Ana Sayfa Blog Sayfa 4180

Uzun ve sıcak bir kış – Bekir Ağırdır

Şimdiden tahmin etmek zor değil. Uzun ve sıcak bir sonbahar ve kış geçirecek ülke.

O denli çok iç ve dış dinamik, siyasal-toplumsal ve küresel fay hatları hareket halinde ki önümüzdeki bir, iki yıl ülkenin belki de 30-40 yıllık geleceğini etkileyecek.

Bu koşullarda ve yeni gündelik hayatın ritmi gereği “şu olacak” demek mümkün değil elbette. Ön kabullere, olasılıklara ve her bir aktörün özellikle de “oyun kurucu” aktörlerin senaryolarına bakarak “belirsizliğin ve karmaşıklığın içinden” neler olabileceğini anlamaya ve tahmin etmeye çalışabiliriz ancak.

Peş peşe üç seçim yaşanacak. Doğal takvime göre önce yerel seçimler, gelecek yaza Cumhurbaşkanlığı ve 2015 yazında da genel seçimler. Yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçim takvimi belli ama genel seçim takviminin değişme olasılığı var. Bu olasılığın istatistiki yüzdesini bilemiyoruz ama var.

Ak Parti’nin Başkanlık, yarı başkanlık ya da partili cumhurbaşkanlığı arayışları tıkanmaya yaklaşmış görünüyor. Hala bu modellerden birisini zorlayabilir belki ama Meclis’ten bir anayasa değişikliği olasılığı giderek azalıyor. O zaman Ak Parti tek başına ve halk oyuyla değişikliği zorlayabilir. Ama üç seçim öncesinde böylesi bir referandumu zorlar mı?

Bir yandan Ak Parti kutuplaşmayı başından itibaren körükleyecek, çoğaltacak bir söylemi izleyerek toplumsal desteğini hem diri hem de büyük tutmayı amaçlamış ve de başarmış görünüyor olabilir. Ama öte yandan da kendisi dışındaki herkesi karşı kutupta zorunlu ve zımni bir araya gelişe de zorlamış oldu. Böylesi bir kutuplaşma ikliminde halk oylaması hele üç seçim öncesi bir halk oylaması riskini göze alır mı? Şimdilik zor görünüyor.

Eğer Erdoğan yeni tanımlanmış bir rolle değil var olan yetki ve sorumluluklar ile Cumhurbaşkanlığına razı olursa, o zaman da başka düzenlemeleri hedefleyebilir.

Ak Parti’nin ve Erdoğan’ın önünde çok kritik iki karar daha var. Erdoğan sonrası partinin başında kim olacak, daha da önemlisi Ak Parti’nin ve hükümetin yeni kadroları nasıl oluşacak? Normal takvimleriyle seçimler yapılırsa, Erdoğan yeni lideri belirleyebilir ama yeni kadroları belirleme gücünü yeni liderle paylaşmak zorunda. Varolan yetki ve sorumluluklarla Cumhurbaşkanı olacaksa o zaman da bu siyasi kadrolar üzerinden yönetme gücünü sürdürmek zorunda. O nedenle yeni kadroları belirleme gücünü paylaşmak istemeyebilir. Bu ve benzeri meselelere Erdoğan’ın üreteceği cevap genel seçimlerin de tarihini belirleyecek.

Meclis’te yeni anayasa olasılığı giderek yok oluyor demiştik. Hele CHP’nin ve MHP’nin tutumuyla bırakın yeni anayasayı bazı düzeltmeler bile artık neredeyse imkansız görünüyor. Partilerin görünür tutum ve söylemlerinden öte birbirlerine karşı olan derin güvensizlik psikolojisi siyaseti tıkamış hatta rehin almış durumda. Herkes diğerini yanlış yapan olarak değil kötücül aktör olarak görüyor. Üç seçim öncesinde de bu derin güvensizliği aşma olasılığı çok düşük.

Yeni anayasa başarılabilseydi eski düzenin tümüyle bertaraf olması olacaktı. O nedenle de yeni anayasa süreci bir bakıma nihai hesaplaşma. Eskinin egemenleri şimdilik bu yolu kapamış görünüyor. Ak Parti de kutuplaştırıcı söyleme esir olarak bu tıkanmaya mahkum olmuş oldu.

Hala ülkenin de Ak Parti’nin de yumuşak karnı Kürt meselesi. Kürt meselesi ise giderek bölgedeki,  Irak, özellikle Suriye ve hatta Mısır’daki gelişmelerden bile doğrudan etkilenecek hale gelmiş durumda.

Tıpkı anayasa meselesinde olduğu gibi Ak Parti hem Kürt meselesini hem de bölgedeki olan bitenleri içeriye dönük kutuplaştırmanın bir aracı halinde yönetmekte ısrar ediyor.

Kutuplaşma öylesine iki tarafın aktörlerini ve medyayı da rehin almış durumdaki, gündelik hayatın içindeki hiçbir olay doğal dinamikleriyle değerlendirilmeyecek de yönetilmeyecek de. Bir grev kararı ya da HES inşaatlarının birindeki bir protesto ve hatta bir caddedeki yaya geçidinin yerine dair tartışma bile bu kutuplaşmanın içinden değerlendirilecek.

Şimdi içte de dışta da herkesin senaryoları seçimler üzerine artık. Nihai hesaplaşma yeni anayasa düzleminden seçimler zeminine kayıyor.

Bu nihai hesaplaşma ve kutuplaşma psikolojisi her aktörün tüm söylem ve tutumlarını belirliyor.

Kutuplaşmanın gündelik hayatın doğal ritmini bile bozacak hale gelmesinin ürettiği sonuçlar kimsenin umurunda değil artık. Bu duygu hali de ülkenin hararetini artırıyor ve önümüzdeki kış daha da artıracak.

 

Bekir Ağırdır – www.t24.com.tr

Volkan Şen’e bir darbe de kulübünden

Süper Ligin 2. haftasında dün oynanan Trabzonspor – Rizespor karşılaşmasında sahalarda nadir görülebilen bir olay yaşandı. Trabzonspor’lu Volkan Şen 45. dakikada taraftarların kendisine yönelik küfürlü tezahüratı üzerine gözyaşları içerisinde sahayı terketti.

Trabzonspor teknik direktörü Mustafa Reşit Akçay, maç sonu yaptğı açıklamayla Volkan Şen konusuna açıklık getirdi. Tecrübeli teknik direktör, bütün takımın Volkan’ı tüm devre arası boyunca 15 dakika alkışladığını söyledi. Akçay, “Volkan’ın yaşadığı aile içinde bir problemdir. Yuh diyebilirsin, kötü oynadı diyebilirsin ancak küfür çaresiz ve kaba insanlara yakışır. Volkan şu an çok iyi” açıklamasında bulundu. Akçay, Volkan olayında sergilediği tutumla ne kadar önemli bir futbol adamı olduğunu tekradan ispatladı.

http://www.youtube.com/watch?v=ip-y4IwJJPY

Maçın ardından bir televizyon kanalına bağlanan Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ise Volkan’a edilen küfürü tasvip etmediklerini belirterek kendi oyuncularının da profesyonel bir futbolcu olarak yanlış davrandını, sahadan çıkmasını kesinlikle kabul edemediklerini ve Volkan Şen ile anlaşmalarını kısa zaman içinde sona erdireceklerini beyan etti.

Trabzonspor resmi internet sitesinden konuyla ilgili yapılan açıklamada ise şu görüşlere yer verildi:

“Dün gece oynanan Çaykur Rizespor maçı sırasında oyuncumuz Volkan Şen ile sözde kendisine taraftar diyen ahlaksız birkaç kişi arasında yaşanan olayların ardından bu açıklamayı yapmak zorunda kaldık.

Sahada mücadele eden oyuncusuna sahip çıkan gerçek Trabzonspor taraftarlarını bu konunun dışında tutuyoruz. Bu davranışı sergileyen bu kişileri ise şiddetle kınıyoruz. Ahlak yoksunu, terbiye almamış sözde taraftar olan bu kişilerle ilgili olay sonrasında tüm kanuni ve hukuki işlemler başlatılmıştır. 6222 sayılı Sporda Şiddeti Önleme Yasası gereği emniyet birimlerimiz hareket geçirilmiştir. Bu davranışları sergileyen kişilerle ilgili ayrıca kulüp olarak üzerimize düşen idari anlamda ne yetki varsa bunların tamamı da kullanılacaktır.

Şu bilinmelidir ki, sahada mücadele eden, üzerinde Trabzonspor formasını taşıyan her oyuncu bizim evladımızdır ve ona yapılan her hareket bize yapılmıştır.

Ancak ne var ki sahada tek işi takımı adına ter dökmek olan futbolcumuzun olay sonrasındaki reaksiyonu, gerek Trabzonspor değerlerine, gerek ise profesyonel futbolculuk anlayışına uymamıştır.

Yönetim kurulumuz en kısa zamanda bu konu ile ilgili bir karar alacak ve kamuoyunu bilgilendirecektir”

(Yeşil Gazete)

 

TRT’nin hışmına Sosyal Medya programı da uğradı

TRT Haber’de yayınlanan ‘Sosyal Medya’ programı yayından kaldırıldı. Programın sunuculuğunu yapan Serdar Kuzuloğlu, programın kaldırılacağını twitter hesabından “TRT Haber, yeni yayın döneminde Sosyal Medya programının yer almayacağını iletti. Şu ana kadar imkan sunan ve izleyen herkese teşekkürler” diyerek duyurdu.

Meltem Özgenç‘in hurriyet.com.tr’de yayımlanan haberine göre Kuzuloğlu, blogundan ise “139. bölümü Gezi Parkı eylemleri sürecinde maruz kaldığım biber gazından dolayı yapamamıştık” diyerek, programın Gezi Parkı olaylarına verdiği destek nedeniyle kaldırıldığı imasında bulundu.

TRT yetkilileri konuyla ilgili ise konu hakkında“Yaklaşık üç yıldır devam eden bir program. Bir gün elbet bitecekti. Yeni yayın döneminde bu programın misyonunu tamamladığına inandık. Sonsuza kadar süren bir program var mı. Kimse TRT’ye bedava program yapmıyor. Ürettiği için ücretini alıyor. TRT’ye program yaparlarken ‘Gezici’ olmuyor da bitince mi oluyorlar? Bu bir yerlere yaranma çabası” şeklinde açıklama yaptı.

(Hürriyet)

 

 

Tanrıkulu’ndan Arınç’a soru önergesi, “Dizilerdeki rollere müdahele ettiğiniz iddiaları gerçek mi?”

CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, hükümetin dizilere müdahale ettiği iddialarını TBMM ’ye taşıdı. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yanıtlaması istemeyle soru önergesi verdi.

Son günlerde peşpeşe yayından kaldırılan dizilerin dizilerde rol alan oyuncuların Gezi Direnişi’ne katıldıkları için kaldırıldığı gündeme gelmişti.

Tanrıkulu soru önergesinde şu konularda Bülent Arınç’tan yanıt istedi:

– Çekim öncesi hazırlanan oyun kastlarının medya yöneticilerine sunulduğu, medya yöneticilerinin oyunlarda kimlerin oynayacağına kadar müdahale edildiği iddiaları doğru mudur?

– Sizlerin ya da bakanlık, yöneticilerin, parti yöneticilerinin medya yöneticilerine bu yönde baskı yaptığı doğru mudur?

– Dizilerde oynayacak oyuncu ve sanatçılara GBT (Genel Bilgi Toplama) sorgulaması yapıldığı doğru mudur? Taksim Gezi Parkı olaylarına katılan sanatçıların dizi ve filmlerde oynatılmaması yönünde bir talimat ve telkin olmakta mıdır?

– Bakanlığın destek vereceği film ve diziler seçilirken de GBT sorgulaması ve kast denetimi yapılmakta mıdır?

(ajanslar)

 

Duran Adam’a ifade özgürlüğünü yaptığı katkıdan dolayı Almanya’dan ödül

Almanya’da Uluslararası ilişkilerde medyanın gücünü arttırmak ve ifade özgürlüğünü geliştirmek üzere çalışmalarda bulunan M100 Sanssouci Colloquium, yılın medya ödülünü ‘duran adam’ Erdem Gündüz’e verdi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, M100 Sanssouci Colloquium tarafından yapılan açıklamayla bu yılki medya ödülünün Gezi Parkı protestoları sırasında Taksim Meydanı’nda ‘saatlerce durarak eylem yapan’ Erdem Gündüz’e verildiği belirtildi.

Kurumun açıklamasında Gündüz’ün ‘duran adam’ eylemiyle barışçıl protestonun sembolü haline geldiği ve dünya çapında takipçi topladığı belirtilerek; “M100 Danışma Kurulu dünya çapında ifade özgürlüğünü destekleyici bu şiddetsiz protestonun bir örneğini sunduğu için bu yılki ödülü Erdem Gündüz’e vermeye karar verdi.” denildi.

M100 Danışma Kurulu üyesi ve Potsdam Belediye Başkanı Jann Jakobs, Erdem Gündüz’ün tek silahının yaratıcılık olduğunu belirtirken, ifade özgürlüğü ve insan hakları için mücadele etmenin gerektirdiği yaratıcılığın ‘duran adam’ eyleminde saklı olduğunu ifade etti.

Sınır Tanımayan Gazeteciler sözcüsü Michael Rediske ise: “Taksim Meydanı’ndaki çarpıcı performansıyla Erdem Gündüz, tek bir insanın bile ifade özgürlüğüne nasıl dikkat çekebileceğini gösterdi” dedi.

Erdem Gündüz’e ödülü 5 Eylül akşamı Potsdam’da yapılacak uluslararası medya konferansının ardından verilecek.

(BBC Türkçe)

 

 

Afşin-Elbistan’daki ertelemenin arkasında Türkiye’nin Suriye-Mısır politikaları var kuşkusu

Birleşik Arap Emirlikleri devlet şirketi TAQA, Türkiye’nin en büyük enerji yatırımı olarak görülen 12 milyar dolarlık Afşin-Elbistan kömür santralı projesini 2014’e ertelediğini duyurdu.

Radikal Gazetesi’nden Neşe Karanfil’in haberine göre ekonomi kulislerinde Mısır ve Suriye etkisi olarak yorumlanan bu erteleme olmasa idi bu yatırımlarla bölgeden toplam 85 milyon ton/yıl kömür, karşılığında da 45 milyar kWh/yıl enerji üretilecekti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın , “Görüşmeler belirli bir seviye gelmişti. Bu kararın siyasi gerekçelere dayanmamış olmasını temenni ederim” açıklaması da bu ertelemenin arkasında Türkiye’nin Mısır ve Suriye politikaları olduğu yorumlarını destekler nitelikte.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri bakanın açıklamalarının aksine yatırımın ertelenmesinin ‘normal’ olduğunu iddia ediyor. Buna karşılık Reuters, şirkete yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde TAQA’nın projeden tamamen çıkmayı düşündüğünü yazdı. TAQA sözcüsü  ise yaptığı açıklamada, yatırım kararının 2014’e kadar ertelendiğini belirtti ancak projenin iptal edilmesi olasılığı konusunda yorum yapmadı.

Anlaşma kapsamında 12 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Bu yatırımlarla bölgeden toplam 85 milyon ton/yıl kömür, karşılığında da 45 milyar kWh/yıl enerji üretilecekti. Afşin-Elbistan Bölgesinde Linyit Kömürü Madenciliği ve Elektrik Üretimi Alanında İşbirliğine Dair Hükümetlerarası Anlaşma’yla havzada B, C, D, E ve G sahalarında yeni santrallar inşa edilecekti. Afşin-Elbistan Havzası, 4.4 milyar ton ile Türkiye’nin linyit rezervlerinin yaklaşık yüzde 40’ını barındırıyor. Şu anda toplam kurulu gücü 2800 MW olan iki termik santral bulunuyor.

Greenpeace; Türkiye’de yenilenebilir enerjiler için potansiyel varken hükümetin kömüre bağımlılığı endişe verici

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan

Konu hakkında bir açıklamada Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan’dan geldi. TAQA’nın bu kararında sadece maliyetin değil bölgede yaşanan gerginlik ve linyit sahalarının da rol oynadığını söyleyen Aksoğan, “Kömür yatırımlarının Türkiye’yi enerjide dışa bağımlılıktan kurtardığı her fırsatta Hükümet tarafından söylenirken, işin gerçek yüzünün hiç de öyle olmadığı, TAQA’nın geri çekilmesi ile bir kez daha su yüzüne çıktı. Türkiye’de hükümetin kömüre olan bağlılığı endişe verici. Kömürün Afşin-Elbistan bölgesinde çevre ve insan sağlığına olan etkileri defalarca gündeme geldi. Bu proje ayrıca eğer planlanan tüm üniteler kurulursa, dünyanın insan eliyle gerçekleştirilen en fazla karbon salım kaynağı olacak. Afşin-Elbistan, mevcut durumda bile dünyanın en kirli enerji tesisleri arasında yer alıyor” dedi.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, TAQA olmazsa başka firma olur diyor. Oysa yabancı yatırımcılardan böyle kirli yatırımlara destek vermelerini beklemek yerine, güneş ve rüzgarın önünü açsaydı şimdiye kadar 15.000 MW’ın üstünde enerji kaynağımız olurdu şeklinde konuşan Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan, “Türkiye’de güneşe verilen toplam yasal izin 600 MW. Güneş ve rüzgar potansiyeli açısından Avrupa’da birinci sırada olan Türkiye’de şu anda yeni yasal düzenleme ile en son yenilenebilir enerji kaynaklarına teşvik veriliyor. Türkiye, dünyanın en fazla karbon salımını yapacak bir santral kompleksi için dış yatırım beklemek yerine güneş ve rüzgar yatırımlarının önünü açmalı” diyerek hükümetin karbon ekonomisine yatırım yapmak yerine yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelmesi gerektiğinin altını çizdi.

(Yeşil Gazete, Radikal)

 

 

Istanbul, climate change, and how to respond – Dr. Kerstin Krellenberg

0

Climate change is a very complex issue and shows strong linkages to another global challenge of the 21st century: urbanization. What is more, climate change as well as urbanization, although both global phenomena, are not distributed homogenously over a country, a region or city.They rather show very local, context-specific impacts. And especially megacities that are on the one hand the most visible expression of the mega-trend urbanization and on the other hand both culprits and victims of climate change, prove especially complex regarding interwoven and in parallel on-going processes. This calls for detailed scientific analyses, especially regarding risks and vulnerabilities associated with climate change impacts, in order to allow for adequate response.Although the overall complexity renders a comprehensive analysis and long-term projections difficult, including a range of associated uncertainties, it is important to tackle this challenge. Furthermore, it is also the way of responding to the impacts that is dominated by overlapping responsibilities of the wide range of different actors involved in climate change issues at the urban level. For all these reasons, joint efforts from decision makers at national, regional and local level together with academicians and civil society actors is needed in order to work on a reliable data base, and furthermore, adequate local mitigation and adaptation measures for cities.

In Turkey, the situation is similar to many other countries in the world:in order to fulfil the requirements the acceding to the United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC) and the signing of the Kyoto protocol implies, different activities have been undertaken in order to frame climate change response at national level.However, most Turkish cities, and especially Metropolitan Municipalities, do not yet have developed their own integrative and long-term climate change strategies. This holds also true for the Istanbul Metropolitan Municipality (IMM) although different activities, especially regarding mitigation action, are on-going. But, in order to keep up with competing megacities around the world and to set a good example for other Turkish cities, a clear climate change strategy including mitigation and adaptation activities could strengthen the position of the IMM.

To find out more about existing data, on-going and undertaken activities as well as available political plans, programmes and strategies regarding climate change in the IMM, I have undertaken different research activities between December 2012 and August 2013 as a fellow of Istanbul Policy Centre-Sabancı University-Stiftung Mercator Initiative. This research included intensive literature review, the conduction of 32 expert interviews with decision makers, academicians and civil society activists involved in climate change issues as well of the establishment of a network with those polled actors.They were all invited to actively participate in a workshop likewise organized as part of the overall research project.I organized thisworkshop entitled Joint Action to Tackle Climate Change at the Local Level – Strengthening Response Capacities as a joint activity of IPC-Sabancı University-Stiftung Mercator Initiative, Regional Environmental Center (REC) Turkey and United Nations Development Program (UNDP) Turkey and aimed at bringing all different actors together, initiating a participatory process at the science-policy interface, working on the existent with regard to climate change at local level, and identifying knowledge deficits and program needs.

The workshop results thereby underpinned the results already achieved by the interviews and was especially successful in promoting interaction between all participants regardless their professional or political background or institutional affiliation, whereas this interaction and constructive exchange is not to go without saying. What became clear form the research is that climate change is so far not very much on the political nor the scientific or civil society agenda. Scientific research on climate change is on-going although often not policy-oriented and, there is in sum, very little data and work regarding climate change taking place on a consistent and thorough basis at the local level. In theIMM climate change is only randomly considered in urban development and planning, and does not necessarily follow sustainable development aims. According to the interviews and discussions at the workshop exchange and collaboration between different actors is not at the fore (e.g. between national and local governments but also between decision-makers, climate activists and scientists).Furthermore, communicating results and activities is a challenge which should be considered by all actors in order to avoid knowledge, awareness and policy gaps.

It also became very clear that many actors feel unhappy about the current situation and do see the need to work closer together in order to use mutual power for a consistent and overall climate change strategy of the IMM. Butas long as neither decision-makers nor academicians nor civil society are taking leadership it will be very difficult to transfer good spirit into clear action. This means, as long as scientists wait for decision-makers to approach them with concrete demands, and decision-makers are not including other actors in a participatory way in decision making processes of climate change, capacities are not fully addressed.

Therefore, it would be important to find an adequate way of continuing the process that was started with the research:a) using the knowledge and the power of the scientists with great interest in working more intensively on the specifics of climate change and its impacts for the IMM and b)attractingcivil society that showsthe potential to involve more intensively in climate change projects, especially by more active participation activities.

Because there is the potential for the IMM to develop its own institutional and organizational long-term approach with short- and mid-term measures in order to combat climate change in an integrative and collaborative manner.It could make use of joint capacities coming from all different actors, policy makers, academicians and civil society who make a megacity like Istanbul a place of opportunity and hope.

Dr. Kerstin Krellenberg is a German researcher, Environmental Scientist, holding a PhD in Physical Geography from Humboldt Universität, Berlin. In Istanbul, she is one of the current Mercator-IPC Fellows (http://ipc.sabanciuniv.edu/en/people/kerstin-krellenberg), conducting research within the thematic field of climate change. In Germany, she is since 2007 affiliated to the Helmholtz Centre for Environmental Research – UFZ in Leipzig (http://www.ufz.de/index.php?en=15224). During the last years she coordinated an inter- and transdisciplinary research project to elaborate jointly with other scientists, decision makers, civil society, private actors, etc. a Regional Climate Adaptation Plan for the Metropolitan Region of Santiago de Chile (www.climate-adaptation-santiago.ufz.de).

Dr. Kerstin Krellenberg

In Turkey:  

Istanbul Policy Center -Sabancı University BankalarCaddesi No: 2, Kat: 4

34420 Karaköy – İstanbul

Email: [email protected]

In Germany: 

Helmholtz Centre for Environmental Research – UFZ, Department of Urban and Environmental Sociology

Email: [email protected]

 

Click for Turkish version

 

Dr. Kerstin Krellenberg

Istanbul Policy Centre (Mercator – IPC Fellowship Program)

Helmholtz Centre for Environmental Research – UFZ (Germany)

 

İstanbul, iklim değişikliği, müdahale yolları – Dr. Kerstin Krellenberg

0

Son derece karmaşık bir konu olan iklim değişikliği, 21. yüzyılın diğer bir küresel sorunu olan kentleşme ile yakından ilişkilidir. Dahası, iklim değişikliği de kentleşme de, küresel olaylar olmalarına rağmen, ülke, bölge ya da kent düzeyinde homojen bir dağılım göstermemektedirler. Aksine, etkileri yerel ve bağlama özeldir. Bir yandan “mega-eğilim kentleşmenin” en görünür ifadesi, diğer yandan iklim değişikliğinin hem sorumlusu hem de kurbanı olan mega kentler, birbiriyle iç içe girmiş ve paralel devam eden süreçler dikkate alındığında oldukça karmaşık olgulardır. Bu durum ayrıntılı bilimsel analizlerin yürütülmesinive daha doğru müdahale yöntemleri geliştirilmesini sağlamak için iklim değişikliği etkilerine ilişkin tüm risklerin ve hassas konuların incelenmesini zorunlu kılar. Her ne kadar bu karmaşık durum, daha kapsamlı bir analize gereksinim duyarak, konu ile ilgili bir dizi belirsizlikler de dahil olmak üzere uzun vadeli tahminleri zor bir hale getirse de, bu zorlulukların üstesinden gelinmesi önemlidir. Öte yandan bu yaklaşım, kentsel seviyede iklim değişikliği alanında çalışan farklı paydaşların çakışan sorumluluklarının egemen olduğu karmaşık etkilere tepki vermenin en uygun yollarından biridir. Tüm bu nedenlerden dolayı, daha güvenilir veriler ile çalışabilmek ve dahası, kentler için uygun hafifletme (mitigation) ve uyum (adaptation) önlemleri alabilmek için ulusal, bölgesel ve yerel seviyede karar alıcıların, akademisyenlerin ve sivil toplum yetkililerinin ortak çabaları gerekmektedir.

Türkiye, dünyadaki pek çok ülkede olduğu gibi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü uyarınca talep edilen gerekliliklerin yerine getirilmesi için iklim değişikliğiyle müdahale kapsamında ulusal düzeyde farklı etkinlikler yürütülmüştür. Ancak, Türkiye’deki pek çok kent ve özellikle büyükşehir belediyeleri, henüz bütünleyici ve uzun vadeli iklim değişikliği stratejileri belirlememişlerdir. Bu durum hafifletme etkinlikleri sürdürülüyor olmasına rağmen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) için de geçerlidir. Ancak dünyanın farklı yerlerindeki rakip mega kentler ile aynı kulvarda koşabilmek ve Türkiye’deki diğer kentlere örnek olmak adına hafifletme ve uyum faaliyetlerinin de dahil edildiği net bir iklim değişikliği stratejisi İBB’nin pozisyonunu güçlendirebilir.

Var olan veriler, devam eden ve tamamlanmış çalışmaların yanı sıra İBB’de iklim değişikliği alanında geliştirilen planlar, programlar ve stratejiler hakkında daha fazla bilgi edinmek için, Mercator-İPM Araştırmacısı olarak Aralık 2012-Ağustos 2013 tarihleri arasında bazı araştırma çalışmalarında bulundum. Yoğun bir literatür taramasına ek olarak, iklim değişikliği alanında aralarında karar alıcılar, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri olan32 uzmanla görüşerek, görüşmelere davet edilen aktörler arasında bir ağ kurulması yönünde çalışmalarımı sürdürdüm. Aynı şekilde, görüşmelere katılan uzmanlar araştırma projesi kapsamında düzenlenen atölye çalışmasına aktif olarak katılmaları için davet edilmişlerdir.

İklim Değişikliği ile Mücadele için Yerel Düzeyde Ortak Girişim – Müdahale Kapasitelerini Güçlendirme (Joint Action to Tackle Climate Change at the Local Level – Strengthening Response Capacities) isimli atölye çalışmasınıİstanbul Politikalar Merkezi-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi, Bölgesel Çevre Merkezi (REC), Türkiye ve Birleşmiş Milletler Gelişim Programı (UNDP) Türkiye ortaklığında organize ettim. Atölye çalışması, farklı aktörleri bir araya getirmeyi, bilim-politika ekseninde katılımcı bir süreç başlatmayı, yerel düzeyde iklim değişikliğine ilişkin güncel bilgiler üzerinde çalışmayı ve bilgi eksiklikleri ile program gereksinimlerini saptamayı amaçlamıştır.

Atölye çalışmasının sonuçları, hâlihazırda görüşmelerde ulaşılan sonuçları desteklemiş ve özellikle profesyonel ve politik geçmişleri ya da kurumsal bağlantılarına bakmaksızın, tüm katılımcılar arasında bir etkileşim oluşması açısından başarılı geçmiştir. Bu etkileşim ve yapıcı bilgi alışverişinin önemine vurgu yapılması gerekmektedir. Araştırmanın öne çıkardığı bir diğer bulgu ise, iklim değişikliğinin politikacıların, bilim dünyasının ya da sivil toplumun gündeminde çok fazla yer almadığıdır. Politika odaklı olmasa da, iklim değişikliği ile ilgili bilimsel araştırmalar devam etmektedir ancak özetlendiğinde iklim değişikliğine ilişkin yerel seviyede tutarlı ve kapsamlı çok az veri ve çalışma vardır.

İBB’de kentsel gelişim ve planlamada iklim değişikliği yalnızca gelişigüzel düşünülmektedir ve herhangi bir sürdürülebilir kalkınma hedefi de belirlenmemiştir. Görüşmeler ve atölye çalışmasındaki tartışmalar, konu ile ilgili farklı paydaşlar arasında bilgi alışverişi ve işbirliği olmadığını göstermiştir. (örn. Sadece ulusal ve yerel yönetimler arasında değil aynı zamanda karar alıcılar, iklim eylemcileri ve bilim insanları arasında da.) Öte yandan, bilgi, farkındalık ve politika eksikliklerini önlemek için, sürdürülen faaliyetlerin ve bu çalışmaların sonuçlarının tüm paydaşlara iletilmesi deilgili tüm aktörler tarafından dikkate alınması gereken bir zorluktur.

Paydaşların çoğunun mevcut durumdan memnun olmadıkları ve İBB için genel ve tutarlı bir iklim değişikliği stratejisi hazırlanması için ortak çalışmalara gereksinim duydukları anlaşılmıştır. Ancak, karar alıcılar, akademisyenler ya da sivil toplum liderliği ele almadıkça, iyi niyeti eyleme dökmek çok zor olacaktır. Bilim insanları karar alıcıların elle tutulur taleplerle kendilerine gelmelerini beklediği ve karar alıcılar diğer paydaşların iklim değişikliği hakkında karar verme süreçlerinde katılımcı bir şekilde yer almalarını sağlamadığı sürece,ortak çalışma potansiyelinin tam anlamıyla gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir.

Böylece, araştırma ile başlayan sürece tatminkâr bir şekilde devam edebilmek için uygun yolun bulunması önemliydi; a) iklim değişikliğinin özellikleri ve İBB üzerindeki etkisi üzerinde daha yoğun bir çalışma ile ilgili bilim insanlarının bilgisinin ve gücünün kullanılması ve b) özellikle daha aktif katılım faaliyetleri ile iklim değişikliği projelerinde daha yoğun çalışma potansiyeli gösteren sivil toplumun dikkatinin çekilmesi.

İBB, iklim değişikliğine dönük, kısa ve orta vadeli bütünleştirici ve ortak müdahaleler ışığında kendi uzun vadeli kurumsal ve örgütsel yaklaşımını geliştirme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla, “mega-kent” İstanbul’u bir fırsat ve umut kenti yapan farklı paydaşların; karar alıcıların, akademisyenlerin ve sivil toplumun ortak kapasitelerini kullanabilir.

Alman bir araştırmacı olan Çevre Bilimci Dr. Kerstin Krellenberg Fiziksel Coğrafya üzerine hazırladığı doktorasını Berlin Humbolt Üniversitesine tamamlamıştır.İstanbul’da Mercator-İPM (http://ipc.sabanciuniv.edu/en/people/kerstin-krellenberg) Araştırmacılarından biridir ve iklim değişikliği tematik alanında araştırma yapmaktadır. Almanya’da 2007’den beri Leipzig‘deki Helmholtz Çevre Araştırmaları Merkezi’ne (Helmholtz Centre for Environmental Research – UFZ (http://www.ufz.de/index.php?en=15224) bağlı olarak çalışmaktadır. Son yıllarda, diğer bilim insanları, karar alıcılar, sivil toplum, özel sektör çalışanlarının ortak çalıştığı disiplinler arası ve disiplinler üstü bir araştırma olan Santiago de Chile Büyükşehir Bölgesi için Bölgesel İklim Uyarlaması Planı (Regional Climate Adaptation Plan for the Metropolitan Region of Santiago de Chile) (www.climate-adaptation-santiago.ufz.de) araştırmasını koordine etmiştir.

 

Dr. Kerstin Krellenberg

Türkiye:İstanbul Politikalar Merkezi -Sabancı Üniversitesi Bankalar Caddesi No: 2, Kat: 4

34420 Karaköy – İstanbul

E-posta: [email protected]

Almanya:Helmholtz Merkezi Çevresel Araştırmalar– UFZ, Kent ve Çevre Sosyolojisi Bölümü

Permoser Str. 15

04318 Leipzig, Almanya

E-posta: [email protected]

Türkçeye Çeviren: İstanbul Politikalar Merkezi

Yazının özgün hali

 

Dr. Kerstin Krellenberg

İstanbul Politikalar Merkezi (Mercator-İPM Burs Programı)

Helmholtz Çevre Araştırmaları Merkezi -UFZ (Almanya)

Gezi Forumları’ndan Dünya Barış Günü’nde insan zinciri

Barış İçin El Ele Forumlararası Çalışma Grubu 1 Eylül Dünya Barış Günü için, 1 Eylül Pazar günü 13:00’de  “Taksim’den Dikmen’e, Rojava’dan Halep’e, Adeviye’den Tahrir’e, Gazze’den Doğu Türkistan’a, bütün dünyaya ilham vermek” için insan zinciri etkinliği düzenleyecek.

İstanbul ‘da Gezi Parkı direnişi ve sonrasında kurulan park forumları 1 Eylül Pazar Dünya Barış Günü’nde, “herkesi; barış ve huzur içinde bir arada yaşadığımız, şiddet, zulüm ve baskının olmadığı özgür bir dünya için” el ele vermeye çağırdı.

Barış İçin El Ele Forumlararası Çalışma Grubu, yayınladığı çağrı metninde; “Bizlere dayatılan hiçbir ayrımcılığı kabul etmiyor, mahallemizden başlayarak tüm Türkiye’de, sağımızda solumuzda kim varsa, inancına, diline, ırkına ve cinsiyetine bakmadan elini tutuyoruz” dedi.

“Taksim’den Dikmen’e, Rojava’dan Halep’e, Adeviye’den Tahrir’e, Gazze’den Doğu Türkistan’a, bütün dünyaya ilham vermek ve umut olmak amacıyla oluşturulacağı belirtilen açıklamada insan zinciri”nin parklardan sokaklara, Eminönü’nden Sarıyer’e, Kadıköy’den Kartal’a, İstanbul’dan tüm Türkiye’ye uzanmasının hedeflendiği belirtildi.

 

 

ODTÜ’de ağaç nöbeti

ODTÜ ormanına sahip çıkıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yoluna karşı çadır nöbeti başladı. Anadolu Bulvarı ile Konya Yolu arasında yapılan ve ODTÜ Ormanı’ndan geçirilmesi planlanan bağlantı yoluna tepki gösteren yaklaşık 100 kişilik bir grup, ODTÜ A4 girişine yakın bir noktada yapılacak yol güzergahına direniş çadırları kurdu.

ODTÜ Mezunları Derneği, ODTÜ’lü öğrenciler, Anıtpark ve 100. Yıl Forumu üyelerinden oluşan eylemciler, ‘Bu daha başlangıç mücadeleye devam’ sloganları attı.  Çadırların kurulmasının ardından bir konuşma yapan eski ODTÜ öğrencisi Çetin Örgen ise 50 yıl önce birçok arkadaşıyla o ağaçları elleriyle diktiklerini ve ağaçların kesilmesine müsaade etmeyeceklerini belirtti. Öte yandan viyadük çalışmalarının devam ettiği görüldü.

Polisin uyarıları sonucu çadırlar kaldırılırken ODTÜ’deki nöbet sabaha kadar devam etti.