Ana Sayfa Blog Sayfa 4241

CHP’den yıldırım telgraf!

CHP milletvekilleri, Gezi Parkı olayları nedeniyle tutuklanan 8 kişinin durumuna ilişkin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e yıldırım telgraf gönderdi.

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, TBMM Genel Kurulu’nda konuyu gündeme getirmesinin ardından yaklaşık 30 CHP milletvekili Ergin’e telgraf gönderdi.

Telgrafta, Metris Cezaevi’ndeki 8 kişinin, 8 ayrı koğuşa konularak, cezaevinde kötü muameleye tabi tutulduğu yönünde gelen şikayetlere işaret edilerek, “Cezaevine konulan her tutuklunun canı ve hukuku, devlete emanet edilmiştir. Bu konuda meydana gelebilecek her türlü olumsuz sonuçtan hukuken ve vicdanen sorumlu olacağınızı hatırlatır, derhal önlem almaya davet ederiz”ifadesi kullanıldı.

Şafak Pavey, “İBB Başkanlığına aday değilim”

Uğur Dündar tarafından İstanbul Belediye Başkanlığı için CHP’den aday gösterileceği iddia edilen CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ile bu iddiayı yalanladı.

Pavey’in twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamalar şu şekilde;

“İBB Adayı olduğum haberine gösterilen ilgi ve sevgiye çok teşekkür ediyorum.

Komplocuların hastalıklı iştahlarını kestiğim için üzgünüm ancak İstanbul Belediye Başkanlığına aday olduğum haberleri yanlış ve bilgim dışındadır.

Kesinlikle aday olmadığımı açıklamak isterim.

Sayglarımla”

(Yeşil Gazete)

Mersin’de Gezi direnişçilerine şafak operasyonu

Mersin’de bu sabah 05:00 sularında Gezi Parkı Direnişine destek verdikleri gerekçesi ile İnönü ve Yıldız Parklarında devam eden halk forumlarında yapılan forumlar sırasında konuşma yapan, eylem önerisinde bulunan kişiler polis tarafından evlerine baskın yapılarak. gözaltına alınmaya başlandı.

Dün akşam İnönü Parkı'nda gerçekleşen halk forumu sırasında alınan karar ile direnişçiler hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz için yürüyüş yapmak istedi ancak polis barikatı kurulunca kısa süreli oturma eylemi yapıldı

paylaşmak için tklynz / click for to share

Elimize şu ana kadar ulaşan isimler: Ayhan Yerden, Deniz Sonuvar, Dilara Akgöz, Hatice Aydoğan, Barış Perçem, SDP üyesi Ahmet Agris,  Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi üyesi Ali Sesal, Erdi Çalışkan, SDP üyesi Ahmet Ölmez

Polisin elinde 50 kişilik bir gözaltına alınacak listesi olduğu bilgisi alındı. Gözaltına alınanlar arasında avukatlar da var.

Güncelleme (11:00)

Adliye önünde gözaltına alınanlar ile lgili bilgi almaya çalışırken (10:10) sularında Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ve Mersin HDP İl YK Üyesi Ali Sesal‘ın da gözaltına alındığı belirtildi. Gözaltında olan 7 Kişi için Emniyet önünde desteğe gidenlerden Diren mersin insiyatifi sözcülerinden Ali SESAL arama listesinde adı olduğu gerekçesi ile Mersin Emniyeti önünde gözaltına alındı. 45 kişilik arama listesi olduğu iddia ediliyor.

Güncelleme (11:40)

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Mersin İli eş sözcüsü Osman Yılmaz‘ın bilgi notu;

“Değerli arkadaşlar,

Parti üyemiz Ali SESAL ve çeşitli kurumlardan ve kişler; Ayhan, Deniz, Hatice, Onur ve toplam 6 kişi şu an tutuklu durumda. Avukatlar görüşme yaptı. Opersayon listesinde 40 ı aşkın kişi olduğu, ek süre talep edilip tutukluluk süresinin 48 saate tamamlanacağı ve duruşmaya bu gün çıkamayacakları bilgisinden yeni bilgiler alındıkça paylaşılacaktır.”

Güncelleme (12:00)

20 dakika önce SDP Mersin il binası önünden Ahmet Ölmez gözaltına alınmıştır

Güncelleme (12:10)

Mersin’de yapılan ev baskınlarının gerekçesi olarak Akdeniz Olimpiyatları’nın kapanış etkinlikleri sırasında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet” , “polise ve görevli memura mukavemet ve yaralama”, “bilerek ve isteyerek yangın çıkarma ve kundaklama” iddiaları gösteriliyor

Güncelleme (13:15)

Mersin’de yeni gözaltı: Erdi Çalışkan

Kesinleşen gözaltı sayısı 11

Alınan bilgiye göre Erdi Çalışkan’ı polisler Okumuş İnsan Halkın Yanındadır kampanyası kapsamında ders verirken gözaltına aldı.

Güncelleme (14:00)

Mersin’de yeni gözaltı: Muhittin Turan Turgut

Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

Güncelleme (16.45)

Gözaltına alınanlarla ilgili olarak Mersin Emniyet Müdürlüğü’nün önünde saat 18.00’de basın açıklaması yapılacak.

Haber ve Fotoğraf: Alper Tolga Akkuş / #anavarrza

(Yeşil Gazete)

 

 

Cenk Akyol’a “Gezi Parkı” kesiği

Galatasaray ve Milli Basketbol takımının değişmez oyuncusu Cenk Akyol, dün açıklanan geniş milli takım kadrosunda kendisine yer bulamadı.

Akyol, Galatasaray’ın 23 yıl sonra gelen şampiyonluk maçından hemen sonra görüş için kendisine uzatılan mikrofonlar arasından NTV’ye ait olanını yere fırlatmış, almaya yeltenen muhabire de, “onu uzatırsan konuşmam” demişti.

Her ne kadar bu seçimin teknik kadronun takdiri olduğu açıklanmış olsa da NTV’nin Doğuş Grubuna ait olması, aynı grubun bir başka işletmesi Garanti Bankası’nın da Milli Takımlar ana sponsorluğunu elinde tutması kafaları karıştırmıyor değil.

Gezi Parkı Direnişine desteğini, yandaş medyaya tepki vererek gösteren kardeşimize sen her zaman bizim kalbimizdesin, tasa etme diyor ve yürekten selamlıyoruz

‪#‎budahabaslangicmucadeleyedevam‬

 

(Yeşil Gazete)

Snowden’dan ABD’ye yalanlama, “Ne Çin ne de Rus hükümetine bilgi sızdırdım”

Yeni yapılan anket sonuçları Amerikalıların desteğini gösterirken NSA muhbiri medyadaki iddiaları öfkeyle yalanladı

NSA muhbiri Edward Snowden, Cumartesi ve Salı akşamı verdiği röportajlarda medyada yer alan Çin ya da Rus hükümetine gizli bilgi sızdırdığı iddialarını öfkeyle yalanladı. Bu hükümetlerden biri ya da her ikisinin de “dizüstü bilgisayarlarının içeriğini hortumladığı” açıklamalarını da reddetti. “Ne Rus ne de Çin hükümetine hiçbir bilgi vermedim, dizüstü bilgisayarlarımdan da hiçbir şey almadılar” dedi.

Çin’in Snowden’ın dizüstü bilgisayarlarının içeriğini hortumladığı iddiası ilk kez New York Times’da 24 Haziran’da yayınlanan bir yazıda yer aldı. Gazete, bu iddiayı hiçbir kanıtı olmaksızın ve kaynaklarının kimliğini belirtmeden yayınladı.

NY Times, bu önemli iddiayı kanıt yerine “bellibaşlı hükümet ajan temsilcilikleri için çalışan” “iki Batı istihbaratı uzmanı”ndan yaptığı alıntılarla dolaşıma soktu. Bu “uzmanlar”ın kimlikleri belirtilmedi. Yazıda daha sonra bu uzmanların “Çin hükümetinin Snowden’ın Hong Kong’a getirdiğini söylediği dört bilgisayarın içeriğini hortumlamayı başardığına inandıklarını söyledikleri” belirtildi.

İşte, Çin “Snowden’ın-laptoplarını-hortumladı” iddiası böyle yaratıldı: New York Times’ın ik anonim kaynağın bunun olduğuna “inandıklarını” belirtmesiyle. Buradan da tahminen her yere gerçekmiş gibi yayıldı.

Bundan kısa bir süre sonra New Yorker – “Çin Snowden’ın Gitmesine Neden İzin Verdi” manşeti altında – okuyucularına şöyle seslendi: “Ondan yararlanabildikleri kadar yararlandılar. Times’da bahsi geçen istihbarat uzmanları Çin hükümetinin “Snowden’ın Hong Kong’a getirdiğini ve Hong Kong’da bir otelde kaldığı dört gün boyunca yanında olduğunu söylediği dört laptop’un içeriğini hortumlamayı başardığına” inanıyorlardı. DC dedikodu sayfaları, sağ-kanat kuruluşlar ve Demokratik Parti sitelerinde Snowden’I kötülemek için bu ifadelere sürekli yer verildi.

Oysa, bunun doğru olduğuna dair hiçbir kanıt yoktu. NY Times bu kışkırtıcı iddiayı sadece iki anonim kaynağın ucuz spekülasyonlarına dayanarak bir haber yazısında yayınlama kararı aldı. Elbette, Snowden’ın inkarı bir teminat değildir, olmamalıdır da. Fakat şimdiye dek bu konuda elimizdeki tek kanıt bu.

Amerikalılar şaşırtıcı ölçüde bu kötüleme kampanyalarını gözardı etmeye istekli ve buna muktedir görünüyorlar. Bugün açıklanan yeni bir Quinnipac anketine göre tüm kötülemelere rağmen Amerikalıların Snowden’ın eylemleri hakkındaki görüşleri büyük oranda olumlu: “Yüzde elli-beş (%55) Snowden’ın telefon ve internet verisi toplayan çok gizli ABD programları hakkında bilgi sızdıran bir muhbir olduğunu söylerken… yüzde otuz dört vatan haini olduğunu söyledi.” Ve: “Snowden’ın vatan haininden ziyade muhbir olduğu görüşü parti, cinsiyet, gelir, eğitim ve yaşa göre ayrılan hemen hemen her katılımcı grupta baskın çıktı.”

Dahası, “anket, ayrıca, katılımcıların %45’e %40 hükümetin terörizmle savaşın bir parçası olarak kişisel özgürlükleri kısıtlamada çok ileri gittiğini gösterdi. Bu sonuç, Ocak 2010’da yapılan %63’ün anti-terörizm faaliyetlerinin ABD’yi saldırılardan korumaya yetmediğini, %25’in ise buna karşı çıktığı benzer bir yoklamayla çelişiyor.”

Yoklama firmasının analisti Peter Brown bu bulguların içyüzünü anlattı:

“Kamuoyunda kişisel özgürlükler ve Hükümetin anti-terörizm çabalarına dönük bu büyük değişim ve Edward Snowden’ın vatan haininden ziyade muhbir olduğu görüşü, halkın tepkisidir ve hükümetin ilerideki terörist vakalarını önlemek için aldığı önlemlere karşı duyulan şaşkınlığı göstermektedir. ….  Snowden’ın vatan haini olmadığı kararı, neredeyse tüm siyasi kurumların ortak görüşüyle ters düşüyor.”

Her zamanki gibi, ABD hükümeti, resmi basını ve her iki siyasi parti bu olayda neredeyse tamamen görüş ve hedef birliğine vardı. Amerikalılar ise onlar için hazırlanan ve üstlerine boca edilenden çok farklı bir sonuca varmış gibi görünüyorlar.

Latin Amerika yansımaları

Bazı Amerikalı gazetecilerin belirttiği gibi bir süredir yeni bir NSA hikayesi yayınlanmazken, ABD’nin casusluk aygıtına yönelik tartışma giderek şiddetleniyor. Avrupa’nın öfkesinin ardından, NSA’in milyonlarca Brezilyalıyı gözetlediğinin ortaya çıkması günlerdir bu ülkenin haber dolaşımını ve siyasi sınıfını meşgul ediyor, resmi cezai soruşturmalar ve Kongre’nin araştırmaları çoktan başladı bile.

Bu arada, O Globo gazetecileri Roberto Kaz ve Jose Casado ile birlikte pazartesi günü bu gazetede NSA’in milyonlarca email ve telefon konuşmasını içeren devasa koleksiyonunun Latin Amerika’nın büyük çoğunluğuna uzanmasını detaylandıran bir başka yazım yayınlandı. Bu kıta boyunca gözlenen reaksiyon da, özellikle Avrupa ve Brezilya’da gördüklerimizle aynı: ayrıntılar için  bkz. “Latin Amerika ülkeleri NSA casusluk iddialarına karşı burnundan soluyor”.

Farkettim ki bazı ABD’li gazeteciler dünyanın Amerika’nın sınırlarıyla başlayıp bittiğine inanıyor, oysa – bu olayların da gösterdiği gibi – gerçekte dünya çapında her tür tartışma, soruşturma ve reforma neden olacak olan oldukça önemli NSA hikayelerini yayınlamaya devam ediyoruz.

Yabancı kaynaklardan derleyen: Özde Çakmak

(Yeşil Gazete, NY Times, NewYorker, O Globo)

Dünyada ve Türkiye’de gözlenen ve öngörülen İklim Değişikliği ve değişkenliği: Güncel bir değerlendirme – Murat Türkeş

Atmosferdeki insan kaynaklı sera gazı birikimlerinde sanayi devriminden beri gözlenen artış sürmektedir. Özellikle atmosferdeki birikiminin büyüklüğü, artış hızı, 50-200 yıl arasında değişen yaşam süresi ve giden uzun dalga boylu (GUDB) kızılötesi yer ışınımının büyük bölümünü emme özelliği dikkate alındığında, CO2’nin önemi daha iyi anlaşılır. 1958 yılından beri yapılmakta olan Mauna Loa ölçümlerine göre (Keeling ve Whorf, 2009; Anonymous, 2013), Yerküre atmosferindeki CO2 birikimi çok hızlı bir biçimde artmaktadır. Aylık ortalama CO2 zaman dizileri incelendiğinde, sanayi öncesinde yaklaşık 280 ppmv (milyon hacimde bir molekül ya da milyonda bir parçacık) ve 1958 yılında yaklaşık 315 ppmv olan atmosferdeki yıllık ortalama CO2 birikiminin, 2012’de yaklaşık 394 ppmv’ye ulaştığı görülür (Şekil 1). 2013 yılı aylık ortalama Mayıs CO2 değeriyse, 400 ppmv olarak kaydedildi. Atmosferdeki CO2 birikiminin günümüzdeki düzeyi, geçmiş yaklaşık 700 bin yıllık kayıttaki doğal CO2 birikimi değişimlerinin (yaklaşık 180-300 ppmv arasında değişmiş) çok üzerindedir. Sera gazı birikimlerindeki bu artışlar, Yerküre’nin GUDB kızılötesi ışınım yoluyla soğuma etkinliğini zayıflatarak, onu daha fazla ısıtma eğilimindeki bir pozitif ışınımsal zorlamanın oluşmasını sağlar. Bu yüzden, Yerküre/atmosfer ortak sisteminin enerji dengesine yapılan pozitif katkı, kuvvetlenen sera etkisi olarak adlandırılır (Türkeş, 2008, 2012a). Bu ise, Yerküre atmosferindeki doğal sera gazları (su buharı, CO2, CH4, N2O ve O3) sayesinde yüz milyonlarca yıldan beri çalışmakta olan doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi anlamını taşır.

 

 

Şekil 1: Ocak 1958 – Mayıs 2013 döneminde Mauna Loa (Hawaii) Gözlemevi’nde ölçülen aylık ortalama atmosferik CO2 birikimindeki değişimler [Türkeş (2012a)’in “Anonymous (2013)” veri kaynağındaki Ocak 2009-Mayıs 2013 dönemi orijinal aylık ortalama veriler ile güncellenmesiyle yeniden analiz edildi ve çizildi]. Aylık ortalama CO2 birikimi dizilerindeki yıllararası değişimlere ve mevsimlik döngülere, üçüncü dereceden polinom regresyon eğrisi uyduruldu.

Sera gazlarının atmosferdeki birikimlerinin çeşitli insan etkinlikleri nedeniyle sanayi devriminden beri hızla artması sonucunda kuvvetlenen sera etkisinin en önemli sonucu, Yerküre’nin enerji dengesi üzerinde ek bir pozitif ışınımsal zorlama oluşturarak dünya ikliminin daha sıcak ve daha değişken olmasını sağlamasıdır. Şekil 2, İngiltere East Anglia Üniversitesi İklim Araştırma Birimi ve Meteoroloji Ofisi Hadley Merkezi’nin ortaklaşa geliştirdiği ve güncelleştirdiği aylık sıcaklık verileri temel alınarak çizildi. Bu verileri kullanarak gerçekleştirdiğimiz yeni zaman dizisi çözümlemelerimize göre, küresel olarak, 2000’li yıllar 1850-2011 dönemi aletli gözlem kayıtlarındaki en sıcak on yıl; 1998 ise, +0.548 °C’lik anomali ile en sıcak yıldır. İkinci ve üçüncü en yüksek küresel sıcaklık rekoru ise, sırasıyla, +0.482 °C ile 2005 ve +0.478 °C ile 2010 yıllarında kırılmıştır.

 

 

Şekil 2: 1961-1990 dönemi yıllık ortalamalarından farklara göre hesaplanan, küresel (a), Kuzey Yarımküre (b) ve Güney Yarımküre yıllık ortalama yüzey sıcaklığı anomalilerinin 1850-2011 dönemindeki değişimleri (Türkeş, 2012a). Değişim grafikleri CRU/UEA ve HadCentre/MetOffice’in güncelleştirdiği CRUTEM3 aylık sıcaklık verileri kullanılarak çizildi (Veri kaynağı: Anonymous, 2012). Sıcaklık dizilerindeki yıllararası değişkenlik, 13 noktalı düşük geçirimli Binom süzgeci (▬▬) ile düzgünleştirildi.

Öte yandan, ister küresel isterse bölgesel ölçekte olsun, iklim değişikliği, ekstrem (aşırı) hava ve iklim olaylarının sıklığında, şiddetinde, alansal dağılışında, uzunluğunda ve zamanlamasında da önemli değişikliklerin gerçekleşmesine neden olmaktadır. Örneğin, alansal ve zamansal olarak yüksek bir değişkenlik gösteren yağış tutarlarında, 1900–2005 döneminde, dünyanın çeşitli bölgelerinde önemli azalış (kuraklaşma) ve artış eğilimleri gözlenmiştir. Buna göre, Kuzey ve Güney Amerika’nın doğu bölümleri, kuzey Avrupa ve Asya’nın orta kesimleri ile kuzeyinde anlamlı artış eğilimleri gözlenirken, anlamlı kuraklaşma eğilimleri Sahel, Türkiye’yi de kapsayan Akdeniz havzası, Güney Asya’nın bir bölümü ile Afrika’nın güneyinde görülmüştür. Bu sonuçlara ek olarak, dünyanın birçok bölgesinde ve Türkiye’deki şiddetli yağış olaylarında (aşırı yüksek ve aşırı düşük yağışlar, vb.) da artışlar gözlenmiştir.

Yağışların yanı sıra, uzun süreli klimatolojik ve meteorolojik gözlemlerin çözümlemelerine dayanan yeni bulgular, 1950’lerden beri bazı ekstremlerde özellikle günlük ekstrem hava sıcaklıklarında (örn. en yüksek ve en düşük sıcaklıklar, tropikal ve yaz günleri, vb.), donlu gün sayılarında ve sıcak hava dalgalarının sıklığı ve uzunluğunda da önemli değişiklikler ortaya çıktığını göstermektedir. Bu tür değişiklikler, genel olarak Doğu Akdeniz ve Türkiye’de, özellikle 1990’lı yıllarla birlikte donlu günlerin belirgin bir şekilde azalması, sıcak günlerin ve gecelerin sayıları ile gece en düşük ve gündüz en yüksek hava sıcaklıklarının artması, başka bir deyişle sıcak hava dalgalarının sıklığının ve şiddetinin kuvvetlenmesi şeklinde kendisini hissettirmektedir (Türkeş, 2008, 2012a). Bunlara ek olarak, sera gazlarının atmosferik birikimlerindeki artışların, yüzey (deniz ve kara) sıcaklıklarının ve alt troposfer hava sıcaklıklarının yanı sıra, hava basıncı, rüzgar, buharlaşma, bulut, yağış ve nem gibi değişkenlerde bölgesel ve küresel değişikliklere yol açması beklenmektedir. En gelişmiş iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 1990-2100 dönemi için, yaklaşık 3 °C’lik en iyi kestirmeyle birlikte olasılıkla 2 °C ile 4.5 °C arasında bir artış olacağını öngörmektedir (IPCC, 2007).

Kuraklık ve çölleşme, insan kaynaklı iklim değişikliğiyle birlikte, sonuçları açısından günümüzde insanoğlunun karşı karşıya olduğu ve mutlaka ciddiye alması gereken en önemli küresel ve bölgesel çevre konularından biridir. Çölleşmenin ileri aşamalarında, fiziksel bozulmalar ya da yeni jeomorfolojik oluşumlar (örn. kumul alanları, çöller, vb.) ortaya çıkabilir (Türkeş, 2012b). Gerçekte, çölleşme, hem insanın hoyrat arazi kullanımından hem de uzun süreli kuraklıklar gibi olumsuz iklim koşullarından kaynaklanır. Kurak ve yarıkurak arazilerin çölleşmesinden insan etkinliklerinin mi, yoksa iklimsel etmenlerin mi birinci derecede sorumlu olduğu konusunda ise, tam bir bilimsel uzlaşma yoktur. Ancak, çölleşmenin birçok etmenin karmaşık etkileşimlerinin bir sonucu olduğu ve doğrudan nedenlerin, nüfus yoğunluğunun, geleneklerin, arazi ayrıcalıklarının ve başka sosyoekonomik ve politik etmenlerin bir işlevi olan insan etkinlikleri ile bağlantılı olduğu da açık bir gerçektir. Öte yandan, iklim, jeomorfoloji, litoloji (anakaya, kayaç özelliği) ve toprak çeşitleri, çölleşmenin hızını ve şiddetini belirlemede önemli olmasına karşın, çoğu zaman bu etmenler, toprağın gelişimini ve taşınmasını yönlendiren egemen iklim açısından arazi kullanımı yönetimi ilkelerinin belirlenmesi ve uygulanmasında dikkate alınmamaktadır (Türkeş, 2012b).

Türkiye’de ve onu çevreleyen bölgelerde (genel olarak Balkanları ve Orta Doğu Bölgesini içeren Doğu Akdeniz Havzası) gözlenen iklim değişikliği ve değişkenliğine ilişkin çalışmalar ile küresel ve bölgesel iklim modellerinin benzeştirmeleri ve kestirimleri, Türkiye’de önemli iklimsel değişimlerin olduğunu ve Akdeniz havzasındaki birçok ülke ile birlikte gelecekte Türkiye’nin de iklim değişikliğinden olumsuz etkileneceğini gösterir (örn. Altınsoy ve ark., 2011; IPCC, 2007; Türkeş, 2008; Türkeş ve ark., 2002; Türkeş ve ark., 2009; Türkeş ve ark., 2011, vb.). Tüm bu nedenlerle, iklim değişikliğinin etkilerini önlemek ya da en azından azaltabilmek ve ona uyum açısından, Türkiye’nin gelecekteki ikliminin öngörülmesi yaşamsal bir önem taşır. Tatlı ve Türkeş (2011), Altınsoy ve ark. (2011), Öztürk ve ark. (2012), Türkeş ve ark. (2011) ve Sen ve ark. (2012), Türkiye’nin gelecek iklimini ve iklimsel değişkenliklerini ortaya koymaya yönelik sınırlı bölgesel iklim modeli çalışmalarına örnek olarak verilebilir.

 

Prof. Dr. Murat Türkeş, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İstatistik Bölümü Bağlantılı Öğretim Üyesi

 

Kaynaklar

Altınsoy, H., Öztürk, T., Türkeş, M. ve Kurnaz, M. L. 2011. Küresel iklim modeli kullanılarak Akdeniz Havzası’nın gelecek hava sıcaklığı ve yağış değişikliklerinin kestirilmesi. In: Proceedings of the National Geographical Congress with International Participation (CD-R), ISBN 978-975-6686-04-1, 7-10 September 2011: İstanbul.

Anonymous, 2012. www.cru.uea.ac.uk/cru/data/temperature/, erişim: 14 Temmuz 2012.

Anonymous, 2013. http://scrippsco2.ucsd.edu/data/atmospheric_co2.html, erişim: 8 Haziran 2013.

IPCC. 2007. Climate Change 2007: The Physical Science Basis. Contribution of Working Group I to the Fourth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (Solomon, S., et al. (eds.). Cambridge University Press: Cambridge.

Ozturk, T., Altınsoy, H., Türkeş, M. and Kurnaz M. L. 2012. Simulation of temperature and precipitation climatology for central Asia CORDEX domain by using RegCM 4.0. Climate Research 52: 63–76.

Sen, B., Topcu, S., Türkeş, M., Sen, B. and Warner, J. F. 2012. Projecting climate change, drought conditions and crop productivity in Turkey. Climate Research 52: 175–191.

Tatlı, H. and Türkeş, M. 2011. Examinaton of the dry and wet conditions in Turkey via model output statistics (MOS). In: 5th Atmospheric Science Symposium Proceedings Book: 219-229. Istanbul Technical University, 27-29 April 2011: İstanbul.

Türkeş, M. 2008. İklim değişikliği ve küresel ısınma olgusu: Bilimsel değerlendirme. İçinde: E. Karakaya (ed.), Küresel Isınma ve Kyoto Protokolü: İklim Değişikliğinin Bilimsel, Ekonomik ve Politik Analizi, 21-57, Bağlam Yayınları No. 308: İstanbul.

Türkeş, M. 2012a. Küresel İklim Değişikliği ve Çölleşme. İçinde: Günümüz Dünya Sorunları – Disiplinlerarası Bir Yaklaşım (ed. N. Özgen): 1-42. Eğiten Kitap: Ankara.

Türkeş, M. 2012. Kuraklık, çölleşme ve Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi’nin ayrıntılı bir çözümlemesi. Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi, Çevre Özel Sayısı 20: 7-56.

Türkeş, M., Koç, T. and Sarış, F. 2009. Spatiotemporal variability of precipitation total series over Turkey. International Journal of Climatology 29: 1056-1074.

Türkeş, M., Kurnaz, M. L., Öztürk, T. and Altınsoy, H. 2011. Climate changes versus ‘security and peace’ in the Mediterranean macroclimate region: are they correlated? In: Proceedings of International Human Security Conference on Human Security: New Challenges, New Perspectives, 625-639, CPRS Turkey, 27-28 October 2011: İstanbul.

(Yeşil Gazete)

Mücella Yapıcı serbest

Gözaltında bulunan Taksim Dayanışması Sekreteryası üyesi ve Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri Mücella Yapıcı serbest bırakıldı.

Güvenlik Şube Müdürlüğünde tutulan 50 kişi, polis otobüslerine bindirilerek, Haseki Eğitim ve Araştırma, Eyüp Devlet ve Bakırköy Devlet hastanelerinde sağlık kontrolünden geçirildi.

Sağlık kontrolünün ardından, şüpheliler arasında bulunan Taksim Dayanışması üyesi Mücella Yapıcı, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısının talimatıyla serbest bırakıldı.

Sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakılan Yapıcı’nın, yarın Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne giderek savcılığa ifade vereceği bildirildi.

Taksim Gezi Parkı’nın önceki gün halka açılması ve kısa süre sonra yeniden kapanmasının ardından izinsiz gösteri yaparak polise mukavemette bulundukları iddiasıyla 50 kişi gözaltına alınmış, dün ise Taksim Dayanışması üyelerinden Mücella Yapıcı’nın da aralarında bulunduğu bazı kişilerin evlerinde arama yapılmıştı.

(CNN Türk)

[Son Dakika] Çukurca’da orman yangını: Askerler söndürme çalışmalarına izin vermiyor iddiası

Hakkari’nin Çukurca İlçesi’nde bu sabah başlayan orman yangını sürüyor.

Çukurca’nın Üzümlü Köyü’nün Koyun Deresi ve Kırmızı Güney Tepesi’ndeki ağaçlık alanda sabah saatlerinde Doğan Haber Ajansı’na göre bilinmeyen bir nedenden, Dicle Haber Ajansı’na göre ise ilçeye hakim tepelerde bulunan askeri birliklerden sınıra doğru atıldığı belirtilen top atışlarından dolayı yangın çıktı.

Ajans haberlerinde rüzgarın da etkisiyle genişleyen yangına köylülerle birlikte Hakkari’den gelen Orman İşletme Müdürlüğü ekiplerinin müdahale ettiği ve yangının kontrol altına alınmaya çalışıldığı belirtilirken, Çukurca’dan gazetemize bilgi aktaran bir kişi yangının iki gündür sürdüğünü ancak askerlerin yangın söndürme çalışmalarına izin vermediğini iddia etti.

Görgü tanığının verdiği bilgilere göre yangının olduğu yer Çukurca’nın 10 km uzağındaki Üzümlü köyü ile Narlı köyü arasında bulunuyor ve halen Zap suyu kenarında, Karataş Karakolu’nun çevresinde yangın sürüyor.

Yangın Çukurca ilçesi merkezinden de görünüyor.
Yeşil Gazete Haber Merkezi

 

 

Hayal bile kurabiliriz / Ümit Kıvanç

Hepsi gerçek miydi? Bir kısmı gerçek olamayacak kadar güzel, öbür kısmı da her türlü güzellikten uzak, bildik gerçeğimizdi.

“Ay bu gençler ne şahaneymiş meğer!” muhabbetinden, övgüler düzülen gençler bile sıkıldı, orada fazla oyalanmayalım. Gençler elbette şahaneydi. Merakla, heyecanla, peşlerine takılabilme umuduyla izliyoruz onları. Yanlarındayız, arkalarındayız. Kararmış ruhlarımızın, iğdiş edilmiş umutlarımızın yıkıntıları onlara gölge etmesin istiyoruz. Bakalım çölün ortasında yeşertiverdikleri dayanışma vahası ne kadar genişleyecek, nerelere yayılacak?

Bunca sene Kürt meselesini de bu medyadan izlemişiz lan!” diyebildiklerine göre, şişesini terk eden cin, gizli bir günah çıkarma ayininin kanıtları olarak Gezi Parkı’na dikilen yüz binlerce çiçeğin arasında kaybolup gitmeyecek. Çocuk yaştaki kıza tecavüz eden devlet görevlileri serbest bırakıldığında, “Arkadaşlar, ne yapıyoruz? Sırf kendi haklarımız için mi sokağa çıkacağız?” diyebildiklerine göre, belki artık bu memlekette adalet, üç-beş kişiyle aranmayacak.

Şu kesin: Bundan böyle kolay kandırılmayacaklar ve muhtemelen devlet adına konuşan, iş gören kimseye asla güvenmeyecekler. Heyecan verici, kutsal bir güvensizlik bu!

Sadece bugünün yöneticilerini değil hiçbir siyasi ya da toplumsal öngörüleri, kavrama kapasiteleri olmadığı için bu kadar muazzam bir kalkışmayı kendi dillerine tercüme edemeyen, olan biteni şuursuzca izleyen her türlü “muhalefet” mensubunu da isyancı gençlerin şimdiki ve gelecekteki dünyasının tamamen dışına itecek bu güvensizlik. “Eski dünya”nın ceket-kravatlılarını, bildikleri korkulardan çok daha büyüğüyle, yepyeni bir çaresizlikle başbaşa bırakacak. (Dışarıda kalacaklar arasında sadece ceket-kravatlılar yok elbette.)

Gençler karşılarında ne buldular? Kısaca tarif etmek bile dehşete düşürücü:

– İnsanların paniğe kapılıp birbirini ezmesini, nefes sorunu olanların boğulmasını rahatça göze alabilen, gaz fişekleriyle, plastik ve bazen gerçek mermilerle insan vuran, öldüren, gözlerini çıkarıp kör eden, üçünü beşini tenhada kıstırınca üzerlerinde tepinen, hınçla, kinle “düşmana” saldıran “güvenlik” görevlileri.

– Halka karşı gazaya çıkmış polisin “destan yazdığını” söyleyen bir başbakan. Ki, aynı şahıs, hak ararken zulme uğrayan insanlardan mütemadiyen “bunlar” diyerek nefretle sözetmekte, “Gelin görüşelim” diye çağırdığı direniş temsilcilerini azarlamakta, onlara dair konuşurken “Ayaklar baş mı olacak?” diyebilmektedir.

– Gerçekleri karartmaya, yalana dolana, askere hizmet günlerinden ziyadesiyle hazır ve alışkın olan, patronlarının çıkar ilişkilerine göre soluk alıp veren televizyonlar, gazeteler. (Bir başka “kutsal güvensizlik” alanı daha!)

– Direnişçilere hınç ve kinle saldıran, iktidar (veya muktedir) uğruna her türlü kara propagandaya teşne bir riya örgütü (“yandaş medya” gibi tabirler rezaleti tarif etmede çok yetersiz; üstelik, “askere yandaş” medyayı unutturmanın alemi yok).

– Tıpkı bu propaganda örgütü gibi, dindar olduğunu öne süren fakat durmadan yalan söyleyen, adeta “İslam güzel ahlaktır”ın aksini ispat yarışına girmiş yöneticiler.

– En korkuncu: “İstersek yeni Kahramanmaraşlar, Sivaslar yaparız, hepinizi mahvederiz” tehdidi. “Yüzde elliyi zor tutuyoruz” başka ne manaya gelir?

İlk siyasi tepkisini gösterdiğinde karşısında bunları (“Devlet dersinde öldürülürsün!”) bulan bir kuşak var artık. Peki, yüzde elliyi düşelim. Bu ne demek: Başbakan, beş-on yıl sonra memleketteki bilumum belirleyici konumları işgal edecek insanların yarısını kendine ve temsil ettiği her şeye düşman kıldı. Aferin!

Üstelik hiç hesaplamadığı sonuçlara yol açtı. İnsanların korkularına rağmen harekete geçebilmeyi öğrenmelerini sağladı. Bundan her türlü muktedirin çok çekeceği var. Bu kadar da değil: Kolektifliğin, dayanışmanın ruh temizleyen tesirlerini tattı insanlar. Unutmayacaklar, yine isteyeceklerdir.

Çok uzun zamandır herhangi bir hayal kuramıyorum. Şimdiyse ürkerek, şöyle bir hayalin yanıma yaklaşmasına izin veriyorum: “Bu daha başlangıç…” belki de sadece zamansallığı ifade etmiyordur. Belki de “direnişçi”, direnmekten istemeye, yapmaya geçecektir.

O zaman sorunun sadece başbakan veya iktidar partisi filan olmadığını görüverecek, meselesi bunlardan ibaret olanlara da sırtını dönecektir.

Bu, yüzünü Başbakanın sahiplenir gibi yaparken aslında aşağıladığı “yüzde elli”ye dönmek demek. Haksızlığa isyan, madem ufaklı büyüklü bilgisayar ekranlarından başını kaldırıp dünyaya bakacağına ihtimal verilmeyen on binlerce insana kendi çapında bir devrim yaptırabildi, asırlık korkular ve şartlanmalardan ötürü riyakarlığı sineye çeken insanları niye ayağa kaldırmasın?


Adalet duygusu da, tıpkı cesaret gibi, bulaşıcıdır. Ha gayret!

Bu yazı ilk olarak evrensel.net/ de yayınlanmıştır.

 

Ümit Kıvanç

(*) Gazeteci, Yönetmen

 

[Özel Haber] Tortum’da ilahi komedya. Hes’çiler mahkemelik ama mahkemelerden “istemezük”

Erzurum’un Tortum ilçesi Ödük Vadisi Bağbaşı Beldesi’ndeki HES’in doğaya vereceği tahribat nedeni ike HES’çi şirket çalışanları aleyhine açılan davanın bugünkü duruşması görüldü.

paylaşmak için tklynz / click for to save

Dava’nın seyri hakkında bilgi almak için Bağbaşı Beldesi sakinleri adına davayı üstlenen avukatlardan Eşber Yağmurdereli ve Mehmet Horuş ile görüştük.

Mehmet Horuş’un duruşma ile ilgili aktardıkları Türkiye’de adalet sisteminin düştüğü trajikomik demenin bile az kaçacağı durumun kısa bir özeti gibiydi.

Horuş, “Bu, Türkiye’de “çevre kanununa muhalefet”ten açılan ilk dava”

Avk. Mehmet Horuş

Erzurum Ağır Ceza’da görülen davanın Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiğini ifade eden avukat Mehmet Horuş, “Bugün ülkemizde ilk defa savcılar, “çevre kanununa muhalefet” etmek suçlaması ile dava açtılar” şeklinde konuştu.

Bundan önce çevre ile ilgili davaların Sulh Ceza Kanunun 81. Maddesinde yer alan ve “Çevreye karşı işlenen suçlar”dan açıldığını belirten Horuş, şimdi ilk defa “çevre kanununa muhalefet”ten dava açılmış olmasının mahkemeler arasında bir bilinmezlik durumu yarattığını söylüyor.

Daha önce aynı konuda Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen dava için “görevsizlik kararı”nın verildiğini, bugün Asliye Ceza Mahkemesi’nin de davanın kendisi ile ilgisi olmadığı gerekçesi ile “görevsizlik” kararı verdiğini vurgulayan Horuş, “Bu davada ÇED (Çevre Etki Değerleme) raporunun usülsüz çıkartıldığı, hafriyat yapılan alan ile ilgili verilen değerlerde hata olduğu saptaması bulunuyo” diyerek şimdi mahkemelerde  bu konunun, ayrı bir suç unsuru olup olmadığının da tartışıldığını belirtiyor.

Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi’nin hangi mahkemenin davaya bakması gerektiği konusunda karar vermesini beklediklerini ifade eden Mehmet Horuş, durumu”Hes’çileri çevre suçu işledikleri için mahkemeye çıkarmayı başardık ama hangi mahkemenin onları yargılaması gerektiği konusunda takıldık” sözleri ile özetliyor.

Konu ile ilgili bir önceki haberimiz

yesilgazete.org/blog/2013/07/09/ozel-haber-tortumda-devran-degisti-simdi-mahkemeye-cikma-sirasi-hesci-sirket-calisanlarinda/

Haber: Alper Tolga Akkuş / #anavarrza

(Yeşil Gazete)