Ana Sayfa Blog Sayfa 4089

Buğday Derneği’ nden ekolojik yaşama giriş eğitimleri

bugday_logoBuğday Derneği, 11 Ocak tarihinde Adana’ da, 12 Ocak tarihinde Mersin’ de olmak üzere Türeticiler İçin Ekolojik Yaşama Giriş Eğitimi” gerçekleştirecek. Eğitimde; alışveriş alışkanlıkları, gerçek gıda, temizlik ürünleri, çöp dönüştürme ve sağlık konuları irdelenecek. Ücretsiz gerçekleştirilecek eğitimlerde kayıt yaptırma şartı bulunmaktadır.

Eğitmenler; Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Güneşin Aydemir, Buğday Derneği’nden Oya Ayman, kompost uzmanı Dr. Huriye Kara, zehirsizev.com kurucusu Mercan Uluengin, Buğday Derneği üyeleri doktor Serdar İskit ve doktor Sema İskit.

Etkinlik ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

BDP’li Yıldırım ve Ayhan tahliye edildi

bdplilere tahliyeDiyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, KCK davası nedeniyle tutuklu bulunan BDP Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım ve BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın tahliye edilmesine karar verdi. BDP’li iki milletvekili bu kararın ardından tahliye edildi.

BDP’li Yıldırım ve Ayhan’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu milletvekillerinin seçme ve seçilme haklarından mahrum edildikleri yönünde kararına gerekçe göstererek mahkemeye başvurdu. Tahliye taleplerini değerlendiren, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi oybirliğiyle tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmesi yönünde karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, uzun tutukluluk ile ilgili bireysel başvuruda bulunan BDP’li vekiller Gürsel Yıldırım ve İbrahim Ayhan’ı haklı bularak, vekillerin haklarının ihlal edildiğine hükmetmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin kararının gerekçesinde “Başvurucunun milletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bu ağır müdahalenin ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 67. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” ifadeleri kullanıldı. 

“Terör örgütü üyesi olmak” suçuyla yargılanan, Mardin Milletvekili Yıldırım 15 Şubat 2010 yılından bu yana Mardin E tipi Cezaevinde, Şanlıurfa Milletvekili Ayhan ise 5 Ekim 2010’dan beri Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu bulunuyordu.

(Ajanslar)

Toplanmayan çöplerin yeni adresi : Bankalar

çöpler banka önündePortekiz’de çöpçülerin grevi nedeniyle toplanmayan çöpler yeni bir protesto şekline malzeme oldu. İnsanlar çöplerini bankaların önüne bırakmaya başladı.

Çöp toplama hizmetinin özelleştirilmesini öngören planı protesto eden işçiler çöpleri 5 Ocak tarihine kadar toplamama kararı aldı. Lizbon şehrinde devam eden grev nedeniyle sokaklarda çöp kütleleri oluştu.

Şehrin sakinleri ise greve destek olmak, ekonomik durgunluk ve kemer sıkma politikalarını protesto etmek amacıyla, belediye başkanının “çöplerinizi dışarıya koymayın” uyarısına uymayarak çöpleri bankaların önüne bırakmaya başladı.

Euronews’ın haberine göre, greve CGTP (Portekiz İşçileri Genel Federasyonu) sendikasına bağlı işçilerden yüzde 85’i katılım gösteriyor.

(Yeşil Gazete, Euro News)

Başbakan’ın uçağında niye alternatif medya yok?

Hafta sonu Uzakdoğu gezisine başlayacak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’nın uçağına alınmayan gazeteler ortaya çıktı. Uçağa ana akım medyanın en yüksek tirajlı üç gazetesi Zaman, Posta ve Hürriyet de alınmazken her sene olduğu gibi bu sene de alternatif medyadan hiçbir temsilci geziye davet edilmedi.

Başbakan’ın gezisine temsilcileri katılamayacak olan gazeteler şöyle: Radikal, Hürriyet, Habertürk, Zaman, Milliyet, Vatan, Bugün , Taraf, Posta, Sözcü, Cumhuriyet ve Yurt.

Özgür Gündem, Evrensel, Birgün ve Sol gazeteleri ise Başbakanlık gezileri için hiç akredite olamadılar. Yeşil Gazete gibi alternatif medya mensupları ise hiç çağırılmadılar.

(Yeşil Gazete, Radikal)

Ocak 2014: İklim Değişikliği ile Küresel Mücadele için önemli ay

Ocak 2014 ayı içerisinde gerçekleşecek beş olay; 2014 ve sonrası için küresel düzeydeki iklim tartışmalarına yön verecek.

1) Obama’nın Ulusa Seslenişi

state-of-the-union28 Ocak’ta, Dünya’nın en güçlü liderlerinden biri olan Obama tüm ABD ulusuna seslenecek. Büyük bir olasılıkla yıla dair beklentilerini ve görüşlerini paylaşacağı konuşmasında, iklim değişikliğini nasıl ele alacağı, ABD’nin iklim değişikliği ile mücadele konusundaki adımlarını bizlere gösterecek. 2013 yılındaki Ulusa Seslenişinde iklim değişikliği ile mücadeleye önemli vurgu yapan ve “Kongre, gelecek nesiller için harekete geçmez ise ben geçeceğim” diyen Obama, İklim Değişikliği Eylem Planı ile sözünü tutmuş görünüyor. Bu seneki konuşma, Obama’ya geçen yıl attığı tohumları yeşertme şansı verecek.

2) Avrupa Birliği 2030 İklim Paketi

AB’nin, 2020 yılı iklim hedeflerinin son tarihine ulaşmaya 6 yılı var ve AB bu sene 2020 sonrasnda ne yapacağını konuşacak. AB 2030 İklim Paketi’nin ilk taslağı 22 Ocak tarihinde açıklanacak. Yeni planın, yüzde 35 ile 45 arasında emisyon azaltma hedefi içermesi bekleniyor, fakat diğer önemli bir soru yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği konusundaki hedeflerin ne olacağı. Birleşik Krallık’ın karşı çıkmasına rağmen, İklim Komisyoneri Connie Hedegaard dahil olmak üzere bir çok bürokrat, yenilebilir enerji ve enerji verimliliğine dair hedeflerin olması gerektiğine dair görüş bildirdi.

Responding to Climate Change’e konuşan Belçikalı Çevre Bakanı Melchior Watheltet “Eğer gerçekten ilerleme istiyorsak, gerçekten yatırım yapmalıyız. CO2 emisyonları konusu doğru ama enerji verimliliği de çok önemli çünkü ne yapabileceğimizi bildiğimiz bir konu” diye açıklama yaptı.

3) Yunanistan’ın AB Dönem Başkanlığı

Greece-EU-PresidencyYeni yılın ilk günü ile beraber, ekonomik krizlerle boğuşan Yunanistan, AB dönem Başkanlığı’nı devraldı. Bu da 2014 yılının ilk yarısında yapılacak üst düzey AB toplantısına Atina’nın ev sahipliği yapacağı anlamına geliyor. Ülkenin finansal durumu tüm manşetleri halen doldurmaya devam ederken, ülke aynı zamanda eşsiz ve ilginç bir iklim politikası yürütüyor: yenilebilir kaynakları ve deniz kaynaklarını özelleştirerek “mavi büyüme” hedefliyor.

Yine Responding to Climate Change’e konuşan Yunanlı Milletvekili Dionysia Theodora Avgerinopoulou “Yunanistan’da bizim en değerli varlığımız iklim ve doğa… Biz, eğer Avrupa ve komşu ülkeler daha iyi ve güçlü stratejiler ile yenilebilir kaynaklara yönelirse, Avrupa’nın düşük karbonlu ekonomide lider olabileceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

4) Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısı

Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısını 22 – 25 Ocak tarihlerinde yapacak. Bu toplantıda 1 tam gün iklim değişikliğine ayrılmış durumda. Forum, siyaset, ekonomi, sosyal konular ve teknoloji gibi konuların da dahil olduğu bir biçimde hızlı bir şekilde değişen küresel sistemdeki zorlukları inceleyecek.

Christina Figueres
Christina Figueres

BM’in iklim bölümü şefi Christina Figueres, Responding to Climate Change’e yaptığı açıklamada “Dünya Ekonomik Forumu, dönüştüren değişikliklerin olabileceği konuları ele almayı seçti. Özellikle hem özel sektör hem de kamu kurumları arasında işbirliği gerektiren konulara odaklanacaklar. Malvarlığını elinde bulunduranların ve sermayeye sahip olanların, fark yarabilecek güçleri var ve gelecek on – yirmi yılda sermayenin nereye akacağına dair fark yaratmaları gerekiyor.”

5) Dünya Gelecek Enerji Zirvesi

Dünya Gelecek Enerji Zirvesi de 20 -22 Ocak tarihlerinde Abu Dhabi’de yapılacak. Dünya liderleri, uluslararası karar vericiler, sanayi uzmanları ve daha niceleri, yenilebilir enerji, temiz teknoloji ve enerji verimliliğini tartışmak için bir araya gelecekler. 2013 yılındaki toplantıda, Fransa Başkanı Francois Hollande, toplantıya katılan delegelere, eğer yenilebilir enerjiye yatırım yapmayı başaramazsak, gezegen çevresel “felaketle” yüzyüze kalacak demişti.

Konuşmacılar arasında, Uluslararası Enerji Kurumu Direktörü Maria Van Der Hoeven, Dünya Enerji Konseyi başkanı Marie-Jose Nadeau var. Konuşmaların yanında, onlarca yeni yenilebilir enerji ve enerji verimliliği ürünlerinin bulunduğu en son teknoloji ürünler sergisi de var. Zirvede tanıtılacak ürünlerden biri de elektrikli uçak.

Bizim Yorumumuz:

İklim değişikliği mücadele konusunda giderek umudumuz azalıyor. Ülkelerin şu anda olduklarından çok daha hızlı harekete geçmeleri gerekiyor. Ancak, halen piyasa ekonomisi dahilinde çözümler arayan, petrol ve fosil yakıt lobilerinin etkisi altında kalan hükümetler ile karşı karşıyayız. Yine de yukarıdaki toplantıların takibinin önemli olduğunu ve bu toplantılarda konuşulanların iklim politikasına yön vereceğini unutmamak gerekiyor diye düşünmekteyiz.

(http://www.rtcc.org, Yeşil Gazete)

Pınar Selek’in beraati geri verilsin

pınar selek davası316 yıldır bir hukuk skandalına dönüşen Pınar Selek davasında Yargıtay Başsavcılığı Selek’e verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının onanması yönünde mütalaa verdi.

Hala Tanığız Platformu dün yaptığı açıklamada Pınar Selek hakkındaki mahkumiyet kararı henüz Yargıtay incelemesinden geçip kesinleşmeden Türkiye’ye iadesi için aylar önce Fransız makamlarına başvuru yapılmış olduğunun Yargıtay Başsavcılığı mütalaasını açıklamadan hemen önce, geçtiğimiz hafta basına yeniden servis edilmesini Pınar Selek’in yeniden kriminalize edilmeye çalışılması olarak yorumladı ve İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından  hakkında 3 kez beraat kararı verilen Pınar Selek’in beraati geri istendi.

Son verilen beraat kararının, mahkeme başkanının izinli olduğu bir dönemde, mahkemeye geçici olarak atanan başkan ile daha önce beraat yönünde oy kullanan bir hakim tarafından hukuku hiçe sayar şekilde bir ara kararla geri alındığı haırlatılan açıklamada beraat yönündeki nihai kararın Yargıtay’a daha gitmeden usulsüz biçimde bir ara kararla geri alındığı ve sonrasında mahkeme başkanının muhalefet şerhine rağmen Pınar Selek’e ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildiği hatırlatılıyor.

Hala Tanığız Platformu‘nun “Siyasi mücadele uğruna nice kirli oyuna tanık olunan bu kritik dönemde adalet her zamankinden de elzemdir. Zira, hukukun hiçe sayıldığı bir ülkede hiç kimse güvende değildir” dediği basın açıklaması şöyle devam ediyor:

“Pınar Selek’e verilen beraat kararlarının ardından dosyada aleyhe yeni bir delil veya gelişme olmadığı, beraat kararından dönülmesine olanak sağlayacak hiçbir delil mevcut olmadığı halde, her nasılsa, 3 kere verilen beraat kararı, iki duruşma içerisinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürüldü.

Pınar Selek, Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili davaya yalnızca bir sanığın poliste verdiği “Bombayı birlikte koyduk” ifadesiyle sonradan dahil edilmişti! Bu diğer sanık ise, mahkemede bu ifadenin doğru olmadığını, kendisine işkence altında verdirildiğini açıklamış, Pınar ile birlikte beraat etmişti. Diğer sanığın beraati savcı tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmişti. Ancak savcı, beraati kesinleşen diğer sanığın sonradan kabul etmediği “Pınar ile birlikte yaptık” ifadesine dayanarak sadece Pınar’ın beraat kararını temyiz etti.

Sonuç olarak, patlamayla ilgili ceza alan tek sanık, kendisine patlamayla ilgili soru dahi sorulmayan Pınar Selek oldu! Bu durum dahi Pınar Selek’in nasıl tek başına hedef haline getirildiğinin göstergesidir.

Diğer sanığın beraati kesinleştiğinden, bundan sonraki yargılamalarda hukuken sanık olarak adının yer almaması gerekirken, karara “kazanılmış hakkı vardır” şeklinde bir ibare eklenerek, Pınar ile birlikte sanki hâlâ yargılanıyormuş gibi sanık olarak adının geçmesi sağlanmaktadır. Oysa ki diğer sanığın bu davadan ceza alması hukuken mümkün olmayıp, Pınar Selek’le beraber adının geçirilmesi sadece kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir.

Diğer yandan Mısır Çarşısı’ndaki patlamayla ilgili verilen bilimsel bilirkişi raporları patlamanın gaz kaçağı nedeniyle meydana geldiğini kanıtlamaktadır. Ortada suçun olmadığı bilimsel raporlarla sabitken suçlu yaratılmaya çalışılmakta, daha suçun oluştuğu ispat edilmemişken Pınar Selek suçlu ilan edilmektedir.

Bir barış aktivistinden katliam sanığı yaratılmaya çalışılan bu davadaki tüm hukuksuzluklar kamuoyunun gözleri önünde cereyan etmiştir. Yargıtay Başsavcılığı kamu vicdanını yaralayan bu hukuksuzluklara son vermek yerine, bu hukuksuzluğu daha da derinleştirecek biçimde, daha önceki görüşünden anlaşılmaz bir şekilde dönerek, Pınar Selek’in mahkumiyeti konusundaki kararın onanmasını istemektedir.

Yargı makamlarının görevi, tüm hukuka aykırılıkların karşısında olmak, siyasi değil hukuki kararlar vermek, kamuoyunun yaralanan vicdanını adaletle onarmaktır. Siyasi mücadele uğruna nice kirli oyuna tanık olunan bu kritik dönemde adalet her zamankinden de elzemdir. Zira, hukukun hiçe sayıldığı bir ülkede hiç kimse güvende değildir.

16 yıldır süren Pınar Selek davasında adalete olan inancımızı şimdiye kadar olduğu gibi korumak ve yitirmemek istiyoruz. Bu sebeple acilen bu vahim hatadan dönülmesini talep ediyor, usule aykırı bir biçimde geri alınan Pınar Selek’in beraat kararını geri istiyoruz.”

(Yeşil Gazete)

Peçeli baykuş da yok oluyor

Barn OwlHarry Potter’ın baykuşunu bildiniz mi? Harry Potter çılgınlığı nedeniyle evlerde beslenmeye başlanan ve başa çıkılamayınca da doğaya salınarak açlıktan ölmelerine neden olunan baykuşların başı bu kez de iklim değişikliğiyle dertte.

IUCN’in türleri tehlikede olan türler listesinde yer almayan baykuşların bir türü olan kalp yüzlü peçeli baykuşların İngiltere’de tükenmeye yüz tuttuğu ortaya çıktı. Bunun nedeni de bu hayvanların üreme döneminde havaların beklendiğinden daha soğuk gitmesi.

Barn owl
Peçeli baykuş (Tyto alba)

The Guardian’dan Jamie Doward’ın haberine göre 2013 peçeli baykuşlar için en kötü yıl oldu. Dört yıl ardarda aşırı iklim olaylarının yaşanmasının ardından İngiltere’de 1000 çiftten az peçeli baykuş kaldığı tahmin ediliyor. Normalde bu kuşların 4000 çiftten fazla olması gerekiyormuş, ancak bu sayı bile 1980’lerden bu yana bir yüzyıl önceki nüfuslarının %70 altında. Kuş bilimciler cüce baykuşların bugün durumunu “felaket” olarak tanımlıyor.

Bu yok oluşun nedeni 2009’dan bu yana yaşanan soğuk kışlar ve normalde daha kurak olması gereken yavrulama mevsimlerinden görülen aşırı yağışlar.

Yani İngiltere’nin kırsal alanlarında en çok bulunan ve bu nedenle ülkenin halk kültüründe büyük yer tutan, örneğin iyi şans işareti olan baykuşlar iklim değişikliği nedeniyle ortadan kalkabilir.

Baykuşların Anadolu’daki durumları da merak konusu.

(Yeşil Gazete)

İstanbul Permakültür Kollektifi’nden permakültür çiftliği kuruluş öyküsü

 Iraz Candaş ve Eren Toydemir Kızıltepe Permakültür çiftliğinde kendi çiftliklerine çalışırken
Iraz Candaş ve Eren Toydemir Kızıltepe Permakültür çiftliğinde kendi çiftliklerine çalışırken

İstanbul Permakültür Kollektifi, permakültür, permakültür tasarımı ve sürdürülebilir yaşam üzerine atölyeler yapmaya devam ediyor. Yeni yılın ilk atölyesinde, Ekim 2013’te Kızıltepe Permakültür Çiftliği’ni kurmaya başlayan iki permakültür eğitmeni tarafından “Bir Permakültür çiftliği nasıl kurulur?” sorusu  cevaplanacak.

8 Ocak Çarşamba günü saat 13:00 – 15:00 arasında Halka Sanat Projesi – Moda’ da gerçekleşecek buluşmada,  Kollektif eğitmenlerinden Iraz Candaş ve Eren Toydemir,  Bayramiç-Çavuşlu Köyü’nde kurmaya başladıkları çiftliğin kuruluş süreci ve sonrasına dair bilgi paylaşımında bulunacak. Konuya ilgi duyan ve süreç ile ilgili soruları olan kişiler, 2012’ den beri çeşitli permakültür eğitimlerine katılan, Permakültür Tasarım Sertifikası sahibi eğitmenlerden yaşadıkları deneyimleri dinleme fırsatı yakalayacak.

Etkinlik ile ilgili bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Trans erkekler feminist alanın öznesi midir? – Mahir Zeren Oktay

mahir zeren oktayFeminizmi cinsiyetçilik karşıtı mücadele olarak kurguluyorum. Feminizm 1800’lerde bir kadın hareketi olarak çıkmış olmasına karşın 1970’lerde erkeklerin erkekliklerini sorgulamasına alan açmıştır. Bana göre pro-feminist hareketler de feministtir. Ama bu tartışma bitmemiştir, bitmediği için kendimi feminist olmaktan ziyade cinsiyetçilik karşıtı trans erkek olarak tanımlıyorum. Trans erkekler elbette ki feminizmin öznesidir. Na-trans erkekler ve kendisine kadın veya erkek demeden herkes feminist alanın öznesidir.
Elbette ki salt kadınlara açık veya salt erkeklere, trans erkeklere, trans kadınlara açık atölyeler, bilgi paylaşımı, dayanışma ve destek grupları yapılabilir ama politikanın sırf kadınlar üzerinden yapılması yanlıştır. Çünkü erkeklik de bir ezilme deneyimidir. Erkeklikten erkekler de mağdur olmaktadır. Erkeklere erkeklik rolleri dayatılmaktadır, aynı kadınlara kadınlık rolleri dayatıldığı gibi. Örneğin Redhack’e belge sızdırmak iddiasıyla askeri cezaevinde 171 gün tutulan Utku Kalı’ya işkence yapılırken “Erkek adam ağlamaz” denmiştir. Bir başka örnek de toplumda erkekliğe geçiş olarak sünnet denilen bedene vahşice tecavüz kurgulanmasıdır. Sünnetten erkekler cinsel anlamda kayba uğrar. Erkekler arasında da hiyerarşik rekabet vardır. Örneğin kısa boylu, küçük pipili*, fakir vb. erkekler ezilir.
Neye kadınlık deneyimi diyoruz? Maksat cinsiyete göre baskıysa erkekler de baskı görüyor. Taciz tecavüzden bahsediyorsak erkeklerin de tacize tecavüze uğradıklarını söyleyebiliriz. Matthew Parynik Mendel “The Male Survivor” (Erkek Hayatta Kalan) isimli kitabında Finkerhor, Hotaling, Lewis, Smith, (1990); Fromuth ve Burkhart’tan (1987,1989) alıntı yaparak şöyle der “Kadınlar erkeklerden (kayıtlara geçmeme durumu da hesaba katılarak) daha fazla suistimale (abuse) uğramasına karşın erkeklerin cinsel şiddete uğraması (sexual maltreatment) nadir bir fenomen değildir. Güncel istatistikler beş erkekten biri, yedi erkekten biri kadar fazla olduğunu söylüyor” (Loc 282-284)
Trans erkeklik deneyimine kadınlık deneyimi demek doğru değildir. Çünkü trans erkekler kadın değildir. Hiçbir trans kadından “Bir başka trans kadın bu deneyimi translık deneyimi olarak adlandırmayı tercih etti ama ben buna erkeklik deneyimi diyorum” ya da “kendimi trans kadın olarak tanımladığımda erkeklik deneyimim yok olmuyor” ifadelerini duymadım. Feminist politikayı buradan değil, kadınlık deneyiminin varlığı üzerine kuruyorlar. Oldukça doğrudur, trans kadınlık deneyimi bir erkeklik deneyimidir nasıl demiyorsak trans erkeklik deneyimi kadınlık deneyimidir de dememeliyiz. Trans erkeklik deneyimini na-trans erkeklik deneyiminden farklı olduğu (na-trans erkeklik deneyimlerinde de [örn. köylü, şehirli, Kürt, Ermeni, Türk] farklılıklar olduğu gibi) noktalar elbette ki var. Ama gene de trans erkeklik deneyimini “farklı erkeklik deneyimi”, “translık deneyimi” olarak adlandırmak daha doğru.
Rahmetli Ali Arıkan Amargi’deki “Erkek” isimli yazısında şöyle der:  “Kendime ‘lezbiyen’ dediğim zamanlarda kimse ne düşündüğümü merak etmemişti ama trans erkek olarak açıldıktan sonra neredeyse herkes benim ev içi emek, şiddet, vs. konularında ne düşündüğümü çok merak ediyordu. Bu insanın üzerinde biraz baskı yaratıyordu”. İnsanların cinsiyeti üzerinden psikolojik baskı kurmak cinsiyetçiliğin ta kendisidir. Tıpkı kadınlar gibi erkekler de toplumsal cinsiyet konularında duyarlı olamazlar mı? Trans kadınlığın avantajları olduğu gibi erkekliğin avantajları elbette ki var ama avantajların farkında olunarak birlikte mücadele edilebilir. Bell Hooks “Feminizm Herkes İçindir” kitabında bazı erkeklerin dost olabilmelerine rağmen bazı kadınların düşman olabileceğinden bahseder (25). Bana göre bunda net bir ayrım yoktur, cinsiyetlerine göre insanlar duyarlı veya duyarsız olarak nitelendirilemez.
Politik alanların kadın erkek ve bütün cinsiyet kimliklerine açılması gerektiğini düşünüyorum. Amargi’nin, SFK’nın birçok etkinliğine “kadınlık deneyimi”mden dolayı katıldım. Na-trans erkeklik deneyiminden “farklı” olduğum için orada bulunabilmek beni rahatsız ediyordu, ama o etkinliklerden çok şey öğrendim. Na-trans erkeklere de açık olsaydı onlar da çok şey öğrenebilirlerdi. Cinsiyetlerin akışkan olduğunu söylerken birilerini cinsiyetlerinden dolayı dışlamak ayrımcılıktır. Kürtler kendi örgütlerine Türkler gelmesin demiyorlar veya Aleviler kendi örgütlerine Sünniler gelmesin demiyor. 8 Mart yürüyüş tartışmaları ile ilgili de şunu söyleyebilirim: Bazı kadınlar “salt kadın” görüntüsü çizilmesini destekliyor, bu yüzden yürüyüşte toplumda erkek olarak kodlanan bireyleri yürüyüşte istemiyor olabilirler. Bana göre de o yürüyüş kadın yürüyüşüyse ona sadece na-trans ve trans kadınların katılması gerekir, kendine kadın demeyen birisinin kadın yürüyüşünde ne yaptığını çözemedim (Bunu politik kimliğim oturmadan trans/queer’ler katılıyor diye bir kaç 8 Mart’a katıldığımı söyleyerek yazıyorum). Ama şöyle bir eleştiri doğrudur: bu yürüyüş cinsiyetçilik karşıtı yürüyüşse bütün cinsiyet kimlikleri o yürüyüşte olmalıdır ve bence yürüyüş bu şekilde kurgulanmalıdır. İkili cinsiyet sisteminin dışındaki deneyimler de kendilerine özgü yürüyüş düzenleyebilir. Fakat dış görünüşe dayalı cinsiyet polisliği yapmak hiçbir şekilde doğru değildir.
Mahir Zeren Oktay -www.kaosgl.com
* Bu cinsel organı tarif etmek için çok samimi bulduğumdan yazılarımda pipi kelimesini kullanmayı tercih ediyorum.
Arıkan, A., (Nisan 2011) Amargi’de Erkek,  http://vol-trans.blogspot.com/2011/04/amargideki-erkek.html
Hooks, B. (2012) Feminizm Herkes İçindir, BGST yayınları
Mendel, M. P.,  (Ekim 1994) The Male Survivor: The Impact Of Sexual Abuse, Amazon Kindle

Devlet içi hesaplaşma ve imar yolsuzlukları – İkbal Polat

İkbal Polat
İkbal Polat

Çevre ve kent hakkı mücadelesinin yaptıramadığını devlet içi hesaplaşma yaptırıyor. Sevinelim mi üzülelim mi bilemedim.

Çevre ve kent hakkı mücadelesinde son on yıldır yaşananlar, hem siyasal hem yönetsel hem de hukuksal düzeyde büyük rezaletleri barındırıyor.

En ünlü örneğimiz Bursa’daki Cargill’dir. Cargill, Bursa’nın İznik ilçesinde göl kenarında tarım arazilerinin ortasına kurulmuş bir sanayi şirketidir. Gerek imar planlarına gerekse de tarımla ilgili kurallara aykırı olarak yapılaşmıştır. Açılan onlarca dava kazanılmasına rağmen yürütme (ister Mesut Yılmaz hükümeti olsun ister Tayip Erdoğan hükümeti olsun) yargı kararlarını bertaraf eden kararlar alarak Cargill’in faaliyet yürütmesine izin vermiştir.

Ya da İstanbul ilindeki Gökkafes. Gökkafes, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan bir yeşil alana kurulmuş oteldir. Turizm Bakanlığı tarafından turizm bölgesi ilanı ile yeşil alana yapılaşma yetkisi getirilmeye çalışılmış, hukuki itirazlar ise merkezi idarenin müdahalesi ile ilçe değiştirilerek bertaraf edilerek tarihi alan olan bir yeşil alana gökdelen dikilmiştir.

Ya da başta Akkuyu olmak üzere Gebze-İzmir otoban yolu, 3. köprü gibi ülkenin pek çok yerinde yapılmak istenen mega projeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) muafiyeti getirilmesine yönelik yapılan itirazlar, açılan davalar her seferinde kazanılmasına rağmen yürütme tarafından yeni yasal düzenlemelerle hiçe sayılmıştır.

Uzun bir süredir yargı ile yürütme arasındaki ilişki bu şekilde devam etmektedir. Çevreciler ya da kent hakkı aktivistleri, yaşadıkları usulsüzlükler hakkında dava açıyor, kazanıyor ama değiştiremiyorlardı.

AKP – Cemaat kavgası

Sonra birden 2012 MGK toplantısının devamında, Newroz’dan önce, 7 Şubat’ta AKP – Cemaat kavgasının ışığı göründü derken Gezi süreci derken 17 Aralık’ta da ortalığa, kutuları, oğulları, bedduaları ile ortalığa saçıldı.

17 Aralık 2013 tarihinde Halk Bankası ve bakan oğullarına yapılan operasyonun arkasından yürütme, emniyet müdürlerini görevden aldı. Savcılar ile emniyet ile jandarma arasında bir kovalamacayı heyecanla izledik o günlerde.

En şahanesi ise Ali Ağaoğlu’nun, 1. yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında gözaltına alınması idi. Çevre ve kent hakkı mücadelesi içinde olanlar ve Taksim’deki 3 ağaç için günlerce direnenlerin gözleri parladı.

Altın vuruş ise Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan geldi. Canlı yayında, istifasını isteyen Başbakanına se

n de istifa etmelisin diyerek gerçekleştirdiği imar uygulamalarından haberinin olduğunu söyledi. İşte bu sırada başta ülkenin pek çok yerinde mağdur olmuş TOKİ’zedeler olmak üzere çevreciler ve kent hakkı aktivistlerinin gözleri ışıldadı.

Bakan için bir süredir gerçekleştirdiği imar uygulamalarından dolayı anlam veremediği şekilde “uyarılıyor” olmak zor gelirken bir de yolsuzluk dosyasının altında oğlu ile kalmak ağır bir bedel olurdu.

Gelişmeleri heyecanla izlerken ikinci operasyonun haberi geldi. Yetkili güvenlik elemanını bulamadıkları için tam olarak gerçekleşemeyen soruşturmada, hakim, içerisinde 3. Havalimanını yapanların da bulunduğu şirketlerin sahiplerinin mallarına tedbir kararı koydu.

Hükümet, yapılan operasyonları “yargı darbesi” olarak nitelerken, imar planına aykırı olarak yapılan 3. havalimanını işaret ederek kalkınmanın engellendiğini söyledi.

Temmuz ayında Bakanlar Kurulu tarafından imzalanan 10. Kalkınma Planında yer almayan 3. köprü, Kanal İstanbul projelerini savunmaya devam eden, yapılan yolsuzluk operasyonlarını “yargı darbesi” olarak niteleyen bir hükümetle karşı karşıya kaldık.

Ama haklı oldukları bir konu vardı. Ters giden bir şeyler vardı. Daha önce Cargill ya da Gökkafes ya da diğerleri hiçbir Savcı tarafından basılmamıştı. Şimdi ne olmuştu da Ali Ağaoğlu, 3. havalimanını yapanlar ve diğerleri gözaltına alınıyor, mallarına tedbir kararı getiriliyordu.

Derken şahane yıl olan 2013’ün son günü şahane bir haber geldi. İzmir İl Özel İdaresi, Cemaate yakınlığı ile bilinen Koza Altın’ın madenlerinden birinin işletmesini durdurdu.

Maden, Arif Ali Cangı’nın Yeşil Gazete’de konuyu yorumladığı üzere, 2010’dan bu yana gerekli izinler alınmadan 3 yıldır lisanssız çalıştırılıyormuş.

Ne oldu da birden yetkililer, 3 yıldır lisanssız çalışan madenin işletmesini durdurdular.

Cevap, savcıların, bunca zamandır bili

nen imara aykırı yapılaşmaların ardındaki soruşturmaları kovuşturmaya başlamalarının nedeni ile aynı.

AKP – Cemaat arasındaki kavga sayesinde çevre ve imar alanındaki yapılanlar tek tek ortalığa saçılıyor.

Tam bu satırı yazdığım sırada da Danıştay’ın, Ulukışla’daki Gümüştaş Madenciliğin madenine ilişkin yürütmeyi durdurma kararının haberi geldi. Gümüştaş Madenciliğin sahibi ise Aydın Doğan’la ortaklığı bulunan, susurluk skandalına da adı karışmış olan Necati Kurmel.

İmar yolsuzlukları, tek tip kentleşme ve bölge yönetimi

Şaşırmıyoruz tabii ki. Kapitalizm kendini yeniden üretme alanı olarak kentsel mekanı seçmiş durumda. Dolayısıyla yeni rant alanları çevre ve kentsel alan. İktidar kavgasının da bu rant alanı üzerinden yükselmesi, yolsuzluk operasyonlarının imar rüşvetleri üzerinden olması da normal.

Kentlerdeki tarihi binaların, yolların, toplu konutların, kentsel dönüşümün, imar planlarının yapımında, madenlerin kiralamasında, satılmasında biliumum faaliyette yaşanan yolsuzluklar, rüşvetler, hukuksuzluklar ayyuka çıkmış durumda.

Her şehirde yaşanıyor. İmar planında yapacağınız bir küçük bir müdahale her şeyi, toplam rant yekununu değiştirebilir. Bu müdahaleyi yaptıran “rüşvet”teki yolsuzluk veya haksız kazanç değil tabii sadece konuşmamız gereken. Yarattığı tahribatları da konuşmak gerekiyor.

Ranta dayalı, imar yolsuzlukları ile şekillenen kentleşme politikaları sonucunda tek tipleşen, Ankara’dan İstanbul’a da, Rize’ye de, Hakkari’ye de aynı tipte yapılan plan ve TOKİ uygulamaları ile yüzyüze kalıyoruz.

Yolsuzlukları, rüşveti de kolaylaştıran merkezi yönetimin bu denli güçlü olması. Yine sorunu bölge yönetimine, yerinden yönetime bağlayacaksın diyeceksin ama öyle. Daha önceki yazılarımızda sormuştuk. Sermayenin örgütlendiği bölge yönetimleri var biliyorsunuz. Kalkınma Ajansları. Yani ekonomik alanda bölge yönetimi var. Peki neden siyasi alanda bölge yönetimi yok diye sormuştuk. İşte cevap bu yolsuzluklarda. Bölge yönetimi yok çünkü siyasal gücün, iktidarda merkezde olunmasını istiyorlar. Ki yolsuzluklar ve rüşvetler merkezden kontrol edilebilsin, tek elde olsun.

Kayıkcı kavgasının gösterdiği üzere Türkiye, kendisine üçüncü bir seçeneği yaratarak demokratik bir cumhuriyeti kurmalıdır. Özgür, demokratik, eşit ve yerinden yönetilen bir Türkiye…

İkbal Polat – Turnusol