Ana Sayfa Blog Sayfa 4188

Samatya saldırılarının bir yenisi Feriköy’de yaşandı

2012 Aralık ayında Samatya’da yaşlı Ermeni kadınlarına yönelik gerçekleşen peşpeşe saldırıların bir benzeri de Ferköy’de yaşandı. 80 yaşında yalnız yaşayan Markırıt Camkosoğlu evinde kimliği henüz belirlenemeyen bir kişinin saldırıya uğradı.

Agos’dan Uygar Gültekin‘in haberine göre, Feriköy Savaş Sokak’ta yaşayan 80 yaşındaki Markırıt Camkosoğlu, evinde saldırıya uğradı. Camkosoğlu, saldırı sırasında yoğun şekilde darp edildi. Camkosoğlu yaşadıklarını şöyle anlattı:

“17 Ağustos cumartesi günü markete gitmiştim. Marketten dönüşte apartmanın içinde bir adam vardı. Orta boylu, esmer, çirkince bir şey. Merdivenlerde duruyordu. Yukarı çıkacağını zannettim, koca apartman kime geldiğini bilemem. Evin kapısını açar açmaz arkadan saldırdı. Yere düştüm. Üzerime çıktı ve kafamı yere vurmaya başladı. Beni öldürmeye çalıştı. Sesi anlaşılmasın diye hiç konuşmuyordu. Hiçbir şey söylemedi. Masanın üzerinde çantam vardı. İçinde 70 TL vardı. Çantayı alarak kaçtı. 50 yıldır burada oturuyorum başıma hiç böyle bir şey gelmemişti.”

 

Samatya’da yaşanan saldırıların arından Murat Nazaryan, saldırıların faili olduğu iddiasıyla tutuklanmıştı. Nazaryan, açılan davanın iki duruşmasında da yaşananları hatırlamadığını söylemişti. Bunun üzerine saldırı sonrası hayatını kaybeden Maritsa Küçük’ün avukatları soruşturmanın genişletilmesini ve yaşanan benzer saldırıların da soruşturma kapsamına alınmasını talep etmişti.

(Agos, Bianet)

Yeşiller/Sol eş sözcüsü Turan, “MYK’mızda trans birey var”

Etha’nın “Solun LGBT ile imtihanı” başlığı altında gerçekleştirdiği dizi söyleşilerin konuğu olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşiller/Sol) Eş Sözcüsü Sevil Turan, Yeşiller/Sol olarak parti organlarında yüzde 5 LGBT kotası uyguladıklarını belirterek, “MYK’mızda trans birey var. Bu bakımdan da biz parti olarak tekiz” şeklinde konuştu.

Yeşiller/Sol’un parti programında da ayrı bir başlık altında LGBT politikası bulunduğunu dile getiren Turan, Türkiye’deki siyasi partiler içinde LGBT’lere parti içinde alan açma anlamında tek parti olduklarını vurgulayarak, “Tüzüğümüzde kotalar var. Kotalardan bir tanesi de LGBT kotası. Yüzde 5’tir. Aynı şekilde gençler, kadınlar ve engelliler içinde kotalarımız var. Biz bu meseleyi ele alırken, pozitif ayrımcılık olarak değerlendirmedik, temsilde adalet olarak düşündük” dedi.

Parti programlarında bildiği kadarı ile programında bir başlık altında LGBT politikası olan tek parti durumunda olduklarının da altını çizen Yeşiller ve Sol Gelecek eş sözcüsü Sevil Turan, “Bunu toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBT olarak ayrı bir başlık olarak aldık. Kadın politikalarından ayrı olarak. Bunun dışında çalışma gruplarımız var. Çalışma gruplarından bir tanesi de LGBT ve toplumsal cinsiyet çalışma grubu. Parti üyesi olmayanların da dahil olup, parti politikaları oluşturabilecekleri zeminler yaratmak için kurgulandı” diye konuştu.

Türkiye’nin 26 ilinde örgütlü bir parti olduklarını belirten Sevil Turan, “Yeni bir ilde örgüt kurma aşamasında oradaki aktivistler LGBT örgütleri ve aktivistleri ile irtibata geçip partinin oluşma aşamalarında onlarla beraber yer almaya özen gösteriyor. Çünkü bizim partimizin politik ilkeleri bağlamında mağduriyetler arasında bir öncelik sıralaması yoktur ve eşit anlamda her alanda bir adalet anlayışıyla hareket ediyoruz.” dedi.

(Etha)

 

WWF Küresel Ayak İzi açıklaması: Dünya’nın 2013 için limitini bugün itibarı ile aştık

WWF’in stratejik ortağı olan Küresel Ayak İzi Ağı (Global Footprint Network – GFN) tarafından yapılan son çalışmaya göre, 20 Ağustos’ta Ekolojik Ayak İzimiz gezegenin kapasitesini aşacak.

Dünya Limit Aşım Günü, insanlığın talebinin doğanın bir yıl içinde sunduğu miktarın üzerine çıktığı gün olarak her yıl GFN tarafından açıklanıyor. GFN verileri, Dünya Limit Aşım Günü’nün 2011 yılından beri her yıl üç gün öne kaydığını gösteriyor.

İnsanlığın doğa üzerindeki talebi; gıda gereksinimi, hammadde temini ve karbondioksitin özümsenmesi olarak ayrı ayrı ölçülüyor. Buna Ekolojik Ayak İzi deniyor. Gezegenin doğal kaynakları bir yıl içinde yenileme ve atıkları özümseme kapasitesi, Ekolojik Ayak İzi ile karşılaştırılıyor. GFN verileri, gezegenin 12 ayda ürettiği doğal kaynağı 8 ay içinde tükettiğimizi gösteriyor. Yılın geri kalanında ise doğal sermayeyi tüketmeye başlıyoruz.

Ekolojik açık; balık stoklarının, ağaçların ve diğer doğal kaynakların tükenmesiyle, karbondioksit gibi atıkların atmosferde ve okyanuslarda birikmesiyle sonuçlanıyor. Aşırı tüketim arttıkça, ödediğimiz bedel de artıyor: Ormanlar daralıyor, biyolojik çeşitlilik kayboluyor, balıkçılık azalıyor, toprağın verimi düşüyor, gıda sıkıntısı baş gösteriyor, atmosferde ve okyanuslarda daha fazla karbondioksit birikiyor. Bütün bunlar doğa üzerinde baskı oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomiyi baltalıyor. Ormanların ve okyanusların özümseyebileceği miktardan daha fazla sera gazı emisyonunun açığa çıkmasının sonucu olan iklim değişikliği, ekolojik limit aşımının en önemli ve yaygın etkisi olarak gezegendeki yaşamı tehdit ediyor.

Mevcut kaynaklar yedi milyarlık gezegenin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Günümüzde, iki milyar insanın temel gereksinimlerini karşılamakta sıkıntı yaşıyor olması, düşünce sistemimizden başlayarak yaşam biçimimizi ve tüketim alışkanlılıklarımızı değiştirmemiz gerektiğini açıkça gösteriyor.

Nasıl destek olabilirsiniz?

  • WWF’nin Thunderclap kampanyasına kişisel facebook ve twitter hesaplarınızdan katılarak 20 Ağustos’ta hesaplarınızdan otomatik paylaşım yapılmasını sağlayabilirsiniz.
  • 20 Ağustos günü #oShoot hashtag’ini kullanarak İngilizce veya Türkçe “Dünya Limit Aşım Günü”ne dair tweet atabilir, WWF-Türkiye hesabından atılan tweet’leri retweet edebilir, WWF-Türkiye facebook güncellemelerini paylaşabilirsiniz.
  • Akıllı telefonlarınızdan “Dünya Limit Aşım Günü” hakkında söylemek istediklerinize dair Vine App uygulamasıyla 6 saniyelik video’lar çekip paylaşabilirsiniz. WWF en sevilen video’ları kendi twitter hesabından yayınlayacak.

(Euro Message.com)

Roboski katliamının 600. gününde failler hala ortaya çıkarılmadı

Roboski katliamının 600. gününde aileler, kendilerine verilen para cezaları ve yürütülen soruşturmalara karşı yürüyüş yaparak katliamın faillerinin bulunmasını istedi.

Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu çoğu çocuk 34 kişinin katledilmesi üzerinden 600 gün geçmesine rağmen faillerin bulunması ve yargılanması için başlatılan soruşturma savsaklanırken, Roboskili ailelerin tepkileri de sürüyor. Roboskili aileler, katliamın 500. Gününde yaptıkları yürüyüşe ilişkin karakoldan kendilerine gönderilen tutanaklara karşı bugün ayaktaydı. Bejuh (Gülyazı) köyü Şantiye Mahallesi’nde saat 17.00’da bir araya gelen aileler, Gülyazı Tugayı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte sık sık, “katil devlet hesap verecek”, “Şehit na mirin”, “failler yoksa barışta yok” sloganları attı. Askerler, tugaya yüz metre kala barikat kurarken, aileler, barikat önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasından sonra kendilerine gönderilen olay yeri tutanakları ile ailelerin devlet için hazırladıkları katliam tutanakları jandarmanın üzerine attı. Daha sonra aileler, Şantiye Mahallesi’ne doğru yürüdü.

Burada basın açıklamasını okuyan Veli Encü, katliamın üzerinden 600 gün geçtiğini ve katliamın açığa çıkarılması için yapılanlara bakıldığında, iğne ucu kadar bile ilerleme kaydedilemediğini hatırlattı.

11 Mayıs 2013 tarihinde katliamın 500. günü vesilesiyle gerçekleştirdikleri karanfil yürüyüşüne yönelik haklarında uygulanan cezalar ve devam eden soruşturmaların kendilerini bir kere daha üzdüğünü ve adalet beklentilerini umutsuzluğa sürüklediğini kaydeden Encü, “11 Mayıs 2013 tarihinde sadece yakınlarımızın katledildiği yeri görmek ve karanfil bırakmaktan başka amacı olmayan biz ailelerin ve yürüyüşümüzden sonra hakkımızda hazırlanan ve bizler açısından hiçbir geçerliliği ve meşruluğu bulunmayan tutanakları protesto etmek ve çoğunluğu çocuk 34 yakınımızın paramparça edilerek katledildiği tarihe yönelik Türkiye Cumhuriyeti devletine biz Roboskili aileler gerçek bir tutanak sunmak için buradayız. Daha önce birçok kez söyledik, şimdi yine yineliyoruz, katliam açığa çıkartılıncaya kadar, failleri yargı önüne çıkarılıncaya kadar ve failler yargılanıp ceza alıncaya kadar adalet arayışımız devam edecektir. Sorumluları ister asker olsun, ister siyasiler olsun bizim adalet arayışımız bunu her kim yaptıysa bu ortaya çıkarılıncaya kara devam edecektir” diye konuştu.

(Yüksekova Haber)

 

 

 

Erdoğan önerdi vatandaş da uydu: İstanbulda tencere-tava davası

Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısına uyan Hilal K., İstanbul’da Gezi Parkı eylemleri sırasında aynı apartmanda oturduğu komşularının balkonda tencere-tava çalarak gürültü yaptıkları gerekçesiyle şikâyetçi oldu. Savcılık bu şikayet üzerine tencere-tava çalan anne ve iki çocuğu hakkında “kişilerin huzur ve sükûnunu bozmak” suçundan 3’er aydan birer yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.

Habertürk’ten Hayati Arıgan’ın haberine göre Beşiktaş Dikilitaş Mahallesi’nde oturan ev hanımı Hilal K. 2 Haziran’da üst katta oturan komşularının, Gezi Parkı nedeniyle tencere tava çalarak kendisini rahatsız ettiği gerekçesiyle polise şikâyette bulundu. Hilal K., üst katta oturan Filiz D. ile oğlu Onur A. ve kızı Tuğçe A.’nın sürekli bağırarak, tencere tava çaldıklarını anlattığı ifadesinde şu iddiaları sıraladı: “2 Haziran günü saat 01.00 sıralarında sert cisimlerle tencere ve tavalara vurarak, gürültü yapmaya devam ettiler. Yatağımdan kalarak, balkona çıktım. ‘Neden tencere tava çalıyorsunuz. Rahatsız ediyorsunuz’ diye bağırdım. ‘İçeri gir’ diyerek, yüzüme toprak attılar. En son balkonuma sular aktığını gördüm. Mutfağıma sular girdi. Balkonunu yıkayan Filiz A.’yı uyarınca hakaret etti. Sonra kızı ‘Sen nasıl anneme hayvan dersin, bağırırsın’ diyerek hakaret ve tehditte bulundu. Polisi aradım.”

Recep Tayyip Erdoğan 21 Temmuz’da tava ve tencerelere eylemiyle ilgili şunları söylemişti: “Yasal olarak bu suç. Suç olduğuna göre, niçin hakkını savunmuyorsun kardeşim? Senin apartmanında tencere-tava çalan mı var. Hemen yargıya taşı bunu. Hakkınızı, hakkımızı aramadığımız sürece daha boynumuzda çok boza pişirirler.”

(Habertürk)

Durun! Bugün Dünya’nın kapasitesini aştığımız gün!

2011 yılında 27 Eylül, 2012 yılında 23 Eylül, 2013 yılında ise 20 Ağustos! Dünya’yı bitirdiğimiz tarihler. Dünya’nın bir yıl için bize sunduğu kaynakları tükettiğimiz gün. Bugünden sonra 2014’e kadar yaşadığımız her günü yaşamımızdan çalıyoruz. Dünya’nın kapasitesine yük bindiriyoruz. Duvara doğru, gaza biraz daha yüklenerek gidiyoruz.

Aslında 30 Aralık’ta bile bu günü yaşasaydık ( Tam olarak yaşadığımız olayın adı Dünya Ekolojik Kapasite Aşımı Günü, İngilizcede de oshoot/overshoot) bile büyük bir problem olacaktı bu. Fakat biz limiti artık Ağustos ayında aşmaya başladık. Bir günlük değil, onlarca günlük bir yük bindiriyoruz Dünya’ya. Tüm bunların yanında grafiğin büyük keskinliği de korkunç bir görüntüyü ortaya çıkartıyor. Bir anda Ağustos’a geldi aşım günü. Geçen sene 24 Eylül, bu sene 20 Ağustos. Bu hızla kaç sene içinde daha sene başlamadan, gelecek seneyi bitireceğiz? Ve bir sene başlamadan Dünya’yı kemirerek daha ne kadar, yaşamayı umuyoruz? Tabii ki bu günün bu kadar öne çekilmesinin nedeni hem Dünya’ya bindirdiğimiz yükün artması, hem de Dünya’nın kapasitesini, ormansızlaşmay, okyanus kirliliği vb. olgularla azaltmamız.

Kabaca anlatmak gerekirse Dünya bize her sene bir kredi açıyor. Dünya’nın bize sunacaklarını ve bizim “pisliğimizi” ne kadar temizleyeceğini hesaplayabiliyoruz. Buradaki “bizim” içinde sadece insanlar yok elbette. Canlı cansız tüm varlıklar buna dahil. Örneğin karbon salımlarının bir bölümü ağaçlar, okyanuslar tarafından tutuluyor her sene. Ama bir bölümü işte. Bugünden sonrası artık tutulmuyor. Yok edilemiyor, kirlilik olarak ya gökyüzü çanağında ya da yeryüzü çanağında birikiyor. Bugünden sonra ne yapıp edeceksek, 10 yıl sonra, belki daha da erken bir sel ya da aşırı sıcaklıklarla bize dönecek. Zaten şu anda yaşadıklarımız da yıllar önce insanların yaptıklarının bir sonucu. Hani çocuğu rahat etsin diye şehir içinde, devasa arazi araçlarıyla geziyor ya birileri; işte o rahat ettirmeye çalıştıkları çocuklar yıllar sonra o arazi aracının egzozundan çıkanlar yüzünden zarar görecek.

Peki ne yapmalıyız? Öncelikle durmalıyız. Sonra da bazı yüklerden kurtulmalıyız! Bu şekilde tüketerek, bu şekilde “ahmakça bir rahatlık” peşinde koşarak devam edemeyeceğimiz açık. Bu yaşam tarzımızla denizleri dev lağım çukurlarına, gökyüzünü zehirli gaz depolarına dönüştürüyoruz. Sonrasında da kendi yarattığımız bu cehennemden kurtulmaya çalıştıkça bataklığın dibine daha net bir şekilde gidiyoruz.

Düşünün bir kutu yapıyorsunuz, dev bir kutu. İçeriye güneş ışığını almıyorsunuz, temiz hava almıyorsunuz. Dev motorlar içerisini havalandırıyor ve müthiş bir sıcaklığı dışarı veriyor. Onlarca ışık içeriyi aydınlatıyor ve onların da olduğu ortam soğutulmaya çalışılıyor. Yüzlerce araçlık park alanları arabayla dolup taşıyor, arabalarıyla oraya gelen insanlar nefes alabilsin diye bir de oralar havalandırılıyor. Öyle ki, buraların aydınlatılması ve havalandırılması için harcanan enerji, kutunun içinde satılan ürünlerin üretilmesinde harcanan enerjiden daha fazla olabiliyor. Sonrasında insanlar sıcaktan korunmak için bu kutulara sığınıyor. Alışverişlerini bu kutulardan yapıyor ve klasik alışveriş ağına zarar veriyor. Şimdi bu yaşamın neresi “akıllıca”? Bu yaşamın neresi sürdürülebilir? Tam bir ahmaklık yaşamımızı esir alıyor.

Her şey bitmiş değil. Dönülmez noktada değiliz fakat o noktaya doğru ilerliyoruz. Durmalıyız ve durdurmalıyız. Bireysel olarak biz durmalıyız, hep birlikte hükümetleri durdurmalıyız. Hem de sorumluluğu başka insanlara/ülkelere yıkmadan. Ne de olsa Türkiye olarak Dünya’ya yük bindirme hızında açık ara öndeyiz!

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/#!/Urbarli

 

Tarkan, 11 Eylül’de “Seferihisar Doğa Okulu” için sahnede

Türkiye’nin ilk Sakin Şehiri (Citta Slow) Seferihisar’da, Belediye’nin organizasyonuyla, Seferihisar Kurtuluş Şenlikleri kapsamında 11 Eylül’de İzzet Gül Stadyumu’nda düzenlenecek konserde, Megastar Tarkan  tüm şarkılarını “Seferihisar Doğa Okulu” için söyleyecek.

Yedi yıldır aktivist duruşuyla Doğa Derneği’ni destekleyen Tarkan’ın aynı zamanda kurucuları arasında yer aldığı okul, Seferihisar Belediyesi ve Doğa Derneği işbirliğiyle hayata geçirildi.

Hazırlıkları yaklaşık iki yıl süren Seferihisar Doğa Okulu, ilk öğrencilerini 2014 yılında almaya başlayacak. Doğa kültürünün Türkiye ve dünyada yeniden yaygınlaşmasını sağlamak için kurulan okul; yaşamın ve öğrenmenin iç içe geçtiği, öğretmen ve öğrenci ayrımının olmadığı, geleneksel ve akademik bilginin birlikte düşünüldüğü yepyeni bir öğrenim anlayışıyla eğitim verecek. Ayrıca Tarkan’ın verdiği destekle araştırma faaliyetleri gerçekleştirecek ve öğrencilerine ücretsiz öğrenim imkanı sağlayacak.

(Yeşil Gazete)

İngiltere Yeşiller’inden milletvekili Caroline Lucas kaya gazı eyleminde tutuklandı

Yeşiller milletvekili Lucas ve oğlu, kayagazı petrolünden enerji elde etmek için faaliyet gösteren Cuadrilla şirketinin Batı Sussex’teki yerleşkesinde 30 aktivist ile birlikte eylem yaparken tutuklandılar.

Polis, Balcombe ve Cuckfield arasındaki bölgede ise yüzlerce kaya gazı petrolü karşıtını abluka altına alarak diğer aktivistlerle buluşmasına izin vermedi.

http://www.youtube.com/watch?v=ERBsmcX4RQY

Yetkililer tutuklamaların Kamu Düzeni Sözleşmesinin kalabalıkların mülke zarar verme ihtimali bulunması ve toplum yaşamını bozması maddelerine dayanarak gerçekleştiğini belirtirken Cuadrilla şirketinden kendi operasyonlarına karşı tamamı ile hukuk dışı yapılan bu eylemi kınadıkları açıklaması geldi.

Petrol, bu işlemde kayaların içi delinerek çıkartılıyor

Bu eylemin öncesinde de kaya gazı karşıtlarının Cuadrilla şirkertine yönelik eylemleri olmuştu. 6 kaya gazı karşıtı kendilerini Cuadrilla’nın Londradaki Halkla İlişkiler Merkezine zincirlemiş, Reclaim Power (Gücü Yeniden Eline Al) aktivistlerinin Balcombe’daki tesisin yanında altı gün süren çadır kampı sonrası ise Cuadrilla tesisteki faaliyetlerini bir süreliğine durdurmak zorunda kalmıştı.

Yeşiller Milletvekili Caroline Lucas tutuklanmasının ardından kefaletle serbest bırakıldı. Lucas yaptığı açıklamada kaya gazı petrolü çıkarılan bölgede yaşayan köylülerin %85’inin bunu istemediğini belirterek kendilerinin eylem sırasında Balcombe’de ikamet edenleri rahatsız ettiklerinin gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

Burada hep birlikte hükümete çok güçlü bir mesaj ilettiklerini vurgulayan Caroline Lucas sözlerini şöyle tamamladı, “Sanırım buradan hükümete çok güçlü bir mesaj ilettik. Kaya gazı petrolüne ne ihtiyacımız var ne de bunu talep ediyoruz”

(Yeşil Gazete, BBC)

 

MÜ-YAP’tan ‘Müzik dopingi’ açıklaması

Youtube’un MÜ-YAP’a ait 261 milyon ‘tık’ı silmesi üzerine açıklama yapan MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, “Bu sahtekarlığın kimler tarafından yapılmış olduğunu öğreneceğiz ve kamuoyunu bilgilendireceğiz” dedi.

YouTube yaptığı denetim sonrası MÜ-YAP’ın 261 milyon görüntülemesini gerçek indirme ya da görüntüleme olmadığı gerekçesiyle sildi. Gün boyu sosyal medyada bu konu tartışılan haber müzik dünyasına da bomba gibi düştü. Demet Akalın, Hande Yener, Tarkan gibi şarkıcıların yapım şirketlerinin de temsilcisi olan MÜYAP yönetimi, sahtekarlığı yapanların ortaya çıkması için YouTube Türkiye’den bilgi istedi.

“Müzikte doping” benzetmesiyle sosyal medyada konuşulan olayı ortaya çıkaran Milliyet gazetesi yazarı Ali Eyüpoğlu, 261 milyon görüntünün silinmesinin ne demek olduğunu şu cümlelerle ifade etmişti:

“Twitter’ın, aktif olmayan hesapları temizlemesine benzemez Youtube’un MÜ-YAP’ın hanesine yazılan 261 milyon şarkı-klip tıklanmasının silinmesi…

Reklam pastasından kocaman bir dilimin hak edenlere değil de hilekârlara verilmesi, bazı şarkıcıların da, “Şu şarkım internette şu kadar tıklandı” diyerek haksız rekabete yol açması demektir bu…

Türkiye’de bazı yapımcılar ve şarkıcıların, şarkıların görüntülenme sayılarını manipüle ettiğine dair söylentiler vardı.
Hatta bazı yapımcılar MÜ-YAP’tan Youtube’a başvurup, denetim yaptırmasını dahi talep etti, ama nedense bu mümkün olmadı.
Nasıl olduysa oldu, sonunda Youtube, denetim mekanizmasını devreye soktu ve 2013’ün altı ayında MÜ-YAP’ın sitesi üzerinden 261 milyon sahte görüntüleme yapıldığını saptadı. Şimdi MÜ-YAP yönetimine düşen görev, Youtube’un ortaya çıkardığı bu sahtekârlığı kimin ya da kimlerin yaptığını ortaya çıkarmak.”

Milliyet’e konuşan MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, YouTube ile görüşme halinde olduklarını, bu sahtekarlığı yaparak haksız rekabete yol açan ve kazanç elde edenlere kamuoyuna açıklayacaklarını söyledi.

Bülent Forta
(MÜ-YAP Başkanı)

YouTube’un yapmış olduğu araştırma ve açıklama doğrudan ve sadece MÜ-YAP’la ilgili değil. Bu periyodik çalışmalarını Universal-Sony gibi dünya müzik devleri için de yapıyor. Yani MÜ-YAP özelinde farkedilen ve büyük yolsuzluğu ortaya sermiş değil. YouTube geçen yıl diğer müzik devleri için de aynı şeyi yaptı ve 800 bin- ile 1 milyona yakın oynama hesapladı. YouTube’un MÜ-YAP sayfasında ferkettiği bu büyük manüpülasyon, herhangi bir sanatçı ya da menajer tarafından organize edilmiş olabilir. Elimizde henüz bir liste yok. YouTube’a yazı yazdık ve isimleri istedik. Bu sahtekarlığın kimler tarafından yapılmış olduğunu öğreneceğiz ve kamuoyunu bilgilendireceğiz. Verilen paralar tabii ki geri alınacak. Adaletli olan da bu zaten. Altı aylık MÜ-YAP indirme rakamı 3,5 milyar civarındaydı. Bunun 261 milyonu incelemeye alındı.

 

#DirenRobinsonCrusoe389

Kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya olan Robinson Crusoe 389 Kitabevi, ‘Önce öde sonra al’ sloganıyla satışa sunduğu ‘RobKart’ ile ayakta kalmaya çalışıyor.

İstanbul’un ve Beyoğlu’nun kendine has kitapçılarından biri olan “Robinson Crusoe 389” ciddi bir nakit sıkıntısı içine girdi. Sonunun Emek Sineması ve Markiz Pastanesi gibi olmasından endişe eden, çareyi “Önce öde, sonra al” sloganıyla satışa sunduğu RobKart’larda arayan kitapçıya İstanbul’dan ve diğer şehirlerden destek geldi.

İnşaat sektörünün yeni gözbebeği Beyoğlu’nda acımasızca artan kira bedelleri, ilçeyi, kültür-sanat hayatının devamı için “lüks” hale getirdiğinden beri, kitapçılar, sinemalar, müzikmarketler kapanıyor yerlerine birbirinden şık restoran ve kafeler açılıyor.

Onlarca mekânın yıkıldığı ya da el değiştirdiği Beyoğlu’nda Robinson Crusoe 389 da bu listeye eklenmek üzere…

Hürriyet gazetesinden Sebla Kutsal’ın haberine göre, nakit sıkıntısı içinde olan kitapçı “Önce öde, sonra al” sloganıyla RobKart adını verdiği kartları satışa sundu.

Robinson Crusoe 389’in söz konusu kampanya ile ilgili bugün kendi sitesinden yaptığı duyurusu şöyle:

“Duvarlar Boyunca Kitap” sözüyle yola çıkılarak Eylül 1994’te gerçekleştirilen Robinson Crusoe 389 projesi, 19 yıl boyunca –gerçek ticari ortamda– yaşamasına rağmen emeğe dayalı bir vakıf gibi çalıştı.

Belki de “Kültür varlığı nedir?” sorusunun -tıpkı Markiz gibi ya da Emek Sineması gibi- yitirildiğinde farkına varılacak karşılıklarından biri oldu. Artık sadece ortakların sahipliğiyle açıklanamaz bir kuruma dönüştü.

Beyoğlu’nda son yıllarda yaratılan ve acımasızca sürdürülen inşaat ortamının olumsuzluklarına karşın kiralar ve diğer giderler artmaya devam etti. Gelinen noktada baş gösteren nakit sıkıntısını atlatabilmek amacıyla “önce öde sonra al” adıyla bir kitap kampanyası başlatıldı.

Bunun için 500 ve 1000 liralık ya da bunların dışında tutarını -50 liradan az olmamak koşuluyla- kart sahibinin kendi belirleyebileceği RobKart’lar hazırlandı. RobKart kullanarak, sadece kitap değil bir kültür varlığının geleceğinin de korumanız altına gireceğini hatırlatmak isteriz.