‘Devrimci Müslümanlar ve Anti-kapitalist Müslümanlar’ ortak bir çağrı ile, Ramazan’ın ilk günü olan Salı akşamı (bugün) Galatasaray lisesi önünden Gezi parkına kadar “İftar sofrası kurma” daveti yaptı.
Gezi direnişini küresel bir bakışla ele almak için İngiltere’nin Keele Üniversitesi Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler ve Felsefe Okulu Başkanı Prof. Dr. Bülent Gökay ile konuştuk.
1985’ten bu yana İngiltere’de yaşayan, lisans ve yüksek lisans eğitimini İngiltere’de yapan Gökay, Londra ve Cambridge’de kısa süre çalıştıktan sonra 1996 yılında Keele Universitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olarak görev yapmaya başladı. Keele Üniversite’sinde iki yil önce Global Faultlines (Küresel Fay Hatları) başlığıyla bir akademik dergi çıkarmaya baslayan Gökay ve arkadaşları röportajda da ele alınan küresel kayma sürecini dergi etrafinda analiz etmeye çalışıyorlar. Global Faultlines bu önemli tarihsel süreci anlamaya ve anlatmaya yönelik yazılar yayınlayan dünyadaki ilk ve tek dergi olma özelliğini taşıyor. Bülent Gökay’ın ayrıca İngilizce ve Türkçe olarak yayınlanan çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.
Geçtiğimiz günlerde İngiltere’de Keele Üniversitesi’nde katıldığım bir toplantı nedeniyle buluştuğumuz, bu vesileyle Gezi direnişiyle ilgili bir seminer için bir araya geldiğimiz ve sonrasında da Gezi süreci hakkında uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduğumuz Bülent Gökay’a, Yeşil Gazete için Gezi direnişini küresel perspektiften değerlendirmesini isteyen sorular sordum.
…
Tarihsel bir perspektiften baktığınızda Gezi olaylarını nasıl yorumluyorsunuz? Tamamen kendine özgü olaylar mı, yoksa tarihteki benzeri halk hareketleriyle ve devrimlerle ortaklık taşıdığı yanlar var mı?
Bülent Gökay
Hiçbir olay tamamen kendine özgü değil . Özellikle günümüz dünyasında, küreselleşmenin bu ileri aşamasında, öyle tamamıyla kendine özgü diye tanımlanabilecek hiçbir sey yok. Hemen her olayın, yerel, ya da ulusal, bir çok yönü mevcut, yerel koşullarla ilgili yönleri olduğu gibi ulusal ve hatta uluslararası gelişmelerle ilintili yönler de mevcut ve genellikle de bu tür yerelin-ötesi yönler hem olayı anlamada ve hem de gelişimini belirlemede daha önemli oluyor.
Gezi olayları, İstanbul Taksim Gezi parkına ilişkin özgün nedenler etrafında başladı, ancak sadece orada kalmadı. Gezi protestoları, hem daha önceki bir yığın benzeri protesto olayı ile ilintili, İstanbul’da ve Türkiye’nin dört bir yanında yıllardır sürmekte olan kentimize, çevremize, doğamıza, havamıza sahip çıkalım hareketleri ile ilintili. Ayrıca Gezi Parkı eylemlerine neden olan AKP hükümetinin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bu bölge üzerine geliştirdikleri planlar, hem Türkiye’de, hem de dünyada son 20 yıldır bütün hızıyla devam eden neo-liberal kâr-temelli imarlaşma planlarının bir parçası. Bu anlamda hem protestolar, hem de protestolara neden olan planlar/ yıkımlar global süreç ve gelişmelerden bağımsız anlaşılamaz.
Eğitimli, meslek sahibi, dünyadaki gelişmelerin farkında olan bu genç nesil yaşadıkları alana, şehire, ülkeye, dünyaya sahip çıkıyorlar. Kendilerini ve görüşlerini dikkate almayan, yaşam tarzlarını ve yaşam alanlarını kontrol etmeye çalışan yöneticilerine karşı haklı bir direniş sergiliyorlar.
Sizce Gezi direnişi nasıl bir küresel politik ve ekonomik çerçevede cereyan ediyor? Bu bağlamda önceki Yunanistan, İspanya, İngiltere vb. protestoları ve işgal hareketleriyle ve sonraki Brezilya protestolarıyla karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Bülent Gökay'la birlikte katıldığımız Gezi direnişi seminerinden
Gezi direnişi başladıktan sonra hem hareket içindeki önemli bir kesim arasında ve hem de uluslararası liberal basında öne çıkan bir benzetme vardı: “Tahrir meydanından Taksim meydanına aynı direniş rüzgarı” şeklinde. Benzerlikler tabii ki vardı, her iki meydan da hem tarihsel konumları itibarıyla ve hem de bulundukları metropollerdeki önemleri nedeniyle öne çıktılar. Her iki direniş/ protesto olayında protestolar önce barışçı başladı ve her iki olayda da güvenlik kuvvetlerinin aşırı güç kullanılması sonucu olaylar daha da yaygınlaştı, protestocuların içinde genç ve üniversite eğitimli kesim öne çıkıyordu. Ancak benzerlikler daha cok şekilsel özellikler olarak kalmakta, olayların asıl kökenlerine inildiğinde ve genel iktisadi ve siyasi boyutlarına, tarihsel yönüne bakıldığında çok ciddi farklılıkların bulunduğunu görürüz.
Mısır’daki protestocular, Tunus’ta ve bir yığın başka Arap ülkesindekiler gibi, her şeyden önce içinde bulundukları güç ekonomik nedenlerle sokağa çıktılar. Arap ülkelerinde “Arap Baharı” protestolarının başladığı 2011 yılından neredeyse on yıl once ilk protesto hareketleri baslamıştı ve hemen her yıl benzeri hareketler yaygınlaşarak devam etti. Ve başından beri de, hep ciddi ekonomik nedenler protestocuların istemlerinin başında gelmekteydi. Bütün dünyada işsizliğin belki de en cok arttığı, özellikle 2007-08 küresel ekonomik krizinden sonra da çok yüksek noktalara çıktığı ülkeler bu Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleriydi.
Bu çok önemli bir fark: Tahrir meydanında ayaklananların önemli bir kesimi ya işsiz ya da üniversite eğitimlerinden sonra iş bulma ihtimali çok düşük olan üniversite öğrencileri, yani bir anlamda “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok”. Taksim meydanında protesto edenlerin ise çok büyük bir kesimi iş sahibi, ya da üniversite eğitimleri bittiğinde iş bulacaklarından emin gençlik, yani Türkiye’nin son 10 küsur yılda katettiği ekonomik büyüme sonucu sınırları iyice genişlemiş yeni orta sınırfların üyeleri. Sosyo-ekonomik anlamda bu çok önemli bir fark, sosyal bilimciler için. Eğitimli, meslek sahibi, dünyadaki gelişmelerin farkında olan bu genç nesil yaşadıkları alana, şehire, ülkeye, dünyaya sahip çıkıyorlar. Kendilerini ve görüşlerini dikkate almayan, yaşam tarzlarını ve yaşam alanlarını kontrol etmeye çalışan yöneticilerine karşı haklı bir direniş sergiliyorlar.
Bu noktadan bakıldığında, Türkiye’nin Gezi eylemcileri “Arap Baharı” eylemcilerinden farklı oldukları gibi, Avrupa’da ekonomik krizin ciddi etkisi altındaki ülkelerin protestocularından da çok farklılar. Yunanistan’da ve İspanya’da 2008’den beri sürmekte olan protesto eylemlerine katılan yüz binlerce gencin cok önemli bir kesimi işsiz, aynen Tunus’ta ve Mısır’dakiler gibi ve bu nedenle de temel istemleri ekonomik. Gezi Parkı ile başlayan protesto eylemlerine katılanların temel istemleri ise demokrasinin sınırlarını genişletmek, kendi özel alanlarına müdahaleyi engellemek, içinde yaşadıkları mekanları/ alanları korumak. İstemler açısından bakıldığında da bu sınıfsal farklılığı görmek çok kolay.
Orta sınıfa katılan, bu üniversite eğitimli genç nesil hem kendine daha çok güveniyor, hem de dünya ile yakından ilişkili. Ekonomik seviyelerine tekabül eden bir demokrasi düzeyi beklentileri var, yöneticilerinin yaptıkları hataları, suistimalleri çok daha çabuk farkedip, korkmadan da eleştirebiliyorlar, bu anlamda adeta ideal denecek bir düzeyde civic bir vatandaş tipine tekabül ediyor bu yeni orta sınıfın üyeleri.
Peki ya Brezilya?
Evet, Gezi eylemlerinin başlamasından iki hafta sonra Brezilya’da da protesto eylemleri başladı, toplu ulaşım ücretlerinin artmasına karşı ve özellikle de merkezi ve yerel hükümetlerin harcamaları etrafında istemler geliştirdi Brezilyalı protestocular. Onlar da Türkiye’dekiler gibi üniversite eğitimli, meslek sahibi, ya da üniversite eğitimlerini sürdüren ve iş bulma imkanları yaygın olan yeni orta sınıfın mensupları. Yani sosyo-ekonomik kökenleri açısından bakıldığında Gezi protestocularına en çok benzeyenler Brezilyalı protestocular. İstemleri açısından da: Onlar da kendi bulundukları toplumların, mekanların üzerinde söz hakkı istiyorlar, alanlarına karşı yürütülen neo-liberal hızlı şehirleşme kampanyasına karşı çıkıyorlar ve “biz bu ülkenin geleceğiyiz, bizi dikkate almak zorundasınız” diyorlar.
Türkiye ve Brezilya arasında binlerce kilometre var, okyanuslar var, bambaşka lisanları, çok farklı kültürleri, dinleri, tarihleri mevcut. Ancak yukarıdaki protesto olayları ile ilgili bakıldığında İstanbul ve Rio birbirine cok yakın bir yerde duruyorlar.
Daha başka önemli benzerlikler de mevcut: Brezilya ve Türkiye son 10 kusur yıldır çok benzeri bir süreçten geçiyor. Dünya ekonomik sisteminde, özellikle 1980’lerin sonundan itibaren iyice hızlanan ciddi bir gelişim sözkonusu —Batı Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın, Japonya ile birlikte, dünya ekonomik sistemi içindeki hakim konumları eski gücünü kaybetmeye başladı ve daha önceki azgelişmiş ülkeler topluluğu içindeki bir grup ülke hızlı bir ekonomik gelişme sürecine girdi. 1987’de Çin’de Deng Zio Ping yönetiminin dünya pazarlarına açık iktisadi politikaları ile başlayan bu süreç içinde son on yıldır öne çıkan iki önemli ülke Brezilya ve Türkiye. Bu gelişme sürecinin en önemli bir özelliği de, artan ekonomik faaliyetle birlikte yükselen yeni bir orta sınıf, hem genç ve hem de eğitim düzeyi yüksek bir orta sınıf.
Brezilya’da on küsur yıl içinde 40 milyondan fazla insan orta sınıfa katılıyor, bu çok olağanüstü bir gelişme. Türkiye’de bu düzeyde olmasa da, yine de Türkiye’nin sınıfsal yapısını ciddi bir biçimde etkileyecek benzeri bir gelişme mevcut. Orta sınıfa katılan, bu üniversite eğitimli genç nesil hem kendine daha çok güveniyor, hem de dünya ile yakından ilişkili. Ekonomik seviyelerine tekabül eden bir demokrasi düzeyi beklentileri var, yöneticilerinin yaptıkları hataları, suistimalleri çok daha çabuk farkedip, korkmadan da eleştirebiliyorlar, bu anlamda adeta ideal denecek bir düzeyde civic bir vatandaş tipine tekabül ediyor bu yeni orta sınıfın üyeleri. İşte bu nedenlerle İstanbul Gezi protestoları ile Brezilya protestoları aynı sosyo-ekonomik cerçevede ele alınmalı.
Dünya ekonomik sistemi çok ciddi bir dönüşümden geçiyor, yaklaşık 100-150 yılda bir cereyan eden bir dönüşüm, buna biz Küresel Kayma diyoruz.
Peki sizce Gezi protestolarının uzun vadeli politik sonucu nasıl olacak?
Uzun vadeli sonuçların daha çok olumlu olacak kanısındayım. Yukarıda bahsettiğim civic vatandaşlık anlayışının öne çıkması Türkiye’de demokrasi geleneğinin gelişmesi açısından çok önemli. Artık yönetenler biliyorlar ki, vatandaşlarina yukarıdan bakarak, onların yaşam tarzlarına olur olmaz müdahale ederek, “ben seçimle başa geldim, bir dahaki seçime kadar istediğimi yaparım” diyemeyecekler. Çünkü bu genç protestocular çok renkli ve genellikle de barışçı eylemleriyle onlara ve bütün dünyaya şu mesajı verdiler: Demokratik bir düzen sadece seçimlerden ibaret değildir. Çoğunluğun oylarıyla başa gelmiş bir iktidar, demokratik bir ülkede, bütün halkı temsil etmekle yükümlüdür, sadece kendisine oy verenleri değil. Vatandaşların, kendilerine ters düşen, yaşamlarını, mekanlarını ciddi olarak zedeleyen politikalara karşı demokratik bir şekilde seslerini yükseltme, protesto etme hakları vardır. Eğer iktidarlar bu şekilde demokratik protesto yapan vatandaşlarına karşı aşırı güç kullanıyorlarsa, bunun bir tek anlamı vardır: kendilerine halkın verdiği yetkiyi kötüye kullanmak. Bütün bu nedenlerle ben bu eylemlerin uzun vadeli sonuçlarının çok olumlu olacağı inancındayım.
Gezi direnişini üç beş ağaca bağlamayalım diyenler çoğunlukta. Gerçekten de özgürlük ve demokrasi talebinin belirleyiciliği aşikar. Ama bir yandan da olayların kentsel dönüşüm ve rant politikalarına karşı gelişen ekolojik bir duyarlık sonucunda başladığını hepimiz gördük. Avrupa’da protestoları tetikleyen, bardağın taştığı nokta genellikle kemer sıkma politikalarıyla ilgiliyken burada kalkınma politikalarıyla ilgili olmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Dünya ekonomik sistemi çok ciddi bir dönüşümden geçiyor, yaklaşık 100-150 yılda bir cereyan eden bir dönüşüm, buna biz Küresel Kayma diyoruz. Dünya ekonomisi bir bütün, bütün ekonomik aktörler, ulusal ekonomiler, uluslararası şirketler, herkes bu bir tek dünya sisteminin parçası. Hiçbir faaliyet bu sistemin dışında cereyan etmiyor ve aynı zamanda da her ekonomik faaliyet sistemi ve sistemin icindeki diğer aktörleri etkiliyor. Bu sistem içinde aktörler hiyerarşik bir yapıya göre yer almakta: yani bir ya da birkaç ekonomik aktör merkez konumunda, en güçlü ekonomiler grubu; başka bir grup bunun bir alt kategorisinde, yani daha az güçlü; daha başkaları da en güçsüzler.
Bu pozisyonlar hep aynı kalmıyor, zamanla değişiklikler kaymalar cereyan ediyor. “Hiçbir imparatorluk ilelebet sürmez” derken bir anlamda bu sürece referans yapıyoruz. İşte bugünlerde, 2000’lerin başından itibaren, sistem içindeki eski hakim kesimin gücü kayıyor, daha önce zayıflar arasında yer alan bir grup ülke, Yükselmekte Olan Yıldızlar, onların hakimiyetini zorluyor. Yukarıda bahsettiğim gibi, Türkiye, Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya, Güney Kore, Meksika, Endonezya, Güney Afrika bu ikinci grubun icinde, yani Yükselmekte Olan Yıldızlar. Avrupa ülkeleri ise birinci grupta, ekonomik krizin asıl köksel nedeni de bu sistemik kayma zaten. Işte bu nedenle protesto eylemlerinin amaçları öylesine farklı. Ve yine aynı nedenle Türkiye ve Brezilyalı protestocular birbirlerine öylesine yakın.
Marmara Üniversitesi Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Öğrenci Topluluğu MadiMar, Gezi Parkı direnişinde tutuklanan destekçileri Alican Sünnetçioğlu için dayanışma çağrısı yaptı.
MadiMar yaptığı açıklamada “31 Mayıs’tan beri toplumda çok geniş kitleleri uyandıran Taksim direnişine karşı AKP hükümetinin yürüttüğü hukuksuz uygulamaların ve insan hakları ihlallerinin son kurbanlarından birisi de Alican olmuştur. Bizler Marmara Üniversitesi öğrencileri olarak Alican ile dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz. Sokaklara çıkıp Alican’a Özgürlük diye haykıracağız,” dedi.
Gezi Parkı’na Önce “Rahat!”, Ardından Tekrar “Hazır Ol!” Emri
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun dün Gezi Parkı’nın halka açılacağını açıklamasının ardından gözaltılar devam etti. Taksim Dayanışması Platformu’ndan aralarında İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu ve TMMOB temsilcisi Mücella Yapıcı’nın da bulunduğu 32 kişi gözaltına alındı. Dün öğlen saatlerinde İstanbul Valisi, Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü eşliğinde törenle açıldıktan üç saat sonra polis müdahalesiyle tekrar kapatılan Gezi Parkı gece yarısı tekrar açıldı.
Gezi Parkı’nın Maçka Parkı tarafından düzenlenen forumda ise polis şiddeti ve Türkiye’de demokrasinin geleceği tartışıldı.
Gezi Parkı Direnişi’nde 43. gün. Vali Mutlu ve mülki erkanın dün öğle saatlerindeki trajikomik “Gezi Parkı Açılış Töreni” üzerinden 3 saat bile geçmeden Artema sponsorluğunda olduğundan kuşku duyulan “aç kapa” Gezi Parkı bir kez daha halka kapatıldı. Peşinden de artık aşinası olduğumuz polis saldırısı gecikmedi.
Sosyal Medya üzerinden paylaşılan 6 Temmuz tarihli bir videoyu paylaşmak istiyoruz sizinle. Hani, onların “camide içki içtiler”, “yolda hepsi bir olup türbanlı kadını dövdüler” videolarından bir farkı var ama bizim şimdi sizinle paylaşacak olduğumuzun. Bizim paylaşacağımız video “Gerçek”. O nedenle de size “şu gün yayınlayacağız”, “Cuma’ya hazır edeceğiz” filan demeden hemen paylaşıyoruz.
Görüntüler Firuzağa kahvesinde 6 Temmuz Cumartesi akşamı 20:00 sıralarında çekilmiş. Videoyu çeken kardeşimiz kendi facebook hesabından paylaşmış görüntüleri ama biz ona bir zararımız dokunmasın düşüncesi ile kendi youtube hesabımızdan paylaşmayı uygun gördük.
İşte Firuzağa kahvesindeki keyfe keder gözaltı videosunu paylaşan Burcu’nun olay anı ile ilgili aktardıkları;
“Polis kahveye gelip seç beğen mantığıyla göz altına almaya çalışıyor.
Suçlayabilecekleri birşey olmadığı ve etrafta bir sürü kamera olduğu için konuşmanı bekliyorlar, hedefleri sesini yükselten kadınlar.
Kadın ‘mahallemizde oturuyoruz’ diyor, polisin cevabı ‘mahallenizin karakoluna götürücez zaten’…
İşin acıklı tarafı adamlar amacımızın bu ülkeyi yakıp yıkmak ve birilerine satmak olduğuna gerçekten inanıyor.
Sivil polis herşeyi çekmemden rahatsız olup bana doğru gelince kamerayı indirmek zorunda kaldım, ağzımı açsam olacakları bildiğim için bana ne yaptığımı sorarken yalnızca adamın suratına baktım, bir süre sonra beni yabancı (ya da casus) sandı: ‘kime çalışıyosun? hangi millettensin?’….
Taksim Talimhane’de Gezi Parkı eylemcilerine pala ile saldıran ve çıkarıldığı mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Sabri Çelebi, Cumartesi akşamı yaşananları anlattı.
Vatan gazetesinden Çağdaş Ulus’un haberine göre, gözaltına alınırken polis müdürünü yaralayan Sabri Çelebi, daha önce oto hırsızlığı, sevgilisini zorla alıkoyma ve silahla tehdit suçlamasıyla gözaltına alınmış, iki kez hakkında narkotik büro tarafından işlem yapılmış.
Öte yandan Çelebi’nin sosyal medyaya yansıyan ilk görüntülerinin ardından yine polis koruması altında başka insanlara da saldırdığı ve bir kişiyi boynuna hızla savurduğu palasıyla yaraladığına ilişkin görüntüler de yayınlandı.
http://www.youtube.com/watch?v=xpyM9cuEwNs
Yaşanan olaylarla ilgili kendini savunan Sabri Çelebi, “Dükkânıma geldiler. Tartışma çıktı. Bunlar kask, gaz maskesi falan çıkarıyorlar. Polis bunu görürse sizi alırlar, içeriye gaz bombası atarlar, müşteri yaralanır gibisinden. Ben de yapmayın, dışarı çıkın böyle olmaz dedim. Rica ettim ama provokatörler var içlerinde, saldırdılar.
Olay anında kendini kaybettiğini savunan Çelebi, şu ifadeleri kullandı: “Bayana vurduğum söyleniyor. Orada bana vuran bayanlardan bir tanesiydi zaten. Ben sadece zırhın yan tarafıyla tokat atar gibi tokat attım” şeklinde konuştu
40 gün önce Lobna Allami’ye çarparak şu anda bitkisel hayatta olmasına neden olan
Onlarca insanın bir gözünü çıkaran
ve Polisin yakın mesafeden insanların kafasına ve gözüne nişan alarak attığı gaz bombası fişeği işte budur
Kolay kolay kırılmasın diye olabildiğince sağlam yapılan vitrin camını bu hale getirdiğine göre insanların kafasına, yüzüne, gözüne neler yapabileceğinin takdirini size bırakıyoruz
Taksim Dayanışması bugün gerçekleşen ve üyelerini hedef alan gözaltılardan sonra bir açıklama yaptı. Açıklama şu şekilde:
“Gezi Parkı‘nın halka açılması yalanı bu sefer de kısa sürdü. Kısa bir süre önce Gezi Parkı‘na girmek isteyen Taksim Dayanışması bileşenleri İstiklal Caddesi‘nde engellenmiş, emniyet yine gaz ve su ile halka saldırmış ve dayanışmayı oluşturan emek/meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilci ve yöneticilerinden yaklaşık 35 kişi gözaltına alınmıştır. Şu an itibariyle Mimarlar Odası Sekreteri Mücella Yapıcı, mimar Cansu Yapıcı, Mimarlar Odası 2.Başkanı Sabri Orcan, İstanbul Tabipler Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu, TMMOB İKK temsilcisi Süleyman Solmaz, Şehir Plancıları Odası Sekreteri Akif Burak Atlar, şehir plancısı Sezi Zaman, HDK Merkez Yürütme Üyesi Ender İmrek, Hakan Dilmeç, TKP MK Üyesi Erkan Baş, EMO İstanbul Şb. Bşk. Beyza Metinler, İclal Bozkaya, Aral Demircan, EHP Yöneticisi Emre Öztürk, Kamil Tekerek, Ongun Yücel, İsmail Sürücüoğlu, Halit Güven, Haluk Ağabeyoğlu, Elçin Fırat, Ali Akgün Ekici, Murat Sezin, İsmail Bozkaya, Ayşe Adanalı, EMEP yöneticisi Ercüment Akdeniz, FKF Sözcüsü Erçin Fırat, Sevil Kahraman, Ahmet Aktaş gözaltındadırlar.
Taksim Dayanışması olarak polisin saldırısını ve gözaltıları şiddetle kınıyoruz. Her türlü baskı ve engellemeleri halkımızın doğal hakkını kullanımını engelleyemeyecektir. Taleplerimizin takipçisiyiz, baskılar, gözaltılar, her türlü engellemeler dayanışmamızı yıldıramayacaktır. Halkımıza dönük şiddet derhal durdurulmalı, gözaltında olan bütün arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”
İstanbul Tabipler Odası’ndan İstikal Caddesi’ndeki müdahaleyle ilgili yazılımı açıklama yapıldı.
Açıklamada,
“23 günden bu yana polis barikatları kurularak halka kapatılan Gezi Parkı bugün İstanbul Valisi’nin, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın, Beyoğlu Belediye Başkanı’nın katıldığı resmi törenle tekrar ‘halka açıldı’. Vali Hüseyin Avni Mutlu, kamuya açık olan bir alanın tekrar kamuya açıldığını ilan ederek bir ilke imza atmış oldu. Akşam saatlerinde yaşanan gelişmelerse, AKP Hükümeti’nin ve Valisi’nin akıl ve vicdan tutulmasının devam ettiğinin göstergesi oldu. Odamızın da bileşenleri arasında yer aldığı Taksim Dayanışması’nın bu akşam 19.00’da yapacağı basın açıklaması yine polisin şiddetli saldırısıyla engellendi” denildi.
Açıklama şöyle devam etti: “Odamız Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu, üyemiz Dr. Kamil Tekerek, Mimarlar Odası yöneticisi Mücella Yapıcı, TMMOB İKK Sekreteri Süleyman Solmaz’ın da aralarında olduğu (ulaşan son bilgiye göre) 35 kişi gözaltına alındı. AKP Hükümeti ve Valisi’nin demokratik, anayasal hakların kullanımına, kişi hak ve özgürlüklerine karşı giriştiği bu akıl ve hukuk dışı saldırıyı kınıyoruz. Haksız, hukuksuz yere gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, kamuya açık Gezi Parkı ve Taksim Meydanı’ndaki polis işgaline son verilmeli, meydanlar ve parklar gerçek sahiplerine; halka bırakılmalıdır” denildi.
Bu arada Taksim Dayanışması üyelerinin de gözaltına alındığı ve şu anda meydanda bulunan bir polis aracında bekletildiği de gelen bilgiler arasında.
Taksim Dayanışması Platformundan, aralarında İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu ve TMMOB temsilcisi Mücella Yapıcı’nın da bulunduğu 22 si erkek 32 kişi gözaltına alındı.
Taksim Dayanışması'ndan Mücella Yapıcı, kızı Cansu Yapıcı ve Şehir Plancıları Odası'ndan Akif Burak Atlar da gözaltına alındı
Gözaltında olduğu kesinleşen Taksim Dayanışması üyeleri
Taksim Dayanışması Üyelerinin gözaltına alınma anı. Polis tarafından çember içine alındıktan sonra gözaltılar başladı
İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu
TMMOB’dan Mimarlar Odası ÇED Kurulu Başkanı Mücella Yapıcı
ve kızı Cansu Yapıcı
Taksim Dayanışması Koordinasyonu üyesi Ongun Yücel
HDK Yürütme Kurulu üyesi Ender İmrek
TKP MK üyesi Erkan Baş
Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri Akif Burak Atlar
Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Beyza Metinler
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Süleyman Solmaz
Mimarlar Odası İstanbul Şube yöneticisi Sabri Orcan
HDK’den Haluk Ağabeyoğlu
Kaldıraç Dergisi’nden Hakan Dilmeç
EHP İstanbul İl Başkanı Emre Öztürk
Eğitim İş 1 No’lu Şube Basın Sekreteri Sevil Kahraman
Şehir plancısı Sezi Zaman
EMEP yöneticisi Ercüment Akdeniz
FKF Sözcüsü Erçin Fırat
Bu isimler dışında gözaltına alındığı bilgisi kesinleşen isimler
Akif Ongun, Ahmet Aktaş, İsmail Sürücüoğlu, Halil Güven, Ali Akgün Ekici, Elçin Fırat, Murat Sezgin, Veysel Ferman, İsmail Bozkaya, Ayşe Adanalı, Savaş Altay, Aral Demircan, İclal Bozkaya, İsmail Sürücüoğlu, Halit Güven, Ayşe Adanalı
Gezi Parkı Direnişi 42. gününde. 28 Mayıs’tan bu yana geçen 42 gün içinde hem devler erkanı hem de devletin kolluk gücü her türlü yalan, riya ve saldırı ile direnişi püskütmeye çalıştı ama bunda başarılı olamadı.
Taksim’de tam şu anda 42 gündür görülmemiş bir polis mevcudiyeti bulunuyor. Taksim Meydanı’nda bulunan bir arkadaşımızdan aldığımız bilgiye göre Taksim Meydanı ve çevresinde tam 7 Toma ve 3 Akrep konuşlanmış durumda.
Foto: 140 Journos'tan alınmıştır
7 Toma’nın mevki olarak bulunduğu yerler sırası ile, 3’ü AKM önünde, 1’i Cihangir, 1’i İstiklal, 1’i Atatürk Heykelinin bulunduğu alan, 1’i de Harbiye yönünde mevzilenmiş durumda.
Yine meydanda saldırıya hazır bekleyen 3 Akrep ise, Sıraselviler, Tramvay Durağı ve Gümüşsuyu tarafında konuşlandırılmış.
İstiklal'den Taksim'e giriş kapalı (Foto: Diren Gezi Parkı)
Haber kaynağımız ayrıca bugün daha önce şahit olmadığı şekilde kadın polislerin de bölgede bulunduğunu aktarıyor.
4 Polis Otobüsü de Taksim Meydan’nın stratejik noktalarında bekliyor şu anda.
Gümüşsuyu'ndan Taksim'e çıkış kapalı (Foto: Diren Gezi Parkı)
Haber kaynağımızdan aldığımız bir başka bilgiye göre İstiklal ile Taksim’in kesiştiği yerde polis olmayan sivil bir kalabalık var. Olay mahallinde bulunan arkadaşımızın bize ilettiği şekli ile sizinle paylaşalım,
“40 dakika önce (18:05) İstiklal’den Taksim’e doğru yürüyordum. Tramvayın yolcuları indirip heykelin çevresinden döndüğü yerde polis üniforması giymeyen bir kalabalık gördüm. Ak Gençlik tabir eden kişilerden olduklarını düşünüyorum. Birşey bekler gibi bir halleri vardı”
ve Polis saldırısı başladı (18:52)
18:50’de haber kaynağımız son bir bilgi için aradı.
“Taksim Dayanışması pankartı taşıyan insanlar polis ile konuşuyor şu anda”
2 dk sonra bir telefon daha geldi
“Dağılın anonsunu yaptılar, gaz maskelerini taktılar ve müdahaleye başladılar”