre araçlarımızı hazırlayıp, 26 Nisan sabahı mahalleye gittik.22’si kadın 27 kişi suç duyurusunda bulunmak için bizimle adliyeye geldi. Adliyede önce Makbule Abla‘nın yaşadıkları rahatsızlıkları dile getirdiği, Ayşegül‘ün suç duyurusu metnini okuduğu ve sonra İzmir İl Eş sözcülerimizden Güneş Akçay‘ın basın açıklaması metnini okuduğu bir eylem gerçekleştirdikten sonra, suç duyurusu dilekçelerimizi savcılığa teslim ettik. Genel Eş sözcümüz Arif Ali Cangı, bu manidar suç duyurusunun çok önemli olduğunu ve savcının dosyamızı iki dava öne aldığını belirtti.
Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliği'nin uzun süre Almanya Bölge Başkanlığını yapmış olan Angelika Claussen ile Alper Öktem fabrikanın çevresini inceliyor
Suç duyurusundan sonra mahalleye geri döndük. Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliği’nin uzun süre Almanya Seksiyon Başkanlığını yapmış olan Angelika Claussen ve Alper Öktem‘i de mahallede hep beraber ağırladık. Angelika’ya yaptığımız çalışmalardan bahsettiğimizde, kadınların radyasyona ve ağır metal zehirlenmesine bağlı olabilecek hastalıklardan bahsettikleri bilgisini vermiştik. Angelika, kadınlar ile birebir konuşarak, kadınların bahsettikleri hastalıklar hakkında notlar aldı. Kadınlar hem Angelika’yı, hem Nina’yı çok sevdiler ve açık iletişim kurmakta çekinmediler.
Mahalledeki çalışmanın ardından, Alper ve Angelika ile fabrikanın çevresini inceledik. İncelemelerimiz sırasında bize yardım eden Emre, bölgede bulunan atıkların Romanlar tarafından toplandığını ve kömür olarak satıldığını anlattı. Ayrıca radyasyon ölçtüğümüzü anlayan Emre getirdiği bir atığı ölçmemizi istedi ve normalden oldukça yüksek bir seviyede radyasyon tespit ettik bu atıkta. Geniş bir arazide bulunan tesisin etrafı tel örgü ile örtülmüş. Ancak toprak ile örtüldüğünü bildiğimiz nükleer kimyasal atıkların doğrudan yağmura mazur kaldığını görmek tüyler ürpertici; yağmur suları ile toprağa, suya ve havaya karışan kimyasal ve radyoaktif malzemenin nerelere kadar yayıldığını bilemiyor olmak korkunç!
Fabrika alanının hemen yanında barakalarda yaşayan Roman’lar var ve bahçelerinde tavuklar ve inekler yetiştiriyorlar.Ayrıca etrafta pek çok meyve ağaçları da var. Diğer yandan, arazinin hemen yanında bir okul bulunuyor.Gezdiğimiz bütün bu bölgelerde yaptığımız ölçümlerde yüksek oranda radyasyon tespit ettik.
Angelika Claussen İle Çernobil Felaketinin Etkileri Üzerine Söyleşi
Mahalledeki araştırmamızın ardından, akşam Ege Üniversitesi’nde Angelika ile söyleşi planlamıştık. Söyleşiye katılanlar içinde tıp öğrencileri, lise öğrencileri ve partili arkadaşlarımız vardı.
Angelika, dünya üzerindeki nükleer santral kazalarını, halihazırda çalışan nükleer santralleri anlattı. Çernobil Nükleer Santral kazası ve devamında radyasyonun Avrupa, Asya ve Türkiye üzerindeki yayılma grafiğini gösteren video,nükleer santral tesisi kurmanın sadece bir devletin kararına bağlı olamayacağı ve bütün dünyayı nasıl etkilediğini görmek için yeterliydi.
Anlatılan bütün örneklerde aynı şeyi görüyoruz: devletler ve kurumlar, insanların gerçekleri bilmelerini istemiyorlar. Gerçekleşen kazalar için yeterli önlem alınması söz konusu olmadığı gibi, kaza sonrası için gerekli çalışmalar çok pahalı olduğundan insan ve çevre sağlığı her zaman ikinci planda kalıyor.
Angelika’nın sunumu sonrasında söz alan dinleyiciler ile, bu kazanın ülke üzerindeki etkilerini incelemek için özellikle guatr ve kanser hastalıklarının incelenmesi gerektiği, ancak bunun için devletin izni gerektiği sonucu çıktı.
Peki Şimdi Ne Olacak
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak mahalleli ile sürekli irtibat halindeyiz
Pek çok bilinmeyen konusunda elimiz kolumuz bağlı, mahallede yaptığımız görüşmelere devam ediyoruz.Bölgede yaşayanlardan suç duyurusuna destek olmak isteyen insan sayısı artıyor. Öte yandan, mahallenin kentsel dönüşüm projesine konu olması nedeni ile pek çok insanda “nasıl olsa gelecek sene burada olmayacağız” veya “evlerimizin değerini düşürmek için böyle haberler uyduruyorlar” gibi düşüncelere sahip olanlar var ve bu düşüncelerin yayılması, hem bölge halkının hem de dönüşüm sonrası gelecek olan insanların sağlığı açısından hiç iyi olmayacaktır.
Çevre mahallelerde ve İzmir genelinde kamuoyu oluşturmamız, mahalledeki mücadeleye eklemlenebilmemiz önemlidir.
Bölge halkının gelir düzeyi çok düşük.Bazıları sosyal güvenceye ve/veya iş güvencesine sahip olmadan çalışıyorlar. Bu nedenle zaman içinde radyasyon ve/veya ağır metal ve diğer kimyasallara bağlı olarak hastalandıklarında tedavi görebileceklerinin garantisi yoktur. Devletin, bu bölgede yaşayan insanların ücretsiz ve periyodik sağlık kontrolünden geçmesinin sağlaması gerekmektedir.Bu konuda da araştırmalarımız devam etmektedir.
Geçtiğimiz hafta tarihi ve çok önemli bir karar-Gıda üreticilerinin genetiği değiştirilmiş ürünleri etiketlemesi gerekliliği- Vermont Meclisinde 107’ye 37 gibi ezici bir üstünlükle kabul edildi.
Eğer yasa tasarısı (H.112) Senato tarafından onaylanır ve eyalet valisi tarafından imzalanır ise Vermont, ABD’de GDO’lu ürün etiketlemesi yapan ilk eyalet olacak.
Karar iki yıldan önce yürürlüğe alınmayacak ve et, süt ve GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların yumurtalarını, GDO’lu mısır ve rBGH hormonunu kapsamayacak.
Vermont Devlet Radyosuna göre:
Geçtiğimiz hafta Perşembe günü gerçekleşen toplantıda temsilciler daha şeffaf gıda etiketlemesi konusunda fikir ayrılığına düşmezken, kaygılandıkları konu biyoteknoloji şirketleri ya da gıda üreticileri tarafından açılabilecek potansiyel davalar oldu. Savcılığın tahminine göre bu davalar eyalete 5 milyon dolardan daha fazlaya mal olabilir.
Barre bölgesinden Cumhuriyetçi TomKoch eyaletin bu davaları anayasal bağlamda kaybedebileceğini yeniden vurguladı. Koch yasanın zorlayıcı dili sebebiyle Birinci Anayasal özgürlüklerine aykırı olduğunu ve Gıda ve İlaç dairesinin sahip olmadığı, federal yetkinin anayasanın üstünlüğü maddesi altında olan yasa çıkarma hakkından önceden yararlanması anlamına geleceğini söyleyerek ekledi;“Daha önce kimse benzer bir tasarı onaylamadı. Sanki hepsi Vermont’un bunu ilk yapan olmasını ve diğerlerine öncülük etmesini bekliyor gibi. Bu demek oluyor ki mükelleflerin paralarını kaybetmek istemiyorlar ve Vermontluların paralarını riske atıyorlar. Bu 5 milyon dolardan başlayıp 10 milyon dolara varabilecek bir risk ve ben bu riski almak istemiyorum.
Geçtiğimiz yıl Kaliforniya’da GDO etiketlemesi için yapılan halk oylaması Monsanto ve diğer şirketlerin oylamaya karşı yaptığı 50 milyon dolarlık harcamalardan sonra kaybedilmişti. Geçtiğimiz günlerde ulusal bir GDO etiketleme yasa tasarısı Meclise sunulduysa da yasaya dönüşme ihtimali neredeyse hiç yok.
ABD’de yetişen mısır, soya ve şeker pancarının büyük bir çoğunluğunun GDO’lu olduğu ve işlenmiş yiyeceklerde kullanıldığı biliniyor. Bunları tüketmek istemeyenlerin ise bunu bilme şansı olmuyor. Üreticilerin bu etiketlemeyi yapması bu tip ürünleri tüketmek istemeyen tüketicilere hayır deme şansı vermiş olacak.
Fabrikalaşmış gıda üreticileri ve destekçileri sigara ve alkollü ürünlerdeki etiketlemeyi örnek göstererek GDO etiketlemesine de tüketiciyi “alarma” geçireceği endişesiyle karşı çıkıyorlar. Zorunlu etiketleme için mücadele eden aktivistler genellikle genetik mühendisliğine de karşı çıkmış oluyorlar, GDO destekçileri kendi argümanlarına ters düşüyorlar.Buna örnek olarak Discover’da yayınlanan son yazıyı verebiliriz. Yazar daha önce GDO etiketleme kampanyalarını alaya alırken bu yazıda konu hakkında ikilemde olduğunu yazmış:
““Bilmeye hakkımız var” insanları yediklerinin içinde ne olduğunu bilmek istediğini söylüyorlar fakat bu yanıltıcı bir argüman. Gerçekte GDOların zararlı olduğunu düşünüyorlar. Başka neden etiketleme konusunda bu kadar ısrarcı olsunlar ki? Evet, Sadece Etiketle kampanyası (Just Label it)tüketici hakları açısından doğru ama esasen korkuya dayalı. Bunu herkes biliyor, aksi gibi davranmak aptallık olur.”
Bu dünyada bir sürü aptal insan var demek oluyor. Gıda Güvenliği Merkezinin belirttiği üzere aralarında Rusya, Çin ve tüm Avrupa Birliği ülkelerinin de dâhil olduğu 64 ülkede GDO etiketleme yasası gündemde. Vermontlular buna katılan ilk Amerikalılar olabilir.
Hava-İş Sendikası, THY Genel Müdürlüğü önüne kurulan grev çadırında her gün 10.00 ile 17.00 arasında etkinlikler düzenleneceğini belirttiği açıklamasında, greve çıkan tüm işçileri genel müdürlük önüne çağırdı.
Yüzlerce işçi genel müdürlük önünde
Hava-İş’in çağrısının ardından hem yurtiçi hem de yurtdışı uçuşlarına katılan işçiler, THY Genel Müdürlüğü önündeki grev alanına gelmeye başladı. Yaklaşık 500 kişinin olduğu alanda sayının giderek arttığı gözlendi.
Genel müdürlük önünden geçen araçların neredeyse tümü de alkışlar ve kornalarla işçilere destek verdi.
Hava-İş yetkililerinin verdiği bilgiye göre, yurtdışı uçuşlarına katılmış olan işçiler, geri dönüş uçuşlarının tamamladıktan sonra iş bırakarak greve dahil oldu. Yurtiçi uçuşlarını gerçekleştiren işçiler ise uçuşlarının ardından gittikleri kentlerden otobüsler aracılığıyla İstanbul’a dönme ve greve katılma kararı aldı.
218 uçuş iptal, dünkü uçuşlar usulsüz
Grev alanında yapılan açıklamalarda 16 Mayıs öğle saatleri itibariyle iptal olan uçuş sayısının 218’e yükseldiği ifade edildi.
Öte yandan Hava-İş yetkilileri, THY yönetiminin “Grev de olsa uçuşlar devam edecek” açıklaması ve açıklamanın ardından grev yapılan bir işyerinde uçakları kaldırmaya çalışmasına da tepki gösterdi. Bu durumun uçuş emniyetine yönelik büyük bir tehlikeyi göze almak anlamına geldiğini belirten sendika yetkilileri, söz konusu durumun daha büyük sonuçlara yol açmaması için mahkemeye başvurduklarını, yarın havaalanına gelecek mahkeme heyetinin incelemelerde bulunacağını duyurdu. Hava-İş, mahkeme heyetinin incelemesinin ardından bir de basın açıklaması düzenleyecek.
Yeşiller/Sol Ankara ve Ankara Hayvan Özgürlüğü Çalışma Grubu’nun düzenlediği “Anadolu Parsının Tarihçesi: Soyu Nasıl Tükendi?” söyleşisi bu cuma günü Yeşiller/Sol Ankara İl Örgütü’nde gerçekleşecek.
Söyleşide, “Son Pars” adlı ekolojik romanın yazarı Y. Haluk Aytekin, soyu tükenen Anadolu Parsı’nın nasıl bir vurdumduymazlıkla katledildiğini ve Anadolu Parsı’nın Hititler-Roma-Bizans-Osmanlı’dan Cumhuriyet’e binlerce yıllık tarihçesini anlatacak.
Aytekin, söyleşiden sonra kitabını da imzalayacak.
Yer: Ataç Sokak 42-5 Kızılay Ankara
Tarih ve Saat: 17 Mayıs (Cuma) 2013- 19.00-21.00