Ana Sayfa Blog Sayfa 4090

Çin’de yaklaşan gıda krizi: Milyonlarca hektar kirlilik nedeniyle artık tarıma uygun değil

Associated Press’in Huffington Post’ta yayınlanan haberini, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Nil Sarrafoğlu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

Geçen pazartesi günü bir hükümet yetkilisi tarafından yapılan açıklamaya göre Çin’in tarım arazilerinin 3.3 milyon hektarlık bölümü ağır metal ve diğer kimyasallarla aşırı kirlenme nedeniyle gıda üretimi yapılamaz hale geldi.

Çin’de gıda arzı krizi, hava ve su kirliliği gibi halkı alarma geçiren tehditlerden dolayı gölgede kalmış durumda. Yine de lekeli pirinç ve diğer ürünlerde yaşanılan skandallar nedeniyle toprak kirliliği de artık önemli bir gündem maddesi haline geldi. Hükümet geçen Şubat ayında toprak kirliliği ile ilgili ülke çapında yaptığı araştırma sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmayıp, devlet sırrı olarak ilan ettiğinde ciddi tepki almıştı.

Arazi ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı vekili Wang Shiyuan geçtiğimiz pazartesi yaptığı basın toplantısında ülkedeki 136 milyon hektar ekilebilen arazinin %2sinin artık gıda üretimine uygun olmadığını açıkladı. Bazı biliminsanları ise bu sayısı 25 milyon hektar (Çin’in tarım arazilerinin 5’te biri) olarak veriyor. Bu 25 milyon hektarın ne kadarının hangi düzeyde kirlendiği ise belirsiz.

Çin'de toprak kirliliği de, toprak aşınımı (erozyon) gibi gıda arzına yönelik büyük bir tehdit haline geldi. Foto: soilerosion.net
Çin’de toprak kirliliği de, toprak aşınımı (erozyon) gibi gıda arzına yönelik büyük bir tehdit haline geldi. Foto: soilerosion.net

Bu durum, gıda üretimini arttırmak isteyen ancak kalitesiz bebek maması ve diğer ürünler ile ilgili çığ gibi gelen skandallardan sonra gıda güvenliği konusunda kamuoyu baskısı ile karşı karşıya kalan komünist liderleri çıkmaza sokuyor.

Çin sanayisinin büyümesindeki patlama, tarım kimyasallarının aşırı kullanılması ve başıboş çevresel koruma uygulamaları nedeniyle kırsal alanın kurşun, kadmiyum, tarım zehirleri ve diğer toksinlerden dolayı kirlenmesine sebep oluyor.

Wang basın açıklamasında Çevre Koruma Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalara göre 3.3 milyon hektar arazinin “orta ila ciddi seviyede” kirlendiğini belirtti.

“Bu alanlarda gıda amaçlı tarımsal üretim yapılması artık mümkün değil” diyen Wang, bu verilerin geçtiğimiz Şubat’ta gerçekleştirilen ulusal kirlilik araştırması çıktılarından olup olmadığı konusunda bilgi vermedi.

Çiftçilerin Çin’in yüksek oranda kirlilik teşkil ettiği belirlenen alanlarında insan tüketimi için ekim yapmaları yasak. Ancak lekeli pirinç ve diğer ürünler gıda zincirindeki yerlerini almaya başladılar bile.

Yönetimdeki Komünist Parti’nin 2015 senesine dek sürecek beş yıllık kalkınma planı, ağır metal kirliliğinin azaltılması ve kirlenmiş alanları temizleme vaadini de içeriyor.

Wang açıklamasında hükümetin uzun dönemli planlar üzerinde çalıştığını ve bu yolda her yıl on milyar dolara yakın para harcamaları gerekeceğini belirtti. Wang bu planın içeriği hakkında herhangi bir detay vermemiş olsa da biliminsanları, insanlar tarafından tüketilmeyen ve ağır metal emebilen ağaç ve diğer çeşitli bitkilerin ekimleri ile sonuca ulaşılabileceğini belirtiyor.

Kurşun ve diğer çevre kirletici maddelerin su kaynaklarına sızmasından şikayetçi olan çiftçiler ise pil ve akü üretimi yapan fabrikalara karşı protesto eylemlerine başladılar.

Biliminsanlarına göre ise asıl endişe duyulması gereken sorun kadmiyum kirliliği: Böbrek hasarına ve çeşitli ciddi sağlık sorunlarına yol açan ve kanserojen bir madde olan kadmiyumun ülkenin açık ara başlıca mahsülü olan pirinç tarafından kolayca emiliyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayında ülkenin büyük şehirlerinden biri olan Guangzhou’da (eski adı Kanton, ed.) piyasada bulunan pirinçlerin yarısından fazlasında kadmiyum bulaşıklığı görülünce yetkililer Güney Çin’deki pirinç değirmenlerinde tahkikatlara başladı.

2013 yılının Şubat ayında Nanfang Daily gazetesi Güney Çin’de 2009 yılında kadmiyum içeren binlerce ton pirincin noodle üreticilerine satıldığı haberini geçti. Hükümet müfettişleri bu pirinçlerin endüstriyel alkol üretimi gibi sadece gıda dışı üretimde kullanılabileceğini belirtseler de, bir pirinç tüccarı elindeki pirincin çoğunu insan tüketimi için piyasaya sürmüştü.

Yeşil Gazete için çeviren: Nil Sarrafoğlu

Editör: Durukan Dudu

 

(Huffingtonpost, Yeşil Gazete)

 

3 Ocak 2014

Kamboçya’da Grev Yapan İşçilere Ateş Açıldı

Tekstil sektöründe çalışan 500.000 işçinin asgari ücretin yükseltilmesi talebiyle başlattığı greve ateş açan polis üç kişiyi öldürdü. Kamboçya’da hükümet asgari ücreti en fazla ayda 100 dolara çıkarmayı hedefliyor.

 

Beyrut’ta Bombalı Saldırı

Güney Beyrut’ta, Hizbullah kontrolündeki bölgede meydana gelen bombalı saldırıda 5 kişi öldü, 66 kişi yaralandı. Lübnan’da Şii ve Sünni hedeflere yapılan saldırılar son aylarda artış gösterdi.

 

Kenya Hala Diken Üzerinde

Kenya’da bir alışveriş merkezine gerçekleştirilen saldırının etkileri sürerken bu kez de Mombasa’da bir restorana el bombası atıldı. Saldırıda 10 kişi yaralandı.

 

Kenya’da İklim Değişikliği Etkisini Hissettiriyor

Ülkenin başlıca tarım ürünü olan mısırda üretimin iklim değişikliği kaynaklı olarak %25 düşmesi bekleniyor.

 

2013 Avustralya Tarihinde Kaydedilen En Sıcak Yıl Oldu

Yıl boyunca ülkede sıcaklıklar ortalamanın 1.2C üzerinde seyretti. Avustralya Meteoroloji Bürosu artan karbon emisyonlarının sorunun kaynağı olduğunun altını çizdi.

 

Çin Güneş Enerjisi Atılımına Devam Ediyor

Sincan bölgesine 1000MW’lık yeni bir güneş enerjisi santrali kurulmasına yönelik ihaleyi ülkenin ikinci büyük güneş paneli üreticisi firması kazandı. Projenin 2015 sonunda tamamlanması öngörülüyor.

 

Gelişmekte Olan Ülkelerde Obezite Artıyor

İngiltere merkezli Deniz Aşırı Kalkınma Enstitüsü tarafından yapılan açıklamada 1980 yılından beri gelişmekte olan ülkelerde obez ve fazla kilolu insanların sayısının dört kat artarak 1 milyar civarına çıktığı vurgulandı. Enstitü dünya nüfusunun üçte birinin aşırı kilo sorunu bulunduğunu vurgulayarak hükümetleri beslenme konusuna daha fazla eğilmeye davet etti.

 

Hindistan’da Tecavüz Kurbanının Ölümü Öfke Yarattı

Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinde Ekim ayında tecavüze uğrayan 16 yaşındaki bir kadının yakıldığı ortaya çıktı. 23 Aralık’ta vücudunda ağır yanıklarla hastaneye getirilen genç kadının intihara teşebbüs ettiği sanılıyordu; ancak, genç kadın önceki gün ölüm döşeğinde kendisini tecavüzcülerinin ateşe verdiğini söyledi.

 

Yunanistan’da Eski Bürokrat Yediği Rüşveti Geri Ödedi

10 yıl önce savunma bakanlığında silahlanma konusunda çalışan eski bürokrat Antonis Kantas geçtiğimiz ay açılan soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. Kantas yaklaşık 13.7 milyon avro rüşvet aldığını itiraf etti. Kantas’ın avukatları Singapur’da bir bankada bulunan paranın 7 milyon avrosunun devlete verildiğini geri kalan miktarın da önümüzdeki günlerde verileceğini belirttiler.

 

(Yeşil Gazete)

Tayyip’i yedirtmem arkadaş!

Bugün yolda gelirken düşündüm. Gerçekten Tayyip olmasa ne yapardık diye düşündüm ve karar verdim; ben de Tayyip’i yedirmem arkadaş…

Siz hep eleştirenler hiç bir iki dakika durup düşündünüz mü? Tayyip olmasa nasıl olurdu dediniz mi?

Ben düşündüm. Bugünkü Tır olayı bende aydınlanma yarattı.

Tayyip olmasaydı; kendi polisine yakalanan gizli servisimiz olur muydu hiç?

Ya da “ananı al da git” diyen bakan.

Ya da Melih Başgan…

Ekonomiydi, yok Suriye’deki savaştı bunların hepsi boş işler.  İki kilo dolar kuru ile karın doyuyo mu ki hiç?

Ya ciddiyim bak. Gerçekten ciddiyim.

Alternatif AB İlerleme Raporu hazırlama cesaretini kim gösterebilmiş sorarım size?

Bakınız, devletimiz girmek istediği, üyesi olmak istediği Avrupa Birliği’ne kafa kaldırmış. Kendi ilerleme raporunu yazmış. (http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=49358&l=1 ) Tayyip olmasa yapabilir miydik bunları? Sorarım size.

AB olmaz ise kim Şangay Beşlisi’ne gideriz diye atar yapacaktı? İşe yaramadı ama olsun; geçmişteki CHP iktidarı bunları yapamadığı için işe yaramadı.  Geziciler de atar sırasında paralel devleti harekete geçirmiş olabilir.

Yahu görmüyor musunuz? Önümüzü kesiyorlar. Kim kesiyor bilmiyorum ama “Açın Türkiye’nin önünü” diye haykırmak varken biz Suriye’ye gizli yardım malzemesi sokmaya çalışan yüce MİT’imiz ile dalga geçiyorsunuz.

Ayıp vallahi de ayıp billahi de ayıp.

Bakınız efendim, Tayyip Erdoğan olmasaydı, Egemen Bağış’ı tanıyabilir miyiz? Ne kadar halktan bir bakanımız varmış ama biz kıymetini bilemedik. Yuh ki ne yuh bize?

Koskoca Leonardo Da Vinci Programını tanıtırken, halkın dilinden anlayan bir bakanımız olmasa, yaptığı espiri ( geçen gün kamyon sürdüm, leonardo da vinci diyerek) olmasa, ne yapardık biz.

Allah başımızdan eksik etmesin emiii…

“Gezi”ci geldiniz, “gezi”ci gideceksiniz, Tayyip Kumandan ise kalıcıdır. Bunu aklınızın köşesine yazın.

Melih Başkanı yaptığı hizmetleri nasıl unuturuz. Sayesinde sosyal medya müdavimi olduk.  Bu gençler Melih Başganım olmadan nasıl yaşayacaklar…

screen-shot-2013-06-03-at-5.14.58-pm

 

Ya kefen giyen bu geleceğimizin teminatı gençler, Tayyip olmadan ülkemizi nasıl ileriye taşıyacaklar?

Arkadaş,  Yiğit Bulut abimizi de tanıma fırsatı bulamayacaktık.

Dalga, geçtiğimi sanıyorsunuz değil mi?

Ben hiç birşey bilmem, şunu bilirim.

Her gün yeni bir çelişki, yeni bir aksiyon ile uyanıyoruz.  Her gün yenni bir maceraya giriyoruz. Her seferinde, yok artık bu kadar da olmaz diyoruz. Sonra çelişkilerde, traji komik siyasi arenamızda yeni bir seviyeye atlıyoruz.

Her gün yeni bir heyecan.  Bunlar olmasa sıkıntıdan ölürdük arkadaş.

1 yıl önce söylediklerini unutan, 180 derece dönen politikacılarımız var, twitter’da tek işi hükümet yardakçılığı yapan gençlerimiz var, kefeni ile kışın soğuğunda havaalanına giden yurttaşımız var.

Kocası rüşvet yolsuzluktan içeri alınmış ünlü bir sanatçımızın duygusal konuşmasına kayıtsız kalamayan bir milletiz tamam mı?

Tayyip Erdoğan’ımız olması çok mu?

Hem doğru söyleyin, siz olsaydınız kime verirdiniz ihaleyi? kendi çevremiz yemeyecek de el mi yesin arkadaş!

Olur mu öyle şey!

Töbe töbe… Ayakkabı kutusunda 4.5 Milyon Doların lafını mı ediyorsunuz? Başbakan’ımız sandıkta gösterecek günümüzü bize?

Yürüyün gidin yedirmem de yedirmem; yedirmem de yedirmem. Bana ne!

Tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan bilemiyorum. Yok artık diyorum, yok artık oluyor. Sonra da aha böyle hissediyorum:

simpsons-the-doh-49005791

 

ABD’de kar fırtınası alarmı

343391_US stormAmerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğu kesimlerini etkisi altına alan kar fırtınası ve soğuk hava hayatı olumsuz etkilemeye başladı.

Yetkililer 2014’ün ilk soğuk hava sisteminin gelecek hafta ortasına kadar etkili olacağını belirtiyor.

Geniş bir alanda etkili olması beklenen sistem nedeniyle ülke genelinde yaklaşık 2 bin uçak seferi iptal edildi.

Uzmanlar New York ve New England eyaletlerinde şiddetli tipi beklerken, rüzgarın hızının 70 kilometreyi geçebileceği belirtiliyor.

Massachussets Valisi Deval Patrick, “Biz bugün ve yarın bütün eyaleti etkileyecek ciddi ve önemli bir kar fırtınası bekliyoruz. Fırtınaya bağlı tehlikeler ise kar, sert rüzgarlar, aşırı dondurucu soğuk ve sahil kesiminde olası su baskınlarıdır.” şeklinde açıklamada bulundu.

Yetkililer kar kalınlığının yer yer 35 santimetreyi bulabileceğini belirtirken, kar temizleme ekipleri de hazır durumda bekletiliyor.

Bir çok eyalette okullar tatil edilirken, henüz etkisini göstermeye başlayan kar fırtınası, elektrik kesintilerine ve çok sayıda trafik kazasına neden oldu.

(EN)

Reunion adasını Bejisa kasırgası vurdu

Bejisa_2013_trackFransa’nın Hint Okyanusu’nda bulunan Reunion adasını vuran kasırga büyük yıkıma yol açtı.

Şimdiye kadar Bejisa adı verilen kasırga nedeniyle 15 kişinin yaralandığı bildirilirken bunlardan ikisinin durumunun ciddi olduğu kaydedildi.

Verilen kırmızı alarmın bilançonun ağırlaşmasına engel olduğu, durumları ciddi olan yaralıların uyarılara rağmen evlerinden çıkan vatandaşlar olduğu açıklandı.

Bir afetzede yaşadığı korkuyu, “Hiç daha önce böyle bir şey görmemiştim. Televizyonda izlerdik ama bunu yaşayınca gerçekten güzel bir gösteri değildi. Ben sundurmanın altındaydım ve hızlıca içeri girdim. Çünkü her şey başıma çökebilirdi.” şeklinde aktardı.

Kasırga ise adanın güneydoğusuna yönelirken, kıyıdan 15 kilometre uzatan geçtiği belirtildi.

Saatteki hızı 150 kilometreyi bulan rüzgar su baskınlarına neden olurken, Enerji nakil hatlarında meydana gelen arızalar nedeniyle 80 binden fazla eve elektrik verilemiyor.

(EN)

İnekler yemini kendi üretir – Abdullah Aysu

Yaşadıkları yörenin iklimi, arazinin dağlık veya düzlük oluşu, otun cinsi ve boyu hangi hayvanın ağız yapısına uygunsa, o hayvanlar, o bölgede yaşar. Yaşayabilenler oraların yerli ırkı olur. Sözün özü; doğa belirleyicidir. Yerli hayvan ırkların oluşmasına insanların katkısı nerdeyse yoktur.

Hayvansal protein kaynaklarımızdan birisi, yerli sığır ırklarıdır. Yerli sığır ırkları; Boz ırk, Yerlikara, Doğu Anadolu Kırmızısı ve Güney Anadolu Kırmızısı’dır. Boz ırk şimdi yok denilebilecek durumda. Kilis de denilen Güneydoğu Anadolu Kırmızısı ise tükenmeye yüz tutmuş. Yerlikara ile Doğu Anadolu kırmızılarının ise saf ırklarını bulmak artık güç. Yalnız bu tükenişler yaşadıkları yöreye uyum sağlayamayışlarından değil; yanlış ve tercihli hayvancılık politikalarıdır.

Sığırcılığımızın geçmişine baktığımızda, halkımızın deyimiyle, “huyu suyu bizden” yerli sığır ırklarımızı ıslah etmek yerine ilk başlarda melezleme yoluna gitmişiz. Melezleme için Cumhuriyetin ilk yıllarında (1925) Esmer ırkı getirmişiz. İlk yıllarda melezlemeyi tamamen İsviçre Esmeri olan bu Esmer ırka dayandırmışız. Kendi yerli ırklarımızdan kopuşumuz onları ıslah etmeyişimiz, hazıra konma kolaycılığımız böyle başlamış. Kültür ırklarına 35 yıl sonra (1958’de) Siyah Alaca (Holstein Freisian) ineklerini ithal ederek devam etmişiz. Aynı yıl sütçü ırk olarak Jersey, etçi ırklardan Aberdeen Angus ve Hereford’u ithal etmiş, kamuya ait işletmelerde yetiştirmişiz. Bu yıllar, 1950’lerin sonudur. Arada az sayıda Angler ve Simental ırklar da ithal emişiz. İthalata dayalı politikalara aralıklı olarak günümüze kadar sürdürmüşüz. 1987-1996 yılları arasında yaklaşık 300 bin gebe düve ithal etmiş, 1996 yılında ithalatı kontrol altına almışız. Fakat 2010 yılında ithalat kapısı yeniden aralamış, ithalat yoluyla 2012 yılı sonuna kadar 140 bin baş dişi sığır ithalatı yapmışız. Sığırcılık politikalarının 90 yıllık öyküsü üç aşağı beş yukarı aktardığım şekilde yürütülmüş.

Yerli ırklar yiyeceğini kendisi üretir

Aslında yerli hayvan ırkları, yiyecekleri otun tohumunu merada otlamak için gezinirken toprağa düşürürlerdi. Toprağa düşürdükleri bu tohumları toynakları ile toprakla temasını sağlarlar yani ekerlerdi. Dışkılarıyla tohum ve çimene ihtiyacı olan gübreyi (gıdayı) verirlerdi. Tohum bu gıdayla beslenerek seneye yeniden sürer, hayvanlar da bu yeniden sürmüş otlarla beslenirlerdi. Bu döngü böyle devam ederdi. Bu döngü, meraların amaç dışı kullanıma açılması ve modernlik adı altında hayvanların mera yerine içeriye kapatılmasıyla kırıldı. Döngünün devam ettiği dönemde doğa mutlu, hayvanlar özgür, yetiştirici kazançlı olurdu. Ekoloji için de olması gereken buydu. Merada yetiştirilen hayvanlardan elde edilen ürünler ise, besin bakımından zengin ve sağlıklı olduğu kadar, doğaya da zarar vermez aksine katkı koyardı. Hayvanların dışkıları bitkisel üretimde kullanılır, çöp olmazdı.

Büyükşehir yasası ile meraların tasarrufu belediyelere ve merkezi idareye geçti. Bu değişiklikle meralar sığırlara kapatılıyor, rantiyecilere açılıyor. Hayvanlar, GDO’lu yemlerle besleniyor. Yemlere katılan sakatatlarla otobur hayvanları, etobur yapıyoruz, yetmiyor; vitamin ve antibiyotik ile destekliyor, ürünlerini sağlıksızlaştırıyoruz. Bu nedenle hayvanların dışkıları artık bitkisel üretimde bile kullanılamıyor. Çöp oluyor.

Abdullah Aysu – Özgür Gündemabdullahaysu

Simav Çayı kanlı akıyor

catsSimav Çayı, sanayi tesisleri ve evsel atıkların neden olduğu kirlilikle boğuşuyor.
Balıkesir’in Bigadiç İlçesi’nden geçen Simav Çayı’nın rengi, belediye mezbahasından bırakıldığı ileri sürülen kan nedeniyle değişti. Tepki çeken kirlilik nedeniyle, çayda, Kaymakamlığın talimatıyla İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından inceleme başlatılıp, su numuneleri alındı.

 

Kütahya’nın Şaphane İlçesi’nden doğan ve Balıkesir’in Bigadiç İlçesi’nden geçip Susurluk Nehri’yle birleşerek Marmara Denize dökülen Simav Çayı, sanayi tesisleri ve evsel atıkların neden olduğu kirlilikle boğuşuyor. Çayın kirlilikten kurtulması için Kütahya’nın Simav İlçesi’nde arıtma tesisi yapılması için ihale ve yer teslimi yapılırken, Bigadiç Belediyesi Mezbahası’nın neden olduğu ileri sürülen kirlilik tepkilere neden oldu. Yöre halkının tarlalarını ve hayvanlarını suladığı çayın rengi mezhabadan salındığı iddia edilen kanlar nedeniyle değişti. Günde yaklaşık 70 büyük baş, 100 kadarda küçükbaş hayvanın kesiminin yapıldığı çaya yaklaşık 200 metre mesafedeki mezbanın atık sularının çökeltme havuzlarında bekletilmeden ve herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan çaya salınması, Kaykamlığı harekete geçirdi. Kaymakamlığı talimatı üzerine Bigadiç İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ekipleri, çayda inceleme başlattı. Çaydan incelenmek üzere su örnekleri alındı.

Bigadiç Kaymakamı Barış Aktan, çaydaki kirlliğin önüne geçilmesi için ne gerekiyorsa yapacaklarını söyledi. Bigadiç Belediyesi ve Bigadiç Mezbahası yetkileri konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı.

Çay kenarına gezmeye gelen emekli işçi Halim Maviş (54), çayın renginin kırmızıya döndüğünü görünce şok olduklarını belirtip, “Çayı kimin kirlettiği apaçık ortada. Yetkililer, bir an önce bunun önlemini almalı. Simav Çayı, S.O.S. veriyor. Böyle giderse çay iyice elden gider. Çaya dökülen kimyasal maddeler nedeniyle zaten bir süredir balık ölümleri yaşanıyordu. Bu balıkları yiyen kuşlarda bir süredir telef olmaya başladı” dedi.

“İnsana para, su ve kadın sesinin huzur verir” diyen Nazım Güney (65) ise, çayın kenarına dinlenmeye geldiklerini belirtip, “Ancak, bırakın dinlenmeyi, kokudan ve çayın kirlliğinden midemiz bulandı. Neredeyse sağlığımız bozulacak. Bu kirlilikte çayda bırakın balığı hiçbir canlı da yaşamaz” diye konuştu.

(Cumhuriyet)

3 Ocak 2014

Aralık’ta erkek şiddeti çetelesi: 82 kadın ve 2 erkek

Bianet’in kadına şiddet çetelesine göre erkekler Aralık’ta 25 kadın ve 2 erkeği öldürdü; yedi kadına tecavüz etti/tecavüz girişiminde bulundu; 41 kadına şiddet uyguladı; dokuz kadına cinsel tacizde bulundu. Kadınların yüzde 16’sı şikayette bulunmalarına ya da koruma kararı çıkartmalarına rağmen; yüzde 20’si boşanmak istedikleri için öldürüldü. Tecavüzlerin/tecavüz girişimlerinin yüzde 71’i evde, tacizlerin yüzde 66’sı sokakta yaşandı.

İHH’den Radikal ve Hürriyet’e suç duyurusu

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, Hatay’da durdurulan ve aranmasına izin verilmeyen TIR ile ilgili Hürriyet ve Radikal hakkında suç duyurusunda bulundu. Yapılan yazılı açıklamada, dün ilk olarak Radikal gazetesi ve Today’s Zaman gazetesinin internet sitesinde “Hatay’da İHH’nın silah dolu tırı yakalandı” haberinin yayınlandığı, bu iki sitenin ardından pek çok haber sitesi ve sosyal medyaya haber servis edildiği belirtildi.

Gezi Direnişi Belgeseli “Başlangıç”a Soruşturma

Bianet’ten Elif Akgül’ün haberine göre Gezi direnişi belgeseli “Başlangıç” filmi hakkında “Kamu görevlilerine hakaret” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” iddialarıyla savcılık soruşturması başlatıldı.

Hakan Şükür Lig TV’den gönderildi
Dershane tartışmaları sonrasında yayınladığı bir açıklama ile AK Parti’den istifa eden İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, yorumculuk yaptığı Lig TV’den gönderildi. Şükür “Biraz önce Digitürk’ün genel müdürü Ertan Özerdem aradı ve kararı tebliğ etti. Yaptığım anlaşma gereği; tazminatım da yok zaten. Bana sözlü tebligat yaptıktan sonra 7 gün içinde noterden ibranamemi yollarlarsa hukuken benimle hiçbir ilişkileri kalmıyor.” dedi.

Hatay’da durdurulan tır “devlet sırrı”

Hatay Kırıkhan’da jandarmanın durdurduğu ve içinde Suriye’ye gönderilecek mühimmatın olduğu iddia edilen TIR ile ilgili Kırıkhan Cumhuriyet Savcılığı’nca hazırlanan tutanakta yükün ‘devlet sırrı’ olduğu bildirildi.

01 Ocak’ta TIR Reyhanlı yolu üzerinde durdurulmuş, TIR’ın İnsani Yardım Vakfı (İHH) ait olduğu ve TIR’ın mühimmat ile hücum yelekleri taşıdığı iddia edilmişti. Araçta arama yapılmasına izin verilmemişti. Radikal’in haberine göre Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’in Kırıkhan Kaymakamlığı’na yazdığı yazıda, “MİT’e ait” diyerek araçların ve personelin serbest bırakılmasını istediği ortaya çıktı.

Savcılık tutanağına göre; Kırıkhan Cumhuriyet Savcısı olay yerine giderken TMK ile yetkili olan ve Reyhanlı’daki patlamayı da soruşturan Adana Cumhuriyet savcısı Özcan Şişman’a durum bildirildi, Savcı Şişman da olay yerine hareket etti.

Jandarma ekiplerince durdurulan araçtaki kişilerin MİT personeli olduğu kayda geçilirken, TIR’daki malzemelerin devlet sırrı niteliğinde olduğu ve arama yapılamayacağı iletildi. Bu sırada aracı durduran Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı’nı arayan Hatay İl Jandarma Komutanı  TIR’ın ve MİT görevlilerinin bırakılması talimatını verdi. İlçe Jandarma Bölük komutanı Yüzbaşı Kubilay Ayvaz, olay yerinde talimat verme yetkisinin savcıya ait olduğunu belirterek komutanının talimatını geri çevirdi.

Adana’dan yola çıkan Savcı Şişman beklenirken, Kırıkhan Kaymakamlığı’ndan olay yerine gelen bir görevli Hatay Valiliği’nin yazılı emrini Yüzbaşı Kubilay Ayvaz’a tebliğ etti. Savcı Özcan Şişman’ın karşı çıkmasına rağmen Hatay Valiliği’nden gelen talimata uyularak araçlar ve MİT’çiler serbest bırakıldı.

TIR Savcı Şişman’ın talimatıyla ikinci kez durduruldu

Reyhanlı yönüne hareket eden TIR, Savcı Özcan Şişman’ın talimatıyla bu sefer Hatay Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından Muratpaşa mevkiinde durduruldu. TIR, bölgedeki bir fabrikanın bahçesine çekilip sürücüyle birlikte TIR’da bulunan 1’i Suriye uyruklu 2 kişi de gözaltına alındı.

Savcı Şişman, TIR’da arama yapılıp malzemelerin boşaltılması için talimat verdi. Ancak Hatay Valiliği’nden “Arama yapmayın” yazılı talimatı geldi. Bunun üzerine ekipler savcının arama talimatı yerine Valilik’ten gelen talimata uydu. Adli kolluğa arama yaptıramayan ve talimatı uygulanmayan Savcı Şişman, tutanak tutarak olay yerinden ayrıldı.

Reyhanlı’dan yola çıkarak Kilis’teki Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye geçeceği öğrenilen TIR, Reyhanlı’ya geri döndü. Yapılan araştırmada TIR’ın kişi adına kiralandığı, bu kişinin de insani yardım yapan bir vakıfla bağlantılı olduğu belirlendi.

TIR’ı durduran polisler olay yerinde görevden alındı

Hürriyet’in haberine göre Reyhanlı’dan itibaren TIR’ı takip edip Kırıkhan’da durduran polislerin olay yerinde oldukları sırada gelen talimatla görevden alındı. Ardından Terör ve Organize Şube’den görevli şube müdür yardımcıları ve bazı amirlerin de görev yerleri değiştirildi.

Valiliğin talimatı

TIR’ın aranmasının, Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’in, Kırıkhan Kaymakamlığı ve İlçe Jandarma Komutanlığı’na gönderdiği resmi yazı ile engellendiği bildirildi. Yazıda şöyle deniliyor: “Muhtelif kanallardan Valiliğimize intikal eden bilgilere göre; MİT’e bağlı görev yapan personel ile araçlarının Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı’nca alıkonulduğu anlaşılmaktadır. Bahsi geçen görevlilerin bağlı oldukları 2937 Sayılı Kanun’a göre personelin özel statüleri ve doğrudan Başbakanlık makamına bağlı olarak çalışmaları dolayısıyla usulüne uyulmaksızın alıkonulmaları cezai sonuç doğuracağından, ilgililerin kimliklerinin belirlenip serbest bırakılmalarını önemli rica ederim.”

İçişleri Bakanı Ala: “Herkes işini bilecek. Siz içini biliyor musunuz?”

Yeni İçişleri Bakanı Efkan Ala yemin töreninde gazetecilerin TIR ile ilgili sorularını cevapladı, TIR’da Türkmenlere gönderilen yardım malzemelerinin bulunduğunu söyledi. Ala, “Orada Türkmenler var. Türkmenlere giden yardımlar var, insani yardımlar” dedi. Gazetecilerin ayrıntıyla ilgili peş peşe gelen soruları üzerine Ala, kızgın bir ifadeyle “Herkes işini bilecek. Siz içini biliyor musunuz?” diyerek ayrıldı.

kırıkhan
Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Olay Yeri Görgü ve Tespit Tutanağı

(Yeşil Gazete, Hürriyet, Radikal)

Kıbrıs Sorunu Tarihi – II

1 Ocak 2014 itibarı ile AB dönem başkanı Yunanistan oldu. Yaşanan bu süreçte Kıbrıs Sorununu anımsa(t)yalım istedik. Yeşil Gazete ekibinin Kıbrıs’ta yaşayan ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Modern Diller Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan üyesi Yelda Çubukçu‘nun kaleme aldığı “Kıbrıs Sorunu Tarihi” yazısını üç bölüm halinde sizlerle paylaşıyoruz.

I. Bölüm: 1571 – 1960 

* * *

II. Bölüm 1960-1974 : Bağımsız Kıbrıs’tan İşgale

1960’ta Kıbrıs Anayasası imzalandı. Anayasaya göre; İngiliz askeri üsleri varlığını sürdürüyor, Türkiye ve Yunanistan adada askeri kuvvet barındırıyor, Kıbrıs bu iki devletin üye olmadığı hiçbir ittifaka katılamıyor, anayasanın temel maddeleri Kıbrıs halkı tarafından değiştirilemiyordu. Aksi takdirde İngiltere, Türkiye ya da Yunanistan’ın, imzalanan antlaşmalara dayanarak “nizamı tekrar kurmak üzere” müdahale etme hakları bulunuyordu.

Yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başkanı Rumlardan (Makarios), başkan yardımcısı Türklerden (Fazıl Küçük) seçilecekti. Siyasi, askeri ve güvenlik sorunlarına ilişkin alınan tüm kararlarda, başkan ve başkan yardımcısının eşit veto hakkı bulunuyordu. İki resmi dil olacaktı. Mecliste Rumlar %70 Türkler ise %30 oranıyla temsil edileceklerdi. 10 kişilik Bakanlar Kurulunun 7’si Rumlar’dan, 3’ü Türkler’den oluşacaktı. Şunu hatırlatalım ki, bu sırada Türklerin adadaki nüfus oranı %18 idi. Bu oranla %30’luk bir temsil hakkı almaları ve “eşit” taraf sayılmaları ise daha baştan gelecekteki anlaşmazlıklara çok uygun bir zemin hazırlıyordu.

1960’tan sonra SSCB yanlısı AKEL’in adadaki oy oranı giderek artmaya başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi’nde kurucu üye unvanını aldı. Bağlantısızlar hareketi SSCB’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Bütün bunların yarattığı korku Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların daha da sertleşmesine neden olacaktı.

Kasım 1963’te cumhurbaşkanı Makarios anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapmak istedi. Bunda EOKA’nın baskılarının da önemli bir payı vardı. Değişikliklerin çoğu mevcut anayasaya göre Türk tarafına verilen hakları kısıtlayıcı nitelikteydi. Anayasa iki toplumun varlığına göre düzenlenmişti. Örneğin mevcut sistemde adalet ve belediye hizmetleri her iki toplumun kendi halklarından olanlarca sürdürülüyordu, memur sayıları, parlamenter sayıları, asker ve polis sayıları belli bir orana göre belirleniyordu. Getirilmek istenen değişiklikler ise tek toplumlu bir devlete geçişi gerektiriyordu. Sonuçta, Makarios’un katı bir tutum takındığı, Türk tarafınınsa müzakereye bile yanaşmadığı bir ortamda işler iyice kızıştı ve Türk tarafı “bizi cumhuriyetten attılar” söylemini ayyuka çıkararak meclisten ve tüm kurumlardan ayrıldı. Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti Meclisi’nde Türklere ayrılmış sandalyeler hâlâ boş tutulmaktadır.

Bundan sonra Türkiye’nin taksim tezleri yeniden ortaya sürüldü. Türklere karşı yoğunlaşan saldırılar sonucu 24 Türk’ün öldürülmesini ve anayasanın ihlâl edilmesini, yapılan anlaşmalar gereği müdahale gerekçesi olarak kabul eden Türkiye, adaya müdahale edebileceğinin sinyallerini verdi. ABD Başkanı Johnson, 5 Haziran 1964 tarihli meşhur bir mektupla Türkiye’yi “şiddetli bir dille” uyararak, böyle bir harekâtın karşısında olduklarını belirtti. Bir ay sonra, Amerikan Dışişleri Bakanı Dean Acheson’un hazırladığı bir plan çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan’la görüşmeler başladı. Acheson planına göre, adanın kuzeydoğu ucunda Türkiye’ye ait bir bölge oluşturulacak ve Türkiye burada istediği kadar asker barındırabilecekti. Fakat bu planın dolaylı olarak “taksim” anlamına geldiğini iddia eden Makarios, plana karşı çıktı ve uzlaşma sağlanamadı. 8-9 Ağustosta ise Türkiye Rumlar’a ait bölgeyi iki gün boyunca bombaladı. Bombardıman sonucunda 33 Kıbrıslı Rum öldü, 230 kişi yaralandı. Ancak Türkiye’nin bu hareketine İngiltere ya da Amerika’dan herhangi bir kınama gelmediği gibi, üstü örtük bir destek de verildi.

Johnson mektubundan kısa bir süre sonra, Archeson’un Turgut Sunalp ve Nihat Erim’le yaptığı görüşmelerde “özel olarak dostça söylüyorum, fazla kan dökmeden size ayrılan bölgeyi askeri kuvvetle işgal edebilecekseniz gidip alın. Amerikan 6. Filosu karşınıza çıkmaz, tersine sizi korur” demesi, ABD’nin el altından bu müdahaleyi desteklediğini gösteriyordu. Çünkü uygulanmaya çalışılan plan, adanın dolaylı olarak NATO’nun denetimine sokulması anlamına geliyordu.

Johnson’un mektubu; işgale karşıyız, ama buyurun işgal edin sizi koruyacağız, anlamına geliyordu.

İşgalden Sonra:

21 Nisan 1967’de gerçekleştirilen bir askeri darbeyle Yunanistan, Albaylar Cuntasının hüküm sürdüğü karanlık bir döneme girmişti.1973’te patlak veren Arap-İsrail Savaşında ABD’nin Yunan havaalanlarını kullanma isteği mevcut cunta tarafından reddedilince ABD desteğini yitiren bu cuntaya karşı 25 Kasım 1973’te askeri bir darbe yapıldı. 15 Temmuz 1974’te de Makarios rejimine karşı Sampson darbesi gerçekleştirilerek adada faşist bir yönetim oluşturuldu. Bu darbeden beş gün sonra 20 Temmuz 1974’te, Türkiye Kıbrıs’a çıkartma düzenledi ve 23 Temmuzda Yunanistan’daki ve Kıbrıs’taki cunta rejimi çöküp sona erdi.

Türkiye harekâtın gerekçesini garantörlük anlaşmalarından kaynaklanan haklarına dayandırdı ve ilk başlarda Batı’dan da destek gördü. Bu sayede NATO adaya yerleşme planlarına zemin sunması bakımından istenen fırsatı yakalamış oluyordu. Bağlantısızlar Hareketi içinde yer alan Makarios’u destekleyen SSCB de Yunanistan’ın egemenliği altına girmiş bir Kıbrıs’ı tercih etmediği için Türkiye’yi destekliyordu.

Ne var ki, 14 Aağustosta gerçekleştirilen ikinci bir harekâtla, Türk ordusu adanın içlerine doğru ilerleyerek Kıbrıs topraklarının %37’sini işgal etti. Türkiye’nin Makarios yönetimini yeniden başa geçirmeye niyeti olmadığı anlaşılınca SSCB desteğini çekti. Aynı şekilde ABD de işgalin sona ermemesi üzerine 1975 şubatından itibaren, üç yıl sürecek bir silah ambargosu uygulamaya başladı.

İşgalden günümüze dek yaklaşık kırk bin kişi (o günkü Türk nüfusun üçte biri) başta İngiltere olmak üzere Batı ülkelerine göç etti. Adaya Türkiye’den götürülmüş yoğun bir nüfus yerleştirilerek, Türk nüfusun oranı arttırılmaya çalışıldı. Anayasal cumhuriyetin korunması bahanesiyle adayı işgal eden Türkiye aynı anayasal cumhuriyetin yok sayılmasını meşrulaştırarak 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) kurdurttu ve başına Denktaş’ı oturttu. Aynı yıl yapılan anlaşmalarla güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye geçtiler ve ada halkı fiilen etnik kökenlerine göre iki ayrı bölgede toplanmak zorunda bırakıldı. 15 Kasım 1983’te ise bir adım daha ileri gidilerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğu ilân edildi. Oyunun kahramanı, 27 yıldır muhaliflerini her türlü yöntemle susturmaya çalışan eski İngiliz sömürge savcısı yeni Türkiye “sömürge valisi” Denktaş’tı.

Bu sırada Türkiye’de 12 Eylül askeri diktatörlüğü yeni sona ermiş seçimler henüz yapılmış ama hükümet kurulmamıştı. Seçimlerin galibi olan Özal başta olmak üzere, generaller ve Dışişleri de KKTC’nin ilânına pek sıcak yaklaşmamışlardı. Denktaş’ın dayatmasıyla yüz yüze gelinmiş ve KKTC tanınmak zorunda kalınmıştı.

Bu sözde devletin ilânı, aslında Denktaş’ın kişisel hesaplarının bir sonucuydu. Yeni “devlet”in ilânıyla hem anayasa hem de seçim sistemi değişecek, böylece Denktaş’ın ve onun partisi olan Ulusal Birlik Partisi’nin iktidarı daha uzun sürebilecekti. Sonuç Denktaş’ın istediği gibi oldu.

Gerek Türk gerekse Yunan politikacıları hala Kıbrıs sorununu kendi iç politikalarında milliyetçilerin duygularını kabartmak için kullanmaktadırlar. Ekonomik ve uluslararası başarısızlıklarını örtmek için, gündemi değiştirmek için hemen Kıbrıs jokerini ortaya çıkarmaktadırlar.

 Kaynaklar

Zeynep Güneş, Kıbrıs Sorununa Marksist Yaklaşım

Ecevit Kılıç, Özel Harb Dairesi.

Nejla Günay, Kıbrıs’ın İngiliz İdaresine Bırakılması ve Bunun

Anadolu’da Çıkan Ermeni Olaylarına Etkisi

Kaynak: Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)

I. Bölüm 1571 – 1960 

Yarın III. Bölüm Yeni Dönem: Avrupa Birliği, Kıbrıs ve Türkiye

(Bu yazı dizisi  2011 yılında Düşünce Yolu adlı sitede yayınlanmıştır.)

Yelda Çubukçu

 

 

Yelda Çubukçu