Ana Sayfa Blog Sayfa 4121

“İbne” tweetine suç duyurusu

Bianet’ten Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre Başbakan Erdoğan, LGBT aktivisti ve Halkların Demokratik Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı Levent Pişkin hakkında suç duyurusunda bulundu.

Pişkin, Başbakan’ın “Dört dörtlük Aleviyim” açıklaması üzerine twitter’dan “Başbakandan ‘Dört dörtlük ibneyim. İbneliği sizden öğrenecek değilim’ açıklaması bekliyoruz” yazmıştı.

Başbakan Erdoğan, Pişkin hakkında basın yoluyla hakaret suçundan (TCK 125/4) şikayetçi oldu.

Levent Pişkin, Başbakan’a eşcinselliği aşağıladığı için karşı dava açacağını söyledi:

İbnelik bir cinsel yönelimdir. Bir hakaret teşkil etmez. Başbakan burada dava açılmasını isteyerek bir cinsel yönelimi aşağılama suçu işlemiştir.

“Ben de karşı dava açacağım ve 1 liralık sembolik bir manevi tazminat isteyeceğim.”

Bianet.org

İklim müzakerelerinde kritik günler – Gökşen Şahin

BM İklim Değişikliği müzakerelerinin ikinci haftasında finansman, 2015’te imzaya açılacak yeni anlaşma gibi çok kritik noktaları tartışılacak. Türkiye’de müzakerelere katılıyor.

Varşova’da yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 19. Taraflar Konferansı’nda ikinci haftaya başladık. Müzakerelerin ilk haftasında teknik konular konuşularak, yapılan çalışmalar belirli bir noktaya geldi. Bu hafta ise, ülkelerin üst düzey temsilcileri, finansman, 2015’te imzaya açılacak yeni anlaşma gibi çok kritik noktaları tartışacaklar.

Türkiye, düne kadar, müzakerelere üst düzey katılım göstermeyecek gibi görünüyordu. Dün yayınlanan listelerde katılmaya karar verdiğini görmüş olduk. Ülkelerin üst düzey görüşmelere hangi düzeyde katıldıkları, uluslararası alanda konuya verdikleri önemi gösteriyor. Yeşil Gazete’den Ümit Şahin’in analizlerine göre;

Türkiye en alt düzeyde temsil ediliyor

“Yüksek düzeydeki oturuma 150 ülke katılıyor (ki bu da beklenenden düşük bir sayı). En yüksek düzeyde katılım sağlayan ülkeler devlet başkanları tarafından temsil edilen Tanzanya ve Nauru, başbakanları tarafından temsil edilen Etiyopya ve Tuvalu ile devlet başkan yardımcısı tarafından temsil edilen İran. 86 ülke çevre (veya benzeri) bakanları tarafından temsil edilirken, 5 ülke bakan yardımcısı, 8 ülke de bakan vekili düzeyinde zirveye katılıyor.

“Ayrıca 4 ülkenin (ABD, Rusya, Marshall adaları ve Guyana) başkanın özel iklim değişikliği temsilcisi (Special Envoy) düzeyinde katıldıklarını eklemek gerek. Bu da oldukça üst düzey bir katılım sayılabilir. Alt düzeyde katılan birkaç ülkeyi de konuyla ilgili kurumların (Çevre Koruma Ajansı, İklim Değişikliği Departmanı vb.) başkanları, ya da örneğin 10 ülkeyi büyükelçiler temsil ediyor. Türkiye ise bu zirvede en alt diplomatik seviyede temsil edilen ülkelerden biri. Müsteşar yardımcısı gibi yardımcı bürokratlar tarafından temsil edilen başka bazı ülkeler arasında Afganistan, Liberya, Mauritus, Libya vb. sayılabilir.”

Türkiye performansta sondan sekizinci

Hazır Türkiye’nin konuya verdiği önemden bahsetmişken, bu hafta yayınlanan bir rapora da değinmemek olmaz. Her yıl ülkelerin iklim değişikliği politikalarını değerlendiren “İklim Değişikliği Performans Endeksi” bağımsız Alman sivil toplum kuruluşu olan Germanwatch tarafından yayınlandı. Bu raporda, ülkelerin sera gazı artışları, yenilenebilir enerji politikaları gibi iklim değişikliği ile ilişkili farklı konulardaki performansları değerlendiriliyor.

BM İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne taraf olan ve bu çerçevede sorumluluk alması gereken ülkelerin performansını değerlendiren bu rapora göre, Türkiye listede “en kötü ülkeler” kısmına girerek sondan 8. oldu. İlk üçe girmeyi hak edecek politikaları olan ülke olmadığı için ilk üçün boş bırakıldığı sıralamada, Türkiye geçen yıl bulunduğu 57’incilikten yükselerek, 54. olsa da, en kötü ülkeler arasındaki yerini korumaya devam etti. Konuyla ilgili 350 Ankara’nın basın metnini bulabilirsiniz.

Fon için yeterli destek yok

Türkiye’nin performansından sonra buradaki son duruma geçersek ve en önemli üç başlığı kısaca değinmek isterim:

Finansman: İklim değişikliği konusunda gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelere finansal destek sağlayacak iki fon mekanizmasına dair tartışma burada önemli boyutta. İlki iklim değişikliğine uyum için oluşturulan adaptasyon fonu. Adaptasyon fonununda şu anda para bulunmuyor. Bu fonu yeniden işler hale getirmek için 100 milyon dolar konulması gerekiyor. Ancak bunun nasıl yapılacağı ile ilgili bir fikrimiz yok. Zira gelişmiş ülkeler, “biz şimdiye kadar bizden isteneni yaptık, sonrasına karışmayız” diyorlar.

Bir diğer fon da Yeşil İklim Fonu. 2010 yılında Cancun’da yapılan müzakerelerde, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele etmek için üretecekleri projeleri, programları ve diğer etkinlikleri uzun dönemde desteklemek amacıyla bu fon oluşturulmuştu. Geçtiğimiz yıl, fonun yönetici kadrosu belirlenmiş; bu yıl da fonun kuruluş amacı olan 2020 yılına kadar 100 milyar doları toplamaya başlaması gerekiyordu. Bu fonların bir kısmı kamusal yardımlardan, diğer bir kısmı da özel sektör yardımlarından gerçekleşebilecek. Ama gelin görün ki, henüz twitter hesabı üzerinden biz bu kadar para vereceğiz diye duyuran baş müzakereciler dışında resmi bir açıklama yok. (Bugün Avrupa Birliği 2014 – 2015 süresince 1,7 milyar avroluk yardım yapabileceklerini belirtti. Ama 100 milyar dolarla karşılaştırınca devede kulak kalıyor)

Yarın Ekonomi Bakanlarının veya ilgili Bakanların katıldığı üst düzey toplantı gerçekleşecek. Esas orada finans konusu netleşecek. Dolayısıyla şu an heyecanlı bir bekleme halindeyiz.

Yeni anlaşma için çalışmalar sürüyor

2015’ten sonra yürürlüğe girecek yeni anlaşma: Uzun uzun ismini yazdım ancak 2015’te imzaya açılması planlanan bu anlaşma Paris’te imzalanacağı için kısaca Paris Anlaşması olarak geçiyor. Paris Anlaşmasının temel çerçevesi ve ilkelerinin burada belirlenmesi ve bunların sözleşmeye taraf ülkeler tarafından onaylanması ile metnin içinin doldurulmasına başlanacak. Geçtiğimiz hafta boyunca ülkeler yeni anlaşma ile ilgili kendi görüşlerini belirttiler. Pazar günü, bu süreci yürüten iki eş başkan tüm bildirilen görüşleri temel alarak ortak bir taslak metin hazırladı. Şu an ise, o taslak metin üzerine hem tarafların, hem de sivil toplum, iş dünyası, akademi gibi devlet dışı paydaşların görüşleri alınıyor. Tabii ki burada görüşleri alınıyor diye özetlediğimiz süreç, akşam 6’da başlayan toplantıların gece yarılarına kadar sürmesi diye düşünülebilir. Zira gezegenin tüm koşulları değişecek ve insanlar olarak uyum sağlayamayacak olsak da yine de her ülkenin kendi özel ve önemli koşulları hep, her şeyin önünde!

Önümüzdeki 1-2 gün içerisinde de yine sabahlara kadar sürecek toplantılarla beraber bu süreçten iyi ya da kötü bir metin çıkması ve yeni anlaşmanın en azından çerçeve ilkelerinin belirlenmesi öngörülüyor. Bütün bu tartışmaların sevindirici olan tarafı, eş başkanlar tarafından sunulan metinden hiçbir taraf memnun değil. Dolayısıyla bu metin üzerinde anlaşabilecekleri bir zemin sunuyor. Zira Birleşmiş Milletler müzakerelerinde tarafların hepsinin hemfikir olacağı bir metin bulmak mümkün değil. Genelde eleştiriler törpülenerek veya değiştirilerek bir ortak metne varılıyor.

Bu arada bu anlaşmanın iki ayağı olduğunu da belirtelim. Anlaşmanın 2015’te imzaya açılması ve 2020’de yürürlüğe girmesi üzerine taraflar anlaşmışlardı. Anlaşmanın ilk ayağı 2015 – 2020 arasında ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele ve sera gazı azaltım çalışmalarının güçlendirilmesini amaçlıyor. İkinci ayağı ise 2020’den itibaren bağlayıcı ve uzun dönemli bir anlaşmayı içeriyor. Dolayısıyla, buradaki tartışma bu yıl henüz son değil; 2015’e gidecek uzun sürecin ilk adımları.

Felaketlerin iklim değşikliğinden olduğu kabul edilmiyor

Kayıp ve Zararların Teminatı Mekanizması: İklim değişikliğine bağlı olarak yaşamaya başladığımız felaketler artık uyum sağlayabileceğimiz düzeyleri aşmış durumda. Varşova’da artık uyum sağlayamayacağımız iklim felaketlerine yanıt verecek bir teminat mekanizmasının oluşturulması gerekiyor. Ancak, bu mekanizmanın oluşması, tekil bir felaketin iklim değişikliği ile bağlantılı olduğunun kabul edilmesi demek. Gelişmiş ülkeler bunu kolay kolay kabul etmiyorlar. Gelişmekte olan ülkeler ise bunun kendilerinin “kırmızı çizgisi” olduğunu belirtiyorlar. En sonunda konuyu en üst düzeyden çözebilmek için toplantılara başkanlık eden Polonya Çevre bakanı, iki bakandan destek istedi. Bu bakanların konuyu bir çözüme ulaştırması gerekiyor.

Bu yazı ilk olarak bianet.org/ da yayınlanmıştır.

 

 

Gökşen Şahin

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden öğretim üyelerine soruşturma gerekçesi “izinsiz kitap okumak”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) yönetimi, 5 öğretim üyesi hakkında, izinsiz kitap okudukları gerekçesi ile soruşturma başlattı.

Geçen haziran ayında Gezi Parkı eylemleri sırasında, rektörlük binası önünde ‘Duran Adam’ eylemi yaparak kitap okuyan Prof. Talat Koç, Doç. Ekrem Tufan, Doç. Murat Gümüş, Doç. Ahmet Kamil Tunçel ve Öğretim Görevlisi Ömer Faruk Kırnıç hakkında üniversite yönetimince soruşturma açıldı.

Güvenlik birimlerinin raporu doğrultusunda rektörlüğün izin verdiği soruşturmayla ilgili olarak Deniz Bilimleri Dekanı Prof. Olcay Hisar atandı.

Buna benzer yaklaşık 10 soruşturma daha geçirdiğini söyleyen Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Talat Koç, “Görev yaptığım ÇÖMÜ’de bilimsel üretkenlik ve öğretimin heyecanını paylaşmak yerine soruşturmalarla uğraşmak zorunda kalıyorum. Hakkımda bugüne kadar açılan diğer soruşturmalardan hareketle yargıya götürerek haklılığımı kanıtlamış bulunmaktayım. Bununla birlikte yıldırıp bezdirerek kurumdan uzaklaştırmak amacıyla yeni soruşturmalar açıldı. Yürümekte olan soruşturmalarla ilgili konuşmam mümkün değil” dedi.

20 Haziran’da gerçekleşen ve yaklaşık 10 öğretim görevlisi ile öğrencinin katıldığı protesto gösterisine Rektör Prof. Sedat Laçiner’den de sert tepki gelmiş ve eylemi bitirmelerini istemişti.

(Radikal)

Başkanlık ettiği zirvenin ortasında görevden alındı

Marcin Korolec

Varşova – Polonya’da ilginç gelişmeler ard arda geliyor. Bakanlar Kurulu’nda kapsamlı bir revizyon yapan Polonya Başbakanı Donald Tusk, Birleşmiş Milletler İklim zirvesi, COP 19’un başkanlığını yapan Çevre Bakanı Marcin Koroloec’i de görevden aldı.

Çevre Bakanı olarak başladığı zirvenin ortasında kabine dışında kalan Korolec’in zirveye başkanlık yapmaya devam edeceği bildirildi. Ama bu durumun eski bakanın gücünü ve itbarını zedeleyeceği kesin.

Birleşmiş Milletler iklim zirvelerine genellimkle ev sahibi ülkenin Çevre Bakanı başkanlık ediyor.

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

 

Varşova’da son durum: Avustralya tıkadı, G77 müzakereyi terk etti

Varşova – Dün gece gelişmekte olan ülkelerin kayıp ve zarar mekanizması toplantısını terk etmesine ve Varşova iklim zirvesinde müzakerelerin çıkmaza girmesine neden olan gelişmelerin detayları ortaya çıkmaya başladı.

Uluslararası Çevre ve Kalkınma Ensütitüsü’nden Saleemul Huq‘un verdiği bilgiye göre kayıp ve zarar mekanizması (loss and damage, L&D) müzakerelerini Avustralya delegeleri bloke etti. Geçen yıl Doha zirvesinde kurulmasına karar verilen L&D iklim değişikliğinden kaynaklanan kayıpların ve felaketlerden kaynaklanan zararların karşılanabilmesi için teknik ve finansal bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Normalde hafta sonu kapanan SBI konferansında karara bağlanması gereken mekanizma SBI’ın üzerinde ilerleme kaydedemediği tek gündem maddesi olarak bu haftaya kalmıştı. Ancak dün gece sabaha kadar toplantılarda ortadaki iki ayrı metin üzerinde bir uzlaşmaya varılamadı.

Birinci taslak metin gelişmiş ülkelerden geliyordu ve ABD, Kanada ve Japonya tarafından hazırlanmıştı. Diğer metin ise gelişmekte olan ülkelerin grubu olan G77+Çin tarafından hazırlanmıştı. İki metin arasındaki uzlaştırma çabaları sürerken, Avustralya delegeleri gelişmiş ülkelerin metnine de imza atmaya yanaşmazken, gelişmekte olan ülkelerin önerdiği bütün önemli maddeleri ise paranteze aldı (bu müzakere tekniğinde tartışmaya açtı anlamına geliyor). Bunun üzerine G77+Çin grubu delegerli sabaha karşı 3:55’de toplantıyı terk etti. Durum bugün bakanlara iletildi ve sorunun çözümü politikacılara bırakılmış oldu.

Oxfam’dan Tim Gore, Avrupa Birliği’nin ise iklim alanında liderliği bıraktığını, finans konusunda bir taslak metin bile hazırlamadığını, bunun da önceki zirvelerle karşılaştırıldığında geriye gidiş olduğunu söylüyor. Hatta ABD’nin bile Avustralya, Kanada, Japonya ve AB’nin yanında daha uzlaştırıcı kaldığı ve bunun da çok tuhaf olduğu yorumları yapılıyor.

Toplantıya tişörtle geldiler

Dün gece tıkanan görüşmelerle ilgili bizlere aktarılan bir ilginç ayrıntı ise Avsutralya delegelerinin davranışları. Avustralya delegelerinin toplantıya tişört giyerek geldikleri ve normalde beklenmeyecek bir şekilde toplantı sırasında bir şeyler yiyip içtikleri söyleniyor. Avustralya’nın tartışılan metinde öze dair anlamlı bütün önerileri reddederken böyle bir davranış sergilemesinin de konuyu ve diğer ülkelerin duyarlıklarını ciddiye almadıkları yönünde bir mesaj olduğu yorumları yapılıyor.

Kayıp ve zarar mekanizması, adaptasyon fonuna ve yeşil iklim fonuna finansman sağlanmasıyla birlikte Varşova’dan çıkması beklenen tek somut karardı. Tüm diğer kararlar 2015’e hazılrıkla ilgiliydi.

Gelişmekte olan ülkelerin L&D’nin tıkanması halinde müzakerelerin geri kalanıyla ilgili olarak da uzlaşmaya gitmeyecekleri yorumu yapılıyor.

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Google Selma Lagerlöf’ü doodle ile andı

Google, ünlü İsveçli yazar Selma Lagerlöf’ün 155. doğum yıldönümünü unutmadı ve bir doodle ile yazarın doğumgününde açılış sayfası için özel bir kapak hazırladı.

20 Kasım 1858’de İsveç’in Marbacka kasabasında dünyaya gelen hikaye ve masallarıyla dünya çapında ünlü bir yazar olan Selma Lagerlöf, Nobel Edebiyat Ödülü’üne değer görülen ilk kadın yazar olmasının yanısıra bu İsveç adına alan ilk yazardır.

Lagerlöf’ün en iyi eseri olan Nils Holgerssons underbara resa genom Sverige (Nils Holgersson’un yabankazlarıyla maceraları) adlı kitabından yola çıkarak hazırlanan çizgi film dizisi, Türkiye’de Uçan Kaz adıyla gösterilmiştir. Türkçede ayrıca Kurtlar ve Uçan Kazlar adlı çocuk kitapları vardır.

Eserleri;

Gösta Berlings Saga (1891)
Osynliga länkar (1894)
Antikrists mirakler (1897)
En herrgårdssägen (1899)
Jerusalem (1901-02)
Herr Arnes penningar (1904)
Kristuslegender (1904)
Nils Holgerssons underbara resa genom Sverige (1906-07)
Liljecronas hem (1911)
Körkarlen (1912)
Kejsarn av Portugallien (1914)
Troll och Människor (1915)
Löwensköldska ringen (1925)
Carlotte Löwensköld (1927)
Anna Svärd (1928)
The Silver Mine
Zacharias Topelius

 

 

Mutlu Keçi anasınıfı öğretmenini bekliyor

Dünyanın ekolojik dengesinin bozulup ciddi bir çevresel ve toplumsal krizin eşiğinde olduğu düşünülerek eğitimde ekolojik bakış açısını merkeze alan yeni bir değerler sistemi oluşturmak ve ekolojik krizin gerçek anlamda aşılabilmesi için gerekli olan insan-doğa ilişkisini yeni baştan kurgulamak isteyen bir grup ebeveyn ve gönüllünün bir hayali vardı; ekoloji anlayışının eğitim kurumunun tümüne nüfuz etmesi. İşte “Başka Bir Okul Mümkün” bu hayalin ürünü.

2009 Sonbaharından itibaren ön hazırlıklarına başlanan 2010 Kasım ayında Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin de kurulmasıyla beraber ilk meyvesi;  2013 Eylül’ de umut ve heyecan veren bir dayanışma örneğiyle, çok çeşitli destekler sayesinde ve kolektif olarak Bodrum’ da kurulan Mutlu Keçi İlkokulu oldu. Mutlu Keçi İlkokulu şimdi  “Çocuk Hakları Sözleşme’ sinde belirlenen hakları hayata geçiren, çocukların kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayan, katılımcı demokrasiyle yönetilen, ekolojik dengeye saygılı ve ticari kar amacı gütmeyen böyle bir okul modelinde yer almak isteyen okul öncesi öğretmenleri arıyor.

24 Kasım’ a kadarki başvuruların kabul edileceği ilanın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

BBOM Okulları’nın eğitim programının temel hedefleri internet sitelerinde söyle sıralanıyor;

• Tüm eğitim programı ekoloji perspektifinden taranacak, içerikteki olumsuz örnekler (havuz problemleri gibi) kaldırılarak olumlu örneklerle (yağmur suyunun toplanması gibi) değiştirilecektir.

• Eğitim materyallerinin seçiminde kullanılmak üzere ekolojik seçim kriterleri belirlenecektir.

• Gündelik yaşama ilişkin ekolojik çözümler, teorik olarak anlatılacağı gibi, projeler ve atölye çalışmalarıyla uygulamaya da yer verilerek, ekolojik içselleştirmenin pekiştirilmesi hedeflenmektedir.

• Bu amaçla “doğal hayat ve ekoloji atölyeleri” gibi doğal döngüleri anlamaya yönelik, “geri dönüşüm ve tamir atölyeleri” gibi tüketimi azaltmaya yönelik, “gıda ve oyun araçları atölyeleri” gibi kendi kendine yeterli üretim ilkesini öğretmeye yönelik çalışmalar düzenlenecektir.

• Enerjinin ve su ve gıda gibi doğal varlıkların doğru kullanımına, tüketimin asgari düzeye indirilmesine ve sürdürülebilir yaşam modellerine ilişkin ilkeler okul yaşamının tüm aşamalarında vurgulanacaktır.

• Çocukların eğitim materyallerinin okul kütüphanesinde her çocuğa yetecek miktarda temin edilmesi suretiyle bu materyallerin daha sonraki çocuklar tarafından da kullanması sağlanacaktır. Benzer bir şekilde okul içinde kurulacak mekanizmalarla çocuklar için giyecek, oyun araçları, kitap gibi eşyaların ihtiyaca göre paylaşılması ve takas edilmesi sağlanacaktır.

• BBOM aynı zamanda yakın çevresinde benzer bir bilinçlenmenin oluşması için yöre insanlarına da yönelik benzer ekoloji programları hazırlamayı ve sorumluluk projeleri düzenlemeyi hedeflemektedir. Bu eğitim programları ve sorumluluk projelerinde BBOM’un “ekoloji izcileri” hem yerel çevre sorunlarının tespit edilmesi, hem bunların çözülmesi hem de kamuoyunun bilinçlendirilmesi için çalışacaklardır.

(Yeşil Gazete)

Greenpeace’in 9 aktivisti daha kefaletle serbest, Gizem’in duruşması yarın

Rusya’da tutuklanan 30 Greenpeace aktivistinin yargılandığı St. Petersburg Bölge Mahkemesi, 9 üyenin daha serbest bırakılmasına karar verdi. Serbest bırakılan aktivistlerr arasında Fransa, İtalya, Arjantin, Yeni Zellanda, Polonya ve İngiltere vatandaşları yer alıyor.

19 Eylül tarihinde Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin Greenpeace Artic Sunrise gemisi ve mürettebatına el koyması sonucunda gözaltına alınan 30 Greenpeace aktivistinden 12’si kefaletle serbest bırakılmış oldu. Kefaletle serbest kalanlar dahil 30 aktivistin yargılanmasına ise devam ediliyor. Kefalet şartları belirtilmediği için serbest kalan aktivistlerin ülkelerine dönüp dönemeyecekleri konusu henüz netlik kazanmadı.

Arctic Sunrise’ın mutfağında staj yaptığı sırada gözaltına alınan Gizem Akhan’ın duruşması ise yarın St. Petersburg saati ile 14:00, Türkiye saati ile 13:00’de görülecek. Davaya katılmak üzere CHP’li 3 milletvekili bugün Rusya’ya hareket ediyor.

Gizem Akhan’ın da yarınki duruşmada kefaletle serbest bırakılması bekleniyor. Greenpeace’den aktarılan bilgiye göre her bir aktivist için belirlenen kefalet bedeli 2 milyon ruble. 12 akticvistin 2’şer milyon ruble karşılığında şartlı tahliye edilmesine karar verildi. Paranın 4 gün içinde ödenmesi gerekiyor.  30 tutuklunun da serbest kalması halinde Greenpeace örgütü, tamı tamına 60 milyon ruble, yaklaşık 3 milyon 750 bin TL kefalet ödeyecek.

Gizem’in duruşmasına CHP’den Melda Onur,Veli Ağbaba ve İlhan Cihaner de katılacak


CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner de St. Petersburg’daki mahkeme sırasında Gizem’in yanında olacak. Melda Onur’un TBMM Çevre, Veli Ağbaba’nın ise TBMM İnsan Hakları İnceleme komisyonu üyesi olmaları davanın özelliği açısındanda önem taşıyor. Greenpeace aktivistleri gözaltına alındıkları sırada Rusya’nın petrol şirketi Gazprom’un eriyen buzullar altındaki petrol tabakaları ile ilgili yaptıkları araştırmaları protesto ediyorlardı. 30 aktivistin uluslararası sularda gözaltına alınmasının insan haklarına ve uluslararası sözleşmelere de aykırılık taşıdığı belirtiliyor.

Gülçin Şahin, “Milletvekillerine Gizem’e verdikleri destek için teşekkür ediyoruz”

Greenpeace Akdeniz İletişim Sorumlusu Gülçin Şahin “Milletvekillerinin, Türkiye vatandaşı Gizem’in haklarını savunmak için gösterdikleri bu destek için kendilerine teşekkür ediyoruz. Bugüne dek pek çok devlet adamı ve yüzlerce parlamenter ve pek çok ünlü isim barışçıl eylemcilerle ilgili açıklamalarda bulundu. Bu kadar insanın aynı konu üzerinde anlaştığı görülmemiş bir durumdur. Ama bugün hepsi Greenpeace ile görüş birliğinde. Gizem ve gözaltındaki diğer arkadaşlarımız, yazdıkları mektuplarda, onları desteklerin ayakta tuttuğunu, Kuzey Kutbu’ndaki petrol aramalarının hem o bölge hem de tüm dünyaya etkilerini duyurmak adına bir fark yaratmaktan gururlu olduklarını ifade ediyorlar. Çevre için cesurca mücadele eden arkadaşlarımızın yaşadığı haksızlığın bir an önce son bulmasını istiyoruz” dedi.

(Yeşil Gazete)

Doğa Derneği’nden TCDD’ye, “Kuşlar, YHT var diye yollarını değiştiremez”

TCDD’nin, YHT’nin kuşların göç güzergahında bulunması nedeniyle kuş sürülerine çarpıp yok etmesi ile ilgili kuşların zamanla yolunu değiştireceği iddiasına Doğa Derneği yanıt verdi, “Kuşlar yollarını önlerine tren çıktı diye değiştiremezler”

Saatte 250 kilometre hızla Ankara’dan Eskişehir yönüne giden Yüksek Hızlı Tren’in (YHT) kuş sürülerine çarpması üzerine TCDD olayla ilgili yaptığı resmi açıklamada,  YHT’nin ilk yıllarda daha fazla kuş sürüsüne çarptığını belirtmiş ve “Bu artık azalmaya başladı. Çünkü kuşlar da YHT’ye alıştı ve göç yollarını değiştirmeye başladılar. Ancak zaman zaman göç eden kuş sürüleri YHT’ye çarpıyor. Kuş sürüsü yüzünden YHT hızını düşürmeyecek, 250 kilometre hızla seferlerine devam edecek. Zaman içerisinde kuşlar YHT’ye alışıp göç yollarını tamamen değiştirecektir” iddiasında bulunmuştu.

Doğa Derneğinden Süreyya İsfendiyaroğlu ise bianet’e yaptığı açıklamada bunun doğru olmadığını söyledi:

“Yol, otoyol, altyapı ve demiryolu gibi projelerde, ilk işletme yıllarında da dönemsel olarak kuşlar ölüyordu. TCDD’nin yaptığı açıklamada göçmen kuşlar YHT’e alışacak diyor ancak bu mümkün değil.”

“Göçmen kuşlar yollarını değiştirmez sadece yerelde bulunan çevredeki kuşlar YHT’yi öğrenebilir. 300 kilometre hızla giden bir trenden kuş sürüsü ya da çevredeki kuşlar kaçamaz, kuşlar bu kadar hızlı uçmuyor.”

“TCDD kuşların yoğun olarak bulunduğu ve göçmen kuşların yoğun olacağı yerlerde risk değerlendirmesi yapmalı. Örneğin bu yerlerde YHT bariyerlerle kapatılabilir böylece kuş ölümleri ve kazalar önlenebilir.”

“Eğer ilerde daha büyük kuşlar trene çarparsa ne olacak? Ön cam kırılabilir, daha büyük bir kazaya yol açabilir bu durum. Teknik önlemlerin arttırılması gerek. Bu önlemsizlik nedeniyle kuş sürüleri ölüyor. Tren hatları Ankara çayına yakın bir yerden geçiyor. Ona göre adaptasyon sağlanmalı.”

(Bianet)

Yeşiller/Sol’dan Geziemir’deki nükleer atık davasına müdahillik ısrarı

Gaziemir’deki kurşun fabrikasının bahçesine gömülerek bertaraf edilmiş süsü verilen nükleer atıklarla ilgili açılan davaya müdahillik istemi reddedilen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, karara itiraz etti.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Av. Arif Ali Cangı, 14 Kasım 2013 tarihinde İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na verdiği dilekçe ile ret kararına itiraz ederken, 7 Kasım tarihinde görülen duruşmada reddedilen müdahillik istemini de yineledi

Dava dilekçesinde “Dava konusunun çevre sağlığı ve canlı yaşamını çok yakından ilgilendirmesi nedeniyle ve siyasetin demokratik biçimde kamu yararına yapılmasının gerekliliğini yerleştirmek amacıyla söz konusu karara yasal süresi içinde itiraz ediyoruz” vurgusunu yapan Cangı, mahkemenin red kararını ‘siyasi partilerin tüzük ve yönetmeliklerinde amaçlarının ülke yönetimi ile ilgili olarak siyaset yapma olduğu, genel kamu yararına göre değil, parti tüzüğüne göre faaliyet yürüten tüzel kişilikler oldukları, ayrıca somut olayda doğrudan ya da dolaylı zarar gördükleri konusunda herhangi bir somut delilin de mevcut olmadığı’ gerekçesine dayandırdığına dikkat çekerek mahkemenin gerekçelerine katılmanın mümkün olmadığını belirtti ve “Siyaset/politika kamu yararına yapılan bir faaliyet değil midir?” diye sordu.

Gaziemir’de Aslan Avcı Döküm Sanayi adıyla faaliyet gösteren ve kurşun üreten fabrika taşınmış olmasına karşın atıklarını arazisindeki toprağa gömmüş ve durumun ortaya çıkmasının ardından 2007 yılında yapılan ölçümlerde toprağa gömülü atıklarda radyasyon tespit edilmişti. Olayın yerel ve ulusal basında duyurulmasının ardından Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi İzmir Valiliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gerekli başvuruları yapmış, Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliği Üyesi Dr. Angelika Claussen ve Dr. Alper Öktem de 26 Nisan 2013’te alanda inceleme yapmışlar ve tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekmişlerdi.

(Yeşil Gazete)