Ana Sayfa Blog Sayfa 4076

20 Ocak 2014

BM’den İran’a davet: Suriyeli muhalifler tepkili, ABD’den şartlı evet

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un bu hafta Cenevre’de gerçekleştirilecek “Cenevre 2” barış görüşmelerine İran’ı da davet etmesi üzerine Suriye’deki muhalif güçler “görüşmelere katılmayız” resti çekti. Muhaliflerim Suriye’deki Beşer Esad yönetiminin en büyük destekçisi olduğunu belirttikleri İran’ın görüşmelere katılmasına Washington’dan şartlı destek geldi. Beyaz Saray sözcüsü Jen Paski, “İran, Beşer Esad’ın istifa etmesi üzerine dayalı Haziran 2012 planını açık biçimde desteklerse Cenevre’ye gelebilir” dedi.

Ban Ki-moon ise umutlu: “İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif bana Cenevre 2 görüşmelerinin, Haziran 2012 planını temel aldığını anladıklarını belirtti. Davetimize, önümüzdeki günlerde İran’dan resmi bir cevap gelmesini bekliyoruz”

 

Ukrayna’da şiddet tırmanıyor

Ukrayna’da göstericilerle polis çatıştı. Ukrayna hükümetinin, protestoları yasaklayan kanunu geçtiğimiz hafta aceleyle meclisten geçirmesine tepki olarak pazar günü düzenlenen protesto gösterilerinde şiddetsiz direniş çağrıları yapılırken, Reuters’ın haberine göre göstericiler arasından polise saldıranlar oldu, 30 polis yaralandı.

Muhalefetin “tanımıyoruz!” açıklaması yaptığı yeni gösteri-karşıtı kanun geçtiğimiz hafta perşembe günü çıkarılmıştı. Kanun, izinsiz gösteri yapanlara ağır hapis cezaları öngörüyor. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Caitlin Hayden, Ukrayna’da tırmanan gerilimin sebebinin, insanların meşru protesto haklarını güvence altına almayı başaramayan hükümet olduğunu belirtti.

 

Brezilya’da yasadışı kerestecilere silahlı operasyon

Brezilya Çevre Koruma Ajansı, Amazonlar’daki kaçak kereste ve kesim tesislerine yönelik silahlı operasyon düzenledi. Brezilya’nın kuzeyindeki Para eyaletinde gerçekleştirilen operasyon, kolluk kuvvetlerinin bir gün önceden geçici güvenlik ve operasyon kampı kurmasının ardından bölgeye yerel polis kuvvetlerinin eşliğinde gelen Çevre Koruma Ajansı yetkilileri tarafından gerçekleştirildi. Para eyaletinin kuzeydoğusundaki Nova Esperança do Piria kasabası etrafına odaklanan “sürpriz” baskında bir çok kereste tesisine suç üstü yapıldı.

Makinelerine el konan tesisler yıkıldı ve sahiplerine büyük para cezaları kesildi. Şu adresten izlenebilen operasyonda, tesislerden birinin işletmecilerinden Joao Pereira, “Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum, bahanesi de yok” derken görülüyor.

 

Nasa, Mars’ta “nereden çıktığı bilinmeyen” taş buldu

Nasa’nın Mars gezegeninde keşif halinde olan Opportunity uzay aracının gönderdiği fotoğraflar, biliminsanlarını şaşırttı. Opportunity’nin 12 Mars günü arayla aynı bölgeden gönderdiği fotoğraflarda, ilk fotoğraflarda olmayan bir taşın “peydahlandığı” görülüyor.

Nasa’da çalışan biliminsanlarına göre, bu taş ya bir meteor olarak düştü, ya da Opportunity uzay aracının tekerleklerinden fırladı. Taşın içeriği ise ayrı bir merak uyandırdı: Çok yüksek magnezyum ve kükürt içeren taş, Mars’ta bugüne dek bulunmuş en yüksek magnezyum konsantresinden iki kat daha yüksek magnezum içeriğine sahip.

 

Büyük maestro Claudio Abbado, 80 yaşında öldü

Çağımızın en büyük orkestra şefi olarak tanımlanan İtalyan Claudio Abbado, 80 yaşında öldü. 6-7 aydır hasta olan Abbado, Milan’daki ünlü opera binası La Scala’nın müzik direktörlüğünü yapmış, 1979 – 1988 yılları arasında Londra Senfoni Orkestrası’nı yönetmişti. 1989 – 2002 yılları arasında da Belin Filarmoni Orkestrası’nı yöneten Abbado, 2003 yılında Lucerne Festival Orkestrası’nı ve Mozart Orkestrası’nı kurmuştu.

 

(Yeşil Gazete)

 

Türkiye’de organik tarım 10 yılda 8 katına çıktı

Kimyasal-sentetik ilaçlar ve kimyasal-sentetik gübrelerin, toprak düzenleyicilerinin, toprak, su ve insan sağlığında yol açtığı sorunların ardından, sağlıklı ve güvenilir gıdayı hedefleyerek dünyada giderek yaygınlaşan organik tarım metodu, Türkiye’de de son 10 yılda ciddi bir artış gösterdi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2013 yılı verilerine göre, Türkiye’de toplam organik üretim alanı 10 yılda yaklaşık yüzde 800 arttı. Organik üretim yapılan alanlar 2002 yılında 89 bin 827 hektarken, bu sayı 2012 yılında 702 bin 909 hektara ulaştı. Organik üretim miktarı ise 310 bin 125 tondan, 1 milyon 750 bin 127 tona yükseldi.

Organik Tarım Ulusal Yönlendirme Komitesi’nin (OTUYK) Aralık 2013’te gerçekleştirdiği toplantıda, İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım Daire Başkanı Vildan Karaarslan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2013 yılı organik tarım faaliyetlerini anlattı. Karaaslan, organik tarımda son 10 yıldaki büyümeyi sayılarla ortaya koydu. Buna göre, 2002 yılında Türkiye’de 150 organik ürün yetişirken, 2012 yılında tüketiciler 204 farklı organik ürüne ulaşabiliyor.

 

Orgnaik tarımda Türkiye'de son on yılda hızlı bir artış var. (Foto: BhutanNewsNetwork)
Orgnaik tarımda Türkiye’de son on yılda hızlı bir artış var. (Foto: BhutanNewsNetwork)

2012 üretim verilerine göre, Türkiye’de en çok üretilen organik meyve, kayısı (40 bin 677 ton). Onu fındık ve zeytin izliyor. Sebze üretiminde ise ilk üçte, sırasıyla domates, soya fasulyesi ve biber var. Tarla bitkilerinde 2012 yılının en çok üretilen ürünleri mısır silajı, buğday ve yonca. Türkiye’de organik yetiştirilen büyük ve küçükbaş hayvan sayısı 2004 yılından bu yana 25 bin 900 adetten, 90 bin 189 adede, kanatlı hayvan sayısıysa, 250’den, 281 bin 132’ye yükseldi.

Toplantıya katılan Buğday Derneği Eş Genel Müdürü ve %100 Ekolojik Pazarlar Koordinatörü Batur Şehirlioğlu, umut verici bu gelişmede, organik ürün tüketicisinin artmasını sağlayan ekolojik pazarların da rolü olduğunu söyledi.

Raporda, Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM) tarafından, Buğday Derneği’nin ev sahipliğinde 13-15 Ekim 2104 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek olan 18. Dünya Organik Kongresi’ne de dikkat çekiliyor. Uluslararası kongre, Türkiye’nin organik tarım potansiyelinin gösterilmesi bakımından önem taşırken, Türkiye toplumunda organik gıda kullanımının artırılması için de kaçırılmaz bir fırsat sağlıyor.

(Bugday.org)

Nesli tükenen siyah gergedanı öldürmek hakkı açık artırma ile satıldı

Erişkin siyah gergedan
Erişkin siyah gergedanın agresif olması gerekçe gösterilerek, öldürme hakkı satıldı.

ABD’de yapılan açık arttırmada bir avcı 350 bin dolar karşılığında ‘siyah gergedan avlama izni’ satın aldı. Hayvanseverlerin protestoları eşliğinde yapılan satışın gerekçesi ise Namibya’daki siyah gergedanların korunmasını sağlamak için fon yaratmak.

Radikal Haber Merkezi’nin haberine göre, Namibya’da siyah gergedan avlama izni, ABD’nin Dallas kentinde açık arttırma ile satıldı. Yapılan açık arttırmayı 350 bin dolar ödeyen avcı kazandı. Namibya Vahşi Doğa İdaresi yetkilileri av izninin, ‘belirlenen tek ve erkek’ bir siyah gergedan için geçerli olduğunu söyledi. Dallas Safari Club, açık artırmadan 250 bin-1 milyon dolar gelir bekliyordu.

Yapılan açık arttırmanın gerekçesi oldukça ilginç. Kulübün yöneticisi Ben Carter, “Namibya’daki biyologlar, açık arttırmadan kaçak avcılara karşı bütçe oluşturmak için rekor miktarda gelir bekliyordu, öyle de oldu” dedi.

Carter, öldürülecek hayvanın artık siyah gergedan nüfusunun artışına katkısı bulunmadığını savundu. Siyah gergedanların son derece agresif ve alan hakimiyetine düşkün hayvanlar olduğunu hatırlatan Carter, yetişkin erkeklerin genç ve yavru erkek bireyleri öldürebildiğini belirtti.

Ancak bu gerekçeler, açık artımaya yönelik tepkileri yatıştırmaya yetmedi. ‘www.causes.com’da 75 bin kişi açık arttırmanın durdurulması için imza verdi.

Siyah Gergedanların Soyu Neden Tükeniyor?

Afrika’da yaklaşık 25 bin gergedan yaşıyor. Bunların 20 bini beyaz, 5 bini ise siyah gergedan. Güney Afrika’da 2013 yılında kaçak avcılar 950 gergedan öldürdü. Namibya’da ise son 10 yılda öldürülen gergedan sayısı 10 oldu ancak bu ölümlerin yarısı geçen yıl meydana geldi. Afrika’da kaçak gergedan avı, 2010 yılında, Vietnam’da bir bakanın yakının gergedan boynuzuyla yapılmış  kanser ilacıyla tamamen iyileştiği iddiasının yayılmasının ardından patladı. İddianın bilimsel bir temeli olmadığı vurgulanırken, gergedan boynuzu Vietnam’daki şifalı ilaçlar piyasasında altınla yarışır hale geldi.

“Bir hayvanın para karşılığı öldürülmesi kabul edilemez bir vahşet ve hak ihlali”

Doğa hakları ve hayvan hakları açısından değerlendirmesi için Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Doğa Hakları Çalışma Grubu Koordinasyon Ekibi’nden Oya Ayman ile görüştük. Ayman, habere istinaden yaptığı yorumda, alınan bu kararın, insan türünün ne denli vahşi olabileceğinin kanıtlarından biri olduğunu ifade etti. Açıklamasına “Üstelik açık arttırmayı düzenleyen safari klübünün yetkilisi “siyah gergedanların son derece agresif ve alan hakimiyetine düşkün hayvanlar” olduğunu söylemis. Peki ya insanın yaban hayvanların alanlarına girip onların yaşamını tamamen ihlal etmesine ne demeli?” sözleri ile devam eden Ayman, parayla hayvan öldürme uygulamasının dünyanın pek çok ülkesinde yapılan bir uygulama olduğunu belirtti. Ayman, Türkiye’de de nesli tükenmekte olan Anadolu yaban koyunu da önce devlet tarafından belirlenmiş koruma alanlarında soyunun tükenmemesi için çoğaltıldığını, ardından da her yıl belli miktarda yaban koyununun bu alanda parayla avlanmasına izin verildiğini hatırlattı. Ayrıca Ayman doğa hakları ihlallerine de dikkat çekerek konuşmasına şöyle devam etti:

Bebek Siyah Gergedan

“Bir hayvanın para karşılığı öldürülmesi kabul edilemez bir vahşet ve hak ihlali… Bu yolla avlanmasının tamamen yasaklanması gerekir. Bu hayvanların korunması için ihtiyaç duyulan geliri toplamanın başka pek çok yolu var.

Aslında yunusların para karşılığında güya “eğlence” amaçlı gösterilerde kullanılması, birileri görecek diye hayvanların doğal yaşamlarından kopralıp kafeslerin içinde hayvanat bahçelerinde doğal alanlarından uzakta tutulması, yavru ya da hamile balıkların avlanmasının da bundan pek farkı yok bence…

Bizler doğadaki tüm varlıklar arasında  en agresif ve ürkütücü hatta korkutucu olan türüz. Doğada normal şartlar altında hiç bir tür diğer türün alanını neslini tükecetecek kadar daraltamaz. Günümüzde insan faaliyetleri yüzünden yaban hayatının yaşam alanları giderek daralıyor. Olasılıkla torunlarımız sadece gergedanları değil, leoparlar, ayılar, kuşlar, balıklar ve daha pek çok türü sadece fotoğaflarda görebilecekler. Oysa ekosistemin devamlılığı, yaşamın sürüdürülebilirliği için her bir türün varlığının önemi var. Her bir varlığın doğal döngülerin işlerliğinde bir önemi var.

Doğada bir hayvan bir diğerini sadece beslenebilmek için öldürür ve beslenecek kadar yiyeceği varsa da diğer hayvanları öldürmeye kalkmaz. Bir hayvanı para karşılığı zevk için öldürmeye kalkmanın Nazi kamplarındaki ırkçılıktan hicbir farkı yok… Bizler aynen insan haklarını savunduğumuz gibi bütün diğer canlıların da haklarının olduğunu savunmalıyız. Toprak Ananın hakları evrensel beyannamesine göre, “bütün canlıların yaşama ve varolma hakkı, insanların işkence ve kötü muamelesinden muaf olma  ve belli bir refaha sahip olma hakkı” vardır.

Bizlerin insan türü olarak yaban hayatının işgal ettiğimiz alanlarını onararak onlara terk etmek için çabalamamız gerek. ”

(Yeşil Gazete)

20 Ocak 2014

Roboski’ye sabah baskını

Irak sınırına tel örgü çekilmesini protesto eden Roboskili (Uludere) köylülere sabah baskını yapıldı. Gülyazı ve Ortasu köylerini çeviren jandarma, saat 04.00’te evlere girerek arama yaptı. Katliamdan kurtulan Servet Encü’nün de olduğu yedi köylüyü gözaltına aldı.

Adli Tıp: “Korkmaz’ın darpla yaralanması ile ölümü arasında illiyet var.”

Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz’ın haberine göre Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne ilişkin Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda, dayakla ölüm arasında illiyet bağı olduğu tespit edildi. Raporda, boyun ve yüzdeki kemik kırıklarının beyin kanamasına ve ölüme yol açtığı belirtildi.

Çelik: “Durdurulan TIR’lar haddini bilmezliktir”

AKP sözcüsü Hüseyin Çelik Suriye’ye yardım kisvesi altında mühimmat taşıdığı iddia edilen TIR’larla ilgili “Durdurulan TIR’lar haddini bilmezliktir. TIR’daki malzemenin ne olduğu hiç kimseyi ilgilendirmez. MİT yasası belli, kimse kafasına göre arama yapamaz. Yanlış yapan savcı hesap verir” dedi.

Suriye sınırında mazot kaçakçılığı için döşenen boru imha edildi

Genelkurmay Başkanlığı, Suriye sınırında birinci derece askeri yasak bölgede mazot kaçakçılığı için boru hattı döşendiğini açıkladı. 600 metrelik boru hattı imha edilirken olayın failleri bilinmediğinden Altınözü Savcılığı ve Hatay İl Jandarma Komutanlığı’na gelişmelerle ilgili bilgi verildi.

Aziz Yıldırım Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’ye teşekkür etti

Yıldırım’ın Fenerbahçe resmi sitesinden yayınlanan teşekkür mesajı: “CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ’nin, gerek kulübümüz, gerekse şahsımla ilgili yapmış oldukları sorumlu ve saygın devlet adamlığı içeren değerli açıklamalarından dolayı, kendilerine minnet ve şükranlarımı sunarım.”

Hepimiz Gamonalıyız, direnvakeparkı – Pelin Cengiz

pelin cengizİstanbul, Tiflis, Hamburg ve Burgos… Türkiye, Gürcistan, Almanya ve İspanya’daki bu kentleri bu aralar ortaklaştıran birtakım gelişmeler var. Her biri birer beton sevdalısı iktidara karşı verilen kent mücadelesi. Bu ortaklaşmanın temelini genel anlamda kentsel dönüşüm, ortak yaşam alanlarının el değiştirmesi, soylulaştırılması ya da mekânsal değişime tabi tutulması oluşturuyor. Yönetim erkini elinde tutanların bu hamleleri de ister istemez, yerele rağmen gerçekleştirilmek istendiği için, ciddi bir direnişle karşı karşıya kalıyor.

İstanbul’da Gezi Parkı’ndaki ağaçları kesip yapılaşmaya açacak arsızlara direnenlerin, Tiflis’te Vake Parkı’na lüks otel yaptırmak istemeyenlerin, Hamburg’da kentin simgelerinden biri olan kültür merkezi Rote Flora’yı teslim etmeyenlerin, Burgos’ta daha çok işçi sınıfının yaşadığı Gamonal Mahallesi’ndeki Vitoria Caddesi’ni genişletme çalışmalarına karşı çıkanların temelde talep ettiği şeyler çok benzer. Birincisi, merkezî iktidarın ya da yerel yöneticilerin kentleri, mekânları dönüştüren dayatmacı, otoriter siyasetine dur demek, diğeri ise herhangi bir konuda alınacak kararlarda toplumsal kabulün dikkate alınması olarak öne çıkıyor.

Toplumların talepleri giderek değişiyor, toplumsal hareketler içerik değiştiriyor. Çoğu zaman üzerinde durulmayan, çok mikro düzeyde kaldığı düşünülen, başka sıcak siyasi ve sosyal gündemler altında ezilen, sadece belli bir grup insanın dikkat ekseninde kalmaya mahkûm olan meseleler, bir anda uluslararası toplumun gündemine taşınabiliyor. Merkezinde ağırlıklı olarak kent, kimlik ve ekoloji sorunlarının yer aldığı, geleneksel siyaset yapma biçimlerine başkaldıran, hızla uluslararası destek bularak bir dayanışma hareketine dönüşen bu mücadeleler, siyasi arenada varlık gösterenlere artık yeni bir siyaset yapma zamanı geldiğini, buna ayak uyduramayanların zamanla toplumların taleplerine cevap veremeyen köhnemiş yapılara dönüşeceğini gösteriyor.

Buraya kadarı aslında bu dört kentte ortaya çıkan direnişin ortaklaştığı noktalar. Ayrışan nokta ise siyaset kanadının verdiği tepkilerde gizli. Gezi Parkı direnişinin çıkış noktası, ülkede son yıllarda siyaseten yapılan sert çıkışların, yaşam biçimlerine müdahalelerin, azarların, verilen gözdağlarının, aşağılamanın, toplumu hizaya sokmaya girişimlerinin toplumda yarattığı gerilimin bir ağaçta simgeleşmesiydi. Bu harekete Başbakan Erdoğan’ın çektiği kılıç epey sert oldu, şürekâsıyla birlikte direnişi iktidarına yönelik bir darbe girişimi olarak niteledi, direnişin arkasında envaiçeşit lobi ve dış mihrak olduğu inanışı sergilendi. Diğer direnişlerin yaşandığı ülkelerde ise liderlerin böylesine açıktan, net bir pozisyon alması ise şu aşamada sözkonusu değil. Doğal olarak, bu mücadelelerin arkasında dış güçler var diyen de çıkmadı.

Türkiye özelinden devam edecek olursak, önemli bir toplumsal muhalefet olmasına rağmen, ÇED süreçlerine ilişkin muğlâklıklar devam ederken, üstelik 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun merkezinde yer alan iktidar/sermaye ilişkileri ortaya saçılmışken, AKP iktidarı üçüncü havalimanı projesi için acele kamulaştırma kararı çıkardı. Aynı durum kısa süre önce Kanal İstanbul için de başlatılmıştı. Hatırlanacak olursa, 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk operasyonu ile üçüncü havalimanı ihalesini kazanan sermaye gruplarının sahiplerinin mallarına tedbir kararı kondu, ardından hâkim, savcı ve polislerin yerlerinin değiştirilmesi ile tedbir kararları kaldırıldı. Erdoğan, ısrarla operasyonun bu mega projeleri engellemeye yönelik bir operasyon olduğunu, arkasında da dış güçler olduğunu söylüyor.

Karşımızda, Gezi direnişinden gerekli mesajı alamamış, gerekli dersi çıkaramamış bir iktidar ve onun giderek siyaseten yorulmuş, ikna edicilikten uzak, aynı yanlışı tekrarda ısrar eden lideri var. Bu kadar yolsuzluk ve rüşvet iddialarının merkezinde yer alan bir iktidarın kendini temize çıkarmak yerine iddiaların merkezindeki bu rant projelerini sürdürmekteki inadı ciddi bir meşruiyet sorunu oluşturuyor.

Pelin Cengiz – Taraf

Yeni 5651 internet sansürüne, kaba güce karşı matematiğin inceliği- Özgür Uçkan

özgür uçkanEngelli Web’in sayımına göre, 40.000 engelli web sitesi eşiğini geçtik. Bu sayı 2007’de 5651 sayılı internet sansür kanunu, namı diğer internet yayıncılığı düzenlemesi devreye gireli beri artıyor. Bu kanun internet sansürcüsü ülkeler liginde hızla yükselmemizi sağladı. 5651 ve ardından gelen olumsuz düzenlemeler ciddi bir tepki ve muhalefetle, gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında sivil toplum kuruluşlarından medyaya Avrupa Birliğinden Birleşmiş Milletler’e ciddi kaygı, kınama, eleştiriyle karşılaştı. Çünkü yürürlükte olan ve halen geçerli anayasamıza aykırı olduğu gibi, ülke olarak imza koyduğumuz ve iç hukukumuzun üstünde olan tüm uluslararası sözleşme ve mevzuatı da ihlal ediyordu. Nitekim 5651 geçtiğimiz yıl Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum edildi.

Bu arada Türkiye Gezi direnişi ile birlikte yeni bir döneme girdi. Hükümet direnişin önemli araçlarından biri olan internet ve özellikle sosyal medyaya da saldırdı. Başbakan sosyal medyayı “baş belası” olarak adlandırıp dünyanın alay konusu olurken, polis sosyal medya kullanıcılarına hukuksuz korku ve şok operasyonları düzenlemeye başladı. Bu arada 5651 de politik muhalif içeriğe yönelik olarak fazla mesai yapmayı sürdürdü.

Şimdi ise sızıntının sel olduğu dönemdeyiz. AKP ve Cemaat birbirine gireli beri herkes eteğindeki taşları döküyor. Bütün bu bilgi seli öncelikli olarak interneti kapladığından hükümet şu sıralar internet ve sosyal medya karşısında tam bir panik duygusuyla hareket ediyor. Delirmişler adeta. Bu yüzden sinsi bir biçimde bir torba kanunun içine sakladığı ve gece yarıları alakasız komisyonlardan geçirdiği maddelerle 5651’i sadece internet sansürünün değil gözetim devletinin de en ucube düzenlemesi haline getirecek bir adım attı. Ama bu işe yaramadı, hükümet ışıldak altındaki tavşan gibi yakalandı. Ama kanunun geçeceğinden kuşkum yok. Dedim ya, delirdiler artık.

Yeni 5651 ile ilgili maddeler çok eleştirildi. Bu eleştiriler basında da geniş bir biçimde yer aldı. Ben iki önemli nokta üzerinde durmakla yetineceğim: Sansürün keyfi, tamamen hukuk dışı, iki adamın dudağı arasına bırakılması olarak nitelendirebileceğim absürdlük (ki güçler ayrılığını iç edip yargıyı yürütmenin emrine veren otokratik bir hükümetten de başka bir tavır beklemezdi); ve Türkiye’yi en hukuksuz, en faşizan, en gözü dönmüş gözetim devletlerinden biri haline getirecek bir mahremiyet ve kişisel veri düşmanlığı.

5651 zaten berbat bir sansür yasasıydı. Eklenen yeni maddeler bu sansürü ağırlaştırmakla ve kapsamını genişletmekle kalmıyor, derinleştiriyor ve tamamen keyfi hale getiriyor. Artık yargı kararına gerek kalmadan site engellenebilecek. Üstelik TİB başkanı veya Bakan’ın talimatı da yetecek. Getirilen para cezaları ise başta ellerinin kollarının ulaşamadığı yurtdışı kökenliler olmak üzere site yayıncılarını ürkütmeye yarayacak. Üstelik bu sansürü sanki erişim sağlayıcılar yapıyormuş gibi olacak. Sivil toplum ve meslek kuruluşu anlayışı cahiliye devrinden kalma hükümetimiz, TMMOB, Mimarlar Odası ve diğer meslek kuruluşlarına yaptığı azgın saldırgan anlayışı sürdürerek tamamen kendisine bağlı bir sözde meslek kuruluşu dayatıyor onlara: Erişim Sağlayıcıları Birliği. Sansür de gözetim de bu birlik eliyle yapılacak; ama elbette hükümet talimatıyla. Ucube dedik ya!

İkinci nokta ise gözetim toplumunun dibini bulmamızı sağlayan maddeler. Bunlara göre erişim sağlayıcıların tutması gereken kullanıcı bilgilerinin kapsamı ve tutma süresi de artırılıyor. Türkiye zaten bir kişisel veri cehennemi. Hala bir yasamız yok! Göstermelik ve istisnalarla delik deşik genelgeler var sadece. Yeni 5651 TİB’in kurumsal yapısını değiştirerek onu neredeyse ABD’nin NSA’i (Ulusal Güvenlik Ajansı) gibi bir gözetim kurumuna dönüştürüyor. Hükümet kurumun başına bir MİT eskisi atayarak niyetini açık etmişti zaten.

Yine Erişim Sağlayıcıları Birliği eliyle şirketlere çeşitli gözetim araçlarının kurulumu ve işletimi dayatılıyor (üstelik bedeli onlar tarafından ödenmek üzere – oh ne ala ). Elbette tüm kontrol TİB’de olmak üzere. Zaten iki yıl önce karanlık Phorm şirketinin fiili tekel TTnet omurgasına gömdüğü DPI (DeepPacketInspection / Derin Veri Sorgulama) sistemi de artık tam randıman vermeye başlar. “Hedefli reklamcılık” meşruiyet yutturmasına bile ihtiyaç duymadan, bila bedel, tepe tepe kullanırlar. Gamma, Blue Coat, Amesys, X-Keyscore gibi Snowden ve WikiLeaks sızıntılarıyla skandalı patlamış, NSA’in de kullandığı gözetim araçlarının da Türkiye’de konuşlandığını düşünürsek, durum bir hayli “şenlikli” olacak gibi görünüyor. O yüzden en azgın ve en şuursuz gözetim devleti diyorum ya! Çünkü veri korumayla ilgili çok ağır bir korumanın bulunduğu ABD’de bu işi bin dereden su getirip yer altına inerek yapan bir devletle karşılaştırıldığında Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Tunus’un haydut polis şefi başkanı Bin Ali’yi ve karısını aratacak görünüyor.

Eee ne olacak? Türkiye’de “internet sektörü”nün acı bir alayın adı olmasını bir tarafa bırakırsak (aklı olan şirket verilerini Türkiye’de tutmaz, kendisini yerli bir erişim sağlayıcıya emanet etmez; bu erişim sağlayıcılardan başlayarak internet uygulamalarına tüm sektör için yıkım anlamına gelecek), vatandaşın eli de armut toplamayacak elbette. O yüzden kısa ömründe hükümete kolay gelsin diyorum.

Manzarayı ince bir gülümsemeyle izleyeceğim. Gelsin anonimleştirme teknikleri, VPN’ler, görünmez P2P’ler (I2P), Tor’lar, tüneller, NSA’i bile zorlayan ağır kripto algoritmaları; olmadı hacktivizm, ince saldırılar, dDos’lar, sızıntılar, platform yıkmalar… Hükümet sadece RedHack ile boğuştuğu günleri mumla arayacak.

Sokağın hacklenmesinden söz etmiyorum bile. Tüm ülkeye yayılan ve interneti, sosyal medyayı da başa çıkılamayacak kadar gayri-merkezi ve zekice bir araç olarak kullanacak kitlesel protestolar, flash-mob’lar (hızlı örgütlenip hızlı dağılan, yaratıcı ve ses getirici sokak etkinlikleri) ayyuka çıkacak. Elbette ulusal ve uluslararası geniş bir medya mevcudiyeti ve tüm uluslararası kuruluşların yüksek sesli kınama mesajları eşliğinde…

Başladı bile. Kaba güce karşı matematiğin inceliği. Görürüz bakalım kimin eli üstün? Güle güle AKP…

Özgür Uçkan – Evrenesel

Gülten Kaya: Nizami bir cinayet işlediler

Hrant Dink anmasında bu yıl Gülten Kaya konuşma yaptı. Kaya, “İstihbaratıyla, güvenlik birimiyle, medyasıyla artık tanıdığımız korunaklı bir şemsiyenin altında gayet nizami bir cinayet işlediler” dedi.

Hrant Dink anması

Gülten Kaya’nın Hrant Dink’in öldürülüşünün yedinci yılı anmasında Agos gazetesi önünde yaptığı konuşmanın tam metnini yayınlıyoruz.

“Merhaba arkadaşlar, Hrant’ın sevgili kardeşleri;

Bizler, 19 Ocak’ta düştük, kanadık. Neredeyse yüz yıl boyunca hayatlarımızda asılı duran ve devletin yüzünü asan bir tartışmayı bitirecek olan insanın da buralardan gidişi üzerinden tam yedi yıl geçti.

Bu siyasi cinayetin satrancındaki tüm hamleleri, vezirini, şahını, piyonunu görebiliyoruz artık.

Kollarını, halkların birlikte, yan yana, birbirlerine dokunarak yaşama kültürünü oluşturmasına sıvayan Hrant Dink’in çabasıyla oluşturabileceğimiz mutabakatımıza, ortak yaşam protokolümüze sıkıldı kurşunlar. Çünkü tam orada duruyordu Hrant.

İstihbaratıyla, güvenlik birimiyle, medyasıyla artık tanıdığımız korunaklı bir şemsiyenin altında gayet nizami bir cinayet işlediler.

Bu intizamlı süreçte, derin yerlerden havalandı kuşlar ve gelip gelip medyanın başlıklarına kondular. Gördük. Okuduk.

Zamanın içinden geçerken sabrımızı, metanetimizi, tevekkülümüzü sınadık. Bizler bu sınavı verirken içimizdeki kuşlar göç etti, yapraklarımız döküldü, Ocak ayında karartıldı ocağımız.

Adadan uzaklaştı kayığımız ve sustu içimizdeki şarkılar.

Kardeşimiz Hrant, bizler, burada olanlar, kardeşlerin ve arkadaşların,  tam yedi yıl önce senin ayakkabılarını giydik ve öyle basıyoruz yere.

Senin muhteşem aklına soruyoruz şimdi; adalet yere düştüğünde insanlık hangi pusulayla bulur yönünü?

Giderek hantallaşıp budanan, hareket alanı kalmamış bir hukukla yola nasıl devam edeceğiz derken, yolumuz parklara düştü. Tarihin zamana boyun eğdiğini gördük, orada aldık senin de selamını, kumru ve serçelerden.  “Gittiler” dediklerimiz parkın ağaçları arasından gülümsüyordu, o uzun gölgeli gençlere ve çocuklara… Resimlerdeki suretleriniz bir dokunuşta ve oracıkta canlanıverdi.

İnsanlık ve yurttaşlık adına bir manifesto yazıldı, herkes gördü.

Hayatlarımızı dilim dilim doğrayan cüretkârlar!

Acının üzerine tuz eken bu devletin askeri yargısı da sivil yargısı da merhametten ve adaletten yoksundur artık. Bu cümlemizi koyduk orta yere, çünkü evlatlarının kahrından ölüyor artık,  Roboskî anneleri. O kahırla öldü Fadime Ayvalıtaş ve Berfo anne. Onların ve Cumartesi annelerinin bedduası değil,  âhı yükseldi gökyüzüne, bu âhı duyanınız var mı? Bu ah gelip bulacak sizleri, anlamayanınız kaldı mı?

KCK davalarından Alevilere, avukatlara, gazetecilere, öğrencilerden, gezicilere, LGBTİ haklarından tüm insan haklarına, topluma yayılan koku ve korkunun kılavuzu kim? Yüzünüzdeki örtü iyice aralanıyor ve görüyoruz arkasındaki siluetlerinizi. Çünkü bir yüzünüz bile yok sizin!

Cepheler arasında kendi mevzilerinize yığınak yaparken sizler, yalanlarınız,  ihanetleriniz ve kırımlarınızla elimizden dünyayı düzeltecek başka çocuklarımızı da aldınız. Ali İsmail’i, Ethem’i, Abdullah’ı, Mehmet’i, Mustafa’yı, Medeni’yi, Ahmet’i aldınız. Oğul öksüzü yaptınız anne babaları.

Bu ülkenin evlatlarına hain pusular kuruldu başka topraklarda, 3 kadın yere düşürülüp omuzlara alındı Fransa topraklarında, unutmak mümkün mü, ne çok ocağı söndürdüğünüzü. Bunların da ahı duruyor orta yerde, bir utanç duyanınız var mı?

Plastik mermilerle, gaz fişekleriyle, gözümüzü çıkardınız. İnsansız uçaklarınızdan insanlara bomba yağdırarak girdiniz çocukların uykularına. Kolunun altındaki sıcak ekmeğine attığınız gaz kapsülünden beri bir hastane odasında uyuyor Berkin Elvan. Halkın cümlesiyle; bunu yapanlara haram olsun uykular!

İkballeriniz uğruna izanınızı-insanlığınızı kaybettiniz. Yordunuz, kırdınız, kıydınız. İnkar ettiniz, sizleri belleğimize kazımayı farz kıldınız. Bunları da ekledik tüm acıların kayıtlı tarihine.

Neresi memleket sizin için, kimler memleket evladı, hangi dereler sizin oluyor ki parklara, dağlara göz dikiyorsunuz!

Neyiniz hakkaniyetli, neyiniz hakikatli sizin?

Bomboş retoriğiniz ve yüz yıllık reflekslerinizle adlarımızı dahi unutmamızı istediğinizi bizler nasıl unuturuz?

2014 yılındayız, içinizden tekrar edin lütfen, 2014! Ve komşularımıza kamyonlar dolusu barış demokrasi ve insan hakkı değil, kamyonlar dolusu silah taşıyoruz! Yani, birbirinizin gözlerinin içine bakarak birbirinizi öldürün diyoruz onlara!

Bu günahları yıkayacak bir yağmur olmayacak!

Böyle bir memleket mi ağartsın yüzümüzü? Bayramı zehir, kandili ışıksız, bahçesi dağılmış, ocağı söndürülmüş günahsız insanların kuşlar gibi vurulduğu bir memleket mi?

Ömrümüzü sızlatan tüm kayıplarımızla tarih ve yemin kelimelerini yan yana kullanıyoruz artık. Başka bir adalet yoksa hayatın adaleti tutacak yakalarınızdan biliyoruz.

Sözün özü; devletin dürüstlüğünden kuşku duymayan kaldı mı aramızda arkadaşlar?

Hrant Dink Devlet dersinde katledilmiştir. Hayat ve tarihin bu bahiste bazı cüretkârlara vereceği notu bilelim ve bu dersi hiç unutmayalım. O kadar iyi bilelim ki bu dersi, bu ders onlara dert olsun! Hayat onlara ağu olsun, zehir olsun!

Biz burada olanlar ise, kahırlarımız ve gülüşlerimizle besleyeceğiz insanlık düşümüzü.

Çünkü gülmek, Edip Cansever’in dizesindeki gibi “Bir halk gülüyorsa güzeldir” bize…

Hrant Dinkin anısı bizi ıssızlaştırsa da, acısıyla bilgeleşecek, aydınlık aklı ve gülüşüyle güçleneceğiz!

Selam olsun halkların kardeşliğine!”

(Agos)

Tahtadan mı gerçek mi?

Rodin’in “Fazlalıkları atıyorum, geriye heykel kalıyor” sözü heykeltraşların dünyayı nasıl gördüklerini, zihinlerinin nasıl çalıştığını belli ederken Amerikalı tahta oymacı Randall Rosenthal‘in tahtayı oyup [bizatihi tahtadan yapılan] kitapları, mektupları, gazeteleri, karton kutuları, paraları çıkarması üstüne üstlük bir ironi de barındırıyor. Rosenthal’ın çalışmaları gözümüzün gördüğü ile beynimizin bildiğinin birbirini ikna edemediği dönüp dönüp tekrar bu mücadeleye girdikleri anlar yaşatıyor. Tahtayı oyup kafasındaki objeyi ortaya çıkardıktan sonra muazzam detaylı bir boyama süreci ile eser tamamlanıyor. Sonuç şaşkınlık verici.

İçi eski para dolu bir koliden başka bir şey olmadığına emin olduğumuz “old money” adlı çalışmasını 70 günde ara vermeksizin tamamlayan sanatçı bu süreçteki aşamaları bir forum sitesinde  fotoğraflar halince paylaşıyor.

Nasıl olsa dönüp dönüp bakacağımız için önce çalışmanın son halini görelim. Sizce de görülen para dolu koliden başka bir şey olamaz değil mi ?

son

TMSF Sarıgül’ün tüm malvarlığına el koydu

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), CHP İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Mustafa Sarıgül’ün banka hesaplarına ve gayrimenkullerine el koydu.

Sarıgül’ün tüm malvarlıklarına el konulma nedeni olarak 1998’de Bank Ekspres’ten 9 kişiyle çektiği 3,5 milyon dolarlık kredinin geri ödenmemesi olduğu belirtildi.

Mustafa Sarıgül ve 9 iş ortağının 1998 yılında,  TMSF bünyesindeki Korkmaz Yiğit’in sahibi olduğu  batık bankalardan biri olan Bank Ekspres’ten 3,5 milyon dolar kredi çektiği ve krediyi geri ödemediği iddia edildi. İddiaya göre, kredi borcu faizleri ile beraber 8 milyon dolara (16 milyon TL) çıkınca TMSF harekete geçti ve Sarıgül’in tüm mal varlığına el konuldu.

Sarıgül : “Bu bir provakasyondur”

TMSF ile herhangi bir borç ilişkisinin olmadığını belirten Sarıgül, “Bu tamamen haksız ve siyasi bir saldırıdır” dedi.

Alınan kararların siyasi bir saldırı olduğunu savunan Sarıgül, “Bu olay tamamen, devletin kurumlarının panik içerisinde siyasete alet edilmesinden ibarettir. Halkın güvenini kaybederek şahsıma yönelik bu siyasi saldırıyı yapanlar, bunun cevabını 30 Mart akşamı sandıkta mutlaka alacaktır” diye konuştu.

Sarıgül, 1998 yılına ait ve kendisi dışındaki kişilerin kredi borcu ile ilişkilendirilmesinin provakasyon olduğunu belirterek, “Ben TMSF’den geçen 16 yıl içerisinde bir mektup dahi almış değilim (…) Bugün avukatım vasıtası ile resmen TMSF’ye başvuru yaparak, benim borçlu olduğumu gösteren bir belge varsa örneğinin tarafıma verilmesini istedim. Ancak böyle bir belge verilemedi, çünkü böyle bir husus kesinlikle söz konusu değildir. ” dedi.

İzmirli bisikletçilerden “otobüsünü üzerime sürme” eylemi

Otobüs kazasında polis otobüs şöförünü kusurlu buldu
Otobüs kazasında polis otobüs şöförünü kusurlu buldu

Geçen Cuma günü günlük bisiklet antremanını yapan İzmirli milli triatlon sporcusu Tuğçe Karakaya, İnciraltı dönüşünde Mustafa Kemal Sahil Bulvarı Karataş mevkiinde Eshot’a ait bir belediye otobüsünün sıkıştırması ve bisikletine çarpması sonucu kaza geçirmişti.

Bir süredir İzmir’de bisiklet yollarının yapılması ve trafikteki araç sürücülerinin yolu bisikletlilerle paylaşmasını sağlamak için eylemler yapan İzmirli bisikletçiler, yarın (Cumartesi) 10:00’da Konak Meydanı Saat Kulesi’nde buluşacaklar.

Facebook’ taki etkinlik sayfasında“Biz bisikletliler, eğitimsiz ve bilinçsiz belediye otobüs şoförleri tarafından öldürülmek istemiyoruz. Eshot ve İzulaş Şoförlerine eğitim verilsin, bilinçlendirilsin. Bisikletlilerin hayatı tehlikeye atılmasın. Artık yeter!  2014 yılında otobüslerin karıştığı bisikletli kaza haberi duymak istemiyoruz.  Yetkililer göreve, otobüs şöförleri eğitime! “ diyen bisikletçiler, “BİSİM projesi İzmir için çok önemli bir gelişme. Belediye bir taraftan gerekli önlemleri almadığı için hayatımızı tehlikeye atıyor. Fakat diğer taraftan geç kalınmış da olsa güzel projelere imza atıyor. Otobüs kazalarını protesto ediyor fakat BİSİM’i alkışlıyoruz” diyorlar.

Konak’ta buluşacak olan eylemciler, Karataş’a geçip, kaza yerinde basın açıklaması okuyacaklar. Ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin BİSİM projesinin açılışına katılacaklar.

Bisikletçiler sürekli eylemdeler

İzmirli bisikletçiler, motorlu araç sürücülerinin yolda kendilerini sıkıştırmasından sürekli olarak rahatsız olduklarını ve sorunu çözmek için çeşitli yollar denediklerini belirtiyorlar. İzmir Büyükşehir Belediyesi Hemşehri İletişim Merkezi (İBB HİM) yoluyla belediyenin, otobüs şöförlerine verdikleri eğitimlerde bisikletçi görselleri kullanılması ve simülasyonlara bisikletçilerin de eklenmesi talebinde bulunulmuştu. Ayrıca, sadece sahil şeridinde ve gezinti amaçlı değil; şehrin bütün yollarında ve sportif aktivite, ulaşım vb. gibi amaçlarla bisiklet sürüldüğünü vurgulayan bisikletçiler, bütün motorlu taşıt sürücülerinin eğitimlerinde bisikletçiler hakkında farkındalık yaratılması gerektiğini belirtmişlerdi.

İzban ve Metro Eylemi başarılı oldu
İzban ve Metro Eylemi başarılı oldu

Dilekçeler yoluyla yapılan isteklerin ve Kent Konseyi’ne iletilen fikirlerin yanı sıra, her ayın son Cumartesi günü yapılan Critical Mass eyleminde toplanan bisikletçiler, motorlu taşıt sürücülerine attıkları sloganlarla amaçlarını anlatırken, yayalara da bisiklet kullanmaya çağrı yapıyorlar. Daha önce İzban ve İzmir Metrosu’na bisiklet alınması ve toplu taşımaya bisikletin entegre edilmesi için internet üzerinden organize olan bisikletçiler başarılı olmuşlardı. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi etrafında bir gün boyunca turlayarak varlıklarını ve taleplerini Büyükşehir Belediyesi’ne iletmek için eylem yapan grup, Başkan Aziz Kocaoğlu ile toplantı yapılmasını sağlamışlardı.

yılın son Critical Mass eyleminden görüntü
2013’ün son Critical Mass eyleminden görüntü

Dilekçelerin gücü adına!

Bisikletçilerin İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Karayolları Müdürlüğüne verdikleri çeşitli dilekçeler ve gelen yanıtları görmek isterseniz İzmir’li bisikletçi Burçak Semerci’nin Dilekçelerin Gücü Adına isimli bloğunu takip edebilir, kendi dilekçelerinizi de arşivlenmesi için kaydedebilirsiniz.

Haber: Güneş Akçay – Yeşil Gazete

(Fotoğraflar: Can Sarı)