Ana Sayfa Blog Sayfa 4239

‪#‎yeryüzüsofrasi‬ bu akşam Kocamustafapaşa’da

#yeryüzüsofrasi, dünkü saldırı nedeniyle Kocamustafapaşa’da kuruluyor

Kocamustafapaşa Dayanışması’ndan çağrı var.

“Bu akşam (12 Temmuz Cuma) saat 20:00’de “yeryüzü sofraları” paşa meydanında kurulacaktır.İftar sonrası 22:00’de basın açıklaması yapacağız.İstanbul’un bir çok forumu da gelip destek sunacaklar, tüm dostları paşa’ya bekliyoruz.

Bu akşam bize destek olmak için, Yoğurtçu, Abbasağa, Bakırköy ve Antikapitalist Müslümanlar Forumları ve daha bir çok forum Paşaya geliyorlar.

Bilmeyenler için ulaşım:

1-eminönü, taksim,beyazıt’tan 35 nolu otobüs son durak

2-çapa, fındıkzade, şehremini üzerinden 10dk yürünerek

3-metrobüs ile cevizlibağ’a gelinip taksi ile 5dk da gelinebilir

4-tren çalışıyorsa samatya durağı

5-sahil yolundan gelecek arkadaşlar da samatyadan gelebilirler”

 

Foto: Gülşin Kentirci – Nar Photos

(Ötekilerin Postası, Yeşil Gazete)

 

 

Dora için, kardeşimiz için, bu akşam 18:00’de 8 şehrin meydanlarında hep birlikteyiz

Kuşadası’nda Salı günü transfobik bir nefret cinayeti sonucu hayatını kaybeden Dora için bu akşam Türkiye ve Almanya’nın 8 ayrı şehrinde eş zamanlı eylemler düzenlenecek.

Bu akşam İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Diyarbakır’da, Eskişehir’de, Adana’da, Mersin’de ve Berlin’de, translara ve seks işçilerine yönelik ayrımcılık, şiddet ve cinayetler bu için kardeşlerimizin belirlediği meydanlarda “Kurtuluş yok tek başına, Ya hep beraber Ya hiç birimiz” sloganı etrafında birleşeceğiz.

Güvenlik kamerası kayıtları ve komşuların verdiği bilgilerle yürütülen polis soruşturması sonucunda Serdar Ö., bugün öğlen saatlerinde evine düzenlenen bir operasyonla gözaltına alındı. Serdar Ö., sorgusu sırasında Dora’yı bıçaklayarak öldürdüğünü itiraf etti.

12 Temmuz Cuma (bugün) günü saat 18:00’da yapılacak eylemlerin yerleri şöyle:

İstanbul: Galatasaray Lisesi

Ankara: Yüksel Caddesi / İnsan Hakları Anıtı Önü

İzmir: Kıbrıs Şehitleri Caddesi / Yakın Kitabevi Önü

Diyarbakır: Sümerpark

Eskişehir: Adalar / Migros Önü

Adana: Atatürk Parkı

Mersin: İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi Önü

Berlin: Direniş Çadırı

Kaos GL’den çağrı:

Kaos GL’den yapılan çağrı ile Dora’yı anmak için 8 şehirde yapılacak eylemlere katılacak herkesten şiddet gören, ötelenen, toplum dışına atılmak istenen trans bireyler için destek verilmesi istendi

İşte o çağrı;

“İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Eskişehir, Adana, Mersin ya da Berlin’deyseniz bugün saat 18:00’da Dora ve yok sayılan, zulmedilen, öldürülen tüm translar için siz de bir şeyler yapabilirsiniz.

Eylemlerden fotoğraf, görüş, söyleşi ve haberlerinizi [email protected] adresine gönderebilirsiniz”

(Kaos GL)

Abant’ta ağaç kıyımı

Bolu Abant Tabiat Parkı ile Mudurnu yolunu birbirine bağlayan yolda genişletme çalışmaları devam ediyor.
2 yıl önce yapılan yaklaşık 13.5 kilometrelik yolda dik rampa ve keskin virajların ulaşımda sorun yaratması üzerine iş makineleriyle yol genişletilerek rampalar düzeltiliyor. Abant Tabiat Parkı sınırları dışında kalan yolda yapılan çalışma kapsamında yol iki şerit haline getiriliyor. Orman işçileri ise Orman İşletme Müdürlüğü’nün damgaladığı yüzlerce ağacı kesiyor.

‘Abant’ta 100 bin ağaç kesilecek’

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, araç girişinin engellenmesinin amaçlandığı Abant Tabiat Parkı’nda, Abant-Mudurnu arasında ulaşımı sağlaması planlanan yol için 80 ile 100 bin arasında ağaç kesileceğini söyledi.

Tanju Özcan, CHP İl Başkanlığı binasında basın toplantısı düzenledi. Özcan, Abant Tabiat Parkı’na araç girişinin engellenmesi amacıyla Abant’ın içerisinden geçen Mudurnu yolunun ormanın içerisinde açılacak yeni yoldan geçirilmesinin planlandığını söyledi. Yeni yolun yapılması durumunda 80 ile 100 bin arasında ağacın kesileceğini ifade eden Özcan, “Abant’a yeni bir yol açma çalışmaları var ve Karayolları nezdinde bu çalışmaları takip ediyorum. Abant’a yeni bir yol yapılmak isteniliyor. Eğer bu projeyi her yönüyle onaylatıp yolu yapmayı başarabilirlerse Abant Tabiat Parkı ve çevresinde uzmanlara göre 80 bin ile 100 bin arasında ağaç kesilmesi gerekiyor” dedi.

Ağaçların kesilmesine izin vermeyeceklerini açıklayan Özcan, şöyle konuştu: “Ben bugünden iktidar partisi yetkililerini, bu yolun açılması konusunda büyük gayret gösterenleri uyarıyorum. Bu gayreti niye gösterdiklerini de bilmiyorum. Birilerine bir konuda söz mü verdiler? Ankara’dan baskı mı var? 80 bin, 100 bin ağaçtan bahsediyoruz. Bu kadar ağacın kesilmesini görmezden geliyorlar ve bu yolun açılması için uğraşıyorlar. Biz de bu yolun açılmaması için gayret göstereceğimizi bugünden açıklıyorum. Bu yapılanları bilmediğimizi zannetmeyin. Gezi Parkı’nda 3 tane ağaç kesilecek diye milyonlar ayağa kalktı. Abant Tabiat Parkı dünyanın en güzel tabiat parklarından birisi. Abant Tabiat Parkı bizim, Bolu bizim. Gezi Parkı’ndaki üç ağaç için ayağa kalkan duyarlı kitleler Abant’ta 80 bin, 100 bin ağacın kesilmesine asla izin vermeyecektir.”

Abant Uzun Devreli Gelişme Planı’na göre yolun Abant Palace Oteli’nin arkasındaki ormanlık alan geçirilerek, Mudurnu yoluna bağlanması planlanıyor.

Hava kirliliği öldürüyor

Hava kirliliğinin ulaştığı boyut endişe verici boyutta. Yapılan bir araştırmaya göre, her yıl 2 milyondan fazla kişi hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor.

Amerikalı uzmanların ‘Environmental Research Letters’ adlı İngiliz bilim dergisinde yayımlanan araştırmasında, hava kirliliğinin ulaştığı boyutlara dikkat çekildi.

Dünya genelinde yılda 2 milyon 100 bin kişinin hava kirliliğine bağlı sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten uzmanlar, ince toz partiküllerinin en çok akciğer hastalıkları ve kansere yol açtığına dikkat çekti.

Araştırmayı hazırlayan North Carolina Üniversitesi uzmanları, her yıl yaklaşık 470 bin kişinin de yüksek ozon yoğunlaşması nedeniyle hayatını kaybettiğine işaret etti.

Araştırmanın, en büyük çevre risklerinden birinin hava kirliliği olduğunu gösterdiğini kaydeden Jason West, ölümlerin özellikle hava kirliliği ve nüfusun yoğun olduğu Asya’nın güneyi ve doğusunda meydana geldiğini belirtti.

(DW)

Ankara Ali İsmail Korkmaz için buluştu

Eskişehir’deki Gezi Parkı protestolarında 2 Haziran’da polis müdahalesinden kaçtığı sırada bir ara sokakta dövüldükten sonra yaralanan ve hastanede 38 gün verdiği yaşam mücadelesine önceki gün yenik düşen Ali İsmail Korkmaz için Ankara’da Güvenpark’ta yüzlerce insan bir araya geldi.

Parkta yer sofrası kurularak iftar yemeği de yenilmesiyle renklenen protesto öncesinde ise Sağlık Bakanlığı’ndan Korkmaz’a ilk anda tıbbi müdahale yapılmadığı iddiası yalanlandı.

Ali İsmail Korkmaz’ın, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 38 gündür sürdüğü yaşam mücadelesini kaybetmesi, tüm Türkiye’de tepkiyle karşılandı. Korkmaz, Gezi parkı protestoları sırasında yaşamını yitiren altıncı kişi oldu. Korkmaz’ın ağabeyi Gürkan Korkmaz başta olmak üzere ailesi, ölümle sonuçlanan süreçte, Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kabul edilmediği, öncelikle karakola ifade vermesinin istendiğini öne sürdü. Ancak ülke genelinde Korkmaz’ın ölümüyle ilgili protestoları asıl tetikleyen unsur ise, Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nün olaya ilişkin MOBESE kaydı olmadığını bildirmesi ve savcılığa ulaştırılan olay yerindeki bir otele ait kamera görüntülerinde ise bozulma olması oldu.

Türkiye genelinde Korkmaz’ı anmak ve ölümüne ilişkin soruşturma sürecini protesto eylemlerinden birisi de Ankara’daydı. Güvenpark’taki buluşmaya, sivil toplum örgütleri temsilcileri yanında yüzlerce insan katıldı. Zaman zaman polis ile gerilimli anlar da yaşanan protesto, iftar saatiyle birlikte renkli görüntülere sahne oldu. Güvenpark’ta simit-peynir gibi mütevazi yiyeceklerle bir yer sofrası kuran protestocular hep birlikte oruç açtı. “Hepimiz Aliyiz, öldürmekle bitmeyiz” sloganı atılan protesto, Twitter’da #direnankara belirteci ile yankı buldu.

Ayrıca @parklarbizimank ile @guvenpark gibi Twitter hesaplarıyla da artık Ankara’daki Gezi parkı protestoları ile bundan sonraki süreçlere ilişkin bilgiler de paylaşılıyor.

(VOA)

Vali Mutlu: Kabataş videosu görmedim

Ekşi Sözlük yazarlarının sorularını yanıtlayan İstanbul Valisi, “Ama yarın, öbür gün başkasının çektiği görüntü çıkabilir” dedi.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu , Gezi eylemleri sırasında Kabataş’ta türbanlı Z.D.’ye bir grubun saldırdığı iddiasıyla ilgili soruya “Ben öyle bir video görmedim” yanıtını verdi. Ekşi Sözlük yazarları, 4 Temmuz’da İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ile yaptıkları 4 saatlik görüşmenin 35 sayfalık deşifresini Ekşi Sözlük’ten yayımladı.
Ekşi Sözlük’ün Gezi Parkı direnişinde yer almış 15 yazarının Mutlu’dan izin alarak kaydettikleri ve deşifre ettikleri konuşmada Mutlu, “Siz bir video (başörtüsü taciziyle ilgili) gördünüz mü?” şeklindeki soruya “Yok. Bir video görmedim. Şunu söyleyeyim orada da kayıtlar alındı, bakıldı. Ama MOBESE kameralarından bazılarının kırık olması, her yerde MOBESE kamerasının olmaması olay mahallinde, bu nedenle herhangi bir kayıtlı şu ana kadar… Ama yarın öbür gün birisinin çektiği bir görüntü olabilir, çıkabilir” diye yanıt verdi.

EYLEMLERİ TAHMİN EDEMEDİK
Vali Mutlu, Gezi eylemleri başladıktan sonraki 4 gün içinde neden açıklama yapmadığı yönündeki soruya da şu yanıtı verdi:

“Açıkçası böyle bir olayın ayın 31’inden itibaren daha büyük etkili bir hadiseye dönüşebileceği tahmin edilebilmiş olsaydı, şüphesiz ki ayın 31’inde yapılmış olan açıklama ve sonrasındaki yönetim modellerinde olduğu gibi erken davranılabilir ve erken açıklamalar yapılabilirdi. Daha erken olsa olmaz mıydı? Kesinlikle doğru, katılıyorum. Yani 27’inde olsaydı harika olurdu. Ben mesela şu anda bütün teşkilatlarıma, belediyeler dahil, kamu kurum kuruluşları dahil İstanbul’da bir trafik kazası bile olsa, hastanede bir vaka olsa acilde, eğitimde bir vaka olsa, bir öğrencimizle ilgili, bir veliyle ilgili, bunların toplumsal tabanda farklı reaksiyonlara sebebiyet verebileceğini düşünerek, öngörerek artık bundan sonra izlemek ve gerekiyorsa bunu kamuoyuyla süratle paylaşarak kamuoyunu bilgilendirmek zorunluluğumuz olduğunun farkına vardık. Biz bunun bugüne kadar farkında değildik açık söylüyorum.”

CAMİDE İÇKİ İÇİLDİĞİ İDDİASI
İşte Vali Mutlu’nun Gezi olaylarıyla ilgili değerlendirmeleri:

– Bezmialem Camii’nde alkol alındığına dair neden siz bir açıklama yapma ihtiyacı duymuyorsunuz? Egemen Bağış açıkladı, Başbakan açıkladı, inceleme yapıldı ve bir şey yok denildi.
Vali: Ben niye açıklayayım. Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişleri gelmiş olayı inceliyorlar. Adli açıdan savcılık almış inceliyor. Ben ne diyeyim şimdi. Siz şimdi, bu nasıl bir şeydir ki bu şehirde uçan kuştan valiye soru soruyorsunuz. Bu güzel bir şey tabii, sorun. Ben, bana ait konularda itiraf ediyorum, yanlışları söylüyorum, hangi alanlarda daha fazla dikkatli olmamız gerektiğini söylüyorum, alınan dersleri söylüyorum, yanlışları doğruları söylüyorum. Ama şimdi benim alanım olmayan konularla ilgili, sorun ama yani.

BİBER GAZI YASAKLANIR MI?
Peki biber gazını yasaklamanız gibi bir uygulama olabilir mi? Bu kadar yaralanmaların hepsi kapsülle. Yani polisin belli bir açıyla atması gerekirken direkt insanların üzerine hedef alarak atıyor.
Vali: En son müdahaleyi anlatamadık onu bir anlatalım. En son Gezi Parkı’nın boşaltılmasıyla ilgili yarım saat civarında anonslar yapıldı. 12 bin civarında orada insan vardı, bunların 8 bini ayrıldı. Hepsi gitti. Orada bir 4 bin civarında insan kaldı. Onlara karşı da müdahale edilirken hiç gaz vs. atmadan, gayet sessiz..

Atıldı.
Vali: Atıldı mı? Haberim yok. Yani sonradan atıldı ben ilk anı söylüyorum.

 

’62 yaşındayım çıplak arandım’

Savcılığın tutuklanmalarını istediği 12 Taksim Dayanışması üyesi mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Mücella Yapıcı gözaltında tacize uğradığını söyledi.
Gezi Parkı’na girmek istedikleri gerekçesiyle geçen cumartesi gözaltına alınan Taksim Dayanışması üzesi 50 kişi serbest bırakıldı. Gözaltındakilerden 38’i savcılık tarafından, tutuklanması istenen 12 kişi ise sevk edildikleri mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

Gözaltına alınan 49 kişi dün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne gönderildi. Kalp hastalığı nedeniyle savcılığın talimatıyla önceki gün serbest bırakılan Mücella Yapıcı da ifade vermek üzere Çağlayan Adliyesi’nde bekledi. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşu yöneticisi ve üyesi 50 kişinin ifadeleri, soruşturmayı yürüten savcılık tarafından alındı.

avcılık, şüphelilerden 38’ini “kuvvetli şüpheye ilişkin bağlantı kurulamadığı” gerekçesiyle serbest bıraktı, 12 kişiyi ise tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk etti.

Savcılık, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ÇED Komitesi Sekreteri Mücella Yapıcı, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube 2.Başkanı Sabri Orcan, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri Akif Burak Atlar, İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu, Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Beyza Metin, TMMOB İstanbul Koordinasyon Kurulu temsilcisi ve Makine Mühendisleri Odası Başkanvekili Süleyman Solmaz, TKP İstanbul İl Sekreteri Kamil Tekerek, HDK Merkez Yürütme Kurulu üyesi Ender İmrek, HDK üyeleri Mustafa Aytaç, Aral Demircan, Erdem Ateş, Haluk Ağabeyoğlu’nun tutuklanmasını istedi.

Mücella Yapıcı, Ali Çerkezoğlu, Beyza Metin, Haluk Ağabeyoğlu ve Ender İmrek “suç örgütüne üye olmak” iddiasıyla mahkemeye sevk edilirken diğer 7 kişi de “polise mukavemet” ve “2911 sayılı Gösteri ve Yürüyüş Kanunu’na muhalefet etmek” ile suçlandı. Yapıcı, savcılık sorgusunda “Bu hareketi organize etmekle suçlanıyorum. Bu bir onurdur ve bu uğurda müebbet bile yatarım ama halka haksızlık olur” dedi. Yapıcı nöbetçi mahkemede Emniyet’te gördükleri kötü muameleyi şöyle anlattı: “Kızımla Taksim’e çıktık. Gözaltına alındım. Bizi çembere alarak sıkıştırdılar, kızımı saçlarından çekerek almak istediler. Kapalı odalarda tutuldum. Soyulup öksürtüldüm. 62 yaşındayım çıplak arandım. Taciz gördüm, tacize uğrayanları gördüm. Tuvalete götürülmedik.”

‘Mesleğimin gereği’

Aralarında meslek odaları temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütü yöneticilerinin bulunduğu şüpheliler ve avukatları özetle şu ifadeleri verdi:

Ali Çerkezoğlu: Hekim olmanın bize yüklediği sorumluluklar vardır, bunları yerine getirdim. Suç örgütü kurmam mümkün değil, ben İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteriyim. Yaptığım her şey mesleğim ve meslek örgütümün görevi gereğidir.

Avukat Gülizar Tuncer: Polis göz göre göre öldürdü, tutuklanmadı. Ama anayasal hakkını kullanmak isteyenler suçlu.

Akif Burak Atlar: Vali, Gezi Parkı’nı açtı, ben de parka gitmek isterken polisler tarafından gözaltına alındım.

Beyza Metin: Taksim Dayanışması emek ve meslek örgütlerinden oluşan bir kurum. Eğer “suç” örgütüysek Başbakan Erdoğan bizimle neden görüştü? Gözaltında kötü muamele gördük. Otobüse bindiğimizde ‘sizi döveriz gerekirse başka şeyler yaparız’ gibi tehditlerle karşılaştık.

Katiller bu görüntüde mi?

Ali İsmail Korkmaz’ı kim ya da kimler öldürdü sorularına cevap aranırken Vatan gazetesinin internet sitesinde olay anına ait olduğu iddia edilen görüntüler ortaya çıktı.
Gazetenin bilirkişi raporuna dayandırdığı haberine göre, “sivil polis olduğu sanılan veya polisin yanında yer alan gaz maskeli, ellerinde cop, beyzbol sopası bulunan bir grubun bir otelin kameralarına yansıdığı, görüntülerde şahısların bir grup eylemciyi dövdüğü görülmüştür” deniyor.

Kamera görüntülerinde, eli sopalı ve coplu şahısların Ali İsmail Korkmaz olduğu sanılan bir kişiyi dövdüğü görülüyor. Ancak raporda,“Korkmaz’a vuranların kamera görüntüsünün çözünürlüğünün düşük olması, olayın yaşandığı zamanın karanlık olması ve olayların yaşandığı yere uzak olmasından dolayı yaralama ve darp olaylarını yapanların yüzlerinin tam teşhis edilmesinin mümkün olmadığı” ifadesi de yer alıyor.

Bangladeş ve Kooperatifler – Metin Yeğin

Bangladeş’i biliyor musunuz? 144000 km2  yüzölçümlü, 150,5 milyon nüfuslu bir ülke, şöyle bir hatırlatma yapıyım son bir keskin ve kesinlikle yıkıcı bir hamle ile iş kazasında bizi solladı. Bir binanın çökmesi sonucu 1127 tekstil işçisi hayatını kaybetti. Hatırladınız şimdi kesin değil mi? Belki sayıyı tam olarak hatırlamıyorsunuzdur bin küsur filan diyorsunuzdur, eh şöyle 127’lik bir küsürat. Ölen sayısı artınca insan daha yok oluyor. Sadece küsurat ve iktisat başka bir şey değil.

Fakat üzüntünüzü azaltacak bir şey yazıyım hem atölyelerin bazısının sahibi hem bina müteahhidi Pakistan’a kaçarken kıskıvrak yakalandı. Eh her şey çözüldü artık. Geriye sadece ölenlerin ruhuna dua okutmak dışında bir şey kalmıyor. Her şey çok basit bu kapitalizmde. Bir sayıdan başka bir sayıya dönüşüyorsun o kadar. Bir†nevi sayısal reenkarnasyon, bir sayıdan diğer sayıya. Yaşayan tekstil işçisi ki buna yaşamak diyorsan ve ölü tekstil işçisi. İktisadi bir mukadderat.

Durun hemen şöyle bir üzülüp, savuşturmayın, çünkü anlattığım sizin hikayenizdir sevgili Kürt kardeşlerim. Barış süreci! ile kentlerinize düzenlenen yatırımcı -ki biz buna burjuvazi diyoruz kendi aramızda- ziyaretçi akınlarının yapmak istediği şey bu. Kürt illerinden yeni bir Bangladeş ortaya çıkarmak. Bir belediye başkanımız bunu zaten açıkça, bir çalıştayda yüzünü burjuvaziye dönüp ifade etmişti. ‘Neden biz de Çin gibi kendi merdiven altı atölyelerimizi kurmayalım’ demişti. Eh ben de şimdi aynen bundan bahsediyorum. Merdiven altı ya da 11 katlı bir atölyede çalışarak hızla ölmekten ya da binanın daha da hızlı bir şekilde çökerek  ëmaalesef hayatınızı kaybetmenizden.í Bu kelimelerle ifade edileceksiniz, ailenize baş sağlığı, yaralılara acil şifa ve size de Allah rahmet eylesin…

Burada yeri gelmişken bir başka şeye de dikkat çekmek istiyorum. Siz bugüne kadar hiç zenginlerin toplu halde ölümüne rastladınız mı? Yani bir zengin aileden 3 kişinin ya da en fazla 5 kişinin öldüğünü gördünüz mü? Ölmezler onlar. Ölürlerse kime bırakacaklar miraslarını. 1127 tekstil işçisi bina çökmesinden, AVM inşaatında çalışan 24 işçi çadır yangınından, 7 doğalgaz işçisi birbirlerini kurtarmak için, 45 maden işçisi grizudan filan ölür. Hadi zenginler çok değil ama neden onların hiç çadırları yanmıyor? Neden binaları başlarına çökmüyor? Neden doğalgazla ya da grizuyla muhatap olup ölmüyorlar? Neden sadece filmlere konu olacak, tekli, münferit, itinalı cinayetlere maruz kalıyorlar ender olarak? Haksızlık değil mi bu? Bizde mirasımızın ele geçirilmesi için, mesela altları çizilmiş kitaplarımızın, yemeğimize itinayla zehir katılarak ölmek istiyoruz. En azından bir Agatha Christie romanının maktul kahramanı olma hakkını kazanmak istiyoruz.

Aylık 30 euroya varmayan maaşlarıyla çalışan 3 milyon Bangladeşli tekstil işçisi, bu sömürünün doğal sonucu olarak, her katına biraz daha fazla tıkıştırılmış tekstil makinelerinin ağırlığı altında, tabii ki yine bu sömürünün sonucu olarak, çürük malzeme ile inşa edilmiş binalarda çalışmak zorunda olduğunda, bu binalardan biri ya da birkaç tanesi çöktüğünde katil yine uşak, pardon müteahhitten başkası değil mi? Hemen burada ikinci hamlesi gelir kapitalizmin ‘sen suçlusun.’ Satın alıyorsun ya bu mutena markaları. Suçu yay, herkese bulaştır. Kenara çekil tırnağını törpüleyerek fırtınanın dinmesini bekle. Nasıl olsa moda defilelerinin fantezi mankenleri, bir haber sonra, alımlı bir şekilde salınarak ekranlarımızda yürüyerek unutturur hepimize bin ve küsur ölüyü.

Ne namussuz müteahhitleri durdurmak ne de sizin satın almaktan bir süre için vazgeçeceğiniz tişörtler engelleyebilir bu ölümleri. İstediğiniz kadar sıkı tutun bina sağlamlık kontrollerini, fark etmez. Mesela Diyarbakıríın patronları ağzını sulandıran yüzde 75 işsiz oranıyla eğer sömürünün en alt çarkı olmaya aday oluyorsanız, bu ölümlere hazır olun. Bu yüzden ekoloji kooperatifleri birlikte ile kırda yetiştirdiğimiz gıdanın işlendiği, işsiz işçi kooperatifleri ile üretim atölyelerinin imal ettiği, yani işçinin ve halkın doğrudan ürettiği ve denetlediği kooperatifler durduracak ölümleri. Ölüm sadece Allahın emri olsun, patronların canı cehenneme…

Metin Yeğin – Özgür Gündem

İklim değişikliğini durdurmak için birlikte çalışmamız gereken üç grup – Levent Kurnaz

 

İklim değişikliğini daha fazla zarar vermeden durdurabilmek için çok az vaktimiz kaldı. Geçtiğimiz her gün, atmosfere yaydığımız sera gazları, problemi daha da çözülemez bir hale sokuyor. Sera gazı salımlarımızı azaltmak için acilen harekete geçmemiz gerekiyor. Bu çabamızda temelde hedef almamız gereken üç grup insan var.

İlk grup doğal olarak politikacılardan oluşuyor. Politikacılar yolu açmadan toplumda ciddi değişimlerin kendiliğinden oluşmasının imkanı çok zor görünüyor. Basit bir örnek vermek gerekirse, aldığımız her ürünün paketinin üzerine o ürün üretilirken ve bize sunulurken atmosfere ne kadar karbondioksit salındığının, yani o ürünün karbon ayak izinin yazılması çok önemlidir. Bir politikacı için bu konuda bir kararname çıkartmak çok zor bir karar değildir. Mutlaka ki üreticilerden tersi bir baskı gelecektir, ama oy verenler verdikleri oyla politikacıların arkasında durabildikleri ölçüde politikacıların bu baskıya karşı durmaları kolaylaşacaktır. Bize düşen, verdiğimiz oylarla politikacılara eğer iklimi ve çevreyi koruyacak kararlar alınmasına destek olmazlarsa bir dahaki sefer onlara oy vermeyeceğimizi söylemektir. Elimizi vicdanımıza koyalım, hangimiz oy verirken oy verdiğimiz politikacıdan bunu talep ediyoruz? Neredeyse hiçbirimiz. Ama bizler talep etmediğimiz müddetçe değişim gelmeyecek ve zaman çok daha sıcak ve kurak bir geleceğe doğru hızla akıyor.

Hedef alacağımız ikinci grup üretici ve satıcılardır. Bizler satın alma tercihlerimizi daha az karbondioksit salınmasına neden olan ürünlerden yana kullanmadıkça üreticiler de ürünlerini bildikleri gibi üretmeye, satıcılar da ürünün ne kadar salıma neden olduğuyla ilgilenmeden satmaya devam edecekler. Bunu düzeltebilmenin bir hayal olduğunu söylediğinizi duyar gibiyim, ancak durum kesinlikle öyle değil. Devletimiz her ne kadar bu konuda ısrarla kılını kıpırdatmama politikası uygulasa da iş çevreleri bunun tam tersi yönde ilerliyorlar. Unutmayalım ki, hükümetlerin politika hedeflerinin temelinde bir sonraki seçimde de iktidar olmak vardır, yani zaman ufukları bir dahaki seçimle sınırlıdır. Ancak; özellikle büyük şirketler karlarının devamı için bir sonraki seçimden çok daha uzağı görmek zorundalar. Gördükleri ufuk da kaynakların çok daha kısıtlandığı ve rekabetin çevresel faktörleri de ciddi anlamda hesaba katmaları gereken bir geleceği gösteriyor onlara. Dolayısıyla da gelecekteki rekabet için çoğu şirket bugünden pozisyon almış durumda, bunun için de iki kulvarda yardım bekliyorlar. İlki politikacıların özellikle sürdürülebilirlik alanında kurallar hazırlamaları, ikincisi de daha bilinçli bir tüketici grubunun oluşarak piyasalardaki dengeyi çevresel sürdürülebilirliğe daha fazla önem veren üreticiler lehine çevirmesi. Burada bize düşen hem politikacılara hem de üreticilere istemediğimiz bir gelecekten korunabilmek için yeterli baskıyı yapmaktır.

Çoğunuza şaşırtıcı gelebilir, ama üçüncü hedef grubumuz da din adamları olmak durumunda. Özellikle ülkemizde bilimciler ne derse desin, söylenenler camilerde hocalar tarafından da tekrarlanmazsa yeterli etkinin sağlanması son derece zor olacaktır. Her ne kadar bu dünya insanlar için yaratılmış olsa da yaratılan kaynakları akıllıca kullanmak da her dinde kabul edilmiş olan temel bir kuraldır. Bu sebepten de din adamlarını iklim değişikliğine karşı birlikte bir duruşa yöneltmek çok zor olmamalıdır. Sonunda hepimizin amacı bu dünyada kendi felaketlerimizi yaratmadan yaşayabilmek. Halk, iklim değişikliği ile ilgili sel veya kuraklık gibi ciddi problemler yaşadığında, onların yanında olacak kişiler bilim insanlarından çok din adamları olacaktır. Bu nedenle din adamlarının iklim değişikliği konusunda desteğini sağlamak son derece önemlidir.

İklim değişikliğini durdurmaya çaba harcamamızın yanında görülmekte olan ve gelecekte de artacak zararlarına karşı önlem almak da öncelik listemizin tepelerinde yer almalıdır. Gelecek kuraklık nedeniyle tarımsal üretim sekteye uğradığında ve şehirlerde su sıkıntısı çekilmeye başladığında oluşacak problemler karşısında ne politikacılar, ne iş çevreleri, ne de din adamları kendi başlarına yeterli olabilirler. Bu duruma karşı ancak hep birlikte önlemler alabilirsek dayanabiliriz, bunun için de durumun önemini acilen kavramamız atılabilecek adımların en önemlisidir.

Levent Kurnaz – www.t24.com.tr